Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


İdil ve Kama nehirlerinin birleştiği alanda kurulan bir Türk devleti. Bir kısım araştırmacılar ilk Müslüman-Türk devletinin İdil Bulgar Hanlığı olduğunu kabul ederler. “Karışık” mânâsına gelen Bulgar kelimesi, Hun Türklerinin idâresinde yaşayan ve Hunların yıkılışından sonra dağılan Türk boylarından Kutripur ve Utrgurların karışımından meydana gelen Bulgarlara isim oldu. Önceleri Göktürk Hânlığının idâresinde yaşayan Bulgarlar, 630’da bu devletin fetreti üzerine Büyük Bulgarya devletini kurdular. Ancak bu devlet kısa bir süre sonra komşu Hazar Hâkanlığı tarafından ortadan kaldırıldı. Bunun üzerine Asparuh idâresindeki Bulgarlar, Tuna’ya doğru yönelerek Balkanlara girip 670’li senelerde Tuna Bulgar Devletini kurdular. Tuna Bulgarları bir süre sonra Slavlarla karıştılar ve 864 senesinde, Boris Hanın Ortodoksluğu resmen kabulüyle de Hıristiyan oldular. Bugünkü Balkanlarda yaşayan Bulgarlar bunların soyundandır.

Bulgarların bir kısmı ise, İdil ve Kama nehirlerinin birleştiği sâhaya yerleşmişlerdi. İdil Bulgarları burada bölgenin yerli halkı Fin-Ugarları ve öteki Türk topluluklarını da idâreleri altına alarak bir devlet kurdular. Bu devletin ilk devirleri hakkında kaynaklarda kesin bir bilgi yoktur. Bulgar tüccarlarının Harezm’de ve Sâmânî ülkesinde Müslüman tüccarlarla temasları, Harezmlilerin de onların ülkelerine gitmeleri netîcesinde, ülke topraklarında İslâm dîni ve kültürü yayılmaya başladı. 900’lü senelerde Bulgarlar arasında İslâmiyeti kabûl edenlerin sayısı çoğunluktaydı. Sultan Şekkey’in oğlu İlteber Almış’ın başa geçtikten sonra, gördüğü bir rüyâ üzerine İslâmiyeti kabul etmesiyle İdil Bulgar Devletinin resmî dîni İslâmiyet oldu. Almış Han 920’de Abbâsî halifesine din âlimi ve mîmârlar göndermesi için ricâda bulundu. İsmini de Emir Ca’fer bin Abdullah olarak değiştirdi. Bu hey’et 922 senesinde Bulgar ülkesine ulaştı ve o andan îtibâren Bulgar Devleti, Abbâsî halîfelerine bağlı bir Müslüman ülkesi, Bulgarlar ise, Doğu Avrupa’da Türk-İslâm kültürünün ilk temsilcisi durumuna gelmişlerdi. Sikkelerden anlaşıldığına göre, Ca’fer’den sonra yerine oğlu Mikâil geçti. Ona da Tâlib binAhmed, Mü’min bin Ahmed ve Mü’min bin el-Hasan halef oldular.

Bulgarlar, Hazar Hâkanlığının 965 senesinde yıkılmasına kadar, bu devlete tâbiydi ve Hazarlara vergi veriyordu. Bu devletin yıkılmasından sonra müstakil bir devlet durumuna geldiler. 985 senesinde Rus Kiev Prensliği, Bulgar topraklarını işgâl ettiyse de bir süre sonra geri çekildi. Daha sonra Bulgarlar ve Ruslar arasında münâsebetler gelişti ve 1006 senesinde iki devlet arasında bir ticâret anlaşması yapıldı. Fakat 11. asrın sonlarına doğru kuzeydeki kürk ticâreti yüzünden iki devlet arasında bitmeyen savaşlar başladı. Bu savaşlar 13. asra veMoğolların ortaya çıkışına kadar devâm etti. Moğollar, Kalka Nehri kıyısında Rusları yendikten sonra (1224) doğuya dönerken, Bulgarların tuzağına düşerek ağır kayıplar verdiler. Bunun intikâmını almak isteyen Batu Han, ordusuyla Bulgarlar üzerine yürüdü. Moğol ordusu 1236’da Bulgar topraklarına girdi, köyleri ve şehirleri yıktığı gibi 50.000 nüfûslu başşehirlerini de darmadağın etti.

Batu Hânın, Deşt-i Kıpçak bölgesinde kurduğu Altınordu Devleti zamânında Bulgarlar, bir dereceye kadar bağımsızlıklarını muhâfaza ettiler. Bu arada başşehirleri olan Bulgar şehri kısa zamanda eski hâline kavuşturuldu. Bulgarlar, zaman zaman Altınordu Devletine baş kaldırıyorlardı. Altınordu Hânı Pulat Tîmûr 1361 senesinde Bulgarları cezâlandırmak için ülke topraklarına girip çeşitli tahribatlar yaparak geri çekildi. Tîmûr Hanın, 1391 ve 1395 yıllarında Altınordu Devletine karşı yaptığı seferlerden Bulgarlar da etkilendi. İdil Bulgarları, 1399’da Ruslarla yaptıkları savaşı kaybedince, dağıldılar. Halkın büyük kısmı Kama Nehrinin kuzeyindeki Kazan Nehri boyunca göç ederek buralara yerleştiler ve bölgeyi tamâmiyle Türkleştirdiler. 1437 senesinde kurulan Kazan Hanlığının esas nüfûsunu Bulgar-Kıpçak karışımı Müslüman halk meydana getirmekteydi. Bugün de bu Müslüman Bulgarlar “Kazan Türkleri” veya “Şimâl Türkleri” diye anılmaktadır.

Bulgarlar, 10. asrın başlarında diğer Türk kabîleleri gibi göçebe olarak yaşıyorlardı. Kısa bir zaman içinde yerleşik hayâta geçerek, zirâatla uğraşmaya başladılar ve aynı asrın sonlarında usta birer çiftçi oldular. Başlıca tarım ürünleri; ak darı, buğday ve arpa idi. Bunun yanında Orta İdil sâhası, ulaşım bakımından kuzey bölgelerini Orta Asya’ya bağlayan büyük kervan yolları üzerindeydi. Bu durum, İdil Bulgarlarının büyük ölçüde, ticâret ile uğraşmalarına imkân sağladı. Devletin başşehri olan Bulgar şehri, Doğu Avrupa’nın en önemli ticâret merkezi hâline geldi. Bulgar Türkleri kuyumculukta da ileri idiler. Bu sanattaki ustalıkları İsveç’e kadar bütün batı Slavları sâhasında tesirini göstermiştir.




Mısır’da 935-969 târihleri arasında hüküm sürmüş bir Türk hânedânı. Devletin kurucusu Muhammed bin Tuğç, iki nesilden beri Abbâsîlerin hizmetinde bulunan bir Türk âilesindendir. Muhammed bin Tuğç, 935 yılında Mısır vâlisi oldu ve istiklâlini îlân ederek Halîfe Râzi’den İhşîd ünvânını aldı. İhşîd “şahlar şâhı” mânâsına geliyordu. Ayrıca Muhammed’in ataları da Fergana’da İhşîd ünvânıyla meliklik yaparlardı.

İhşîd, Mısır’da tam bir hâkimiyet sağladı. Ancak bu sırada, Bağdat’ta hâkimiyeti ele geçirmiş olan Muhammed bin Râik, Mısır’a kadar geldi. Bu tehlikeli durum üzerine Muhammed bin Tuğç, vergi vermek şartıyla Remle’ye kadar olan bölgeyi geri aldı. Beş sene devâm eden barış devresinden sonra, iki emîrin arası yeniden açıldı. Laccun mevkiindeki savaşı iki taraf da kazanamadı. Fakat tesis edilen âilevî münâsebetler iki emîri yeniden birbirine yaklaştırdı. İhşîd, senelik 140.000 dinar vergi verdi. Emir Raik’in ölümünden sonraİhşîdîlere Hamdânî âilesinden yeni bir rakib ortaya çıktı. AncakMuhammed bin Tuğç, sulh devresini iyi değerlendirmiş ve devleti en kudretli mevkiine çıkarmıştı. Emîrü’l-ümerâlık mevkiini elde etmek için mücâdeleye başladı. 944 yılında Rakka’nın karşısında Fırat kenarında Halîfe el-Mütteki ile karşılaştı. Ancak bu sırada Hamdânî âilesinden emir Seyfüddevle Mısır’ı tehdid etmeye başladığından geri döndü. Böylece yeniden başlayan mücâdelede İhşîdîler gâlip geldi. Muhammed bin Tuğç, Şam’ı ele geçirdi ise de 964 yılında öldü.Yerine iki oğlundan Ebü’l-Kâsım Unûcur tahta geçti.

Unûcur ve kardeşi Ali zamânında İhşîdîlerin Mısır’daki hâkimiyeti sözde kalmıştı. Gerçek iktidâr, İhşîd’in ölümünden biraz önce çocukları için saltanat nâibi olarak tâyin ettiği Nubyalı köle Kâfûr’un elindeydi. Oğullar ise, kukla bir vaziyetteydi. Nitekim 966 yılında Ali’nin ölümü üzerineKafur idâreyi tam olarak ele alınca halîfe bu vâliliği tanıdı. Kâfûr, Mısır ile Sûriye’yi tehdid edenHamdânîlere karşı başarılar kazandı. Kafur’un ölümü Mısır’ı kuvvetli bir idâreciden mahrum bıraktı. Yerineİhşîd’in torunu Ahmed vâli tâyin edildi. Ancak bu zayıf ve kısa ömürlü emirin idâresi zamanında Mısır, Afrika’nın kuzeyinden gelen Fâtımîlerin baskısına dayanamadı ve 969 yılında bu devletin hâkimiyeti altına girdi. İhşîdîler hânedânının en önemli iki şahsiyeti şüphe yok ki İhşîd ile Kâfûr’dur. İhşîd çok kuvvetli ve mücâdeleyi seven bir emirdi. Ömrü, Mısır’da kuvvetli bir hâkimiyet sağlamak için çalışmalarla geçti. Bu zor şartlarda Mısır’da îmâr faaliyetlerini de ihmâl etmedi. Devletin ikinci mühim şahsiyeti olan Kâfûr, zenci bir köleyken sırf zekâsı sâyesinde devletin iktidâr mevkiini elde etmiştir. İhşîd ve Kâfûr, Mısır’da sanat ve edebiyâtın da hâmisi olarak tanınmışlardır.

İhşîdoğulları Hükümdarları Tahta Geçişi
Muhammed bin Tuğç İhşîd ........ 935 (H.323)
Unûcur (On Uygur) .................... 946 (H.334)
Ali .............................................. 961 (H.349)
Kâfûr (Ali’nin nâibi) .................... 966 (H.355)
Ahmed........................................ 969 (H.358)


Âzerbaycan’da Irak Selçukluları Devletine tâbi olarak kurulan Atabegler sülâlesi (1141-1225).

Sülâleye, kurucusunun adıyla İldenizliler denildiği gibi, Âzerbaycan Atabegleri de denilmektedir. Kıpçak Türklerinden olan Şemseddîn İldeniz, Irak Selçuklu Sultânı Mes’ûd (1134-1152), Karabağ (Arran) vâlisiyken Gürcülere karşı başarılı savaşlar yaptı. Sultan da onu, kardeşi ve selefi Sultan İkinci Tuğrul (1132-1134)un dul hanımı Mü’mine Hâtun ile evlendirdi. İldeniz, Sultan Mes’ûd’un ölümüyle çıkan taht kavgalarına karıştı. Üvey oğlu Arslan-Şah’ı tahta oturttu (1161). Kendisi de atabeg ünvânıyla hâkimiyeti ele geçirdi.

İldeniz’in ölümü üzerine yerine oğlu Nusreddin Cihân Pehlivan atabeg oldu (1175). Arslan-Şah’ın sultanlığı sembolik olarak devâm etti. Cihân Pehlivan, Arslan-Şah’ın ölümü üzerine oğlu Üçüncü Tuğrul’u tahta geçirdi. Fars, Huzistan, Musul, Ahlat ve Erzurum’da Sultan Üçüncü Tuğrul adına hutbe okundu. Atabeg Pehlivan, Selâhaddîn-i Eyyûbî karşısında, Musul hâkimiyetini elinden çıkardı. Cihân Pehlivan’ın ölümü üzerine kardeşi Kızıl Arslan atabeg oldu. Kızıl Arslan, Sultan Üçüncü Tuğrul’a karşı mücâdele etti. Hattâ bir ara Üçüncü Tuğrul’u haps ve kendi sultanlığını da îlân etti. Fakat 1191 yılında öldürüldü. Yerine Cihân Pehlivan’ın oğlu Kutlug İnanç atabeg oldu. Kardeşi Ebû Bekr ile Sultan Tuğrul’a karşı yaptığı saltanat mücâdelesini Harezmşah Tekiş’in yardımı ile kazandı. Tuğrul’u bertaraf etti. Irak Selçuklu Devletinin yıkılmasından (1194) sonra Harezmşah Tekiş, Kutluğ İnanç’ı Cibâl vâlisi tâyin etti. Fakat Abbâsî halîfesi Nasır’la işbirliği yaparak Harezmşah yönetimindeki Hemedan’a saldırdı (1195). Ancak, bir sene sonra Harezmşahlılar tarafından öldürüldü. Yerine kardeşi Ebû Bekr geçti. Kardeşi Özbek’le birlikte Harezmşahlılara ve Gürcülere karşı mücâdele etti. Meraga’yı aldıktan sonra öldü (1210). Yerine geçen kardeşi Özbek, Harezmşah Sultânı Muhammed’e tâbi oldu. Moğollar, Tebriz surları önünde görünmeleri üzerine, fidye vererek kurtuldu (1221).

Moğolların ikinci gelişinde Özbek, şehri terk etti. Halk fidye vererek Moğollarla anlaştı(1222). Özbek, Harezmşahlılara yenildi (1223). Moğollara 1224’te ağır bir harâç daha verdi. Harezmşahlı esirleri de Moğollara teslim etti. Celâleddîn Harezmşah’a karşı Gürcülerle işbirliği yaptı. Harezmşah da gelip Tebriz’i aldı (1225). Özbek, Nahcivan civârındaki Alıncak Kalesinde öldü. Yerine sağır ve dilsiz olan oğlu Kızıl Arslan Hâmuş geçti. Hâmuş, Celâleddîn Harezmşah’a giderek itâatini bildirdi (1228). Alamut Seferine katıldı. Bu seferden bir ay kadar sonra Kızıl Arslan’ın ölümüyle hânedân sona erdi. İldenizlilerin saray çevresinde, Nizâmî, Şirvânlı Hâkânî, Şirvanlı Felekî ve Kıvâmî gibi şâirler yetişti.

Atabeğ İldeniz, Hemedan’da türbe ve medrese yaptırdı. Ebû Bekr, âlimleri severdi. Câmi ve medrese inşâ ettirdi. Atabeğ Özbek, Tebriz’de bir köşk yaptırmıştı. Mü’mine Hâtun adına Nahcivan’da inşâ edilen türbe, bu hânedâna âit mîmârî eserlerin en güzel örneklerinden biridir.


İldenizliler Hükümdarları Tahta Geçişi
Şemseddin İldeniz ...................... 1137 (H.531)
Nusreddîn Cihân Pehlivan.......... 1175 (H.570)
Muzafferüddîn Kızıl Arslan ........ 1186 (H.581)
Kutluğ İnanç .............................. 1191 (H.587)
Nusreddîn Ebû Bekr .................. 1195 (H.591)
Özbek ........................................ 1210 (H.607)
Kızıl Arslan ................................ 1225 (H.622)
Harezmşahların istilâsı .............. 1228 (H.625)


Moğol İmparatu Cengizin tunu Hülâgü tarafından kurulan devlet.

Cengiz Hanın ölümünden sonra, geniş arâzilere sâhip imparatluk parçalanmaya yüz tutmuştu. Tunlarından Mengü Han, 1253te hâkânlığa seçildikten sonra, kardeşi Hülâgüyu Batı Asyadaki Moğol fetihlerini yeniden başlatma ve sağlamlaştırmakla vazifelendirdi. Bu sırada İslâm dünyâsının büyük kısmının doğrudan kontrolü Moğolların elinden çıktı. Bu durumu göz önüne alan Hülâgu, batıya hareket etti. Yol boyunca birçok devlet hâkimiyetine aldı ve geçtiği yerleri kana boyayarak yakıp yıktı. 1256 yılında Âzerbaycandaki İsmâilîlere sert darbeler indirdi. İsmâiliyye Devletinin son reisi olan Rükneddîni öldürdü. Daha sonra Irakta karşılaştığı halîfe dusunu bozguna uğrattı ve Abbâsîlerin son Bağdat Halîfesi El-Mutasımı katlettirdi. Bağdat sokaklarından günlerce kan aktı. Nehirlere atılan kitaplar, suyun rengini değiştirdi. Günlerce mürekkep aktı. Hülagü, daha sonra Sûriyeye doğru ilerledi. Ancak Filistinde Ayn-Calut mevkiinde karşılaştığı Mısır Memlûklüleri tarafından bozguna uğratıldı (1260). Netîcede Hülâgu, büyük han adına İran, Irak, Kafkasya ve Anadoluyu içine alan bölgelerin hükümdârı oldu. Büyük Hana bağlı mânâsına İl-han ünvânını aldı.

İlhanlı Devleti böylece Hülâgü tarafından kesin olarak kuruldu. Ancak Hülâgünün acımasız bir İslâm düşmanı olması ve yaptığı savaşlarda 800.000 Müslümanı, kadın-erkek demeden, katlettirmesi kendisine karşı olanların sayısını artırdı. Bunların başında Ayn-Calutta İlhanlı dusunu bozguna uğratan Memlûkler ile Altındu Hanlığı gibi Müslüman devletler gelmekteydi. İlhanlılara karşı tak düşmanlık Memlûkler ileAltındu arasında siyâsî ve ticârî bir ittifakın doğmasına sebeb oldu. Buna karşılık İlhanlılar da Avrupalı Hıristiyan devletler, Doğu Akdeniz sâhillerindeki Haçlı şehirleri, Kilikya Ermenileri ile Müslümanlara karşı ittifak yapmaya çalıştılar. Hülâgünün hanımı Dokuz Hâtun, Nasturî mezhebinden bir Hıristiyı. İlhanlılar da Hıristiyanlığa ve Budizme meyyaldiler.

İlhanlılar Hülâgü ve ondan sonra gelen hükümdârlar zamânında İran, Afganistan, Irak ve bütün Güney Kafkasyayla birlikte Türkiye Selçuklularının hükümrân olduğu Anadolu topraklarında da hâkimiyetlerini kabul ettirdiler. 1294 yılında Çinde bulunan Moğol hükümdârı Kubilay Hanın ölümü üzerine, İlhanlılarla büyük hanlar arasındaki bağlar gevşedi. Çok geçmeden Gazan Mahmûd Han zamânında İlhanlılar büyük ölçüde İslâmlaşmaya başladılar.

Son büyük İlhanlı Hükümdârı Ebû Saîd 1323te Memlûklerle anlaşma imzâladı. Böylece Sûriye bölgesi için yapılan savaş sona erdi. Ancak ülkesi uzun süren savaş sonucunda yıpranmıştı. Ayrıca, onun vâris bırakmadan ölmesi, sonraki yıllarda devlet içinde taht kavgalarına yolaçtı. Celâyirli ve Çobanî emirler tarafından tahta çıkarılan kısa ömürlü hanların idâresi altında devlet hızla çökmeye başladı. Çok geçmeden İlhanlı İmparatluğu parçalanarak yerini mahallî hânedânlar aldı (1353).

Bağdat taraflarında Celâyirliler Sülâlesi, Anadoluda beylikler, Farsta Muzafferîler, Mâzenderânda Sarbâdârlar gibi devletçikler kuruldu. Âzerbaycan, Altındu Devleti tarafından işgâl edildi. Eski İlhanlı topraklarında bu devletçiklerin kavgaları, Tîmûr Han zamânına kadar devâm etti.

Uzun süren savaşlar ve iç karışıklıklara rağmen İlhanlı idâresi, İran için bir refah dönemi oldu. Gazan Mahmûd Han İslâmiyeti kabul ettikten sonra İlhanlı topraklarında İslâmın güzel hasletleri hızla yayıldı. Moğollar artık yakıcılık ve yıkıcılık özelliklerini kaybederek İslâm âlemi için faydalı olmaya başladılar.

Devletin vesikalarında, resmî yazılarında Peygamber efendimizin ve Ehl-i beytin isimlerine öncelik verilir oldu. Bastırılan paralar üzerine “Allahın inâyeti ile” mânâsına gelen Moğolca “tengrin kuçundur” ibâresi konuldu. Gazan Mahmûd Hanın, sağladığı kuvvetli otite sâyesinde ilmî faaliyetler arttı. Âlimler himâye edildi. Gazan Hanın yaptırdığı pekçok medresede; tıp, astronomi, kimyâ ilimleri ve el sanatları öğretildi. Bunlarla bizzât kendisi de meşgul oldu. Ayrıca tebriz civârında kurduğu rasathânenin yanında, fen ilimlerinin okutulması için bir de medrese yaptırdı. Tebrizde Gazan Mahmûd Han tarafından yaptırılan, etrâfı on iki büyük medreseyle çevrili Büyük Câmi, eşi görülmemiş büyüklükte ve çok kıymetli bir sanat eseriydi.

Pekçok milletin ve memleketin târihini inceleyen Gazan Mahmûd Han, bilhassa kendi kavminin târihini yazmak husûsunda büyük gayret gösterdi. Moğol târihi ile ilgili bilgilerin Reşîdüddîn vâsıtasıyla Târih-i Gazânî adlı eserde toplanmasını temin etti.

1307 senesinde Olcaytu tarafından Sultâniyede yeni bir başkent kuruldu ve sekiz minâreli bir câmi inşâ edildi. Sanatkârlar ve mîmârlar teşvik edilerek İlhanlı mîmârisindeki belirgin üslûbun taya çıkması sağlı. İlhanlıların Hıristiyan Avrupa ve Çin gibi değişik kültürler ile temasta bulunmaları, İran dünyâsına, düşünce, ticâret ve sanat îtibâriyle tâze, canlı tesirler meydana getirdi. Ayrıcaİlhanlı Devleti, Uzak-Doğu ve Hindistandan yapılan ticârette büyük rol oynadı.


İlhanlı Hükümdarları
Hülâgü ..........................................(1256-1264)
Abaka ..........................................(1264-1282)
Ahmed Teküder............................(1282-1284)
Argun............................................(1284-1291)
Geyhatu........................................(1291-1294)
Baydu .................................................. (1295)
Mahmûd Gazan............................(1295-1304)
Muhammed Hüdâbende Olcaytu..(1304-1317)
Ebû Saîd ......................................(1317-1335)
Arpa..............................................(1335-1336)
Mûsâ ............................................(1336-1353)


Diyarbakır’da (Amid) bir asra yakın hüküm sürmüş olan Türk beyliği. Sultan Melikşâh’ın ölümünden sonra çıkan karışıklıklar sırasında son Mervânî Emîri Nâsırüddevle Mansûr, Meyyâfârikîn’i alarak Diyârbekir bölgesindeki emirliğini tekrar kurmaya çalıştı. Fakat Sûriye Selçuklu Sultânı Tutuş, daha önce davrandığı için, Diyârbekir’i ele geçirerek, Sultan Emir Tuğtegin’i vâli tâyin etti. Tuğtegin, Sultan Tutuş ile birlikte Berkyaruk’a karşı savaşırken, esir düştü. Bu sırada Tuğtegin’in yokluğundan faydalanan Türk beyleri, Diyârbekir bölgesini paylaştılar. Sadr adlı bir Türk beyi de Diyarbakır’a hâkim oldu. Musul emîri Kürboğa’nın şehri ele geçirme teşebbüsünü başarıyla önleyen Sadr, kısa süre sonra öldü. Yerine beyliğin kurucusu olarak kabûl edilen Türkmen beylerinden İnal geçti. Emir İnal da az sonra ölünce yerine oğlu İbrâhim geçti.

Emîr İbrâhim, Sûriye Selçukluları Dımaşk kolunun sultânı Dukak’a tâbi oldu. 1098 senesinde Haçlıların elindeki Antakya’yı geri almak için harekete geçen Musul Emîri Kürboğa idâresindeki Selçuklu ordusunda İnaloğulları da yer aldı. Türkiye Selçuklu Sultânı Birinci Kılıç Arslan, 1105 senesinde Meyyâfârikîn’e gelince, Emîr İbrâhim tâbiyetini bildirdi ve Sultan’la berâber, Musul Seferine katıldı. Birinci Kılıç Arslan bu seferde ölünce, İnaloğulları kısa bir süre bir yere tâbi olmadılar. Ahlat Emîri Sökmen el-Kutbî’nin 1108 senesinde Meyyâfârıkîn’i ele geçirmesiyle Diyârbekir bölgesi emîrlerinin yanında İbrâhim de ona bağlandı. İnaloğlu İbrâhim, 1109 senesinde ölünce yerine oğlu Sa’düddevle Ebû Mansûr İl-Aldı geçti. İl-Aldı, 1115’te Cur Nehrinin doğusundaki, Meyyâfârıkîn’e bağlı kırk köyü elegeçirdi. 1124 senesinde Diyarbakır’da faâliyetleri artan bozuk îtikâd sâhibi İsmâilîleri ortadan kaldırdı. Böylece, İsmâilîlerin bozuk îtikâdı bu bölgede yayılma imkânı bulamadı.

Emîr Zengî, 1127 senesinde Musul’da Aksungur’un yerine geçtikten sona topraklarını genişletmek istiyordu. Mardin Artuklu Emîri Timurtaş ile İl-Aldı birleşerek, Emîr Zengî’ye karşı koymaya çalıştılar.

Fakat başarı sağlayamadılar. Emîr Zengî, Sercî’yi zaptetti. Bir müddet sonra Timurtaş, Zengî ile birleşerek, eski müttefiki İl-Aldı’nın hâkim olduğu Amid şehrini kuşattı. Bunun üzerine İl-Aldı, Harput Artuklu Emîri Dâvûd’dan yardım istedi. Emîr Dâvûd yardım için Amid’e gelince, 1134 senesinde şehir önlerinde iki ordu karşılaştı. İl-Aldı ve Dâvûd yenilerek kaleye çekildiler. Zengî ile Timurtaş muhâsaraya devâm ettilerse de kuvvetli surlara sâhib olan şehri ele geçiremediler. Emîr İl-Aldı 1142 senesinde vefât etti.

Emîr İl-Aldı’nın ölümünden sonra vezîri Nisanoğlu Müeyyeddîn ile çocukları beyliğin idâresini ele aldılar. Vezîr Müeyyeddîn, İl-Aldı’nın oğlu Cemâleddîn Şemsülmülûk Mahmûd’u emîrlik makâmına geçirdi. 1144 senesinde Atabeg Zengî, yeniden Diyârbekir bölgesine girerek İnaloğullarına âit Ergani, Hâlar, Tulhum ve Çermik gibi kale ve kasabaları zaptetti.

İnaloğullarının merkezi Diyârbakır, 1160 yılından îtibâren Artukluların tehdîdi altına girdi. 1163 senesinde Artukluların Şemseddîn Sevinç kumandasında gönderdiği orduAmid’i kuşattı. İki tarafın da mancınık gibi muhâsara âletleri kullandığı bu kuşatma, dört ay sürdü. Şehrin düşeceğini anlayan Emîr Mahmûd ve vezîri Ebü’l-Kâsım Ali, Dânişmendli Yağıbasan’dan yardım istediler. Yardım isteğini kabûl eden Yağıbasan, Artuklu Emîri Kara Arslan’ın dâmâdı olmasına rağmen, onun topraklarına girdi ve bâzı şehirlere taarruz etti. Kara Arslan, Amid kuşatmasını kaldırmak mecbûriyetinde kaldı. Ertesi sene Kara Arslan, Amid’i tekrar kuşattı ise de başarılı olamadı ve geri çekildi. Amid kâdısı Nasiheddîn, 1165 senesinde Hısn Keyfa’ya giderek, Kara Arslan ile İnaloğulları arasında bir anlaşma sağlamaya muvaffak oldu. 1179 senesinde Vezir Ebü’l-Kâsım Ali ölünce yerine Mes’ûd geçti.

Hısn Keyfâ Artuklu emirliğinin başına, Fahreddîn Kara Arslan’ın ölümünden sonra Nûreddîn Muhammed geçerek Selâhaddîn-i Eyyûbî’ye tâbi oldu. Nûreddîn’in tek isteği, Amid şehrine sâhib olmaktı. Sultan Selâhaddîn de Amid’i alınca ona vereceğini vâdetti. Nitekim 1183 senesinde Selâhaddîn-i Eyyûbî kuvvetleri ile gelerek, şehri kuşattı ve uzun muhârebelerden sonra Nisan ayının yirmi dokuzunda Amid’e girdi. Selâhaddîn Eyyûbî şehrin idâresini Nûreddîn’e verdi. Çok yaşlanmış olan İnaloğlu Mahmûd’a hürmet ederek, maaş bağladı. Amid şehri Artukoğullarına verildi. İnaloğulları beyliği de son buldu.

İnaloğulları zamânında Amid (Diyarbakır), iktisâdî ve kültürel bakımdan çok ilerledi. Şehirde önemli îmâr faaliyetlerinde bulunuldu. İl-Aldı zamânında yanan Ulu Câmi tekrar inşâ edildi. İnaloğulları zamânında Amid’de dokuma sanâyii çok gelişti. Bilhassa, halı, kumaş ve çadır bezleri îmâl ediliyordu. 1122 senesinde Amid’e bağlı Zülkarneyn ve Ergâni kaleleri civârında bakır mâdeni bulunmuş ve işletilmiştir.


İnanoğulları Beyleri Tahta Geçişi
İnal Türkmeni.......................................... 1098
Fahrüddevleİbrâhim .............................. 1098
Sa’düddevle İl-Aldı ................................ 1110
Cemâleddîn Mahmûd ............................ 1142
Selâhaddîn Eyyûbî’nin
Amid’i zaptı ............................................ 1183


On üçüncü ve on dördüncü asırlarda Lâdik’te (Denizli) hüküm süren bir Türk beyliği. Moğol istilâsı önünden kaçarak Denizli ve Honaz bölgesine gelen Türkmenler tarafından kurulmuş olan bu beyliğe İnançoğulları da denilmektedir.

Denizli yöresi, 1071 Malazgirt Muhârebesini tâkib eden senelerde, Anadolu’nun büyük bir kısmı ile berâber Kutalmışoğlu Süleymân Bey tarafından fethedildi. Bir süre Türklerin elinde kaldıktan sonra, 1097 senesinde tekrar Bizanslıların eline geçti. Zaman zaman Bizanslılarla Türkler arasında el değiştiren Denizli, 1206 senelerinde tekrar fethedildi. Lâdik, 13. asrın son yarısında Honaz ve Afyonkarahisar ile birlikte Anadolu Selçuklularının meşhur vezîri Sâhib Ata Fahreddîn Ali’nin oğullarına ıktâ olarak verildi. Ancak 1276 senesinde bölge, Germiyan hâkimiyeti altına girdi. 1277 senesinde meydana gelen Cimri olayı(Bkz. Karamanoğulları) sırasında, Karamanoğulları ve müttefikleri Konya’yı zaptedip, Cimri’yi Selçuklu tahtına oturttular. Cimri olayını bastırıp, Konya’ya yeniden hâkim olanSelçuklu Sultânı Üçüncü Gıyâseddîn Keyhüsrev, daha sonra ordusuyla Denizli’ye girdi. Germiyanlı Ali Bey tevkif edilerek, Afyonkarahisar’a hapsedildi. Lâdik, tekrar Sâhib Ata âilesine verildi. Ancak, 1277 senelerinde Germiyanlılar burayı yeniden ele geçirdiler ve beyliğin başına da Germiyan beyinin yeğeni Bedreddîn Murâd’ı getirdiler.

1287 senesinde Denizli yöresinde topladığı kuvvetlerle Germiyanlılar üzerine yürüyen Sâhib Ata’nın torunu, savaşta öldürüldü ve ordusu dağıtıldı. Ertesi sene Germiyan Beyi ile Denizli Beyi Bedreddin Murâd, Selçuklularla sulh yapmak için Konya’ya gittiler. Sultanın emirlerinden olan Has Balaban bunları karşılayarak görüştü ve Bedreddin Murâd’ın beyliğini kabul ettiklerini bildirdi. Kısa bir sükûnet devresinden sonra 1289 senesinde Germiyanlılar ve Selçuklular arasında tekrar mücâdele başladı.

Selçuklu Sultânının emirlerinden İzzeddîn Bey, Lâdik Beyi Bedreddin Murâd’ın üzerine yürüyünce, Germiyan ordusu yardıma geldi. Günler mevkiinde yapılan savaştaGermiyan ordusu bozguna uğradı. Bedreddin Murâd, bu savaşta öldürüldü. Ordusunun bir kısmı da kılıçtan geçirildi. Böylece Lâdik tekrar Sâhib Ataoğulları’nın eline geçti. Sâhib Ataoğulları Beyi, kuvvetleriyle Karamanoğlu Güneri Bey üzerine gidince, bu bölgedeki Türkmenler, bağımsızlık yolunda daha rahat hareket etme imkânı buldular. Aynı senelerde İlhanlı Vâlisi Geyhatu, İlhanlı tahtına çıkmak için Anadolu’dan ayrılınca, Denizli bölgesindeki Türkmenler harekete geçti. Bunun üzerine Geyhatu, hemen geri dönerek 1291 senesinde Türkmenlerin üzerine yürüdü. Geyhatu, Menteşe ve diğer Türkmenleri de büyük bir mağlûbiyete uğratarak geri döndü. Bu bölge karışıklık içinde kaldı.

On dördüncü asrın başlarında Germiyanoğulları hâkimiyetinde bulunan Lâdik Beyliğinin başına Ali Beyin oğlu İnanç Bey getirilmişti. İlhanlıların Anadolu vâlisi Emîr Çoban, 1314 senesinde Anadolu’ya geldiği zaman, ona itâatını bildiren beyler arasında İnanç Bey de bulunuyordu.

İnanç Beyden sonra Murâd Arslan, Denizli Beyi oldu. Murâd Arslan Bey nâmına kesilmiş bir sikke ile Türkçe Fâtiha ve İhlâs Tefsîrleri vardır. Murâd Arslan’ın vefât târihi belli değildir. Ancak yerine geçen oğlunun 1360 târihli bir sikkesi mevcuttur. Murâd Arslan’dan sonra Hüdâvendigâr-ı Muazzam, Sâhib-üs-Seyf vel-Kalem, Celâlüddevle ved-Dîn ünvânlarıyla anılan oğlu İshâk Bey bin Murâd Arslan, Denizli beyi oldu. Denizli’nin 1366’da meydana gelen bir zelzele ile harâb olmasından iki sene sonra 1368 yılında, Germiyanlılar tarafından alınması ile Lâdik Beyliği son buldu. Germiyanoğlu Süleymân Şah, Denizli’de sikke kestirmiş ve zelzeleden yıkılan Ulu Câmiyi yeniden yaptırmıştır. YıldırımBâyezîd, 1390’da Batı Anadolu Beyliklerini ortadan kaldırınca, Denizli de Osmanlı hâkimiyetine girmiştir.


Lâdik Beyleri Tahta Geçişi
Mehmed Bey .......................................... 1261
Ali Bey .................................................... 1262
İnanç Bey .................................................. (?)
Murâd Arslan .......................................... 1335
İshâk Bey................................................ 1362
Germiyanoğulları hâkimiyeti .................. 1368
Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
26 Şevval 1438
Miladi:
21 Temmuz 2017

Söz Ola
Saltanat dedikleri ancak cihan kavgasıdır Olmaya baht-ü saadet dünyada vahdet gibi Kanûni Sultan Süleyman Han
Osmanlılar Twitter