Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


Âzerbaycan’da Irak Selçukluları Devletine tâbi olarak kurulan Atabegler sülâlesi (1141-1225).

Sülâleye, kurucusunun adıyla İldenizliler denildiği gibi, Âzerbaycan Atabegleri de denilmektedir. Kıpçak Türklerinden olan Şemseddîn İldeniz, Irak Selçuklu Sultânı Mes’ûd (1134-1152), Karabağ (Arran) vâlisiyken Gürcülere karşı başarılı savaşlar yaptı. Sultan da onu, kardeşi ve selefi Sultan İkinci Tuğrul (1132-1134)un dul hanımı Mü’mine Hâtun ile evlendirdi. İldeniz, Sultan Mes’ûd’un ölümüyle çıkan taht kavgalarına karıştı. Üvey oğlu Arslan-Şah’ı tahta oturttu (1161). Kendisi de atabeg ünvânıyla hâkimiyeti ele geçirdi.

İldeniz’in ölümü üzerine yerine oğlu Nusreddin Cihân Pehlivan atabeg oldu (1175). Arslan-Şah’ın sultanlığı sembolik olarak devâm etti. Cihân Pehlivan, Arslan-Şah’ın ölümü üzerine oğlu Üçüncü Tuğrul’u tahta geçirdi. Fars, Huzistan, Musul, Ahlat ve Erzurum’da Sultan Üçüncü Tuğrul adına hutbe okundu. Atabeg Pehlivan, Selâhaddîn-i Eyyûbî karşısında, Musul hâkimiyetini elinden çıkardı. Cihân Pehlivan’ın ölümü üzerine kardeşi Kızıl Arslan atabeg oldu. Kızıl Arslan, Sultan Üçüncü Tuğrul’a karşı mücâdele etti. Hattâ bir ara Üçüncü Tuğrul’u haps ve kendi sultanlığını da îlân etti. Fakat 1191 yılında öldürüldü. Yerine Cihân Pehlivan’ın oğlu Kutlug İnanç atabeg oldu. Kardeşi Ebû Bekr ile Sultan Tuğrul’a karşı yaptığı saltanat mücâdelesini Harezmşah Tekiş’in yardımı ile kazandı. Tuğrul’u bertaraf etti. Irak Selçuklu Devletinin yıkılmasından (1194) sonra Harezmşah Tekiş, Kutluğ İnanç’ı Cibâl vâlisi tâyin etti. Fakat Abbâsî halîfesi Nasır’la işbirliği yaparak Harezmşah yönetimindeki Hemedan’a saldırdı (1195). Ancak, bir sene sonra Harezmşahlılar tarafından öldürüldü. Yerine kardeşi Ebû Bekr geçti. Kardeşi Özbek’le birlikte Harezmşahlılara ve Gürcülere karşı mücâdele etti. Meraga’yı aldıktan sonra öldü (1210). Yerine geçen kardeşi Özbek, Harezmşah Sultânı Muhammed’e tâbi oldu. Moğollar, Tebriz surları önünde görünmeleri üzerine, fidye vererek kurtuldu (1221).

Moğolların ikinci gelişinde Özbek, şehri terk etti. Halk fidye vererek Moğollarla anlaştı(1222). Özbek, Harezmşahlılara yenildi (1223). Moğollara 1224’te ağır bir harâç daha verdi. Harezmşahlı esirleri de Moğollara teslim etti. Celâleddîn Harezmşah’a karşı Gürcülerle işbirliği yaptı. Harezmşah da gelip Tebriz’i aldı (1225). Özbek, Nahcivan civârındaki Alıncak Kalesinde öldü. Yerine sağır ve dilsiz olan oğlu Kızıl Arslan Hâmuş geçti. Hâmuş, Celâleddîn Harezmşah’a giderek itâatini bildirdi (1228). Alamut Seferine katıldı. Bu seferden bir ay kadar sonra Kızıl Arslan’ın ölümüyle hânedân sona erdi. İldenizlilerin saray çevresinde, Nizâmî, Şirvânlı Hâkânî, Şirvanlı Felekî ve Kıvâmî gibi şâirler yetişti.

Atabeğ İldeniz, Hemedan’da türbe ve medrese yaptırdı. Ebû Bekr, âlimleri severdi. Câmi ve medrese inşâ ettirdi. Atabeğ Özbek, Tebriz’de bir köşk yaptırmıştı. Mü’mine Hâtun adına Nahcivan’da inşâ edilen türbe, bu hânedâna âit mîmârî eserlerin en güzel örneklerinden biridir.


İldenizliler Hükümdarları Tahta Geçişi
Şemseddin İldeniz ...................... 1137 (H.531)
Nusreddîn Cihân Pehlivan.......... 1175 (H.570)
Muzafferüddîn Kızıl Arslan ........ 1186 (H.581)
Kutluğ İnanç .............................. 1191 (H.587)
Nusreddîn Ebû Bekr .................. 1195 (H.591)
Özbek ........................................ 1210 (H.607)
Kızıl Arslan ................................ 1225 (H.622)
Harezmşahların istilâsı .............. 1228 (H.625)



Moğol İmparatu Cengizin tunu Hülâgü tarafından kurulan devlet.

Cengiz Hanın ölümünden sonra, geniş arâzilere sâhip imparatluk parçalanmaya yüz tutmuştu. Tunlarından Mengü Han, 1253te hâkânlığa seçildikten sonra, kardeşi Hülâgüyu Batı Asyadaki Moğol fetihlerini yeniden başlatma ve sağlamlaştırmakla vazifelendirdi. Bu sırada İslâm dünyâsının büyük kısmının doğrudan kontrolü Moğolların elinden çıktı. Bu durumu göz önüne alan Hülâgu, batıya hareket etti. Yol boyunca birçok devlet hâkimiyetine aldı ve geçtiği yerleri kana boyayarak yakıp yıktı. 1256 yılında Âzerbaycandaki İsmâilîlere sert darbeler indirdi. İsmâiliyye Devletinin son reisi olan Rükneddîni öldürdü. Daha sonra Irakta karşılaştığı halîfe dusunu bozguna uğrattı ve Abbâsîlerin son Bağdat Halîfesi El-Mutasımı katlettirdi. Bağdat sokaklarından günlerce kan aktı. Nehirlere atılan kitaplar, suyun rengini değiştirdi. Günlerce mürekkep aktı. Hülagü, daha sonra Sûriyeye doğru ilerledi. Ancak Filistinde Ayn-Calut mevkiinde karşılaştığı Mısır Memlûklüleri tarafından bozguna uğratıldı (1260). Netîcede Hülâgu, büyük han adına İran, Irak, Kafkasya ve Anadoluyu içine alan bölgelerin hükümdârı oldu. Büyük Hana bağlı mânâsına İl-han ünvânını aldı.

İlhanlı Devleti böylece Hülâgü tarafından kesin olarak kuruldu. Ancak Hülâgünün acımasız bir İslâm düşmanı olması ve yaptığı savaşlarda 800.000 Müslümanı, kadın-erkek demeden, katlettirmesi kendisine karşı olanların sayısını artırdı. Bunların başında Ayn-Calutta İlhanlı dusunu bozguna uğratan Memlûkler ile Altındu Hanlığı gibi Müslüman devletler gelmekteydi. İlhanlılara karşı tak düşmanlık Memlûkler ileAltındu arasında siyâsî ve ticârî bir ittifakın doğmasına sebeb oldu. Buna karşılık İlhanlılar da Avrupalı Hıristiyan devletler, Doğu Akdeniz sâhillerindeki Haçlı şehirleri, Kilikya Ermenileri ile Müslümanlara karşı ittifak yapmaya çalıştılar. Hülâgünün hanımı Dokuz Hâtun, Nasturî mezhebinden bir Hıristiyı. İlhanlılar da Hıristiyanlığa ve Budizme meyyaldiler.

İlhanlılar Hülâgü ve ondan sonra gelen hükümdârlar zamânında İran, Afganistan, Irak ve bütün Güney Kafkasyayla birlikte Türkiye Selçuklularının hükümrân olduğu Anadolu topraklarında da hâkimiyetlerini kabul ettirdiler. 1294 yılında Çinde bulunan Moğol hükümdârı Kubilay Hanın ölümü üzerine, İlhanlılarla büyük hanlar arasındaki bağlar gevşedi. Çok geçmeden Gazan Mahmûd Han zamânında İlhanlılar büyük ölçüde İslâmlaşmaya başladılar.

Son büyük İlhanlı Hükümdârı Ebû Saîd 1323te Memlûklerle anlaşma imzâladı. Böylece Sûriye bölgesi için yapılan savaş sona erdi. Ancak ülkesi uzun süren savaş sonucunda yıpranmıştı. Ayrıca, onun vâris bırakmadan ölmesi, sonraki yıllarda devlet içinde taht kavgalarına yolaçtı. Celâyirli ve Çobanî emirler tarafından tahta çıkarılan kısa ömürlü hanların idâresi altında devlet hızla çökmeye başladı. Çok geçmeden İlhanlı İmparatluğu parçalanarak yerini mahallî hânedânlar aldı (1353).

Bağdat taraflarında Celâyirliler Sülâlesi, Anadoluda beylikler, Farsta Muzafferîler, Mâzenderânda Sarbâdârlar gibi devletçikler kuruldu. Âzerbaycan, Altındu Devleti tarafından işgâl edildi. Eski İlhanlı topraklarında bu devletçiklerin kavgaları, Tîmûr Han zamânına kadar devâm etti.

Uzun süren savaşlar ve iç karışıklıklara rağmen İlhanlı idâresi, İran için bir refah dönemi oldu. Gazan Mahmûd Han İslâmiyeti kabul ettikten sonra İlhanlı topraklarında İslâmın güzel hasletleri hızla yayıldı. Moğollar artık yakıcılık ve yıkıcılık özelliklerini kaybederek İslâm âlemi için faydalı olmaya başladılar.

Devletin vesikalarında, resmî yazılarında Peygamber efendimizin ve Ehl-i beytin isimlerine öncelik verilir oldu. Bastırılan paralar üzerine “Allahın inâyeti ile” mânâsına gelen Moğolca “tengrin kuçundur” ibâresi konuldu. Gazan Mahmûd Hanın, sağladığı kuvvetli otite sâyesinde ilmî faaliyetler arttı. Âlimler himâye edildi. Gazan Hanın yaptırdığı pekçok medresede; tıp, astronomi, kimyâ ilimleri ve el sanatları öğretildi. Bunlarla bizzât kendisi de meşgul oldu. Ayrıca tebriz civârında kurduğu rasathânenin yanında, fen ilimlerinin okutulması için bir de medrese yaptırdı. Tebrizde Gazan Mahmûd Han tarafından yaptırılan, etrâfı on iki büyük medreseyle çevrili Büyük Câmi, eşi görülmemiş büyüklükte ve çok kıymetli bir sanat eseriydi.

Pekçok milletin ve memleketin târihini inceleyen Gazan Mahmûd Han, bilhassa kendi kavminin târihini yazmak husûsunda büyük gayret gösterdi. Moğol târihi ile ilgili bilgilerin Reşîdüddîn vâsıtasıyla Târih-i Gazânî adlı eserde toplanmasını temin etti.

1307 senesinde Olcaytu tarafından Sultâniyede yeni bir başkent kuruldu ve sekiz minâreli bir câmi inşâ edildi. Sanatkârlar ve mîmârlar teşvik edilerek İlhanlı mîmârisindeki belirgin üslûbun taya çıkması sağlı. İlhanlıların Hıristiyan Avrupa ve Çin gibi değişik kültürler ile temasta bulunmaları, İran dünyâsına, düşünce, ticâret ve sanat îtibâriyle tâze, canlı tesirler meydana getirdi. Ayrıcaİlhanlı Devleti, Uzak-Doğu ve Hindistandan yapılan ticârette büyük rol oynadı.


İlhanlı Hükümdarları
Hülâgü ..........................................(1256-1264)
Abaka ..........................................(1264-1282)
Ahmed Teküder............................(1282-1284)
Argun............................................(1284-1291)
Geyhatu........................................(1291-1294)
Baydu .................................................. (1295)
Mahmûd Gazan............................(1295-1304)
Muhammed Hüdâbende Olcaytu..(1304-1317)
Ebû Saîd ......................................(1317-1335)
Arpa..............................................(1335-1336)
Mûsâ ............................................(1336-1353)


Diyarbakır’da (Amid) bir asra yakın hüküm sürmüş olan Türk beyliği. Sultan Melikşâh’ın ölümünden sonra çıkan karışıklıklar sırasında son Mervânî Emîri Nâsırüddevle Mansûr, Meyyâfârikîn’i alarak Diyârbekir bölgesindeki emirliğini tekrar kurmaya çalıştı. Fakat Sûriye Selçuklu Sultânı Tutuş, daha önce davrandığı için, Diyârbekir’i ele geçirerek, Sultan Emir Tuğtegin’i vâli tâyin etti. Tuğtegin, Sultan Tutuş ile birlikte Berkyaruk’a karşı savaşırken, esir düştü. Bu sırada Tuğtegin’in yokluğundan faydalanan Türk beyleri, Diyârbekir bölgesini paylaştılar. Sadr adlı bir Türk beyi de Diyarbakır’a hâkim oldu. Musul emîri Kürboğa’nın şehri ele geçirme teşebbüsünü başarıyla önleyen Sadr, kısa süre sonra öldü. Yerine beyliğin kurucusu olarak kabûl edilen Türkmen beylerinden İnal geçti. Emir İnal da az sonra ölünce yerine oğlu İbrâhim geçti.

Emîr İbrâhim, Sûriye Selçukluları Dımaşk kolunun sultânı Dukak’a tâbi oldu. 1098 senesinde Haçlıların elindeki Antakya’yı geri almak için harekete geçen Musul Emîri Kürboğa idâresindeki Selçuklu ordusunda İnaloğulları da yer aldı. Türkiye Selçuklu Sultânı Birinci Kılıç Arslan, 1105 senesinde Meyyâfârikîn’e gelince, Emîr İbrâhim tâbiyetini bildirdi ve Sultan’la berâber, Musul Seferine katıldı. Birinci Kılıç Arslan bu seferde ölünce, İnaloğulları kısa bir süre bir yere tâbi olmadılar. Ahlat Emîri Sökmen el-Kutbî’nin 1108 senesinde Meyyâfârıkîn’i ele geçirmesiyle Diyârbekir bölgesi emîrlerinin yanında İbrâhim de ona bağlandı. İnaloğlu İbrâhim, 1109 senesinde ölünce yerine oğlu Sa’düddevle Ebû Mansûr İl-Aldı geçti. İl-Aldı, 1115’te Cur Nehrinin doğusundaki, Meyyâfârıkîn’e bağlı kırk köyü elegeçirdi. 1124 senesinde Diyarbakır’da faâliyetleri artan bozuk îtikâd sâhibi İsmâilîleri ortadan kaldırdı. Böylece, İsmâilîlerin bozuk îtikâdı bu bölgede yayılma imkânı bulamadı.

Emîr Zengî, 1127 senesinde Musul’da Aksungur’un yerine geçtikten sona topraklarını genişletmek istiyordu. Mardin Artuklu Emîri Timurtaş ile İl-Aldı birleşerek, Emîr Zengî’ye karşı koymaya çalıştılar.

Fakat başarı sağlayamadılar. Emîr Zengî, Sercî’yi zaptetti. Bir müddet sonra Timurtaş, Zengî ile birleşerek, eski müttefiki İl-Aldı’nın hâkim olduğu Amid şehrini kuşattı. Bunun üzerine İl-Aldı, Harput Artuklu Emîri Dâvûd’dan yardım istedi. Emîr Dâvûd yardım için Amid’e gelince, 1134 senesinde şehir önlerinde iki ordu karşılaştı. İl-Aldı ve Dâvûd yenilerek kaleye çekildiler. Zengî ile Timurtaş muhâsaraya devâm ettilerse de kuvvetli surlara sâhib olan şehri ele geçiremediler. Emîr İl-Aldı 1142 senesinde vefât etti.

Emîr İl-Aldı’nın ölümünden sonra vezîri Nisanoğlu Müeyyeddîn ile çocukları beyliğin idâresini ele aldılar. Vezîr Müeyyeddîn, İl-Aldı’nın oğlu Cemâleddîn Şemsülmülûk Mahmûd’u emîrlik makâmına geçirdi. 1144 senesinde Atabeg Zengî, yeniden Diyârbekir bölgesine girerek İnaloğullarına âit Ergani, Hâlar, Tulhum ve Çermik gibi kale ve kasabaları zaptetti.

İnaloğullarının merkezi Diyârbakır, 1160 yılından îtibâren Artukluların tehdîdi altına girdi. 1163 senesinde Artukluların Şemseddîn Sevinç kumandasında gönderdiği orduAmid’i kuşattı. İki tarafın da mancınık gibi muhâsara âletleri kullandığı bu kuşatma, dört ay sürdü. Şehrin düşeceğini anlayan Emîr Mahmûd ve vezîri Ebü’l-Kâsım Ali, Dânişmendli Yağıbasan’dan yardım istediler. Yardım isteğini kabûl eden Yağıbasan, Artuklu Emîri Kara Arslan’ın dâmâdı olmasına rağmen, onun topraklarına girdi ve bâzı şehirlere taarruz etti. Kara Arslan, Amid kuşatmasını kaldırmak mecbûriyetinde kaldı. Ertesi sene Kara Arslan, Amid’i tekrar kuşattı ise de başarılı olamadı ve geri çekildi. Amid kâdısı Nasiheddîn, 1165 senesinde Hısn Keyfa’ya giderek, Kara Arslan ile İnaloğulları arasında bir anlaşma sağlamaya muvaffak oldu. 1179 senesinde Vezir Ebü’l-Kâsım Ali ölünce yerine Mes’ûd geçti.

Hısn Keyfâ Artuklu emirliğinin başına, Fahreddîn Kara Arslan’ın ölümünden sonra Nûreddîn Muhammed geçerek Selâhaddîn-i Eyyûbî’ye tâbi oldu. Nûreddîn’in tek isteği, Amid şehrine sâhib olmaktı. Sultan Selâhaddîn de Amid’i alınca ona vereceğini vâdetti. Nitekim 1183 senesinde Selâhaddîn-i Eyyûbî kuvvetleri ile gelerek, şehri kuşattı ve uzun muhârebelerden sonra Nisan ayının yirmi dokuzunda Amid’e girdi. Selâhaddîn Eyyûbî şehrin idâresini Nûreddîn’e verdi. Çok yaşlanmış olan İnaloğlu Mahmûd’a hürmet ederek, maaş bağladı. Amid şehri Artukoğullarına verildi. İnaloğulları beyliği de son buldu.

İnaloğulları zamânında Amid (Diyarbakır), iktisâdî ve kültürel bakımdan çok ilerledi. Şehirde önemli îmâr faaliyetlerinde bulunuldu. İl-Aldı zamânında yanan Ulu Câmi tekrar inşâ edildi. İnaloğulları zamânında Amid’de dokuma sanâyii çok gelişti. Bilhassa, halı, kumaş ve çadır bezleri îmâl ediliyordu. 1122 senesinde Amid’e bağlı Zülkarneyn ve Ergâni kaleleri civârında bakır mâdeni bulunmuş ve işletilmiştir.


İnanoğulları Beyleri Tahta Geçişi
İnal Türkmeni.......................................... 1098
Fahrüddevleİbrâhim .............................. 1098
Sa’düddevle İl-Aldı ................................ 1110
Cemâleddîn Mahmûd ............................ 1142
Selâhaddîn Eyyûbî’nin
Amid’i zaptı ............................................ 1183


On üçüncü ve on dördüncü asırlarda Lâdik’te (Denizli) hüküm süren bir Türk beyliği. Moğol istilâsı önünden kaçarak Denizli ve Honaz bölgesine gelen Türkmenler tarafından kurulmuş olan bu beyliğe İnançoğulları da denilmektedir.

Denizli yöresi, 1071 Malazgirt Muhârebesini tâkib eden senelerde, Anadolu’nun büyük bir kısmı ile berâber Kutalmışoğlu Süleymân Bey tarafından fethedildi. Bir süre Türklerin elinde kaldıktan sonra, 1097 senesinde tekrar Bizanslıların eline geçti. Zaman zaman Bizanslılarla Türkler arasında el değiştiren Denizli, 1206 senelerinde tekrar fethedildi. Lâdik, 13. asrın son yarısında Honaz ve Afyonkarahisar ile birlikte Anadolu Selçuklularının meşhur vezîri Sâhib Ata Fahreddîn Ali’nin oğullarına ıktâ olarak verildi. Ancak 1276 senesinde bölge, Germiyan hâkimiyeti altına girdi. 1277 senesinde meydana gelen Cimri olayı(Bkz. Karamanoğulları) sırasında, Karamanoğulları ve müttefikleri Konya’yı zaptedip, Cimri’yi Selçuklu tahtına oturttular. Cimri olayını bastırıp, Konya’ya yeniden hâkim olanSelçuklu Sultânı Üçüncü Gıyâseddîn Keyhüsrev, daha sonra ordusuyla Denizli’ye girdi. Germiyanlı Ali Bey tevkif edilerek, Afyonkarahisar’a hapsedildi. Lâdik, tekrar Sâhib Ata âilesine verildi. Ancak, 1277 senelerinde Germiyanlılar burayı yeniden ele geçirdiler ve beyliğin başına da Germiyan beyinin yeğeni Bedreddîn Murâd’ı getirdiler.

1287 senesinde Denizli yöresinde topladığı kuvvetlerle Germiyanlılar üzerine yürüyen Sâhib Ata’nın torunu, savaşta öldürüldü ve ordusu dağıtıldı. Ertesi sene Germiyan Beyi ile Denizli Beyi Bedreddin Murâd, Selçuklularla sulh yapmak için Konya’ya gittiler. Sultanın emirlerinden olan Has Balaban bunları karşılayarak görüştü ve Bedreddin Murâd’ın beyliğini kabul ettiklerini bildirdi. Kısa bir sükûnet devresinden sonra 1289 senesinde Germiyanlılar ve Selçuklular arasında tekrar mücâdele başladı.

Selçuklu Sultânının emirlerinden İzzeddîn Bey, Lâdik Beyi Bedreddin Murâd’ın üzerine yürüyünce, Germiyan ordusu yardıma geldi. Günler mevkiinde yapılan savaştaGermiyan ordusu bozguna uğradı. Bedreddin Murâd, bu savaşta öldürüldü. Ordusunun bir kısmı da kılıçtan geçirildi. Böylece Lâdik tekrar Sâhib Ataoğulları’nın eline geçti. Sâhib Ataoğulları Beyi, kuvvetleriyle Karamanoğlu Güneri Bey üzerine gidince, bu bölgedeki Türkmenler, bağımsızlık yolunda daha rahat hareket etme imkânı buldular. Aynı senelerde İlhanlı Vâlisi Geyhatu, İlhanlı tahtına çıkmak için Anadolu’dan ayrılınca, Denizli bölgesindeki Türkmenler harekete geçti. Bunun üzerine Geyhatu, hemen geri dönerek 1291 senesinde Türkmenlerin üzerine yürüdü. Geyhatu, Menteşe ve diğer Türkmenleri de büyük bir mağlûbiyete uğratarak geri döndü. Bu bölge karışıklık içinde kaldı.

On dördüncü asrın başlarında Germiyanoğulları hâkimiyetinde bulunan Lâdik Beyliğinin başına Ali Beyin oğlu İnanç Bey getirilmişti. İlhanlıların Anadolu vâlisi Emîr Çoban, 1314 senesinde Anadolu’ya geldiği zaman, ona itâatını bildiren beyler arasında İnanç Bey de bulunuyordu.

İnanç Beyden sonra Murâd Arslan, Denizli Beyi oldu. Murâd Arslan Bey nâmına kesilmiş bir sikke ile Türkçe Fâtiha ve İhlâs Tefsîrleri vardır. Murâd Arslan’ın vefât târihi belli değildir. Ancak yerine geçen oğlunun 1360 târihli bir sikkesi mevcuttur. Murâd Arslan’dan sonra Hüdâvendigâr-ı Muazzam, Sâhib-üs-Seyf vel-Kalem, Celâlüddevle ved-Dîn ünvânlarıyla anılan oğlu İshâk Bey bin Murâd Arslan, Denizli beyi oldu. Denizli’nin 1366’da meydana gelen bir zelzele ile harâb olmasından iki sene sonra 1368 yılında, Germiyanlılar tarafından alınması ile Lâdik Beyliği son buldu. Germiyanoğlu Süleymân Şah, Denizli’de sikke kestirmiş ve zelzeleden yıkılan Ulu Câmiyi yeniden yaptırmıştır. YıldırımBâyezîd, 1390’da Batı Anadolu Beyliklerini ortadan kaldırınca, Denizli de Osmanlı hâkimiyetine girmiştir.


Lâdik Beyleri Tahta Geçişi
Mehmed Bey .......................................... 1261
Ali Bey .................................................... 1262
İnanç Bey .................................................. (?)
Murâd Arslan .......................................... 1335
İshâk Bey................................................ 1362
Germiyanoğulları hâkimiyeti .................. 1368


Türkistan, Âzerbaycan, İran ve Anadolu’da yaşayan Türkmen kabîlesi ve İran’da (1796-1925) târihlerinde iktidar olmuş hânedân. Kaçar adı, Türkçe kaçmak kelimesinden türetilmiştir.

Moğollar (1206-1320) devrinden beri Hazar Denizi kıyılarında otururlardı. İlhanlılardan Hülâgu Hanın (1256-1264), Alamut Bâtınîlerine ve Sûriye’ye karşı giriştiği seferlere katılan Kaçarlar; Irak, Sûriye ve Anadolu’ya kadar yayıldılar. İlhanlı Devleti yıkıldığı zaman, Sûriye hudûduna yerleştiler. Tîmûr Han Sûriye’yi ele geçirince, onları esas vatanları olan Türkistan’a yolladı. On altıncı yüzyılın başında kurulan Safevî Devleti (1502-1732) kurucusu Şâh İsmâil’i (1502-1524) destekleyen Kaçarlar; bu devirde vezirlik, başkumandanlık, beylerbeylik dâhil devlet kademelerinde vazîfe aldılar. Safevîlerin yıkılmasıyla, 18. yüzyılda Afşarlar (1736-1749) ile mücâdele ettiler. Afşarlı Nâdir Şaha (1736-1747) düşmanca davranan Kaçarlar, Kuzey İran üzerinden Âzerbaycan’a yayıldılar. Kaçarlı Mehmed Ağanın Âzerbaycan vâliliği sırasında İran’daki hâkimiyetleri kuvvetlendi. Zendlere (1749-1796) karşı 1779’da Şiraz’da zafer kazanan Mehmed Ağa, İsfehan bölgesini alarak, şahlığını îlân etti. 1796’da Zendlerin hâkimiyetine son veren Mehmed Ağa, İran’ı bütünüyle zaptetti.

Böylece 1796’da kurulan Kaçar Devleti, Ruslarla mücâdele edip, 19. yüzyılda Avrupa devletleriyle diplomatik münâsebetler kurdu. Feth Ali Şah (1797-1834) devrinde Fransa ve İngiltere’ninn yanına çekilmek istenen İran’daki Kaçar Devleti, Çarlık Rusyasının Rint Okyanusuna inme politikasına karşı ordusunu kuvvetlendirerek, Avrupa’dan teknik eleman, silâh ve malzeme getirtti. Feth Ali Şah İran-Rus Harbi (1826-1828) sonunda imzâlanan Türkmençay Antlaşması ileİran, Kafkaslar havâlisindeki haklarını Rusya’ya vererek, Hazar Denizindeki Rus hâkimiyetini kabul etti. Muhammed Şâh (1834-1848) devrinde, Kuzey İran’da Acem asıllı Elbab Ali Muhammed’in talebesi İslâm düşmanı Behâullah’ın kurduğu“Behâîlik” ortaya çıktı. Behâîler Kaçarlı iktidârını tehdid edip, isyanlar çıkardı. Nâsireddîn Şah (1848-1896) Behâîleri kılıçtan geçirdi ise de bir fedâî tarafından öldürüldü. Doğu’nun fethedilmesi için Afganistan ve Herat’taki mücâdeleler, Hindistan’daki Gürganiyye Devleti (1526-1858)nin İngilizler tarafından yıkılmasına kadar devâm etti.

Rusya, İngiltere ve Fransa’nın İran bölgesindeki rekâbeti, Kaçarlar Devleti üzerinde Avrupa devletlerinin iktisâdî hâkimiyetini arttırdı. Muzaffereddîn Şâh (1896-1907) devrinde liberalizm ve meşrûtiyet verilmesini isteyenlerin hareketleri karşısında, 1 Ocak 1907’de Meclis-i Şûrâ-yi Millî açıldı. Muzaffereddîn Şahtan sonra tahta geçen Muhammed Ali Şah (1907-1909) Meşrûtiyet Anayasasını îlân etmesine rağmen, tatbik ettirmemesi üzerine, Âzerbaycan ve diğer eyâletlerde Kaçarlı Hânedânına karşı, silâhlı mücâdeleler ile isyânlar başladı. Muhammed Ali Şahın Rus ve İngiliz kontrolündeki iktidârına ihtilâlciler son verince, yerine oğlu Ahmed Şah (1909-1925) geçti. Birinci Dünyâ Harbinde tarafsız kalan Kaçarlar Hânedanının ülkesi, Ruslar ve İngilizler tarafından muhârebe alanı olarak kullanılıp, buradan Osmanlı Devletine saldırılar tertiplendi. Harp sonrasında İran’da mahallî isyânlar ve ayrılma taraftarı hareketler gelişti. Bolşevik Rus orduları Kuzey İran’a girdi. İngilizler Ahmed Şahı 1923’te Londra’ya götürünce yerine saltanat nâibi ve ordu başkumandanı Ali Rızâ Han vekâlet etti. 1924’te İran Millî Meclisini elde eden Ali Rızâ Han, 1925’te kanlı bir darbe yaparak Kaçarlar Hânedânına son verip, Pehlevî hükûmetini (1925-1979) kurdu. Pehlevî hükûmeti devrinde Kaçarlar Hânedânından ve kabîlesinden birçok devlet adamına vazîfe verildi.

Kaçarlar bugün Türkistan, Âzerbaycan ve kalabalık bir şekilde Esterâbat dâhil İran’da yaşamaktadır.



840-1212 târihleri arasında Türkistan ve Mâverâünnehir’de hâkimiyet kuran ilk Müslüman Türk devleti.

Karluk, Çiğil, Yağma ve diğer Türk boylarından meydana gelen Karahanlılar Devleti, devrin İslâm kaynaklarında El-Hakâniye, El-Hâniye, Âl-i Afrasiyâb; başka eserlerde de, Alp-ilig Hanlar, Arslan-Buğra Hanlar ünvânlarıyla anılır. Karahanlılar tâbiri, batılı şarkiyatçılar tarafından, bu sülâlenin Kara ünvânını çok kullanmaları sebebiyle verilmiştir. Kara, Türkçede, kuzey yönünü işaret etmesinin yanında, büyüklük ve yükseklik de ifâde eder.

Karahanlılar Devleti, 840 senesinde Uygur Devletinin Kırgızlar tarafından yıkılmasıyla, Orta Asya bozkırlarında Bilge Kül Kadır Han tarafından kuruldu. Kadır Han, Mâverâünnehr’i almak isteyen Sâmânîler Devleti ile mücâdele etti. Karahanlıların başlangıç dönemi ilmî yönden pek açık değildir. Kadır Handan sonra iki oğlundan Bazır Arslan Han, Balasagun’da Büyük Kağan olarak, kardeşi Oğulçak Kadır Han ise, Ortak Kağan olarak Taraz’da devleti idâre ettiler. Oğulçak Kadır Han, Sâmânî Hükümdârı İsmâil bin Ahmed ile devâmlı mücâdele etti. Sâmânîler, 883 senesinde Taraz’da devleti ele geçirince, Oğulçak Kaşgar’ı merkez yapıp, Sâmânî hâkimiyetindeki bölgelere akınlara başladı. Bu akınlar sırasında Oğulçak Kadır Hanın yeğeni Satuk, Karahanlılara sığınan Ebû Nâsır adlı Sâmânî şehzâdesi veya Müslüman din adamları ile tanışarak, İslâm dînini kabul etti. Satuk, amcası Oğulçak’a karşı Müslümanlardan da yardım alarak taht mücâdelesine girişti. Onuncu asrın başlarında taht mücâdelesini kazanan Satuk Buğra Han, Karahanlı hükümdârı olarak İslâmiyeti kabul ettiğini îlân etti. Nûh aleyhisselâmın oğlu Yâfes’in torunları olan Türkler, hükümdârlarının Müslüman olmasından sonra fıtratlarındaki temizlik ile seve seve ve büyük topluluklar hâlinde en son ve en mütekâmil din olan İslâmiyeti topluca kabul ettiler. Sekizinci asırda Müslümanlarla tanışıp, içlerinden kısmen bu dîni kabul edenlerin bulunduğu, Türklerin 10. asırda topluca İslâmiyeti kabûlü, netîce îtibâriyle târihteki birçok hâdiseye yön vermesi bakımından pek önemlidir.

Müslüman olunca, Abdülkerîm adını alan Satuk Buğra Han, doğudaki amcasına karşı mücâdelesinde, Müslüman gönüllülerden de faydalandı. Abdülkerîm Satuk Buğra Han, 995 senesinde vefât edince Artuç’a defnedildi. Yerine oğlu Mûsâ hükümdâr oldu. Onun çok kısa sürdüğü anlaşılan saltanatından sonra hükümdâr olan kardeşi Baytaş Arslan Han, doğu kağanı Arslan Hanı mağlûb ederek sülâlenin bu kolunu ortadan kaldırdı ve bütün Karahanlıları birleştirdi. Büyük evliyâ Ebü’l-Hasan Muhammed’in yardımı ile ülkenin doğusundakiler de Müslüman oldular. Baytaş Arslan Han, Karahanlı ülkesinde İslâmiyetin yayılması faaliyetlerini tamamlayınca, komşu Türk boylarını hak dîne dâveti kendisine gâye edindi.

Baytaş’tan sonra oğlu ebü’l-Hasan Ali hükümdâr oldu. Bu dönemde devletin batı kısmını kardeşi Buğra Han Harun idâre ediyordu. Buğra Han, 990 senesinde İsbicâb’ı zaptedip, 992 senesinde Sâmânîlerin merkezi Buhâra’ya girdi. Böylece Horasan ve Mâverâünnehir, Karahanlıların eline geçti. Şihâbüddevle ve Zâhirüdda’vâ gibi İslâmî ünvânlar kullanan Buğra Han, Kaşgar’a dönerken 996 yılında vefât etti. YerineAhmed bin Ali geçti. Halîfe tarafından tanınan ilk Karahanlı hükümdârı Ahmed Handır.

Ahmed Han zamânında, Sâmânîler ve onlara bağlı devletçiklerle Karahanlı münâsebetini, devletin batı kısmını idâre eden İlig Han ünvanlı Nâsır bin Ali sağlıyordu. Özkent’te oturan Nâsır, 996 senesinde Sâmânî kumandanlarından Fâik’in teşvikiyle bu ülke topraklarına sefer düzenledi. Fakat Gazne Hâkimi Sebüktekin’in aracılığı ile bu iki devlet antlaşma yaptı. Bu antlaşmaya göre Sâmânîler, Seyhun sâhasını Katvan Çölüne kadar Karahanlılara bırakıyor, Fâik de Semerkand vâlisi oluyordu. Nâsır, 999 senesinde Buhârâ’yı zaptederek, Sâmânî Hânedânı mensuplarınıÖzkent’e götürdü. Nâsır Han, Gazneli Mahmûd ile anlaşınca, Ceyhun Nehri iki devlet arasında sınır kesildi. Ayrıca Mahmûd Han, aralarındaki dostluğu kuvvetlendirmek için Nâsır’ın kızı ile evlendi. Nâsır, Sâmânîlerin bütün mîrâsına konmak ve Horasan’ı ele geçirmek istiyordu. Bu yüzden Gazneli Mahmûd’un Hindistan Seferinden faydalanarak iki koldan Horasan’a girdi ise de mağlub oldu. Hânedân mensubu Hotan Hâkimi Yûsuf Kadır Handan yardımcı kuvvet alıp, Gaznelilere karşı yeniden askerî harekâta geçti. 1006 senesi Ocak ayının beşinde, Sultan Mahmûd’a mağlub oldu. Bu başarısızlık, Karahanlılar arasında âile kavgalarına yol açtı. Nâsır, bağımsızlığını îlân etmek istedi. Nâsır’a karşı BüyükKağan Ahmed Han, Gazneli Mahmûd’a mürâcaat ettiyse de, Nâsır bin Ali 1013 senesinde vefât etti. YerineArslan İlig ünvânıyla kardeşi Mensûr bin Ali geçti. Büyük Kağan Ahmed Arslan Hanın hastalığında kendisini Büyük Kağan îlân eden Mensûr Han, kardeşi Muhammed’e de Arslan İlig ünvânını verdi.

Ahmed Arslan Han, Ortak KağanYûsuf Kadır Han ve Ali Tigin ile birlik olup, hânedanlık kavgasına son vermek için harekete geçti. Ali Tigin, Mensûr’a esir düştü. Yedisu bölgesine yapılan düşman hücûmuna karşı hasta yatağında mücâdele eden Arslan Han, Balasagun’a sekiz günlük mesâfede, yüz bin çadırdan fazla gayri müslim göçebeyi mağlub etti. Tufan’a kadar tâkib ederek ülkesini korudu. Ahmed Han bu seferden dönüşünde 1017 senesinde vefât etti.

Ahmed Handan sonra, Büyük Kağan olan Mensûr Arslan Han ise, 1024 senesinde kendi isteği ile saltanatı Yûsuf Kadır Hana bıraktı. Bu sırada Selçuklulardan yardım alan Ali Tigin, Buhârâ’yı zaptetti. Yûsuf Kadır Hana karşı kardeşleri Ahmed ve Ali birleştiler. İkinci Ahmed kendisini 1004’te Muizüddevle lakabıyla büyük kağan îlân etti. Kardeşi Ali ise, Arslan İlig oldu. İkinci Ahmed Arslan Han; Balasagun, Hocend, Ahsikas, Fergana ve Özkend’e hâkim oldu. Yûsuf Kadır Han, Gazneli Mahmûd ile görüştü. İki Müslüman Türk Devleti arasında dostluk bağları, evlenme yoluyla da kuvvetlendirildi. Bu görüşmede Karahanlıları ilgilendiren meselelerin yanısıra, Arslan bin Selçuk ve emrindeki Oğuzların da Horasan’a nakledilmesi husûsunda karâra vardılar. Sultan Mahmûd, bir fırsatını bulup, Arslan bin Selçuk’u yakalattı ve Hindistan’da Kalincâr Kalesine hapsettirdi. Bu sırada Ali Tigin bozkırlara kaçtı ve Mahmûd’un ülkesine dönmesi üzerine tekrar Buhârâ ve Semerkand’a hâkim oldu. Yûsuf Kadır Hanın 1032 senesinde vefâtıyla oğulları Süleymân, Arslan Han; Muhammed de Buğra Han ünvânlarıyla devletin idâresini ele aldılar. Bu sırada Ali Tegin de Mâverâünnehir’de kendisini Tavgaç Kara Buğra Kara Hakan îlân etti.

Karahanlı Hânedânı arasında kıyasıya devâm eden mücâdele netîcesinde, 1042 yılında ülke kesin olarak ikiye ayrıldı. Nâsır bin Ali’nin oğullarından Muhammed Arslan, Kara hakanlık mevkiinde Büyük Kağan ve İbrâhim de Tavgaç Buğra Kara Hakan ünvânını alarak Batı Karahanlılar Devletini meydana getirdiler. Yûsuf Kadır Hanın oğulları da Doğu Karahanlı Devletini idâre ettiler.

Doğu Karahanlılar Devleti

Karahanlı Devleti ikiye ayrılınca; Büyük Kağan ünvanıyla Şerefüddevle lâkaplı Ebû Şücâ Süleymân bin Yûsuf, merkezi Balasagun ve Kâşgar’ı kendine bırakıp, kardeşlerinden Buğra Han Muhammed’e, Taraz ile İsficab’ı, Mahmûd’a ise Arslan Tiğin ünvanıyla ülkenin doğusunu verdi. 1043 senesinde yapılan âile toplantısında ayrıca eski Büyük Kağan İkinci Ahmed Hana da Mâverâünnehir mülk olarak verildi. Fergana’nın bir kısmı zaptedilerek. Bulgar ile Balasagun arasında yaşayan on bin çadırdan meydana gelen Türkler, 1043 senesi güzünde, topluca İslâmiyeti kabul etti.

İslâm dîninin esaslarına sıkıca bağlı, âdil bir hükümdâr olan Süleymân Han, ilim âşığı ve âlimlerin hâmisiydi. 1056’da kardeşi Ortak Kağan Buğra Han, Büyük Kağan Süleymân Hanla anlaşmazlığa düştü. Muhammed Han, Süleymân Hanı hapsettirip, büyük kağanlığını îlân etti. On beş ay hükümdârlık yapan Muhammed Han, mevkiini büyük oğlu Hüseyin’e bıraktı. Hüseyin Hanı, kardeşi İbrâhim tahttan indirtip, 1057’de büyük kağan oldu. İbrâhim Han 1059’da hânedândan Yınal Teğin tarafından öldürülünce. Tuğrul Kara Han ünvanlı Mahmûd bin Yûsuf başa geçti. Mahmûd Han (1059-1074), Ortak Kağan Tabgaç Buğra Kara Han, Hasan bin Süleymân ile Batı Karahanlılarla, kaybedilen toprakları geri almak için harekete geçtiler. 1068 yılında iki taraf arasında yapılan antlaşma ile Seyhun hudut kesilerek; Fergana, Doğu Karahanlılara bırakıldı. 1074’te Mahmûd Hanın yerine oğlu Ömer geçti ise de ancak iki ay hükümdârlık yapabildi. Büyük Kağan olan Buğra Han Hasan bin Süleymân (1074-1103) devrinin ilk yıllarında; Buge Budraç kumandasındaki Yabaku ve Basmılların da aynı safta olduğu yedi yüz bin düşmana karşı, Ömer bin Mahmûd kumandasında kırk bin Müslüman askeriyle büyük bir zafer kazanıldı.

Büyük Selçuklu Sultanı Melikşâh (1072-1092), 1082’de Mâverâünnehir’i zaptedip Özkend’e gelince Doğu Karahanlı hükümdârı Hasan Han, onun hâkimiyetini tanıdı. Hasan Handan sonra oğlu Ahmed (1103-1128) hükümdâr olup, Abbâsî Halîfeliği ile münâsebette bulundu. Halîfe Mustazhirbillâh (1094-1118) Ahmed Hanın istediği berâtı verip, ona “Nûruddevle” demiştir. 1128’de Karahıtayları Kaşgar şehri yakınlarında mağlub eden Ahmed Han, onların batıya doğru ilerlemelerini durdurdu. Ahmed Handan sonra 1128’de hükümdâr olan oğlu İbrâhim, Karahitaylardan yardım alarak, rakiplerini yendi. Karahıtaylar İkinci İbrâhim Han (1128-1158) devrinde Balasagun’u zaptedince, merkez Kaşgar’a taşındı. Karahıtaylar, kendilerine isyân eden Karlukların üzerine onu gönderdi. 1158’de de, öldürülen İkinci İbrâhim Hanın yerine oğlu Arslan Han ünvanlı Muhammed ve sonra da torunu Ebü’l-Muzaffer Yûsuf geçti. Yûsuf Han 1205’te vefât ettiği sırada oğlu Ebü’l-Feth Muhammed, Karahıtaylı Kür Hanın yanında rehin bulunuyordu. Nayman Devleti kurucusu Küçlük tarafından 1207’de kurtarılan Ebü’l-Feth Muhammed daha sonra Kâşgar’a gönderildi. Ancak Kâşgar’a varmadan şehirdeki beyler tarafından yolda öldürüldü (1211). Bu durum Küçlük’ün Karahanlı merkezini işgâl edip, katliam yaptırmasına sebeb oldu.

Hâdenânlık içi mücâdele netîcesinde bölünen Doğu Karahanlılar, Moğol Naymanlarca işgâl edilerek, hâkimiyetlerine son verildi. Böylece Türk milletine ve İslâma büyük hizmetleri olan Doğu Karahanlılar Devleti târihe karıştı.

Batı Karahanlılar Devleti

Karahanlı Devleti ikiye bölününce Batı Karahanlı Hanlığı, Mâverâünnehir ve Hocend’e kadar Batı Fergana’yı içine almaktaydı. Büyük Kağanın merkezi, önceleri Özkend, sonraları Semerkand oldu. Bu devletin ilk hükümdârı Birinci Muhammed Han, 1052 senesinde vefât edince yerine kardeşi Ortak Kağan İzzül-umma Ebû İshak İbrâhim Tavgaç Han geçti. Tavgaç İbrâhim Han, doğu Karahanlılardan Şaş, İlak gibi hudût şehirleri ile Fergana’nın bir kısmını aldı. İbrâhim Han âlim olup, iyi bir hükümdârdı. Devletin idâresi için lüzumlu kânunları tanzim edip, hırsızları tamâmen ortadan kaldırdı. Ahâlinin menfaatlerini koruyup, piyâsayı düzeltti. Âlimlerin sohbetinde bulunup onların tasvibini almadan kânun koymadı. Bâtıl îtikatlara karşı, Ehl-i sünneti müdâfaa etti. İbrâhim Han, Ortak Kağanken devlet aleyhinde faaliyette bulunan İsmâilîleri dâhiyâne bir siyâsetle ortadan kaldırdı.

İbrâhim Handan sonra oğlu Şemsül-Mülk Nasr hükümdâr oldu. Şaş ve Tünhas Hâkimi Şuayb, yeni hükümdâra isyân etti. Nasr Han, bu isyânı bastırdı. Bu karışıklıktan faydalanan Doğu Karahanlılar, İbrâhim Hanın zaptettiği yerleri geri almaya çalıştılar ise de, bu mücâdele bir antlaşma ile sona erdi. Daha sonra Birinci Nasr Han, Selçuklular tarafından zaptedilen yerlerin alınması için bir hareket başlattı. Fakat Melikşâh’ın Semerkand’a gelmesiyle sulh yapılıp, akrabâlık tesis edilerek meseleler halledildi. Nasr Han da, âlimlere hürmet edip, ilim merkezleri inşâ ettirdi. Ticâretin gelişmesi için sosyal hayâtın bütün lüzumlu müesseselerini içine alan iki ribat yaptırdı.

1080 senesinde Nasr’ın vefâtı üzerine oğlu Ebû Şücâ Hızır hükümdâr oldu. Hızır Hanın saltanatı bir sene kadar sürdü. Yerine geçen Ahmed Han devrinde ulemâ ile hükümdar arasında bir anlaşmazlık oldu. Bu sırada Selçuklu Sultânı Melikşâh, önce Buhârâ’yı sonra da Semerkand’ı zaptetti ve Ahmed Han’ı Özkend’de esir alıp İsfehan’a götürdü. Bunun netîcesi, Batı Karahanlı ordusunun temelini teşkil eden Çiğil Türklerinin kumandanı Yâkub bin Süleymân Semerkand’a dâvet edilip hükümdâr îlân edilerek Selçuklulara karşı bir ayaklanma başlatıldı. Bunun üzerine Melikşâh, ikinci defâ Semerkand seferine çıktı. Bu sefer sonunda Batı Karahanlı Devleti, Selçuklulara bağlandı. Karahanlı devlet adamları Mes’ûd bin Muhammed’i hükümdârlığa getirdi.

Birinci Mes’ûd’un hükümdârlığı devrine âit bir bilgi yoktur. Mes’ûd Handan sonra Selçuklu Sultânı Berkyaruk, arka arkaya üç hükümdâr tâyin etti. Bunlardan üçüncüsü olan Cebrâil Han, Selçuklu şehzâdeleri arasındaki saltanat kavgalarından faydalanarak, Horasan’ı ele geçirmek istedi. Bu sırada Horasan vâlisi olanSencer, Tirmiz şehri için yapılan savaşı kazandı ve Cebrâil Hanı esir alıp, 1102’de îdâm ettirdi. Bu zaferden sonra Sultan Sencer, Mâverâünnehir’i yeniden teşkilâtlandırdı. Karahanlı Sülâlesinden olup, Selçuklu sarayında büyüyen yeğeni Muhammed bin Süleymân’ı Arslan Han ünvânıyla Semerkand’da Büyük Kağan îlân etti. Dayısı Sultan Sencer’in yardımıyla isyânları bastıran İkinci Muhammed Han, düşmanlarına karşı seferler düzenledi. İkinci Muhammed Han, saltanatının son zamanlarında felc oldu. Çıkan iç isyanları bastırmak için Selçuklulardan yardım istedi. Fakat yardım gelmeden isyânı bastırınca Selçuklu yardımını geri çevirdi. Bu durum Sultan Sencer’i kızdırdı. 1130 senesinde Semerkand’a gelen Sultan Sencer, Muhammed Hanı Merv’e götürdü. Muhammed Han, 1132’de orada vefât etti.

SultanSencer, Muhammed Hanın ölümünden sonra Batı Karahanlı tahtına sırasıyla Ebü’l-Meâli el-Hasan bin Ali, Ebû Muzaffer İbrâhim bin Süleymân ve Mahmûd bin Muhammed’i tâyin etti. İkinci Mahmûd Han, Karahıtaylarla 1137 senesi yazında Hocend yakınında yaptığı muhârebeyi kaybedip, Semerkand’a çekildi. Karluklular ile ülke içinde anlaşmazlık çıkıp, Sultan Sencer’den yardım isteyince, Karluklular da Karahıtaylara mürâcaat etti. Sultan Sencer ve İkinci Mahmûd 8 Eylül 1141 târihinde Katvan Muhârebesinde Karahıtaylara mağlub olup, Horasan’a çekildiler. Karahıtaylar bütün Mâverâünnehir’i istilâ edip, Mahmûd Hanın kardeşi Ortak Kağan Tavgaç Buğra Han İbrâhim bin Muhammed’i BüyükKağan îlân ettiler. Üçüncü İbrâhim Han, Karluklar ile anlaşmazlığa düşünce,Buhâra yakınlarındaki Kallabâz Muhârebesinde öldürüldü. Yerine geçen oğlu Mahmûd Han, Horasan’a çekildi ve vefâtına kadar orada kaldı. Sultan Sencer’in ölümünden sonra Oğuzlar, İkinci Mahmûd Hana hükümdârlık teklif ettiler. O, önce oğlu Muhammed’i gönderdiyse de bir müddet sonra Oğuzların hükümdârı oldu. Sultan Sencer’in eski kumandanlarından Nişâbûr Vâlisi Müeyyeddevle Ay Aba, 1163 senesinde Horasan’ı ele geçirmek arzusuyla hareket edip, İkinci Mahmûd Han ve oğlu Muhammed’i esir alarak gözlerine mil çektirip hapse attırdı. Baba, oğul, 1164 senesinde hapisteyken vefât ettiler. İkinci Mahmûd ve iki oğlunun hapiste vefâtları ile Karahanlıların hâkimiyeti Ali Tegin’in soyundan gelenlere geçti.

Üçüncüİbrâhim Hana halef olan, Ali Tegin âilesinden Ali bin Hasan, Karluklar ile mücâdele edip, reisleri Paygu Hanı öldürterek, onları iskâna mecbur ve askerlikten men etti. Fakat bu hareketi isyhanlara sebeb oldu. Ülkedeki isyânları Buhâra’daki Hanefî âlimi Muhammed bin Ömer’in vâsıtasıyla yatıştıran Ali Han, 1160 senesinde vefât edince, yerine kardeşi Ebü’l-Muzaffer Mes’ûd bin Hasan geçti. İkinci Mes’ûd Han, iç işlerini nizâma soktu. Sarayını âlim ve şâirlere açıp, ilmin hâmisi oldu. 1178 senesinde vefât eden İkinci Mes’ûd Hanın yerine kardeşi Fergana hâkimi Hüseyin bin Hasan’ın oğlu İbrâhim bin Hüseyin hükümdâr oldu. Önce Feryun’da, sonra da Semerkand’da hüküm süren Dördüncü İbrâhim Han, Nusretüddünyâ ved-dîn Kılıç Tavgaç Küç Arslan Han ünvanlarıyla Büyük Kağan oldu. Onun vefâtıyla yerine oğlu 1204 senesinde Büyük Kağan oldu. Osman Han tedbirli bir insandı. Önce Karahıtaylara tâbi olmasına rağmen, Müslüman Gurluların Moğollar tarafından yok edilmesini engellemek için gayret sarf etti. Karahıtaylı saldırısına karşı Muhammed Harezmşâh ile iyi münâsebetler kurdu. Muhammed Harezmşâh’ın kızı ile evlenip, âdet olduğu için bir sene Harezm’de kaldı. 1211 senesinde Semerkand’a dönen Osman Han, Karahıtayların gücünden çekinerek onlarla ittifak kurdu. Bu hareketi Muhammed Harezmşâh’ın Mâverâünnehir’i almasına sebeb oldu. Yakalanan Osman Han îdâm olundu(1212). Osman Hanın ölümü ile Batı Karahanlı Devleti sona erdi.

Fergana Kağanlığı

1141 yılında Batı Karahanlı Devleti, Karahıtayların istilâsına uğrayınca, Fergana’da merkezi Özkend olmak üzere müstakil bir Karahanlı Devleti kuruldu. İlk hükümdârı Gelâleddünyâ ved-dîn Hüseyin bin Hasan olup, Fergana kağanları, Türkçe Tuğrul Kara Hakan ünvânını taşırlardı. Ünvânlarında Türk kelimesi de kullanan Fergana Kağanlığı, 1211 veya 1212 senelerinde Muhammed Harezmşâh’ın tâbiiyetine girdi.

Karahanlı Devleti, daha ilk kuruluş yıllarında târihî Türk devlet idâresi geleneğine uygun olarak iki büyük idârî kısma bölündü. Bunlardan doğuda kalan kısmın başında hakan bulunur ve her türlü idârî selâhiyeti elinde bulundururdu. Batı kısmını ise hakanın hükümrânlığı altında, aynı âileden bir han ona bağlı olarak idâre ederdi. Karahanlı devlet teşkilâtında bu büyük ve ortak kağanın yanında hânedâna mensup dört alt kağan ile altı hükümdâr vekili vardı. Rütbeler kademe kademe yükselme esâsına göreydi. Her rütbenin değişebilen ünvanları olurdu. Türkçe ünvânların değişmesine rağmen, İslâmî ünvânlar değişmezdi. Hükümdâr vekilleri İrken, Sagun, İnanç ünvânlarını taşırlardı. Hükümdârların yanında “yuğruş” denilen bakanlar kurulu bulunurdu. Yüksek devlet memuriyetlerinde, baş kumandana “subaşı”, mâliye bakanına “ağıcı”, saray hâcibine “tayangu” veya “bitikçi” denirdi. Karahanlılarda ordu: Selçuklularda olduğu gibi başlıca dört ana bölümden meydana gelirdi. Bunlar, saray muhâfızları, hassa ordusu, hânedân mensupları ile vâlilerin ve diğer devlet adamlarının kuvvetleri, devlete bağlı Türk teşekküllerine mensup kuvvetlerdi.

Kültür ve medeniyet: Türk an’anesine göre kurulan Karahanlı Devleti, 10. asırda İslâmiyeti kabûlüyle, ilk İslâmî Türk eserleri meydana getirdiler. Hakanî Türkleri adını taşıyan Karahanlılar, Türklerin millî kültür ve sanat an’anesini ve istidâdının kuvvetli husûsiyetlerini bütünüyle İslâma adayıp, bu ilham ile yeni bir üslûbun kurucusu oldular. Karahanlı hükümdârlarının ilme hayranlığı, âlimlere hürmetkârlığı ve onları korumaları netîcesinde Türkistan, Mâverâünnehir şehirleri birer medeniyet, kültür beşiği hâline geldi. Doğu Karahanlılar devrinde Balasagunlu Yûsuf Hâs Hâcib Kutadgu Bilig, Kaşgarlı Mahmûd, Dîvânü Lugât-it-Türk, İmâm-ı Ebü’l-Fütûh Abdülgafür Târih-i Kaşgâr adı ile, Türk dili, edebiyâtı, kültürü ve târihi için çok mühim eserler yazdılar.

Büyük İslâm hukukçu ve âlimleri Karahanlılar zamânında yetişti. Bunlardan bâzıları şunlardır: Burhâneddîn Mergınânî, Şems-ül-Eimme Serahsî, Şems-ül-Eimme Hulvânî, Ebû Zeyd Debbûsî, Fahr-ül-İslâm Pezdevî, Sadrüşşehîd, Kâşânî, Ömer Nesefî, Sirâcüddîn Üşî. Şâh-i Türkistan denilen Ahmed Yesevî hazretleriislâm dîninin göçebe Türkler arasında yayılmasına hizmet etmiş olup bugün bile; Rusya, Bulgaristan, Çin ve İran’daki Türklerin Türklüklerini veİslâmlıklarını muhâfaza etmelerinde tesiri vardır.

Türklerin şehir hayâtına geçişi Karahanlılar devrinde başladığından, şehircilik ve mesken mîmârisi gelişti. Buhârâ, Fergana, Merv, Semerkand, Tirmiz ve Ürgenç’te birçok mîmârî eser yapıldı. Türkistan’da ağaç ve taş az olduğundan Karahanlılar, eserlerini umûmiyetle kerpiç ve tuğladan yaparlardı. Mescit ve hayır külliyeleri çok yaygındır. Çok kubbeli mescitlerin sütunları tahtadan, yuvarlak veya çok köşeli; minâreler ise pişmiş tuğladan yapılırdı. Kerpiç ve tuğladan köşe pâyeli, yazı şeritli, örgülü eserler yapıldı. Duvarları çiğ tuğladan örülüp, üstü tezyin edilip, kaymak taşı sıvası ile veya çeşitli şekillerde kesilmiş süslü, oymalı, kabartmalı, çizgili kiremitler ile kaplanıyordu. Cilâlı ve sırlı tuğla ve cam tezyinâtın getirdiği koyu mâvi ve yeşil renkler ve parlak satıhlar Karahanlı eserlerinin husûsiyetleridir. Saraylar, arklı ve havuzlu bahçeler ve korular içinde yapılırdı. Karahanlılar devrinde mescit, câmi, türbe, külliye, kervansaray, saray, kale, köprü, hamam yapılmıştır. Câmilerin sâdece minâreleri günümüze ulaşabilmiştir. Türk hat sanatı Karahanlılar ile başladı. Kûfi, sülüs, celî gibi yazı türleri ile Kur’ân-ı kerîm ve hadîs kitapları îtinâ ile yazılıp, saklandı.


Karahanlı Hükümdârları Tahta Geçişi
Abdülkerim Satuk Buğra Han .................... (?)
Mûsâ ........................................................ 955
Baytaş Arslan Han Süleymân .................... (?)
Ebü’l-Hasan Ali bin Mûsâ .......................... (?)
Birinci Ahmed Arslan Kara Han................ 998
Mansur Arslan Han ................................ 1015
İkinci Ahmed Togan Han ........................ 1024
Yûsuf Kadır Han .................................... 1026

Batı Karahanlı Kağanları
Muhammed Aynüddevle ........................ 1041
Birinci İbrâhim Tavgaç Han .................... 1052
Birinci Nasır ............................................ 1068
Hızır........................................................ 1080
Birinci Ahmed ........................................ 1081
Yâkub .................................................... 1089
Birinci Mes’ûd ........................................ 1095
Süleymân .............................................. 1097
Birinci Mahmûd ...................................... 1097
Cebrâil .................................................... 1099
İkinci Muhammed .................................. 1102
İkinci Nâsır.............................................. 1129
İkinci Ahmed .......................................... 1129
Hasan .................................................... 1130
İkinci İbrâhim .......................................... 1132
İkinci Mahmûd ........................................ 1132
Üçüncü İbrâhim ...................................... 1141
Ali .......................................................... 1156
İkinci Mes’ûd .......................................... 1161
Dördüncü İbrâhim .................................. 1178
Osman.................................................... 1204
Harezmşâh hâkimiyeti ............................ 1211

Doğu Karahanlı Kağanları
Süleymân .............................................. 1032
Birinci Muhammed.................................. 1056
Birinci İbrâhim ........................................ 1057
Mahmûd ................................................ 1059
Ömer ...................................................... 1074
Hasan .................................................... 1075
Ahmed.................................................... 1103
İkinci İbrâhim .......................................... 1128
İkinci Muhammed .................................. 1158
İkinci Yûsuf ................................................ (?)
Üçüncü Muhammed .............................. 1211
Noymanların işgâli.................................. 1211
Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
29 Şevval 1438
Miladi:
24 Temmuz 2017

Söz Ola
Tarih milletlerin tarlasıdır, her millet geçmişinde ne ekmişse, gelecekte de onu biçer
Churchill.
Osmanlılar Twitter