Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


Sûriye Selçuklularının ortadan kalkmasından sonra, Dımaşk yâni Şam’da kurulan hânedânlık. Atabeg Emir Zahîreddîn Tugtegin’in kurduğu bu hânedânlığa kurucusunun adından dolayı Tugteginliler de denir.

Sultan Alparslan’ın oğlu olan Tâcüddevle Tutuş, babasının vefâtından sonra Sûriye Melikliğine tâyin edilmişti. Tutuş, komutan Atsız Beyin de hizmetleri ile Fâtımîleri bölgeden çıkardı. Güney ve kuzey Sûriye’ye hâkim oldu. Ağabeyi Melikşâh’ın vefât ettiği 1093 yılında, hizmetinde bulunan Tugtegin’le birlikte Diyarbakır’a gitti. Tutuş orada Tugtegin’i oğlu Dukak’a Atabeg tâyin ederek, Meyyâfârikîn (Silvan) Vâliliğine gönderdi. 1095 yılında Sultan Berkyaruk ile Tutuş arasında yapılan savaşta Tutuş öldürüldü. Tugtegin esir düştü. Daha sonra yapılan esir mübâdelesinde serbest bırakıldı. Bu sırada Tutuş’un oğlu Dukak da Dımaşk’ta hükümdarlığını ilân etti.

Tugtegin Dımaşk’a (Şam’a) gelince, halkın ve idârecilerin sevgi gösterileri ile karşılandı. Kendisine ordu komutanlığı verildi. Melik Dukak’ın annesi Safvet-ül-Mülk Hâtunla evlenince, Melik Dukak dahi onun sözünden çıkmaz oldu. Bu sıralarda Haleb Melîki Rıdvan ile kardeşi Dımaşk Melîki Dukak arasında, bâzı hırslı emîrlerin kışkırtması sonucu mücâdele başladı. İki kardeş arasındaki mücâdeleden istifâde eden Şiî Fâtımîler, Kudüs’ü ele geçirdiler. Çok geçmeden Anadolu’ya giren Haçlı kuvvetleri de Sûriye topraklarına kadar ilerlediler. Ağır bir mîde rahatsızlığından muzdarip olan Melik Dukak, Tugtegin’i bir buçuk yaşındaki oğlu Tutuş’a Atabeg tâyin ettikten bir süre sonra, 1104 yılında vefât etti. Tugtegin idâreyi ele aldı. Dukak’ın oğlunun ölmesi, onun işini daha da kolaylaştırdı. Tugtegin, önce aleyhinde çalışanları Şam’dan uzaklaştırdı. Sonra da bölgedeki muhâliflerini itâate mecbur etti. İçte durumunu sağlamlaştırdıktan sonra, Haçlılarla mücâdeleye başladı. 1105 senesinde Haçlıların elinde bulunan Rafeniyye’yi fethetti. 1108 senesinde Taberiyye üzerine yürüdü ve Haçlılarla yaptığı savaşta onları hezîmete uğrattı. Kudüs Kralı Birinci Baudouin, bu zaferden sonra, Tugtegin’e antlaşma teklifinde bulundu. İki taraf arasında yapılan ve on sene süreyle geçerli olan bu antlaşma, daha çok mâlî ve ticârî konuları ihtivâ etmekteydi. Fakat bu antlaşma, 1113 senesine kadar devâm etti. Daha sonra Haçlılar Sûriye’de büyük başarılar kazandılar.

1113 senesinde Musul, Sincar ve Artuklu askerlerinden müteşekkil Selçuklu ordusu, Emîr Mevdûd komutasında Tugtegin’e yardım etmek için Hıms şehrinin kuzeyine geldi. Tugtegin ile Emir Mevdûd arasında yapılan görüşmeler sonucu, Kudüs Krallığı üzerine yürünmesine karar verildi. Türk kuvvetlerinin üzerine geldiğini ve onlarla tek başına savaşamayacağını gören kral, Antakya ve Trablus’dan yardım istedi. Türk kuvvetlerinin âni baskını ve üst üste taarruzları sonunda, Haçlılar ağır bir yenilgiye uğradılar. Bütün savaş ağırlıklarını bırakarak Taberiyye’ye çekildiler. Ele geçen ganîmetlerin bir kısmı, zafer armağanı olarak Büyük Selçuklu Sultanı Muhammed Tapar’a gönderildi. Atabeg Tugtegin bundan sonra, Selçuklu sultânının emriyle Haçlılara karşı birçok başarılı seferler yaptı. İlgâzî ve Dilmaçoğlu Toğan Arslan’la birleşerek, 1119 yılında Ensârib ve Zerdâna kalelerini fethetti. Tugtegin ve İlgâzî 1120 senesinde Haçlılar ile Tell-Dànis’te karşılaştılar. Küçük çaptaki çarpışmalardan sonra, Haçlılar geri çekildi. Bu kadar başarılar elde etmesine rağmen Fâtımîlerin idâresindeki Sûr şehrinin 1124 senesinde Haçlıların eline geçmesine mâni olamadı. Ertesi sene Musul Atabegi Aksungur Porsûkî, Haçlılara karşı harekete geçerek, Tugtegin’den yardım istedi. Tugtegin’in de katıldığı Selçuklu kuvvetleri, 1125 senesi Mayıs ayında El-Azâz’da Haçlılarla karşılaştı. Haçlıların kazandığı muhârebede her iki taraf da ağır kayıplar verdi. Haçlılar ile başarılı mücâdeleler yapan Atabeg Tugtegin, 1128 senesi Şubat ayının on ikisinde Şam’da vefât etti.

Tugtegin’in yerine oğlu Böri geçti. Böri, gençliğinden îtibâren atabegliğin çeşitli merkezlerinde değişik vazîfelerde bulunmuştu. Böri Tegin zamânında Dımaşk’ı tehdid eden en önemli meselelerden biri, Bâtınîler idi. Tugtegin zamânında da vezir olan Tâhir el-Merdeganî, Bâtınîler ile işbirliği yapıyordu. Dımaşk’ta bulunan Bâtınîlerin şehrin kapılarını açmak ve karşılığında da Sûr’u almak için Haçlılarla anlaştıklarını haber alan Böri, derhâl harekete geçerek vezîri öldürttü. Daha sonra halkın da katılmasıyla şehirde Bâtınî temizliği başlattı. Altı binle yirmi bin arasında Bâtınî öldürüldü. Bu karışıklıklardan faydalanmak isteyen Kudüs kralının idâresindeki bir Haçlı ordusu, Dımaşk üzerine yürüyünce, Böri hızla harekete geçerek, yiyecek bulmak için ordudan ayrılmış olan Haçlı birliğini ağır bir yenilgiye uğrattı. Kışın yaklaşması ve yenilmeleri, Haçlıları, Dımaşk’ı kuşatmaktan alıkoydu. Böri zamânında, Dımaşk Atabegliğini tehdid eden diğer bir tehlike ise, Musul Atabegi İmâdeddîn Zengi idi. Zengi, bütün Sûriye’yi kendi idâresi altında toplamak istiyordu. Bir süre sonra bir hîle ile Böri’yi zayıf düşürerek, 1130 senesi Eylül ayının 24’ünde Dımaşk’a bağlı Hama’yı zabtetti. Daha sonra Hıms şehrini muhâsara altına aldı ise de, kışın yaklaşması üzerine Haleb’e döndü. Dımaşk’ta olan olayları unutmayan Bâtınîler, çok sıkı korunmasına rağmen bir fırsatını bularak 1131 senesinde Böri’yi yaraladılar. Böri aldığı yaralar yüzünden 7 Haziran 1132 târihinde vefât etti. Bâtınîleri temizlemekle İslâmiyete büyük hizmet eden Böri, Bâtınîlerin sûikastı ile şehid oldu.

Ölümünden sonra yerine geçen İsmâil, önce Baalbek’e hâkim olan kardeşi Muhammed’i itâati altına aldı. Sonra da Haçlıların eline geçen Bânyâs üzerine yürüyerek, birkaç günlük kuşatmadan sonra şehri ele geçirdi. Musul Atabegliği’nin, Haçlılar ve Abbâsî halîfesi ile olan mücâdelelerinden faydalanan İsmâil, gizlice yaptığı hazırlıklar sonunda Hama üzerine yürüdü ve daha önce Zengi’nin hâkimiyeti altına giren bu şehri 7 Ağustos 1133 târihinde geri aldı. Ardından Şeyzer’i kuşattı ise de verilen büyük haraç karşılığında kuşatmayı kaldırdı. Onun bu başarıları Haçlıları harekete geçirdi. Kudüs Kralı Fulk, 1134 senesinde Havran’ı zaptetti. Buna karşılık İsmâil, Haçlı idâresindeki şehirlere akınlar düzenledi. Başarılarına rağmen İsmâil halka kötü davrandığı ve ağır vergiler koyduğu için, öldürüleceği korkusuna kapıldı ve Musul Hâkimi Atabeg Zengi’ye başvurarak şehri teslim etmek istedi. Durumdan haberdâr olan asker ve halk, buna karşı çıktı ve 1 Şubat 1135 târihinde, İsmâil öldürüldü.

İsmâil’in yerine kardeşi Şihâbeddîn Mahmud geçti. Zengi, İsmâil’in mektubu üzerine Dımaşk önlerine gelerek, şehri kuşattı. Fakat kuşatmanın ve beklemenin bir faydası yoktu. Tarafların görüşmesi ve halîfenin, Zengi’den Musul’a dönmesini istemesi üzerine anlaşma yapıldı. Zengi’nin Dımeşk’ten ayrılmasından sonra, antlaşma şartları yerine getirilmedi. Atabeg Zengi’den korkan Hıms Vâlisi Humartaş, şehri 1135 senesi Aralık ayının otuzunda Şihâbeddîn Mahmud’a teslim etti. Atabeg Zengî, bir süre sonra Hıms önlerine gelip, şehri kuşattı. Ancak buranın kolay kolay ele geçirilemeyeceğini anlayarak, Mahmud ile antlaşma yapıp, 1137 yılında kuşatmayı kaldırdı. 1139 senesinde Mahmud, Bânyâs havâlisini yağmalayan Haçlılar üzerine yürüdü. Aynı sene Dımaşk’e dönen Mahmud, 23 Haziranda kendi adamları tarafından öldürüldü. Mahmud’un öldürülmesinden sonra, atabegliğin kudretli emirlerinden Muîneddîn Üner’in desteği ile Mahmud’un kardeşi Cemâleddîn Muhammed başa geçti. Muhammed’in kardeşi Behram Şâh, Zengî’nin yanına kaçtı ve onu ülkesi üzerine tahrik etti. Zengî bu fırsatları hakkıyla değerlendirdi ve iki aya yakın bir kuşatmadan sonra 1139 senesi Ekim ayının 10’unda Baalbek’i ele geçirdi. Dımaşk üzerine yürüdü ise de zaptetmeye muvaffak olamadı. Cemâleddîn Muhammed ise 29 Mart 1140 târihinde yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak öldü. Muhammed’in yerine oğlu Mucireddîn Abak başa geçti. Ancak atabegliğin bütün gücü, Muhammed’in annesi ile evlenen Vezir Üner’in elinde idi. Vezir Üner, Emir Zengî’nin ölümünden faydalanarak Musul Atabegliğinin idâresinde olan Baalbek’i ele geçirdi. Daha sonra Haleb Atabegi Nûreddîn Muhmud’un yardımı ile Busra ve Serhat şehirlerini zaptetti. Yine Haleb Atabegi Nûreddîn Mahmud ile berâber Haçlılara karşı taarruza geçerek El-Arima Kalesini ele geçirdiler. Devlete başarılı şekilde hizmet eden Vezir Üner, 19 Ağustos 1149 târihinde ölünce, Abak bütün yetkileri eline aldı. Bu arada aleyhine birçok isyânlar patlak verdi ise de duruma hâkim oldu. Bundan sonra Haleb Atabegi Nûreddîn Mahmud, Dımaşk’ı ele geçirmeye çalıştı. 1150 ve 1151 senelerinde şehri iki defâ kuşattı ise de başarılı olamadı. Nihâyet Nûreddîn Mahmud 26 Nisan 1154 târihinde şehri ele geçirerek Dımaşk Atabegliğine son verdi. Atabeglik’in son hükümdârı olan Abak ise 1169 senesinde Bağdat’ta öldü.

Kültür ve medeniyet

Selçuklu devlet teşkilâtına benzer bir teşkilâtla yönetilen Dımaşk Atabegliği emirleri, başkent Dımaşk’ta mescitler, medreseler, hastâneler ve hamamlar inşâ ettirdiler. Yeni mahalleler ve îmâlât bölgeleri kurdular, su kanalları yaptırdılar. Dımaşk’ın ilk hastânesi olan Dârüşşifâ, Melik Dukak zamânında yaptırıldı. Safvet-ül-Mülk Hâtunun yaptırdığı mescit, Mescid-i Hâtun-ı Zümrüd olarak bilinmektedir.

Tugteginliler devrinde Dımaşk, Sûriye’nin kültür merkeziydi. Çevre ülkelerden birçok ilim adamı buraya geldi. Dımaşk’taki medreselerde dînî ilimlerin yanında fen ilimleri de okutulmaktaydı. Sadırıyye, Eminiyye, El-Medreset-ül-Muiniyye, Medreset-ül-Hâtuniyye ve Caruhiyye Medresesi, bu devirde yapılan ilim yuvaları arasındaydı.

Şeyh Burhâneddîn Ebü’l-Hasan, Ali el-Belhî, Şeyh Şeref-ül-İslâm Abdülvâhid, Necmeddîn eş-Şîrâzî, Zeynüddîn el-Fattalî, Cemâleddîn İbn-ül-Müslim es-Sülemî, Kâdı’l-Kudât Müntehibeddîn Ebü’l-Meâlî Muhammed gibi büyük âlimler Tugteginliler zamânındaki belli başlı âlimlerdir. Yine Dımaşk’ta yetişen iki büyük târihçi İbn-i Kalânisî ve İbn-i Asâkir de bu atabeglik zâmanında yetişmiştir.

Tugteginliler, Sûriye’deki deri sanâyiini büyük ölçüde geliştirdiler. Kâğıt îmâli endüstrisinde de büyük gelişme görüldü. Pamuklu ve ipekli kumaşlar ile tahıl ticâretinde mühim gelişmeler oldu.


Dımaşk Atabegleri Tahta Geçiş Târihi
Zahireddîn Tugtegin .............................. 1104
Böri Tugtegin .......................................... 1128
Şems-ül-Mülûk İsmâil ............................ 1132
Cemâleddîn Muhammed........................ 1139
Mücirüddîn Abak .................................... 1140



Doğu Anadolu’da Erzen ve Bitlis’te 1085-1192 yılları arasında hüküm sürmüş olan bir Türk beyliği.

Kurucusu olan Dilmaçoğlu Mehmed Bey, Malazgird Muhârebesinden sonra, diğer Türk beyleri gibi Anadolu’ya akınlarda bulundu. 1085 senesinde Diyarbakır alındıktan sonra Bitlis ve Ahlat da Selçuklu kuvvetleri tarafından fethedilmişti. Bitlis ve havâlisi Dilmaçoğlu Mehmed Beyin idâresine bırakıldı ve kendisine timar olarak verildi. Bir süre sonra bu bölgede beyliğini kuran Mehmed Beyin ölüm târihi bilinmemektedir.

Mehmed Beyin yerine Toğan Arslan geçti. Toğan Arslan önce, Türkiye Selçuklu Sultânı Birinci Kılıç Arslan’a, onun ölümünden sonra da Sökmenlilere bağlandı. Toğan Arslan, Meyyâfârıkîn (Silvan)e bağlı yirmi beş köyü ele geçirince, İbrâhim Sökmen’in idâresinin zayıflığından faydalanarak bağımsızlığını îlân etti. Fakat bu hâl uzun sürmedi. Daha sonra Artuklulara bağlanan Toğan Arslan, İlgâzî ile birlikte, Haçlılara ve Gürcülere karşı savaştı.

Toğan’ın Artuklulara bağlanması, Sökmenli Beyi İbrâhim’i kızdırdı. Netîcede Dilmaçoğulları üzerine 1124 yılında sefere çıkarak Bitlis’i muhâsara altına aldı. Fakat başarı elde edemedi.

Musul Atabegi İmâdeddîn Zengî’nin ordusuna 10.000 dînâr haraç ödeyerek ülkesini tahrib olmaktan kurtaran ve 1134 veya 1137 senesinde öldüğü rivâyet edilen Toğan Arslan’ın yerine oğlu Hüsâmüddevle Kurtî geçti. O da babası gibi Artuklular ile birlikte Gürcülere karşı yapılan seferlere katıldı. 1130 senesinde Dovin’i zaptetti. Bir sene sonra Gürcü Kralı İvane, Anadolu’ya saldırdı ise de, Hüsâmüddevle tarafından hezîmete uğratıldı. Hısn-ı Keyfâ Artukluları Beyi Rükneddîn Dâvûd’un saldırısı üzerine, Kurtî, Mardin’e giderek yine Artuklulardan Timurtaş’ın himâyesine girdi. 1143 senesinde ölünce yerine kardeşi Yâkut Arslan geçti. Ancak Yâkut Arslan da kısa bir süre sonra öldü ve yerine kardeşi Fahreddîn Devletşah idâreyi eline aldı.

1161 senesinde Gürcistan üzerine yapılan seferlere katıldı. Bu seferden sonra Artuklularla Dânişmendliler arasında çıkan savaşta, Devletşah, Artukluların yanında yer aldı. Bir süre sonra Devletşah ile Mardin Artuklu Beyi Necmeddîn Alp arasında anlaşmazlık çıktı. Devletşah, Artuklu hükümdârına karşı koyamayacağını anlayınca, 1168 yılında Meyyâfârıkîn’e kadar giderek, itâatini bildirdi ve çıkması muhtemel bir savaşın önüne geçti. Devletşah, 1192 senesinde öldü. Aynı sene içinde, Ahlat Emîri Begtimur, Dilmaçoğullarının merkezi Bitlis’i ele geçirdi.

Bundan sonra Dilmaçoğulları Beyliği siyâsî ve askerî bir varlık gösterememesine rağmen Erzen ve havâlisinde 1394’e kadar varlığını korudu. Bu târihte Akkoyunlular tarafından tamâmen ortadan kaldırıldı.


Dilmaçoğulları Beyleri Bey Oluş Târihi
Muhammed Bey .................................... 1085
Toğan Arslan (takriben).......................... 1104
Hüsâmüddevle Kurtî .............................. 1137
Şemseddîn Yâkut Arslan........................ 1143
Fahreddîn Devletşah.............................. 1145


On dördüncü asırdan 16. asrın ilk yarılarına kadar Anadolu târihinde mühim rol oynayan Oğuzların Bozok koluna bağlı bir Türkmen hânedânı. Anadolu’ya Hasan Dulkadir adlı bir beyin idâresinde gelen ve Dulkadirli Beyliğinin çekirdeğini meydana getiren bu ilk grubun Maraş ve Elbistan arasındaki yaylalık bölgeye yerleştikleri ve daha sonra geniş bir alana yayıldıkları anlaşılmaktadır.

Beyliğin kurucusu Zeyneddîn Karaca Bey, Eratna Beyin elinden Elbistan’ı aldıktan sonra Memlûk Sultânı Melik Nâsır Muhammed’den nâiplik menşurunu almaya muvaffak oldu. Karaca Bey zaman zaman Memlûk sultanlarına itâat etti ise de, bâzan onlara cephe alarak Halep şehrini tehdid etti. Bu arada Çukurova’daki Sis Ermenilerine ağır darbeler indirdi. 1346’da Gabon Kalesini ele geçirdi. Bu başarılarına güvenen Karaca Bey, Melik üz-Zâhir ünvânıyle 1348 yılında hükümdârlığını îlân etti. Ancak Memlûk Devletine isyân eden Halep Vâlisi Bayboğa’yı Sultan’a teslim etmemesi üzerine yakalanarak 1353’te Kâhire’de 83 yaşlarındayken öldürüldü. Orhan Gâzi ile çağdaştır.

Karaca Bey’den sonra oğlu Halil Bey, Memlûkler tarafından Elbistan vâliliğine tâyin edildi. Halil Bey derhâl hudutlarını genişletmeye girişti ve Maraş, Malatya, Harput ve Amik taraflarını ele geçirdi. Memlûk Sultânı Berkuk, devamlı üzerine akın yapan Halil Beyi ortadan kaldırabilmek için faaliyete geçti. Nihâyet 1386 yılında Halil Bey bir sûikast sonucu öldürüldü. Halil Bey fevkalâde cesur ve kahraman bir beydi. Son derece cömert olması sebebiyle halk tarafından çok sevilir ve sayılırdı. Onun ölümü ile yerine küçük kardeşi Süli Bey geçti.

Süli Bey, Memlûklere karşı başarılı geçen akınlarda bulundu. Sultan Berkuk onun emirliğini tasdik etmek zorunda kaldı. Fakat 1394’te Güney Doğu Anadolu’ya gelen Timur Hanı Suriye’nin fethine teşvik etti. Bunun üzerine Sultan Berkuk onu yok etmeye karar verdi. Bu sebeple Memlûk kuvvetleri 1396 Martında Süli’yi ağır bir bozguna uğrattılar. Bununla da yetinmeyen Berkuk, bir suikast ile onu da öldürttü. Süli Beyin ölümü ile Halil Beyin oğlu Nâsıreddîn Mehmed Bey beyliğin başına geçti. Mehmed Bey Memlûk Devletiyle dost geçindi. Bu sırada Timur Han Elbistan ve Malatya’yı almıştı. Timur’a tâzimlerini arz eden Mehmed Bey daha sonra Osmanlı tahtına geçen Sultan Çelebi Mehmed’le de dost geçindi. Buna mukâbil Ramazanoğulları ile Karamanoğullarına karşı devamlı savaştı. Memlûkler bu hizmetine karşılık ona Kayseri şehrini bıraktılar. Mehmed Bey 1443’te yetmiş yedi yaşında ölünceye kadar 45 yıl saltanat sürdü.

Mehmed Beyden sonra başa geçen oğlu Süleymân Bey, Osmanlılar ve Memlüklere kız vermek sûretiyle akrabâlık kurdu ve bu devletlerle olan dostluğunu sürdürerek beyliğinin varlığını korudu. 1454’te öldürüldü. Daha sonra beyliğin başına geçen Melik Arslan, kendisine karşı olan kardeşi Şah Budak’ın gönderdiği bir fedâî tarafından öldürüldü. Memlûk Sultânı Kayıt Bay’ın Şah Budak’ı Dulkadirli Beyi tâyin etmesi Osmanlılarla aralarının bozulmasına sebeb oldu. Çünkü Fâtih Sultan Mehmed Han, Süleymân Beyin oğlu Şahsuvar’ı bu mevkiye getirmişti. Şah Budak Mısır’a kaçtı. Osmanlıların himâyesindeki Şahsuvar Bey ise Memlûk ve Ramazanoğullarına karşı birçok başarılar kazandı ise de, Zamantı Kalesindeyken Memlûk kuvvetleri tarafından esir alınarak Kâhire’ye götürüldü ve orada öldürüldü (1472).

Memlûk Sultânı Dulkadirli Beyliğine yeniden Şah Budak’ı gönderdi. Ancak bu defâ da Osmanlıların desteğini sağlayan Alâüddevle Bozkurt Bey tarafından Beylikten uzaklaştırıldı. Şah Budak, 1492 yılında öldü. Alâüddevle Osmanlılarla dost geçindi. Akkoyunluların elinden Diyarbakır’ı aldı. Şah İsmâil ile mücâdeleye girişti ise de, 1507 yılında ağır bir yenilgiye uğradı. Daha sonra Osmanlılara karşı da cephe aldı. Dulkadirliler üzerine gönderilen Hadım Sinan Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu, Turna Dağı Savaşında onu yenerek ele geçirdi ve dört oğluyla berâber öldürüldü. Alâüddevle’nin yerine Şahsüvaroğlu Ali Bey tâyin edildi. Ali Bey, Yavuz Sultan Selim’in yanında Mısır Harbine katıldı ve gösterdiği üstün gayretler üzerine pâdişâh tarafından taltif edildi. Kânûnî döneminde Şam Vâlisi Canberdi Gazâlî İsyânında Osmanlılara önemli hizmetlerde bulundu. Onun ölümü ile Dulkadirli toprakları tamâmen Osmanlı Devletine katılarak bir beylerbeylik hâline getirildi.

Dulkadiroğullarının siyâsî durumları gözden geçirildiğinde, Osmanlı ve Memlûk devletleri arasında bir tampon devlet durumunda oldukları göze çarpar. Bu îtibârla kâh bu, kâh da öteki tarafa tâbi olmuşlardır. 1399 yılına kadar, 62 yıl Memlûklere tâbi iken, bu târihten îtibâren Osmanlılara tâbi olmuşlardır. Arada bir Mısır nüfûzuna geçmekle birlikte, Osmanlı tâbiyetinden çıkmamışlardır. Hattâ Osmanoğulları ile içli-dışlı akrabâ olmuşlar ve pâdişâhların ana tarafından hânedânlarını teşkil etmişlerdir. Son yedi yıl ise Osmanlı vâlisi durumunda geçmiştir. Dulkadiroğullarının en geniş zamanlarında şimdiki Maraş,Kayseri, Elazığ, Ayıntap, Malatya ve Adıyaman vilâyetlerine yayıldıkları görülmektedir.

Dulkadiroğullarından Alâüddevle Bozkurt Bey, Maraş’ta Bektûtiye Câmii ve medresesiyle Kadirli, Bahçe, Antakya, Anteb, Bozok, Andırın, Kırşehir ve Elbistan’da câmi, medrese, imâret, türbe ve zâviye gibi eserler yaptırmıştır. Bundan başka Dulkadiroğullarından Nâsıreddîn Mehmed Beye âit Kayseri’de Hatuniye Medresesi, Şahsuvaroğlu Ali Beyin Hacı Bektaş nâhiyesinde Balım Sultan Türbesi, Ali Beyin oğlu Şahruh’un Sivas-Kayseri yolu üzerindeki türbesi bilinen eserlerdendir.


DULKADİROĞULLARI Bey Oluş Târihi
Zeyneddîn Karaca Bey .......................... 1339
Halil Bey ................................................ 1353
Süli Bey .................................................. 1386
Nâsıreddîn Mehmed Bey........................ 1398
Süleymân Bey ........................................ 1442
Melik Arslan Bey .................................... 1454
Şâh Budak Bey (ilk saltanatı) ................ 1465
Şahsuvar Bey ........................................ 1466
Şâh Budak Bey (ikinci saltanatı) ............ 1472
Alâüddevle.............................................. 1479
Şahsuvaroğlu Ali Bey ............................ 1515


Dört halîfeden sonra Müslümanları idâre eden hânedân. Dört halîfe devrinden ve hazret-i Ali’nin oğlu hazret-i Hasan’ın altı aylık hilâfetinden sonra devlet idâresi Benî Ümeyye Hânedânına geçti. 662 yılında başlayan Emevî Devletinin saltanat devresi 750 yılında sona erdi. Devletin kurucusu Eshâb-ı kirâmın büyüklerinden, Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) kayın birâderi, aynı zamanda vahiy kâtibi olan Muâviye bin Ebû Süfyân bin Harb bin Ümeyye’dir. Hicrî 19. yılda hazret-i Ömer tarafından Şam vâlisi yapılan hazret-i Muâviye, yirmi sene, altı ay bu vazîfeyi devam ettirdi. Hicrî 41 senesinde Kûfe’de halîfe olan hazret-i Muâviye, yirmi sene halîfelik yaptı. Emevî Devletinin kurucusu oldu. Hazret-i Muâviye’den başlamak üzere bu hânedândan on dört halîfe gelip geçti. Son halîfe Muhammed bin Mervân (İkinci Mervân)dır.

Hazret-i Muâviye zamânında iç huzursuzluklar giderilerek İslâm fetihleri devâm etti. Zamânında Sicistan, Abdurrahmân bin Semüre tarafından fethedilerek, İslâm orduları, Afganistan’ı ve Kuzeydoğu Semerkant’ı fethettiler. Öte yandan Anadolu üzerine yapılan seferlerde, İslâm orduları Erzurum’u ele geçirip, İstanbul’u da kuşatmışlardı. Akdeniz’e açılan Emevî donanması, Kıbrıs, Girit ve Sicilya adalarını da fethettiler. Ayrıca Kuzey Afrika da İslâm ordularınca ele geçirildi. İçte çıkan Hâricîler üzerine Ziyâd bin Ebih kumandasında asker gönderilerek, onların fitnesi ortadan kaldırıldı. Hazret-i Muâviye Nisan 680’de vefât ettiği vakit Emevî Devleti Güney Hindistan’dan Cezâyir’e kadar uzanan huzurlu bir devlet hâline gelmişti. Muâviye (radıyallahü anh), pekçok ülkelerin fethiyle, İslâmiyetin geniş bir alana yayılmasına sebeb oldu. Yerine oğlu Yezîd geçti. Bunun zamânında hazret-i Hüseyin’in Kerbelâ’da şehid edilmesi ve Abdullah bin Zübeyr’in Mekke’de halîfeliğini îlân etmesi iç meselelerin en önemlilerindendir. Öte yandan Emevî orduları Buhârâ’yı ve Harezm’i fethetti. Yezid saltanata uzun zaman devâm edemedi. Dört sene sonra vefât etti. Yerine İkinci Muâviye geçti ise de az sonra bu da vefât etti. Yerine Mervân bin Hakem, 683 senesinde halîfe oldu. Mervân, hazret-i Muâviye zamânında Medîne ve Hicaz vâliliği yapmıştı. âlim, dînini seven, çok zekî ve akıllı bir insandı. Günahlardan çok sakınırdı. Kısa zamanda devlet içindeki iç huzursuzlukları düzeltti. Fakat halîfeliği bir sene bile sürmeden vefât etti. Yerine oğlu Abdülmelik geçti.

Abdülmelik, Emevî iktidârını bütün İslâm âlemine kabul ettirmede iki yakın yardımcı buldu. Bunlardan biri Mühelleb, diğeri ise Haccâc’dır. Haccâc, önce devlet içinde baş gösteren isyânları bastırdı. Türkistân ve Sind sınırlarına gönderdiği ordular, yeni fetihlerle, Hint topraklarına dayandı. Türkeş (Türgiş) devletine bağlı Rütbil Beyliği Emevîlere boyun eğdi. Bu, Türklerin İslâmlaşması husûsunda ilk hamle oldu. Haccâc buradaki Türklerden bir kısmını götürerek Basra ve Kûfe taraflarına yerleştirdi. Haccâc daha sonra Mekke-i mükerremede halîfeliğini îlân eden Abdullah bin Zübeyr ile harb ederek onu şehid etti. Netîcede Hicaz ve Irak vâlisi oldu. Hâricilerle yaptığı mücadelede onları ortadan kaldırdı. Böylece Ehl-i sünnete büyük hizmeti oldu. Keremi ve ihsânı da zulmü gibi boldu. İslâm âlimlerinden Ebü’l-Esved ed-Düeli’ye Kur’ân-ı kerîme ilk harekeyi koydurarak Müslümanların okurken hatâya düşmelerini önledi.

Abdülmelik zamânında büyük bayındırlık işleri yapıldı. Yollar, köprüler, su kanalları yapılıp, adına para basıldı. 705 senesinde Abdülmelik ölünce yerine oğlu Velid geçti. Velid’in 715’te vefâtından sonra ise kardeşi Süleymân başa geçti. Bunların zamânında Kaşgar ve Pencap İslâm orduları tarafından fethedildi. İstanbul ikinci defâ kuşatıldı. Bu zamanda Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve selem) kabr-i şerîfi ve mescidi (Ravda-i Mutahhera) yeniden yapıldı. Şam’da Emevî câmisi inşâ edildi. 717 senesinde Melik Süleymân’ın vefâtından sonra İkinci Ömer diye anılan Ömer bin Abdülazîz halîfe oldu. Bu zât çok âdildi. Halk tarafından çok sevilirdi. Bunun zamânında hadîs-i şerîfler tedvîn edilip tasnifine başlandı. Haraç ve cizye vergileri belli esaslara bağlandı. Malatya şehri yüz bin esir karşılığı satın alındı. İlmî hey’etler göndermek sûretiyle Berberîler arasında İslâmiyetin yayılması sağlandı. 720 senesinde 41 yaşındayken kölesi tarafından zehirlendi.

Yerine Yezid bin Abdülmelik geçti. Gerek Yezid bin Abdülmelik ve gerekse kendinden sonra 724’te halîfe olan Hişam bin Abdülmelik devirleri Emevîlerin en parlak zamanlarını teşkil eder. Bunların zamânında Kuzey Kafkasya, âzerbaycan Müslümanların eline geçti. Bu devirde Türkler akın akın gelerek Müslümanlıkla şereflendiler.

Hişam’ın 724’te vefâtından sonra yerine geçen İkinci Velîd ve Üçüncü Yezîd daha önceki halîfelerin yolunu devâm ettiremediler. Dînî yaşayış ve devlet otoritesi zayıflayınca halk arasında çözülme başladı. Yer yer isyânlar başgösterdi. Üçüncü Yezîd’in ölümü üzerine (744) yerine kardeşi İbrâhim geçti.

İbrâhim zamânında, Şiî ve Hâricî ayaklanmaları oldu. İbrâhim’in 749’da vefâtı üzerine İkinci Mervân (Mervan bin Muhammed) halîfe oldu. Mervân önce Sûriye’deki isyânları önledi. Sonra Mısır’ı Emevî Devletine bağladı. Ancak doğuda çıkan Şiî isyânı kendisini sarstı. Orduları yenilgiye uğramaya başladı. Bu arada Ebü’l-Abbas Irak’ı ele geçirerek, hilâfetini îlân etti. İkinci Mervân Ebü’l-Abbâs’a karşı giriştiği mücâdeleyi kaybederek Mısır’a kaçtı. Mısır’da yakalanarak 7 Temmuz 750’de öldürüldü. Böylece, Emevî Devleti yıkılarak, yerine Abbâsî Devleti kuruldu.

Ancak Afrika’ya ve oradan da Endülüs’e kaçan Abdurrahmân bin Muâviye bin Hişam, bu ülkede yeni bir Emevî Devleti kurmak sûretiyle (Endülüs Emevî Devleti) bu âilenin uzun bir süre daha târih sahnesinde kalmasını sağladı. (Bkz. Endülüs Emevî Devleti)

Kültür ve medeniyet

Emevîler devrinde İslâm ülkeleri, batıda Atlas Okyanusuna ve Fransa’ya, doğuda ise Türkistan içlerine kadar genişledi. Türkistan’dan getirilen Türkler; Basra, Kûfe gibi yeni kurulan birçok şehirlere yerleştirildi. Diğer taraftan zirâat ve ticâret teşvik edildi. Hindistan tarafından sığırlar getirilerek çiftçilere verildi. Ayrıca ihtiyaçlarını karşılamaları için, fâizsiz krediler temin edildi. Askere maaş verilmeye devâm edildi. Maaş tertibinde yine Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellemin Ehl-i beytinden başlandı.

Hazret-i Ömer devrinde kurulan dîvânlar, daha da geliştirildi. Bilhassa Mervân ve Ömer bin Abdülazîz devrinde belli esaslara bağlandı. Böylece devletin mâlî ve idârî müesseseleri tesis edildi Abdülmelik bin Mervân, hilâfeti esnâsında, insanların din bilgilerini öğrenmelerinde kolaylık olması için Arapça öğrenmeyi teşvik etti. Gayr-i müslimlerin devlet dâirelerinde çalışmalarına mânî oldu ve Arapçadan başka dil kullanılmasını yasakladı. Posta ve haberleşme teşkilâtlarını ıslah etti. Devrinde âlimlere önemli mevkiler verilerek, ilmî çalışmaların gelişip yayılmasında yardımcı olundu. Başta dîvânlar olmak üzere, Farsça pek çok eser Arapçaya tercüme edildi. îmâr faaliyetlerine önem verildi. Kullanılan Bizans ve İran paraları yerine ilk defâ İslâm târihinde yeni paralar bastırıldı. Ömer bin Abdülazîz, halîfeliği sırasında, dîne sokulan bid’atleri ortadan kaldırıp, unutulmuş sünnetleri meydana çıkardı. Hadîs-i şerîfleri tasnif ettirdi. Ehl-i beyte dil uzatanların çirkin hareketine mânî olarak, son verdi.

Arapçanın resmî dil olması; Mısır’daki Kıptîlerle Irak’taki Keldânîlerin ana dillerini unutarak Arapçayı kullanmalarına sebeb oldu. Irk olarak Araplıkla bir yakınlıkları yoksa da sonraki asırlarda bunlara Arapça konuşmalarından dolayı Arap denilmiştir.

Bu devirde Hasen-i Basrî, Câfer-i Sâdık, İmâm-ı A’zam, Abdullah bin Mübârek, Ka’b-ul-Ahbâr, İbn Şihâb-üz-Zührî, Hemmâm ibni Münebbih gibi dünyâya ilmi saçan meşhur âlimler yetişti. Halîfeler bütün bölgelere muallimler gönderirler, bunlar da Cuma günleri gittikleri bölgenin halkına dînî konularda ders verirlerdi.

Emevîler devrinde mîmârî alanındaki gelişmeler özellikle câmi ve mescitlerde görülmektedir. Fethedilen yerlerin bir çoğunda câmi ve mescitler inşâ ederken, bölgenin mîmârî kültüründen etkilendiler. Câmilere ilk minâre, Emevîler zamânında hazret-i Muâviye’nin emriyle Mısır’da yaptırıldı. Daha sonra Ömer bin Abdülazîz, Mescid-i Nebevî’yi yeniden yaptırarak, minâre ilâve etti. Halîfe Abdülmelik, 691 senesinde Kubbet-üs-sahrâ’yı inşâ ettirdi. Bu câmi günümüze kadar Ömer Câmii olarak biline gelmiştir. 705 senesinde Halîfe Velîd, Şam’da Emevî Câmiini yaptırdı. Bu câmide ilk defâ olarak yarım dâire şeklinde yapılmış bir mihrâb bulunuyordu. Ayrıca bu devirde, câmiler, etrâfında şadırvanlara ve küçük yapılara yer verilmeye başlandı.


Şam’daki Emevî Halîfeleri Hilâfet Sırası
Muâviye bin Ebû Süfyân .......................... 662
Yezîd bin Muâviye .................................... 680
Muâviye bin Yezîd .................................... 683
Mervân bin Hakem .................................. 683
Abdülmelik bin Mervân ............................ 683
Velîd bin Abdülmelik ................................ 705
Süleymân bin Abdülmelik ........................ 715
Ömer bin Abdülazîz.................................. 717
Yezîd bin Abdülmelik................................ 720
Hişâm bin Abdülmelik .............................. 724
Velîd bin Yezîd ........................................ 741
Yezîd bin Velîd ........................................ 744
İbrâhim bin Velîd ...................................... 744
Mervân bin Muhammed............................ 750


765-1031 yılları arasında Endülüs’te hâkimiyet kuran Emevî Hânedânı. Ed-Dâhil (Muhâcir)lakabıyla bilinen Abdurrahmân’dan îtibâren Üçüncü Hişam’la sona eren bu devlet, 275 sene yaşadı. Üçüncü Abdurrahmân’a kadar “Kurtuba Emirliği”diye adlandırılan devlete bu hükümdâr zamânında “Endülüs Emevî Hilâfeti” nâmı verildi. Hükümdâr, “Emîr-ül Mü’minîn” ünvânını aldı.

Endülüs Devletinin kuruluşu: Devletin kurucusu Abdurrahmân bin Muâviye bin Hişam bin Abdülmelik bin Mervân bin el-Hakem, Ebü’l-Muttarif künyesiyle tanınmaktaydı. Mührüne “Abdurrahmân Allah’a güvenir ve sığınır.” yazısını yazdırmıştı. Sûriye Emevî Devletinin yıkılması üzerine Fırat Irmağını geçerek Filistin’e kaçtı. Azatlı kölesi Bedir, kız kardeşini ve servetini kaçırarak onun yanına geldi. Abdurrahmân, Afrika vâliliğinin merkezi olan Kayrevan’a gitti. Burada gereken iltifâtı göremeyince, bir müddet de Zenâteler yanında misâfir kaldı. Abbâsî Devletinin kurulmasıyla Şam’dan ayrılıp, Endülüs’e yerleşen Emevîlerin varlığını haber alan Abdurrahmân, onlara mektup yazarak, kendilerini karşılamalarını ve yardım etmelerini söyledi. Orada bulunan Yemenlilerle de işbirliği yaptı. Yanında bin kadar Berberî olduğu halde Eylül 755 târihinde Gırnata’nın güneyinde ufak bir liman olan El-Münekkeb (Almunecar)e ayak bastı. Endülüs vâlisi olan Yûsuf el-Fihrî ile olan savaşta gâlip geldi. Abdurrahmân bundan sonra Kurtuba’ya giderek emirliğini îlân etti (756). Bu haberi duyan Emevî taraftarları akın akın bu ülkeye gelmeye ve onun devlet kurmasında yardımcı olmaya başladılar. Abdurrahmân’ın hükümdârlığı otuz üç yıldan fazla sürdü. Bu devrede Abdurrahmân kurduğu yeni devleti sağlamlaştırmak için bölgesindeki Müslümanları etrafında topladı. Kuvvetli bir ordu kurdu. Tarım ve sanâyi gelişti. Büyük bir ticâret filosu kurularak İstanbul’a kadar ticârî münâsebetler tesis edildi. Bu arada câmiler, yollar, şehir etrâfındaki surlar yaptırıldı.

Abdurrahmân’ın 787 senesinde vefâtından sonra, yerine oğlu Hişâm geçti. Hişâm önce iki kardeşi Abdullah ve Süleymân’ın ortaya çıkardığı karışıklığı bastırdı. İç âsâyişi sağladıktan sonra, orduları ile Narbone ve Celikiye üzerlerine seferler yaptı. Ayrıca tarım ve ticâretin gelişmesi için köklü tedbirlere başvurdu. Fakat 39 yaşında öldü. Yerine oğlu Hakem geçti. Hakem zamânında iç karışıklıklar baş gösterdi. Hakem bu karışıklıkları bastırmak için çaba gösterdi. Yerine geçen İkinci Abdurrahman devri de çeşitli iç karışıklıklarla geçti. Bunun zamânında devlet zayıfladı. 852 senesinde vefât edince yerine oğlu Muhammed geçti. Babasından daha sert tedbirlere başvuran Muhammed, kara ve denizden olmak üzere Celikiye üzerine geniş bir sefer hazırladı. Oğlu Münzir kumandasındaki kara birlikleri Batalyos’u aldılar.

886 senesinde ölünce yerini oğlu Münzir aldı. İlme meraklı ve âlimleri koruyan bu hükümdarın saltanatı kısa sürdü. Onun âdil idâresi sâyesinde halk oldukça sâkin bir devir geçirdi. Ölünce yerine kardeşi Abdullah melik oldu. Abdullah zamânında iç karışıklıklar yeniden baş gösterdi. Netîcede Abdullah bütün hâsımlarını boyun eğmek zorunda bıraktı. Yarı bağımsız hâle gelen Saragosa, Uclès, Huesca, Oscanoba, Ecija, Elvira ve Jaen (Ciyan) eyâletlerini, tekrar Kurtuba emirliğine bağladı.

Abdullah 912’de öldüğü zaman, babasının vasiyeti üzerine yerine torunu Üçüncü Abdurrahmân bin Muhammed’i yirmi üç yaşında iken emir yaptılar. Üçüncü Abdurrahman ve bundan sonraki devrelerde, târihinde bir daha erişemeyeceği siyâsî, iktisâdî ve fikrî üstünlüğün doruğuna ulaşan Endülüs, siyâsî güç ve medeniyet bakımından parlak devrini yaşadı. Üçüncü Abdurrahmân elli yıl süren saltanatının ilk seneleri iç huzuru sağlamakla geçti. 917’de İşbiyeli ve Camona Abdurahman’ı tanımak zorunda kaldı. 920 senesinde Asturia Kralı Ordonoa ve Hıristiyan ordusunu Semure denilen yerde hezîmete uğrattı. Bundan sonra Muez, Osma, Sam Esteban, Clunie ve Calahorro’yu ele geçirerek Pirenelere dayandı. 951’de Leon kralının ölümü üzerine çıkan taht kavgası da Abdurrahmân’ın bu ülkeler üzerinde otorite kurmasına yardım etti. Saneho ve Navarra Kraliçesi Totey, yardım talebinde bulunmak üzere Kurtuba’ya kadar geldi. Bu siyâsî temas Endülüs târihinde ilk defâ vukû bulan bir hareket olup, büyük bir başarıydı. Leon kralı on kadar kaleyi Abdurrahmân’a bırakıyor, karşılığında ise, onun askerî ve siyâsî desteğini sağlıyordu.

Abdurrahman donanmasını kuvvetlendirdi. 931 senesinde Sebte’yi fethederek, Mağrib’e el attı. Fas’a yayılmış olan Şiî çetelerini bu ülkeden çıkartarak Nakur ve Mağraveler’i kendine bağladı. Abdurrahmân 73 yaşında ölünce, yerine 961 senesinde oğlu İkinci Hakem geçti. Bu hükümdar babasının kurduğu düzeni titizlikle sürdürdü. Fıkıh ve tarih konularında bilginler arasında yer alan İkinci Hakem, ülkenin îmar edilmesi, ilim ve fikir hayâtının gelişmesi için büyük çaba sarf etmiş, sanat ve mîmârî eserlerin yaptırılmasında büyük gayretler göstermişti. Kurtuba Câmii ve Kurtuba şehrinden beş kilometre uzaklıkta yaptırılan yazlık şehrin güzelliği, bahçeleri dillere destan olmuştur. Bu şehre “Çiçek Şehri” mânâsına “Medînetüz-Zehrâ” ismi verildi.

Onun ölümünden sonra tahta vasiyeti üzerine on iki yaşındaki oğlu İkinci Hişâm çıktı. Hişâm yaşı küçük olduğundan idâreyi Mansur bin Ebî Âmir adlı nâibi üzerine aldı. Mansur ve ondan sonra oğlu Abdülmelik ve Abdurrahmân devlet üzerinde tam bir diktatörlük kurdular. Abdurrahmân’ın Galicia’da seferde olmasından faydalanan muhâlifler, İkinci Hişâm’ı tahttan indirerek, Muhammed bin Hişâm bin Üçüncü Abdurrahmân el-Mehdî’yi sultân ilân ettiler.

Bunun üzerine Kurtuba’ya dönen Abdurrahman’ı yakalayarak îdam ettiler. Bu olaylarla barış devri kapanarak, memleket anarşiye sürüklendi. Netîcede Kurtubalılar Mehdi’yi yakalayıp öldürerek 1010’da İkinci Hişâm’ı yeniden sultan îlân ettiler. Hişâm isyan eden Berberîlerle iyi geçinmek için gayret gösterdiyse de müsbet bir netîce alınamadı ve 1013’de tekrar tahttan indirildi. Süleymân bin Hakem tahta geçirildi. Bu da sükûneti sağlayamayınca, Sebte vâlisi Ali bin Hammûd’u çağırdılar. 1017’de tahta çıkan Ali bin Hammûd çok geçmeden öldürüldü. Bunun üzerine yeniden kargaşalık baş gösterdi. 1018’de Kasım bin Hammûd tahta çıktı. Merkezdeki bu kargaşalık üzerine vâliler kendi bölgelerinde bağımsızlıklarını îlân ettiler. Bunun üzerine Endülüs İslâm târihinde “Tavâif-i mülûk” (Beylikler devri) ortaya çıktı ve iç çekişmeler devleti yıprattı. Endülüs Emevîlerini bir bayrak altında toplamak için son gayreti gösteren Beşinci Abdurrahmân’ın oğlu Ümeyye 1031’de tekrar Kurtuba’ya girerken yakalandı ve öldürüldü. Parçalanan bu devlet az sonra Cevherîler tarafından tâbi beylik hâline getirildi. Hıristiyan devletler bu beylikleri kısa zamanda yıkmakta güçlük çekmediler. Bunlardan yalnız “Benî Ahmer” devleti 1492 yılına kadar yaşayabildi.

Emevîler, İslâm dînini, İspanya’dan Avrupa’ya soktu. Fas, Kurtuba ve Gırnata üniversitelerini kurup, batıya ilim ve fen ışıkları saldı. Hıristiyanlık âlemini uyandırıp bugünkü müsbet ilerlemenin temelinin atılmasına sebeb oldu. Dünyâ üzerindeki ilk üniverside Fas’ın Fez şehrinde bulunan Kayrevan Üniversitesi idi. Bu üniversite 859 (H.244) yılında kurulmuştu. İlme ve âlimlere çok değer verilirdi. Bunun için Endülüs’te ilim ve fen çok ilerledi. Saraylar ve devlet dâireleri birer ilim kaynağı oldu. Her memleketten ilim öğrenmek için Kurtuba’ya akın akın toplandılar. Kurtuba’da büyük ve mükemmel bir tıp fakültesi kuruldu. Avrupa’da ilk defa yapılan Tıp Fakültesi budur. Avrupa kralları ve devlet adamları, tedâvi için Kurtuba’ya gelir, gördükleri medeniyete, güzel ahlâka, misâfirperverliğe hayrân kalırlardı. Kurtuba’da altı yüz bin kitap bulunan bir kütüphane yapıldı. Ayrıca emsâli pek az bulunan ince sanatlı saraylar, câmiler, bahçeler meydana getirildi.

Birçok ilimlerin bilhassa tıp ve astronominin temelleri atıldı. Endülüs emevîleri devrinde yetişen âlimlerden bâzıları şunlardır:Muhyiddîn-i ibni Arâbî, Kâdı Ebû Bekr ibni Arabî, Nûreddîn Batrûcî (Bkz. Batrûcî), meşhur müfessir Ebî Abdullah bin Muhammed Kurtûbî. Son zamanlarda İslâm ahlâkını, İslâmiyetin emirlerini bıraktıklarından, hattâ Ehl-i sünnet îtikâdından ayrıldıkları için, Pirene Dağlarını aşamadılar. Parçalandılar ve yıkıldılar. Endülüs Devleti yıkılmasaydı, felsefeci İbnür Rüşd’ün ve İbn-i Hazm’ın İslâmiyete uymayan fikirleri din ve îmân hâlini alıp, dünyâya yayılacaktı. Böylece İslâmiyete pek büyük zarar verilecekti.


ENDÜLÜS EMEVÎ SULTANLARI
Sıra No İsim Doğum Târihi Tahta Çıkışı Vefâtı
1 Abdurrâhman bin Muâviye bin Hişâm bin Abdülmelik............................728 (H.110) .......... 756 (H. 138) ........(H.170) 787
2 Hişâm bin Abdurrahmân ......................759 (H.142) .......... 787 (H. 170) ........(H.180) 796
3 Hakem bin Hişâm.................................. 771 (H.154) .......... 796 (H. 180) ........(H.239) 852
4 Abdurrahmân bin Hakem ......................792 (H.176) .......... 821 (H. 206) ........(H.239) 852
5 Muhammed bin Abdurrahman ..............823 (H.208) .......... 852 (H. 239) ........(H.273) 886
6 Münzir bin Muhammed........................................ (?) .......... 886 (H. 273) ........(H.295) 908
7 Abdullah bin Muhammed ......................872 (H.258) .......... 908 (H. 295) ........(H.300) 912
8 Abdurrahman Nasır bin Muhammed bin Abdullah ......................890 (H.277) .......... 912 (H. 300) ........(H.350) 961
9 Hakem bin Abdurrahmân .................................... (?) .......... 961 (H. 350) ........(H.366) 977
10 Hişam bin Hakem.................................. 962 (H.351) .......... 977 (H. 366) ......(H.403) 1013
11 Muhammed Mehdi bin Hişam bin Abdül Cebbar bin Abdurrahmân Nasr ................ (?) ........ 1009 (H. 399) .......... (?)
12 Hişam bin Hakem (ikinci defâ tahta çıkışı) ...................................... (?) ........ 1009 (H. 399) ......(H.403) 1013
13 Süleyman bin Hakim bin Süleymân bin Abdurrahman Nâsır ............................... (?) ........ 1013 (H. 403) ......(H.407) 1017
14 Ali bin Hamûd bin İmâmı Hasan.......................... (?) ........ 1017 (H. 407) ......(H.408) 1018
15 Kâsım bin Hamûd................................................ (?) ........ 1018 (H. 408) ......(H.412) 1021
16 Yahyâ bin Ali ...................................................... (?) ........ 1021 (H. 412) ......(H.413) 1022
17 Abdurrahmân bin Hişam bin Abdülcebbar ...................................... (?) ........ 1022 (H. 413) ......(H.413) 1022
18 Muhammed bin Abdurrahmân Abdullah bin Abdurrahmân Nasır ........................ (?) ........ 1022 (H. 413) ......(H.414) 1022
19 Hişâm bin Abdülmelik bin Abdurrahmân Nâsır ............................................ (?) ........ 1027 (H. 418) ......(H.422) 1031


On iki ve on üçüncü yüzyıllarda merkezi Erbil olmak üzere Kuzey Irak ve Güneydoğu Anadolu’da Zeyneddîn Ali Küçük bin Begtigin tarafından kurulan beylik. Bunun için Begtiginliler de denilmektedir. Zeyneddîn Ali, Musul atabeglerinden İmâdeddîn Zengî’nın kumandanlarından idi. İmâdeddîn Zengi, 1131 senesinde Erbil’i ele geçirince, bölgeyi Zeyneddîn Ali’ye verdi. 1144 senesinde Musul nâibliğine tâyin edilen Zeyneddîn Ali, Zengi’nin ölümünden sonra, onun evlâdını ve hükûmetini koruyanların başında yer aldı. Elindeki kuvvetlere rağmen velînimetine sadakât göstererek, Zengi’nin oğlu Seyfeddîn’e ve onun ölümünden sonra da Kutbeddîn’e bağlı kaldı. Erbil, Şehrezûr, Tikrit, Sincâr, Musul ve Harran gibi şehirler onun hâkimiyetindeydi. Ömrünün sonlarına doğru Zeyneddîn Ali, oğlunun Erbil’de yerine geçmesini emniyet altına alarak, idâresi altındaki yerleri Musul Atabegi Kutbeddîn’e bıraktı. Cesur, âdil, cömert ve ilim sâhiplerinin koruyucusu bir zât olan Zeyneddîn Ali, 1168 senesinde Erbil’de vefât etti.

Zeyneddîn Ali’nin yerine on dört yaşındaki Gökböri geçti. Fakat Erbil vâlisi ile arası açık olduğundan, vâli Kaymaz onu ülkeden uzaklaştırıp, yerine kardeşi Zeyneddîn Yûsuf’u geçirdi. Gökböri, Musul Atabegi İkinci Seyfeddîn Gâzî’nin hizmetine girdi. Bunun üzerine Gökböri’ye iktâ olarak Harrân bölgesi verildi. 1183 senesinde düşmanı olan vâli Kaymaz, Musul vâliliğine getirilince, Gökböri, Selâhaddîn Eyyûbî’ye tâbi oldu. Selâhaddîn-i Eyyûbî, kız kardeşi ile evlendirerek, Urfa ve Samsat’ın idâresini ona verdi. Gökböri, Selâhaddîn-i Eyyûbî’nin Haçlılara karşı yaptığı savaşlarda Sûriye ile Filistin’in zabtında önemli rol oynadı.

Erbil hâkimi olarak görünen Zeyneddîn Yûsuf’un ilk devrelerinde yönetim, fiilen vâli Kaymaz’ın elindeydi. Kaymaz, Musul’a vâli tâyin edilince, Yûsuf, Atabegliğin idâresini ele aldı. Onun da 1190 yılında ölümü üzerine Muzafferüddîn Gökböri, Atabegliği tekrar eline geçirdi.

1193 senesinde Selâhaddîn-i Eyyûbî’nin ölümüne kadar Eyyûbîlere bağlı kalan Gökböri, önce Zengîlerin Musul kolunu zayıf düşürmeye çalıştı. Bu hususta Eyyûbîler ile ittifak kurdu. Ahmedîlilerden Alâeddîn Kara Sungur ile birleşerek, İldeniz Atabegi Ebû Bekr bin Pehlivan’ın idâresindeki Âzerbaycan’a sefer düzenledi. Fakat Irak-ı Acem hâkimi Şemseddîn Aydogmuş’un müdâhalesi ile geri döndü. Sonraları genişleme siyâseti gütmekte olan Eyyûbîleri tehlikeli görmeye başladı ve onlara karşı olan ittifaklarda yer aldı. Musul’da idâreyi ele geçiren Atabeg Bedreddîn Lü’lü ile mücâdele etti. 1220 senesinde Moğol tehlikesiyle karşı karşıya kalan Gökböri, Celâleddîn Harezmşâh’a tâbi oldu ise de ülkesini tahrib olmaktan kurtaramadı. 1232 senesinde Erbil’de vefât eden Gökböri, erkek evlâdı olmadığından, ülkesinin halîfeye verilmesini vasiyet etti. Onun ölümü üzerine, Bağdat’taki Abbâsî halîfesinin kuvvetleri Erbil’e gelerek şehri teslim aldılar.

Erbil Atabegliğinde Muzafferüddîn Gökböri, kültür ve îmâr faâliyetlerinin yanısıra, sosyal yardım müesseseleri kurmakla da dikkati çekti. Câmiler, hankâhlar, medreseler ve hastahâneler yapdırdı ve bunların masrafını karşılamak için vakıflar tahsis etti. Erbil surlarını tâmir ettirdi. Çarşılar yaptırıp sokakları düzelttirerek, Erbil’i büyük bir şehir haline getirdi. Bir kültür ve sanat merkezi olan Erbil’de heryıl Resûlullah efendimizin doğum günü muhteşem merâsimlerle kutlanırdı. Dörtbir taraftan gelen âlimler, insanlara vâz ve nasihat eder, mevlid merâsimlerine ayrı bir renk verirlerdi.

Gökböri, Haçlılarla bizzat savaşmasının yanında, esir düşmüş Müslümanları da fidyesini vererek kurtarırdı. Yaptırdığı hastahâneyi haftada iki defâ ziyâret eder, hastaların muhtaç akrabâlarına nafaka gönderirdi. Bir dul hanımlar evi ile yetimhâne yaptırdı. Annesiz süt çocuklarına süt anneleri tuttu. İlim sâhiplerini göseten Muzaffereddîn Gökböri’nin sarayında Mübârek bin Ahmed, Erbil Târihi’ni, İbn-i Hallikân Vefeyât-ül-A’yân’ını yazdı.

Erbil Atabeglerinde, Büyük Selçuklulara benzer bir teşkilâtın bulunduğu anlaşılmaktadır. Hükümdâr ile hükûmet arasındaki irtibâtı temin eden görevlilere hâcib, bunların başkanlarına da hâcib-ül-hüccâb denirdi. Saray teşkilâtında hâcib-ül-hüccâb’dan sonra en yetkili görevli üstâd-üd-dâr idi. Bu şahıs saraya âit umûmî masraflardan ve mutfağın denetiminden mesuldü. Sarayın ve hükümdârın korunması ile görevli muhâfız birliği olan cândârların reisine emîr-i cândâr denirdi. Beyliğin en önemli işlerinin görüldüğü bir büyük dîvân vardı. Bu dîvânın vezir dışındaki üyeleri; müstavfî, müşrif, münşî ve ârız-ül-ceyş idi.

Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
3 Ramazan 1438
Miladi:
29 Mayıs 2017

Söz Ola
Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payitahtı olmalıdır.
Fatih Sultan Mehmed Han
Osmanlılar Twitter