Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


On dördüncü asrın başlarında Balıkesir ve Çanakkale taraflarında kurulmuş Türk beyliği. Bu âile soy îtibâriyle 11. yüzyılın ikinci yarısından sonra Orta Anadolu’da bir devlet kurmuş olan Melik Dânişmend Gâziye dayanır. Türkiye Selçukluları, Dânişmendlilerin 1175 yılında Sivas, 1178’de Malatya koluna son vererek bu devleti ortadan kaldırdı. Sonra Dânişmendli âilesi mensupları Selçukluların hizmetine girerek Bizans hudutlarında uç beyi olarak vazîfe aldılar.

Karasi Beyliği Balıkesir, Aydıncık, Bergama, Edremid, Ayazmend, Bigadiç, Başkelenbe, Ezine ve Eski Truva’ya hâkim oldu. Karasi Bey, 1384’te Türk fütûhatına karşı Bizanslılara yardıma gelen Katalanlıları Erdel’de bozguna uğratarak, geri çekilmeye mecbur bıraktı. Moğollar önünden kaçan Saru Saltuk Türklerini kendi beyliği arâzisinde yerleştirmek sûretiyle bölgedeki Türk nüfûsunun artmasına gayret etti.

Kalem Bey ile oğlu Karasi Beyin hangi târihte vefât ettikleri belli değildir. Fakat bâzı kayıtlardan Karasi Beyin 1328’den evvel vefât ettiği anlaşılmaktadır. Karasi Beyden sonra beyliğin büyük kısmı ile merkez Balıkesir’e oğlu Demirhan hâkim oldu. Güneydeki Bergama ve havâlisi ise kardeşi Yahşıhan’ın idâresindeydi. Karasi Beyin üçüncü oğlu Dursun Bey ise, Osmanlı Hükümdârı Orhan Gâzinin yanına sığındı. Yahşî Bey, Bizanslılara karşı 1341 ve 1342 yıllarında iki defâ donanma ile Gelibolu Yarımadasına asker çıkardıysa da muvaffak olamadı. Bizans hükümdârı Kantakuzen ile anlaşma imzâlayıp, geri çekildi. Yahşıhan, 1345’ten önce vefât etti. Osmanlılara ilticâ eden Dursun Bey, kardeşi Demirhan’a karşı Orhan Beyden yardım istedi. 1345 yılında Orhan Bey ile berâber Balıkesir üzerine yürüdüler. Demirhan Bergama’ya kaçtı. Kardeşiyle anlaşmak üzere Bergama önüne gelen Dursun Bey, kaleden atılan bir okla vurularak öldürüldü. Bu durumdan son derece üzüntü duyan Orhan Gâzi, Balıkesir ve çevresini Osmanlı ülkesine katarak, Bergama’yı kuşattı. Demirhan müdâfaayı bırakıp teslim oldu. Bergama’yı Osmanlı sınırları içine alan Orhan Gâzi, Demirhan’ı affederek Bursa’ya yerleştirdi. Bursa’da iki sene kadar yaşayan Demirhan Bey, 1347 yılında vefât etti.

Karasi Beyliğinin Demirhan’a âit kısmının Osmanlılara geçmesi üzerine tecrübeli Karasi ümerâsından Hacı İlbeyi, Evrenos Gâzi, Ece Halil ve Gâzi Fâzıl Bey, Osmanlı Devleti hizmetine geçtiler. Bu beyler Osmanlı Beyliğinin Rumeli’de yayılmasında büyük gayret sarf ettiler.

Diğer taraftan Yahşi Beyin vefâtı ile Truva taraflarına Süleymân Bey hâkim oldu. Süleymân Beyin Yahşı Han ve Demirhan’dan hangisinin oğlu olduğu bilinmemektedir. Bizans tahtı için mücâdele eden Kantakuzen, düşmanlarına karşı düştüğü zor durumdan Süleymân Beyin 1343’te gönderdiği kuvvetler sâyesinde kurtulabildi. Yine 1345 yılında Kantakuzen’e yardıma giden Aydınoğlu Umur Beyin yanında Süleymân Bey de vardı ve Rumeli sâhiline Karasioğulları gemileri ile geçildi.

Süleymân Beyin Truva ve Çanakkale yöresindeki hâkimiyeti 1360 yılına kadar devâm etti. Ancak 1361 yılında Osmanlı tahtına geçen Birinci Murâd Han Karasioğullarına âit bu sâhil bölgesini zaptetmek sûretiyle beyliğe son verdi. Karasioğullarına dâir şimdiye kadar mevcut eser, kitâbe ve sikke bulunamamıştır.


Karasioğulları Beyleri Tahta Geçişi
Karasi Bey (takriben).............................. 1297
Demirhan (Balıkesir’de).............................. (?)
Şücaeddin Yahşihân (Bergama’da)............ (?)
Süleyman Bey (Truva’da) .......................... (?)
Osmanlı hâkimiyeti ................................ 1360



Moskova yakınındaki Oka Irmağının kuzey kıyısında hüküm süren bir Türk hanlığı. Hanlığın ismi burasının ilk hâkimi Kâsım bin Uluğ Muhammed’e izâfeten verilmiştir. Altınordu eski hükümdarı Uluğ Muhammed 1436’da tahtından indirildikten sonra 1437’de Kazan Hanlığını kurdu. 1445’te Moskova PrensiVasily ile yaptığı savaşı kazanarak onu esir aldı. Yapılan antlaşma ile Kâsım, Yılatom, Şatsk ve Temnik kazalarını içine alan bölgenin oğlu Kâsım’a verilmesi sonucunda prensi serbest bıraktı. Böylece kurulan hanlığın başına Uluğ Muhammed’in oğlu Kâsım Han getirildi.

Kâsım’ın Rus topraklarının ortasında kurduğu devletin masrafları, Moskova hazînesinden ve diğer Rus şehirlerinin gelirlerinden sağlanıyor, Kazan Hanlığı adına Moskova kontrol altında tutuluyordu. Fakat enerjik hükümdâr Uluğ Muhammed Hanın kısa bir müddet sonra vefâtı, oğulları arasında taht kavgalarına yol açtı. Fırsatı değerlendiren Moskova Büyük Knezi, Kâsım Hanı destekledi. Rus yardımcı kuvvetleriyle desteklenen Kâsım Han, kardeşi İbrâhim’e karşı harekete geçti ise de, başarı kazanamayarak geri döndü. Bu hâdiseden sonra, zâten Rus topraklarının ortasında kalan Kâsım Hanlığı, Rus knezlerinin Kazan Hanlığını karıştırmak için kullandığı bir âlet durumuna düştü. Devlet, kuruluş gâyesinden tamâmen uzaklaştı. Kırım Hanları ve Astırhanlar Sülâlesinden hükümdârlar başa geçti. Ancak hiçbiri Rusların kontrolünden çıkamadı. Rusların çeşitli bölgelere düzenledikleri seferlere Kâsım Hanları da iştirak ettiler. Gittikçe zayıflayıp benliğini kaybeden Kâsım Hanlığı, 1681 yılında tamâmen ortadan kaldırıldı.

Kâsım halkı arasında kalan Müslümanlar, daha sonra İslâm memleketlerine göçtüler. Bir kısmı ise günümüze kadar orada kaldılar.

Devletin merkezi olan Kâsım şehri, Oka Nehrinin sol sâhili yamacında Oka’ya dökülen iki küçük derenin arasında kurulmuştu. Kâsım Han, burada bir taş câmi inşâ ettirdi. Tahrib edilen bu câminin yerine 1768 senesinde iki katlı başka bir câmi yapıldı. Eski minâresi ise ayakta kalmıştır. Şehirde, hânlık döneminde yapılmış bir çok eser, Ruslar tarafından yakılıp yıkıldı.


Kâsım Hanları Tahta Geçiş
Kâsım Han.............................................. 1445
Danyal Han ............................................ 1468
Nûr Devlet .............................................. 1486
Satılgan Han .......................................... 1491
Canay Han ............................................ 1506
Seyid Avliyar .......................................... 1512
Şâh Ali .................................................... 1516
Can Ali.................................................... 1519
Şâh Ali (ikinci defâ) ................................ 1537
Şâh Ali (üçüncü defâ) ............................ 1552
Sayın Bulat ............................................ 1567
Mustafa Ali.............................................. 1573
Uraz Muhammed.................................... 1600
Tahtın boş kalması ........................1610-1614
Arslan-Han ............................................ 1614
Seyid Burhan.......................................... 1627
Fatma Sultan-Bike.................................. 1679
Rus istilâsı .............................................. 1681


İdil (Volga) Irmağı kıyısındaki Kazan şehrinde kurulmuş bir Türk Devleti. Kuzeydoğu Avrupa’ya göç eden Türkler tarafından 15. yüzyılda kurulup, 16. yüzyılın ortalarında Ruslar tarafından yıkıldı.

Kazan Hanlığı, Volga Bulgarlarının yaşadıkları bölgede, Altınordu Devletinin eski hanlarından Uluğ Muhammed Han tarafından 1437 târihinde kuruldu. Hanlığın ahâlisini Orta Asya’dan gelme yerleşik ve yarı göçebe Türkler ve Finliler meydana getiriyordu. Uluğ Muhammed Han (1437-1445) devleti için gelişmesini mahzurlu gördüğü Moskova Knezliği’ne karşı 1439-1445’te sefere çıkıp, Rus kuvvetlerini bozguna uğrattı ve Knez Vasili’yi esir etti. Ruslar, Kazan Hanlığının hâkimiyetini tanıyıp, harp tazminatı olarak her yıl haraç vermeyi, Kazan memurlarının Rus şehirlerinde vazîfe yapmasını ve Oka Nehri boyunu şehzâde Kâsım’a yurt olarak vermeyi kabul ettiler. Oka Nehri boyunda kurulan “Kasım Hanlığı” sâyesinde Moskova Knezliği kontrol altında tutuldu.

Teşkilâtçı tedbirli, cesur ve akıllı bir idâreci olan Uluğ Muhammed Hanın vefâtıyla oğlu Mahmûd Han (1449-1462) Kazan Hanlığı tahtına geçti. Mahmûd Han devrinde Kazanlılar sulh, sükûn huzur ve refah içinde yaşadılar. Mahmûd Hanın 1462’de vefâtıyla oğlu Halil (1462-1467) ve İbrâhim (1467-1479) Kazan Hanı oldular. İbrâhim Han devrinde taht mücâdeleleri başladı. İbrâhim Hana karşı bâzı beyler Kasım Hanlığının kurucusu Kâsım’ı Kazan Hanı olarak tanıdılar. Türklere karşı fırsat kollayan Moskova Knezliği bu durumu değerlendirerek İbrâhim Hana karşı Kâsım Hanı destekledi. Hânedanlık meselesi Moskova Knezliğinin kontrolünü gevşettiğinden Ruslar, Türklerin hâkimiyetinden kurtulmak için faâliyete geçtiler. Papalık tarafından, Bizans sülâlesinden Sofya ile evlendirilen Üçüncü İvan, 1480’de Türk hâkimiyetinden ayrılarak istiklâlini îlân etti. Kazan Hanlığındaki taht mücâdeleleri 1552 târihine kadar devâm etti.Kazan tahtına sâhib olmak isteyen prensler, Ruslar’dan da teşvik ve yardım alarak iktidar mücâdelesine devâm ettiler.

Kazan Hanlığının iç işlerindeki karışıklıklardan büyük ölçüde istifâde eden Ruslar, 1487 yazında Kazan’a girdiler. Muhammed Emin (1502-1518) Rus taraftârı görünerek, usta bir siyâset tâkib edip 1506’da Rusları Kazan’dan attıysa da bütün tehlikeyi ortadan kaldıramadı. 1521’de Kırım sülâlesinin, 1552’de Astırhanlıların hâkimiyetine geçen Kazan Hanlığı, devamlı Rus saldırılarına uğradı. İlk çar ünvanlı Moskova Knezi olan Dördüncü (Korkunç) İvan Hıristiyan Avrupa’dan silah ve asker de alarak 150.000 kişilik ordusu ve 150 top ile Kazan Hanlığına karşı harekete geçti. Kazan’ı müdâfaa eden şehirdeki 33.000 asker ve dışardaki 15.000 atlı Hanlık kuvvetleri ile Ruslar arasında 1552 yazında şiddetli çarpışmalar meydana geldi. Kazan’daki müdâfilerin huruç harekâtı ve atlı kuvvetlerin saldırıları sonucu Rusları yok etme metodu, Avrupa’dan getirilen toplar ve İngiliz mühendislerinin duvar altı lağım tekniği karşısında tatbik edilemedi. Ağustos başında Kazan’a giren Ruslara karşı sokak muhârebeleri yapıldı. Ruslara karşı en şiddetli mücâdele Kul Şerif Câmii ve Medresesi çevresinde oldu. Seyyid Kul Şerif dâhil bütün medreseliler şehid edildiler. Yâdigar Muhammed Han ve etrâfındakiler esir edildi. Kazanlıların çok azı dışında, genç-ihtiyar, kadın-erkek katliama uğradı. Maddî mânevî kültür eserleri imhâ edilerek şehir ve devletin hazineleri Ruslar tarafından yağmalandı. Kazan ülkesi Rusların hâkimiyetine girince çeşitli târihlerdeki istiklal mücâdeleleri kanlı şekilde bastırıldı. Bugün Kazan’da Rusya Federasyonuna bağlı Volga (İdil) Tatar Cumhûriyeti hâkimdir.

1437-1552 târihleri arasında Kuzeydoğu Avrupa’da hâkim olan Kazan Hanlığı, Türkler tarafından kurulmuştur. Ruslar, Türkleri sevmediklerinden buranın ahâlisine Moğollara izafen Tatar diyerek onları kötülemektedirler.

Hânlıkta yerleşik Bulgar Türkleri ve yarıgöçebe Kıpçak Türkleri hâkimdiler. Hanlığın başında bulunan “Han”, boyları temsilen “Karacılar Dîvânı” ile idârede söz sâhibi idârî, askerî ve dînî temsilciler hükûmeti meydana getirirdi. Saltanat, hânedândan en büyük oğulun hakkıydı. Bütün memleketi alâkadâr eden meseleler için temsilciler heyetinden meydana gelen Kurultay toplanırdı. Kazan Hanlığının iktisâdî temeli tarıma dayanırdı. İslavlara hububat mahsulleri, meyve, bal, balmumu, balık ile çeşitli kürk ve eşyâları ihraç edilirdi. Kazan’da yabancı tüccarlar için ayrı bir bölge kurulmuştu. Her yıl 24 Eylül günü Volga Nehrindeki adada panayır kurularak ülkenin her tarafındaki tüccarlar burada toplanır, alışveriş yaparlardı. Kazan’da saraylar ve câmiler inşâ edilerek, âlimlerin ve dînî müesseselerin bütün ihtiyaçları devlet bütçesinden karşılanırdı. Dânişmend, derviş, hâfız, hâkim, kâdı, molla yetiştirilerek, her Kazanlıislâm dîninin esaslarını öğreninceye kadar câmi, mekteb ve medreselerde okutulurdu. Kul Şerîf Câmii ve Medresesi en meşhur Kazan müessesesidir. Kazan Hanlığı, Ruslar tarafından işgâl edilince maddî ve mânevî eserler yağmalanıp, tahrib edildi. Devlet adamları ve âlimler katliamlarda insafsızca, çocuklar da kadınlarla birlikte öldürüldüler.


Kazan Hanları
Uluğ Muhammed bin Celâleddîn ..(1437-1445)
Mahmûd bin Muhammed..............(1445-1462)
Halil bin Mahmud..........................(1462-1467)
İbrâhim bin Mahmûd ....................(1467-1479)
Ali bin İbrâhim ..............................(1479-1484)
M. Emin bin Mahmûd ..................(1484-1485)
Ali bin İbrâhim ..............................(1485-1487)
M. Emin bin Mahmûd ..................(1487-1495)
Mahmûd bin İbak..........................(1495-1496)
Abdüllâtif bin İbrâhim....................(1496-1502)
M. Emin bin Mahmûd ..................(1502-1518)
Şâh Ali bin Seyyid ........................(1518-1521)
Sahib Giray bin Mengli ................(1521-1524)
Safâ Giray bin Fetih......................(1524-1531)
Can Ali bin Seyyid ........................(1531-1533)
Safâ Giray bin Fetih......................(1533-1546)
Şah Ali bin Seyyid ................................ (1546)
Safâ Giray bin Fetih......................(1546-1549)
Ötemiş bin Safâ............................(1549-1551)
Şah Ali bin Seyyid ........................(1551-1552)
Yadigâr Muhammed bin Kâsım............ (1552)


Alm. Khanat (n), Von Krim, Fr. Khanat (m) de Crimee, İng. Khanate Of Crimea. Kuzey Karadeniz kıyısındaki Kırım Yarımadasında kurulmuş bir Türk devleti. Altınordu Devletinde hânedânlık mücâdelesine katılan sülâle mensupları ve âsi kabîle beylerinin sığınağı Kırım Yarımadasıydı. Burada 14. yüzyıldan îtibâren başlayan hâkimiyet kurma mücâdelesi, 15. yüzyılda Hacı Giray tarafından gerçekleştirildi.

Hacı Giray, Cengiz Hanın oğullarından Cuci’nin küçük oğlu Tokay, Timur soyundan gelmekteydi. Babasının, Kırım’daki taht mücâdelesi sonunda Litvanya’ya göç ettiği ve Kral Vitold’un yanına sığındığı sıralarda dünyâya gelen Hacı Giray, büyüdükten sonra Şirin kabîlesinin yardımıyla Kırım’ı ele geçirdi. Kırım Hanlığını kurma târihi kesin olmamakla berâber, bastırdığı paranın 1441 târihini taşımasından, belirtilen bu târihten daha önceki yıllarda devleti kurmuş olduğu anlaşılmaktadır. Hacı Giray da, diğer hanlar gibi üzerinde hak iddiâ ettiğiAltınordu tahtını ele geçirmek için, Lehistan Kralı ve Moskova Rus Prensi ile anlaşma yapmaktan çekinmedi. Bu arada, Kefe Cenevizlilerine karşı, Fâtih Sultan Mehmed Han ile de anlaştı.

Hacı Giray’ın 1466 târihinde ölümünden sonra oğulları Mengli Giray ile Nur Devlet arasında taht mücâdelesi başladı. Mengli Giray,Osmanlı Devletinin yardımıyla hanlık tahtını ele geçirdi. Fakat vaad ettiği yardımı göndermemesi üzerine yakalanarak İstanbul’a götürüldü. Kardeşi Nur Devlet tahta geçti. 1478 târihinde Mengli Giray’ın; Kırım Hanlarının tâyin ve azil haklarını Osmanlı pâdişâhına veren, pâdişâhın açacağı seferlere Kırım hanının da katılmasını kabul eden bir antlaşma yapması üzerine, İstanbul’dan Kırım’a han tâyin edildi. Mengli Giray’ın üçüncü defâ Kırım hanı olması üzerine kardeşleri Nur Devlet ve Haydar, Moskova’ya kaçtılar. Mengli Giray, Osmanlı himâyesinde tahtı ele geçirmesiyle, papalığın teşvik ve yardımlarıyla devamlı genişleyen Moskova Knezliğine karşı, Kırım Hanlığını garanti altına aldı. Kırım kuvvetleri ilk defâ Sultan İkinci Bâyezîd Hanın 1484 Akkerman Seferine katıldı. Osmanlılar ile münâsebetini arttıran Kırım Hanlığı ile 18. yüzyılın sonuna kadar askerî, siyâsî, iktisâdî, kültürel işbirliği yapıldı. Kırım hanı, 1502’de Saray şehrine hücum ederek Altınordu Devletinin yıkılmasına sebeb oldu. Moskova Knezliği, 1502 yılına kadar Altınorduluların korkusundan Kırım’a muhtaç olup, Mengli Giray ile iyi geçinirken, bu târihten sonra Rusya, Mengli Giray’ın düşmanlarıyla anlaşarak Kırım’a karşı cephe almaya başladı. Mengli Giray da, Litvanya ve Lehistan Kralı Dördüncü Kazimir ile Rusya’ya karşı anlaşarak Osmanlı Devletinden başka bu Avrupa devletleriyle de ittifak kurdu.

Mengli Giray’ın 1514’te ölümüyle tahta geçen oğlu Mehmed Giray ile Kazan tahtına getirilen Sâhip Giray da Rusya’ya karşı birlikte hareket ettiler. Mehmed Giray 1521’de Moskova’yı kuşatıp, Rusları yenerek onları haraca bağladı. Ruslar, bu haracı Deli Petro(1682-1725) zamânına kadar ödediler. Mehmed Giray’ın 1523 târihinde Astrahan Seferinden dönüşünde Nogayların yaptıkları baskınla öldürülmesinden sonra yerine geçen hanlar, Rusya ile mücâdeleyi devâm ettirdiler. Bu hanlar arasında Sâhip Giray (1532-1551) ve Devlet Giray (1551-1577) devrinde Ruslara karşı yapılan mücâdele başarılı oldu. Devlet Giray’ın hanlığı sırasında Kazan ve Astrahan, Rusların eline geçti. Bu enerjik han, adı geçen şehirleri geri alabilmek için Ruslarla çetin çarpışmalar yaptı. Yine bu han zamânında, Kırım Hanlığı için tehlikeli görülen Nogaylar, Özi Irmağının batısına, Turla ve Tuna arasına yerleştirildi. Rus yayılmasına karşı tedbir alınarak Doğu Avrupa’ya Orta Asya’dan Türk boylar getirilerek yerleştirildi. Bucak (Basarabya)a Müslümanlar yerleştirilerek, kuvvet dengesi sağlandı. Kafkasya’daki Çerkezler ve Kıpçak bozkırlarındaki yerli ahâli ile münâsebetler kuvvetlendirilerek Kırım hanının ve Osmanlı sultanının otoritesi buralarda hâkim kılındı. Osmanlılar, Orta Asya’daki Türkleri Rusya’ya karşı desteklemek ve münâsebet kurmak için Don-Volga kanal projesine başladılar.

Devlet Giray’ın 1577’de ölümünden sonra, Kırım’da taht mücâdelesi başladı. 1588 târihinde tahtı ele geçirmeyi başaran ve “Bora” ünvânı ile tanınan İkinci Gâzî Giray Han, ülkede birlik ve berâberliği tesis ederek, Osmanlıya sadâkatini arz etti. Daha sonra da rakîbi Murat Giray’a yardım eden Moskova hâkimi Çar Feodor üzerine yürüdü. Fakat Osmanlı Devletinin Avusturya ile yaptığı savaşa katılmak için harbi bırakıp Ruslarla anlaşma yapmak zorunda kaldı (1592). Anlaşmaya göre Çar, on bin ruble vergi ve belirli hediyeler göndermeyi kabul etti.

İkinciGâzi Giray, Osmanlı-Avusturya savaşlarında büyük başarılar kazandı ve Boğdan Beyinin itâat altına alınmasını sağladı. Osmanlı Devletinin 17. yüzyıl başlarında Avrupa’da yaptığı savaşlara katılan bu yiğit Han, 1607 târihinde vebâdan öldü. İkinci Gâzi Giray’ın ölümünden sonra Kırım’da hanlık mücâdelesi, yıkılış târihi olan 1792’ye kadar devâm etti. Bu arada Kırım Hanlığı, 17. yüzyıl başlarından îtibâren tesirlerini göstermeye başlayan Rus Kazaklarla da mücâdele etti. Osmanlı Devletinin Lehistan’a karşı, Kazak Atamanı Droşenko’yu desteklemesi sonucunda 1672’de Lehistan’la ve arkasından Ruslarla 1678’de yapılan savaşlarda, Kırım Hanlığının büyük yardımları görüldü. Ruslarla yapılan 1678 Savaşı sonunda, Osmanlı Devleti Ruslarla görüşme yapma yetkisini Kırım Hanlığına verdi. O sırada tahtta bulunan Murat Giray, Rus temsilcileri ile yirmi yıllık bir barış antlaşması imzâ etti. 1683 târihinde, Viyana Kuşatması sırasında, Murat Giray, sadrâzamdan intikam almak gâyesi ile, ilerleyen Jan Sobieski idâresindeki Leh kuvvetlerini önlemedi ve bozguna sebep oldu. Bu yüzden azledilerek, yerine İkinci Hacı Giray getirildi. Hanlığın şahsî sebeplerle Osmanlı kuvvetlerini Haçlılar karşısında yalnız bırakması, ileride başına gelen felâketlere sebeb oldu. İkinci Hacı Giray’ın çok kısa süren hanlığından sonra, 1684’te Selim Giray, Rusların (1687-1689) ve Lehlilerin (1687-1688) yaptıkları saldırıları yiğitçe püskürttü.

Karlofça Antlaşması(1699) ile Azak Kalesini alan Ruslar, Kırım’a ödedikleri yıllık vergiyi de kestiler. On sekizinci yüzyılda, Rus ve Avusturya kuvvetlerinin, Osmanlı Devleti ile yaptıkları savaşlar sırasında, Ruslar, Haziran 1736’da Kırım Hanlığının merkezi Bağçesaray’ı yağma ve tahrib ettiler. Kırım’ın diğer bölgeleri ve şehirleri de bu tahripten kurtulamadı. 1768-74 Osmanlı-Rus muhârebelerinde Bucak 1770’lerde, Kırım Yarımadası da 1771’de, Ruslar tarafından istîlâ edildi. Savaşı sona erdiren 21 Temmuz 1774 târihli Küçük Kaynarca Antlaşması ile Kırım, Osmanlı himâyesinden çıkartılıp, siyâsî ve mülkî idâre bakımından bağımsız hâle getirildi. Ahâlisi Müslüman olan Kırım, dînî bakımdan yine Osmanlı Devletine bağlı kalacaktı.

Rusya, Kırım’daki Osmanlı kuvvetlerini çektirmeye Küçük Kaynarca Antlaşmasıyla muvaffak olunca “sıcak denizlere inme” siyâseti dolayısıyla, bütün harp metotlarını tatbik etmeye başladı. Kırım’da başlayan hanlık mücâdelesine karışan Ruslar, 1777’de Rus tarafdârı olan Şâhin Giray’ın han olmasını sağladılar. Osmanlı taraftârı olan Bahadır Giray, hanlık mücâdelesinde Şâhin Giray karşısında başarılı olamadı. Tam mânâsıyla Rus taraftarlığı yapan ve Ruslar gibi yaşamaya başlayan Şâhin Giray’a Kırımlılar, “kâfir”gözüyle bakmaya başlayıp onu istemediler. Sonunda Kırım’dan Türkiye’ye göçler başladı. Bu durumu değerlendiren Ruslar, Türklerin boşalttıkları yerlere, yetmiş beş bin Rus göçmeni yerleştirdiler. 1779’da yapılan Aynalıkavak Antlaşması ile, Kırım hanlarının serbestçe seçilmesi, Rus askerlerinin Kırım’dan çekilmesi, Osmanlı Devletinin Şâhin Giray’ı tanıması maddelerinin kabul edilmesine rağmen, antlaşma kâğıt üzerinde kaldı. Çünkü Ruslar, antlaşmaya uymadılar ve askerlerini çekmediler. Kırım’ı ilhak edebilmek için, Kırım ahâlisini tahrik yoluna gittiler. Osmanlılar da Çerkez ve Kuban Türklerini Rus tahriklerine karşı desteklediler.

Şâhin Giray, Ruslardan da yardım alarak Kırım’ı Osmanlılardan ayırıp, Rus tipi bir ordu ve idârî teşkilatlanmaya gitti. Kırımlılar buna karşı çıkıp, harekete geçtiler. Şâhin Giray Ruslara sığındı. Osmanlıların desteklediği Bahadır Giray, 1782’de tahta geçti. Fakat Rus Generali Potemkin ile geri dönen Şâhin Giray, 8 Nisan 1785’te hanlığı tekrar ele geçirdi. Bu arada Rus askerleri otuz bin Kırımlı Türkü acımadan öldürdüler. Aynı târihte Ruslar, Kırım’ı ilhak ettiklerini de resmen îlân ettiler. Osmanlı Devleti bu târihte içinde bulunduğu durum dolayısıyla Rusya’ya karşı yeni bir sefer tertîb edemedi. Şâhin Giray ihânetlerinin mükâfâtı olarak, Ruslardan hanlığını devâm ettirmelerini beklerken, işlerine yaradığı müddetçe büyük îtibar göstermiş olan Ruslar Kırım’ı ilhak ettikten sonra ona yüz vermediler. Şâhin Giray İstanbul’a gitmek mecbûriyetinde kaldı. Fakat önce Rodos’a sürüldü. Sonra da îdâm edildi (1787). Osmanlı Devleti, Kırım’ın kurtarılması için Ruslarla yeni bir harbe girişti ise de muvaffak olamayıp, 1792 Yaş Antlaşması ile Kırım’ın Rusya’ya ilhakını kabul etti. Osmanlılar, Kırım’ı Rus istilâsından kurtarmak için çok uğraştılarsa da bir türlü muvaffak olamadılar. 1853-1855 târihleri arasında yapılan Kırım savaşında da istenilen netîce sağlanamadı (Bkz. Kırım Savaşı). Rus işgâlindeki Kırım 1918’de Almanlar tarafından işgâl edildi. Daha sonra Beyaz Rus hükûmetinin merkezi oldu.

1921’de Muhtar Kırım Sovyet Cumhuriyeti kuruldu. Ancak İkinci Dünyâ Savaşı esnâsında Almanlarla işbirliği yaptıkları iddiasıyla Cumhuriyet dağıtılıp, halkı sürgün edildi (1945). Kırım Türklerinin başlattığı anayurda dönüş mücâdelesi, doksanlı yıllarda hâlâ devam etmektedir. Kırımlı liderlerden Mustafa Cemiloğlu ve birçok Kırımlı âile, Kırım’da kurdukları çadırkentlerde yaşama mücâdelesi vermektedir.

Kırım Hanlığının kültür ve teşkilâtı, Altınordu veOsmanlı Devletinde olduğu gibidir. On beşinci yüzyıldan îtibâren; Kırım Yarımadası, Kabartay, Kıpçak ve Taman bölgelerinde hâkimiyet süren Kırım Hanlığının merkezi, Bahçesaray şehridir. Hanlık dîvânındaki Karaçi Beyleri Altınordu ananesine göre hareket ederlerdi. Hanlığın birinci veliahdına “Kalgay”, ikincisine “Nûreddîn” denirdi. Devlet işleri, Hanın başkanlığında; Kalgay veNûreddîn’le birlikte, Bucak, Yedisar ve Kuban seraskerleri, Şirin Beyi, müfti, uluağa denilen vezir, kadıasker, hazînedarbaşı, defterdar, aktaçıbey, kilercibaşı, dîvân efendisi, kâdıasker nâibi, Bağçesaray kâdısı ve kullar ağası tarafından idâre edilirdi. Toprak, Han âilesi ve mirzalar arasında timar olarak dağıtılırdı. Buna karşılık timar sâhipleri, Kırım Hanlığına asker beslerdi. Kırım askerleri, umûmiyetle atlı olup ateşli silahları, Osmanlılardan temin edilirdi. Kırım süvârileri, Moskof üzerine akın yapmakta gâyet usta muhâriptiler. Kırım hanları, kuvvetli zamanlarında Moskova’dan ve Lehistan’dan “tıyış” adı verilen yıllık vergi alırlardı. Osmanlı seferlerine Kırım kuvvetleri de katılırdı.

Kırım hanları, pekçok mîmârî eserler bırakmışlardır. Gözleve’deki Han Câmii, 1552’de Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. Karagöz kasabasındaki Koleç Mescidi, Karasu’daki Şor Câmii, kervansaray ve büyük hamam, Yenikale surları, Kerç’te Bayezîd Câmii, Mustafa Çelebi Câmii, medrese ve hamam, Bahçesaray’daki Han Sarayı ve civarında bulunan türbe 16-17. yüzyıllarda yapılmış belli başlı Kırım eserleridir.



Sultan Alparslan’ın kardeşi Kara Arslan Kavurd Bey tarafından Kirman’da kurulan devlet. Büyük Selçuklu Devletinin kurulmasında önemi büyük olan Dandanakan Savaşı kazanıldıktan sonra Merv’de toplanan Selçuklu büyükleri, o zamâna kadar ele geçirilmiş ve geçirilecek toprakların idâresini hânedân üyeleri arasında paylaştırdılar. Bu paylaştırma sırasında Tabes vilâyeti ile Kirman bölgesi ve Kuhistan havâlisi Kara Arslan Kavurd Beye verilmişti. Melik Kavurd, mâiyetinde bulunan beş-altı bin Türk süvârisi ile kendisine verilen Kirman bölgesine girdi. Bölgeye hâkim bulunan Büveyhî emîrinin nâibi Behram bin Leşkeristân, Türklere karşı koyamayacağını anladı ve Kirman’ın merkezi olan Berdesîr’e çekilerek müdâfaaya başladı. Bir süre sonra Melik Kavurd ile anlaşmak mecbûriyetinde kaldı. Behram, eman dileyerek şehri teslim etmeye ve kızını Kavurd Beye vermeye râzı oldu. Bunun üzerine Kirman 1048 senesinde Kavurd’un idâresi altına girdi. Böylece 1186 yılına kadar devam edecek olan Kirman Selçuklu Devletinin temeli atılmış oldu. Melik Kavurd’un hâkim olduğu Serd-sîr bölgesi, burada yaşıyan halkı besleyecek kadar verimli değildi. Kirman’ı besleyen Germ-sîr bölgesi, Kufs denilen dağlı kavmin elinde idi. Melik Kavurd, tâkib ettiği siyâset netîcesinde âni bir baskınla Kufs kavmini dağıtarak Kirman’a tamâmiyle hâkim oldu (1051).

Melik Kara Arslan Kavurd. Hürmüz Emîri Bedr Îsâ Çâşû’nun sağladığı gemilerle Umman’a sefer düzenledi. Bu Selçuklu târihinde gerçekleştirilen ilk deniz aşırı seferdi. Selçuklu ordusu Umman sâhillerine çıktığı zaman, şaşkınlık içinde kalan Büveyhî emîri, askerini toplamaya fırsat bulamadı ve gizlenmeyi tercih etti. Kavurd, hiçbir mukâvemetle karşılaşmadan Umman’a hâkim oldu. Kavurd bundan sonra Fars bölgesi üzerine sefere çıktı. Fars bölgesinde o sırada Şebânkâre emirlerinden Fazlûye hâkimdi. Kavurd, ilk önce bölgenin merkezi olan Şîrâz üzerine yürüdü. Fazlûye şehri terk ederek Cehrem Kalesine sığındı. Şîrâz’ı ele geçiren Kavurd, 1062 yılında Fars bölgesine de hâkim oldu.

Büyük Selçuklu Sultânı Tuğrul Beyin 1063 yılında ölümü üzerine Kavurd da amcasının yerine sultan olmak için harekete geçti. Fakat kardeşi Alparslan’ın tahta çıktığını haber alınca İsfehan’dan geri dönerek onun sultanlığını tanıdı. Bu sırada Fazlûye, Fars’ı tekrâr ele geçirmek için harekete geçti ise de, Kavurd’a mağlûb olarak geri döndü. Bunun üzerine Sultan Alparslan’dan yardım istedi. Kavurd’un daha fazla kuvvetlenmesini ve hâkimiyet sâhasının genişlemesini istemeyen Sultan Alparslan, Fars üzerine yürüyerek, bölgeyi Fazlûye’ye iâde etti. Bir süre sonra Melik Kavurd, vezîrinin teşviki ile isyân etti. Alparslan bu durumu öğrenince, hemen Kirman üzerine yürüdü. Öncü kuvvetler arasındaki muhârebeyi kaybeden Kavurd kaçtı ise de, Sultan Alparslan tarafından affedildi. Melik Kavurd 1073 yılında bu defa Sultan Melikşah’la giriştiği mücadeleyi kaybetti ve öldürüldü. Kavurd, âdil bir komutan ve devlet adamı idi. Cömertliği ve iyi idâresi ile halkı memnûn etmiş, zamânında Kirman halkı bolluk ve refâha kavuşmuştu. Onun zamânında Kirman, en parlak devirlerinden birini yaşadı. Melik Kavurd’un vefatı üzerine yerine geçen oğlu Kirmanşah’ın hükümdârlığı bir sene sürdü.

Kirmanşah’ın ölümünden sonra, Kavurd’un küçük oğlu Hüseyin tahta geçti. Fakat Hemedan’da tutuklu bulunduğu hapisten kaçan Kavurd’un diğer oğlu Sultanşah, kardeşini tahttan indirerek yerine geçti (1074). Bir süre sonra Sultan Melikşah büyük bir ordu ile Kirman üzerine yürüdü. Kaynaklarda bu seferin sebebi zikredilmemektedir. Kalabalık Selçuklu ordusuna karşı koyamayacağını anlayan Sultanşah, Melikşah’ı kendisi karşılayarak, ona büyük hediyeler takdim etti. Bunun üzerine Melikşah, onu affederek yerinde bıraktı ve itâat edeceği husûsunda verdiği sözde durması için yemîn ettirdi. Melikşah, Berdesir önünde on yedi gün kaldıktan ve kızlarından birini Sultanşah ile evlendirdikten sonra İsfehan’a döndü(1080) Sultanşah, 1085 senesi Ocak ayında hastalanarak öldü.

Sultanşah’ın yerine kardeşi Turanşah geçti. Turanşâh, askeri için kışlalar yaptırdı. Çeşitli îmâr faaliyetlerinde bulundu. Diğer yandan Kavurd’un ölümünden sonra Kirman Selçukluları, Fars eyâletinin hâkimiyetini kaybetmişlerdi. Sultan Melikşah, bu bölgenin idâresini Emirüddevle Humar Tigin’e vermişti. Bu emîrin idâresi sırasında Fars bölgesinde âsâyiş bozulmaya başladı. Durumdan faydalanan Turanşah, Fars üzerine iki sefer düzenledi. Birincisinde mağlûb oldu ise de, ikincisinde zafer kazanarak bu bölgeyi ele geçirdi. İsyan eden Umman halkını itaat altına aldı.

Çok âdil ve iyi ahlâklı olan bir hükümdâr olan Turanşah on üç senelik bir saltanattan sonra 1097’de öldü.

Turanşah’ın yerine oğlu İranşah geçti. İranşah çevresindeki bâzı kişilerin etkisi ile bir müddet sonra sapık Bâtınî yolunu kabul edince, halka kötü davranmaya başladı, kâdı ve âlimlerden bâzısını öldürdü. Bu duruma dayanamayan halk, şeyhülislâm ve kâdılara mürâcaat etti. Şeyhülislâm ve zamânın kâdıları, davranışları sebebiyle, İranşah’ın tahttan indirilmesi için fetvâ verdiler. Halk, verilen fetvâ üzerine ayaklandı. İranşah önce af diledi. Sonra kaçmaya çalıştı ise de, yakalanarak öldürüldü (1101). Bu olaylar ve şehzâdeler arasındaki taht mücadeleleri Kirman Selçuklu Devletini yıkılma noktasına getirmişti. Ancak bu sırada tahta çıkan Kirmanşah’ın oğlu birinci Arslanşah, Sultan Sencer’in hâkimiyetini tanıdı. Saltanatta bulunduğu 1101-1142 yılları arasında Kirman Selçukluları parlak bir dönem yaşadı. Fars bölgesini hakimiyeti altına aldı. Îmâr faaliyetleri arttı. Arslanşah 1142’de isyan eden oğlu Muhammed tarafından tahttan indirildi.

Muhammed (1142-1156) ve ondan sonra tahta çıkan Tuğrulşah (1156-1170) dönemlerinde saltanat mücâdeleleri ve iç karışıklıklar sonucu devlet zayıflamaya başladı. Önce Irak Selçuklularının hâkimiyeti altına giren devlet 1180 yılından îtibâren Oğuzların saldırılarına mâruz kaldı. Bilhassa Tuğrulşah’ın oğulları İkinci Arslanşah, Behramşah ve İkinci Tuğrulşah arasında çıkan saltanat mücâdelesinden faydalanan Oğuzlar Kirman’a üst üste akınlar düzenlediler. 1186 senesinde Kirman’a giren Oğuz Beyi Melik Dinar İkinci Muhammedşah’ın Irak’a gitmesinden de istifade ederek Kirman Selçuklu Devletine son verdi.

Kirman Selçuklularının başında bir melik bulunmakta idi. Melikten sonra atabeg gelirdi. Atabeg, vilâyetleri idâre ile görevlendirilen, henüz küçük yaşta olan şehzâdelere hoca sıfatıyla tâyin ediliyor ve onların devlet işlerinde yetişmelerini sağlıyordu. Saray teşkilâtı Büyük Selçuklulardaki gibiydi. Sarayda; Üstâd-üd-Dâr, Silâhdârlık, Ahurdarlık, emîr-i câmehane, Hansâlârlık, Candârlık, Bâzdârlık, Nedîmlik, serhengler, Saray muallimliği, Mutripler, Sâkîler ve Hademeler bulunurdu.

Devlet teşkilâtı da Büyük Selçuklu Devletininki gibiydi. Devlet işleri Dîvân-ı Âlâ’da görüşülüp, karâra bağlanırdı. Bundan başka Büyük Dîvân, İnşâ Dîvânı, İstifâ Dîvânı, İşrâf Dîvânı, Dîvân-ı Arz, Berîd Dîvânı adını taşıyan çeşitli devlet işlerinin görüldüğü kuruluşlar da vardı.

Kirman ordusu, çeşitli unsurlardan meydana gelirdi. Ordunun çekirdeğini çeşitli boylardan toplanmış Türklerin teşkil ettiği boy birlikleri meydana getiriyordu. Gulâmlar, (kölelikten yetiştirilenler) ordunun ikinci büyük kısmını meydana getiriyordu. Her sultânın, şehzâde, atabeg, emir, sivil ve askerî devlet erkânının kendilerine bağlı gulâmları vardı. Bunlar sâhipleri tarafından yetiştirilirlerdi.

Kirman Selçuklu melîkleri, kültür ve îmâr faaliyetlerine çok önem vermişler, halkın kültür seviyesinin yükselmesi için büyük gayret göstermişlerdi. Melikler ve devlet adamları bir çok âlim, şâir ve ilim adamını himâye etmişlerdir. Efdaleddîn Ebû Hamid Ahmed, Ezrâkî, Burhânî, Ebü’l-Hüseyn Kutbulevliyâ, Şeyh Cemâleddîn Ahmed, İmâm Ebû Abdullah Muhammed, İsmâil bin Ahmed Nişâbûrî, Şeyh Burhâneddîn Ebû Nasr Ahmed, Kâdı Ebü’l-Âlâ Ali Semânî, Kirman Selçukluları zamânında yetişen belli başlı âlimlerdendir.

Kirman Selçuklularında îmâr faaliyetleri Kavurd zamânında başladı. Kavurd, önce Sîstan ve Derre yolu üzerine bir derbend inşâ ettirdi ve Derre’ye bir han ile hamam yaptırdı. Melik Kavurd’un ölümünden sonra îmâr faaliyetleri bir süre durdu ise de Birinci Turanşah devrinde yeniden başladı. Önce kendisi için bir saray ve köşk, bu sarayın güney kısmında Ulu Câmi ve birbirine bitişik olmak üzere medrese, hankâh, bîmâristân, hamam ve ribat gibi hayır kurumları yaptırdı. Birinci Arslanşâh da babası gibi îmâr faaliyetlerine devâm ederek, Berdesir, Bem ve Ciruft şehirlerinde medrese, ribât ve mescitler yaptırdı. Onun yaptırdığı en önemli eser, Mescid-i Melik’deki kütüphânedir. Bu kütüphânede fen ilimleri ile ilgili beş bin kitap vardı. Kirman Selçukluları da, onların atabegleri de îmâr faaliyetlerinde bulundular.

Kirman’da bugün var olan ve Selçuklu devrinde yapıldığı anlaşılan, fakat kimin yaptırdığı bilinmeyen birçok sanat eseri bulunmaktadır.


Kirman Selçukluları Melikleri Tahta Geçişi
Kavurd .................................................... 1048
Kirmanşah .............................................. 1073
Hüseyin .................................................. 1074
Sultanşah .............................................. 1074
Turanşah ................................................ 1085
İranşah .................................................. 1097
Arslanşah .............................................. 1101
Birinci Muhammed.................................. 1142
Tuğrulşah .............................................. 1156
Behramşah ............................................ 1170
İkinci Arslanşah ...................................... 1170
Behramşah (İkinci defâ) ........................ 1171
İkinci Arslanşah (İkinci defâ) .................. 1172
Behramşah (Üçüncü defâ) .................... 1175
İkinci Muhammedşah ............................ 1175
İkinci Arslanşah (Üçüncü defâ) .............. 1175
İkinci Turanşah ...................................... 1177
İkinci Muhammedşah (İkinci defâ).......... 1183
Oğuz işgâli.............................................. 1186


Afganistan’da yaşayan Halaç Türklerinin bir kolu ve bunların Hindistan’da kurdukları hânedân. Lûdîlerden bir kısmı, Delhi Türk Sultânı Fîrûz Şâh, Üçüncü Tuğluk devrinde Hindistan’a göç ettiler.

Tuğluk Hânedânının ortadan kalkması ile devletin iç siyâsetinde söz sâhibi olmaya başladılar. Delhi’ye hâkim olan Seyyidlerin, hanedânın Türk ve Afgan askerî sınıflarına seçilmesi Lûdîlerin işlerini daha da kolaylaştırdı. Seyyidlerden Âlemşâh’ın tahttan çekilmesi üzerine, Serhend ve Lahor eski vâlisi ve Lûdî reisi Behlül Lûdî, Delhi tahtını ele geçirdi (1451).

Behlül Lûdî içerdeki durumunu sağlamlaştırmak için çeşitli tedbirler aldı. Dağlık bölgelerde yaşayan Afganlıları kitleler hâlinde Kuzey Hindistan düzlüklerine yerleştirdi. Delhi’yi aldığı zaman, hazînesindeki bütün parayı Lûdî Afganlarına dağıtarak kendisi de herkes kadar pay aldı. Delhi’yi kuşatan Cavnpûr Sultânını yendikten sonra, Cavnpur’u işgâl etti (1478).

Behlül, çok mütevâzî olmaya, büyük oymak başkanlarına kendisi ile aynı derecedeymiş gibi davranmaya, her işi onlarla istişâre ederek yapmaya, kendisiyle görüşmek isteyen herkesi kabul etmeye, hiçbir zaman beylerini taht üzerinde otururken kabul etmemeye ve onları ayakta bırakmamaya önem verdi. Behlül Lûdî, 1489 senesinde ölünce, epey çekişmeli geçen toplantılardan sonra beyler, oğullarından Nizâm Hanı, İskender lakabıyla tahta geçirdiler. İskender Lûdî, 1495 senesinde Bihar’ı fethetti. Bengal Devleti ile antlaşma yaptı. Merkezî otoriteyi temin edip, ıktâların hesaplarını ciddî şekilde denetleyip devletinin hakkını aldı. O da, beylerine babası gibi arkadaşça davranırdı. Çok dindâr olup, hayır sâhibi bir kimseydi.

1517 senesinde vefât eden İskender Lûdî’’nin yerine oğlu Sultan İbrâhim geçti. Sultan İbrâhim’in beylerine karşı davranışı dede ve babasından çok farklı idi. Çevresini kırdı. Sultan İbrâhim’in beylerine karşı şüphelerinin artması ve birçoğunu gizlice yakalatıp, öldürmesi üzerine, bir grup bey, Kâbil Sultânı Bâbür Şâha başvurup, Hindistan’a dâvet ettiler. Bâbür Şâh, çeşitli hazırlık ve deneme seferlerinden sonra, 1526’da Hindistan’a yaptığı son seferde, Delhi’nin kuzeyinde Pânî Püt’te Sultan İbrâhim’in ordusunu bozguna uğrattı. Sultan İbrâhim savaş esnâsında öldü. Böylece Delhi Afgan Sultanlığı (Lûdîler) de sona erdi. Toprakları, Bâbür’ün eline geçti.


Lûdîler
Behlül Lûdî ....................................1451-1489
İskender Lûdî..................................1489-1512
İbrâhim Lûdî ..................................1512-1526
Bâbür hâkimiyeti .................................... 1526
Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
3 Ramazan 1438
Miladi:
29 Mayıs 2017

Söz Ola
Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payitahtı olmalıdır.
Fatih Sultan Mehmed Han
Osmanlılar Twitter