Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


On üçüncü asırda Kastamonu, Sinop ve çevresinde kurulan bir beylik. Aslen Türkmen bir âiledendirler. Beyliğin kurucusu ise Şemseddin Yaman Candar’dır.

On üçüncü asrın sonlarında Selçuklu hükümdârı İkinci İzzeddîn Keykavus’un oğlu İkinci Gıyâseddîn Mes’ûd’un birinci hükümdârlığı zamânında (1293-1298), bunun kardeşlerinden olup memleket dışında bulunmakta olan Rükneddîn Kılıç Arslan bir gemi ile Kırım’dan gelerek Sinop’a çıkmış ve oradan da Kastamonu’ya gelmiş ve vâli tarafından hüsn-i kabul görmüştü (1291). Bu târihlerde Kastamonu vâliliğinde Emir Çoban’ın oğlu Muzafferüddîn Yavlak Arslan bulunuyordu. Kılıç Arslan, Yavlak Arslan’ı kendisine atabeğ yaparak hümükdârlığını ilân etti ve Moğollarla birlikte üzerine gelmekte olan kardeşi Mes’ûd’un kuvvetlerini dağıttı ise de, Mes’ûd’a yardıma gelmekte olan Şemseddîn Yaman Candar karşısında bozguna uğradılar. Yavlak Arslan maktûl düştü. Bu durum üzerine Yavlak Arslan’ın ıktaı (karşılığında asker beslemek şartıyla istifâdesine verilen toprak) Kastamonu ve havâlisi, İlhan Geyhatu tarafından Şemseddîn Yaman Candar’a verildi.

Şemseddîn Yaman’ın hangi târihte vefât ettiği ve nereye defnedildiği belli değildir. En yakın ihtimâl vefâtının 14. yüzyıl başlarında olmasıdır.

Şemseddîn Yaman Candar’ın ölümü üzerine Kastamonu’nun eski sâhibi Yavlak Arslan’ın oğlu Hüsâmeddin Mahmud Bey, derhal harekete geçerek Kastamonu’yu işgâl ettiğinden, Şemseddîn Yaman Candar’ın oğlu Süleymân Paşa, Eflâni tarafına çekilerek orada oturmaya mecbur olmuştu. Süleymân Paşa 1309’da Eflâni’den kalkarak âniden Kastamonu üzerine baskın yapmış, Mahmud Beyi sarayında muhâsara ederek, yakalayıp öldürdükten sonra burasını beyliğine merkez yapmıştır. Süleymân Paşa 1335 yılına kadar İlhanlıların hâkimiyetini tanıdı. İlhanlı hükümdârı Ebû Saîd Bahâdır Hanın ölümünden sonraki beş yılda ise müstakil olarak hükûmet sürdü. Anadolu’da İlhanîlerin nüfûzu sarsılmaya başladığı sırada Süleymân Paşa tedbirli hareket ederek İlhanîlerin vezîri Emir Çoban Anadolu’ya geldiği zaman onu karşılamış ve sadâkatini arz eylemiş bu halden istifâde ile de hudûdunu genişletmeye muvaffak olmuştu.

Süleymân Paşa, Pervâneoğullarından Gâzi Çelebi zamânında Sinop’u kendi hâkimiyeti altına aldı ve Gâzi Çelebi’nin 1322’de vefâtından sonra burasını doğrudan doğruya ilhâk ederek idâresini büyük oğlu Giyâsüddîn İbrâhim Beye verdi. Bu arada Taraklı ve Safranbolu’yu da beyliğine katan Süleymân Paşa kendi adına para da bastırdı.

Süleymân Paşanın 1339’da küçük oğlunu kendine veliaht yapmasını bahâne eden büyük oğlu İbrâhim, babasına isyân ederek Kastamonu’yu zapt ile hükümdâr oldu. Süleymân Paşanın nasıl vefât ettiği ve veliaht Çoban’ın âkibeti mâlûm değildir. İbn-i Battûta Süleymân Paşanın 70 yaşında olduğunu beyân ettiğine göre, ölümünde 80 yaşında olması muhtemeldir. İbn-i Battûta Süleymân Paşayı uzun sakallı, güler yüzlü, vakûr ve heybetli olarak tavsif etmektedir. İbrâhim Beyin hükûmeti uzun sürmedi ve 1345’te vefât etti. Yerine amcası Emir Yâkub’un oğlu Âdil Bey geçti. Zamânı hakkında fazla mâlûmât bulunmayan Âdil Bey, 1361 yılında ölünce, yerine Osmanlı târihlerinde Kötürüm Bâyezîd diye anılan oğlu Celâleddîn Bâyezîd hükümdar oldu.

Bâyezîd Bey, sert, haşin ve acımasız bir zâd idi. O, kendisinden sonra oğlu İskender’i hükümdar yapmak istiyordu. Diğer oğlu Süleymân Paşa bundan dolayı kardeşi İskender’i öldürüp, Osmanlı hükümdârı Murad Hüdâvendigâr’ın yanına kaçarak onu babası aleyhine tahrik etti. İkinci Süleymân Paşa, Osmanlı kuvvetleri ile Kastamonu’ya gelerek babasını Sinop’a kaçırmış ve bu sûretle Beylik ikiye bölünüp Süleymân Paşa Kastamonu Beyi olmuştur. Daha sonra Bâyezîd Bey, oğlunun, Osmanlılarla arasının açılmasından istifâde ederek Kastamonu’ya hücum ile Süleyman’ı kaçırdı ise de, Süleymân Paşa Osmanlıların yardımı ile burasını yeniden ele geçirdi (1384). Bu son seferinde hastalanan Celâleddîn Bâyezîd Bey, 1385’te vefât ederek Sinop’taki türbesine defnedildi. Yerine, Sinop Şûbesi hükümdârı olarak, oğullarından İsfendiyâr Bey geçti. Bunun hükümdârlığı uzun sürdüğü için Candar Beyleri Osmanlı târihlerinde İsfendiyaroğulları diye zikredilmiştir.

Osmanlıların himâyesinde Kastamonu Beyi olan Süleymân Paşa, Birinci Kosova Muhârebesinde, yardımcı asker yolladığı gibi, Yıldırım Bâyezîd’in Batı Anadolu beyleri üzerine yaptığı seferde de kuvvet vermişti. Ancak beyliklerin ortadan kalkmasının sırası kendisine geleceğini hisseden Süleymân Paşa, Osmanlılardan yüz çevirerek Sivas hükümdârı Kâdı Burhâneddîn ile ittifak etmiş ve bu sûretle iki defâ Yıldırım Bâyezîd’in elinden kurtulmaya muvaffak olmuştur. Nihâyet 1392 yılında sür’atle Kastamonu’ya gelen Yıldırım Bâyezîd, Kâdı Burhâneddîn ile birleşmelerine meydan vermeden Candaroğulları kuvvetlerini bozguna uğrattı. Süleymân Paşa öldürüldü. Böylece Candar Beyliğinin Kastamonu şûbesi Osmanlıların eline geçti. Sinop tarafına taarruz etmeyen Bâyezîd, İsfendiyar Bey ile anlaşarak Kıvrım yolunu hudut kesti.

Ankara Muhârebesinden sonra, Menteşeoğlu Mehmed Beyle berâber Tîmûr’a tâzimlerini arz eden İzzeddîn İsfendiyâr Beye, Kastamonu da dâhil olmak üzere, bütün Candar Beyliği devredildi. İsfendiyar Bey, Fetret Devrinde Îsâ ve Mûsâ Çelebilere mümkün olduğu kadar yardımda bulundu. 1413 yılında ise Osmanlı tahtında hâkimiyeti ele geçiren Çelebi Mehmed’in Eflak üzerine yaptığı seferlerde kendisinden yardım isteğine karşılık oğlu Kâsım Bey kumandasında asker göndermekle mukâbelede bulundu.

İsfendiyâr Bey, emri altındaki bölgelerden, Çankırı, Kalecik ve Tosya’yı en çok sevdiği oğlu Hızır Beye vermek istedi. Babasının bu icrâatına gücenen büyük oğlu Kasım Bey Eflak seferinden dönüşte Kastamonu’ya gelmedi ve bu yerlerin Osmanlı himâyesinde bulunmak şartıyla kendisine terk edilmesini istedi. Çelebi Mehmed, Kasım Beyin bu arzusunu muvâfık bularak harekete geçti. Ancak İsfendiyar Beyin red cevâbı karşısında, Kastamonu üzerine yürüyen Çelebi Mehmed, onu Sinop’a çekilmeye mecbûr etti. Nihâyet Kastamonu ve Küre Candaroğullarında kalmak şartıyla diğer bölgeler Osmanlılara terk edildi. Onlar da bu bölgeleri kendileri adına Kâsım Beye verdiler. İki beylik arasında uzun bir süre devâm eden iyi ilişkiler, Çelebi Mehmed’in ölümü ve Osmanlı Devletindeki iç karışıklıktan istifâde etmek isteyen İsfendiyâr Beyin, oğlu Kâsım Beye taarruzu ile bozuldu. Kâsım Beyin elinden eski bölgelerini alan İsfendiyar Bey, daha sonra Osmanlılara âit Safranbolu’yu muhâsara ettiyse de, muhârebede mağlûb olarak yaralı hâlde Sinop’a kaçtı. Osmanlı kuvvetleri bakır mâdeni ile meşhûr Küre’yi zabtettiler. Bu durum üzerine İsfendiyar Bey, torununu (İbrahim Beyin kızını) İkinci Murâd’a vermek ve Bakır Küresi hâsılâtının bir kısmını Osmanlılara terk ve lüzûmu hâlinde asker göndermek, bir de Kâsım Beyin yerlerini iâde etmek sûretiyle sulh teklif ederek bu şartlarla anlaşma imzâlandı (1424).

İsfendiyar Bey, yaşı yetmişi geçmiş olduğu hâlde 1440 yılında vefât etti ve Sinop’daki türbesine defnedildi. Yerine oğlu Tâceddîn İbrâhim Bey geçti ise de, üç buçuk yıl kadar bir saltanat sürdü. 1443 Mayısı sonunda öldü.

İbrâhim Beyin yerine büyük oğlu Kemâleddîn İsmâil Bey geçti. İsmâil Beye kardeşi Kızıl Ahmed Bey muhâlefet ederek, Osmanlıların yanına gitti. Osmanlılar, Ahmed Beyin teşvikiyle Mahmud Paşa komutasında Kastamonu üzerine asker sevk ettiler. İsmâil Bey Sinop’a kaçarak müdâfaa hareketine girişti. Müdâfaadan bir netîce elde edemiyeceğini anlayınca da hayâtına ve çocuklarına dokunulmayacağına dâir teminat alarak kaleyi teslim eyledi (1461). Fâtih Sultan Mehmed, Sinop önünde orduya iltihak ederek, İsmâil Beyle görüştü ve ona akran muâmelesi yaptı. Otağının kapısında karşıladı. İsmâil Bey el öpmek istediyse de, Fâtih Sultan Mehmed kardeşim hitâbıyla boynuna sarılarak öptü.

Osmanlı pâdişahı, İsmâil Beye başlangıçta İnegöl, Yenişehir ve Yarhisar taraflarını ve oğlu Hasan Beye de Bolu sancağını vermişti. Fakat İsmâil Bey kendisine Rumeli’de bir yer verilmesini ricâ edince Filibe’ye nakledildi. Hükümdârlığında olduğu gibi Filibe’de de hayırlı vakıflar yaptı. 1479 târihinde orada vefât etti. İsmâil Beyin yerine hükümdar olan Kızıl Ahmed Beyin saltanatı ise iki üç ay sürmüş ve beylik tamâmiyle Osmanlıların eline geçmiştir.

Candaroğulları, Birinci Süleymân Paşadan beyliğin son bulmasına kadar yaklaşık yüz altmış sene devâm eden saltanatları zamânında, ilmî ve sosyal müesseselerle memleketlerini îmâr etmişlerdir. Ayrıca ilim ve sanat adamlarını himâye ile kendi adlarına ithâf edilen pekçok Türkçe eser yazdırmışlar, bu sûretle Türkçenin ilim dili olmasına her bakımdan îtinâ göstermişlerdir. Candaroğullarından Celâleddîn Bâyezîd Beyin Araç kasabasında bir câmi, İsmâil Beyin Kastamonu, Sinop ve beyliğin diğer merkezlerinde câmi, mescid, han, hamam, çeşme gibi eserleri vardır. İsfendiyar Bey zamânında Kastamonu, Anadolu’daki ilim merkezlerinden biri olmuştur. Daha sonra burada Sancakbeyliği etmiş olan Osmanlı şehzâdeleri de Candaroğulları zamânındaki ilim ve edebiyât cereyanlarını devâm ettirmişlerdir.

İlim ve fazîlet sâhiplerini himâye eden, destekleyen ve dâimâ onlarla berâber olan Candaroğulları hükümdârları adına yazılmış eserler arasında en önemlileri şunlardır: Süleymân Paşa adına tasavvuftan Farsça İntihâb-ı Süleymâniye ismiyle Allâme Şîrâzî’nin bir eseri; Celâleddîn Bâyezîd adına, Ebû Mihnef’ten tercüme edilen üç bin beyitli Maktel-i Hüseyin Mesnevîsi; İsfendiyâr Bey adına göz hastalıklarına dâir Sinoplu hekim Mü’min bin Mukbil tarafından telif edilen Kitâb-ı Miftâh-ün-Nûr ve Hazâin-üs-Surûr; Hızır Bey adına tercüme edilen Mîrâcnâme, Kâsım Bey adına yazılan Ömer bin Ahmed’in kaleme aldığı on beş bâb üzerine kırâat-ı seb’aya dâir olan Risâle-i Münciye isimli Türkçe tecvid kitabı.

Candarbeyliği iktisâdî durum itibâriyle iyi bir mevkide bulunuyordu. On üç, on dört ve kısmen on beşinci asırlarda pek ehemmiyetli olan Sinop ticâret limanı bu beyliğin elinde bulunuyordu. Sinop vâsıtasıyla, Anadolu emtiasını ve kendi mallarını ihrâç ettikleri gibi, Cenevizlilerin getirdikleri malları da içeri alıyorlardı. Bir ara Samsun’u da elde eden Candaroğulları burada bir kalesi olan Cenevizlilerle ticârî muâmelede bulundular. Kastamonu’nun en mühim ihrâç eşyâsı bakır ile demirdi. Bilhassa birincisi pek önemli ve makbuldü. Bu ihrâcât dolayısıyla beylik külliyetli gelir temin etmekteydi. Cenevizlilerle alış verişlerinde Candaroğullarının çift balık resimli bakır sikkeleri görülmüştür. Candarbeyliği zamânında Kastamonu atları meşhur ve Arab atları gibi şeceresi olup yüksek fiatla satılırdı. Ayrıca dışarıya doğan ve şâhin gibi av kuşları ihrac edilirdi.

Candarbeyliğinin Sinop limanında tersânesi ve donanması olduğu mâlum ise de, bu donanmanın miktarına ve faaliyetine dâir fazla bilgi yoktur. Pervâneoğullarından Gâzî Çelebiden sonra, Candaroğullarına geçen Sinop’ta donanma faaliyetleri görüldü. Nitekim Candarbeyliği donanmasının 1361’de Kefe’yi Cenevizliler’den almalarına ramak kalmıştı. Osmanlılar zamânında da Candaroğullarından kalan Sinop tersânesinde kadırgalar yapılmıştır.


Candarlı Beyleri Tahta Geçişi
Şemseddin Yaman Candar .................. 1292
Birinci Süleyman Paşa ........................ 1309
Birinci İbrahim Paşa ............................ 1399
Âdil Bey bin Ya’kûb .............................. 1345
Celâleddin Bâyezid .............................. 1361
İkinci Süleyman Şah ............................ 1384
İsfendiyar Bey bin Bâyezid .................. 1385
Tâceddin İkinci İbrâhim Bey ................ 1440
Kemâleddin İsmâil Bey ........................ 1443
Kızıl Ahmed Bey .................................. 1461



Hindistan’ın Cavnpûr bölgesinde 1394 senesinde Melik Server adında bir bey tarafından kurulan devlet.

Tuğluk Sultânı Mahmud, Delhî’nin doğusunda ayaklanan Hindûlara karşı Melik Server’i gönderdi. Bölgede sükûneti sağlayan Melik Server, Sultân-üş-Şark ünvânıyla Cavnpûr’da bağımsızlığını ilân etti. Kısa zamanda topraklarını genişletti. Tîmûr’un Hindistan Seferi sırasında tarafsız kaldı. Fakat o sene vefât etti (1399). Yerine evlâtlığı Melik Karanfil geçti. Melik Karanfil, Mübârek Şâh ünvânını alarak kendi adına hutbe okuttu ve para bastırdı.

Mübârek Şâh, 1402’de ölünce, yerine kardeşi İbrâhim geçti. Sultan İbrâhim’in ilk zamanları karışıklıklarla geçti. Hindû Kralı Raca Ganeş Müslümanlara çok baskı yapıyordu. Bu baskıyı kaldırmak için Şeyh Kutb-ül-Âlem’in isteği üzerine (1409-1414) Bengâl’e yürüdü. Raca Ganeş, oğlunu İslâmiyeti öğrenmesi için Şeyh Kutb-ül-Âlem’e gönderince seferden geri döndü.

Sultan İbrâhim dînine çok bağlı olup, âlimleri ve edipleri korurdu. Cavnpûr’da büyük kapılarıyla meşhur Atala Câmiini yaptırdı.

İbrâhim Şahın 1436 senesinde ölümü üzerine oğlu Mahmud Şah tahta geçti. Mahmud Şâh zamânında Delhi ile Cavnpûr arasında uzun süren harpler başladı. Bu savaşlara Behlül Lûdî’nin Multan’ı almak için sefere çıkması sebeb oldu. Behlül Lûdî seferdeyken, onu istemeyen bâzı beyler, Mahmud Şahı Delhi’ye dâvet ettiler. Mahmud Şah da Delhi’yi kuşattı. Seferde olan Behlül bunu haber alınca, sür’atle geri döndü. Mahmûd Şahın ordusunu bozguna uğratarak Delhi’yi kurtardı. 1457 senesindeki bir harpte Mahmud Şâh öldü. Yerine oğlu Muhammed geçti. Muhammed kısa bir süre sonra tahttan indirilerek yerine kardeşi Hüseyin geçirildi.

Hüseyin Şah, Multan’daki Seyyid Hânedânının son hükümdârı Âlem Şahın dâmâdıydı. Tahta çıkınca, Behlül ile dört senelik bir anlaşma yaptı. 1466-67 senesinde babasının intikâmını almak için, büyük bir orduyla harekete geçerek Gvalyar’a kadar fethetti.

1473 senesinde karısı Celîle’nin teşviki üzerine 140.000 atlı, 1400 filli büyük bir orduyla Delhi üzerine yürüdü. Delhi havâlisinin tamâmını ele geçirdi. Behlül’ün elinde yalnız Delhi kaldı. Behlül, başka yerden yardım alamayınca, barış istedi. Hüseyin Şah, sulh teklifini kabul etmedi. Behlül’ün ordusu 18.000 kişiydi. İki ordu Cemre Nehrinin iki yakasında bir müddet karşılıklı beklediler. Hüseyin Şah, önlerinde yer alan nehre güvenerek birliklerini etrâfı yağma için gönderince, Behlül bunu fırsat bilip, nehri geçerek Hüseyin Şahın ordugâhını bastı. Hüseyin Şâh, harp meydanından kaçtı.

Hüseyin Şâh birkaç defâ Delhi üzerine yürüdü ise de hepsinde mağlub oldu. En sonunda Behlül Lûdî, Cavnpûr şehrini ve ülke topraklarını eline geçirdi. Kendi oğlu Barbey’i 1479 senesinde Cavnpûr’un idâresi ile görevlendirdi. Böylece Cavnpûr Devleti ortadan kalkmış oldu. Ülke de Delhi’ye bağlandı. Delhi ve Bengal Sultanlıkları arasında bulunan Cavnpûr Sultanlığı, kuvvetli bir Müslüman devletiydi. Başta bulunan sultanlar, İslâmiyetin yayılmasında önemli rol oynadılar. Cavnpûr, doğunun Şîrâz’ı diye meşhur oldu. Bilhassa İbrâhim Şah zamânında Cavnpûr’da İslâmî mîmârînin güzel bir mahallî ekolü gelişti.


Cavnpûr Şarkî Sultanları Tahta Geçişi
Melik Server ................................................ 1394
Mübârek Şah................................................ 1399
İbrâhim Şah.................................................. 1402
Mahmud Şah................................................ 1440
Muhammed Şah .......................................... 1457
Hüseyin Şah ...................................... 1458-1479


İlhanlılardan sonra Irak ve Âzerbaycan’da hâkimiyet kuran Türkleşmiş Moğol Hânedânı.

Celâyirlilerin ataları, Cengiz Hana ilk yıllarında büyük yardımlar yapmış ve bunlardan bâzıları mühim devlet kademelerine yerleşmişlerdi. Celâyirlilerden Emir Hasan Büzürg, İlhanlıların ileri gelen komutanlarındandı. İlhanlı Sultanı Ebû Saîd’in ölümü ile çıkan karışıklıktan istifade ederek devletin idaresini eline geçirmeye çalıştı. 1340 yılında Bağdat’ta bağımsızlığını ilân etti.

1356 yılında ölünce yerine oğlu Şeyh Üveys geçti. Üveys, Âzerbaycan ve Tebriz’i peşinden de Musul ve Diyarbekir’i ele geçirdi (1364). Celâyirli Devleti en geniş sınırlarına ulaştı. Şeyh Üveys’in vefatı üzerine yerine oğlu Hüseyin geçti (1374). Muzafferîler ve Karakoyunlularla mücadele eden Sultan Hüseyin, kardeşi Ahmed tarafından 1382’de öldürülmesi üzerine iç karışıklıklar başladı. Sultan Ahmed Âzerbaycan ve Irak’ı, diğer kardeşi Bâyezîd de Irak-ı Acem ve Doğu Anadolu taraflarını alarak ülkeyi paylaştılar. Fakat 1393’te, Timur Han, Bağdat üzerine yürüyüp Sultan Ahmed’i kaçırttı. Memluk hâkimiyetindeki Şam’a sığınan Sultan Ahmed, bilahare Bağdat’a geri döndü. Timur’un tekrar gelmesi üzerine Osmanlılara sığındı (1400). Timur Hanla Yıldırım Bâyezîd Hanın arasının açılmasına sebeb oldu.

Ankara Savaşı (1402) sonrasında Şam’a sığındı ise de,Timur Hanın baskısı ile Karakoyunlu hükümdarı Kara Yusuf’la birlikte hapsolundu. İki sultan, hapiste dostluklarını ilerletip, ülkelerinin sınırlarını tesbit ettiler. Serbest bırakıldıktan bir süre sonra Timur Hanın vefat etmesi (1405) üzerine çıkan karışıklıklardan istifadeyle ülkelerine döndüler. Bir süre devam eden iki sultanın dostluğu bir yaylak meselesinden dolayı açıldı (1410). Yapılan savaş neticesinde Ahmed Celayir’i esir alan Kara Yusuf, onu çocukları ile birlikte öldürttü. Bağdat’ta Şah Mahmud adında bir çocuk Celâyirli tahtına geçirildi ise de Karakoyunlular, Bağdat’ı da ele geçirip Celâyirli hâkimiyetini ortadan kaldırdılar (1411).

Celâyirlilerin bir kolu, Irak-ı Arap’ta bir müddet hükümran olduysa da, Karakoyunlu istilası neticesi hayatiyetleri sona erdi (1432). Celâyirliler döneminde İlhanlı istilası sırasında yakılıp yıkılan Bağdat yeniden îmâr edildi. Yapılan güzel eserlerle şehir, tekrar ilim merkezi olmaya başladı. Emir Hasan’ın başlattığı Mircâniye Medresesinin inşaatı, Şeyh Üveys zamanında tamamlandı. Türk unsurlar, Irak’ın her tarafına yayıldı. Ülkede Türkçe, Arapçadan sonra ikinci dil oldu. Şâirler ve edipler, Celâyirli sarayında toplandılar. Celâyirli idarî teşkilâtı, devamı oldukları İlhanlıların idârî teşkilatının aynısı idi. (Bkz. İlhanlılar)


Celayirli Hükümdarları Saltanatı
Tâceddîn Hasan Büzürg ...................... 1336-1356
Birinci Üveys ........................................ 1356-1374
Celâleddîn Hüseyin .............................. 1374-1382
Gıyâseddîn Ahmed .............................. 1382-1410
Şah Mahmud........................................ 1410-1411


Çağatay ülkesi olarak da anılan Batı ve Doğu Türkistan ile Mâverâünnehr topraklarında Çağatay Hanın kurduğu devlet.

Çağatay, Cengiz Hanın eşi Börte Uçin’den olma ikinci oğludur. Cengiz Kânunu’nu en iyi bilen ve tatbik edendir. Diğer kardeşleri ile birlikte babasının Çin, Harizm seferlerine katılıp, Çin, Afganistan ve Hindistan’a gitti. Cengiz Han 1227 senesinde ölünce yerine kardeşi Ögedey hükümdâr oldu. Çağatay ise, babasının ölümünden sonra savaşlara katılmadı. Uygur ülkesi ile Semerkant, Buhârâ arasındaki ülke onun hâkimiyeti altındaydı. Moğol Kânunu’nu iyi bildiği için, Moğollar arasında îtibârı fazlaydı. İslâmiyete düşman olup, Müslümanları sevmezdi. İslâmî usûlde hayvan kesmeyi ve gusl abdesti almayı yasaklamıştı. Kardeşi Ögedey’in ölümünden sonra hastalandı. Doktorlar hastalığına çâre bulamayınca, Moğol âdeti gereğince 1241’de îdâm edildi.

Çağatay’ın ölümünden sonra sırasıyla Mütegenimoğlu Kara Hülâgü ve Kağan Göyük (1246-1248) ve daha sonra da Çağatay’ın oğullarından Yişü Müngke başa geçti. 1251 senesinde karışıklıklar çıktı. Batıda Batu Kağan, kendi adına para bastırarak Müngke’nin iktidârını böldü. Yişü Müngke’nin 1259’da ölmesinden sonra, Çağatay’ın torunu Algu, iktidâr mücâdelesinden faydalanarak Afganistan ve Harizm’e hâkim oldu. Saltanatını daha da kuvvetlendirerek Arık Baka’yı yenince, Orta Asya’nın tek hâkimi oldu. Algu’nun 1266’da ölmesiyle Ögedey’in oğullarından Kaydu kağan olup, 1301 yılına kadar Çağatayları idâre etti. Ölümüyle önce oğlu Çopar, daha sonra 1307 senesinde de Barak Hanın oğlu Duva başa geçti.

Duva, Çağatay Hanlığının gerçek kurucusu kabul edilmektedir. Yerine oğlu Kebek hükümdâr oldu. Bunun zamânında ilk Çağatay parası basıldı. 1326’da kardeşi Tarmişirin başa geçti. Bu hükümdâr İslâm dînini kabul ederek Alâeddîn adını aldı. Doğuda Cengiz Kânunu’na bağlı olan Çağataylar, Alâeddîn’e karşı ayaklandılarsa da İslâmiyetin Çağatay ülkesinde yerleşmesini engelleyemediler. Zâten güç dengesi de Türklerin tarafına kaydığından, Çağatay soyu müessiriyetini gittikçe kaybetti. Alâeddîn Hanın ölümünden sonra 1370 târihine kadar Türk Beyleri Çağatay prenslerini kukla hâline getirdi. Timur Han zamânında bâzı Çağatay prenslikleri varsa da, 16. yüzyılda Özbekler tarafından bunlar da Mâverâünnehr’den atılmışlardır.

Çağatay Hanlığı Hânedânını bâzı araştırmacılar Türk olarak göstermekteyseler de, Cengiz Hanın Moğol soyundan geldiğini bütün kaynaklar yazmaktadır. Çağatay ve sonraki idârecileri de Cengiz’in torunlarıdır. Böyle olmasına rağmen şu bir gerçektir ki, ülkede Türk nüfûsu bulunmaktaydı. Ülke daha sonra da Türk hâkimiyetine girip Türkleştiği gibi, İslâm dîni de yayılmıştır.

Çağatay dili ve edebiyâtı: Çağatay’ın adına nisbetle verilmiş, Ali Şir Nevâî (1441-1501) ile onu takib eden Asya şâirlerinin kullandıkları edebî Türk lehçesine ve bu dille yazılmış eserlere Çağatay adı verilmektedir. Eski ve yeni doğulu batılı dil bilginleri Çağatayca kelimesini kullanmaktadır. Çağatayca; Çağatay, İlhanlı ve Altınordu devletlerinin ilim çevrelerinde 13 ve 14. yızyıllarda gelişerek, 20. yüzyılda Özbek edebiyâtının meydana gelmesine kadar devâm eden Doğu Türkçesidir. (Bkz. Türk Edebiyâtı)



On üçüncü asırda Kastamonu ve çevresinde faaliyet gösteren Türkmen beyliği. Beyliğin kurucusu Hüsâmeddîn Çoban Bey, Kayı boyuna mensub olup, Anadolu Selçuklu Devletinin ileri gelen devlet adamlarından biriydi. Bunun isminden dolayı, kurduğu beyliğe, Çobanoğulları beyliği denildi. Hüsâmeddîn Çoban, Birinci İzzeddîn Keykâvus’un sultanlığı sırasında Bizans’a karşı düzenlenen seferlere katıldı. Birinci Alâeddîn Keykûbâd tahta çıkınca, bağlılığını arz etti.

Moğollar 1223 (H.620) Kıpçak ilini işgâl edince, bunu fırsat bilen Rumlar, Kırım sâhilindeki Suğdak şehrini kontrolleri altına aldılar. Sultan Alâeddîn Keykûbât, Hüsâmeddîn Çoban’ı Suğdak’ı zaptetmek için vazîfelendirdi. Hüsâmeddîn Çoban da sefere çıkarak Suğdak’ı zaptetti. Kıpçak hanının ve Rus hükümdârının Sultan Alâeddîn’e itâatini sağladı. 1227 senesinde Kastamonu’ya döndü. Ölümünden sonra yerine oğlu Alp Yürek geçti. Alp Yürek hakkında fazla bilgi bulunmamaktadır.

Alp Yürek’ten sonra yerine oğlu Muzafferüddîn Yavlak Arslan geçti. Yavlak Arslan zamânında Anadolu’da birçok karışıklıklar oldu. Yavlak Arslan, İlhanlılara muhâlefete başladı. Bunun üzerine İlhanlı hükümdârı Geyhatu, bir Selçuklu-Moğol ordusunu Kastamonu’ya gönderdi. Yapılan muhârebede Yavlak Arslan öldü. Selçuklu Sultânı İkinci Mes’ûd, bu muhârebede kendisine büyük yardımı dokunan Şemseddîn Yaman Candar’a Kastamonu ve havâlisinde Eflânî’nin idâresini verdi. Yavlak Arslan’dan sonra yerine oğlu Mahmud Bey geçti. Mahmud Bey zamânında Bizans topraklarına akınlar düzenlendi. Sakarya Nehrinin civârına kadar olan yerler fethedildi. Ancak 1309 senesinde Candaroğlu Süleymân Paşa bir baskın ile Kastamonu’yu fethederek Çobanoğulları Beyliği’ne son verdi.

Çobanoğulları devrinde Kastamonu ve çevresinde îmâr ve kültür faâliyetleri gelişti. Memleketlerine gelen âlimlere büyük önem verdiler. Meşhûr âlim Kutbûddîn Şîrâzî, İhtiyârât el-Muzafferî isimli astronomi kitabını Yavlak Arslan için yazdı. Nüzhet-ül-Küttâp, Kavâ’id-ür-Resâ’ıl adlı eserler bu devirde yazıldı. Bu devirdeki en muhteşem yapı ise; Taşköprü’deki Muzafferüddîn Yavlak Arslan Medresesi külliyesidir.


ÇOBANOĞULLARI Tahta Çıkışı
Hüsâmeddîn Çoban (Yaklaşık) .............. 1227
Hüsâmeddîn Alb Yürük ................................ ?
Muzafferüddîn Yavlak Arslan ...................... ?
Nasireddîn Mahmud Bey........................ 1297
Candaroğulları Hâkimiyeti ...................... 1309


1071-1178 yılları arasında Sivas, Malatya, Kayseri,Tokat,Amasya ve civârında hüküm süren bir Türkmen hânedânı.

Dânişmendliler beyliğinin kurucusu Gümüştekin Dânişmend Ahmed Gâzi, âlim ve fazîletli bir zâttı. Bir rivâyete göre Kutalmışoğlu Süleymân Şahın dayısıydı.

1063 yılından îtibâren Sultan Alparslan’ın hizmetine giren Dânişmend; ilmi, cesâreti ve yiğitliğiyle onun dikkatini çekmiş ve en güvenilir emirleri arasında yer almıştır.Malazgirt Savaşına da katılan Dânişmend Ahmed Gâzi, zaferin kazanılmasında önemli rol oynadı. Sultan Alparslan savaşa katılan emirlerinden Anadolu’da fetihlerde bulunmalarını istemiş ve fethedecekleri yerlerin kendilerine ıktâ edileceğini bildirmişti. Zaferi müteâkip fetihlere girişen beyler, Anadolu’nun muhtelif şehirlerini zaptederek buralarda kendi adlarıyla anılan beylikler kurmuşlardı. Danişmend Ahmed Gâzi de zaferden sonra Bizanslılardan Sivas’ı aldı ve Dânişmendli Hânedânını kurdu (1071).

Sivas’ı bir üs olarak kullanan Dânişmend Gâzi; Çavuldur, Tursan, Kara Doğan,Osmancık, İltekin ve Karatekin adlı emirleriyle Amasya, Tokat, Niksar, Kayseri, Zamantı, Develi ve Çorum’u fethederek beyliğine kattı. Dânişmend Ahmed Gâzi daha çok Haçlılar ve Rumlara karşı yaptığı cihâd hareketleriyle meşhur oldu. 1097 yılında İznik’i kuşatan ve zapteden Haçlılara karşı Sultan Birinci Kılıçarslanla birlikte Eskişehir’de büyük bir meydan muhârebesine girdi. Binlerce Haçlı askerinin ölümüyle netîcelenen savaşta Kılıçarslan ve Dânişmend Gâzi düşman kuvvetlerinin çokluğunu düşünerek geri çekildiler. Bundan sonra vur-kaç taktiğini kullanan Türkler, Haçlıların Antalya’ya ulaşıncaya kadar büyük bölümünü yok ettiler. Dânişmend Ahmed Gâzi, 1098 senesinde büyük bir orduyla Sivas’tan Malatya üzerine yürüdü ve şehri kuşattı. Üç yıl devâm eden kuşatma sonunda Dânişmend Gâzi’ye mukâvemet edemeyeceğini anlayan Gabriel, Antakya Prensi Bohemond’dan yardım istedi. Karşılığında da, Malatya’yı ve güzelliğiyle meşhur kızı Morfia’yı vermeyi teklif etti. Bunu fırsat bilen Bohemond, pekçok Haçlı reislerini ve bir kısım Ermeni prenslerini toplayıp, Malatya’ya hareket etti.Haçlıların topraklarına gelişlerini önce memnûniyetle karşılayan Ermeniler, zulümlerini görünce endişeye düştüler ve durumu DanişmendAhmed Gâzî’ye haber verdiler. Bohemond kuvvetleri Malatya’yı Aksu Vâdisinden ayıran dağlık bölgeye girdiğinde pusuda beklemekte olan Danişmend Gâzî’nin askerlerince kuşatıldı, çok kısa süren çetin bir savaştan sonra, Haçlı ordusu imhâ edilirken Müslümanlara zulümleriyle meşhur olan Bohemond ve ileri gelen adamları esir alındı. Dânişmendlilerin Haçlılara karşı kazandıkları bu muhteşem zafer, bütün Müslümanları çok sevindirdi. Bohemond gibi bir kontun Müslüman Türkler tarafından esir edilmesi ise Haçlıları derin bir üzüntüye soktu. Ayrıca Dânişmendlilerin şöhretini arttırdı. Gümüştekin Dânişmend, 1100 (H.494) senesinde kazandığı bu zaferden sonra, Sivas’a döndü.

Gümüştekin Ahmed Gâzî bundan sonra Rumlar elinde bulunan Malatya üzerine yürüdü ve kısa bir süre içerisinde şehri fethetti (1101). Ahmed Gâzî, sıkıntı içindeki Malatya halkına kendi ülkesinden buğday ile zirâat için, öküz ve diğer ihtiyâçları getirterek halka dağıttı. Önceleri zulüm altında inleyen Malatya halkı, bu davranışa memnûn ve hayran kaldılar. Pekçoğu İslâmiyeti kabul etti. Dânişmend Gâzî elinde esir bulunan Bohemond’u iki yüz altmış bin dînar karşılığı serbest bıraktı. Ancak bu hareketi Kılıçarslan’la arasını açtı. Maraş civârında yapılan savaşta mağlûb olan Dânişmend Ahmed Gâzî, 1105 yılında vefât etti. Beyliğin başına, 1105’ten 1134 senesine kadar hüküm süren oğlu Emir Gâzi geçti. Dânişmend Gâzi’nin vefâtından istifâde eden Birinci Kılıçarslan, Malatya’yı ele geçirdi. Emir Gâzi Rükneddîn Mes’ûd’un kızıyla evlenip dâmâdı oldu. (Bir rivâyette ise kayınpederi oldu.) Emîr Gâzi zamânında Dânişmend ülkesi Fırat ve Sakarya’ya kadar uzandı. Kısa zamanda Kastamonu’yu alıp, Bizans’ın eline geçen topraklarını kurtardı. Başarılarından dolayı Büyük Selçuklu Devleti sultânı, Sultan Sencer’in ve Abbâsî Halîfesinin takdirlerini kazandı. Abbâsî halîfesi onun melikliğini bir fermânla tasdik edip, ayrıca dört siyah sancak, bir kös ve çeşitli hediyeler gönderdi. Bunları getiren elçiler yanına ulaştıkları sırada, Emîr Gâzi ağır hastaydı.

Emîr Gâzinin vefâtından sonra 1134 yılında yerine oğlu Mehmed, emir oldu ve 1146 senesine kadar saltanat sürdü. Melik Mehmed, fetih hareketlerinden geri kalmadı ve Finike’ye kadar uzandı. Bizanslıları yendi, Sivas’ı başşehir yaptı. Vefât edince Kayseri’de bir medreseye defnedildi ve yerine büyük oğlu Zünnûn geçti. Ancak kardeşi Sivas Emîri Yağıbasan, emirliğini tanımadı ve kendi melikliğini îlân etti. Duruma hâkim olan Yağıbasan, 1146’dan 1164 senesine kadar hüküm sürdü. İstanbul’a sefere çıktı, fakat başarılı olamadı.Yağıbasan zamânı, beyliğin Selçuklularla münâsebetlerinin en bozuk olduğu bir dönemdir.Yağıbasan, dışta Selçuklularla, içte de kardeşleriyle çarpıştı. Ağabeyi Zünnûn Kayseri’yi,Yağıbasan da Malatya’yı ele geçirmişti. Selçuklularla münâsebetlerini bozan ve Saltuklularla da iyi geçinemeyen Yağıbasan, 1164 senesinde Kayseri’de vefât etti. Oldukça karışık bir dönem yaşayan Danişmendliler, yine de kültür faaliyetini devâm ettirdiler. Sivas ve Niksar’da medreseler kurdular. Yaptıkları medreseler, târihe ilk kubbeli medreseler olarak geçti.

Danişmendli Hükümdârı Yağıbasan’dan sonra bunun kardeşi İsmâil, gençliğinin ilk yıllarında bir müddet emirlik yaptı. Bundan sonra Zünnûn tekrar melik oldu. 1175 senesinde Danişmendliler beyliği sona erdi. Toprakları İkinci Kılıçarslan tarafından Selçuklu topraklarına katıldı. Danişmendlilerden bir kol, Malatya’da bir müddet daha hüküm sürdü. Fakat bunlar da, 1178 senesinde Selçuklu Sultânı İkinci Kılıçarslan tarafından Selçuklu ülkesine katıldı. Böylece Danişmendli Beyliği târihe karışmış oldu. Ancak bu beylikten pekçok emir Anadolu Selçuklularına itaat edip, onlar safında hizmete devâm ettiler.Anadolu’da bir asra yakın hüküm süren Danişmendliler, büyük şehirlerde câmiler, medreseler ve pekçok hayır eserleri yaptırmışlardır. Bu eserlerin zamanla tâmirler sebebiyle husûsiyeti değişmiştir.Yaptıkları eserler, plân îtibâriyle 13. yüzyıl Anadolu mîmârisi için dikkat çekicidir.


DÂNİŞMENDLİLER
Sivas Şûbesi
Melik Dânişmend Gâzi .......................... 1071
Emir Gâzi Gümüştekin .......................... 1084
Melik Muhammed .................................. 1134
Melik İmâdeddîn Zünnûn(İlk hük.) .......... 1142
Melik Nizâmeddîn Yağıbasan ................ 1143
Melik Mücâhid Cemâleddîn Gâzi............ 1164
Melik Şemseddîn İbrâhim ...................... 1166
Melik Şemseddîn İsmâil ........................ 1166
Melik Zünnûn(İkinci hük.) ..............1168-1174

Malatya Şûbesi
Ayneddîn bin Gümüştekin ...................... 1142
Zülkarneyn.............................................. 1152
Nâsıreddîn Muhammed (İlk hük.) .......... 1162
Fahreddîn Kâsım.................................... 1170
Efrîdûn.................................................... 1172
Nâsıreddîn Muhammed (İkinci hük.) .. 1175-78
Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
29 Recep 1438
Miladi:
26 Nisan 2017

Söz Ola
Na-murad olma dila düştün ise bahr-i gama, Hele emvac-ı felaket geçer inşaallah. (Ey gönül gam deryasına düştünse de ümitsiz olma; felaket dalgaları inşaallah geçecektir.)
Barbaros Hayreddin Paşa
Osmanlılar Twitter