Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


Hindistan’ın Cavnpûr bölgesinde 1394 senesinde Melik Server adında bir bey tarafından kurulan devlet.

Tuğluk Sultânı Mahmud, Delhî’nin doğusunda ayaklanan Hindûlara karşı Melik Server’i gönderdi. Bölgede sükûneti sağlayan Melik Server, Sultân-üş-Şark ünvânıyla Cavnpûr’da bağımsızlığını ilân etti. Kısa zamanda topraklarını genişletti. Tîmûr’un Hindistan Seferi sırasında tarafsız kaldı. Fakat o sene vefât etti (1399). Yerine evlâtlığı Melik Karanfil geçti. Melik Karanfil, Mübârek Şâh ünvânını alarak kendi adına hutbe okuttu ve para bastırdı.

Mübârek Şâh, 1402’de ölünce, yerine kardeşi İbrâhim geçti. Sultan İbrâhim’in ilk zamanları karışıklıklarla geçti. Hindû Kralı Raca Ganeş Müslümanlara çok baskı yapıyordu. Bu baskıyı kaldırmak için Şeyh Kutb-ül-Âlem’in isteği üzerine (1409-1414) Bengâl’e yürüdü. Raca Ganeş, oğlunu İslâmiyeti öğrenmesi için Şeyh Kutb-ül-Âlem’e gönderince seferden geri döndü.

Sultan İbrâhim dînine çok bağlı olup, âlimleri ve edipleri korurdu. Cavnpûr’da büyük kapılarıyla meşhur Atala Câmiini yaptırdı.

İbrâhim Şahın 1436 senesinde ölümü üzerine oğlu Mahmud Şah tahta geçti. Mahmud Şâh zamânında Delhi ile Cavnpûr arasında uzun süren harpler başladı. Bu savaşlara Behlül Lûdî’nin Multan’ı almak için sefere çıkması sebeb oldu. Behlül Lûdî seferdeyken, onu istemeyen bâzı beyler, Mahmud Şahı Delhi’ye dâvet ettiler. Mahmud Şah da Delhi’yi kuşattı. Seferde olan Behlül bunu haber alınca, sür’atle geri döndü. Mahmûd Şahın ordusunu bozguna uğratarak Delhi’yi kurtardı. 1457 senesindeki bir harpte Mahmud Şâh öldü. Yerine oğlu Muhammed geçti. Muhammed kısa bir süre sonra tahttan indirilerek yerine kardeşi Hüseyin geçirildi.

Hüseyin Şah, Multan’daki Seyyid Hânedânının son hükümdârı Âlem Şahın dâmâdıydı. Tahta çıkınca, Behlül ile dört senelik bir anlaşma yaptı. 1466-67 senesinde babasının intikâmını almak için, büyük bir orduyla harekete geçerek Gvalyar’a kadar fethetti.

1473 senesinde karısı Celîle’nin teşviki üzerine 140.000 atlı, 1400 filli büyük bir orduyla Delhi üzerine yürüdü. Delhi havâlisinin tamâmını ele geçirdi. Behlül’ün elinde yalnız Delhi kaldı. Behlül, başka yerden yardım alamayınca, barış istedi. Hüseyin Şah, sulh teklifini kabul etmedi. Behlül’ün ordusu 18.000 kişiydi. İki ordu Cemre Nehrinin iki yakasında bir müddet karşılıklı beklediler. Hüseyin Şah, önlerinde yer alan nehre güvenerek birliklerini etrâfı yağma için gönderince, Behlül bunu fırsat bilip, nehri geçerek Hüseyin Şahın ordugâhını bastı. Hüseyin Şâh, harp meydanından kaçtı.

Hüseyin Şâh birkaç defâ Delhi üzerine yürüdü ise de hepsinde mağlub oldu. En sonunda Behlül Lûdî, Cavnpûr şehrini ve ülke topraklarını eline geçirdi. Kendi oğlu Barbey’i 1479 senesinde Cavnpûr’un idâresi ile görevlendirdi. Böylece Cavnpûr Devleti ortadan kalkmış oldu. Ülke de Delhi’ye bağlandı. Delhi ve Bengal Sultanlıkları arasında bulunan Cavnpûr Sultanlığı, kuvvetli bir Müslüman devletiydi. Başta bulunan sultanlar, İslâmiyetin yayılmasında önemli rol oynadılar. Cavnpûr, doğunun Şîrâz’ı diye meşhur oldu. Bilhassa İbrâhim Şah zamânında Cavnpûr’da İslâmî mîmârînin güzel bir mahallî ekolü gelişti.


Cavnpûr Şarkî Sultanları Tahta Geçişi
Melik Server ................................................ 1394
Mübârek Şah................................................ 1399
İbrâhim Şah.................................................. 1402
Mahmud Şah................................................ 1440
Muhammed Şah .......................................... 1457
Hüseyin Şah ...................................... 1458-1479



İlhanlılardan sonra Irak ve Âzerbaycan’da hâkimiyet kuran Türkleşmiş Moğol Hânedânı.

Celâyirlilerin ataları, Cengiz Hana ilk yıllarında büyük yardımlar yapmış ve bunlardan bâzıları mühim devlet kademelerine yerleşmişlerdi. Celâyirlilerden Emir Hasan Büzürg, İlhanlıların ileri gelen komutanlarındandı. İlhanlı Sultanı Ebû Saîd’in ölümü ile çıkan karışıklıktan istifade ederek devletin idaresini eline geçirmeye çalıştı. 1340 yılında Bağdat’ta bağımsızlığını ilân etti.

1356 yılında ölünce yerine oğlu Şeyh Üveys geçti. Üveys, Âzerbaycan ve Tebriz’i peşinden de Musul ve Diyarbekir’i ele geçirdi (1364). Celâyirli Devleti en geniş sınırlarına ulaştı. Şeyh Üveys’in vefatı üzerine yerine oğlu Hüseyin geçti (1374). Muzafferîler ve Karakoyunlularla mücadele eden Sultan Hüseyin, kardeşi Ahmed tarafından 1382’de öldürülmesi üzerine iç karışıklıklar başladı. Sultan Ahmed Âzerbaycan ve Irak’ı, diğer kardeşi Bâyezîd de Irak-ı Acem ve Doğu Anadolu taraflarını alarak ülkeyi paylaştılar. Fakat 1393’te, Timur Han, Bağdat üzerine yürüyüp Sultan Ahmed’i kaçırttı. Memluk hâkimiyetindeki Şam’a sığınan Sultan Ahmed, bilahare Bağdat’a geri döndü. Timur’un tekrar gelmesi üzerine Osmanlılara sığındı (1400). Timur Hanla Yıldırım Bâyezîd Hanın arasının açılmasına sebeb oldu.

Ankara Savaşı (1402) sonrasında Şam’a sığındı ise de,Timur Hanın baskısı ile Karakoyunlu hükümdarı Kara Yusuf’la birlikte hapsolundu. İki sultan, hapiste dostluklarını ilerletip, ülkelerinin sınırlarını tesbit ettiler. Serbest bırakıldıktan bir süre sonra Timur Hanın vefat etmesi (1405) üzerine çıkan karışıklıklardan istifadeyle ülkelerine döndüler. Bir süre devam eden iki sultanın dostluğu bir yaylak meselesinden dolayı açıldı (1410). Yapılan savaş neticesinde Ahmed Celayir’i esir alan Kara Yusuf, onu çocukları ile birlikte öldürttü. Bağdat’ta Şah Mahmud adında bir çocuk Celâyirli tahtına geçirildi ise de Karakoyunlular, Bağdat’ı da ele geçirip Celâyirli hâkimiyetini ortadan kaldırdılar (1411).

Celâyirlilerin bir kolu, Irak-ı Arap’ta bir müddet hükümran olduysa da, Karakoyunlu istilası neticesi hayatiyetleri sona erdi (1432). Celâyirliler döneminde İlhanlı istilası sırasında yakılıp yıkılan Bağdat yeniden îmâr edildi. Yapılan güzel eserlerle şehir, tekrar ilim merkezi olmaya başladı. Emir Hasan’ın başlattığı Mircâniye Medresesinin inşaatı, Şeyh Üveys zamanında tamamlandı. Türk unsurlar, Irak’ın her tarafına yayıldı. Ülkede Türkçe, Arapçadan sonra ikinci dil oldu. Şâirler ve edipler, Celâyirli sarayında toplandılar. Celâyirli idarî teşkilâtı, devamı oldukları İlhanlıların idârî teşkilatının aynısı idi. (Bkz. İlhanlılar)


Celayirli Hükümdarları Saltanatı
Tâceddîn Hasan Büzürg ...................... 1336-1356
Birinci Üveys ........................................ 1356-1374
Celâleddîn Hüseyin .............................. 1374-1382
Gıyâseddîn Ahmed .............................. 1382-1410
Şah Mahmud........................................ 1410-1411


Çağatay ülkesi olarak da anılan Batı ve Doğu Türkistan ile Mâverâünnehr topraklarında Çağatay Hanın kurduğu devlet.

Çağatay, Cengiz Hanın eşi Börte Uçin’den olma ikinci oğludur. Cengiz Kânunu’nu en iyi bilen ve tatbik edendir. Diğer kardeşleri ile birlikte babasının Çin, Harizm seferlerine katılıp, Çin, Afganistan ve Hindistan’a gitti. Cengiz Han 1227 senesinde ölünce yerine kardeşi Ögedey hükümdâr oldu. Çağatay ise, babasının ölümünden sonra savaşlara katılmadı. Uygur ülkesi ile Semerkant, Buhârâ arasındaki ülke onun hâkimiyeti altındaydı. Moğol Kânunu’nu iyi bildiği için, Moğollar arasında îtibârı fazlaydı. İslâmiyete düşman olup, Müslümanları sevmezdi. İslâmî usûlde hayvan kesmeyi ve gusl abdesti almayı yasaklamıştı. Kardeşi Ögedey’in ölümünden sonra hastalandı. Doktorlar hastalığına çâre bulamayınca, Moğol âdeti gereğince 1241’de îdâm edildi.

Çağatay’ın ölümünden sonra sırasıyla Mütegenimoğlu Kara Hülâgü ve Kağan Göyük (1246-1248) ve daha sonra da Çağatay’ın oğullarından Yişü Müngke başa geçti. 1251 senesinde karışıklıklar çıktı. Batıda Batu Kağan, kendi adına para bastırarak Müngke’nin iktidârını böldü. Yişü Müngke’nin 1259’da ölmesinden sonra, Çağatay’ın torunu Algu, iktidâr mücâdelesinden faydalanarak Afganistan ve Harizm’e hâkim oldu. Saltanatını daha da kuvvetlendirerek Arık Baka’yı yenince, Orta Asya’nın tek hâkimi oldu. Algu’nun 1266’da ölmesiyle Ögedey’in oğullarından Kaydu kağan olup, 1301 yılına kadar Çağatayları idâre etti. Ölümüyle önce oğlu Çopar, daha sonra 1307 senesinde de Barak Hanın oğlu Duva başa geçti.

Duva, Çağatay Hanlığının gerçek kurucusu kabul edilmektedir. Yerine oğlu Kebek hükümdâr oldu. Bunun zamânında ilk Çağatay parası basıldı. 1326’da kardeşi Tarmişirin başa geçti. Bu hükümdâr İslâm dînini kabul ederek Alâeddîn adını aldı. Doğuda Cengiz Kânunu’na bağlı olan Çağataylar, Alâeddîn’e karşı ayaklandılarsa da İslâmiyetin Çağatay ülkesinde yerleşmesini engelleyemediler. Zâten güç dengesi de Türklerin tarafına kaydığından, Çağatay soyu müessiriyetini gittikçe kaybetti. Alâeddîn Hanın ölümünden sonra 1370 târihine kadar Türk Beyleri Çağatay prenslerini kukla hâline getirdi. Timur Han zamânında bâzı Çağatay prenslikleri varsa da, 16. yüzyılda Özbekler tarafından bunlar da Mâverâünnehr’den atılmışlardır.

Çağatay Hanlığı Hânedânını bâzı araştırmacılar Türk olarak göstermekteyseler de, Cengiz Hanın Moğol soyundan geldiğini bütün kaynaklar yazmaktadır. Çağatay ve sonraki idârecileri de Cengiz’in torunlarıdır. Böyle olmasına rağmen şu bir gerçektir ki, ülkede Türk nüfûsu bulunmaktaydı. Ülke daha sonra da Türk hâkimiyetine girip Türkleştiği gibi, İslâm dîni de yayılmıştır.

Çağatay dili ve edebiyâtı: Çağatay’ın adına nisbetle verilmiş, Ali Şir Nevâî (1441-1501) ile onu takib eden Asya şâirlerinin kullandıkları edebî Türk lehçesine ve bu dille yazılmış eserlere Çağatay adı verilmektedir. Eski ve yeni doğulu batılı dil bilginleri Çağatayca kelimesini kullanmaktadır. Çağatayca; Çağatay, İlhanlı ve Altınordu devletlerinin ilim çevrelerinde 13 ve 14. yızyıllarda gelişerek, 20. yüzyılda Özbek edebiyâtının meydana gelmesine kadar devâm eden Doğu Türkçesidir. (Bkz. Türk Edebiyâtı)



On üçüncü asırda Kastamonu ve çevresinde faaliyet gösteren Türkmen beyliği. Beyliğin kurucusu Hüsâmeddîn Çoban Bey, Kayı boyuna mensub olup, Anadolu Selçuklu Devletinin ileri gelen devlet adamlarından biriydi. Bunun isminden dolayı, kurduğu beyliğe, Çobanoğulları beyliği denildi. Hüsâmeddîn Çoban, Birinci İzzeddîn Keykâvus’un sultanlığı sırasında Bizans’a karşı düzenlenen seferlere katıldı. Birinci Alâeddîn Keykûbâd tahta çıkınca, bağlılığını arz etti.

Moğollar 1223 (H.620) Kıpçak ilini işgâl edince, bunu fırsat bilen Rumlar, Kırım sâhilindeki Suğdak şehrini kontrolleri altına aldılar. Sultan Alâeddîn Keykûbât, Hüsâmeddîn Çoban’ı Suğdak’ı zaptetmek için vazîfelendirdi. Hüsâmeddîn Çoban da sefere çıkarak Suğdak’ı zaptetti. Kıpçak hanının ve Rus hükümdârının Sultan Alâeddîn’e itâatini sağladı. 1227 senesinde Kastamonu’ya döndü. Ölümünden sonra yerine oğlu Alp Yürek geçti. Alp Yürek hakkında fazla bilgi bulunmamaktadır.

Alp Yürek’ten sonra yerine oğlu Muzafferüddîn Yavlak Arslan geçti. Yavlak Arslan zamânında Anadolu’da birçok karışıklıklar oldu. Yavlak Arslan, İlhanlılara muhâlefete başladı. Bunun üzerine İlhanlı hükümdârı Geyhatu, bir Selçuklu-Moğol ordusunu Kastamonu’ya gönderdi. Yapılan muhârebede Yavlak Arslan öldü. Selçuklu Sultânı İkinci Mes’ûd, bu muhârebede kendisine büyük yardımı dokunan Şemseddîn Yaman Candar’a Kastamonu ve havâlisinde Eflânî’nin idâresini verdi. Yavlak Arslan’dan sonra yerine oğlu Mahmud Bey geçti. Mahmud Bey zamânında Bizans topraklarına akınlar düzenlendi. Sakarya Nehrinin civârına kadar olan yerler fethedildi. Ancak 1309 senesinde Candaroğlu Süleymân Paşa bir baskın ile Kastamonu’yu fethederek Çobanoğulları Beyliği’ne son verdi.

Çobanoğulları devrinde Kastamonu ve çevresinde îmâr ve kültür faâliyetleri gelişti. Memleketlerine gelen âlimlere büyük önem verdiler. Meşhûr âlim Kutbûddîn Şîrâzî, İhtiyârât el-Muzafferî isimli astronomi kitabını Yavlak Arslan için yazdı. Nüzhet-ül-Küttâp, Kavâ’id-ür-Resâ’ıl adlı eserler bu devirde yazıldı. Bu devirdeki en muhteşem yapı ise; Taşköprü’deki Muzafferüddîn Yavlak Arslan Medresesi külliyesidir.


ÇOBANOĞULLARI Tahta Çıkışı
Hüsâmeddîn Çoban (Yaklaşık) .............. 1227
Hüsâmeddîn Alb Yürük ................................ ?
Muzafferüddîn Yavlak Arslan ...................... ?
Nasireddîn Mahmud Bey........................ 1297
Candaroğulları Hâkimiyeti ...................... 1309


1071-1178 yılları arasında Sivas, Malatya, Kayseri,Tokat,Amasya ve civârında hüküm süren bir Türkmen hânedânı.

Dânişmendliler beyliğinin kurucusu Gümüştekin Dânişmend Ahmed Gâzi, âlim ve fazîletli bir zâttı. Bir rivâyete göre Kutalmışoğlu Süleymân Şahın dayısıydı.

1063 yılından îtibâren Sultan Alparslan’ın hizmetine giren Dânişmend; ilmi, cesâreti ve yiğitliğiyle onun dikkatini çekmiş ve en güvenilir emirleri arasında yer almıştır.Malazgirt Savaşına da katılan Dânişmend Ahmed Gâzi, zaferin kazanılmasında önemli rol oynadı. Sultan Alparslan savaşa katılan emirlerinden Anadolu’da fetihlerde bulunmalarını istemiş ve fethedecekleri yerlerin kendilerine ıktâ edileceğini bildirmişti. Zaferi müteâkip fetihlere girişen beyler, Anadolu’nun muhtelif şehirlerini zaptederek buralarda kendi adlarıyla anılan beylikler kurmuşlardı. Danişmend Ahmed Gâzi de zaferden sonra Bizanslılardan Sivas’ı aldı ve Dânişmendli Hânedânını kurdu (1071).

Sivas’ı bir üs olarak kullanan Dânişmend Gâzi; Çavuldur, Tursan, Kara Doğan,Osmancık, İltekin ve Karatekin adlı emirleriyle Amasya, Tokat, Niksar, Kayseri, Zamantı, Develi ve Çorum’u fethederek beyliğine kattı. Dânişmend Ahmed Gâzi daha çok Haçlılar ve Rumlara karşı yaptığı cihâd hareketleriyle meşhur oldu. 1097 yılında İznik’i kuşatan ve zapteden Haçlılara karşı Sultan Birinci Kılıçarslanla birlikte Eskişehir’de büyük bir meydan muhârebesine girdi. Binlerce Haçlı askerinin ölümüyle netîcelenen savaşta Kılıçarslan ve Dânişmend Gâzi düşman kuvvetlerinin çokluğunu düşünerek geri çekildiler. Bundan sonra vur-kaç taktiğini kullanan Türkler, Haçlıların Antalya’ya ulaşıncaya kadar büyük bölümünü yok ettiler. Dânişmend Ahmed Gâzi, 1098 senesinde büyük bir orduyla Sivas’tan Malatya üzerine yürüdü ve şehri kuşattı. Üç yıl devâm eden kuşatma sonunda Dânişmend Gâzi’ye mukâvemet edemeyeceğini anlayan Gabriel, Antakya Prensi Bohemond’dan yardım istedi. Karşılığında da, Malatya’yı ve güzelliğiyle meşhur kızı Morfia’yı vermeyi teklif etti. Bunu fırsat bilen Bohemond, pekçok Haçlı reislerini ve bir kısım Ermeni prenslerini toplayıp, Malatya’ya hareket etti.Haçlıların topraklarına gelişlerini önce memnûniyetle karşılayan Ermeniler, zulümlerini görünce endişeye düştüler ve durumu DanişmendAhmed Gâzî’ye haber verdiler. Bohemond kuvvetleri Malatya’yı Aksu Vâdisinden ayıran dağlık bölgeye girdiğinde pusuda beklemekte olan Danişmend Gâzî’nin askerlerince kuşatıldı, çok kısa süren çetin bir savaştan sonra, Haçlı ordusu imhâ edilirken Müslümanlara zulümleriyle meşhur olan Bohemond ve ileri gelen adamları esir alındı. Dânişmendlilerin Haçlılara karşı kazandıkları bu muhteşem zafer, bütün Müslümanları çok sevindirdi. Bohemond gibi bir kontun Müslüman Türkler tarafından esir edilmesi ise Haçlıları derin bir üzüntüye soktu. Ayrıca Dânişmendlilerin şöhretini arttırdı. Gümüştekin Dânişmend, 1100 (H.494) senesinde kazandığı bu zaferden sonra, Sivas’a döndü.

Gümüştekin Ahmed Gâzî bundan sonra Rumlar elinde bulunan Malatya üzerine yürüdü ve kısa bir süre içerisinde şehri fethetti (1101). Ahmed Gâzî, sıkıntı içindeki Malatya halkına kendi ülkesinden buğday ile zirâat için, öküz ve diğer ihtiyâçları getirterek halka dağıttı. Önceleri zulüm altında inleyen Malatya halkı, bu davranışa memnûn ve hayran kaldılar. Pekçoğu İslâmiyeti kabul etti. Dânişmend Gâzî elinde esir bulunan Bohemond’u iki yüz altmış bin dînar karşılığı serbest bıraktı. Ancak bu hareketi Kılıçarslan’la arasını açtı. Maraş civârında yapılan savaşta mağlûb olan Dânişmend Ahmed Gâzî, 1105 yılında vefât etti. Beyliğin başına, 1105’ten 1134 senesine kadar hüküm süren oğlu Emir Gâzi geçti. Dânişmend Gâzi’nin vefâtından istifâde eden Birinci Kılıçarslan, Malatya’yı ele geçirdi. Emir Gâzi Rükneddîn Mes’ûd’un kızıyla evlenip dâmâdı oldu. (Bir rivâyette ise kayınpederi oldu.) Emîr Gâzi zamânında Dânişmend ülkesi Fırat ve Sakarya’ya kadar uzandı. Kısa zamanda Kastamonu’yu alıp, Bizans’ın eline geçen topraklarını kurtardı. Başarılarından dolayı Büyük Selçuklu Devleti sultânı, Sultan Sencer’in ve Abbâsî Halîfesinin takdirlerini kazandı. Abbâsî halîfesi onun melikliğini bir fermânla tasdik edip, ayrıca dört siyah sancak, bir kös ve çeşitli hediyeler gönderdi. Bunları getiren elçiler yanına ulaştıkları sırada, Emîr Gâzi ağır hastaydı.

Emîr Gâzinin vefâtından sonra 1134 yılında yerine oğlu Mehmed, emir oldu ve 1146 senesine kadar saltanat sürdü. Melik Mehmed, fetih hareketlerinden geri kalmadı ve Finike’ye kadar uzandı. Bizanslıları yendi, Sivas’ı başşehir yaptı. Vefât edince Kayseri’de bir medreseye defnedildi ve yerine büyük oğlu Zünnûn geçti. Ancak kardeşi Sivas Emîri Yağıbasan, emirliğini tanımadı ve kendi melikliğini îlân etti. Duruma hâkim olan Yağıbasan, 1146’dan 1164 senesine kadar hüküm sürdü. İstanbul’a sefere çıktı, fakat başarılı olamadı.Yağıbasan zamânı, beyliğin Selçuklularla münâsebetlerinin en bozuk olduğu bir dönemdir.Yağıbasan, dışta Selçuklularla, içte de kardeşleriyle çarpıştı. Ağabeyi Zünnûn Kayseri’yi,Yağıbasan da Malatya’yı ele geçirmişti. Selçuklularla münâsebetlerini bozan ve Saltuklularla da iyi geçinemeyen Yağıbasan, 1164 senesinde Kayseri’de vefât etti. Oldukça karışık bir dönem yaşayan Danişmendliler, yine de kültür faaliyetini devâm ettirdiler. Sivas ve Niksar’da medreseler kurdular. Yaptıkları medreseler, târihe ilk kubbeli medreseler olarak geçti.

Danişmendli Hükümdârı Yağıbasan’dan sonra bunun kardeşi İsmâil, gençliğinin ilk yıllarında bir müddet emirlik yaptı. Bundan sonra Zünnûn tekrar melik oldu. 1175 senesinde Danişmendliler beyliği sona erdi. Toprakları İkinci Kılıçarslan tarafından Selçuklu topraklarına katıldı. Danişmendlilerden bir kol, Malatya’da bir müddet daha hüküm sürdü. Fakat bunlar da, 1178 senesinde Selçuklu Sultânı İkinci Kılıçarslan tarafından Selçuklu ülkesine katıldı. Böylece Danişmendli Beyliği târihe karışmış oldu. Ancak bu beylikten pekçok emir Anadolu Selçuklularına itaat edip, onlar safında hizmete devâm ettiler.Anadolu’da bir asra yakın hüküm süren Danişmendliler, büyük şehirlerde câmiler, medreseler ve pekçok hayır eserleri yaptırmışlardır. Bu eserlerin zamanla tâmirler sebebiyle husûsiyeti değişmiştir.Yaptıkları eserler, plân îtibâriyle 13. yüzyıl Anadolu mîmârisi için dikkat çekicidir.


DÂNİŞMENDLİLER
Sivas Şûbesi
Melik Dânişmend Gâzi .......................... 1071
Emir Gâzi Gümüştekin .......................... 1084
Melik Muhammed .................................. 1134
Melik İmâdeddîn Zünnûn(İlk hük.) .......... 1142
Melik Nizâmeddîn Yağıbasan ................ 1143
Melik Mücâhid Cemâleddîn Gâzi............ 1164
Melik Şemseddîn İbrâhim ...................... 1166
Melik Şemseddîn İsmâil ........................ 1166
Melik Zünnûn(İkinci hük.) ..............1168-1174

Malatya Şûbesi
Ayneddîn bin Gümüştekin ...................... 1142
Zülkarneyn.............................................. 1152
Nâsıreddîn Muhammed (İlk hük.) .......... 1162
Fahreddîn Kâsım.................................... 1170
Efrîdûn.................................................... 1172
Nâsıreddîn Muhammed (İkinci hük.) .. 1175-78


Hindistan’daki Müslüman Gurlu Devletinin komutanlarından Kutbeddîn Aybeg tarafından Delhi’de kurulan Türk devleti. Bu devlete; Mu’izzîler, Halacîler, Tuğluklar ve Seyyîdler olmak üzere dört Türk sülâlesi birbiri arkasından hâkim oldular.

İslâmiyet, Aşağı İndüs vâdisine ilk olarak Emevîler devrinde girmişti. SonralarıHindistan içlerine Müslüman askerî kuvvetlerini ilk getiren Gazneli hükümdârlarıydı. Gazneliler, Pencab bölgesini ele geçirerek, burayı Hindistan’daki dâimî merkezleri yaptılar. İktidârlarının sonuna doğru ise Lahor merkez olmuştu. Gaznelilerin yerini alan Gurlular için Pencab, Hindistan’ın fethi için önemli bir merkezdi. Gurlu Hânedânından 1173 senesinden sonra Gazne’de hükümdâr olan Şehâbüddîn (Mu’izzüddîn) Muhammed, Ganj Ovasında hâkimiyetini genişletti. Muînüddîn Çeştî hazretlerinden aldığı işâretle, Ecmir’i fethetti. Emrindeki Türk asıllı kumandanlarından Kutbeddîn Aybeg’i bütün Hindistan’ın fethiyle vazifelendirdi. Hindistan’da İslâmiyetin yayılmasında önemli rol oynayan Muizzüddîn, 1206 senesinde ölünce, Lahor’a giden Kutbeddîn Aybeg, sultanlık teklifini kabul etti. Kuzey Hindistan’a hâkim olup, Delhi Türk Devletinin temelini attı. Ölen Muizzüddîn Muhammed’in kardeşi ve Batı Gurluların Sultânı Gıyâseddîn Mahmud bu durumu kabul edip Kutbeddîn’e, Melik ünvânını verdi. Bu sırada Sultân Muizzüddîn’in komutanlarından Tâceddîn Yıldız, Gazne’de hüküm sürmekteydi. Aybeg, onu yenerek Gazne’ye girdiyse de, kırk gün kalabildi. Daha sonra Tâceddîn Yıldız’ın baskısı üzerine Hindistan’a çekildi. Orada İslâmiyetin yayılması için çalıştı. Fethettiği yerleri câmi ve medreselerle süsleyip, mümtaz ilim sâhipleriyle şenlendirdi. âlimlere, fakir ve muhtaçlara maaşlar bağlattı. Sulh ve sükûnu sağlayıp, memleketinde her türlü zulme mâni oldu. Hak ve adâleti hâkim kıldı.

Kutbeddîn Aybeg, 1210 senesinde vefât edince, yerine dâmâdı Şemseddîn İltutmuş geçti. İltutmuş öncelikle diğer bölgelerde bağımsızlıklarını ilân eden komutanları da hâkimiyeti altına aldı ve Hindistan’da Türk İslâm hâkimiyetini yeniden kurarak, sağlamlaştırdı.

Daha sonra başarılı seferler düzenleyerek, hâkimiyet bölgesini genişletti. Vindhya Dağlarının kuzeyinde kalan bütün Hindistan’ı ele geçirdi. Abbâsî Halîfesi Muntasır-billah tarafından tanınan Hindistan’ın ilk Müslüman Türk sultânı oldu. Nâsır ve Emîr-ül-Mü’minîn lakabını aldı. Bir ara İsmâilîler, onu öldürmeyi ve devleti ele geçirmeyi plânladılarsa da, muvaffak olamadılar. Delhi sultanlarının en büyüklerinden olan İltutmuş, büyük İslâm âlimi Kutbüddîn-i Bahtiyâr Kâkî’nin talebelerindendi. İslâmiyetin Hindistan’da yayılması için çok gayret gösterdi. Ülkede birlik ve düzeni sağladı.

1236 senesinde Karakarlara karşı çıktığı seferde hastalanan İltutmuş, Mayıs ayında vefât etti. Ölümünden sonra kızı Râziye Begüm Sultan başa geçtiyse de ileri gelen devlet adamlarının muhâlefeti üzerine tahtı terk etmek zorunda kaldı. İç karışıklıklar devleti yıkılmanın eşiğine getirdi. Nitekim Moğollar; Sind, Mültan ve Batı Pencap’a girdiler. 1241 senesinde Lahor’u yağmaladılar. Kırklar diye bilinen komutanlar arasında kıskançlık yüzünden parçalanmalar baş gösterdi. Guwalyar ve Rantambor bölgeleri devletin elinden çıktı. Do’ab’daki Hindli yol kesiciler yüzünden, Bengal ile haberleşme tamâmen kesildi.

Bu sırada İltutmuş’un memlûk (köle)lerinden biri olan ve soyca Kıpçak Türklerine dayanan Balaban, devlet içinde büyük bir nüfûz kazanmıştı. Balaban, sür’atle harekete geçerek, muhtelif bölgelerde isyânları bastırdı. Hind kabîlelerini, racaları ve bâzı emîrleri cezâlandırdı. 1247 senesinde Kâlinca ile Kemâ arasındaki bölgeyi ele geçirdi. 1255 senesinde Kutluğ Hanın isyânını bastırdı. 1257 senesinde tekrar Hindistan’a giren Moğollara karşı büyük bir ordu hazırladı. Moğolların geri çekilmelerini fırsat bilerek birlikleri ile orduya katılmayan bâzı vâli ve beylerin üzerine yürüdü. Bunları sindirdi ve bir çoğunu affetti. Sultan Nâsıreddîn Mahmud Şahın 1266 yılında ölümü üzerine, iktidârın gerçek hâkimi olan Balaban, Gıyâseddîn lakabıyla tahta çıktı.

Tahta çıkar çıkmaz, merkez ordusunu yeniden düzenledi. Âsâyişi bozan Hindûları ve Delhi civârındaki haydutları şiddetle cezâlandırdı. Balaban, idâresi altında büyük bir ordu bulunmasına rağmen, sultanlığın kaybettiği toprakları geri almak için fazla bir gayret göstermedi. Tek düşüncesi, hudutları tehdid eden Moğollara karşı hazırlıklı olmaktı. Bu gâyeyle Sind ve Batı Pencab’ın idârî durumunu yeniden düzenledi. Bölgeye önce Şir Hanı, ölümünden sonra oğlu Muhammed Hanı vâli tâyin etti. Diğer oğlu Mahmud Buğra Han ise, bir orduyla kuzeyde bulunuyordu. 1279 senesinde Moğollar, Pencab’a saldırdılar. Delhi Sultanlığı topraklarında epeyce ilerleyerek Sütlüce Irmağını aştılar, fakat bozguna uğratıldılar.

Moğol saldırısını fırsat bilen Bengal Vâlisi Tuğrul Han ayaklanarak bağımsızlığını îlân etti. Balaban, Moğolları yendikten sonra, kuzeyde bulunan oğlu Buğra Hanın ordusunu da yanına alarak Bengal üzerine yürüdü. Tuğrul Han hazinesini ve fillerini alarak Orissa ormanlarına sığındı ise de ele geçirilerek öldürüldü. Bengal vâliliğine oğlu Mahmud Buğra Hanı tâyin etti. Balaban’ın 1287 yılında vefâtından sonra başa geçen Muizzüddîn Keykubâd’ın başarısız idâresi, yerine geçen oğlu Keyûmers’in de küçük yaşta olması üzerine Halaçların Reisi Fîrûz Şâh, rakiplerini yenerek, Celâleddîn lakabı ile Delhi Sultanlığının başına geçti. Celâleddîn Fîrûz Şahın 1290 senesinde Delhi Sultanlığı tahtına geçmesinden sonra, idâre Halacîler sülâlesine geçti.

Delhi Sultanlığına hâkim olan Halaç âilesi, eski bir Türk kabîlesi olan ve kesin olarak tesbit edilemeyen bir târihte Türkistan’dan göç edip, doğu Afganistan ile Hindistan’ın kuzey hudutlarına yerleşen Halaç Türklerine mensupturlar.

Fîrûz Şahın tahta çıktıktan sonra Hintli Prenslere karşı seferleri müsbet netîceler vermedi. Onun asıl isteği Moğollardan uzak kalmaktı. 1291-92 senesinde Moğol ordusunun büyük bir istîlâ teşebbüsü başarıyla önlendi ve Moğolların çoğu esir edildi. Bu esirlerin büyük bir kısmı Müslüman olarak Delhi Türk Sultanlığının hizmetine girdiler. Aynı sene içinde Mandor ve Ucceyn’e seferler düzenlendi. Bu arada Karâ vâlisi ve dâmâdı Alâeddîn Muhammed, hükümdârdan izin almadan Devagir üzerine sefere çıktı. 1294 senesinde sekiz bin kişilik bir süvârî birliğiyle yola çıkan Alâeddîn, Vindhyalar Dağlarını geçerek zor şartlar altında iki ay süren bir yolculuktan sonra, Devagir’e vardı ve şehri kısa sürede ele geçirdi. Alâeddîn, aldığı büyük ganimetlerle ülkesine döndü. Fîrûz Şâh bu gâlibiyete çok sevindi. Yeğenini tebrik ve teftiş için Karâ’ya gitti. 1296 yılında çıktığı bu yolculuğu esnâsında vefât etti. Yerine AlâeddînMuhammed Halacî geçti.

Alâeddîn Muhammed, uzun seneler Moğol saldırılarına karşı koymakla uğraştı. 1299 senesinde Kutluğ Hoca’nın kumandasında 200.000 kişilik bir Moğol ordusu Delhi önlerine kadar geldi. Alâeddîn, Moğollara karşı ordusunun az olmasına rağmen kahramanca savaştı ve Moğolları bozguna uğrattı. İç işlerini düzelten Alâeddîn Muhammed, 1302 senesinde fetihler yapmak için sefere çıktı. Racistan’da ünlü Çitor Kalesini kuşatarak aldı. Fakat ordu bu seferden yorgun ve çok kayıp vermiş olarak döndü. Ayrıca Telingan Devleti üzerine gönderdiği ordu da başarı elde edemeden ve yorgun döndü. 1305 senesinde Amroha ve 1306 yılında Ravi yakınlarında, Moğollar bozguna uğratıldı. Bu mücâdeleler sırasında Dipâlpur eyâleti hudutları Melik Gâzi Tuğluk’un idâresine verildi. Melik Gâzinin her sene düzenlediği seferlerden dolayı da Moğol tehlikesi kalktı.

Kuzey Hindistan’ın hemen hemen tamâmına hâkim olan Alâeddîn, 1308 senesinde Melik Kâfur’u güney seferine gönderdi. Melik Kâfur, önce Varangel’i 1310 senesinde de Madura ve Duâramudra’yı ele geçirdi. Böylece sultanlığın güney sınırları deniz sâhiline kadar dayandı.

Sultan Alâeddîn, hiç tahsil görmediği hâlde, şahsî kâbiliyet ve tecrübeleri ile devlet topraklarını genişletti. Birçok idârî yenilik yaptı. Müslümanların refah ve huzûr içinde yaşamalarını sağlamaya çalıştı. Sultan Alâeddîn 1316 senesinde ölünce, Melik Kâfur, Velîahd Hızır Hanın yerine henüz 5-6 yaşındaki Şihâbüddîn Ömer’i tahta çıkardı. Buna karşı çıkan Alâeddîn’in üçüncü oğlu Mübârek Han, Melik Kâfur’u öldürttü. 1316 senesi Nisan ayında kardeşini de hapse attırarak Kutbeddîn lakabı ile tahta çıktı. Mübârek Han, babasının bâzı kânunlarını yürürlükten kaldırdı. Gucerât ve 1318 senesinde Devagir’deki isyânları bastırdı. Ancak bir Hindû dönmesi ve kölesi olan Hüsrev Han tarafından 1320 senesi Nisan ayında öldürüldü. Hüsrev Han tahta geçti.

Hüsrev Han, tahta geçtiği zaman Pencap’ta hudut bölgeleri kumandanı olan Gâzi Melik Tuğluk isyân etti. Oğlu Fahreddîn Cavna’nın da teşvikiyle Delhi üzerine yürüdü. Delhi önlerinde yapılan savaşı Gâzi Melik Tuğluk kazandı. Hüsrev Han yakalanarak îdâm edildi. Gâzi Melik de 1320 senesi Eylül ayının altısında Delhi Sultanlığı tahtına çıktı. Bu târihten îtibâren Delhi Sultanlığında Tuğluklar devri başladı. Babası Türk, annesi Hindli olan Gâzi Gıyâseddîn Melik Tuğluk tahta geçtikten bir hafta gibi kısa bir zaman zarfında sükûneti sağladı. Tuğluk-âbâd adı ile yeni bir şehir kurdu ve burasını hükûmet merkezi yaptı. Dekken’deki Varangel Racası isyân edince, Uluğ Hân ünvânı alan oğlu Cavna Hanı o bölgeye gönderdi. Bu sefer, başarısızlıkla netîcelendi. 1323 senesinde tekrar Dekken üzerine gönderildi. O da Bidâr’ı fethettikten sonra Varangel’e doğru ilerleyerek burayı da ele geçirdi. Bu târihten îtibâren Varangel, Sultanpür olarak adlandırıldı. Cavna Han, bölgede son olarak Telingâna’yı fethetti. Burası ilk defâ doğrudan doğruya Müslümanların idâresine girdi.

1325’te Tuğluk Hanın ölümü üzerine oğlu Cavna Han, Muhammed Şah lakabı ile tahta geçti. Muhammed bin Tuğluk, bâzı idârî ve askerî tedbirler aldı. Güneydeki fetihler sebebiyle, bölgede yeni bir saltanat merkezi yapılmasına ihtiyâç duyarak, 1327 senesinde Devagir’i yeniden inşâ ettirdi. Devletâbâd adını verdiği bu şehri hükûmet merkezi yaptı. Hükûmet memurları, âlimler ve halktan pekçok kişi buraya yerleşti. Muhammed Han, gönüllü göçün az olması yüzünden halkı Devletâbâd’a göç etmeye zorladı. Bu duruma kızan halk, arâzilerini terk ederek hırsızlığa başladı. Sultânın, bunlar üzerinde bir birlik göndermesi, arâzide zirâat yapılmasını zorlaştırdı ve Delhi’de kıtlık baş gösterdi. Muhammed Han devri bundan sonra dâimî olarak isyânlarla geçti. 1335 senesinde Ma’ber Vâlisi Seyyid Celâleddîn Madura, bağımsızlığını îlân etti. Sultan bu vâlinin üzerine yürüdü ise de bir netîce elde edemedi. Böylece Ma’ber, Delhi Sultanlığının idâresinden çıktı.

Bengal Vâlisi Behram Han, 1338 senesinde ölümünden sonra sultanlığa bağlı Doğu Bengal eyâleti istiklâlini îlân etti. Aradan bir sene geçmeden Ali Şah Kar adında bir kumandan isyân etti, fakat isyân ânında bastırıldı. Arkasından Avadh Vâlisi Ayn-el-Mülk ayaklandı. Sultan bütün güçlüklere rağmen bu isyânı da bastırdı. Ayn-el-Mülk yakalanarak hapsedildi ise de bir süre sonra af edilerek tekrar Avadh vâliliğine getirildi.

1343 senesinde Pencap eyâletindeki Sunâm, Samânâ, Kaythal ve Guhrâm’da isyânlar çıktı. Ancak bu isyânlar şiddetli bir şekilde bastırıldı. Muhammed Tuğluk yine bir isyânı bastırmak üzere Sind Seferine çıktığı zaman Tahattha yakınlarında hastalanarak 1351 senesi Martında öldü. Muhammed Tuğluk’un ölümü sırasında Hindistan’da, üçü ayaklanmalardan ortaya çıkma beş tâne bağımsız Müslüman Türk devleti vardı.

Başsız ve güçsüz durumda kalan ordunun ileri gelen kumandanları ve devlet adamlarının ısrâriyle, ölen sultânın yeğeni Fîrûz Şah, sultanlığı istememesine rağmen, tahta çıkarıldı.

Fîrûz Şah, tahta geçtikten sonra devleti kuvvetlendirmek için seferlere çıktı. Bengal bölgesinin hâkimi İlyas 1345 senesinde Batı Bengal’de bağımsızlığını îlân etmiş, 1352 senesinde ise Doğu Bengal’i ele geçirmişti. Fîrûz Şah, önce İlyas’ın üzerine yürüdü ve onu İkdala Kalesine çekilmeye mecbur bıraktı. Fîrûz Şah bu seferden sonra Orissa üzerine yürüyerek burayı ele geçirdi. Orissa Racası barış yapmak istedi. Senelik yirmi fil vergi vermek üzere barış yapıldı.

Fîrûz Şah, 1367 senesinde doksan bin süvârî, 480 fil ve çok sayıda piyâdeden meydana gelen ordusu ile Thattha üzerine sefer düzenledi. Çok büyük sıkıntıların, çekildiği bu sefer sonunda, Sind Camlarının hükümdârı Câm Mâli’nin senede 400.000 Hind parası vermesi şartıyla anlaştılar.

Fîrûz Şah, 1388 senesi Eylül ayında seksen üç yaşındayken öldü. Her işinde âlimlere danışan Fîrûz Şah, ülke topraklarını genişletmek için büyük seferlere çıkmaktan ziyâde iç işleri ile uğraşmayı tercih etti. İşlerinde en büyük desteği hocası Celâleddîn Hindî’den (rahmetullahi aleyh) görmekteydi. Vergileri koyup kaldırmakta dînin hükümlerine çok dikkat ederdi. Dîne uymayan her türlü vergiyi kaldırdı. Devlet geliri azalacağı yerde daha da arttı. Devlet idâresinde yaptığı düzenlemeler, mâlî ve iktisâdi alanlarda büyük bir gelişmeye sebeb oldu. Müslüman ve gayri müslim bütün halkın refah ve saâdetine hizmet etti.

Fîrûz Şahdan sonra şehzâdeler arasındaki mücâdeleler, onun yaptığı bütün iyi işlerin tahrib olmasına ve sultanlığın kötü duruma düşmesine sebeb oldu. Bu mücâdelelerden sonra torunu Gıyâseddîn Tuğluk tahta geçti. Bu târihten Timur Hanın 1398 senesindeki Hindistan Seferine kadar taht, altı defa el değiştirdi. Timur Han, 1398 senesi Eylül ayında İndus Nehrini geçerek Hindistan’a girdi. Delhi Sultanı Mahmud Şah elindeki yetersiz kuvvetlerle karşı koymaya çalıştı ise de Delhi önündeki muhârebede yenildi. Delhi Timur Hanın eline geçti. Timur Han, 1399 senesinde Türkistan’a geri dönünce, Mahmud Şah yeniden hükümdâr ünvânını aldı. Fakat önce Mallû, sonra da Devlet Han Ludi’nin elinde bir kukla hükümdâr olarak kaldı. Mahmud Şahın 1413 senesinde ölmesiyle Tuğluk Hânedânı sonra erdi.

1414 yılında Delhi’yi ele geçiren Mültan Vâlisi Hızır Han, ölünceye kadar bölgeyi Timur ve Şahrûh adına idâre etti. Ölümünden sonra yerine geçen oğlu Mübârek, bağımsızlığını îlân etti. Böylece Delhi Sultanlığının idâresi, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellemin neslinden olduklarını iddiâ etmeleri yüzünden “Seyyidler” adını alan Hızır Han nesline geçti.

Mübârek Şahın saltanatı, ayaklanmalarla geçti. Mübârek Şah, 1434 senesinde nüfûzunu kırmak istediği vezîri Server-ül-Mülk tarafından öldürüldü. Yerine kardeşinin oğlu Muhammed, ondan sonra da 1444’te onun oğlu Âlem Şah çıktı. Hepsinin saltanatı, kargaşalık, ayaklanma, iç ve dış harblerle geçti. Bu yüzden devlet gittikçe zayıfladı. Son yıllarda devlet işleri Pencab’ın büyük bir kısmına hâkim olan Behlül Han Ludî adında bir Afgan beyinin eline geçti. 1451 seneside Behlül’ün baskısına dayanamayan Âlem Şah, tahtı ona bırakarak Badaun’da yerleşti. Böylece Delhi Türk Sultanlığı sona erdi ve hükümdârlık Afgan asıllı Lûdîlerin eline geçti. (Bkz. Lûdîler) Delhi Türk Sultanlığının idârî teşkilâtı genelde Türk İslâm devletlerinin teşkilâtına dayanmaktaydı. Saray teşkilâtının başında Vekil-i Dâr bulunurdu. Ondan sonra idâresinde hâciplerin görev yaptığı Emir Hâcib veya Bâr Bey denilen saray görevlisi gelirdi.

İdârî işlere vezir bakmaktaydı. Dînî işler ise, Sadr-üs-Sudûr denilen görevlinin idâresindeydi. Bu zât aynı zamanda sultanlık baş kâdısı Kâdı-i Memâlik görevini de yapardı.

Delhi Türk Sultanlığı, süvârî kuvvetlerinin büyük rol oynadığı düzenli bir orduya sâhipti. Askerler önce, iktâlardan faydalanırlardı. Daha sonra maaş almaya başladılar. Orduda fillerin önemli bir yeri vardı. Fillerin üzerinde okçular bulunurdu. Ayrıca bunlardan düşman saflarını yarmak ve mâneviyatlarını bozmak için faydalanılırdı. Ordunun piyâde sınıfının çoğunu Hindûlar meydana getirirdi. Hassa askerleri dışında, piyâdeler geçici olarak orduya alınırdı.

Birçok âlim, şâir, yazar ve sanatkârı himâyelerine alan Delhi Sultanları, kültür ve sanatın gelişmesine büyük hizmet ettiler. Balaban devri, ilim ve sanat bakımından önemlidir. Onun devrinde Ferîdeddîn Mes’ûd, Sadreddîn bin Behâeddîn Zekeriyyâ, Bedreddîn Ganevî gibi İslâm âlimleri, Hamîdeddîn, Bedreddîn Dımeşkî, Hüsâmeddîn gibi tıb âlimleri yetişti. Büyük âlim Emir Hüsrev Dehlevî, Delhi Sultanlarından himâye gördü. Hüsrev Dehlevî, Hindistan’da şiirlerini Farsça yazan şâirlerin en büyüğüdür. Şâirliği yanı sıra, târihî eserler de yazmıştır. Delhi sarayında yaşayan şâirlerden birisi de Hüsrev Dehlevî’nin yakın arkadaşı Necmeddîn Hasan Sencerî idi. Bu iki zâtın yakın dostu târihçi Ziyâeddîn Bernî 1357 senesine kadar Delhi Sultanlığının târihini anlatan Târih-i Fîrûz Şâh adlı eserin yazarıdır. Nizâmüddîn Evliyâ, Ferîdüddîn Genc-i Şeker ve Şeyh Nûreddîn, Celâleddîn Hindî gibi büyük tasavvuf âlimleri Delhi Türk Sultanlığı zamânında yaşamış, Hindistan’ın meşhur ve büyük velîleridir. Delhi Sultanları, geniş îmâr faaliyetlerinde bulundular. Günümüze kadar ulaşan birçok eserler yaptılar. Ayrıca yeni şehirler inşâ ettiler. Yaptıkları eserlerin büyük kısmı Delhi’dedir. Kutbeddîn Aybeg’in yaptırmaya başladığı 79 metre yüksekliğindeki Kutb Minâr ismi ile meşhur minâre daha sonra bitirilmiştir. Aybeg, ayrıca Cayna mâbetleri enkazını kullanarak Kıdvet-il-İslâm adlı câmiyi inşâ ettirdi. Halacî Hânedânlığı zamânında Hindistan’daki Müslüman mîmârisi, Selçuk mîmârisi teknik ve üslûbunun etkisinde gelişti. Alâeddîn Halacî zamânında Kıdvet-il-İslâm Câmiinin yanında yapılan medrese bunlardan biridir.

Tuğluklarda Fîrûz Şah, birçok îmâr faaliyetlerinde bulundu. Ayrıca eski eserlerin tâmir ve ihyâsına büyük önem verdi. Hisar ve Cavnpûr gibi birçok meşhur şehir kurdu ve tâmir ettirdi. Ayrıca Firûzâbâd adıyla Delhi yakınlarında yeni bir başkent inşâ ettirdi. Buranın güneyinde Havz-ı Hassı denilen büyük havuzun kenârında bir medrese yaptırdı. Bunlardan başka; 50 sulama bendi, 40 câmi, 30 medrese, 20 hânkâh, 100 kervansaray ve han, 5 dârüşşifâ, 100 türbe ve mezar, 10 hamam, 150 sulama işlerinde de kullanılabilecek kuyu ve su biriktirmeye mahsus havuz, 100 köprü yaptırmıştır.


DELHİ SULTANLARI
Mu’izziler
Kudbeddîn Aybeg .................................. 1206
Aram Şah .............................................. 1210
Şemseddîn İltutmuş................................ 1211
Rükneddîn Fîrûz Şah ............................ 1236
Celâleddîn Râziye Begüm...................... 1236
Mu’izzüddîn Behram Şah ...................... 1240
Alâeddîn Mes’ud Şah ............................ 1242
Nâsıreddîn Mahmud Şah ...................... 1246
Gıyaseddîn Balaban .............................. 1266
Mu’izzüddîn Keykubâd .......................... 1287
Şemseddîn Kayûmers ............................ 1290

Halacîler
Celâleddîn Fîrûz Şah.............................. 1290
Rükneddîn İbrâhim Şah.......................... 1296
Alâeddîn Muhammed Şah...................... 1296
Şihâbeddîn Ömer Şah............................ 1316
Kutbeddîn Mübârek Şah ........................ 1316
Nâsıreddîn Hüsrev Şah.......................... 1320

Tuğluklar
Gıyâseddîn Tuğluk Şah.......................... 1320
Gıyâseddîn Muhammed Şah.................. 1325
Mahmûd Şah.......................................... 1351
Fîrûz Şah................................................ 1351
İkinci Gıyâseddîn Tuğluk Şah ................ 1388
Ebû Bekr Şah ........................................ 1389
Nâsıreddîn Muhammed Şah .................. 1390
Alâüddîn İskender Şah .......................... 1393
Nâsıreddîn Mahmud Şah (I. Saltanatı) .. 1393
Nusret Şah ............................................ 1395
Nâsıreddîn Mahmud Şah (2. saltanatı) 1399

Seyyidler
Hızır Han ................................................ 1414
Mu’izzüddîn Mübârek Şah...................... 1421
Muhammed Şah .................................... 1435
Alâeddîn Âlem Şah ................................ 1446
Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
1 Muharrem 1439
Miladi:
22 Eylül 2017

Söz Ola
Matlabımız din-i Hüdâ' dır bizim
Mesleğimiz rah-ı Hüdâ' dır bizim
Yoksa, kuru mihnet ve kavga değil
Şah-ı Cihan olmağı dava değil
Osman Gâzi "rahmetullahi aleyh"
Osmanlılar Twitter