Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


Türkistan, Âzerbaycan, İran ve Anadolu’da yaşayan Türkmen kabîlesi ve İran’da (1796-1925) târihlerinde iktidar olmuş hânedân. Kaçar adı, Türkçe kaçmak kelimesinden türetilmiştir.

Moğollar (1206-1320) devrinden beri Hazar Denizi kıyılarında otururlardı. İlhanlılardan Hülâgu Hanın (1256-1264), Alamut Bâtınîlerine ve Sûriye’ye karşı giriştiği seferlere katılan Kaçarlar; Irak, Sûriye ve Anadolu’ya kadar yayıldılar. İlhanlı Devleti yıkıldığı zaman, Sûriye hudûduna yerleştiler. Tîmûr Han Sûriye’yi ele geçirince, onları esas vatanları olan Türkistan’a yolladı. On altıncı yüzyılın başında kurulan Safevî Devleti (1502-1732) kurucusu Şâh İsmâil’i (1502-1524) destekleyen Kaçarlar; bu devirde vezirlik, başkumandanlık, beylerbeylik dâhil devlet kademelerinde vazîfe aldılar. Safevîlerin yıkılmasıyla, 18. yüzyılda Afşarlar (1736-1749) ile mücâdele ettiler. Afşarlı Nâdir Şaha (1736-1747) düşmanca davranan Kaçarlar, Kuzey İran üzerinden Âzerbaycan’a yayıldılar. Kaçarlı Mehmed Ağanın Âzerbaycan vâliliği sırasında İran’daki hâkimiyetleri kuvvetlendi. Zendlere (1749-1796) karşı 1779’da Şiraz’da zafer kazanan Mehmed Ağa, İsfehan bölgesini alarak, şahlığını îlân etti. 1796’da Zendlerin hâkimiyetine son veren Mehmed Ağa, İran’ı bütünüyle zaptetti.

Böylece 1796’da kurulan Kaçar Devleti, Ruslarla mücâdele edip, 19. yüzyılda Avrupa devletleriyle diplomatik münâsebetler kurdu. Feth Ali Şah (1797-1834) devrinde Fransa ve İngiltere’ninn yanına çekilmek istenen İran’daki Kaçar Devleti, Çarlık Rusyasının Rint Okyanusuna inme politikasına karşı ordusunu kuvvetlendirerek, Avrupa’dan teknik eleman, silâh ve malzeme getirtti. Feth Ali Şah İran-Rus Harbi (1826-1828) sonunda imzâlanan Türkmençay Antlaşması ileİran, Kafkaslar havâlisindeki haklarını Rusya’ya vererek, Hazar Denizindeki Rus hâkimiyetini kabul etti. Muhammed Şâh (1834-1848) devrinde, Kuzey İran’da Acem asıllı Elbab Ali Muhammed’in talebesi İslâm düşmanı Behâullah’ın kurduğu“Behâîlik” ortaya çıktı. Behâîler Kaçarlı iktidârını tehdid edip, isyanlar çıkardı. Nâsireddîn Şah (1848-1896) Behâîleri kılıçtan geçirdi ise de bir fedâî tarafından öldürüldü. Doğu’nun fethedilmesi için Afganistan ve Herat’taki mücâdeleler, Hindistan’daki Gürganiyye Devleti (1526-1858)nin İngilizler tarafından yıkılmasına kadar devâm etti.

Rusya, İngiltere ve Fransa’nın İran bölgesindeki rekâbeti, Kaçarlar Devleti üzerinde Avrupa devletlerinin iktisâdî hâkimiyetini arttırdı. Muzaffereddîn Şâh (1896-1907) devrinde liberalizm ve meşrûtiyet verilmesini isteyenlerin hareketleri karşısında, 1 Ocak 1907’de Meclis-i Şûrâ-yi Millî açıldı. Muzaffereddîn Şahtan sonra tahta geçen Muhammed Ali Şah (1907-1909) Meşrûtiyet Anayasasını îlân etmesine rağmen, tatbik ettirmemesi üzerine, Âzerbaycan ve diğer eyâletlerde Kaçarlı Hânedânına karşı, silâhlı mücâdeleler ile isyânlar başladı. Muhammed Ali Şahın Rus ve İngiliz kontrolündeki iktidârına ihtilâlciler son verince, yerine oğlu Ahmed Şah (1909-1925) geçti. Birinci Dünyâ Harbinde tarafsız kalan Kaçarlar Hânedanının ülkesi, Ruslar ve İngilizler tarafından muhârebe alanı olarak kullanılıp, buradan Osmanlı Devletine saldırılar tertiplendi. Harp sonrasında İran’da mahallî isyânlar ve ayrılma taraftarı hareketler gelişti. Bolşevik Rus orduları Kuzey İran’a girdi. İngilizler Ahmed Şahı 1923’te Londra’ya götürünce yerine saltanat nâibi ve ordu başkumandanı Ali Rızâ Han vekâlet etti. 1924’te İran Millî Meclisini elde eden Ali Rızâ Han, 1925’te kanlı bir darbe yaparak Kaçarlar Hânedânına son verip, Pehlevî hükûmetini (1925-1979) kurdu. Pehlevî hükûmeti devrinde Kaçarlar Hânedânından ve kabîlesinden birçok devlet adamına vazîfe verildi.

Kaçarlar bugün Türkistan, Âzerbaycan ve kalabalık bir şekilde Esterâbat dâhil İran’da yaşamaktadır.




840-1212 târihleri arasında Türkistan ve Mâverâünnehir’de hâkimiyet kuran ilk Müslüman Türk devleti.

Karluk, Çiğil, Yağma ve diğer Türk boylarından meydana gelen Karahanlılar Devleti, devrin İslâm kaynaklarında El-Hakâniye, El-Hâniye, Âl-i Afrasiyâb; başka eserlerde de, Alp-ilig Hanlar, Arslan-Buğra Hanlar ünvânlarıyla anılır. Karahanlılar tâbiri, batılı şarkiyatçılar tarafından, bu sülâlenin Kara ünvânını çok kullanmaları sebebiyle verilmiştir. Kara, Türkçede, kuzey yönünü işaret etmesinin yanında, büyüklük ve yükseklik de ifâde eder.

Karahanlılar Devleti, 840 senesinde Uygur Devletinin Kırgızlar tarafından yıkılmasıyla, Orta Asya bozkırlarında Bilge Kül Kadır Han tarafından kuruldu. Kadır Han, Mâverâünnehr’i almak isteyen Sâmânîler Devleti ile mücâdele etti. Karahanlıların başlangıç dönemi ilmî yönden pek açık değildir. Kadır Handan sonra iki oğlundan Bazır Arslan Han, Balasagun’da Büyük Kağan olarak, kardeşi Oğulçak Kadır Han ise, Ortak Kağan olarak Taraz’da devleti idâre ettiler. Oğulçak Kadır Han, Sâmânî Hükümdârı İsmâil bin Ahmed ile devâmlı mücâdele etti. Sâmânîler, 883 senesinde Taraz’da devleti ele geçirince, Oğulçak Kaşgar’ı merkez yapıp, Sâmânî hâkimiyetindeki bölgelere akınlara başladı. Bu akınlar sırasında Oğulçak Kadır Hanın yeğeni Satuk, Karahanlılara sığınan Ebû Nâsır adlı Sâmânî şehzâdesi veya Müslüman din adamları ile tanışarak, İslâm dînini kabul etti. Satuk, amcası Oğulçak’a karşı Müslümanlardan da yardım alarak taht mücâdelesine girişti. Onuncu asrın başlarında taht mücâdelesini kazanan Satuk Buğra Han, Karahanlı hükümdârı olarak İslâmiyeti kabul ettiğini îlân etti. Nûh aleyhisselâmın oğlu Yâfes’in torunları olan Türkler, hükümdârlarının Müslüman olmasından sonra fıtratlarındaki temizlik ile seve seve ve büyük topluluklar hâlinde en son ve en mütekâmil din olan İslâmiyeti topluca kabul ettiler. Sekizinci asırda Müslümanlarla tanışıp, içlerinden kısmen bu dîni kabul edenlerin bulunduğu, Türklerin 10. asırda topluca İslâmiyeti kabûlü, netîce îtibâriyle târihteki birçok hâdiseye yön vermesi bakımından pek önemlidir.

Müslüman olunca, Abdülkerîm adını alan Satuk Buğra Han, doğudaki amcasına karşı mücâdelesinde, Müslüman gönüllülerden de faydalandı. Abdülkerîm Satuk Buğra Han, 995 senesinde vefât edince Artuç’a defnedildi. Yerine oğlu Mûsâ hükümdâr oldu. Onun çok kısa sürdüğü anlaşılan saltanatından sonra hükümdâr olan kardeşi Baytaş Arslan Han, doğu kağanı Arslan Hanı mağlûb ederek sülâlenin bu kolunu ortadan kaldırdı ve bütün Karahanlıları birleştirdi. Büyük evliyâ Ebü’l-Hasan Muhammed’in yardımı ile ülkenin doğusundakiler de Müslüman oldular. Baytaş Arslan Han, Karahanlı ülkesinde İslâmiyetin yayılması faaliyetlerini tamamlayınca, komşu Türk boylarını hak dîne dâveti kendisine gâye edindi.

Baytaş’tan sonra oğlu ebü’l-Hasan Ali hükümdâr oldu. Bu dönemde devletin batı kısmını kardeşi Buğra Han Harun idâre ediyordu. Buğra Han, 990 senesinde İsbicâb’ı zaptedip, 992 senesinde Sâmânîlerin merkezi Buhâra’ya girdi. Böylece Horasan ve Mâverâünnehir, Karahanlıların eline geçti. Şihâbüddevle ve Zâhirüdda’vâ gibi İslâmî ünvânlar kullanan Buğra Han, Kaşgar’a dönerken 996 yılında vefât etti. YerineAhmed bin Ali geçti. Halîfe tarafından tanınan ilk Karahanlı hükümdârı Ahmed Handır.

Ahmed Han zamânında, Sâmânîler ve onlara bağlı devletçiklerle Karahanlı münâsebetini, devletin batı kısmını idâre eden İlig Han ünvanlı Nâsır bin Ali sağlıyordu. Özkent’te oturan Nâsır, 996 senesinde Sâmânî kumandanlarından Fâik’in teşvikiyle bu ülke topraklarına sefer düzenledi. Fakat Gazne Hâkimi Sebüktekin’in aracılığı ile bu iki devlet antlaşma yaptı. Bu antlaşmaya göre Sâmânîler, Seyhun sâhasını Katvan Çölüne kadar Karahanlılara bırakıyor, Fâik de Semerkand vâlisi oluyordu. Nâsır, 999 senesinde Buhârâ’yı zaptederek, Sâmânî Hânedânı mensuplarınıÖzkent’e götürdü. Nâsır Han, Gazneli Mahmûd ile anlaşınca, Ceyhun Nehri iki devlet arasında sınır kesildi. Ayrıca Mahmûd Han, aralarındaki dostluğu kuvvetlendirmek için Nâsır’ın kızı ile evlendi. Nâsır, Sâmânîlerin bütün mîrâsına konmak ve Horasan’ı ele geçirmek istiyordu. Bu yüzden Gazneli Mahmûd’un Hindistan Seferinden faydalanarak iki koldan Horasan’a girdi ise de mağlub oldu. Hânedân mensubu Hotan Hâkimi Yûsuf Kadır Handan yardımcı kuvvet alıp, Gaznelilere karşı yeniden askerî harekâta geçti. 1006 senesi Ocak ayının beşinde, Sultan Mahmûd’a mağlub oldu. Bu başarısızlık, Karahanlılar arasında âile kavgalarına yol açtı. Nâsır, bağımsızlığını îlân etmek istedi. Nâsır’a karşı BüyükKağan Ahmed Han, Gazneli Mahmûd’a mürâcaat ettiyse de, Nâsır bin Ali 1013 senesinde vefât etti. YerineArslan İlig ünvânıyla kardeşi Mensûr bin Ali geçti. Büyük Kağan Ahmed Arslan Hanın hastalığında kendisini Büyük Kağan îlân eden Mensûr Han, kardeşi Muhammed’e de Arslan İlig ünvânını verdi.

Ahmed Arslan Han, Ortak KağanYûsuf Kadır Han ve Ali Tigin ile birlik olup, hânedanlık kavgasına son vermek için harekete geçti. Ali Tigin, Mensûr’a esir düştü. Yedisu bölgesine yapılan düşman hücûmuna karşı hasta yatağında mücâdele eden Arslan Han, Balasagun’a sekiz günlük mesâfede, yüz bin çadırdan fazla gayri müslim göçebeyi mağlub etti. Tufan’a kadar tâkib ederek ülkesini korudu. Ahmed Han bu seferden dönüşünde 1017 senesinde vefât etti.

Ahmed Handan sonra, Büyük Kağan olan Mensûr Arslan Han ise, 1024 senesinde kendi isteği ile saltanatı Yûsuf Kadır Hana bıraktı. Bu sırada Selçuklulardan yardım alan Ali Tigin, Buhârâ’yı zaptetti. Yûsuf Kadır Hana karşı kardeşleri Ahmed ve Ali birleştiler. İkinci Ahmed kendisini 1004’te Muizüddevle lakabıyla büyük kağan îlân etti. Kardeşi Ali ise, Arslan İlig oldu. İkinci Ahmed Arslan Han; Balasagun, Hocend, Ahsikas, Fergana ve Özkend’e hâkim oldu. Yûsuf Kadır Han, Gazneli Mahmûd ile görüştü. İki Müslüman Türk Devleti arasında dostluk bağları, evlenme yoluyla da kuvvetlendirildi. Bu görüşmede Karahanlıları ilgilendiren meselelerin yanısıra, Arslan bin Selçuk ve emrindeki Oğuzların da Horasan’a nakledilmesi husûsunda karâra vardılar. Sultan Mahmûd, bir fırsatını bulup, Arslan bin Selçuk’u yakalattı ve Hindistan’da Kalincâr Kalesine hapsettirdi. Bu sırada Ali Tigin bozkırlara kaçtı ve Mahmûd’un ülkesine dönmesi üzerine tekrar Buhârâ ve Semerkand’a hâkim oldu. Yûsuf Kadır Hanın 1032 senesinde vefâtıyla oğulları Süleymân, Arslan Han; Muhammed de Buğra Han ünvânlarıyla devletin idâresini ele aldılar. Bu sırada Ali Tegin de Mâverâünnehir’de kendisini Tavgaç Kara Buğra Kara Hakan îlân etti.

Karahanlı Hânedânı arasında kıyasıya devâm eden mücâdele netîcesinde, 1042 yılında ülke kesin olarak ikiye ayrıldı. Nâsır bin Ali’nin oğullarından Muhammed Arslan, Kara hakanlık mevkiinde Büyük Kağan ve İbrâhim de Tavgaç Buğra Kara Hakan ünvânını alarak Batı Karahanlılar Devletini meydana getirdiler. Yûsuf Kadır Hanın oğulları da Doğu Karahanlı Devletini idâre ettiler.

Doğu Karahanlılar Devleti

Karahanlı Devleti ikiye ayrılınca; Büyük Kağan ünvanıyla Şerefüddevle lâkaplı Ebû Şücâ Süleymân bin Yûsuf, merkezi Balasagun ve Kâşgar’ı kendine bırakıp, kardeşlerinden Buğra Han Muhammed’e, Taraz ile İsficab’ı, Mahmûd’a ise Arslan Tiğin ünvanıyla ülkenin doğusunu verdi. 1043 senesinde yapılan âile toplantısında ayrıca eski Büyük Kağan İkinci Ahmed Hana da Mâverâünnehir mülk olarak verildi. Fergana’nın bir kısmı zaptedilerek. Bulgar ile Balasagun arasında yaşayan on bin çadırdan meydana gelen Türkler, 1043 senesi güzünde, topluca İslâmiyeti kabul etti.

İslâm dîninin esaslarına sıkıca bağlı, âdil bir hükümdâr olan Süleymân Han, ilim âşığı ve âlimlerin hâmisiydi. 1056’da kardeşi Ortak Kağan Buğra Han, Büyük Kağan Süleymân Hanla anlaşmazlığa düştü. Muhammed Han, Süleymân Hanı hapsettirip, büyük kağanlığını îlân etti. On beş ay hükümdârlık yapan Muhammed Han, mevkiini büyük oğlu Hüseyin’e bıraktı. Hüseyin Hanı, kardeşi İbrâhim tahttan indirtip, 1057’de büyük kağan oldu. İbrâhim Han 1059’da hânedândan Yınal Teğin tarafından öldürülünce. Tuğrul Kara Han ünvanlı Mahmûd bin Yûsuf başa geçti. Mahmûd Han (1059-1074), Ortak Kağan Tabgaç Buğra Kara Han, Hasan bin Süleymân ile Batı Karahanlılarla, kaybedilen toprakları geri almak için harekete geçtiler. 1068 yılında iki taraf arasında yapılan antlaşma ile Seyhun hudut kesilerek; Fergana, Doğu Karahanlılara bırakıldı. 1074’te Mahmûd Hanın yerine oğlu Ömer geçti ise de ancak iki ay hükümdârlık yapabildi. Büyük Kağan olan Buğra Han Hasan bin Süleymân (1074-1103) devrinin ilk yıllarında; Buge Budraç kumandasındaki Yabaku ve Basmılların da aynı safta olduğu yedi yüz bin düşmana karşı, Ömer bin Mahmûd kumandasında kırk bin Müslüman askeriyle büyük bir zafer kazanıldı.

Büyük Selçuklu Sultanı Melikşâh (1072-1092), 1082’de Mâverâünnehir’i zaptedip Özkend’e gelince Doğu Karahanlı hükümdârı Hasan Han, onun hâkimiyetini tanıdı. Hasan Handan sonra oğlu Ahmed (1103-1128) hükümdâr olup, Abbâsî Halîfeliği ile münâsebette bulundu. Halîfe Mustazhirbillâh (1094-1118) Ahmed Hanın istediği berâtı verip, ona “Nûruddevle” demiştir. 1128’de Karahıtayları Kaşgar şehri yakınlarında mağlub eden Ahmed Han, onların batıya doğru ilerlemelerini durdurdu. Ahmed Handan sonra 1128’de hükümdâr olan oğlu İbrâhim, Karahitaylardan yardım alarak, rakiplerini yendi. Karahıtaylar İkinci İbrâhim Han (1128-1158) devrinde Balasagun’u zaptedince, merkez Kaşgar’a taşındı. Karahıtaylar, kendilerine isyân eden Karlukların üzerine onu gönderdi. 1158’de de, öldürülen İkinci İbrâhim Hanın yerine oğlu Arslan Han ünvanlı Muhammed ve sonra da torunu Ebü’l-Muzaffer Yûsuf geçti. Yûsuf Han 1205’te vefât ettiği sırada oğlu Ebü’l-Feth Muhammed, Karahıtaylı Kür Hanın yanında rehin bulunuyordu. Nayman Devleti kurucusu Küçlük tarafından 1207’de kurtarılan Ebü’l-Feth Muhammed daha sonra Kâşgar’a gönderildi. Ancak Kâşgar’a varmadan şehirdeki beyler tarafından yolda öldürüldü (1211). Bu durum Küçlük’ün Karahanlı merkezini işgâl edip, katliam yaptırmasına sebeb oldu.

Hâdenânlık içi mücâdele netîcesinde bölünen Doğu Karahanlılar, Moğol Naymanlarca işgâl edilerek, hâkimiyetlerine son verildi. Böylece Türk milletine ve İslâma büyük hizmetleri olan Doğu Karahanlılar Devleti târihe karıştı.

Batı Karahanlılar Devleti

Karahanlı Devleti ikiye bölününce Batı Karahanlı Hanlığı, Mâverâünnehir ve Hocend’e kadar Batı Fergana’yı içine almaktaydı. Büyük Kağanın merkezi, önceleri Özkend, sonraları Semerkand oldu. Bu devletin ilk hükümdârı Birinci Muhammed Han, 1052 senesinde vefât edince yerine kardeşi Ortak Kağan İzzül-umma Ebû İshak İbrâhim Tavgaç Han geçti. Tavgaç İbrâhim Han, doğu Karahanlılardan Şaş, İlak gibi hudût şehirleri ile Fergana’nın bir kısmını aldı. İbrâhim Han âlim olup, iyi bir hükümdârdı. Devletin idâresi için lüzumlu kânunları tanzim edip, hırsızları tamâmen ortadan kaldırdı. Ahâlinin menfaatlerini koruyup, piyâsayı düzeltti. Âlimlerin sohbetinde bulunup onların tasvibini almadan kânun koymadı. Bâtıl îtikatlara karşı, Ehl-i sünneti müdâfaa etti. İbrâhim Han, Ortak Kağanken devlet aleyhinde faaliyette bulunan İsmâilîleri dâhiyâne bir siyâsetle ortadan kaldırdı.

İbrâhim Handan sonra oğlu Şemsül-Mülk Nasr hükümdâr oldu. Şaş ve Tünhas Hâkimi Şuayb, yeni hükümdâra isyân etti. Nasr Han, bu isyânı bastırdı. Bu karışıklıktan faydalanan Doğu Karahanlılar, İbrâhim Hanın zaptettiği yerleri geri almaya çalıştılar ise de, bu mücâdele bir antlaşma ile sona erdi. Daha sonra Birinci Nasr Han, Selçuklular tarafından zaptedilen yerlerin alınması için bir hareket başlattı. Fakat Melikşâh’ın Semerkand’a gelmesiyle sulh yapılıp, akrabâlık tesis edilerek meseleler halledildi. Nasr Han da, âlimlere hürmet edip, ilim merkezleri inşâ ettirdi. Ticâretin gelişmesi için sosyal hayâtın bütün lüzumlu müesseselerini içine alan iki ribat yaptırdı.

1080 senesinde Nasr’ın vefâtı üzerine oğlu Ebû Şücâ Hızır hükümdâr oldu. Hızır Hanın saltanatı bir sene kadar sürdü. Yerine geçen Ahmed Han devrinde ulemâ ile hükümdar arasında bir anlaşmazlık oldu. Bu sırada Selçuklu Sultânı Melikşâh, önce Buhârâ’yı sonra da Semerkand’ı zaptetti ve Ahmed Han’ı Özkend’de esir alıp İsfehan’a götürdü. Bunun netîcesi, Batı Karahanlı ordusunun temelini teşkil eden Çiğil Türklerinin kumandanı Yâkub bin Süleymân Semerkand’a dâvet edilip hükümdâr îlân edilerek Selçuklulara karşı bir ayaklanma başlatıldı. Bunun üzerine Melikşâh, ikinci defâ Semerkand seferine çıktı. Bu sefer sonunda Batı Karahanlı Devleti, Selçuklulara bağlandı. Karahanlı devlet adamları Mes’ûd bin Muhammed’i hükümdârlığa getirdi.

Birinci Mes’ûd’un hükümdârlığı devrine âit bir bilgi yoktur. Mes’ûd Handan sonra Selçuklu Sultânı Berkyaruk, arka arkaya üç hükümdâr tâyin etti. Bunlardan üçüncüsü olan Cebrâil Han, Selçuklu şehzâdeleri arasındaki saltanat kavgalarından faydalanarak, Horasan’ı ele geçirmek istedi. Bu sırada Horasan vâlisi olanSencer, Tirmiz şehri için yapılan savaşı kazandı ve Cebrâil Hanı esir alıp, 1102’de îdâm ettirdi. Bu zaferden sonra Sultan Sencer, Mâverâünnehir’i yeniden teşkilâtlandırdı. Karahanlı Sülâlesinden olup, Selçuklu sarayında büyüyen yeğeni Muhammed bin Süleymân’ı Arslan Han ünvânıyla Semerkand’da Büyük Kağan îlân etti. Dayısı Sultan Sencer’in yardımıyla isyânları bastıran İkinci Muhammed Han, düşmanlarına karşı seferler düzenledi. İkinci Muhammed Han, saltanatının son zamanlarında felc oldu. Çıkan iç isyanları bastırmak için Selçuklulardan yardım istedi. Fakat yardım gelmeden isyânı bastırınca Selçuklu yardımını geri çevirdi. Bu durum Sultan Sencer’i kızdırdı. 1130 senesinde Semerkand’a gelen Sultan Sencer, Muhammed Hanı Merv’e götürdü. Muhammed Han, 1132’de orada vefât etti.

SultanSencer, Muhammed Hanın ölümünden sonra Batı Karahanlı tahtına sırasıyla Ebü’l-Meâli el-Hasan bin Ali, Ebû Muzaffer İbrâhim bin Süleymân ve Mahmûd bin Muhammed’i tâyin etti. İkinci Mahmûd Han, Karahıtaylarla 1137 senesi yazında Hocend yakınında yaptığı muhârebeyi kaybedip, Semerkand’a çekildi. Karluklular ile ülke içinde anlaşmazlık çıkıp, Sultan Sencer’den yardım isteyince, Karluklular da Karahıtaylara mürâcaat etti. Sultan Sencer ve İkinci Mahmûd 8 Eylül 1141 târihinde Katvan Muhârebesinde Karahıtaylara mağlub olup, Horasan’a çekildiler. Karahıtaylar bütün Mâverâünnehir’i istilâ edip, Mahmûd Hanın kardeşi Ortak Kağan Tavgaç Buğra Han İbrâhim bin Muhammed’i BüyükKağan îlân ettiler. Üçüncü İbrâhim Han, Karluklar ile anlaşmazlığa düşünce,Buhâra yakınlarındaki Kallabâz Muhârebesinde öldürüldü. Yerine geçen oğlu Mahmûd Han, Horasan’a çekildi ve vefâtına kadar orada kaldı. Sultan Sencer’in ölümünden sonra Oğuzlar, İkinci Mahmûd Hana hükümdârlık teklif ettiler. O, önce oğlu Muhammed’i gönderdiyse de bir müddet sonra Oğuzların hükümdârı oldu. Sultan Sencer’in eski kumandanlarından Nişâbûr Vâlisi Müeyyeddevle Ay Aba, 1163 senesinde Horasan’ı ele geçirmek arzusuyla hareket edip, İkinci Mahmûd Han ve oğlu Muhammed’i esir alarak gözlerine mil çektirip hapse attırdı. Baba, oğul, 1164 senesinde hapisteyken vefât ettiler. İkinci Mahmûd ve iki oğlunun hapiste vefâtları ile Karahanlıların hâkimiyeti Ali Tegin’in soyundan gelenlere geçti.

Üçüncüİbrâhim Hana halef olan, Ali Tegin âilesinden Ali bin Hasan, Karluklar ile mücâdele edip, reisleri Paygu Hanı öldürterek, onları iskâna mecbur ve askerlikten men etti. Fakat bu hareketi isyhanlara sebeb oldu. Ülkedeki isyânları Buhâra’daki Hanefî âlimi Muhammed bin Ömer’in vâsıtasıyla yatıştıran Ali Han, 1160 senesinde vefât edince, yerine kardeşi Ebü’l-Muzaffer Mes’ûd bin Hasan geçti. İkinci Mes’ûd Han, iç işlerini nizâma soktu. Sarayını âlim ve şâirlere açıp, ilmin hâmisi oldu. 1178 senesinde vefât eden İkinci Mes’ûd Hanın yerine kardeşi Fergana hâkimi Hüseyin bin Hasan’ın oğlu İbrâhim bin Hüseyin hükümdâr oldu. Önce Feryun’da, sonra da Semerkand’da hüküm süren Dördüncü İbrâhim Han, Nusretüddünyâ ved-dîn Kılıç Tavgaç Küç Arslan Han ünvanlarıyla Büyük Kağan oldu. Onun vefâtıyla yerine oğlu 1204 senesinde Büyük Kağan oldu. Osman Han tedbirli bir insandı. Önce Karahıtaylara tâbi olmasına rağmen, Müslüman Gurluların Moğollar tarafından yok edilmesini engellemek için gayret sarf etti. Karahıtaylı saldırısına karşı Muhammed Harezmşâh ile iyi münâsebetler kurdu. Muhammed Harezmşâh’ın kızı ile evlenip, âdet olduğu için bir sene Harezm’de kaldı. 1211 senesinde Semerkand’a dönen Osman Han, Karahıtayların gücünden çekinerek onlarla ittifak kurdu. Bu hareketi Muhammed Harezmşâh’ın Mâverâünnehir’i almasına sebeb oldu. Yakalanan Osman Han îdâm olundu(1212). Osman Hanın ölümü ile Batı Karahanlı Devleti sona erdi.

Fergana Kağanlığı

1141 yılında Batı Karahanlı Devleti, Karahıtayların istilâsına uğrayınca, Fergana’da merkezi Özkend olmak üzere müstakil bir Karahanlı Devleti kuruldu. İlk hükümdârı Gelâleddünyâ ved-dîn Hüseyin bin Hasan olup, Fergana kağanları, Türkçe Tuğrul Kara Hakan ünvânını taşırlardı. Ünvânlarında Türk kelimesi de kullanan Fergana Kağanlığı, 1211 veya 1212 senelerinde Muhammed Harezmşâh’ın tâbiiyetine girdi.

Karahanlı Devleti, daha ilk kuruluş yıllarında târihî Türk devlet idâresi geleneğine uygun olarak iki büyük idârî kısma bölündü. Bunlardan doğuda kalan kısmın başında hakan bulunur ve her türlü idârî selâhiyeti elinde bulundururdu. Batı kısmını ise hakanın hükümrânlığı altında, aynı âileden bir han ona bağlı olarak idâre ederdi. Karahanlı devlet teşkilâtında bu büyük ve ortak kağanın yanında hânedâna mensup dört alt kağan ile altı hükümdâr vekili vardı. Rütbeler kademe kademe yükselme esâsına göreydi. Her rütbenin değişebilen ünvanları olurdu. Türkçe ünvânların değişmesine rağmen, İslâmî ünvânlar değişmezdi. Hükümdâr vekilleri İrken, Sagun, İnanç ünvânlarını taşırlardı. Hükümdârların yanında “yuğruş” denilen bakanlar kurulu bulunurdu. Yüksek devlet memuriyetlerinde, baş kumandana “subaşı”, mâliye bakanına “ağıcı”, saray hâcibine “tayangu” veya “bitikçi” denirdi. Karahanlılarda ordu: Selçuklularda olduğu gibi başlıca dört ana bölümden meydana gelirdi. Bunlar, saray muhâfızları, hassa ordusu, hânedân mensupları ile vâlilerin ve diğer devlet adamlarının kuvvetleri, devlete bağlı Türk teşekküllerine mensup kuvvetlerdi.

Kültür ve medeniyet: Türk an’anesine göre kurulan Karahanlı Devleti, 10. asırda İslâmiyeti kabûlüyle, ilk İslâmî Türk eserleri meydana getirdiler. Hakanî Türkleri adını taşıyan Karahanlılar, Türklerin millî kültür ve sanat an’anesini ve istidâdının kuvvetli husûsiyetlerini bütünüyle İslâma adayıp, bu ilham ile yeni bir üslûbun kurucusu oldular. Karahanlı hükümdârlarının ilme hayranlığı, âlimlere hürmetkârlığı ve onları korumaları netîcesinde Türkistan, Mâverâünnehir şehirleri birer medeniyet, kültür beşiği hâline geldi. Doğu Karahanlılar devrinde Balasagunlu Yûsuf Hâs Hâcib Kutadgu Bilig, Kaşgarlı Mahmûd, Dîvânü Lugât-it-Türk, İmâm-ı Ebü’l-Fütûh Abdülgafür Târih-i Kaşgâr adı ile, Türk dili, edebiyâtı, kültürü ve târihi için çok mühim eserler yazdılar.

Büyük İslâm hukukçu ve âlimleri Karahanlılar zamânında yetişti. Bunlardan bâzıları şunlardır: Burhâneddîn Mergınânî, Şems-ül-Eimme Serahsî, Şems-ül-Eimme Hulvânî, Ebû Zeyd Debbûsî, Fahr-ül-İslâm Pezdevî, Sadrüşşehîd, Kâşânî, Ömer Nesefî, Sirâcüddîn Üşî. Şâh-i Türkistan denilen Ahmed Yesevî hazretleriislâm dîninin göçebe Türkler arasında yayılmasına hizmet etmiş olup bugün bile; Rusya, Bulgaristan, Çin ve İran’daki Türklerin Türklüklerini veİslâmlıklarını muhâfaza etmelerinde tesiri vardır.

Türklerin şehir hayâtına geçişi Karahanlılar devrinde başladığından, şehircilik ve mesken mîmârisi gelişti. Buhârâ, Fergana, Merv, Semerkand, Tirmiz ve Ürgenç’te birçok mîmârî eser yapıldı. Türkistan’da ağaç ve taş az olduğundan Karahanlılar, eserlerini umûmiyetle kerpiç ve tuğladan yaparlardı. Mescit ve hayır külliyeleri çok yaygındır. Çok kubbeli mescitlerin sütunları tahtadan, yuvarlak veya çok köşeli; minâreler ise pişmiş tuğladan yapılırdı. Kerpiç ve tuğladan köşe pâyeli, yazı şeritli, örgülü eserler yapıldı. Duvarları çiğ tuğladan örülüp, üstü tezyin edilip, kaymak taşı sıvası ile veya çeşitli şekillerde kesilmiş süslü, oymalı, kabartmalı, çizgili kiremitler ile kaplanıyordu. Cilâlı ve sırlı tuğla ve cam tezyinâtın getirdiği koyu mâvi ve yeşil renkler ve parlak satıhlar Karahanlı eserlerinin husûsiyetleridir. Saraylar, arklı ve havuzlu bahçeler ve korular içinde yapılırdı. Karahanlılar devrinde mescit, câmi, türbe, külliye, kervansaray, saray, kale, köprü, hamam yapılmıştır. Câmilerin sâdece minâreleri günümüze ulaşabilmiştir. Türk hat sanatı Karahanlılar ile başladı. Kûfi, sülüs, celî gibi yazı türleri ile Kur’ân-ı kerîm ve hadîs kitapları îtinâ ile yazılıp, saklandı.


Karahanlı Hükümdârları Tahta Geçişi
Abdülkerim Satuk Buğra Han .................... (?)
Mûsâ ........................................................ 955
Baytaş Arslan Han Süleymân .................... (?)
Ebü’l-Hasan Ali bin Mûsâ .......................... (?)
Birinci Ahmed Arslan Kara Han................ 998
Mansur Arslan Han ................................ 1015
İkinci Ahmed Togan Han ........................ 1024
Yûsuf Kadır Han .................................... 1026

Batı Karahanlı Kağanları
Muhammed Aynüddevle ........................ 1041
Birinci İbrâhim Tavgaç Han .................... 1052
Birinci Nasır ............................................ 1068
Hızır........................................................ 1080
Birinci Ahmed ........................................ 1081
Yâkub .................................................... 1089
Birinci Mes’ûd ........................................ 1095
Süleymân .............................................. 1097
Birinci Mahmûd ...................................... 1097
Cebrâil .................................................... 1099
İkinci Muhammed .................................. 1102
İkinci Nâsır.............................................. 1129
İkinci Ahmed .......................................... 1129
Hasan .................................................... 1130
İkinci İbrâhim .......................................... 1132
İkinci Mahmûd ........................................ 1132
Üçüncü İbrâhim ...................................... 1141
Ali .......................................................... 1156
İkinci Mes’ûd .......................................... 1161
Dördüncü İbrâhim .................................. 1178
Osman.................................................... 1204
Harezmşâh hâkimiyeti ............................ 1211

Doğu Karahanlı Kağanları
Süleymân .............................................. 1032
Birinci Muhammed.................................. 1056
Birinci İbrâhim ........................................ 1057
Mahmûd ................................................ 1059
Ömer ...................................................... 1074
Hasan .................................................... 1075
Ahmed.................................................... 1103
İkinci İbrâhim .......................................... 1128
İkinci Muhammed .................................. 1158
İkinci Yûsuf ................................................ (?)
Üçüncü Muhammed .............................. 1211
Noymanların işgâli.................................. 1211


On dördüncü asrın ikinci yarısında Doğu Anadoluda devlet kuran bir Türkmen hânedânı. Karakoyunlu oymağı, Karakoyunlu Devletinin çekirdeğini teşkil etmiştir. Sadlu, Baharlu, Duharlu, Karamanlu, Alpagut, Çakırlu, Ayunlu, Bayramlu, Ağaç-eri, Düğer ve Hacılu oymakları halkları da Karakoyunlu Devletinin ahâlisiydi. Yaklaşık otuz bin çadırdan müteşekkil olan Karakoyunlular, Cengiz Hanın hücûmu üzerine Töre Bey idâresinde Türkistandan Mâverâünnehire, adan da İran yoluyla Doğu Anadoluya göç etmişlerdi. Töre Bey, Kara Yûsufun yedinci atası olup, Oğuz Hanın tunlarındı.

Karakoyunluların siyâsî bakımdan ehemmiyet kazanması İlhanlı Hükümdârı Ebû Saîd Bahadır Hanın ölümü ve içerde Moğol noyanlarının bir mücâdeleye girişmeleri ile başlar. Karakoyunlular, ilk zamanlarda, Traktaki Celâyir âilesinin ve Çobanoğullarının hizmetindeydiler. On dördüncü yüzyılın başlarında, Karakoyunluların reisleri, Bayram Hoca idi. Bayram Hoca, Sincar Hâkimi Pîr Muhammedi öldürerek emîrliği ele geçiren Hüseyin Beyin maiyetinde bulunuydu. Daha sonra Hüseyin Beyi tadan kaldırarak yerine geçti (1351). Hüseyin Beyin ölümünden sonra, Türkmenlerin büyük bir kısmı Bayram Hocanın emîrliğini tanıdılar.

1370 yılından îtibâren fetih hareketine girişen Bayram Hoca; Sürmelü, Alakilise, Hoy ve Nahcivan havâlilerine hâkim oldu. 1374te Musulu zaptetti ve şehir, devletin yıkılışına kadar, Karakoyunlu Hânedânının elinde kaldı.

Erzurumdan Musula kadar uzanan sahayı hâkimiyeti altına alarak, Karakoyunlu kabîlesini târih sahnesine çıkaran Bayram Hoca, 1380 senesinde ölünce, yerine kardeşi Türemişîn oğlu Kara Mehmed geçti. Kara Mehmed, Celâyirlilere bağlı kalmak şartıyla, babasından kalan yerleri elinde tutmasını başardı ve kızını Celâyirli Sultânı Ahmede vererek, bu bağlılığını kuvvetlendirdi. Kara Mehmed Bey, 1383 senesinde Musul hacılarının yolun kesip, mallarını yağmalayan Caber Hâkimi Sâlim Beyin üzerine yürüdü, onu büyük bir bozguna uğrattı ve arâzisini yağmaladı. 1387 senesinde Erzincan Emîri Mutahharten ile Akkoyunlular arasında başlayan mücâdele, Mutahhartenin mağlûbiyetiyle sonuçlanınca; Erzincan emîri, Karakoyunlu Kara Mehmedden yardım istedi. Akkoyunlular ile öteden beri mücâdele içinde olan Kara Mehmed, Mutahhartenin yardımına koştu ve Akkoyunluları ağır bir mağlûbiyete uğrattı. Akkoyunlu Ahmed ve kardeşi Hüseyin beyler, Kâdı Burhâneddîne sığındılar.

Mehmed Bey, 1307de Karabağ üzerinden Anadoluyu istilâya teşebbüs eden Tîmûrlu kuvvetlerini bozguna uğrattı. Birçok Tîmûrlu emîri bu çarpışmada öldürüldü. 1388 senesinde Tebriz şehri için Kara Mehmed Bey ile Celâyirli emîrlerinden Şebli ve Şâh Ali arasında büyük bir mücâdele başladı. Şebli komutasındaki Celâyir dusuyla, Heştrudda karşılaşan Karakoyunlular, bu duyu büyük bir bozguna uğratırken, Şebliyi de öldürdüler. Bu hâdisenin akabinde Kara Mehmed Bey, Kara Hasan adındaki bir Türkmen emîriyle giriştiği mücâdele sırasında 1389 yılında öldürüldü.

Kara Mehmed Beyin ölümünden sonra yerine oğlu Kara Yûsuf geçti (1389). Hükümdârlığının ilk yılları iç karışıklıklarla geçen Kara Yûsuf Bey, 1392de Tîmûr Hanın (1370-1405) tabiiyet teklifini kabul etmeyip mücâdeleye girişti. Tîmûr Hanın Anadoludan ayrılmasını fırsat bilerek Ercişi ele geçirdi. Tîmûr Hanın Van ve çevresinin idâresine tâyin ettiği Emîr İzzeddîn Şîr, yanındaki Çağatay askerleri ile birlikte Kara Yûsufun üzerine yürüdü. Yapılan küçük çapta bir çarpışmanın ardından iki taraf arasında barış sağlı. Kara Yûsuf geri çekilirken, Avnik Emîri Atlamışın dört yüz atlı ile İzzeddîn Şîr ve Çağatayların yardımına gitiğini gördü ve Erciş Ovasında bir gece baskını ile Atlamışı esir alarak, askerlerinin büyük bir bölümünü öldürdü. Kara Yûsuf, daha sonra Atlamışı, Memlûk Sultânı Berkuka gönderdi ve ada hapsedildi.

Tîmûr Han, Hindistan Seferini büyük bir başarı ile tamamlayarak yeniden Doğu Anadoluda görülünce, Kara Yûsuf, Van Gölü çevresindeki atalarından kalma yurdunu boşaltarak Musula çekildi (1399). Tîmûr Hanın Bağdatı ele geçirmek için du göndermesi üzerine Sultan Ahmed Celâyir, yanında bulunan az sayıda asker ile Bağdattan ayrılarak Musulda bulunan Kara Yûsufun yanına gitti. Bu sırada Sultan Ahmede tâbi olan kaleler, Tîmûr Hanın gönderdiği du tarafından ele geçirildi. Tîmûr Hanın dusu Bağdattan ayrılınca, Kara Yûsuf ve Sultan Ahmed, hiçbir güçlükle karşılaşmadan şehire hâkim oldular. Ancak bu sırada Bingöl yaylasında bulunan Tîmûr Hanın, kendilerini arkadan çevirme plânını öğrenince, Sultan Ahmed ve Kara Yûsuf, Memlûk sultânına ilticâ etmeye karar verdiler. Memlûk sultânına bu durumu bildirmek için elçiler gönderdiler. Elçilerin dönüşünü beklemeyen Kara Yûsuf ve Sultan Ahmed, yanlarında emîrleri ve kuvvetleri olduğu hâlde Kâhireye doğru yola çıktılar. Memlûklerin Halep Nâibi Demirtaşın yollarını keserek Sûriyeye girmelerine mâni olmak istemesi üzerine iki taraf arasında şiddetli bir muhârebe oldu. Muhârebede Demirtaş ağır bir bozguna uğradı. Bu muhârebenin netîcesinde Kara Yûsuf ve Sultan Ahmedin, Memlûk sultânına sığınma yolları kapı. Bu yüzden iki hükümdâr, Osmanlı pâdişâhı Yıldırım Bâyezîd Hanın yanına gitmeye karar verdiler. Fakat aralarında çıkan anlaşmazlık yüzünden birbirlerinden ayrıldılar. Kara Yûsuf, memleketine geri döndü. Tîmûr Han ise, onların hareketlerinden günü gününe haber alıydu. Gönderdiği kuvvetler, Sultan Ahmed Celâyire âni bir baskın düzenleyerek mağlub ettiler. Sultan Ahmed, bütün ağırlıklarını kaybettikten sonra, güçlükle Osmanlı sultânına sığınabildi. Kara Yûsuf Bey de Tîmûrun 1400deki yakındoğu seferinde Osmanlı Sultânı Yıldırım Bâyezîd Hanın yanına gitti, ondan himâye ve iltifat gördü. Kendisine Aksaray havâlisi maîşet ve ikâmet yeri olarak verildi. Bu durum, Tîmûr Han ile Sultan Yıldırım Bâyezîd Han arasında yapılan, 1402 Ankara Savaşının sebeplerinden biri oldu.

1402 yılında Yıldırım Bâyezîdle yaptığı Ankara Meydan Muhârebesini kazanan Tîmûr Han, Karakoyunlu Emîri Kara Yûsufa kesin bir darbe indirdi. Tîmûr Hanın dusu karşısında bozguna uğrayarak muhârebe meydanından güçlükle kaçan Kara Yûsuf, nâibi Şeyh-ül-Mahmûdîye sığındı. Dımaşk Nâibi önce Kara Yûsufa sonra da yine buraya gelen Ahmed Celâyire iyi bir kabul gösterdi. Fakat bir süre sonra Tîmûr Hanın, Memlûk sultânına yaptığı tehdit ve baskılar tesirini gösterdi. Memlûk Sultânı Ebül-Ferec, Dımaşk nâibinden Kara Yûsuf ve Ahmed Celâyirin öldürülmelerini istedi. Ancak nâib bu emri yerine getirmedi ve sâdece hapsetmekle yetindi. Bir sene kadar hapiste kalan Kara Yûsuf, buradan çıktıktan sonra Van Hâkimi İzzeddîn Şîr üzerine yürüyerek Van bölgesini ele geçirdi. Onun eski ülkesine sâhib olması üzerine, dört bir yana dağılan Türkmen emîrleri tekrar bayrağı altında toplılar. Kara Yûsufun bu faaliyetlerine Âzerbaycan veIrak Arab Hükümdârı Miran Şahoğlu Ebû Bekr karşı çıktı. İki du çok geçmeden Nahcivanın batısında karşılaştılar. Ebû Bekrin dusu mağlûb oldu ve kuvvetlerinin pekçoğu Aras Nehrinde boğuldu. Bu zaferle şöhret ve kuvveti bir kat daha artan Kara Yûsuf, Tebriz ahâlisinin isteği üzerine şehir önüne gelerek yaptığı muhârebede Ebû Bekrin babası ve Tîmûrun oğlu Miran Şahı öldürdü ve şehri ele geçirdi. Bir süre sonra Ebû Bekrle karşılaşan Kara Yûsuf, onu tekrar mağlub etti. Bu muvaffakiyetle Kara Yûsuf, Tîmûr İmparatluğunun önemli bir parçasını alarak, Karakoyunlu Devletini kurdu.

Kara Yûsufun Ebû Bekre karşı kazığı ikinci ve parlak zaferden sonra başta Irak Emîri Bistam Bey olmak üzere bütün emîrler ona bağlılıklarını bildirdiler. Daha sonra Bistam Beyi, Irak-ı Acemin fethine memur eden Kara Yûsuf, Aladağa gitti. Bistam Bey, Sultâniyeyi fethedince, KaraYûsuf onu Irak-ı Acem vâliliğine tâyin etti. 1409 senesinde “zabtolunmaz” olarak tavsif edilen Alıncak Kalesi, Karakoyunluların eline geçti.

Bu sırada Sultan Ahmed Celâyir, Karakoyunlulara âit Tebrize girerek şehirdeki Türkmenlerin çoğunu katletti. Durumu öğrenen Kara Yûsuf, Âzerbaycana girerek, Tebriz yakınlarında karargâh kurdu. İki du arasında vukû bulan savaşta, Sultan Ahmed askerlerinin büyük bir kısmıyla Karakoyunluların eline esir düştü. Sultan Ahmed, du komutanlarının ısrârıyla öldürüldü(1410). Kara Yûsuf, bu zaferden sonra oğlu Pir Budakı hükümdâr îlân etti. Irak-ı Arab üzerine sefer düzenleyip, bölgeyi ele geçirdi. Oğlu Şâh Mehmedi Bağdata vâli tâyin etti. Daha sonra Amid, Ergani üzerine yürüdüğü sırada, önüne çıkan Akkoyunlu Beyi Kara Yülük Osmanla savaşıp, onu mağlub ve sulha mecbur etti. Akkoyunluların müttefiki olan Şirvan veGürcistân hükümdârlarını da yendikten sonra, Irak-ı Acemi tamâmen ele geçirdi.

1420de Ucanda vefât eden Kara Yûsuf Beyden sonra Karakoyunlulara bütünüyle hâkim olabilecek bir şehzâdenin bulunmaması birliği sarstı. Hükümdâr îlân ettiği Pir Budak, kendisinden önce vefât etmişti. Karakoyunlu beyleri, cesur bir bey olan Kara Yûsufun ikinci oğlu İskender Mirzâyı hükümdâr îlân ettiler.

İskender, başa geçer geçmez Âzerbaycan ve Doğu Anadoluyu işgâl etmekte olan Şahruhla Eleşkird mevkiinde yaptığı savaşı kaybetti. Şahruhun Âzerbaycana dönmesinden sonra Tebrize gitti. Kardeşi İsfahan Mirzânın elinde bulunan bu şehri zabtetti. Daha sonra Bitlis ve Ahlat çevresini ele geçirdi. Şemahi ve Şirvan civârına akınlar düzenledi ve Tîmûrlu Sultânı Şahruhu uzun süre uğraştırdı. Bir süre sonra İskenderin kardeşleri Şahruh tarafına geçtiler. Bunun üzerine Şahruh, 1434 senesinde Âzerbaycan üzerine yürüdü. İskender, üzerine gelen bu kuvvetli duya karşı koyamadı. Erzurum üzerinden batıya çekildi. Bu sırada yolunu kesen Akkoyunlu Beyi Kara Yülük Osmanı Erzurum kalesi önlerinde yapılan savaşta yaraladı ve ölmesine sebeb oldu. İskender, daha sonra Osmanlılara âit Tokat kasabasına sığındı. Osmanlı Devletine sığındıktan sonra, Karakoyunlu hükümdârlığı Şahruhun yanında bulunan Cihânşâha verildi. Bu yüzden Karakoyunlu Devleti, Şahruhun ölümüne kadar Tîmûrluların himâyesi altında kaldı. Şahruh çekilince, İskender, kardeşi Cihânşâh ile uğraşmaya başladı ise de, Sofuâbâd mevkiinde yapılan muhârebede mağlub oldu (1438). Nahcivan taraflarındaki Alıncak Kalesine sığındı. Fakat, ada oğlu Kubad tarafından öldürüldü(1438).

İskenderin ölmesiyle, rakibsiz kalan Cihânşâh Karakoyunlu hükümdârı oldu. Gürcüleri mağlub ettikten sonra hâkimiyetini tanımayan Bağdatı 1444 senesinde ele geçirdi. Şahruhun vefâtına kadar, ona bağlılığını muhâfaza etti. Sonra Tîmûr evlatları arasındaki taht mücâdelelerinden faydalanarak, Fars ve Kirman eyâletlerini ele geçirdi (1457). Hasan ve Heratı ele geçirdiği sırada oğullarından Hasan ve Pir Budak isyân ettiler. Cihânşâh, bu isyânlarla uzun süre uğraştı. Osmanlı sultanlarından İkinci Murâd Han (1421-1451) ve Fâtih Sultan Mehmed Han (1451-1481) ile dostâne münâsebetler kurdu ve devletini yükseltip, ülkenin sınırlarını genişleterek Sultân, Hâkan ünvânlarını kullı. Karakoyunlu ülkesi en geniş sınırlarına Cihânşâh döneminde kavuştu. Bütün İran, Irak, Güney Kafkasya, Doğu ve Güneydoğu Anadolu dâhil Basra Körfezine kadar genişleyen Karakoyunlu Türkmen Beyliği, Akkoyunlu Hükümdârı Uzun Hasanın hücumlarına uğradı. Nihâyet, 1467 senesinde Mardinde Uzun Hasana yenilen Cihânşâh, aynı muhârebede öldürüldü. Cihânşâhın yerine oğlu Hasan Ali geçti. Hasan Ali, iki yıl saltanat sürüp, 1468 senesinde ölünce, Bağdat kolu dâhil bütün ülke uzun Hasan tarafından ele geçirildi. Böylece Karakoyunlu Devleti târihe karıştı.

Devlet teşkilâtı: Karakoyunlular, devlet teşkilâtı husûsunda tamâmiyle Celâyirli ve İlhanlı devlet anane ve müesseselerine bağlı kaldılar. Bu devlette hükümdâr seçiminde âile ve aşîret reisleri müessirdi. Devleti teşkil eden âile efrâdı ve aşîret reisleri tarafından kim uygun görülürse, idâre onun eline verilirdi. Devlet işlerinin mercii Büyük Dîvân idi. Reisine Sâhib-i Dîvân denilirdi. Bunun emrinde Sâhib-i Âzam adını taşıyan reîsler de vardı. Vilâyetler hem iktâ, hem de idâre olarak hânedân âilelerinden olanlara ve emîrlere verilirdi. Bunlar iktânın gelirine göre asker beslemek mecbûriyetindeydiler. En önemli vilâyetlerinden olan Fars, Yezd, İsfehan ve Bağdattan her biri bir şehzâde tarafından idâre edilmekteydi. Bu şehzâdelerin çok kalabalık maiyetleri ve muntazam saray teşkilâtları vardı.

Karakoyunlu Devletinde du, yaya ve atlı kuvvetlerden meydana geliydu. Beylere bağlı tımarlı askerle ayrıca önemli bir yekün teşkil eden tımarlı sipâhî ve çerik denilen aşîret kuvvetleri, devletin esas askerî gücünü meydana getiriydu. Ordu günümüzdeki takım, bölük, tabur ve alay gibi, koşun, tip ve fevc diye bir takım gruplara bölünmüştü. Harp esnâsında öncü birliklerine pişdar denilirdi. İhtiyat du karargâhına uruğ denilmekteydi. Hükümdârın maiyetindeki kapıkulu askerleri, maaşlarını dîvândan alırlardı. Kara Yûsuf Bey, askerlerinin maaşlarını tam zamânında almalarına çok dikkat ederdi. Bu iş için ayrıca, bir teşkilât da kurmuştu.

Kültür ve medeniyet: Karakoyunlu hükümdârları savaşların yanında, memleketin îmâr ve ihyâsı için de çalışmışlardır. Cihânşâh, adâlet ve îmârcılığı ile meşhur olmuştur. Saltanatı devrinde Tebrizi mâmur bir belde hâline getirmiştir. Tîmûr Han tarafından tadan kaldırılmasına rağmen o devirde tekrar ortaya çıkan Hurûfilik adlı sapık fırkanın önüne geçen Cihânşâh, Tebrizde bulunan Hurûfîlerin çoğunu tadan kaldırarak, İslâmiyete büyük hizmette bulundu. İlme ve âlimlere hürmetkâr olup, ilim adamlarını kuyup gözetmiş, medrese ve câmiler yaptırmıştır. Tebrizde muhteşem ve müzeyyen bir câmi yaptıran ve memleketin muhtelif yerlerini âbideler ile süsleyen Cihânşâh, şâirleri himâye etmiş ve kendisi de Hakîkî mahlasıyla Türkçe ve Farsça şiirler yazmıştır. Onun oğlu Bağdat Vâlisi Pir Budak da şâirdi. Meşhur âlimlerden Celâleddîn Devânî, Akkoyunlulara intisâb etmeden önce, Tebrizde Cihânşâhın medresesinde müderrislik yapıydu. Devânî, Farsça yazdığı Risâle-i Hurûf isimli eserini Cihânşâh adına telif etti. Yine Şeyh Şücâeddîn bin Kemâleddîn Kirmânî, Hadîkat-ül-Meârif adlı eserini Cihânşâh adına kaleme aldı.

Cihânşâhın Tebrizde tamâmen mermer taştan yaptırdığı ve çiçekli çinilerle süslediği Gökmedrese, diğer adı ile Muzafferiye Medresesi çok meşhûrdur. Medresenin özellikle kapısı bir sanat hârikasıdır. Tebrizde, Cihânşâhın hanımının yaptırdığı, Büyük Câmi ve medresesi vardır. Karakoyunlular, îtikat bakımından Şiîliğe meyilli olduklarından, gerek Memlûk Devleti, gerekse Akkoyunlular ve diğer Sünnî devletler bunların aleyhinde idiler. Bilhassa Akkoyunlularla olan mücâdelelerinin sebeplerinden biri de aralarındaki mevcut mezhep farkıdır. Buna rağmen, Karakoyunlu paralarında ilk dört halîfenin adları ve Kelime-i şehâdet yazısı görülmektedir.


Karakoyunlu Hükümdârları: Tahta Geçişi
Bayram Hoca.............................................. (?)
Kara Mehmed Bey.................................. 1380
Kara Yûsuf Bey ...................................... 1389
İskenderşâh............................................ 1420
Cihânşâh ................................................ 1438
Hasan Ali ................................................ 1467
Akkoyunluların işgâli .............................. 1468


On üçüncü asırda Konya ve havâlisine hâkim olup, 1487 senesine kadar devâm eden büyük Türk beyliği. Karaman aşîreti, Oğuzların Avşar boyuna mensuptur.

Türkiye Selçuklu Sultânı Birinci Alâeddîn Keykûbâd (1219-1237), Türkmen aşîretlerini Bizans ve Kilikya hudutlarına yerleştirmişti. Bu sırada, 1228 senesinde Kilikya, Ermenilerden alınınca, Ermenek taraflarına da Karaman aşîreti yerleştirildi. O zaman Karaman aşîretinin beyi Sa’deddîn oğlu Nûre Sûfî idi. Türkmenler üzerinde nüfûz sâhibi olan Nûre Sûfî, Hıristiyanlara âit yerleri zaptederek topraklarını genişletti. Ölüm târihi bilinmeyen Nûre Sûfî’den sonra oğlu Kerîmüddîn Karaman aşîret beyi oldu. Bu sıralarda Türkiye Selçukluları Devleti, Moğol-İlhanlıların kontrolüne girmişti.

Karaman Bey; Ermenek, Mut, Gülnar, Mer’a ve Silifke kalelerini muhâsara etti. Ermenek’i ele geçirdi. Sâhib olduğu topraklarda serbestçe hareket ediyordu. Bundan dolayı Türkiye Selçuklu Sultânı Dördüncü Kılıç Arslan, Karaman Beyin hâdise çıkarmasından çekinerek ona, Lârende (Bugünkü Karaman) Kalesini iktâ olarak verdi. Aynı zamanda kardeşi Bunsuz da, Selçuklu Sultânının sarayında “candar” yâni muhâfız olarak vazifelendirildi. Fakat uç beylerinden bâzılarının cezâlandırılmasından endişelenen ve bir gün sıranın kendilerine geleceğini düşünen Karaman Bey, berâberinde kardeşi Zeynül-Hac ve Bunsuz olduğu hâlde 20.000 kişilik bir kuvvetle Konya üzerine yürüdü. Ancak Gevele Kalesi önünde yapılan muhârebede Selçuklu Vezîri Muînüddîn Pervâne, Karamanlıları mağlub etti. Karaman Beyin kardeşleri Zeynül-Hac ve Bunsuz yakalanarak Konya’da îdâm edildi.

Şemseddîn Birinci Mehmed Bey

Karaman Beyin, 1262 senesinde vefâtı üzerine Sultan Dördüncü Kılıç Arslan, bunun oğullarını Gevele Kalesine hapsettirdi ise de, Vezir Muînüddîn Pervâne’nin müdâhalesi ile serbest bıraktı. Kardeşlerden en büyüğü olan Şemseddîn Birinci Mehmed Bey, Ermenek tımarına sâhib olarak Karaman Beyi oldu. Mehmed Bey, aşîret reisi olduktan bir süre sonra isyân eden Hatiroğlu ile birleşerek Selçuklulara karşı faaliyete geçti ve Bedreddîn Hutenî komutasında üzerine gönderilen Selçuklu-İlhanlı ordusunu Göksu Derbendinde, âni bir taarruzla bozguna uğrattı. Daha sonra Konya üzerine yürüyerek, Cimri lakabı verilen Alâeddîn Siyavuş’u Selçuklu sultânı îlân etti. Mehmed Bey, yanında Alâeddîn Siyavuş olduğu hâlde, 1277 senesi Mayıs ayının on ikisinde Konya’ya girdi ve Siyavuş’un vezîri oldu. Toplanan dîvânda Türkçeden başka dil kullanılmamasına karar verdi. Bir süre sonra Akşehir ve civârında Sâhib Atâoğulları idâresindeki bir orduyu yendi. Bu sefer dönüşü Konya’ya sokulmayan Karamanoğlu Mehmed Bey, Ermenek’e çekilmek mecbûriyetinde kaldı. Bu sırada Sâhib Cüveynî komutasındaki Selçuklu-İlhanlı ordusu Konya’ya geldi. Bu ordu ile yaptığı çarpışmada yakalanarak bâzı kardeşleri ile birlikte öldürüldü (1277). Bu hâdise bir süre için Karamanlıları sindirdi.

Güneri Bey

Mehmed Beyin yerine kardeşi Güneri Bey geçti. Bu da, Selçuklu şehzâdeleri arasındaki saltanat mücâdelesinde büyük rol oynadı. Güneri Bey, 1286 senesinde Tarsus üzerine yürüdü. Aynı sene İlhanlılar, Lârende ve havâlisini tahrib ettiler. Güneri Bey, dağlara çekildi. Karamanoğulları, bu târihten sonra Moğollarla bâzan anlaştılar, bâzan savaştılar. Güneri Bey 1300 senesinde vefât edince, yerine kardeşi Mahmûd Bey geçti. Mahmûd Bey, 1308 senesinde Ermenilerle savaşırken öldü. İki oğlu arasında çıkan ihtilaflar, beyliğin birliğini sarstı ve beylik, Memlûklerin tesir sahasına girdi. Bu sırada beyliğin başına Yahşi Bey geçti. Yahşi Bey zamânında Karamanoğulları, tekrar Konya’ya hâkim oldu. Anadolu beylerinin kendi başlarına hareket etmeleri üzerine, İlhanlı Vâlisi Emîr Çoban idâresindeki Moğol ordusu, Anadolu’ya girdi (1314). Emîr Çoban, Konya’yı Karamanoğullarının elinden aldı. Yahşi Beyin ölümü üzerine Karamanoğullarının başına Bedreddîn Birinciİbrâhim geçti.Karamanlılar bunun zamânında da Konya’ya hâkim oldular. Bedreddîn İbrâhim 1319 senesinde Tarsus Ermenileri üzerine sefer düzenleyerek bâzı yerleri ele geçirdi. İlhanlıların Anadolu Vâlisi Timurtaş’ın 1327 senesinde Mısır’a kaçması üzerine, diğer Anadolu beyleri gibi Karamanoğulları da serbestçe hareket etmeye başladılar.

Ebü’l-Feth Alâeddîn Ali Bey'in Başa Gelişi

İlhanlıların çöküşü ile Karamanlılar hudutlarını genişletmeye devâm ettiler. 1328 senesinde Gevele Kalesine kadar ilerlediler. Beyşehir’e hâkim oldular. 1333 senesinde Birinci İbrâhim Bey, beylikten çekilerek yerini, kardeşi Alâeddîn Halil Beye bıraktı. Bu beyin vefâtından sonra, yeniden Birinci İbrâhim Bey Karamanlıların başına geçti. Ölümü üzerine yerini oğullarından Fahrüddîn Ahmed bey aldı. Beyliği çok kısa süren Ahmed Bey, Moğollar ile muhârebe ederken öldü (1350). Bundan sonra kardeşleri Süleymân ve Şemseddîn beyler kısa süreler ile başa geçtiler. Karamanoğulları Beyliğinde bu iki kardeşi, Burhâneddîn Mûsâ Bey tâkib etti. Bu bey, hastalığı yüzünden Seyfeddîn Süleymân ile Karaman Beyi Lârende’ye göndererek kendisi Mut’a çekildi. 1356 senesinde Mûsâ Beyin yerine Süleymân Bey geçti. Beş sene kadar saltanat süren Süleymân Bey, Sivas Emîri Eretnaoğlu Mehmed Bey tarafından bir hîleyle öldürüldü(1361). Bundan sonra Ebü’l-Feth lâkabını taşıyan Alâeddîn Ali Bey Karamanlıların başına geçti.

Osmanlı Münasebetleri

Alâeddîn Ali Bey, başa geçer geçmez Osmanlılarla münâsebet kurdu. Ali Bey, faal, mücâdeleci ve azîm sâhibi bir hükümdârdı. Osmanlı Sultânı Murâd Hüdâvendigâr’ın kızı Nefîse Sultan ile evlenerek iki sülâle arasında akrabâlık tesis etti. Osmanlıların Anadolu’ya yayılmalarından ve beylikleri elde etmelerinden çekinen Alâeddîn Ali Bey, Eretnaoğulları ve diğer Türk beyleri ile bir ittifâk kurma gayretine düştü. Fakat Sultan Birinci Murâd’ın aldığı yerinde tedbirler bu gayretleri netîcesiz bıraktı. Alâeddîn Ali Bey, daha sonra Kıbrıslıların elinde bulunan Gorigos (Kız Kalesi) üzerine yürüdü ve kaleyi muhâsara etti. Kendisini bu sefere teşvik eden Moğol kumandanı Yelboğa Nâsırî’nin muhâsara sırasında ölümü üzerine, Karamanlılar muhâsarayı kaldırarak geri çekildiler. Alâeddîn Ali Bey, daha sonra komşu beyliklerin arâzisinden bâzı yerleri zaptetti. 1376 yılında Kayseri’yi muhâsara edince, Eretnaoğlu Ali Bey Sivas’a çekildi. Fakat Eretnaoğlunun vezîri Kâdı Burhâneddîn, Alâeddîn AliBeyi geri çekilmek zorunda bıraktı.

Osmanlı ile Beraber Fethler

Alâeddîn Ali Bey, kayınpederi ve Osmanlı Sultânı Birinci Murâd Hanın, Rumeli’de fetihlerde bulunmasından faydalanarak, Osmanlılara âit olan Beyşehir’i ele geçirdi. Bunun üzerine Rumeli’denAnadolu’ya geçen SultanMurâd Han, yaptığı muhârebede Karamanoğullarını mağlub ederek, Konya’yı muhâsara etti ise de, Kızı Nefîse Hâtunun ricâsı ile aldığı yerleri iâde ederek barış yaptı (1386). Bu sulh, 1389 senesinde Sultan Murâd Hüdâvendigâr’ın Kosova’da şehid olması üzerine Karamanlılar tarafından bozuldu. Alâeddîn Bey, tekrar Osmanlı topraklarına girdi. Bu durum karşısında Osmanlı sultânı olan Yıldırım Bâyezîd Han, Batı Anadolu’ya geçerek, Saruhan, Aydın ve Menteşe beyliklerini Osmanlı topraklarına ilhâk ettikten sonra, Karamanoğlu Alâeddîn Ali Beyi mağlub ederek tekrar sulhe mecbur etti. Daha sonraki senelerde, Tîmûr Hanın Doğu Anadolu’ya hâkim olmasıyla, Alâeddîn Ali Bey, ona tâbi oldu. İki düşman arasında kalan Kâdı Burhâneddîn, Karamanlılara karşı harekete geçti ve 1396 senesinde Konya önlerine kadar gelerek, beylik topraklarının bir kısmını ele geçirdi. Bu hâdiseden iki sene kadar sonra Alâeddîn Ali Bey, Osmanlı Sultânı Yıldırım Bâyezîd Hanın Rumeli Seferinde olmasından faydalanarak, tekrar Osmanlı topraklarına girdi ve Ankara’ya baskında bulundu. Bu olay üzerine Yıldırım Bâyezîd Han, büyük bir ordu ile Karaman seferine çıktı. Arpaçay Muhârebesinde Karaman ordusunu bozguna uğrattı. Alâeddîn Ali Beyin Konya’ya sığınması üzerine, Yıldırım Bâyezîd Han Konya’yı muhâsara etti. On günlük bir muhâsaradan sonra Konya halkı, şehri Sultan Bâyezîd’e teslim etti. Alâeddîn Bey, yakalanarak öldürüldü. Böylece Karaman Beyliğinin toprakları Osmanlılara geçerek beylik sona erdi (1398). Yıldırım Bâyezîd, kız kardeşi Nefîse Hâtun ile iki oğlu Ali ve Mehmed Beyleri Bursa’ya gönderdi. Bu iki kardeş Ankara Savaşı sonuna kadar burada kaldılar.

Ankara Savaşı Sonrası

Yıldırım Bâyezîd’in 1402’de Ankara Savaşında Tîmûr’a yenilmesi üzerine, Karamanoğullarından Mehmed ve Ali Bey Bursa’da hapisten çıkarıldı. Tîmûr Han, Karaman Beyliğinin başına Alâedîn Beyin büyük oğlu Mehmed Beyi geçirdi. Kardeşi Ali Bey, ona tâbi olarak Niğde emîri oldu. Mehmed Bey, fetret devrinde Osmanlı şehzâdeleri arasındaki taht mücâdelelerinden istifâde etmesini bildi. Sultan Çelebi Mehmed Hanın müttefiki Germiyanoğlu Yâkub Beyin arâzisine girdi. Bursa üzerine yürüyüp şehri tahrib etti (1413). Buna karşılık olarak Çelebi Mehmed Han da, Karamanoğulları arâzisine girdi ve 1414 senesinde Konya önlerinde Mehmed Beyi mağlub etti. Mehmed Bey, çok geçmeden tekrar Osmanlı topraklarına girdi. Fakat Bâyezîd Paşa karşısında bozguna uğrayıp, esir düştü. Sultânın huzûruna getirilen Karamanoğlu Mehmed Bey özür dileyince, 1415 senesinde sulh yapıldı. Antlaşmaya göre, Osmanlılar, zaptettikleri Akşehir, Beyşehir ve Seydişehir’e hâkim oldular.

Ramazanoğlu Ahmed Bey, Tîmûr Hanın Anadolu’da bulunduğu sırada, Karamanoğullarına âit Tarsus şehrini ele geçirip, Memlûk Sultânı Melik Müeyyed Şeyh adına hutbe okuttu. İki sene sonra Mısır ve Şam emîrleri arasındaki ihtilâftan istifâde eden Mehmed Bey, oğlu Mustafa Bey kumandasında bir ordu ile Tarsus’u tekrar ele geçirdi. Bu durum Memlûk Sultânıyla arasının açılmasına sebeb oldu. Memlûk Sultânı Müeyyed, oğlu İbrâhim kumandasında bir orduyu Anadolu’ya gönderdi. Mehmed Bey, Memlûk kuvvetlerinin Niğde, Konya Ereğlisi ve Lârende’yi zabtetmesi üzerine Taşeli’ne kaçtı. Karamanoğulları toprakları Memlûk Devletinin himâyesinde olarak Mehmed Beyin kardeşi ve Niğde emîri Ali Beye verildi. Bu hâdiselerden sonra Karamanoğlu Mehmed Beyin Kayseri’yi ele geçirme teşebbüsü netîcesiz kaldı. 1420 senesinde yapılan muhârebede, Ramazanoğlu Nâsıreddîn Mehmed Bey tarafından esir alınarak Kâhire’ye gönderildi ve burada hapsedildi.

Mehmed Beyin büyük oğlu İbrâhim Bey, Osmanlılara sığındı. Osmanlıların yardımı ile Konya ve Lârende’yi ele geçirdi. Amcası Ali Beyi tekrârNiğde’ye çekilmek zorunda bıraktı. Osmanlıların, Karamanoğullarının iç işlerine müdâhalesini hoş karşılamayan Memlûk Sultânı, Mehmed Beyi serbest bıraktı. Mehmed Bey, başa geçer geçmez, Osmanlılara karşı cephe aldı. Hamidoğlu Osman Bey ile anlaşarak Antalya üzerine bir sefer düzenledi. Antalya Muhâfızı Hamza Bey şehri kahramanca müdâfaa etti. Muhâsara sırasında Mehmed Bey isâbet eden bir top güllesiyle öldü (1423). Bu sefere katılan İbrâhim Bey, babasının cenâzesini alarak Lârende’ye çekildi. Kardeşi Alâeddîn Ali Bey ise, Antalya’ya sığındı. Böylece ikinci defâ Karaman tahtına çıkan İbrâhim Bey, Osmanlıların yardımı ile amcası Ali Beyi tekrar Niğde’ye çekilmeye mecbur etti. Fakat daha sonra Osmanlılarla olan dostluğu bozdu. Kendisini kuvvetli hissedince beyliğin üzerindeki Memlûk nüfûzuna da son verdi. Memlûkler, Îsâ Beyi kardeşi İbrâhim’e karşı destekledilerse de muvaffak olamadılar. Îsâ Bey, Kâhire’ye kaçtı. İbrâhim Beyin zamânında Karamanoğulları en parlak devirlerini yaşadılar. Osmanlılar aleyhine ittifak yapan İbrâhim Bey, 1433 senesinde Macarların Osmanlılara saldırmasını fırsat bilerek Beyşehir’i aldı. Osmanlı sultânı, Rumeli’de Macarları yendikten sonra Karamanoğlu İbrâhim Bey üzerine yürüdü. Konya’ya kadar birçok şehri zaptetti. İbrâhim Beyin sulh isteği, 1453 senesinde aldığı yerleri geri vermek ve bir daha antlaşmaya aykırı harekette bulunmamak şartıyla kabul edildi.

Diğer taraftan, Memlûk Sultanlığı ile Dulkadiroğulları arasındaki ihtilaftan faydalanan İbrâhimBey, Kayseri’yi ele geçirdi. Bu durum Osmanlılarla Memlûklerin arasını açtı. Kayseri’den sonra Osmanlı topraklarına giren ve Amasya Kalesini muhâsara eden İbrâhim Beye karşı Sultan İkinci Murâd Han, kendisinden yardım isteyen Dulkadiroğlu Süleymân Beye yardımcı kuvvet gönderdiği gibi, Tokat sancak beyine de bu kuvvetlere katılarak Kayseri’yi zaptetmelerini emretti ve şehir 1436 senesinde alındı. Bundan sonra İbrâhim Beyin kardeşi olan ve Osmanlıların yanında bulunan Îsâ Bey, Karaman arâzîsine yaptığı akınlarda Akşehir’i ele geçirdi. Karamanoğlu üzerine yapılan akınların birinde Îsâ Bey öldü. 1437 senesinde İbrâhim Beyin Osmanlı Devleti ile sulh yapması üzerine Anadolu’da sükûnet hâsıl oldu.

Murad Han ve Fatih Sultan Mehmed Han Döneminde;

İbrâhim Bey, 1444 senesine kadar OsmanlıDevletine karşı hiçbir harekette bulunmadı. Fakat Osmanlılar Sofya’ya kadar inen Haçlı kuvvetlerini karşılamaya gittiklerinde, Osmanlı Devletini arkadan vurmakta da tereddüd etmedi. Karamanoğlu kuvvetleri Ankara ve Kütahya’ya kadar olan yerleri tahrib ettiler. Sultan Murâd Han, Macarları mağlub ettikten sonra, Anadolu’ya geçerek Karamanoğulları üzerine büyük bir sefer düzenledi. İslâm âleminde suçlu duruma düşen ve çâresiz kalan İbrâhim Bey, yemin vermek sûretiyle ağır şartlar altındaOsmanlı Devleti ile sulh yaptı. Bu ahidnâmede İbrâhim Bey, her sene bir oğluyla kendi askerini Osmanlı Devlet hizmetine göndermeyi taahhüd ediyordu. Edirne-Segedin antlaşması bozulup, Haçlıların taarruz ederek Varna önüne geldikleri zaman, İbrâhim Bey yeminine sâdık kalarak, antlaşmaya aykırı bir harekette bulunmadı. İkinci Kosova Savaşında (1448) Haçlılara karşı Osmanlı ordusuna yardımcı kuvvetler gönderdi.

Hıristiyanlara karşı yapacağı bir seferin, üzerindeki kötü intibâı sileceğini hesaplayan İbrâhim Bey, henüz Kıbrıslıların elinde bulunan Gorigos’a taarruza karar verdi ve 1448 senesinde Gorigos’u fethetti. 1451 senesinde Osmanlı tahtına Sultan İkinci Mehmed Hanın geçmesi, İbrâhim Beye yeni ümitler vermişti. Fakat Sultan Mehmed’in Karaman üzerine yürümesi onu tekrar barışa mecbur etti.

İstanbul’un fethi hazırlıkları sırasında Karamanoğulları Venediklilerle ticâret antlaşması yaptılar. Hakîkatte antlaşmada zikredilen düşman, Osmanlı Devletiydi. İbrâhim Bey, 1456 senesinde Tarsus, Adana ve Külek taraflarını ele geçirmek için sefer düzenleyince, Memlûkler, bir ordu göndererek Karaman topraklarını tahrib ettiler. İbrâhim Bey, Fâtih Sultan Mehmed’in Kastamonu ve Trabzon seferlerinde, antlaşma gereğince oğlu kumandasında asker yolladı (1461).

İbrâhim Beyin son günleri ızdırap içinde geçti. Oğulları sağlığında Karaman tahtına geçebilmek için, mücâdeleye başladılar. İbrâhim Bey, büyük oğlu İshak Beyi veliaht ve İçel vâlisi yapmıştı. İshâk Bey, babasının sağlığında idâreyi bizzât ele aldı. Fakat, taht mücâdelesinde babasıyla berâber Kavala Kalesine çekildi. Diğer oğlu Pir Ahmed, Konya’da hükümdârlığını îlân etti. Bu sırada İbrâhim Bey, Kavala’da öldü. İshâk Beye rakib olarak Pir Ahmed’in çıkması; Osmanlı, Memlûk ve Akkoyunlu devletlerinin, beyliğin iç işlerine karışmalarına sebeb oldu. Netîcede Pir Ahmed, Osmanlıların yardımını sağlayarak Antalya Vâlisi Hamza Beyin kuvvetleriyle Karaman’a girdi. İshâk Bey, yenilerek Silifke’ye çekildi ve yardım için Akkoyunlu Hükümdârı Uzun Hasan’ın yanına gitti. Pir Ahmed, Karamanoğullarının başına geçince, Osmanlılara yardımları karşılığında Beyşehir ve Ilgın’ı verdi. Fakat Ahmed Beyin bir süre sonra Akkoyunlu ve Venediklilerle anlaşması, Fâtih Sultan Mehmed Hanın Karaman üzerine sefere çıkmasına sebeb oldu. Osmanlı kuvvetleri Konya’yı aldı. Ahmed Bey, Lârende önlerinde Mahmûd Paşaya yenilerek Tarsus’a kaçtı. Fâtih SultanMehmed, oğlu Şehzâde Mustafa’yı Karaman vilâyetine tâyin etti ise de, Karaman’ın yerli halkı beylerine sâdıktı. Pir Ahmed Bey, kardeşi Kâsım Beyle barışarak Karaman Beyliği için berâberce mücâdele etti. Akkoyunlu Uzun Hasan ve Venediklilerin teşebbüsleri, Karaman topraklarının Osmanlılar tarafından ele geçirilmesini önleyemedi. Osmanlılar, Otlukbeli Savaşında Uzun Hasan’ı yendikten sonra, Karamanoğlu topraklarına tamâmiyle sâhib oldu. Gedik Ahmed Paşa, önce Ermenek, sonra da Mennan Kalesini ele geçirdi ve Silifke’yi zaptetti. Şehzâde Mustafa da Develi-Karahisar’ı teslim aldı. Bu sırada Pir Ahmed öldü ve Karamanoğullarının başına Kâsım Bey geçti. Kâsım Bey devrinde bütün mücâdelelere son verildi.

Son Varis

Karaman vâliliğine gönderilen Şehzâde Cem Sultan, Karaman beyleri ile dostluk tesis ederek onların kalbini kazandı. Karamanoğullarının son vârisi olan Kâsım Bey, Karaman vâlisi tâyin edilen Şehzâde Cem Sultan ve Sultan İkinci Bâyezîd Han ile anlaşarak Osmanlı himâyesinde ölüm târihi olan 1483 Şubatına kadar İçel taraflarında hüküm sürdü. Onun ölümü ile Karamanoğulları Beyliği sona erdi.

Kâsım Beyin dâmâdı Turgut’un oğlu Mahmûd Bey, 1487 senesine kadar İçel’de sancak beyliği yaptı. Onun beyliği yeniden ihyâ etme faaliyetlerine karşılık üzerine kuvvet gönderildi. Karşı duramayan Mahmûd Bey tutunamayıp, Memlûklere sığındı, Karamanoğulları toprakları Sultan İkinci Bâyezîd devrinde bütünüyle Osmanlı Devleti sınırları içine alındı.

Karamanoğulları, Anadolu beyliklerinin, Osmanoğullarından sonra en mühimi, en büyüğü, en kudretlisi ve en devamlısıdır. Konya’yı yâni Türkiye Selçukluları’nın merkezini elinde tutan Karamanoğulları, kendilerini Selçukluların halefi saymışlardır. Fakat Osmanoğullarının, mânevî, siyâsî ve jeopolitik durumları, gazâlarının kazandırdığı îtibâr ve hükümdârlarının emsalsiz dehâsı karşısında bu iddiâları hayalden öteye gidememiştir. Karaman-Türkmen Beyliği, 1250 senelerinden 1487 yılına kadar yaklaşık iki yüz otuz yedi sene hüküm sürmüştür.

Kültür ve medeniyet

Karamanoğullarının siyâsî ve ticârî ehemmiyeti memleketlerinin coğrafî durumuna göreydi. Bunlar kuvvetli düşmanları karşısında sarp yerlere çekilerek korunurlar, tehlike geçince tekrar İçel ve Lârende taraflarına gelirlerdi. Karaman Beyliğinin ilk hükûmet merkezi Ermenek’ti. Sonraları toprakları genişleyince Lârende kasabasını uzun müddet merkez olarak kullandılar. Konya’yı elegeçirince devlet merkezini buraya taşıdılar. 1463 senesinde Konya Osmanlılara geçince, Lârende’yi tekrar merkez yapan Karamanoğulları ikiye bölündü. Bu zamanda muvakkat olarak Niğde ve Silifke’yi de hükûmet merkezi yaptılar. Karamanoğullarında, memleketin bütünü baştaki bey ile âilenin diğer fertleri tarafından idâre edildiğinden, bu beylikte hükümrânlık âileye münhasır idi ve beylerinin resmî ve umûmî bir ünvânı yoktu.
Şehâbeddîn Ömer, Mesâlik-ül-Ebsâr isimli eserinde, 14. asrın ilk yarısında, Karamanoğulları’nın 25.000 atlı ve 25.000 yaya askeri olduğunu kaydetmiştir. Bunlardan başka aşîret kuvvetlerinden de faydalanmışlardır.

Geçitler vâsıtasıyla Konya’ya ulaşan ticâret yollarını kontrol eden Karamanlılar, Ceneviz ve Kıbrıs tâcirlerinden aldıkları vergiler ile mühim bir gelir temin ediyorlardı. Lamos, Silifke, Anamur ve Manavgat gibi kendilerine âit limanlardan tahsil ettikleri gümrük resmi de belli başlı gelirlerindendi.

Karamanoğullarının Ermenek, Anamur, Lârende, Aksaray, Niğde ve Konya’da inşâ ettirdikleri mîmârî eserler, Selçuklu sanatının tâkibçisi olduklarını göstermektedir. Karaman’da Nefîse Sultan tarafından Mîmâr Nûman bin Hoca Ahmed’e yaptırılan Hâtuniye Medresesi, Selçuklu mîmârî tarzının özelliklerini taşır. Yine Karaman’da 1388 senesinde yaptırılan Alâeddîn Bey Kümbeti, kesme taştan on iki köşeli olup, üzeri yivli konik bir külah ile örtülüdür. Bu eser, Selçuklu mîmârisi tarzından farklı bir üslûpla yapılmıştır. Karamanoğulları ayrıca birçok yerde câmi, medrese, han ve kervansaraylar inşâ ettirmiştir. Niğde’de Ak Medrese, Zinciriye Medresesi, Aksaray Ulu Câmi; Karaman’da İbrâhim Bey İmâreti, Nefîse Sultan Câmii, Aktekke Câmii; Ermenek’te Havâsıl Câmii ile Ulu Câmi ve Tol Medrese; Konya’da Nâsuh Bey Dâr-ül-Huffâzı, Has Bey Dâr-ül-Huffâzı ve Hasbeyoğlu MescidiKaramanoğlu beyleri tarafından yapılmış eserlerdir.

Çini sanatı, Türkiye Selçukluları zamânında zirveye çıkmış, Karamanoğulları zamânında da bu durumunu muhâfaza etmiştir. Alçı sanatı da aynı kuvvetle devâm etmiştir. Karamanoğullarından Alâeddîn Ali Bey ve haleflerinin gümüş sikkeleri görülmektedir.



Karamanlı Beyleri Saltanatı Nûre Sûfî Bey ............................................ (?)
Kerîmüddîn Karaman Bey ..............1256-1262
Şemseddîn Birinci Mehmed Bey ....1262-1277
Güneri Bey ....................................1277-1300
Bedreddîn Mahmûd Bey ................1300-1308
Yahşi Bey ......................................1308-1312
Birinciİbrâhim Bey ..........................1312-1333
Alâeddîn Halil Bey ..........................1333-1348
Birinci İbrâhim Bey (ikinci saltanatı)1348-1349
Fahrüddîn Ahmed Bey ..................1349-1350
Süleyman ve Şemseddîn Beyler ....1350-1351
Burhâneddîn Mûsâ Bey..................1351-1356
Seyfeddîn Süleymân Bey ..............1356-1361
Birinci Alâeddîn Bey ......................1361-1398
Osmanlı hâkimiyeti ........................1398-1402
İkinci Mehmed Bey ........................1403-1418
İkinci Alâeddîn Ali Bey....................1418-1419
İkinci Mehmed Bey (ikinci saltanatı)1419-1423
İkinci Alâeddîn Bey ........................1423-1424
İkinciİbrâhim Bey ............................1424-1446
Sultanzâde İshâk Bey ve Pir Ahmed Bey1466-1479
Kâsım Bey......................................1479-1483
Turgutoğlu Mahmûd Bey ................1483-1487
Osmanlı fethi .......................................... 1487


On dördüncü asrın başlarında Balıkesir ve Çanakkale taraflarında kurulmuş Türk beyliği. Bu âile soy îtibâriyle 11. yüzyılın ikinci yarısından sonra Orta Anadolu’da bir devlet kurmuş olan Melik Dânişmend Gâziye dayanır. Türkiye Selçukluları, Dânişmendlilerin 1175 yılında Sivas, 1178’de Malatya koluna son vererek bu devleti ortadan kaldırdı. Sonra Dânişmendli âilesi mensupları Selçukluların hizmetine girerek Bizans hudutlarında uç beyi olarak vazîfe aldılar.

Karasi Beyliği Balıkesir, Aydıncık, Bergama, Edremid, Ayazmend, Bigadiç, Başkelenbe, Ezine ve Eski Truva’ya hâkim oldu. Karasi Bey, 1384’te Türk fütûhatına karşı Bizanslılara yardıma gelen Katalanlıları Erdel’de bozguna uğratarak, geri çekilmeye mecbur bıraktı. Moğollar önünden kaçan Saru Saltuk Türklerini kendi beyliği arâzisinde yerleştirmek sûretiyle bölgedeki Türk nüfûsunun artmasına gayret etti.

Kalem Bey ile oğlu Karasi Beyin hangi târihte vefât ettikleri belli değildir. Fakat bâzı kayıtlardan Karasi Beyin 1328’den evvel vefât ettiği anlaşılmaktadır. Karasi Beyden sonra beyliğin büyük kısmı ile merkez Balıkesir’e oğlu Demirhan hâkim oldu. Güneydeki Bergama ve havâlisi ise kardeşi Yahşıhan’ın idâresindeydi. Karasi Beyin üçüncü oğlu Dursun Bey ise, Osmanlı Hükümdârı Orhan Gâzinin yanına sığındı. Yahşî Bey, Bizanslılara karşı 1341 ve 1342 yıllarında iki defâ donanma ile Gelibolu Yarımadasına asker çıkardıysa da muvaffak olamadı. Bizans hükümdârı Kantakuzen ile anlaşma imzâlayıp, geri çekildi. Yahşıhan, 1345’ten önce vefât etti. Osmanlılara ilticâ eden Dursun Bey, kardeşi Demirhan’a karşı Orhan Beyden yardım istedi. 1345 yılında Orhan Bey ile berâber Balıkesir üzerine yürüdüler. Demirhan Bergama’ya kaçtı. Kardeşiyle anlaşmak üzere Bergama önüne gelen Dursun Bey, kaleden atılan bir okla vurularak öldürüldü. Bu durumdan son derece üzüntü duyan Orhan Gâzi, Balıkesir ve çevresini Osmanlı ülkesine katarak, Bergama’yı kuşattı. Demirhan müdâfaayı bırakıp teslim oldu. Bergama’yı Osmanlı sınırları içine alan Orhan Gâzi, Demirhan’ı affederek Bursa’ya yerleştirdi. Bursa’da iki sene kadar yaşayan Demirhan Bey, 1347 yılında vefât etti.

Karasi Beyliğinin Demirhan’a âit kısmının Osmanlılara geçmesi üzerine tecrübeli Karasi ümerâsından Hacı İlbeyi, Evrenos Gâzi, Ece Halil ve Gâzi Fâzıl Bey, Osmanlı Devleti hizmetine geçtiler. Bu beyler Osmanlı Beyliğinin Rumeli’de yayılmasında büyük gayret sarf ettiler.

Diğer taraftan Yahşi Beyin vefâtı ile Truva taraflarına Süleymân Bey hâkim oldu. Süleymân Beyin Yahşı Han ve Demirhan’dan hangisinin oğlu olduğu bilinmemektedir. Bizans tahtı için mücâdele eden Kantakuzen, düşmanlarına karşı düştüğü zor durumdan Süleymân Beyin 1343’te gönderdiği kuvvetler sâyesinde kurtulabildi. Yine 1345 yılında Kantakuzen’e yardıma giden Aydınoğlu Umur Beyin yanında Süleymân Bey de vardı ve Rumeli sâhiline Karasioğulları gemileri ile geçildi.

Süleymân Beyin Truva ve Çanakkale yöresindeki hâkimiyeti 1360 yılına kadar devâm etti. Ancak 1361 yılında Osmanlı tahtına geçen Birinci Murâd Han Karasioğullarına âit bu sâhil bölgesini zaptetmek sûretiyle beyliğe son verdi. Karasioğullarına dâir şimdiye kadar mevcut eser, kitâbe ve sikke bulunamamıştır.


Karasioğulları Beyleri Tahta Geçişi
Karasi Bey (takriben).............................. 1297
Demirhan (Balıkesir’de).............................. (?)
Şücaeddin Yahşihân (Bergama’da)............ (?)
Süleyman Bey (Truva’da) .......................... (?)
Osmanlı hâkimiyeti ................................ 1360


Moskova yakınındaki Oka Irmağının kuzey kıyısında hüküm süren bir Türk hanlığı. Hanlığın ismi burasının ilk hâkimi Kâsım bin Uluğ Muhammed’e izâfeten verilmiştir. Altınordu eski hükümdarı Uluğ Muhammed 1436’da tahtından indirildikten sonra 1437’de Kazan Hanlığını kurdu. 1445’te Moskova PrensiVasily ile yaptığı savaşı kazanarak onu esir aldı. Yapılan antlaşma ile Kâsım, Yılatom, Şatsk ve Temnik kazalarını içine alan bölgenin oğlu Kâsım’a verilmesi sonucunda prensi serbest bıraktı. Böylece kurulan hanlığın başına Uluğ Muhammed’in oğlu Kâsım Han getirildi.

Kâsım’ın Rus topraklarının ortasında kurduğu devletin masrafları, Moskova hazînesinden ve diğer Rus şehirlerinin gelirlerinden sağlanıyor, Kazan Hanlığı adına Moskova kontrol altında tutuluyordu. Fakat enerjik hükümdâr Uluğ Muhammed Hanın kısa bir müddet sonra vefâtı, oğulları arasında taht kavgalarına yol açtı. Fırsatı değerlendiren Moskova Büyük Knezi, Kâsım Hanı destekledi. Rus yardımcı kuvvetleriyle desteklenen Kâsım Han, kardeşi İbrâhim’e karşı harekete geçti ise de, başarı kazanamayarak geri döndü. Bu hâdiseden sonra, zâten Rus topraklarının ortasında kalan Kâsım Hanlığı, Rus knezlerinin Kazan Hanlığını karıştırmak için kullandığı bir âlet durumuna düştü. Devlet, kuruluş gâyesinden tamâmen uzaklaştı. Kırım Hanları ve Astırhanlar Sülâlesinden hükümdârlar başa geçti. Ancak hiçbiri Rusların kontrolünden çıkamadı. Rusların çeşitli bölgelere düzenledikleri seferlere Kâsım Hanları da iştirak ettiler. Gittikçe zayıflayıp benliğini kaybeden Kâsım Hanlığı, 1681 yılında tamâmen ortadan kaldırıldı.

Kâsım halkı arasında kalan Müslümanlar, daha sonra İslâm memleketlerine göçtüler. Bir kısmı ise günümüze kadar orada kaldılar.

Devletin merkezi olan Kâsım şehri, Oka Nehrinin sol sâhili yamacında Oka’ya dökülen iki küçük derenin arasında kurulmuştu. Kâsım Han, burada bir taş câmi inşâ ettirdi. Tahrib edilen bu câminin yerine 1768 senesinde iki katlı başka bir câmi yapıldı. Eski minâresi ise ayakta kalmıştır. Şehirde, hânlık döneminde yapılmış bir çok eser, Ruslar tarafından yakılıp yıkıldı.


Kâsım Hanları Tahta Geçiş
Kâsım Han.............................................. 1445
Danyal Han ............................................ 1468
Nûr Devlet .............................................. 1486
Satılgan Han .......................................... 1491
Canay Han ............................................ 1506
Seyid Avliyar .......................................... 1512
Şâh Ali .................................................... 1516
Can Ali.................................................... 1519
Şâh Ali (ikinci defâ) ................................ 1537
Şâh Ali (üçüncü defâ) ............................ 1552
Sayın Bulat ............................................ 1567
Mustafa Ali.............................................. 1573
Uraz Muhammed.................................... 1600
Tahtın boş kalması ........................1610-1614
Arslan-Han ............................................ 1614
Seyid Burhan.......................................... 1627
Fatma Sultan-Bike.................................. 1679
Rus istilâsı .............................................. 1681
Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
26 Şevval 1438
Miladi:
21 Temmuz 2017

Söz Ola
Saltanat dedikleri ancak cihan kavgasıdır Olmaya baht-ü saadet dünyada vahdet gibi Kanûni Sultan Süleyman Han
Osmanlılar Twitter