Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


On dördüncü asrın ikinci yarısında Doğu Anadoluda devlet kuran bir Türkmen hânedânı. Karakoyunlu oymağı, Karakoyunlu Devletinin çekirdeğini teşkil etmiştir. Sadlu, Baharlu, Duharlu, Karamanlu, Alpagut, Çakırlu, Ayunlu, Bayramlu, Ağaç-eri, Düğer ve Hacılu oymakları halkları da Karakoyunlu Devletinin ahâlisiydi. Yaklaşık otuz bin çadırdan müteşekkil olan Karakoyunlular, Cengiz Hanın hücûmu üzerine Töre Bey idâresinde Türkistandan Mâverâünnehire, adan da İran yoluyla Doğu Anadoluya göç etmişlerdi. Töre Bey, Kara Yûsufun yedinci atası olup, Oğuz Hanın tunlarındı.

Karakoyunluların siyâsî bakımdan ehemmiyet kazanması İlhanlı Hükümdârı Ebû Saîd Bahadır Hanın ölümü ve içerde Moğol noyanlarının bir mücâdeleye girişmeleri ile başlar. Karakoyunlular, ilk zamanlarda, Traktaki Celâyir âilesinin ve Çobanoğullarının hizmetindeydiler. On dördüncü yüzyılın başlarında, Karakoyunluların reisleri, Bayram Hoca idi. Bayram Hoca, Sincar Hâkimi Pîr Muhammedi öldürerek emîrliği ele geçiren Hüseyin Beyin maiyetinde bulunuydu. Daha sonra Hüseyin Beyi tadan kaldırarak yerine geçti (1351). Hüseyin Beyin ölümünden sonra, Türkmenlerin büyük bir kısmı Bayram Hocanın emîrliğini tanıdılar.

1370 yılından îtibâren fetih hareketine girişen Bayram Hoca; Sürmelü, Alakilise, Hoy ve Nahcivan havâlilerine hâkim oldu. 1374te Musulu zaptetti ve şehir, devletin yıkılışına kadar, Karakoyunlu Hânedânının elinde kaldı.

Erzurumdan Musula kadar uzanan sahayı hâkimiyeti altına alarak, Karakoyunlu kabîlesini târih sahnesine çıkaran Bayram Hoca, 1380 senesinde ölünce, yerine kardeşi Türemişîn oğlu Kara Mehmed geçti. Kara Mehmed, Celâyirlilere bağlı kalmak şartıyla, babasından kalan yerleri elinde tutmasını başardı ve kızını Celâyirli Sultânı Ahmede vererek, bu bağlılığını kuvvetlendirdi. Kara Mehmed Bey, 1383 senesinde Musul hacılarının yolun kesip, mallarını yağmalayan Caber Hâkimi Sâlim Beyin üzerine yürüdü, onu büyük bir bozguna uğrattı ve arâzisini yağmaladı. 1387 senesinde Erzincan Emîri Mutahharten ile Akkoyunlular arasında başlayan mücâdele, Mutahhartenin mağlûbiyetiyle sonuçlanınca; Erzincan emîri, Karakoyunlu Kara Mehmedden yardım istedi. Akkoyunlular ile öteden beri mücâdele içinde olan Kara Mehmed, Mutahhartenin yardımına koştu ve Akkoyunluları ağır bir mağlûbiyete uğrattı. Akkoyunlu Ahmed ve kardeşi Hüseyin beyler, Kâdı Burhâneddîne sığındılar.

Mehmed Bey, 1307de Karabağ üzerinden Anadoluyu istilâya teşebbüs eden Tîmûrlu kuvvetlerini bozguna uğrattı. Birçok Tîmûrlu emîri bu çarpışmada öldürüldü. 1388 senesinde Tebriz şehri için Kara Mehmed Bey ile Celâyirli emîrlerinden Şebli ve Şâh Ali arasında büyük bir mücâdele başladı. Şebli komutasındaki Celâyir dusuyla, Heştrudda karşılaşan Karakoyunlular, bu duyu büyük bir bozguna uğratırken, Şebliyi de öldürdüler. Bu hâdisenin akabinde Kara Mehmed Bey, Kara Hasan adındaki bir Türkmen emîriyle giriştiği mücâdele sırasında 1389 yılında öldürüldü.

Kara Mehmed Beyin ölümünden sonra yerine oğlu Kara Yûsuf geçti (1389). Hükümdârlığının ilk yılları iç karışıklıklarla geçen Kara Yûsuf Bey, 1392de Tîmûr Hanın (1370-1405) tabiiyet teklifini kabul etmeyip mücâdeleye girişti. Tîmûr Hanın Anadoludan ayrılmasını fırsat bilerek Ercişi ele geçirdi. Tîmûr Hanın Van ve çevresinin idâresine tâyin ettiği Emîr İzzeddîn Şîr, yanındaki Çağatay askerleri ile birlikte Kara Yûsufun üzerine yürüdü. Yapılan küçük çapta bir çarpışmanın ardından iki taraf arasında barış sağlı. Kara Yûsuf geri çekilirken, Avnik Emîri Atlamışın dört yüz atlı ile İzzeddîn Şîr ve Çağatayların yardımına gitiğini gördü ve Erciş Ovasında bir gece baskını ile Atlamışı esir alarak, askerlerinin büyük bir bölümünü öldürdü. Kara Yûsuf, daha sonra Atlamışı, Memlûk Sultânı Berkuka gönderdi ve ada hapsedildi.

Tîmûr Han, Hindistan Seferini büyük bir başarı ile tamamlayarak yeniden Doğu Anadoluda görülünce, Kara Yûsuf, Van Gölü çevresindeki atalarından kalma yurdunu boşaltarak Musula çekildi (1399). Tîmûr Hanın Bağdatı ele geçirmek için du göndermesi üzerine Sultan Ahmed Celâyir, yanında bulunan az sayıda asker ile Bağdattan ayrılarak Musulda bulunan Kara Yûsufun yanına gitti. Bu sırada Sultan Ahmede tâbi olan kaleler, Tîmûr Hanın gönderdiği du tarafından ele geçirildi. Tîmûr Hanın dusu Bağdattan ayrılınca, Kara Yûsuf ve Sultan Ahmed, hiçbir güçlükle karşılaşmadan şehire hâkim oldular. Ancak bu sırada Bingöl yaylasında bulunan Tîmûr Hanın, kendilerini arkadan çevirme plânını öğrenince, Sultan Ahmed ve Kara Yûsuf, Memlûk sultânına ilticâ etmeye karar verdiler. Memlûk sultânına bu durumu bildirmek için elçiler gönderdiler. Elçilerin dönüşünü beklemeyen Kara Yûsuf ve Sultan Ahmed, yanlarında emîrleri ve kuvvetleri olduğu hâlde Kâhireye doğru yola çıktılar. Memlûklerin Halep Nâibi Demirtaşın yollarını keserek Sûriyeye girmelerine mâni olmak istemesi üzerine iki taraf arasında şiddetli bir muhârebe oldu. Muhârebede Demirtaş ağır bir bozguna uğradı. Bu muhârebenin netîcesinde Kara Yûsuf ve Sultan Ahmedin, Memlûk sultânına sığınma yolları kapı. Bu yüzden iki hükümdâr, Osmanlı pâdişâhı Yıldırım Bâyezîd Hanın yanına gitmeye karar verdiler. Fakat aralarında çıkan anlaşmazlık yüzünden birbirlerinden ayrıldılar. Kara Yûsuf, memleketine geri döndü. Tîmûr Han ise, onların hareketlerinden günü gününe haber alıydu. Gönderdiği kuvvetler, Sultan Ahmed Celâyire âni bir baskın düzenleyerek mağlub ettiler. Sultan Ahmed, bütün ağırlıklarını kaybettikten sonra, güçlükle Osmanlı sultânına sığınabildi. Kara Yûsuf Bey de Tîmûrun 1400deki yakındoğu seferinde Osmanlı Sultânı Yıldırım Bâyezîd Hanın yanına gitti, ondan himâye ve iltifat gördü. Kendisine Aksaray havâlisi maîşet ve ikâmet yeri olarak verildi. Bu durum, Tîmûr Han ile Sultan Yıldırım Bâyezîd Han arasında yapılan, 1402 Ankara Savaşının sebeplerinden biri oldu.

1402 yılında Yıldırım Bâyezîdle yaptığı Ankara Meydan Muhârebesini kazanan Tîmûr Han, Karakoyunlu Emîri Kara Yûsufa kesin bir darbe indirdi. Tîmûr Hanın dusu karşısında bozguna uğrayarak muhârebe meydanından güçlükle kaçan Kara Yûsuf, nâibi Şeyh-ül-Mahmûdîye sığındı. Dımaşk Nâibi önce Kara Yûsufa sonra da yine buraya gelen Ahmed Celâyire iyi bir kabul gösterdi. Fakat bir süre sonra Tîmûr Hanın, Memlûk sultânına yaptığı tehdit ve baskılar tesirini gösterdi. Memlûk Sultânı Ebül-Ferec, Dımaşk nâibinden Kara Yûsuf ve Ahmed Celâyirin öldürülmelerini istedi. Ancak nâib bu emri yerine getirmedi ve sâdece hapsetmekle yetindi. Bir sene kadar hapiste kalan Kara Yûsuf, buradan çıktıktan sonra Van Hâkimi İzzeddîn Şîr üzerine yürüyerek Van bölgesini ele geçirdi. Onun eski ülkesine sâhib olması üzerine, dört bir yana dağılan Türkmen emîrleri tekrar bayrağı altında toplılar. Kara Yûsufun bu faaliyetlerine Âzerbaycan veIrak Arab Hükümdârı Miran Şahoğlu Ebû Bekr karşı çıktı. İki du çok geçmeden Nahcivanın batısında karşılaştılar. Ebû Bekrin dusu mağlûb oldu ve kuvvetlerinin pekçoğu Aras Nehrinde boğuldu. Bu zaferle şöhret ve kuvveti bir kat daha artan Kara Yûsuf, Tebriz ahâlisinin isteği üzerine şehir önüne gelerek yaptığı muhârebede Ebû Bekrin babası ve Tîmûrun oğlu Miran Şahı öldürdü ve şehri ele geçirdi. Bir süre sonra Ebû Bekrle karşılaşan Kara Yûsuf, onu tekrar mağlub etti. Bu muvaffakiyetle Kara Yûsuf, Tîmûr İmparatluğunun önemli bir parçasını alarak, Karakoyunlu Devletini kurdu.

Kara Yûsufun Ebû Bekre karşı kazığı ikinci ve parlak zaferden sonra başta Irak Emîri Bistam Bey olmak üzere bütün emîrler ona bağlılıklarını bildirdiler. Daha sonra Bistam Beyi, Irak-ı Acemin fethine memur eden Kara Yûsuf, Aladağa gitti. Bistam Bey, Sultâniyeyi fethedince, KaraYûsuf onu Irak-ı Acem vâliliğine tâyin etti. 1409 senesinde “zabtolunmaz” olarak tavsif edilen Alıncak Kalesi, Karakoyunluların eline geçti.

Bu sırada Sultan Ahmed Celâyir, Karakoyunlulara âit Tebrize girerek şehirdeki Türkmenlerin çoğunu katletti. Durumu öğrenen Kara Yûsuf, Âzerbaycana girerek, Tebriz yakınlarında karargâh kurdu. İki du arasında vukû bulan savaşta, Sultan Ahmed askerlerinin büyük bir kısmıyla Karakoyunluların eline esir düştü. Sultan Ahmed, du komutanlarının ısrârıyla öldürüldü(1410). Kara Yûsuf, bu zaferden sonra oğlu Pir Budakı hükümdâr îlân etti. Irak-ı Arab üzerine sefer düzenleyip, bölgeyi ele geçirdi. Oğlu Şâh Mehmedi Bağdata vâli tâyin etti. Daha sonra Amid, Ergani üzerine yürüdüğü sırada, önüne çıkan Akkoyunlu Beyi Kara Yülük Osmanla savaşıp, onu mağlub ve sulha mecbur etti. Akkoyunluların müttefiki olan Şirvan veGürcistân hükümdârlarını da yendikten sonra, Irak-ı Acemi tamâmen ele geçirdi.

1420de Ucanda vefât eden Kara Yûsuf Beyden sonra Karakoyunlulara bütünüyle hâkim olabilecek bir şehzâdenin bulunmaması birliği sarstı. Hükümdâr îlân ettiği Pir Budak, kendisinden önce vefât etmişti. Karakoyunlu beyleri, cesur bir bey olan Kara Yûsufun ikinci oğlu İskender Mirzâyı hükümdâr îlân ettiler.

İskender, başa geçer geçmez Âzerbaycan ve Doğu Anadoluyu işgâl etmekte olan Şahruhla Eleşkird mevkiinde yaptığı savaşı kaybetti. Şahruhun Âzerbaycana dönmesinden sonra Tebrize gitti. Kardeşi İsfahan Mirzânın elinde bulunan bu şehri zabtetti. Daha sonra Bitlis ve Ahlat çevresini ele geçirdi. Şemahi ve Şirvan civârına akınlar düzenledi ve Tîmûrlu Sultânı Şahruhu uzun süre uğraştırdı. Bir süre sonra İskenderin kardeşleri Şahruh tarafına geçtiler. Bunun üzerine Şahruh, 1434 senesinde Âzerbaycan üzerine yürüdü. İskender, üzerine gelen bu kuvvetli duya karşı koyamadı. Erzurum üzerinden batıya çekildi. Bu sırada yolunu kesen Akkoyunlu Beyi Kara Yülük Osmanı Erzurum kalesi önlerinde yapılan savaşta yaraladı ve ölmesine sebeb oldu. İskender, daha sonra Osmanlılara âit Tokat kasabasına sığındı. Osmanlı Devletine sığındıktan sonra, Karakoyunlu hükümdârlığı Şahruhun yanında bulunan Cihânşâha verildi. Bu yüzden Karakoyunlu Devleti, Şahruhun ölümüne kadar Tîmûrluların himâyesi altında kaldı. Şahruh çekilince, İskender, kardeşi Cihânşâh ile uğraşmaya başladı ise de, Sofuâbâd mevkiinde yapılan muhârebede mağlub oldu (1438). Nahcivan taraflarındaki Alıncak Kalesine sığındı. Fakat, ada oğlu Kubad tarafından öldürüldü(1438).

İskenderin ölmesiyle, rakibsiz kalan Cihânşâh Karakoyunlu hükümdârı oldu. Gürcüleri mağlub ettikten sonra hâkimiyetini tanımayan Bağdatı 1444 senesinde ele geçirdi. Şahruhun vefâtına kadar, ona bağlılığını muhâfaza etti. Sonra Tîmûr evlatları arasındaki taht mücâdelelerinden faydalanarak, Fars ve Kirman eyâletlerini ele geçirdi (1457). Hasan ve Heratı ele geçirdiği sırada oğullarından Hasan ve Pir Budak isyân ettiler. Cihânşâh, bu isyânlarla uzun süre uğraştı. Osmanlı sultanlarından İkinci Murâd Han (1421-1451) ve Fâtih Sultan Mehmed Han (1451-1481) ile dostâne münâsebetler kurdu ve devletini yükseltip, ülkenin sınırlarını genişleterek Sultân, Hâkan ünvânlarını kullı. Karakoyunlu ülkesi en geniş sınırlarına Cihânşâh döneminde kavuştu. Bütün İran, Irak, Güney Kafkasya, Doğu ve Güneydoğu Anadolu dâhil Basra Körfezine kadar genişleyen Karakoyunlu Türkmen Beyliği, Akkoyunlu Hükümdârı Uzun Hasanın hücumlarına uğradı. Nihâyet, 1467 senesinde Mardinde Uzun Hasana yenilen Cihânşâh, aynı muhârebede öldürüldü. Cihânşâhın yerine oğlu Hasan Ali geçti. Hasan Ali, iki yıl saltanat sürüp, 1468 senesinde ölünce, Bağdat kolu dâhil bütün ülke uzun Hasan tarafından ele geçirildi. Böylece Karakoyunlu Devleti târihe karıştı.

Devlet teşkilâtı: Karakoyunlular, devlet teşkilâtı husûsunda tamâmiyle Celâyirli ve İlhanlı devlet anane ve müesseselerine bağlı kaldılar. Bu devlette hükümdâr seçiminde âile ve aşîret reisleri müessirdi. Devleti teşkil eden âile efrâdı ve aşîret reisleri tarafından kim uygun görülürse, idâre onun eline verilirdi. Devlet işlerinin mercii Büyük Dîvân idi. Reisine Sâhib-i Dîvân denilirdi. Bunun emrinde Sâhib-i Âzam adını taşıyan reîsler de vardı. Vilâyetler hem iktâ, hem de idâre olarak hânedân âilelerinden olanlara ve emîrlere verilirdi. Bunlar iktânın gelirine göre asker beslemek mecbûriyetindeydiler. En önemli vilâyetlerinden olan Fars, Yezd, İsfehan ve Bağdattan her biri bir şehzâde tarafından idâre edilmekteydi. Bu şehzâdelerin çok kalabalık maiyetleri ve muntazam saray teşkilâtları vardı.

Karakoyunlu Devletinde du, yaya ve atlı kuvvetlerden meydana geliydu. Beylere bağlı tımarlı askerle ayrıca önemli bir yekün teşkil eden tımarlı sipâhî ve çerik denilen aşîret kuvvetleri, devletin esas askerî gücünü meydana getiriydu. Ordu günümüzdeki takım, bölük, tabur ve alay gibi, koşun, tip ve fevc diye bir takım gruplara bölünmüştü. Harp esnâsında öncü birliklerine pişdar denilirdi. İhtiyat du karargâhına uruğ denilmekteydi. Hükümdârın maiyetindeki kapıkulu askerleri, maaşlarını dîvândan alırlardı. Kara Yûsuf Bey, askerlerinin maaşlarını tam zamânında almalarına çok dikkat ederdi. Bu iş için ayrıca, bir teşkilât da kurmuştu.

Kültür ve medeniyet: Karakoyunlu hükümdârları savaşların yanında, memleketin îmâr ve ihyâsı için de çalışmışlardır. Cihânşâh, adâlet ve îmârcılığı ile meşhur olmuştur. Saltanatı devrinde Tebrizi mâmur bir belde hâline getirmiştir. Tîmûr Han tarafından tadan kaldırılmasına rağmen o devirde tekrar ortaya çıkan Hurûfilik adlı sapık fırkanın önüne geçen Cihânşâh, Tebrizde bulunan Hurûfîlerin çoğunu tadan kaldırarak, İslâmiyete büyük hizmette bulundu. İlme ve âlimlere hürmetkâr olup, ilim adamlarını kuyup gözetmiş, medrese ve câmiler yaptırmıştır. Tebrizde muhteşem ve müzeyyen bir câmi yaptıran ve memleketin muhtelif yerlerini âbideler ile süsleyen Cihânşâh, şâirleri himâye etmiş ve kendisi de Hakîkî mahlasıyla Türkçe ve Farsça şiirler yazmıştır. Onun oğlu Bağdat Vâlisi Pir Budak da şâirdi. Meşhur âlimlerden Celâleddîn Devânî, Akkoyunlulara intisâb etmeden önce, Tebrizde Cihânşâhın medresesinde müderrislik yapıydu. Devânî, Farsça yazdığı Risâle-i Hurûf isimli eserini Cihânşâh adına telif etti. Yine Şeyh Şücâeddîn bin Kemâleddîn Kirmânî, Hadîkat-ül-Meârif adlı eserini Cihânşâh adına kaleme aldı.

Cihânşâhın Tebrizde tamâmen mermer taştan yaptırdığı ve çiçekli çinilerle süslediği Gökmedrese, diğer adı ile Muzafferiye Medresesi çok meşhûrdur. Medresenin özellikle kapısı bir sanat hârikasıdır. Tebrizde, Cihânşâhın hanımının yaptırdığı, Büyük Câmi ve medresesi vardır. Karakoyunlular, îtikat bakımından Şiîliğe meyilli olduklarından, gerek Memlûk Devleti, gerekse Akkoyunlular ve diğer Sünnî devletler bunların aleyhinde idiler. Bilhassa Akkoyunlularla olan mücâdelelerinin sebeplerinden biri de aralarındaki mevcut mezhep farkıdır. Buna rağmen, Karakoyunlu paralarında ilk dört halîfenin adları ve Kelime-i şehâdet yazısı görülmektedir.


Karakoyunlu Hükümdârları: Tahta Geçişi
Bayram Hoca.............................................. (?)
Kara Mehmed Bey.................................. 1380
Kara Yûsuf Bey ...................................... 1389
İskenderşâh............................................ 1420
Cihânşâh ................................................ 1438
Hasan Ali ................................................ 1467
Akkoyunluların işgâli .............................. 1468



On üçüncü asırda Konya ve havâlisine hâkim olup, 1487 senesine kadar devâm eden büyük Türk beyliği. Karaman aşîreti, Oğuzların Avşar boyuna mensuptur.

Türkiye Selçuklu Sultânı Birinci Alâeddîn Keykûbâd (1219-1237), Türkmen aşîretlerini Bizans ve Kilikya hudutlarına yerleştirmişti. Bu sırada, 1228 senesinde Kilikya, Ermenilerden alınınca, Ermenek taraflarına da Karaman aşîreti yerleştirildi. O zaman Karaman aşîretinin beyi Sa’deddîn oğlu Nûre Sûfî idi. Türkmenler üzerinde nüfûz sâhibi olan Nûre Sûfî, Hıristiyanlara âit yerleri zaptederek topraklarını genişletti. Ölüm târihi bilinmeyen Nûre Sûfî’den sonra oğlu Kerîmüddîn Karaman aşîret beyi oldu. Bu sıralarda Türkiye Selçukluları Devleti, Moğol-İlhanlıların kontrolüne girmişti.

Karaman Bey; Ermenek, Mut, Gülnar, Mer’a ve Silifke kalelerini muhâsara etti. Ermenek’i ele geçirdi. Sâhib olduğu topraklarda serbestçe hareket ediyordu. Bundan dolayı Türkiye Selçuklu Sultânı Dördüncü Kılıç Arslan, Karaman Beyin hâdise çıkarmasından çekinerek ona, Lârende (Bugünkü Karaman) Kalesini iktâ olarak verdi. Aynı zamanda kardeşi Bunsuz da, Selçuklu Sultânının sarayında “candar” yâni muhâfız olarak vazifelendirildi. Fakat uç beylerinden bâzılarının cezâlandırılmasından endişelenen ve bir gün sıranın kendilerine geleceğini düşünen Karaman Bey, berâberinde kardeşi Zeynül-Hac ve Bunsuz olduğu hâlde 20.000 kişilik bir kuvvetle Konya üzerine yürüdü. Ancak Gevele Kalesi önünde yapılan muhârebede Selçuklu Vezîri Muînüddîn Pervâne, Karamanlıları mağlub etti. Karaman Beyin kardeşleri Zeynül-Hac ve Bunsuz yakalanarak Konya’da îdâm edildi.

Şemseddîn Birinci Mehmed Bey

Karaman Beyin, 1262 senesinde vefâtı üzerine Sultan Dördüncü Kılıç Arslan, bunun oğullarını Gevele Kalesine hapsettirdi ise de, Vezir Muînüddîn Pervâne’nin müdâhalesi ile serbest bıraktı. Kardeşlerden en büyüğü olan Şemseddîn Birinci Mehmed Bey, Ermenek tımarına sâhib olarak Karaman Beyi oldu. Mehmed Bey, aşîret reisi olduktan bir süre sonra isyân eden Hatiroğlu ile birleşerek Selçuklulara karşı faaliyete geçti ve Bedreddîn Hutenî komutasında üzerine gönderilen Selçuklu-İlhanlı ordusunu Göksu Derbendinde, âni bir taarruzla bozguna uğrattı. Daha sonra Konya üzerine yürüyerek, Cimri lakabı verilen Alâeddîn Siyavuş’u Selçuklu sultânı îlân etti. Mehmed Bey, yanında Alâeddîn Siyavuş olduğu hâlde, 1277 senesi Mayıs ayının on ikisinde Konya’ya girdi ve Siyavuş’un vezîri oldu. Toplanan dîvânda Türkçeden başka dil kullanılmamasına karar verdi. Bir süre sonra Akşehir ve civârında Sâhib Atâoğulları idâresindeki bir orduyu yendi. Bu sefer dönüşü Konya’ya sokulmayan Karamanoğlu Mehmed Bey, Ermenek’e çekilmek mecbûriyetinde kaldı. Bu sırada Sâhib Cüveynî komutasındaki Selçuklu-İlhanlı ordusu Konya’ya geldi. Bu ordu ile yaptığı çarpışmada yakalanarak bâzı kardeşleri ile birlikte öldürüldü (1277). Bu hâdise bir süre için Karamanlıları sindirdi.

Güneri Bey

Mehmed Beyin yerine kardeşi Güneri Bey geçti. Bu da, Selçuklu şehzâdeleri arasındaki saltanat mücâdelesinde büyük rol oynadı. Güneri Bey, 1286 senesinde Tarsus üzerine yürüdü. Aynı sene İlhanlılar, Lârende ve havâlisini tahrib ettiler. Güneri Bey, dağlara çekildi. Karamanoğulları, bu târihten sonra Moğollarla bâzan anlaştılar, bâzan savaştılar. Güneri Bey 1300 senesinde vefât edince, yerine kardeşi Mahmûd Bey geçti. Mahmûd Bey, 1308 senesinde Ermenilerle savaşırken öldü. İki oğlu arasında çıkan ihtilaflar, beyliğin birliğini sarstı ve beylik, Memlûklerin tesir sahasına girdi. Bu sırada beyliğin başına Yahşi Bey geçti. Yahşi Bey zamânında Karamanoğulları, tekrar Konya’ya hâkim oldu. Anadolu beylerinin kendi başlarına hareket etmeleri üzerine, İlhanlı Vâlisi Emîr Çoban idâresindeki Moğol ordusu, Anadolu’ya girdi (1314). Emîr Çoban, Konya’yı Karamanoğullarının elinden aldı. Yahşi Beyin ölümü üzerine Karamanoğullarının başına Bedreddîn Birinciİbrâhim geçti.Karamanlılar bunun zamânında da Konya’ya hâkim oldular. Bedreddîn İbrâhim 1319 senesinde Tarsus Ermenileri üzerine sefer düzenleyerek bâzı yerleri ele geçirdi. İlhanlıların Anadolu Vâlisi Timurtaş’ın 1327 senesinde Mısır’a kaçması üzerine, diğer Anadolu beyleri gibi Karamanoğulları da serbestçe hareket etmeye başladılar.

Ebü’l-Feth Alâeddîn Ali Bey'in Başa Gelişi

İlhanlıların çöküşü ile Karamanlılar hudutlarını genişletmeye devâm ettiler. 1328 senesinde Gevele Kalesine kadar ilerlediler. Beyşehir’e hâkim oldular. 1333 senesinde Birinci İbrâhim Bey, beylikten çekilerek yerini, kardeşi Alâeddîn Halil Beye bıraktı. Bu beyin vefâtından sonra, yeniden Birinci İbrâhim Bey Karamanlıların başına geçti. Ölümü üzerine yerini oğullarından Fahrüddîn Ahmed bey aldı. Beyliği çok kısa süren Ahmed Bey, Moğollar ile muhârebe ederken öldü (1350). Bundan sonra kardeşleri Süleymân ve Şemseddîn beyler kısa süreler ile başa geçtiler. Karamanoğulları Beyliğinde bu iki kardeşi, Burhâneddîn Mûsâ Bey tâkib etti. Bu bey, hastalığı yüzünden Seyfeddîn Süleymân ile Karaman Beyi Lârende’ye göndererek kendisi Mut’a çekildi. 1356 senesinde Mûsâ Beyin yerine Süleymân Bey geçti. Beş sene kadar saltanat süren Süleymân Bey, Sivas Emîri Eretnaoğlu Mehmed Bey tarafından bir hîleyle öldürüldü(1361). Bundan sonra Ebü’l-Feth lâkabını taşıyan Alâeddîn Ali Bey Karamanlıların başına geçti.

Osmanlı Münasebetleri

Alâeddîn Ali Bey, başa geçer geçmez Osmanlılarla münâsebet kurdu. Ali Bey, faal, mücâdeleci ve azîm sâhibi bir hükümdârdı. Osmanlı Sultânı Murâd Hüdâvendigâr’ın kızı Nefîse Sultan ile evlenerek iki sülâle arasında akrabâlık tesis etti. Osmanlıların Anadolu’ya yayılmalarından ve beylikleri elde etmelerinden çekinen Alâeddîn Ali Bey, Eretnaoğulları ve diğer Türk beyleri ile bir ittifâk kurma gayretine düştü. Fakat Sultan Birinci Murâd’ın aldığı yerinde tedbirler bu gayretleri netîcesiz bıraktı. Alâeddîn Ali Bey, daha sonra Kıbrıslıların elinde bulunan Gorigos (Kız Kalesi) üzerine yürüdü ve kaleyi muhâsara etti. Kendisini bu sefere teşvik eden Moğol kumandanı Yelboğa Nâsırî’nin muhâsara sırasında ölümü üzerine, Karamanlılar muhâsarayı kaldırarak geri çekildiler. Alâeddîn Ali Bey, daha sonra komşu beyliklerin arâzisinden bâzı yerleri zaptetti. 1376 yılında Kayseri’yi muhâsara edince, Eretnaoğlu Ali Bey Sivas’a çekildi. Fakat Eretnaoğlunun vezîri Kâdı Burhâneddîn, Alâeddîn AliBeyi geri çekilmek zorunda bıraktı.

Osmanlı ile Beraber Fethler

Alâeddîn Ali Bey, kayınpederi ve Osmanlı Sultânı Birinci Murâd Hanın, Rumeli’de fetihlerde bulunmasından faydalanarak, Osmanlılara âit olan Beyşehir’i ele geçirdi. Bunun üzerine Rumeli’denAnadolu’ya geçen SultanMurâd Han, yaptığı muhârebede Karamanoğullarını mağlub ederek, Konya’yı muhâsara etti ise de, Kızı Nefîse Hâtunun ricâsı ile aldığı yerleri iâde ederek barış yaptı (1386). Bu sulh, 1389 senesinde Sultan Murâd Hüdâvendigâr’ın Kosova’da şehid olması üzerine Karamanlılar tarafından bozuldu. Alâeddîn Bey, tekrar Osmanlı topraklarına girdi. Bu durum karşısında Osmanlı sultânı olan Yıldırım Bâyezîd Han, Batı Anadolu’ya geçerek, Saruhan, Aydın ve Menteşe beyliklerini Osmanlı topraklarına ilhâk ettikten sonra, Karamanoğlu Alâeddîn Ali Beyi mağlub ederek tekrar sulhe mecbur etti. Daha sonraki senelerde, Tîmûr Hanın Doğu Anadolu’ya hâkim olmasıyla, Alâeddîn Ali Bey, ona tâbi oldu. İki düşman arasında kalan Kâdı Burhâneddîn, Karamanlılara karşı harekete geçti ve 1396 senesinde Konya önlerine kadar gelerek, beylik topraklarının bir kısmını ele geçirdi. Bu hâdiseden iki sene kadar sonra Alâeddîn Ali Bey, Osmanlı Sultânı Yıldırım Bâyezîd Hanın Rumeli Seferinde olmasından faydalanarak, tekrar Osmanlı topraklarına girdi ve Ankara’ya baskında bulundu. Bu olay üzerine Yıldırım Bâyezîd Han, büyük bir ordu ile Karaman seferine çıktı. Arpaçay Muhârebesinde Karaman ordusunu bozguna uğrattı. Alâeddîn Ali Beyin Konya’ya sığınması üzerine, Yıldırım Bâyezîd Han Konya’yı muhâsara etti. On günlük bir muhâsaradan sonra Konya halkı, şehri Sultan Bâyezîd’e teslim etti. Alâeddîn Bey, yakalanarak öldürüldü. Böylece Karaman Beyliğinin toprakları Osmanlılara geçerek beylik sona erdi (1398). Yıldırım Bâyezîd, kız kardeşi Nefîse Hâtun ile iki oğlu Ali ve Mehmed Beyleri Bursa’ya gönderdi. Bu iki kardeş Ankara Savaşı sonuna kadar burada kaldılar.

Ankara Savaşı Sonrası

Yıldırım Bâyezîd’in 1402’de Ankara Savaşında Tîmûr’a yenilmesi üzerine, Karamanoğullarından Mehmed ve Ali Bey Bursa’da hapisten çıkarıldı. Tîmûr Han, Karaman Beyliğinin başına Alâedîn Beyin büyük oğlu Mehmed Beyi geçirdi. Kardeşi Ali Bey, ona tâbi olarak Niğde emîri oldu. Mehmed Bey, fetret devrinde Osmanlı şehzâdeleri arasındaki taht mücâdelelerinden istifâde etmesini bildi. Sultan Çelebi Mehmed Hanın müttefiki Germiyanoğlu Yâkub Beyin arâzisine girdi. Bursa üzerine yürüyüp şehri tahrib etti (1413). Buna karşılık olarak Çelebi Mehmed Han da, Karamanoğulları arâzisine girdi ve 1414 senesinde Konya önlerinde Mehmed Beyi mağlub etti. Mehmed Bey, çok geçmeden tekrar Osmanlı topraklarına girdi. Fakat Bâyezîd Paşa karşısında bozguna uğrayıp, esir düştü. Sultânın huzûruna getirilen Karamanoğlu Mehmed Bey özür dileyince, 1415 senesinde sulh yapıldı. Antlaşmaya göre, Osmanlılar, zaptettikleri Akşehir, Beyşehir ve Seydişehir’e hâkim oldular.

Ramazanoğlu Ahmed Bey, Tîmûr Hanın Anadolu’da bulunduğu sırada, Karamanoğullarına âit Tarsus şehrini ele geçirip, Memlûk Sultânı Melik Müeyyed Şeyh adına hutbe okuttu. İki sene sonra Mısır ve Şam emîrleri arasındaki ihtilâftan istifâde eden Mehmed Bey, oğlu Mustafa Bey kumandasında bir ordu ile Tarsus’u tekrar ele geçirdi. Bu durum Memlûk Sultânıyla arasının açılmasına sebeb oldu. Memlûk Sultânı Müeyyed, oğlu İbrâhim kumandasında bir orduyu Anadolu’ya gönderdi. Mehmed Bey, Memlûk kuvvetlerinin Niğde, Konya Ereğlisi ve Lârende’yi zabtetmesi üzerine Taşeli’ne kaçtı. Karamanoğulları toprakları Memlûk Devletinin himâyesinde olarak Mehmed Beyin kardeşi ve Niğde emîri Ali Beye verildi. Bu hâdiselerden sonra Karamanoğlu Mehmed Beyin Kayseri’yi ele geçirme teşebbüsü netîcesiz kaldı. 1420 senesinde yapılan muhârebede, Ramazanoğlu Nâsıreddîn Mehmed Bey tarafından esir alınarak Kâhire’ye gönderildi ve burada hapsedildi.

Mehmed Beyin büyük oğlu İbrâhim Bey, Osmanlılara sığındı. Osmanlıların yardımı ile Konya ve Lârende’yi ele geçirdi. Amcası Ali Beyi tekrârNiğde’ye çekilmek zorunda bıraktı. Osmanlıların, Karamanoğullarının iç işlerine müdâhalesini hoş karşılamayan Memlûk Sultânı, Mehmed Beyi serbest bıraktı. Mehmed Bey, başa geçer geçmez, Osmanlılara karşı cephe aldı. Hamidoğlu Osman Bey ile anlaşarak Antalya üzerine bir sefer düzenledi. Antalya Muhâfızı Hamza Bey şehri kahramanca müdâfaa etti. Muhâsara sırasında Mehmed Bey isâbet eden bir top güllesiyle öldü (1423). Bu sefere katılan İbrâhim Bey, babasının cenâzesini alarak Lârende’ye çekildi. Kardeşi Alâeddîn Ali Bey ise, Antalya’ya sığındı. Böylece ikinci defâ Karaman tahtına çıkan İbrâhim Bey, Osmanlıların yardımı ile amcası Ali Beyi tekrar Niğde’ye çekilmeye mecbur etti. Fakat daha sonra Osmanlılarla olan dostluğu bozdu. Kendisini kuvvetli hissedince beyliğin üzerindeki Memlûk nüfûzuna da son verdi. Memlûkler, Îsâ Beyi kardeşi İbrâhim’e karşı destekledilerse de muvaffak olamadılar. Îsâ Bey, Kâhire’ye kaçtı. İbrâhim Beyin zamânında Karamanoğulları en parlak devirlerini yaşadılar. Osmanlılar aleyhine ittifak yapan İbrâhim Bey, 1433 senesinde Macarların Osmanlılara saldırmasını fırsat bilerek Beyşehir’i aldı. Osmanlı sultânı, Rumeli’de Macarları yendikten sonra Karamanoğlu İbrâhim Bey üzerine yürüdü. Konya’ya kadar birçok şehri zaptetti. İbrâhim Beyin sulh isteği, 1453 senesinde aldığı yerleri geri vermek ve bir daha antlaşmaya aykırı harekette bulunmamak şartıyla kabul edildi.

Diğer taraftan, Memlûk Sultanlığı ile Dulkadiroğulları arasındaki ihtilaftan faydalanan İbrâhimBey, Kayseri’yi ele geçirdi. Bu durum Osmanlılarla Memlûklerin arasını açtı. Kayseri’den sonra Osmanlı topraklarına giren ve Amasya Kalesini muhâsara eden İbrâhim Beye karşı Sultan İkinci Murâd Han, kendisinden yardım isteyen Dulkadiroğlu Süleymân Beye yardımcı kuvvet gönderdiği gibi, Tokat sancak beyine de bu kuvvetlere katılarak Kayseri’yi zaptetmelerini emretti ve şehir 1436 senesinde alındı. Bundan sonra İbrâhim Beyin kardeşi olan ve Osmanlıların yanında bulunan Îsâ Bey, Karaman arâzîsine yaptığı akınlarda Akşehir’i ele geçirdi. Karamanoğlu üzerine yapılan akınların birinde Îsâ Bey öldü. 1437 senesinde İbrâhim Beyin Osmanlı Devleti ile sulh yapması üzerine Anadolu’da sükûnet hâsıl oldu.

Murad Han ve Fatih Sultan Mehmed Han Döneminde;

İbrâhim Bey, 1444 senesine kadar OsmanlıDevletine karşı hiçbir harekette bulunmadı. Fakat Osmanlılar Sofya’ya kadar inen Haçlı kuvvetlerini karşılamaya gittiklerinde, Osmanlı Devletini arkadan vurmakta da tereddüd etmedi. Karamanoğlu kuvvetleri Ankara ve Kütahya’ya kadar olan yerleri tahrib ettiler. Sultan Murâd Han, Macarları mağlub ettikten sonra, Anadolu’ya geçerek Karamanoğulları üzerine büyük bir sefer düzenledi. İslâm âleminde suçlu duruma düşen ve çâresiz kalan İbrâhim Bey, yemin vermek sûretiyle ağır şartlar altındaOsmanlı Devleti ile sulh yaptı. Bu ahidnâmede İbrâhim Bey, her sene bir oğluyla kendi askerini Osmanlı Devlet hizmetine göndermeyi taahhüd ediyordu. Edirne-Segedin antlaşması bozulup, Haçlıların taarruz ederek Varna önüne geldikleri zaman, İbrâhim Bey yeminine sâdık kalarak, antlaşmaya aykırı bir harekette bulunmadı. İkinci Kosova Savaşında (1448) Haçlılara karşı Osmanlı ordusuna yardımcı kuvvetler gönderdi.

Hıristiyanlara karşı yapacağı bir seferin, üzerindeki kötü intibâı sileceğini hesaplayan İbrâhim Bey, henüz Kıbrıslıların elinde bulunan Gorigos’a taarruza karar verdi ve 1448 senesinde Gorigos’u fethetti. 1451 senesinde Osmanlı tahtına Sultan İkinci Mehmed Hanın geçmesi, İbrâhim Beye yeni ümitler vermişti. Fakat Sultan Mehmed’in Karaman üzerine yürümesi onu tekrar barışa mecbur etti.

İstanbul’un fethi hazırlıkları sırasında Karamanoğulları Venediklilerle ticâret antlaşması yaptılar. Hakîkatte antlaşmada zikredilen düşman, Osmanlı Devletiydi. İbrâhim Bey, 1456 senesinde Tarsus, Adana ve Külek taraflarını ele geçirmek için sefer düzenleyince, Memlûkler, bir ordu göndererek Karaman topraklarını tahrib ettiler. İbrâhim Bey, Fâtih Sultan Mehmed’in Kastamonu ve Trabzon seferlerinde, antlaşma gereğince oğlu kumandasında asker yolladı (1461).

İbrâhim Beyin son günleri ızdırap içinde geçti. Oğulları sağlığında Karaman tahtına geçebilmek için, mücâdeleye başladılar. İbrâhim Bey, büyük oğlu İshak Beyi veliaht ve İçel vâlisi yapmıştı. İshâk Bey, babasının sağlığında idâreyi bizzât ele aldı. Fakat, taht mücâdelesinde babasıyla berâber Kavala Kalesine çekildi. Diğer oğlu Pir Ahmed, Konya’da hükümdârlığını îlân etti. Bu sırada İbrâhim Bey, Kavala’da öldü. İshâk Beye rakib olarak Pir Ahmed’in çıkması; Osmanlı, Memlûk ve Akkoyunlu devletlerinin, beyliğin iç işlerine karışmalarına sebeb oldu. Netîcede Pir Ahmed, Osmanlıların yardımını sağlayarak Antalya Vâlisi Hamza Beyin kuvvetleriyle Karaman’a girdi. İshâk Bey, yenilerek Silifke’ye çekildi ve yardım için Akkoyunlu Hükümdârı Uzun Hasan’ın yanına gitti. Pir Ahmed, Karamanoğullarının başına geçince, Osmanlılara yardımları karşılığında Beyşehir ve Ilgın’ı verdi. Fakat Ahmed Beyin bir süre sonra Akkoyunlu ve Venediklilerle anlaşması, Fâtih Sultan Mehmed Hanın Karaman üzerine sefere çıkmasına sebeb oldu. Osmanlı kuvvetleri Konya’yı aldı. Ahmed Bey, Lârende önlerinde Mahmûd Paşaya yenilerek Tarsus’a kaçtı. Fâtih SultanMehmed, oğlu Şehzâde Mustafa’yı Karaman vilâyetine tâyin etti ise de, Karaman’ın yerli halkı beylerine sâdıktı. Pir Ahmed Bey, kardeşi Kâsım Beyle barışarak Karaman Beyliği için berâberce mücâdele etti. Akkoyunlu Uzun Hasan ve Venediklilerin teşebbüsleri, Karaman topraklarının Osmanlılar tarafından ele geçirilmesini önleyemedi. Osmanlılar, Otlukbeli Savaşında Uzun Hasan’ı yendikten sonra, Karamanoğlu topraklarına tamâmiyle sâhib oldu. Gedik Ahmed Paşa, önce Ermenek, sonra da Mennan Kalesini ele geçirdi ve Silifke’yi zaptetti. Şehzâde Mustafa da Develi-Karahisar’ı teslim aldı. Bu sırada Pir Ahmed öldü ve Karamanoğullarının başına Kâsım Bey geçti. Kâsım Bey devrinde bütün mücâdelelere son verildi.

Son Varis

Karaman vâliliğine gönderilen Şehzâde Cem Sultan, Karaman beyleri ile dostluk tesis ederek onların kalbini kazandı. Karamanoğullarının son vârisi olan Kâsım Bey, Karaman vâlisi tâyin edilen Şehzâde Cem Sultan ve Sultan İkinci Bâyezîd Han ile anlaşarak Osmanlı himâyesinde ölüm târihi olan 1483 Şubatına kadar İçel taraflarında hüküm sürdü. Onun ölümü ile Karamanoğulları Beyliği sona erdi.

Kâsım Beyin dâmâdı Turgut’un oğlu Mahmûd Bey, 1487 senesine kadar İçel’de sancak beyliği yaptı. Onun beyliği yeniden ihyâ etme faaliyetlerine karşılık üzerine kuvvet gönderildi. Karşı duramayan Mahmûd Bey tutunamayıp, Memlûklere sığındı, Karamanoğulları toprakları Sultan İkinci Bâyezîd devrinde bütünüyle Osmanlı Devleti sınırları içine alındı.

Karamanoğulları, Anadolu beyliklerinin, Osmanoğullarından sonra en mühimi, en büyüğü, en kudretlisi ve en devamlısıdır. Konya’yı yâni Türkiye Selçukluları’nın merkezini elinde tutan Karamanoğulları, kendilerini Selçukluların halefi saymışlardır. Fakat Osmanoğullarının, mânevî, siyâsî ve jeopolitik durumları, gazâlarının kazandırdığı îtibâr ve hükümdârlarının emsalsiz dehâsı karşısında bu iddiâları hayalden öteye gidememiştir. Karaman-Türkmen Beyliği, 1250 senelerinden 1487 yılına kadar yaklaşık iki yüz otuz yedi sene hüküm sürmüştür.

Kültür ve medeniyet

Karamanoğullarının siyâsî ve ticârî ehemmiyeti memleketlerinin coğrafî durumuna göreydi. Bunlar kuvvetli düşmanları karşısında sarp yerlere çekilerek korunurlar, tehlike geçince tekrar İçel ve Lârende taraflarına gelirlerdi. Karaman Beyliğinin ilk hükûmet merkezi Ermenek’ti. Sonraları toprakları genişleyince Lârende kasabasını uzun müddet merkez olarak kullandılar. Konya’yı elegeçirince devlet merkezini buraya taşıdılar. 1463 senesinde Konya Osmanlılara geçince, Lârende’yi tekrar merkez yapan Karamanoğulları ikiye bölündü. Bu zamanda muvakkat olarak Niğde ve Silifke’yi de hükûmet merkezi yaptılar. Karamanoğullarında, memleketin bütünü baştaki bey ile âilenin diğer fertleri tarafından idâre edildiğinden, bu beylikte hükümrânlık âileye münhasır idi ve beylerinin resmî ve umûmî bir ünvânı yoktu.
Şehâbeddîn Ömer, Mesâlik-ül-Ebsâr isimli eserinde, 14. asrın ilk yarısında, Karamanoğulları’nın 25.000 atlı ve 25.000 yaya askeri olduğunu kaydetmiştir. Bunlardan başka aşîret kuvvetlerinden de faydalanmışlardır.

Geçitler vâsıtasıyla Konya’ya ulaşan ticâret yollarını kontrol eden Karamanlılar, Ceneviz ve Kıbrıs tâcirlerinden aldıkları vergiler ile mühim bir gelir temin ediyorlardı. Lamos, Silifke, Anamur ve Manavgat gibi kendilerine âit limanlardan tahsil ettikleri gümrük resmi de belli başlı gelirlerindendi.

Karamanoğullarının Ermenek, Anamur, Lârende, Aksaray, Niğde ve Konya’da inşâ ettirdikleri mîmârî eserler, Selçuklu sanatının tâkibçisi olduklarını göstermektedir. Karaman’da Nefîse Sultan tarafından Mîmâr Nûman bin Hoca Ahmed’e yaptırılan Hâtuniye Medresesi, Selçuklu mîmârî tarzının özelliklerini taşır. Yine Karaman’da 1388 senesinde yaptırılan Alâeddîn Bey Kümbeti, kesme taştan on iki köşeli olup, üzeri yivli konik bir külah ile örtülüdür. Bu eser, Selçuklu mîmârisi tarzından farklı bir üslûpla yapılmıştır. Karamanoğulları ayrıca birçok yerde câmi, medrese, han ve kervansaraylar inşâ ettirmiştir. Niğde’de Ak Medrese, Zinciriye Medresesi, Aksaray Ulu Câmi; Karaman’da İbrâhim Bey İmâreti, Nefîse Sultan Câmii, Aktekke Câmii; Ermenek’te Havâsıl Câmii ile Ulu Câmi ve Tol Medrese; Konya’da Nâsuh Bey Dâr-ül-Huffâzı, Has Bey Dâr-ül-Huffâzı ve Hasbeyoğlu MescidiKaramanoğlu beyleri tarafından yapılmış eserlerdir.

Çini sanatı, Türkiye Selçukluları zamânında zirveye çıkmış, Karamanoğulları zamânında da bu durumunu muhâfaza etmiştir. Alçı sanatı da aynı kuvvetle devâm etmiştir. Karamanoğullarından Alâeddîn Ali Bey ve haleflerinin gümüş sikkeleri görülmektedir.



Karamanlı Beyleri Saltanatı Nûre Sûfî Bey ............................................ (?)
Kerîmüddîn Karaman Bey ..............1256-1262
Şemseddîn Birinci Mehmed Bey ....1262-1277
Güneri Bey ....................................1277-1300
Bedreddîn Mahmûd Bey ................1300-1308
Yahşi Bey ......................................1308-1312
Birinciİbrâhim Bey ..........................1312-1333
Alâeddîn Halil Bey ..........................1333-1348
Birinci İbrâhim Bey (ikinci saltanatı)1348-1349
Fahrüddîn Ahmed Bey ..................1349-1350
Süleyman ve Şemseddîn Beyler ....1350-1351
Burhâneddîn Mûsâ Bey..................1351-1356
Seyfeddîn Süleymân Bey ..............1356-1361
Birinci Alâeddîn Bey ......................1361-1398
Osmanlı hâkimiyeti ........................1398-1402
İkinci Mehmed Bey ........................1403-1418
İkinci Alâeddîn Ali Bey....................1418-1419
İkinci Mehmed Bey (ikinci saltanatı)1419-1423
İkinci Alâeddîn Bey ........................1423-1424
İkinciİbrâhim Bey ............................1424-1446
Sultanzâde İshâk Bey ve Pir Ahmed Bey1466-1479
Kâsım Bey......................................1479-1483
Turgutoğlu Mahmûd Bey ................1483-1487
Osmanlı fethi .......................................... 1487


On dördüncü asrın başlarında Balıkesir ve Çanakkale taraflarında kurulmuş Türk beyliği. Bu âile soy îtibâriyle 11. yüzyılın ikinci yarısından sonra Orta Anadolu’da bir devlet kurmuş olan Melik Dânişmend Gâziye dayanır. Türkiye Selçukluları, Dânişmendlilerin 1175 yılında Sivas, 1178’de Malatya koluna son vererek bu devleti ortadan kaldırdı. Sonra Dânişmendli âilesi mensupları Selçukluların hizmetine girerek Bizans hudutlarında uç beyi olarak vazîfe aldılar.

Karasi Beyliği Balıkesir, Aydıncık, Bergama, Edremid, Ayazmend, Bigadiç, Başkelenbe, Ezine ve Eski Truva’ya hâkim oldu. Karasi Bey, 1384’te Türk fütûhatına karşı Bizanslılara yardıma gelen Katalanlıları Erdel’de bozguna uğratarak, geri çekilmeye mecbur bıraktı. Moğollar önünden kaçan Saru Saltuk Türklerini kendi beyliği arâzisinde yerleştirmek sûretiyle bölgedeki Türk nüfûsunun artmasına gayret etti.

Kalem Bey ile oğlu Karasi Beyin hangi târihte vefât ettikleri belli değildir. Fakat bâzı kayıtlardan Karasi Beyin 1328’den evvel vefât ettiği anlaşılmaktadır. Karasi Beyden sonra beyliğin büyük kısmı ile merkez Balıkesir’e oğlu Demirhan hâkim oldu. Güneydeki Bergama ve havâlisi ise kardeşi Yahşıhan’ın idâresindeydi. Karasi Beyin üçüncü oğlu Dursun Bey ise, Osmanlı Hükümdârı Orhan Gâzinin yanına sığındı. Yahşî Bey, Bizanslılara karşı 1341 ve 1342 yıllarında iki defâ donanma ile Gelibolu Yarımadasına asker çıkardıysa da muvaffak olamadı. Bizans hükümdârı Kantakuzen ile anlaşma imzâlayıp, geri çekildi. Yahşıhan, 1345’ten önce vefât etti. Osmanlılara ilticâ eden Dursun Bey, kardeşi Demirhan’a karşı Orhan Beyden yardım istedi. 1345 yılında Orhan Bey ile berâber Balıkesir üzerine yürüdüler. Demirhan Bergama’ya kaçtı. Kardeşiyle anlaşmak üzere Bergama önüne gelen Dursun Bey, kaleden atılan bir okla vurularak öldürüldü. Bu durumdan son derece üzüntü duyan Orhan Gâzi, Balıkesir ve çevresini Osmanlı ülkesine katarak, Bergama’yı kuşattı. Demirhan müdâfaayı bırakıp teslim oldu. Bergama’yı Osmanlı sınırları içine alan Orhan Gâzi, Demirhan’ı affederek Bursa’ya yerleştirdi. Bursa’da iki sene kadar yaşayan Demirhan Bey, 1347 yılında vefât etti.

Karasi Beyliğinin Demirhan’a âit kısmının Osmanlılara geçmesi üzerine tecrübeli Karasi ümerâsından Hacı İlbeyi, Evrenos Gâzi, Ece Halil ve Gâzi Fâzıl Bey, Osmanlı Devleti hizmetine geçtiler. Bu beyler Osmanlı Beyliğinin Rumeli’de yayılmasında büyük gayret sarf ettiler.

Diğer taraftan Yahşi Beyin vefâtı ile Truva taraflarına Süleymân Bey hâkim oldu. Süleymân Beyin Yahşı Han ve Demirhan’dan hangisinin oğlu olduğu bilinmemektedir. Bizans tahtı için mücâdele eden Kantakuzen, düşmanlarına karşı düştüğü zor durumdan Süleymân Beyin 1343’te gönderdiği kuvvetler sâyesinde kurtulabildi. Yine 1345 yılında Kantakuzen’e yardıma giden Aydınoğlu Umur Beyin yanında Süleymân Bey de vardı ve Rumeli sâhiline Karasioğulları gemileri ile geçildi.

Süleymân Beyin Truva ve Çanakkale yöresindeki hâkimiyeti 1360 yılına kadar devâm etti. Ancak 1361 yılında Osmanlı tahtına geçen Birinci Murâd Han Karasioğullarına âit bu sâhil bölgesini zaptetmek sûretiyle beyliğe son verdi. Karasioğullarına dâir şimdiye kadar mevcut eser, kitâbe ve sikke bulunamamıştır.


Karasioğulları Beyleri Tahta Geçişi
Karasi Bey (takriben).............................. 1297
Demirhan (Balıkesir’de).............................. (?)
Şücaeddin Yahşihân (Bergama’da)............ (?)
Süleyman Bey (Truva’da) .......................... (?)
Osmanlı hâkimiyeti ................................ 1360


Moskova yakınındaki Oka Irmağının kuzey kıyısında hüküm süren bir Türk hanlığı. Hanlığın ismi burasının ilk hâkimi Kâsım bin Uluğ Muhammed’e izâfeten verilmiştir. Altınordu eski hükümdarı Uluğ Muhammed 1436’da tahtından indirildikten sonra 1437’de Kazan Hanlığını kurdu. 1445’te Moskova PrensiVasily ile yaptığı savaşı kazanarak onu esir aldı. Yapılan antlaşma ile Kâsım, Yılatom, Şatsk ve Temnik kazalarını içine alan bölgenin oğlu Kâsım’a verilmesi sonucunda prensi serbest bıraktı. Böylece kurulan hanlığın başına Uluğ Muhammed’in oğlu Kâsım Han getirildi.

Kâsım’ın Rus topraklarının ortasında kurduğu devletin masrafları, Moskova hazînesinden ve diğer Rus şehirlerinin gelirlerinden sağlanıyor, Kazan Hanlığı adına Moskova kontrol altında tutuluyordu. Fakat enerjik hükümdâr Uluğ Muhammed Hanın kısa bir müddet sonra vefâtı, oğulları arasında taht kavgalarına yol açtı. Fırsatı değerlendiren Moskova Büyük Knezi, Kâsım Hanı destekledi. Rus yardımcı kuvvetleriyle desteklenen Kâsım Han, kardeşi İbrâhim’e karşı harekete geçti ise de, başarı kazanamayarak geri döndü. Bu hâdiseden sonra, zâten Rus topraklarının ortasında kalan Kâsım Hanlığı, Rus knezlerinin Kazan Hanlığını karıştırmak için kullandığı bir âlet durumuna düştü. Devlet, kuruluş gâyesinden tamâmen uzaklaştı. Kırım Hanları ve Astırhanlar Sülâlesinden hükümdârlar başa geçti. Ancak hiçbiri Rusların kontrolünden çıkamadı. Rusların çeşitli bölgelere düzenledikleri seferlere Kâsım Hanları da iştirak ettiler. Gittikçe zayıflayıp benliğini kaybeden Kâsım Hanlığı, 1681 yılında tamâmen ortadan kaldırıldı.

Kâsım halkı arasında kalan Müslümanlar, daha sonra İslâm memleketlerine göçtüler. Bir kısmı ise günümüze kadar orada kaldılar.

Devletin merkezi olan Kâsım şehri, Oka Nehrinin sol sâhili yamacında Oka’ya dökülen iki küçük derenin arasında kurulmuştu. Kâsım Han, burada bir taş câmi inşâ ettirdi. Tahrib edilen bu câminin yerine 1768 senesinde iki katlı başka bir câmi yapıldı. Eski minâresi ise ayakta kalmıştır. Şehirde, hânlık döneminde yapılmış bir çok eser, Ruslar tarafından yakılıp yıkıldı.


Kâsım Hanları Tahta Geçiş
Kâsım Han.............................................. 1445
Danyal Han ............................................ 1468
Nûr Devlet .............................................. 1486
Satılgan Han .......................................... 1491
Canay Han ............................................ 1506
Seyid Avliyar .......................................... 1512
Şâh Ali .................................................... 1516
Can Ali.................................................... 1519
Şâh Ali (ikinci defâ) ................................ 1537
Şâh Ali (üçüncü defâ) ............................ 1552
Sayın Bulat ............................................ 1567
Mustafa Ali.............................................. 1573
Uraz Muhammed.................................... 1600
Tahtın boş kalması ........................1610-1614
Arslan-Han ............................................ 1614
Seyid Burhan.......................................... 1627
Fatma Sultan-Bike.................................. 1679
Rus istilâsı .............................................. 1681


İdil (Volga) Irmağı kıyısındaki Kazan şehrinde kurulmuş bir Türk Devleti. Kuzeydoğu Avrupa’ya göç eden Türkler tarafından 15. yüzyılda kurulup, 16. yüzyılın ortalarında Ruslar tarafından yıkıldı.

Kazan Hanlığı, Volga Bulgarlarının yaşadıkları bölgede, Altınordu Devletinin eski hanlarından Uluğ Muhammed Han tarafından 1437 târihinde kuruldu. Hanlığın ahâlisini Orta Asya’dan gelme yerleşik ve yarı göçebe Türkler ve Finliler meydana getiriyordu. Uluğ Muhammed Han (1437-1445) devleti için gelişmesini mahzurlu gördüğü Moskova Knezliği’ne karşı 1439-1445’te sefere çıkıp, Rus kuvvetlerini bozguna uğrattı ve Knez Vasili’yi esir etti. Ruslar, Kazan Hanlığının hâkimiyetini tanıyıp, harp tazminatı olarak her yıl haraç vermeyi, Kazan memurlarının Rus şehirlerinde vazîfe yapmasını ve Oka Nehri boyunu şehzâde Kâsım’a yurt olarak vermeyi kabul ettiler. Oka Nehri boyunda kurulan “Kasım Hanlığı” sâyesinde Moskova Knezliği kontrol altında tutuldu.

Teşkilâtçı tedbirli, cesur ve akıllı bir idâreci olan Uluğ Muhammed Hanın vefâtıyla oğlu Mahmûd Han (1449-1462) Kazan Hanlığı tahtına geçti. Mahmûd Han devrinde Kazanlılar sulh, sükûn huzur ve refah içinde yaşadılar. Mahmûd Hanın 1462’de vefâtıyla oğlu Halil (1462-1467) ve İbrâhim (1467-1479) Kazan Hanı oldular. İbrâhim Han devrinde taht mücâdeleleri başladı. İbrâhim Hana karşı bâzı beyler Kasım Hanlığının kurucusu Kâsım’ı Kazan Hanı olarak tanıdılar. Türklere karşı fırsat kollayan Moskova Knezliği bu durumu değerlendirerek İbrâhim Hana karşı Kâsım Hanı destekledi. Hânedanlık meselesi Moskova Knezliğinin kontrolünü gevşettiğinden Ruslar, Türklerin hâkimiyetinden kurtulmak için faâliyete geçtiler. Papalık tarafından, Bizans sülâlesinden Sofya ile evlendirilen Üçüncü İvan, 1480’de Türk hâkimiyetinden ayrılarak istiklâlini îlân etti. Kazan Hanlığındaki taht mücâdeleleri 1552 târihine kadar devâm etti.Kazan tahtına sâhib olmak isteyen prensler, Ruslar’dan da teşvik ve yardım alarak iktidar mücâdelesine devâm ettiler.

Kazan Hanlığının iç işlerindeki karışıklıklardan büyük ölçüde istifâde eden Ruslar, 1487 yazında Kazan’a girdiler. Muhammed Emin (1502-1518) Rus taraftârı görünerek, usta bir siyâset tâkib edip 1506’da Rusları Kazan’dan attıysa da bütün tehlikeyi ortadan kaldıramadı. 1521’de Kırım sülâlesinin, 1552’de Astırhanlıların hâkimiyetine geçen Kazan Hanlığı, devamlı Rus saldırılarına uğradı. İlk çar ünvanlı Moskova Knezi olan Dördüncü (Korkunç) İvan Hıristiyan Avrupa’dan silah ve asker de alarak 150.000 kişilik ordusu ve 150 top ile Kazan Hanlığına karşı harekete geçti. Kazan’ı müdâfaa eden şehirdeki 33.000 asker ve dışardaki 15.000 atlı Hanlık kuvvetleri ile Ruslar arasında 1552 yazında şiddetli çarpışmalar meydana geldi. Kazan’daki müdâfilerin huruç harekâtı ve atlı kuvvetlerin saldırıları sonucu Rusları yok etme metodu, Avrupa’dan getirilen toplar ve İngiliz mühendislerinin duvar altı lağım tekniği karşısında tatbik edilemedi. Ağustos başında Kazan’a giren Ruslara karşı sokak muhârebeleri yapıldı. Ruslara karşı en şiddetli mücâdele Kul Şerif Câmii ve Medresesi çevresinde oldu. Seyyid Kul Şerif dâhil bütün medreseliler şehid edildiler. Yâdigar Muhammed Han ve etrâfındakiler esir edildi. Kazanlıların çok azı dışında, genç-ihtiyar, kadın-erkek katliama uğradı. Maddî mânevî kültür eserleri imhâ edilerek şehir ve devletin hazineleri Ruslar tarafından yağmalandı. Kazan ülkesi Rusların hâkimiyetine girince çeşitli târihlerdeki istiklal mücâdeleleri kanlı şekilde bastırıldı. Bugün Kazan’da Rusya Federasyonuna bağlı Volga (İdil) Tatar Cumhûriyeti hâkimdir.

1437-1552 târihleri arasında Kuzeydoğu Avrupa’da hâkim olan Kazan Hanlığı, Türkler tarafından kurulmuştur. Ruslar, Türkleri sevmediklerinden buranın ahâlisine Moğollara izafen Tatar diyerek onları kötülemektedirler.

Hânlıkta yerleşik Bulgar Türkleri ve yarıgöçebe Kıpçak Türkleri hâkimdiler. Hanlığın başında bulunan “Han”, boyları temsilen “Karacılar Dîvânı” ile idârede söz sâhibi idârî, askerî ve dînî temsilciler hükûmeti meydana getirirdi. Saltanat, hânedândan en büyük oğulun hakkıydı. Bütün memleketi alâkadâr eden meseleler için temsilciler heyetinden meydana gelen Kurultay toplanırdı. Kazan Hanlığının iktisâdî temeli tarıma dayanırdı. İslavlara hububat mahsulleri, meyve, bal, balmumu, balık ile çeşitli kürk ve eşyâları ihraç edilirdi. Kazan’da yabancı tüccarlar için ayrı bir bölge kurulmuştu. Her yıl 24 Eylül günü Volga Nehrindeki adada panayır kurularak ülkenin her tarafındaki tüccarlar burada toplanır, alışveriş yaparlardı. Kazan’da saraylar ve câmiler inşâ edilerek, âlimlerin ve dînî müesseselerin bütün ihtiyaçları devlet bütçesinden karşılanırdı. Dânişmend, derviş, hâfız, hâkim, kâdı, molla yetiştirilerek, her Kazanlıislâm dîninin esaslarını öğreninceye kadar câmi, mekteb ve medreselerde okutulurdu. Kul Şerîf Câmii ve Medresesi en meşhur Kazan müessesesidir. Kazan Hanlığı, Ruslar tarafından işgâl edilince maddî ve mânevî eserler yağmalanıp, tahrib edildi. Devlet adamları ve âlimler katliamlarda insafsızca, çocuklar da kadınlarla birlikte öldürüldüler.


Kazan Hanları
Uluğ Muhammed bin Celâleddîn ..(1437-1445)
Mahmûd bin Muhammed..............(1445-1462)
Halil bin Mahmud..........................(1462-1467)
İbrâhim bin Mahmûd ....................(1467-1479)
Ali bin İbrâhim ..............................(1479-1484)
M. Emin bin Mahmûd ..................(1484-1485)
Ali bin İbrâhim ..............................(1485-1487)
M. Emin bin Mahmûd ..................(1487-1495)
Mahmûd bin İbak..........................(1495-1496)
Abdüllâtif bin İbrâhim....................(1496-1502)
M. Emin bin Mahmûd ..................(1502-1518)
Şâh Ali bin Seyyid ........................(1518-1521)
Sahib Giray bin Mengli ................(1521-1524)
Safâ Giray bin Fetih......................(1524-1531)
Can Ali bin Seyyid ........................(1531-1533)
Safâ Giray bin Fetih......................(1533-1546)
Şah Ali bin Seyyid ................................ (1546)
Safâ Giray bin Fetih......................(1546-1549)
Ötemiş bin Safâ............................(1549-1551)
Şah Ali bin Seyyid ........................(1551-1552)
Yadigâr Muhammed bin Kâsım............ (1552)


Alm. Khanat (n), Von Krim, Fr. Khanat (m) de Crimee, İng. Khanate Of Crimea. Kuzey Karadeniz kıyısındaki Kırım Yarımadasında kurulmuş bir Türk devleti. Altınordu Devletinde hânedânlık mücâdelesine katılan sülâle mensupları ve âsi kabîle beylerinin sığınağı Kırım Yarımadasıydı. Burada 14. yüzyıldan îtibâren başlayan hâkimiyet kurma mücâdelesi, 15. yüzyılda Hacı Giray tarafından gerçekleştirildi.

Hacı Giray, Cengiz Hanın oğullarından Cuci’nin küçük oğlu Tokay, Timur soyundan gelmekteydi. Babasının, Kırım’daki taht mücâdelesi sonunda Litvanya’ya göç ettiği ve Kral Vitold’un yanına sığındığı sıralarda dünyâya gelen Hacı Giray, büyüdükten sonra Şirin kabîlesinin yardımıyla Kırım’ı ele geçirdi. Kırım Hanlığını kurma târihi kesin olmamakla berâber, bastırdığı paranın 1441 târihini taşımasından, belirtilen bu târihten daha önceki yıllarda devleti kurmuş olduğu anlaşılmaktadır. Hacı Giray da, diğer hanlar gibi üzerinde hak iddiâ ettiğiAltınordu tahtını ele geçirmek için, Lehistan Kralı ve Moskova Rus Prensi ile anlaşma yapmaktan çekinmedi. Bu arada, Kefe Cenevizlilerine karşı, Fâtih Sultan Mehmed Han ile de anlaştı.

Hacı Giray’ın 1466 târihinde ölümünden sonra oğulları Mengli Giray ile Nur Devlet arasında taht mücâdelesi başladı. Mengli Giray,Osmanlı Devletinin yardımıyla hanlık tahtını ele geçirdi. Fakat vaad ettiği yardımı göndermemesi üzerine yakalanarak İstanbul’a götürüldü. Kardeşi Nur Devlet tahta geçti. 1478 târihinde Mengli Giray’ın; Kırım Hanlarının tâyin ve azil haklarını Osmanlı pâdişâhına veren, pâdişâhın açacağı seferlere Kırım hanının da katılmasını kabul eden bir antlaşma yapması üzerine, İstanbul’dan Kırım’a han tâyin edildi. Mengli Giray’ın üçüncü defâ Kırım hanı olması üzerine kardeşleri Nur Devlet ve Haydar, Moskova’ya kaçtılar. Mengli Giray, Osmanlı himâyesinde tahtı ele geçirmesiyle, papalığın teşvik ve yardımlarıyla devamlı genişleyen Moskova Knezliğine karşı, Kırım Hanlığını garanti altına aldı. Kırım kuvvetleri ilk defâ Sultan İkinci Bâyezîd Hanın 1484 Akkerman Seferine katıldı. Osmanlılar ile münâsebetini arttıran Kırım Hanlığı ile 18. yüzyılın sonuna kadar askerî, siyâsî, iktisâdî, kültürel işbirliği yapıldı. Kırım hanı, 1502’de Saray şehrine hücum ederek Altınordu Devletinin yıkılmasına sebeb oldu. Moskova Knezliği, 1502 yılına kadar Altınorduluların korkusundan Kırım’a muhtaç olup, Mengli Giray ile iyi geçinirken, bu târihten sonra Rusya, Mengli Giray’ın düşmanlarıyla anlaşarak Kırım’a karşı cephe almaya başladı. Mengli Giray da, Litvanya ve Lehistan Kralı Dördüncü Kazimir ile Rusya’ya karşı anlaşarak Osmanlı Devletinden başka bu Avrupa devletleriyle de ittifak kurdu.

Mengli Giray’ın 1514’te ölümüyle tahta geçen oğlu Mehmed Giray ile Kazan tahtına getirilen Sâhip Giray da Rusya’ya karşı birlikte hareket ettiler. Mehmed Giray 1521’de Moskova’yı kuşatıp, Rusları yenerek onları haraca bağladı. Ruslar, bu haracı Deli Petro(1682-1725) zamânına kadar ödediler. Mehmed Giray’ın 1523 târihinde Astrahan Seferinden dönüşünde Nogayların yaptıkları baskınla öldürülmesinden sonra yerine geçen hanlar, Rusya ile mücâdeleyi devâm ettirdiler. Bu hanlar arasında Sâhip Giray (1532-1551) ve Devlet Giray (1551-1577) devrinde Ruslara karşı yapılan mücâdele başarılı oldu. Devlet Giray’ın hanlığı sırasında Kazan ve Astrahan, Rusların eline geçti. Bu enerjik han, adı geçen şehirleri geri alabilmek için Ruslarla çetin çarpışmalar yaptı. Yine bu han zamânında, Kırım Hanlığı için tehlikeli görülen Nogaylar, Özi Irmağının batısına, Turla ve Tuna arasına yerleştirildi. Rus yayılmasına karşı tedbir alınarak Doğu Avrupa’ya Orta Asya’dan Türk boylar getirilerek yerleştirildi. Bucak (Basarabya)a Müslümanlar yerleştirilerek, kuvvet dengesi sağlandı. Kafkasya’daki Çerkezler ve Kıpçak bozkırlarındaki yerli ahâli ile münâsebetler kuvvetlendirilerek Kırım hanının ve Osmanlı sultanının otoritesi buralarda hâkim kılındı. Osmanlılar, Orta Asya’daki Türkleri Rusya’ya karşı desteklemek ve münâsebet kurmak için Don-Volga kanal projesine başladılar.

Devlet Giray’ın 1577’de ölümünden sonra, Kırım’da taht mücâdelesi başladı. 1588 târihinde tahtı ele geçirmeyi başaran ve “Bora” ünvânı ile tanınan İkinci Gâzî Giray Han, ülkede birlik ve berâberliği tesis ederek, Osmanlıya sadâkatini arz etti. Daha sonra da rakîbi Murat Giray’a yardım eden Moskova hâkimi Çar Feodor üzerine yürüdü. Fakat Osmanlı Devletinin Avusturya ile yaptığı savaşa katılmak için harbi bırakıp Ruslarla anlaşma yapmak zorunda kaldı (1592). Anlaşmaya göre Çar, on bin ruble vergi ve belirli hediyeler göndermeyi kabul etti.

İkinciGâzi Giray, Osmanlı-Avusturya savaşlarında büyük başarılar kazandı ve Boğdan Beyinin itâat altına alınmasını sağladı. Osmanlı Devletinin 17. yüzyıl başlarında Avrupa’da yaptığı savaşlara katılan bu yiğit Han, 1607 târihinde vebâdan öldü. İkinci Gâzi Giray’ın ölümünden sonra Kırım’da hanlık mücâdelesi, yıkılış târihi olan 1792’ye kadar devâm etti. Bu arada Kırım Hanlığı, 17. yüzyıl başlarından îtibâren tesirlerini göstermeye başlayan Rus Kazaklarla da mücâdele etti. Osmanlı Devletinin Lehistan’a karşı, Kazak Atamanı Droşenko’yu desteklemesi sonucunda 1672’de Lehistan’la ve arkasından Ruslarla 1678’de yapılan savaşlarda, Kırım Hanlığının büyük yardımları görüldü. Ruslarla yapılan 1678 Savaşı sonunda, Osmanlı Devleti Ruslarla görüşme yapma yetkisini Kırım Hanlığına verdi. O sırada tahtta bulunan Murat Giray, Rus temsilcileri ile yirmi yıllık bir barış antlaşması imzâ etti. 1683 târihinde, Viyana Kuşatması sırasında, Murat Giray, sadrâzamdan intikam almak gâyesi ile, ilerleyen Jan Sobieski idâresindeki Leh kuvvetlerini önlemedi ve bozguna sebep oldu. Bu yüzden azledilerek, yerine İkinci Hacı Giray getirildi. Hanlığın şahsî sebeplerle Osmanlı kuvvetlerini Haçlılar karşısında yalnız bırakması, ileride başına gelen felâketlere sebeb oldu. İkinci Hacı Giray’ın çok kısa süren hanlığından sonra, 1684’te Selim Giray, Rusların (1687-1689) ve Lehlilerin (1687-1688) yaptıkları saldırıları yiğitçe püskürttü.

Karlofça Antlaşması(1699) ile Azak Kalesini alan Ruslar, Kırım’a ödedikleri yıllık vergiyi de kestiler. On sekizinci yüzyılda, Rus ve Avusturya kuvvetlerinin, Osmanlı Devleti ile yaptıkları savaşlar sırasında, Ruslar, Haziran 1736’da Kırım Hanlığının merkezi Bağçesaray’ı yağma ve tahrib ettiler. Kırım’ın diğer bölgeleri ve şehirleri de bu tahripten kurtulamadı. 1768-74 Osmanlı-Rus muhârebelerinde Bucak 1770’lerde, Kırım Yarımadası da 1771’de, Ruslar tarafından istîlâ edildi. Savaşı sona erdiren 21 Temmuz 1774 târihli Küçük Kaynarca Antlaşması ile Kırım, Osmanlı himâyesinden çıkartılıp, siyâsî ve mülkî idâre bakımından bağımsız hâle getirildi. Ahâlisi Müslüman olan Kırım, dînî bakımdan yine Osmanlı Devletine bağlı kalacaktı.

Rusya, Kırım’daki Osmanlı kuvvetlerini çektirmeye Küçük Kaynarca Antlaşmasıyla muvaffak olunca “sıcak denizlere inme” siyâseti dolayısıyla, bütün harp metotlarını tatbik etmeye başladı. Kırım’da başlayan hanlık mücâdelesine karışan Ruslar, 1777’de Rus tarafdârı olan Şâhin Giray’ın han olmasını sağladılar. Osmanlı taraftârı olan Bahadır Giray, hanlık mücâdelesinde Şâhin Giray karşısında başarılı olamadı. Tam mânâsıyla Rus taraftarlığı yapan ve Ruslar gibi yaşamaya başlayan Şâhin Giray’a Kırımlılar, “kâfir”gözüyle bakmaya başlayıp onu istemediler. Sonunda Kırım’dan Türkiye’ye göçler başladı. Bu durumu değerlendiren Ruslar, Türklerin boşalttıkları yerlere, yetmiş beş bin Rus göçmeni yerleştirdiler. 1779’da yapılan Aynalıkavak Antlaşması ile, Kırım hanlarının serbestçe seçilmesi, Rus askerlerinin Kırım’dan çekilmesi, Osmanlı Devletinin Şâhin Giray’ı tanıması maddelerinin kabul edilmesine rağmen, antlaşma kâğıt üzerinde kaldı. Çünkü Ruslar, antlaşmaya uymadılar ve askerlerini çekmediler. Kırım’ı ilhak edebilmek için, Kırım ahâlisini tahrik yoluna gittiler. Osmanlılar da Çerkez ve Kuban Türklerini Rus tahriklerine karşı desteklediler.

Şâhin Giray, Ruslardan da yardım alarak Kırım’ı Osmanlılardan ayırıp, Rus tipi bir ordu ve idârî teşkilatlanmaya gitti. Kırımlılar buna karşı çıkıp, harekete geçtiler. Şâhin Giray Ruslara sığındı. Osmanlıların desteklediği Bahadır Giray, 1782’de tahta geçti. Fakat Rus Generali Potemkin ile geri dönen Şâhin Giray, 8 Nisan 1785’te hanlığı tekrar ele geçirdi. Bu arada Rus askerleri otuz bin Kırımlı Türkü acımadan öldürdüler. Aynı târihte Ruslar, Kırım’ı ilhak ettiklerini de resmen îlân ettiler. Osmanlı Devleti bu târihte içinde bulunduğu durum dolayısıyla Rusya’ya karşı yeni bir sefer tertîb edemedi. Şâhin Giray ihânetlerinin mükâfâtı olarak, Ruslardan hanlığını devâm ettirmelerini beklerken, işlerine yaradığı müddetçe büyük îtibar göstermiş olan Ruslar Kırım’ı ilhak ettikten sonra ona yüz vermediler. Şâhin Giray İstanbul’a gitmek mecbûriyetinde kaldı. Fakat önce Rodos’a sürüldü. Sonra da îdâm edildi (1787). Osmanlı Devleti, Kırım’ın kurtarılması için Ruslarla yeni bir harbe girişti ise de muvaffak olamayıp, 1792 Yaş Antlaşması ile Kırım’ın Rusya’ya ilhakını kabul etti. Osmanlılar, Kırım’ı Rus istilâsından kurtarmak için çok uğraştılarsa da bir türlü muvaffak olamadılar. 1853-1855 târihleri arasında yapılan Kırım savaşında da istenilen netîce sağlanamadı (Bkz. Kırım Savaşı). Rus işgâlindeki Kırım 1918’de Almanlar tarafından işgâl edildi. Daha sonra Beyaz Rus hükûmetinin merkezi oldu.

1921’de Muhtar Kırım Sovyet Cumhuriyeti kuruldu. Ancak İkinci Dünyâ Savaşı esnâsında Almanlarla işbirliği yaptıkları iddiasıyla Cumhuriyet dağıtılıp, halkı sürgün edildi (1945). Kırım Türklerinin başlattığı anayurda dönüş mücâdelesi, doksanlı yıllarda hâlâ devam etmektedir. Kırımlı liderlerden Mustafa Cemiloğlu ve birçok Kırımlı âile, Kırım’da kurdukları çadırkentlerde yaşama mücâdelesi vermektedir.

Kırım Hanlığının kültür ve teşkilâtı, Altınordu veOsmanlı Devletinde olduğu gibidir. On beşinci yüzyıldan îtibâren; Kırım Yarımadası, Kabartay, Kıpçak ve Taman bölgelerinde hâkimiyet süren Kırım Hanlığının merkezi, Bahçesaray şehridir. Hanlık dîvânındaki Karaçi Beyleri Altınordu ananesine göre hareket ederlerdi. Hanlığın birinci veliahdına “Kalgay”, ikincisine “Nûreddîn” denirdi. Devlet işleri, Hanın başkanlığında; Kalgay veNûreddîn’le birlikte, Bucak, Yedisar ve Kuban seraskerleri, Şirin Beyi, müfti, uluağa denilen vezir, kadıasker, hazînedarbaşı, defterdar, aktaçıbey, kilercibaşı, dîvân efendisi, kâdıasker nâibi, Bağçesaray kâdısı ve kullar ağası tarafından idâre edilirdi. Toprak, Han âilesi ve mirzalar arasında timar olarak dağıtılırdı. Buna karşılık timar sâhipleri, Kırım Hanlığına asker beslerdi. Kırım askerleri, umûmiyetle atlı olup ateşli silahları, Osmanlılardan temin edilirdi. Kırım süvârileri, Moskof üzerine akın yapmakta gâyet usta muhâriptiler. Kırım hanları, kuvvetli zamanlarında Moskova’dan ve Lehistan’dan “tıyış” adı verilen yıllık vergi alırlardı. Osmanlı seferlerine Kırım kuvvetleri de katılırdı.

Kırım hanları, pekçok mîmârî eserler bırakmışlardır. Gözleve’deki Han Câmii, 1552’de Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. Karagöz kasabasındaki Koleç Mescidi, Karasu’daki Şor Câmii, kervansaray ve büyük hamam, Yenikale surları, Kerç’te Bayezîd Câmii, Mustafa Çelebi Câmii, medrese ve hamam, Bahçesaray’daki Han Sarayı ve civarında bulunan türbe 16-17. yüzyıllarda yapılmış belli başlı Kırım eserleridir.

Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
1 Muharrem 1439
Miladi:
22 Eylül 2017

Söz Ola
Matlabımız din-i Hüdâ' dır bizim
Mesleğimiz rah-ı Hüdâ' dır bizim
Yoksa, kuru mihnet ve kavga değil
Şah-ı Cihan olmağı dava değil
Osman Gâzi "rahmetullahi aleyh"
Osmanlılar Twitter