Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


Âzerbaycan’ın Gence yöresinde hüküm sürmüş olan hanlık. İran hükümdârı Nâdir Şah 1735’te Gence’yi ele geçirdi. Nâdir Şâhın öldürülmesinden sonra Gence de diğer Âzerbaycan hanlıkları gibi İran toprağı olmaktan çıkarak 1747’de bağımsızlığını îlân etti.

Ziyâdoğulları Hanedânını kuran Kalaç Türklerinden Şahverdi Han, Gence’nin ilk hânı oldu. Şîa’nın Câferî koluna mensub olan Ziyâdoğulları Hanedânı Türkçe konuşuyordu. 1781-83 yılları arasında Gence, Karabağ hanlarının eline geçtiyse de geri alındı.

On dokuzuncu yüzyılın başlarında Gürcistan’ı işgal eden Rusya, Gence ile birlikte bütün bağımsız Âzerbaycan hanlıkları için tehdit unsuru oldu. Bu hanlıklar büyük tehlikeye karşı aralarında birleşmeyi başaramadılar. Rusya bu sırada Dağıstan ve Kuzey Kafkasya’da bulunan hanlıklarla savaş hâlindeydi. Âzerbaycan’daki coğrâfî durum Rusya’nın, Dağıstan’ı ve Kuzey Kafkasya’daki hanlıkları ele geçirmesini güçleştiriyordu. Kafkasya’daki Rus orduları kumandanı general Sisyanov 1803’te Tiflis’ten hareket ederek Gence’yi kuşattı. Gence Hanı Cevâd Han Ruslarla yaptığı, yenildiği ve devletini kaybettiği muhârebede öldürüldü. Oğlu ve veliahdı Hüseyin Han da babası ile aynı günde Ruslar’ın top ateşi ile öldürüldü. Cevâd Hanın ve Hüseyin Hanın öldürülmesi üzerine iki koldan şehre giren Ruslar yağma yaparak, halkı öldürdüler. Gence Hanlığını ortadan kaldırdılar. Buranın adını da Çariçelerinin onuruna Elizabetpol olarak değiştirdiler (1804). Hüseyin Hanın kardeşi Uğurlu Han bu târihten 22 yıl sonra Gence’yi Ruslardan geri alıp 2 yıl Gence Hanlığı yaptı. Fakat Ruslar ülkeyi tekrar istilâ ederek Gence Hanlığını tamâmen ortadan kaldırdılar. Gence de Türkmençay Antlaşmasıyla Rusya’ya ilhak edildi. Komünist idâre Gence’ye Kirovabad adını verdi.


Gence Hanları ve Hanlık târihleri:
Şahverdi Han........................ (1747-1761)
Mehmed Hasan Han ............ (1761-1786)
Cevad Han .......................... (1786-1804)
Uğurlu Han .......................... (1826-1828)



Kütahya ve çevresinde hüküm sürmüş bir Türk beyliği. Toprakları, doğuda Afyonkarahisar ve Denizli, batıda Gediz ve Menderes vâdilerine kadar uzanırdı.

Germiyan, önceleri Türk aşîretlerinin birinin adıyken, Anadolu Selçukluları Devletinin (1077-1307) son zamanlarında 1300 (H.700) yılında kurulan Germiyanoğulları Beyliğine de ad oldu. Germiyan aşîretinin Anadolu’ya ne zaman geldiği belli değildir. On üçüncü yüzyılda Malatya taraflarında, Anadolu Selçuklu Devletinin hizmetinde bulunuyorlardı. Malatya’da otururlarken, Germiyan aşîretinin başındaki Alişiroğlu Muzafferüddîn, Selçuklu Hükümdârı İkinci Gıyâseddîn Keyhüsrev (1236-1246) zamânında, Baba İshak tarafından çıkarılan sapık Babaîler isyânını bastırmakla vazîfelendirildi ise de, muvaffak olamadı. Yine bu âileden ve Selçuklu beylerinden Kerimüddîn Alişir, Selçuklu şehzâdeleri arasındaki taht mücâdelesine karıştığı için, Moğollar tarafından öldürüldü. Germiyanlılar, daha sonra Moğolların baskısı yüzünden Kütahya tarafına göç ettiler. Buradayken bağımsızlıkları için Anadolu Selçuklu Sultanı İkinci Gıyâseddîn Mes’ûd (1282-1305) ile Moğollara karşı mücâdele verdiler.

Germiyanoğulları Beyliğini kuran Kerîmüddîn Alişir’in oğlu Birinci Yâkub Bey, Anadolu Selçuklu Devleti beylerinden iken, 14. yüzyılın başından îtibâren Selçuklulardan ayrılıp, Moğollarla mücâdele edemeyeceğinden, onların hâkimiyetine girdi. Yâkub Beyin idâresindeki Germiyanoğulları Beyliği, o zaman Anadolu’da kurulan beyliklerin en kuvvetlilerinden olup, Bizanslılardan her yıl belli bir vergi ve hediyeler alıyorlardı. Yâkub Beyin, Aydınoğlu Mehmed Bey kumandasında Ege sâhillerine gönderdiği Germiyanlı ordusu, Bizanslılardan Ayasluğ (Selçuk) ve Birgi’yi aldı ve bu yörede Aydınoğulları Beyliğini kurdu. Yâkub Bey, 1305’te Menderes Irmağı kenarındaki Tripolis (Buldan kasabası doğusunda, Yenice yakınında) şehrini alıp, 12.000 piyâde ve 8000 süvâri ile 1306’da Alaşehir’i kuşattı. Bizanslılar İspanya’dan getirtmiş oldukları, Katalan birliklerini Alaşehir’deki Türk kuvvetleri üzerine gönderince, Germiyanlılar kuşatmayı kaldırdılar. Fakat şehir 1314 yılında Yâkub Bey tarafından alınıp, haraca bağlandı. Rumlardan alınan cizye, Kütahya’da yaptırılan Vâcidiye Medresesinin ihtiyâcına karşılık tutuldu. Yâkub Beyin 1340’ta vefâtı üzerine yerine oğlu Mehmed Bey geçti. Bunun ilk zamanlarında Bizanslılar Katalanlar vâsıtasıyla Kula ve Simav’ı Germiyanlardan aldılarsa da, Mehmed Bey buraları yeniden topraklarına katmaya muvaffak oldu.

Mehmed Beyin vefât târihi kesin belli olmayıp 1361 olarak tahmin olunmaktadır. Ölümünden sonra yerine Süleymân Şah geçti. Süleymân Şahın hükümdârlığının ilk yılları durgun geçti. Karamanlılar ile Hamidoğulları arasındaki mücâdelede; Hamidoğullarından (1301-1423) İlyas Beyin tarafını tutması, Karamanlılar ile arasının açılmasına sebeb oldu. Süleymân Şah, Karamanlıların baskısı karşısında, Hıristiyanlarla mücâdelede büyük başarı sağlayan ve sınırlarını genişletmekte olan Osmanlılar ile anlaşmak istedi. Germiyanlı İslâm âlimi İshak Fakih ve berâberindeki heyet, yüksek hediyeler ile Osmanlı Hükümdârı Murâd Hüdâvendigâr Gâzi (1360-1389)nin huzûruna gönderilip; Süleymân Şah kızını Osmanlı Şehzâdesi Bâyezîd’e vermeyi ve çehiz olarak da, Kütahya ile berâber Simav, Eğriboz (Emed) ve Tavşanlı’yı Osmanlılara teklif etti. Germiyanlıların teklifi kabul edilip, düğün yapıldı. Süleymân Şah Kula kasabasına çekildi. Sultan Murâd Hüdâvendigâr’ın oğlu Şehzâde Bâyezîd de Osmanlı sancağı hâline getirilen Kütahya şehrine geldi.

Süleymân Şahın 1387’de vefâtıyla oğullarından Yâkub, Germiyanlı hükümdârı oldu. İkinci Yâkub Bey Osmanlıların Haçlılarla yaptığı, 1389 Birinci Kosova Savaşı sonrasında Sultan Murâd Gâzi şehid edilince fırsattan istifâde edip Osmanlılara bırakılan toprakları geri almak istedi. Rumeli’deki durumu düzelttikten sonra Anadolu’ya geçen yeni hükümdâr Yıldırım Bâyezîd Han (1389-1402), Kütahya taraflarına geldi. Kendisine karşı çıkan İkinci Yâkub Bey ve Subaşı Hisar Beyi yakalatıp Rumeli’deki İpsala Kalesine hapsettirdi. Germiyanoğulları topraklarını da Osmanlı ülkesine kattı (1390). İkinci Yâkub Bey, İpsala Kalesinde dokuz yıl hapis kaldıktan sonra, 1399 yılında bir fırsatını bulup kaçtı. Kıyâfet değiştirerek, deniz yoluyla Suriye’ye, oradan da, Timurlular Devletinin (1370-1506) Sultanı Timur Hanın (1370-1405) yanına ulaştı. Ankara Savaşında (1402) Osmanlılara karşı Timur Hanın safında savaştı. Savaş sonunda Timur, eski Germiyanlı ülkesini İkinci Yâkub Beye verdi.

İkinci Yâkub Bey, Osmanlı şehzâdeleri arasındaki taht mücâdelelerinde yeğeni İkinci Mehmed Çelebi tarafını tuttu. Bu yakınlığı benimsemeyen Karamanoğlu Mehmed Bey, iki yıl üstüste düzenlediği seferler ile Kütahya’yı zaptedip, Germiyan ülkesine sâhib oldu (1411). Karamanoğullarının Germiyan ülkesine hâkimiyetleri iki buçuk yıl kadar sürdü. Osmanlı Sultânı Çelebi Mehmed, Rumeli’de kardeşi Mûsâ’yı bertaraf ettikten sonra, Karamanoğulları üzerine yürüyerek onları Konya’ya kadar sürdü. Çelebi Mehmed böylece hâkim olduğu Germiyan topraklarını yine dostu ve müttefiki olan İkinci Yâkub Beye devretti (1414).

Osmanlı Sultânı Çelebi Mehmed’in vefâtıyla yerine geçen İkinci Murâd Hana (1421-1451) karşı, Karamanlılarla berâber Yâkub Bey de Şehzâde Mustafa Bey tarafını tuttu. Mustafa Çelebi’nin, İkinci Murâd Hana yenilip, İznik’te öldürülmesinden (1423) sonra, Yâkub Bey, Osmanlılarla dost geçinmeyi tercih etti. 1428’de Osmanlıların pâyitahtı Edirne’ye bizzat giderek, İkinci Murâd Han ile görüştü. Osmanlılardan çok hürmet görüp, oğlu olmadığı için, ölümünden sonra ülkesini Sultan’a bıraktığını vasiyet edip, Kütahya’ya döndü. 1429’da vefâtıyla Germiyanoğulları beyliği sona erip, toprakları, Osmanlılara kaldı. Kütahya ve Afyonkarahisar sancak hâline getirildi. Kütahya önce şehzâdeler, sonra da Anadolu beylerbeyliğinin merkezi olarak Osmanlılarca teşkilâtlandırıldı.

Kültür ve Medeniyet

Germiyanoğullarının teşkilâtı hemen hemen bütünüyle Büyük Selçuklular ve Anadolu Selçukluları teşkilâtının devâmı hâlindeydi. Germiyan topluluğunun başında Alişir âilesi hâkimiyet kurmuştu ve beylik merkezden idâre edilmekteydi. Hükümdârın sarayı yalnız sultânın ikâmetine âit bir kuruluş olarak değil, aynı zamanda devletin idâre edildiği yer olarak kullanılmaktaydı. Germiyanoğullarının bir dîvânı vardı ve bu dîvânda emirler, vezirler, kâdılar ve nişancı bulunmaktaydı.

Germiyanoğullarında toprak sistemi, daha sonra Osmanlılarda gelişmiş şekliyle görüleceği gibi timar, vakıf ve mülk olarak tatbik edilmekteydi.

Germiyan beyliğinin kurucusu Birinci Yâkub Bey devri (1300-1340), beyliğin en kuvvetli olduğu bir zamandı. Bu devirde iktisat ve içtimâî hayatta buna paralel olarak ileriydi. Yâkub Beyin hazîneleri, konaklarının mevcûdiyeti sosyal ve ekonomik hayâtı gösteren önemli örneklerdendir. Bu devirde Germiyanlıların mükemmel bir ordusu olup, askerleri tam techizatlıydı. Germiyan Beyliğine Bizanstan her yıl 100.000 dinar ve kıymetli eşyâlar hediye olarak gelmekteydi.

Germiyanoğulları zamânında edebî ve ilmî faâliyet çok canlı bir durumdaydı. Şeyhoğlu Mustafa, Şeyhî Sinan, Ahmedî ve Ahmed-i Dâî gibi müellifler dil ve fikir sâhasında pekçok eser vermişlerdir. Bunların yanısıra Molla Abdülvâcid ve İshak Fakih gibi ilim adamları da yetişmiştir. Germiyanoğulları zamânında Kütahya’da ilmî tedrisât yapan Vâcidiye Medresesi, İkinci Yâkub Bey Medresesi ve İshak Fakih Medresesi vardı. Vâcidiye Medresesinde dînî ilimlerin yanında fen ve astronomi gibi ilimlerin de okutulduğu anlaşılmaktadır. Germiyan Beyliğinde hizmet gören ilim ve fikir adamları, Germiyan ilinin Osmanlılara geçmesi üzerine Osmanlılar tarafından da himâye edilmişlerdir. Bunların ilmî ve edebî sâhada pekçok eserler vücuda getirmeleri temin edilmiştir. Germiyan beyleri ilim ve fikir adamlarını korumuşlar, onlara yüksek değer vererek ilmin ve fikrin gelişmesine hizmet etmişlerdir.

Germiyan ülkesinde kültür ve sosyal hayatla berâber ekonomi de yüksek bir seviyedeydi. “Germiyan kumaşları” adıyla meşhur dokumalar bütün Anadolu’da tanınırdı. Denizli’nin “Ak alemli” kumaşından da hil’at ve üst elbisesi yapılırdı. Germiyanlı sarıklık bezleri meşhur olup, Osmanlı sultanlarının başına sardığı kavuklarda bile kullanılırdı. Çok dayanıklı atlar yetiştirirlerdi. Menderes Irmağı vâsıtasıyla Ege Denizi limanlarına ticâret malları ve Kütahya şap mâdeni naklederlerdi.


Germiyanoğulları Beyliği Tahta Çıkışı
Yâkûb Bey.............................................. 1300
Mehmed Bey .......................................... 1340
Süleymân Şah........................................ 1361
İkinci Yâkub Bey (İlk saltanatı) .............. 1390
Osmanlı Hâkimiyeti ........................1399-1402
İkinci Yâkub Bey (İkinci saltanatı) .......... 1402
Osmanlı Hâkimiyeti ................................ 1429


Afganistan’ın Gûr bölgesinde kurulan devlet. Genel olarak Gûr halkı ve emîrleri, Herat’ın doğu ve güneyinden geçen kervanları vurmak ve savaşmakla hayat süren bir kavimdi. Gaznelilerden, Sebük Tegin’in oğlu Sultan Mahmûd ve oğlu Mes’ûd, Gûr topraklarında seferler düzenlediler. Gûr emîrlerinden bâzıları Gazne sultanlarının hâkimiyetine girdilerse de bu hâl uzun sürmedi. Gûr topraklarında İslâmiyetin yayılmasında Müslüman emîr Mes’ûd’un büyük rolü oldu.

On birinci asrın sonlarında İzzeddîn Hüseyin adlı Gûr emîri, hem Sultan Sencer’e hem de Gazne Sultânına hediyeler sunarak bağlılığını bildirdi. Gazne Sultânı Üçüncü Mes’ûd onu Gûrluların başına emîr tâyin etti. Bundan sonra Gûr topraklarında bu emîrin soyundan gelen emîrler ve sultanlar hâkim oldular. İzzeddîn Hüseyin ölünce, toprakları yedi oğlu arasında paylaşıldı. Çocukların en büyüğü Seyfeddîn Sûrî, Gûr emîri ünvânıyla sülâlenin başında kaldı. Diğer kardeşi Fahreddîn Mes’ûd, Bamyan emîri oldu ve hânedânın Toharistan kolunu kurdu. İzzeddîn Hüseyin’in yedi oğlundan Kutbeddîn Muhammed’e Bilâd-ı Cibâl bölgesi verildi. Kutbeddîn daha sonraları Gûr’un başşehri olacak olan Firûz-Kuh şehrini kurmaya başladı. Kardeşleriyle geçinemeyen Kutbeddîn bir süre sonra Gazne’ye gitti. Gazne Sultânı Behrâm Şahın kızı ile evlendi. Kısa zaman sonra taraftâr edinmesinden şüphelenen Behrâm Şah tarafından öldürüldü. Kutbeddîn’in yerine kardeşi Behâeddîn Sam geçti. Kutbeddîn’in zehirlenerek öldürülmesinin öcünü almak isteyen hânedânın başı Seyfeddîn Sûrî, kardeşi BehâeddînSam’ı Gûr’da vekil bırakarak Gazne üzerine yürüdü. Ancak Behrâm Şah, bir baskın düzenleyip Seyfeddîn’i yenerek öldürttü. Gûr’da vekil olan Behâeddîn Sam da aynı gâyeyle çıktığı Gazne Seferinde öldü. Yerine geçen kardeşi Alâeddîn ise Gazne Sultânı Behrâm’ı üç kere yendi ve Gazne’yi ele geçirdi.

Bu gâlibiyetten sonra Sultan Alâaddîn, Selçuklu Sultânı Sencer’e her sene gönderdiği hediyeleri kesti. Bunun üzerine Sultan Sencer, Gûr üzerine yürüdü. İki ordu Herat’ta Firûz-Kuh arasındaki Nab şehri yakınlarında karşılaştı. Savaş başlayınca, Alâeddîn’in ordusunda bulunan Türkler, Sultan Sencer tarafına geçtiler. Alâeddîn yenilip esir düştü. Bir müddet Sencer’in hizmetinde bulundu, sonunda affedilerek Gûr’a döndü. Bu arada Behrâm Şah, Gazne’ye yeniden girdi. Sultan Sencer’in 1157 senesinde ölümü üzerine, Selçuklu topraklarında çıkan karışıklıklar Gûrlulara büyüme fırsatı verdi. Alâeddîn, Bamyan ve Toharistan koluna hâkimiyetini kabul ettirdikten sonra, Davar, Büst ve Horasan’da Tülek şehriyle Gürcistan ve Murgab Ovasındaki bâzı yerleri ele geçirdi. Devlet güçlü duruma geldi. Alâeddîn, saltanatının son zamanlarında Melâhide ve Karmatîlere bâzı haklar verdiğinden, bunların bozuk fikirleri Gûr’da hızla yayıldı. Alâeddîn’in ölümü üzerine yerine geçen Seyfeddîn Muhammed, ilk iş olarak Melâhide ve Karmatîleri sindirerek bozuk fikirlerinin yayılmasını önledi. Ancak bir süre sonra ordu kumandanı Ebü’l-Abbâs tarafından öldürüldü (1161). Yerine Behâeddîn Sam’ın oğullarından Gıyâseddîn Muhammed geçti. Kardeşi Muizzeddîn de ağabeyinin yanına gelerek, onun ser candarı (koruyucu birliğinin baş kumandanı) oldu. İki kardeş, bu andan îtibâren birbirlerine sıkı bir bağla bağlanarak, devleti idâreye başladılar.

Tahtı ele geçiren kardeşler, ilk iş olarak ordu komutanı Ebü’l-Abbâs’ı ortadan kaldırdılar. Amcaları Bamyan Meliki Fahreddîn de, hânedânın en büyüğü olduğunu ileri sürerek, Gûr tahtına geçmek istedi. Herat ve Belh sultanlarının yardımıyla yeğenlerinin üzerine sefer düzenledi ise de, yenildi ve Bamyan’a geri gönderildi. Bundan sonra iki kardeş; Zemindaver, Germsir, Gürcistan ve Talikan’ı ele geçirdi. 1173 senesinde Gazne’yi ele geçiren Gıyâseddîn, kardeşi Muizzeddîn’i bu bölgeye sultan yaptı. Sultan-ı A’zam ünvânını aldı. Kardeşininki ise, Sultan-ı Muazzam idi. Sultan Gıyâseddîn iki sene sonra Herat’ı ele geçirerek Doğu Horasan’a sâhib oldu.

Muizzeddîn, Gazne bölgesi sultânı olduktan sonra, 1175 senesinde Hindistan’a sefer düzenledi. Karmatîlerden Multan’ı aldı. Üç sene sonra Muizzeddîn, Gazneli Sultan Mahmûd gibi, Tar Çölünü geçti ve Gucerat’ı ele geçirmek istedi. Multan ve Uç yolu ile çöle girdi. Gucerat’ın başşehri olan Nehrvala üzerine yürüdü ise de, ordusu güçsüz düştüğünden Gucerat Racası Bim tarafından Anilvara dolaylarında bozguna uğratıldı (1179). Bu mağlûbiyet, Müslüman Türklerin Hindistan’da aldıkları ilk önemli yenilgidir. Muizzeddîn, ertesi sene Pencab üzerine yürüdü. Ona karşı koyacak güçte olmayan Gazneli soyundan Pencab Melîki Hüsrev, Muizzeddîn’in hâkimiyetini tanıdı. 1186 senesinde Melik Hüsrev’in aleyhte faaliyetleri üzerine Muizzeddîn yine Pencab’a girdi ve Lahor’u ele geçirdi. Melik Hüsrev’i yakalayıp, Firûz-Kuh’a yolladı. Böylece Sebük Tegin’in kurduğu Gazneli Devletinin Hindistan’da kalan kısmı sona erdi.

Muizzeddîn, 1190 senesi kış aylarında Ecmir ve Delhi Racası Pritvirac’ın ülkesine girip, Lahor’un güneyine düşen Batında bölgesini ele geçirdi. Gazne’ye geri dönerken, Pritvirac’ın bütün Kuzey Hindistan racalarıyla birlikte büyük bir ordu ile üzerine geldiğini öğrenince, karşısına çıktı. İki ordu Tarain önlerinde karşılaştı. Hind ordusu, Gûr-Türk ordusundan çok daha kalabalıktı. Muhârebe sırasında Muizzeddîn’in kolundan yaralanması, Gûr-Türk ordusunun bozgununa sebeb oldu. Hindular, Batında bölgesini tekrar ele geçirdiler. Bir sene sonra Muizzeddîn, büyük bir hazırlık yaparak Pritvirac üzerine sefere çıktı. İki ordu yine Tarain bölgesinde karşılaştı. Muizzeddîn ordusunu beş bölüme ayırdı. Onar bin kişilik olan dört bölüm sabahtan ikindiye kadar Hinduların üzerine dört yandan saldırıyor, Hindular üzerlerine geldikçe çekiliyorlardı. Hind ordusu böyle bir yıpratmadan sonra, mağlûbiyete uğratıldı. Raca Pritvirac muhârebe sırasında öldü. Muizzeddîn, bu gâlibiyetten sonra, Ecmir üzerine yürüdü ve şehri ele geçirdi. Mâbetler, câmi ve medreseye çevrildi. İslâm dînini yaymak için tedbirler alındı. Bu ikinci Tarain Zaferi sonucu olarak Sıvalık dağlık bölgeleriyle Hansi ve Sursuti bölgeleri de ele geçirildi. Muizzeddîn, Ecmir’i aldıktan sonra, Delhi üzerine yürüdü ve burayı kendisine bağladı. Ordusunun en ünlü kumandanı olan Aybek’i Hindistan’a genel vâli ve ordu kumandanı tâyin ederek Gazne’ye döndü.

Muizzeddîn, Hindistan üzerine devamlı seferler düzenlerken, Merkezdeki Sultan Gıyâseddîn ise, Harezmşahlar ile mücâdele ediyordu. Harezmşah Celâleddîn Mahmûd, kardeşi Sultan Tekiş ile yaptığı mücâdelelerde mağlub olarak Gûr Sultânı Gıyâseddîn’e sığındı. Bir süre burada kalan Celâleddîn, daha sonra Karahıtay hâkânının yanına gitti ve ondan aldığı yardım ile Gûrlulara karşı sefer düzenledi. Gûrlu ordusunu zor duruma sokmasına rağmen, 1192 senesinde Merv yakınlarında mağlûb oldu. 1200 senesinde Harezmşah Sultânı Tekiş ölünce, Gûrlular, batı Horasan üzerine yürüyerek Nişâbûr’u aldılar. Harezmşah Sultanı Muhammed, Gıyâseddîn’den Horasan’ın kendisine geri verilmesini istediyse de kabul edilmedi. 1201 senesinin sonlarına doğru Muhammed Harezmşah, Nişâbûr’u kuşattı. Nişâbûr’da bulunan Gûr şehzâdelerinden Alâeddîn Muhammed, şehri teslim etti ve ordusuyla geri çekildi. Netîcede Horasan bölgesi Harezmşahlar ile Gûrlular arasında bölündü.

1203 senesinde Gıyâseddîn’in ölümü üzerine, devletin başına Muizzeddîn geçti. Muizzeddîn tahta geçtikten bir sene sonra büyük bir ordu ile Harezm topraklarına girdiyse de, Karasu kıyılarında yenilerek geri çekilmek mecbûriyetinde kaldı. Çekilme sırasında Gûr ordusu Karahitayların saldırısına mâruz kaldı ve tamâmen bozuldu. Muizzeddîn, 1205 senesi kış aylarında Hindistan’da çıkan bir ayaklanmayı bastırmak için sefere çıktı. Sefer dönüşü, 1206 senesinde, bir gece çadırında öldürüldü. Yeğeni Gıyâseddîn Mahmûd, duruma hâkim olarak devletin başına geçti. Ancak Gûr ülkesindeki karışıklıkları önleyemedi. Gazne toprakları Türk beylerinden Yıldız’ın eline geçti. Bu sırada Harezmşahlar ile mücâdele hâlinde bulunduğundan Gazne’yi Yıldız’a verdiğine dâir bir ferman yayınladı. Gıyâseddîn Mahmûd, bir taraftan Harezmşahlar ile uğraşırken, diğer yandan da hânedân mensuplarıyla mücâdele ediyordu. Büyük amcası Alâeddîn Atsız, Harezmşahların yardımı ile Gûr tahtını ele geçirmeye çalıştığı sırada yapılan savaşı kaybetti. Bu hâdiseden sonra, Muhammed Harezmşah’ın kardeşi Ali, Gûr’a sığındı. Gıyâseddîn Mahmûd, Harezmşah’tan çekinerek Ali’yi hapsettirdi. Bu yüzden Ali’nin adamlarından bâzıları Gıyâseddîn Mahmûd’u öldürdüler.

Gıyâseddîn Mahmûd’un yerine geçen oğlu bir kaç ay tahtta kalabildi. Alâeddîn Atsız, Harezmşah’ın yardımıyla Gûr tahtını ele geçirdi ve Gazne’de oturan Yıldız’la uzun süre uğraştı. Gazne ordusunu yendi ise de, 1214 senesinde yapılan savaşta öldü. Alâeddîn Atsız’ın ölümünden sonra, Gûr’da durum karıştı. Hapiste bulunan Alâeddîn Muhammed kurtarılarak, Sultan Yıldız tarafından Gûr tahtına geçirildi. Fakat bir sene sonra Muhammed Harezmşah, devletin Bamyan ve Gazne kısmını ele geçirdi. Böylece Gûr Devleti’nin Hindistan dışında kalan toprakları Harezmşahların eline geçti. Bununla berâber Harezmşah hâkimiyeti kısa sürdü. Az zaman sonra da bütün doğu İslâm dünyâsı Moğol Cengiz Han tarafından istilâ edildi. Öte yandan Muizzeddîn’in Türk kumandanları Kuzey Hindistan’da Gûr siyâsetini ve geleneklerini sürdürmeğe devâm ettiler. Bunlardan Kutbeddîn Aybek, Delhi Türk Sultanlığını kurdu.


GÛRLU SULTANLARI
(Gûr’da ve sonra Gazne’de)
İzzeddîn Hüseyin.................................... 1100
SeyfeddînSûrî ........................................ 1146
Birinci BehâeddînSam............................ 1149
Alâeddîn Hüseyin .................................. 1149
SeyfeddînMuhammed ............................ 1161
GıyâseddînMuhammed .......................... 1163
MuizzeddînMuhammed.......................... 1203
GıyâseddînMahmûd .............................. 1206
İkinci BehâeddînSam ............................ 1212
AlâeddînAtsız ........................................ 1213
AlâeddînMuhammed .............................. 1214
Harezmşah İstilâsı.................................. 1215

(Bâmiyân ve Tuhâristan’da)
Fahreddîn Mes’ûd .................................. 1145
ŞemseddînMuhammed .......................... 1163
BehâeddînSâm ...................................... 1192
CelâleddînAli ..................................1206-1215
Harezmşah istilâsı .................................. 1215


On üçüncü asırda Tunus’ta kurulan ve üç asır devâm eden bir devlet. Devlet, adını, Hintataların reisi olan Şeyh Ebû Hafs Ömer'den almıştır.

Ebû Hafs Ömer, Muvahhidler hareketinin lideri olan İbn-i Tumart’ın talebesi ve Abdülmü’min’in kumandanlarındandı. Bu yüzden Ebû Hafs’ın torunları, Muvahhidler nezdinde çok îtibârlı olduklarından, Afrikiyye vâliliğine tâyin edilirlerdi. 1207 senesinde Ebû Hafs’ın oğlu Ebû Muhammed, Muvahhidler sultânı Nâsır tarafından Afrikiyye vâliliğine getirildi. Ebû Muhammed, Murâbıtlar üzerine başarılı seferler düzenledi ve ölümüne kadar bu vazifede kaldı. Muvahhid sultânı tarafından, yerine oğlu Ebû Zeyd tâyin edildi. Arkasından, Ebû Muhammed’in diğer oğulları Ebû MuhammedAbdullah, Afrikiyye; Ebû Zekeriyyâ ise, Gabes vâliliğine, Muvahhid sultânı Âdil tarafından tâyin edildiler.

Bu döneme kadar Hafsîler, Muvahhidlerin hâkimiyeti altındaydılar. Ebû Zekeriyyâ, bu hâkimiyetten Hafsîleri kurtararak müstakil bir devlet kurdu. Bir süre sonra, Muvahhid sultânının Ehl-i sünnet îtikâdına uymayan bid’atleri yapmasını bahâne eden Ebû Zekeriyyâ, adını hutbeden çıkardı. Kendisi emîr ünvânını aldı. 1236 senesinde hutbeyi kendi adına okuttu. Başarılı seferler netîcesinde, Kostantina, Bicâye ve Cezâyir şehirlerini ele geçirdi. Baş kaldıran Huvaraların isyânı bastırıldı ve 1242 senesinde Tilemsan zabtedildi.Merînîler ve Miknasa ahâlisi, Trablus’tan Sebte ve Tanca’ya ve Akdeniz’den Zâb ve Sicilmâsa’ya kadar olan topraklarda hüküm süren Tunus emîrinin hâkimiyetini tanıdılar. Hıristiyanların tehdidine mâruz kalan Velencia, Murcia, İşbiliye gibi çeşitli Endülüs şehirleri, Hafsî Sultânı Ebû Zekeriyyâ’dan yardım istediler ve ona tâbi oldular. Ebû Zekeriyyâ 1249 senesinde vefât ettiği zaman,Afrika’nın en kuvvetli ve kudretli sultânı hâline gelmişti.

Ebû Zekeriyyâ’nın yerine geçen oğlu Ebû Abdullah’ın devri de, babasınınki gibi parlak geçti.

Amcasının oğlu Lihyânî’nin ve çeşitli kabîlelerin isyânlarını başarı ile bastırdı ve bütün Afrikiyye’de hâkimiyet sağladı. Saint Louis ve Charles d’Anjou komutasında 1270 senesinde Tunus’a gelen Hıristiyan ordusunu büyük bir mağlûbiyete uğrattı. Ebû Zekeriyyâ Emîr ünvânı ile yetindiği hâlde, oğlu Ebû Abdullah, Halîfe ve Emîr-el-mü’minîn ünvânını aldı. Bağdat, Moğollar tarafından zaptedilince, Ebû Abdullah, Mekke şerîfinden kendisinin Abbâsî halîfelerinin vârisi olduğunu bildiren bir berat getirtmişti. Hafsîler Devletinin parlak devri, Ebû Abdullah’ın vefâtı ile sona erdi ve iç isyânlar başladı. Ebû Abdullah’ın yerine geçen oğlu El-Vasik, amcası Ebû İshâk tarafından 1279 senesinde tahttan indirildi. Ebû İshâk, dört sene saltanat sürdükten sonra, İbn-i Ebû Amara tarafından tahttan indirilerek, Bicâye’de îdâm edildi. Çok geçmeden Hafsî Devleti ikiye bölündü. Ebû Hafs, Tunus’ta bağımsız devlet kurarken, Ebû Zekeriyyâ da Bicâye Devletini kurdu. Afrikiyye’de kabîleler arasında Tilemsan Abdülvâdilerînin de katılmasıyla yirmi üç sene süren savaşlardan sonra anlaşma sağlanabildi. Tunus Sultânı Ebû Asîde Muhammed ile Bicâye Sultânı Ebü’l-Bekâ arasında yapılan antlaşmaya göre; sultanların birinin vefâtı hâlinde, bütün ülkenin hayatta kalanın idâresine geçmesi hükme bağlandı. Ebü’l-Bekâ böylece kısa bir süre de olsa, Hafsî birliğini tekrar kurdu. 1311 senesinde Hafsî emirlerinden Ebû Zekeriyyâ bin Lihyanî, Tunus’u zabtederek Ebü’l-Bekâ’yı îdâm ettirdi. Bu olay üzerine Ebû Yahyâ, Bicâye’de sultanlığını îlân etti. 1318 senesinde Tunus’u da ele geçirerek Afrikiyye ve Tunus’u hâkimiyeti altında yeniden birleştirdi. Fakat bu hâkimiyeti kısa sürdü. Abdülvâdiler ile anlaşan Koublular ve diğer Sulemî kabîleleri ve eski Tunus sultânı Ebû Dabbe ile savaşmaya mecbûr kalan Ebû Yahyâ, dört sefer tahttan uzaklaştırıldı ise de, Merînîlerin yardımı ile bütün düşmanlarını yendi. Merînîler ile sıkı bir dostluk kurdu. Hafsî emîrlerinden birinin kızını, Merînî sultânının oğlu ile evlendirdi. Ebû Yahyâ, saltanatının son devirlerinde âsâyişi sağlamayı başardı. Karışıklıklardan faydalanan ve müstakil beylik hâlini alan Cerîd kasabalarını idâresi altına aldı. Trablus’u kaybetti ise de Hıristiyanların zaptettikleri Cerba’yı geri aldı.

Ebû Yahyâ’nın, 1346 yılında vefâtı ile devlette yine iç karışıklıklar başladı. Tahta geçmesi gereken Ebü’l-Abbâs’ın saltanatı Ebû Hafs tarafından gasb edildi. Ebû Hafs, Hafsî emîrlerinin bir kısmını katledince, Merînîler, müdâhalede bulundular ve Hafsî topraklarını istilâ ettiler (1347). 1357’de Merînî Devleti içerisinde başgösteren karışıklıklardan istifâde eden hafsî emîrlerinden İkinci Ebû İshâk, Tunus’a tekrar girdi.

Buna rağmen, Hafsî Devletinde iç karışıklıklar devâm ediyordu. İkinci Ebû İshâk Tunus’ta, Ebû Abdullah Bicâye’de, Ebü’l-Abbâs ise Kostantine’de saltanat sürüyorlardı. Bir süre sonra Ebü’l-Abbâs, 1369 senesinde Hafsî Devletinin bütün topraklarına tek başına hâkim oldu. Bütün saltanatı boyunca sulh ve sükûnu sağlamaya çalıştı. Kabîlelerin ayaklanmalarını bastırdı. Carid, Gafra ve Gabes şeyhlerini itâati altına aldı. Devletin bu sûretle yeniden tesis edilmesine oğlu Ebû Fâris Abdülaziz’in saltanatı devrinde de devâm edildi. Ebû Fâris, Tunus’ta büyük bir nüfûz ve güç kazandığından, Tlemsan’ın iç işlerine karıştı. Tlemsan Emîri Abdülmelik ölünce, Tlemsan’ı zabtetti. Ebû Fâris’ten sonra sırasıyla tahta geçen Ebû Ömer Osman (1434-1488), Ebû Zekeriyyâ Yahyâ (1488-1494), Ebû Abdullah Muhammed (1494-1526) Hıristiyanlara karşı daha önceki sultanların uyguladıkları siyâseti aynen tatbik ettiler. On üçüncü asırda Cenevizliler ve Pisalılar ile yapılan ticâret antlaşmasını 16. asırda yenilediler. Aragon, Mayerka, Montepelliler, Venedik ve Floransa ile yeni ticârî andlaşmalar yapıldı. Bununla berâber Hıristiyanların bâzı bölgelere saldırmaları ve 16. asrın son senelerinden îtibâren Afrika sâhillerinde büyüyen korsanlık hareketleri, ticârî münâsebetleri gittikçe güçleştiriyordu. Hafsî Devletinin limanları, korsanların sığınakları hâline geldi. Bundan dolayı da Hafsî ülkesi, Akdeniz sâhillerindeki en önemli noktalara yerleşmeyi düşünen İspanyolların taarruzlarına uğradı.

İspanyollardan daha önce davranan Barbaros Hayreddîn Paşa, 1534 senesinde, Ebû Abdullah Muhammed’in halefi Mevlay Hasan’dan Tunus’u zabtetti. 1535 senesinde Mevlay Hasan, Tunus’u ele geçiren Charles Quint’in yardımı ile tekrar ülkesine girdi ve İspanya’yı cizye vermeye mecbûr etti. Mevlay Hasan, Tunus’ta, Goulette’de bulunan İspanyol garnizonu sâyesinde durabildi. Tunus ile Bizerta arasında bir şerit hâlinde uzanan arâzinin hâricindeki bütün Tunus toprakları, idâresinden çıkmıştı. Mevlay Hasan, oğlu Ahmed Sultan tarafından tahttan indirilerek gözlerine mil çekildi (1542). Ahmed Sultan, 1569 senesine kadar saltanat sürdü. 1569 yılında Osmanlı Donanmasının kaptan-ı deryâsı Kılıç Ali Reis, İspanyolların Türklere karşı hareket üssü olarak kullanmalarına mâni olmak için, Tunus’un tamâmını ele geçirdi. 1573 senesinde Don Juan’ın seferi üzerine, Hafsîler son olarak bir defâ daha iktidârı ele geçirdiler. Lâkin, ertesi sene Sinan Paşa, Tunus ile La Goulette’yi zaptetti. Hafsî Hânedânının son temsilcisi olan Mevlay Muhammed esir edilerek İstanbul’a gönderildi. Böylece Hafsî Devleti tamâmen ortadan kaldırılınca, Türkler kat’î olarak Tunus’a yerleştiler.

Hafsî Devletinin kurulması, Tunus’ta senelerce süren gerçek bir refâhı te’min etti. Tunus şehri sâdece siyâsî yönden değil, ticâret ve ilim bakımından da bütün ülkenin merkezi oldu. Hânedânın ilk iki sultânı, Tunus’ta pek çok saray, câmi, zâviye, su kemeri ve kütüphâneler inşâ ettirdiler. İslâm âleminin her tarafından gelen bir çok âlim ve şâir, Tunus’a yerleşti. Hıristiyanlarla ticârî antlaşmalar yapıldı. Devleti yeniden eski hâline getirmeye çalışan Ebû Fâris, atalarının geleneğine uyarak sanat ve ilim dostu olduğu için, ülkenin çeşitli yerlerinde câmiler, zâviyeler, mektepler, kütüphâneler ve hastahâneler inşâ ettirdi. İslâm âleminde daha önce bilinen medrese usûlü eğitimi, 13. asırda Tunus’a yerleştirenler Hafsîler oldu.


HAFSÎ HÜKÜMDARLARI
Ebû Zekeriyyâ Yahyâ-I ..................1228-1249
Ebû Abdullah Muhammed-I............1249-1277
El-Vâsik ..........................................1277-1279
Ebû İshak İbrâhim-I ........................1279-1282
Ebû Hafs Ömer-I ............................1282-1295
Ebû Abdullah Muhammed-II ..........1295-1309
Ebû Yahyâ Ebûbekir-I ............................ 1309
Ebü’l-Bekâ Hâlid-I ..........................1309-1311
Ebû Zekeriyyâ el-Lihyani ................1311-1317
Ebû Dabbe Muhammed ................1317-1318
Ebû Yahyâ Ebûbekir-II ..................1318-1346
Ebû Hafs Ömer-II .................................. 1346
Ebü’l-Abbas Ahmed-I ....................1346-1350
Ebû İshak İbrâhim-II ......................1350-1368
Ebü’l-Bekâ Halid-II..........................1368-1370
Ebü’l-Abbas Ahmed-II ....................1370-1394
Ebû Fâris Abdülazîz ......................1394-1434
Ebû Ömer Osman ..........................1434-1488
Ebû Zekeriyyâ Yahyâ-II ..................1488-1494
Ebû Abdullah Muhammed-III..........1494-1526
Mevlay Hasan ................................1526-1542
Ahmed Sultan ................................1542-1569
Mevlay Muhammed........................1569-1573


Musul ve Haleb civârında hüküm sürmüş olan bir hânedân. Taglib kabîlesi mensubu Hamdân bin Hamdûn’un 885’te Hâricîlerle birlik olup, Mardin’i ele geçirmesi ile târih sahnesine çıktılar. Hâricî ve Karmatîlerle yaptıkları savaşlarda başarı gösterdiler. Abbâsî halîfelerinin hilâfet mücâdelelerine karıştılar. Zaman zaman Bağdat’a hâkim oldular. Büveyhîler, Ukaylîler, Mervânîler ve Fâtımîlerle münâsebetleri oldu. Hamdânîlerin Musul kolu, 980’li yıllarda Ukaylîler tarafından ortadan kaldırıldı. 944 yılında Sûriye’nin kuzey taraflarında Hamdânîlerin Haleb kolu kuruldu. Fâtimîler ve Bizanslılarla münâsebetleri oldu. Fâtımîler tarafından hâkimiyetlerine son verildi (1104).

Hamdânîler, Arab edebiyâtının hâmisi olarak şöhret kazandılar. Özellikle Haleb kolunun kurucusu Seyfüddevle, şâirlere ihsânlarda bulundu ve sarayında ağırladı. Hamdânîler, ticâret merkezlerine sâhib olan münbit bölgelerde hâkimiyet kurmalarına rağmen bedevîlere mahsus tahripçi huylarından ve sorumsuzluktan kurtulamamışlardır. Sorumsuzlukları ve tahripçilik özellikleri, birçok şehrin yapılan savaşlarda harâb olmasına yol açmıştır.


Musul Hamdânî Sultanları Tahta Geçişi
Ebü’l-Heycâ Abdullah
(Halîfenin Musul Vâlisi) ................905 (H.293)
Nâsıruddevle Hasan ....................929 (H.317)
Uddetüddevle Ebû Tâlib ..............969 (H.358)
Büveyhîlerin İşgâli ...................... 979 (H. 369)
İbrâhim-Hüseyin (ortak hükümdar olarak Büveyhîler tahta çıkardı)....989 (H.379)
Musul’un Ukaylîler ve Diyarbakır’ın Mervânîler tarafından işgâli ..........999 (H.389)
Haleb Hamdânî Sultanları Seyfüddevle Ali ............................945 (H.334)
Sa’düddevle Şerîf ........................967 (H.356)
Sa’îdüddevle Sa’îd ......................991 (H.381)
Ali ..............................................1002 (H.392)
İkinci Şerif ..................................1004 (H.394)
Lü’lü’nün iktidârı ele geçirmesi ve sonra Fâtimîlerin işgâli.


Isparta ve Eğridir havâlisinde kurulan Türk beyliği. Türkiye Selçuklu Devleti, 13. asır sonlarında iyice zaafa uğrayıp, İlhanlıların nüfûzu altına girdikten sonra batı hududundaki Türk aşîretleri de kendi başlarının çâresine bakarak toplanmaya ve bir idâre kurmaya başlamışlardı.

Aynı târihlerde Isparta, Eğridir ve havâlisinde bulunan Hamid aşîreti de başlarında bulunan İlyas bin Hamid Beyin oğlu Feleküddîn Dündar Beyin reisliği altında merkezleri Uluborlu ve sonra eski adı Prostana olan Eğridir olmak üzere Hamidoğulları Beyliğini kurdu. Beyliğin kuruluşu on üçüncü asrın son çeyreği içindedir. Hamid Bey ile oğlu İlyas Bey Selçukîlerin uç beylerinden ve Selçuk emirlerinden idiler. Feleküddîn Dündar Bey, kurduğu beyliğe büyük babası Hamid Beyin ismini verdi.

Faal bir emir olan Dündar Bey, beyliğinin hududunu güneye doğru genişleterek Gölhisar, Korkuteli ve Antalya’yı ele geçirdikten sonra, ülkesini Germiyan ve Denizli hudutlarına kadar büyüttü. Eğridir’i pekçok eserlerle îmâr eden Feleküddîn Dündar Bey, buraya kendi künyesine nisbetle Felekâbâd adını verdi. 1301 yılında Antalya’yı fethettikten sonra buranın idâresini kardeşi Yûnus Beye havâle etti (Bkz. Tekeoğulları Beyliği). 1314’te Anadolu’ya gelen İlhanlı Beylerbeyi Emir Çoban’a itâat edenler arasında Dündar Bey de bulunuyordu. Hattâ Dündar Bey, İlhanlılara sadâkatini göstermek üzere aynı senede “Sultan-ı âzam Gıyâsüddünyâ ve’d-Dîn Hudâbende Mehmed” klişeli, İlhan Olcayto adına gümüş sikke kestirdi.

1316’da İlhan Olcayto’nun vefâtı ve küçük yaştaki oğlu Ebû Saîd’in cülûsundan sonra ortaya çıkan karışıklıklar esnâsında bu durumu fırsat bilen Dündâr Bey, istiklâlini îlân ederek Sultan ünvânını aldı ve hudud komşuları beyler (Aydın, Saruhan, Menteşe vs.) üzerinde Hâkimiyet tesis etti. Anadolu beyliklerinin İlhânilerin merkezindeki zaaftan istifâde ile bağlılıklarını çözmeye başlamaları üzerine, Anadolu İlhanlı vâlisi Tîmûrtaş, Konya’yı işgâl etti. 1324 senesinde Eşrefoğlu Süleymân Beyi öldürttü ve arkasından Hamid iline yürüyerek Antalya’ya kaçan Dündar Beyi de yakalayarak katlettirdi. Ancak çok geçmeden, İlhanlı hükümdârına isyân eden Tîmûrtaş’ın üzerine kuvvet gönderilmesi ve Mısır’da yakalanarak katledilmesi netîcesinde, Dündar Beyin üç oğlundan büyük oğlu Hızır Bey, Hamideli idâresini eline aldı. Hızır Beyin ne kadar beylik yaptığı belli değildir. Yaklaşık olarak 1330’da vefât etmiştir.

Seyyah İbn-i Battûta 1333 yılında Anadolu’yu gezerken Hamidoğulları Beyliğine de uğramış, Gölhisar’da Dündar Beyin oğlu Mehmet ve Eğridir’de diğer oğlu Necmeddîn İshak Beyin hükümdâr bulunduklarını bildirmiştir. İshak Beyin hangi târihte vefât ettiği belli değildir.

İshak Beyden sonra birâderi Mehmed Beyin oğlu Muzafferüddîn Mustafa Bey, onun ölümü ile de, oğlu Hüsâmeddîn İlyas Bey Hamidoğulları Beyliğinin başına geçti. Hüsâmeddîn İlyas Bey, komşusu olan Karamanoğlu Alâeddîn Bey ile yaptığı savaşı kaybederek Germiyanoğlu Süleymân Şâha sığındı.

Ondan aldığı yardımlarla kaybettiği yerlere yeniden sâhib oldu. İlyas Beyin de vefât târihi belli değildir.

İlyas Beyden sonra yerine Kemâleddîn Hüseyin Bey geçti. Bu zâd da Karamanoğullarının tecâvüzlerinden bıkarak, Eşrefoğullarından almış oldukları Beyşehri, Seydişehri, Akşehir, Yalvaç ve Ş. Karaağaç’ı 1374’te 80 bin altın mukâbilinde Osmanlı hükümdârı Sultan Birinci Murâd Hana sattı. Yine Kosova savaşına giden Sultan Murâd’a, oğlu Mustafa idâresinde yardımcı kuvvet gönderdi.

Okçulardan müteşekkil bu kuvvet, muhârebe esnâsında Osmanlı ordusunun ön safında bulunmuştur. Kemâleddîn Hüseyin Bey, 1391 yılında vefât etti. Hamidoğullarının bu şûbesinin toprakları Osmanlılar ile Karamanoğulları tarafından paylaşıldı.

Hamidoğullarında devlet işlerinin görüldüğü bir dîvân mevcuttu. Bu dîvânın, Türkiye Selçuklularınınkine benzer şekilde olduğu anlaşılmaktadır. Hamidoğullarında beylik, eski Türk geleneğine uyularak evlatlar arasında pay edilmekteydi.

Hamidoğullarından Hüsâmeddîn İlyas Beyin Felekâbâd’da kesilmiş Hüsâmî ibâreli gümüş sikkesinden başka hiç biririsinin sikkesi görülmemiştir.

Hamidoğulları hükümdârları bilhassa Eğridir ve Burdur’da pekçok îmâr faaliyetlerinde bulundular. Bunlardan Eğridir’de Hızır Bey Câmii, Burdur’da Mustafa Bey Medresesi ve Şuhud kasabasında İbrâhim bin Hızır’a âit olan mescid en önemlileridir.


Hamidoğulları Beyleri
Hamidoğlu İlyas Bey .............................. 1280
Feleküddîn Dündar Bey.......................... 1300
Hızır Bey ................................................ 1327
Necmeddîn İshak Bey ............................ 1330
Muzafferrüddîn Mustafa Bey .................. 1340
Hüsâmeddîn İlyas Bey .......................... 1355
Kemâleddîn Hüseyin Bey ...................... 1370
Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
4 Muharrem 1439
Miladi:
25 Eylül 2017

Söz Ola
Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.
Kanuni Sultan Süleyman Han
Osmanlılar Twitter