Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


Tunus’ta İbrahim bin Ağleb tarafından kurulan devlet. Abbasi halifesi Harun-ür-Reşid, 800 senesinde emirlerinden İbrahim bin Ağleb’i, isyanların hiç eksik olmadığı Kuzey Afrika’ya vali tayin etti. İbrahim bin Ağleb, vali olunca, bölgedeki isyanları bastırarak duruma hakim oldu. Bundan sonra içişlerinde müstakil bir devlet başkanı, dış işlerinde ise halifeye bağlı hareket ederek Ağlebiler Devletini kurdu 801 (H. 185).

İbrahim bin Ağleb’in ilk yılları İdris bin İdris ve komutanlarından İmran bin Mahled’in isyanlarını bastırmakla geçti. İmran karşısında zor duruma düştü ise de halifeden gelen yardımlar ile savaşı kazanmaya muvaffak oldu. Böylece Tunus’ta fitne ve karışıklık sona erdi. Halk güven içinde yaşamaya başladı. Bu durum 812 senesinde İbrahim bin Ağleb’in vefatına kadar devam etti.

İbrahim bin Ağleb, fıkıh alimi, edib, hitabeti kuvvetli, ihtiyatlı, harp tekniklerini çok iyi bilen, halkına şefkatli, sözüne sadık ve adil bir zattı. Tunus, onun devrinde en rahat günlerini yaşadı.

İbrahim bin Ağleb’in vefatından sonra iç karışıklıklar, isyanlar ve sık sık iktidar değişiklikleri oldu. Bu ayaklanmalar Ağlebiler Devleti’ni yıkılma durumuna getirdi. 828 senesinde iç karışıklık ve ayaklanmalar sona erdi. Bu sırada Ağlebilerin başında Ziyadetullah bulunuyordu.

Ziyadetullah döneminde Sicilyalı komutan Euphemius’un tavsiyeleri ile bu ülkeye karşı cihad hareketi başlatıldı. Ziyadetullah, yüz gemiden meydana gelen donanmasını sahil şehirlerinin zabtına me’mur ederken, karadan da büyük kuvvetleri savaşa soktu. Hıristiyanlara üst üste darbeler indiren Müslümanlar, birçok kale ve şehri ele geçirdiler.

Ziyadetullah’ın ölümünden sonra başa geçen hükümdarlar devresinde zaman zaman iç isyanlar ortaya çıktı ise de, bunlar devletin birlik ve bütünlüğünü sarsacak kuvvette değildi. Ayrıca tahta geçen Ebu Ikal, Melik Muhammed, Ahmed, İkinci Ziyadetullah, İkinci Ebu Ikal ve Abdullah Ebü’l-Abbas gibi hükümdarların son derece iyi huylu, güzel ahlaklı, cömert, adil ve şefkatlı olmaları halkın kendilerine sıkı sıkıya bağlanmalarını sağlamıştır.

Melik Üçüncü Ziyadetullah döneminde ise, şii Fatimilerin propagandaları neticesinde ülkede parçalanmalar baş gösterdi. Fatimilerin tarafını tutan Ebu Abdullah eş-Şii, Ağlebi devlet adamlarının pek çoğunu kendi tarafına çekti. Böylece pekçok şehire sahib oldu. Daha sonra Fatimi Devletinin de sıkıştırması üzerine durumunu tehlikede gören üçüncü Ziyadetullah’ın tahtını bırakıp Mısır’a kaçması ile bir asır süren Ağlebi Hanedanı saltanatı sona erdi (904). Toprakları Fatimilerin eline geçti.




Van Gölünün batı sâhilinde bulunan Ahlat’ta, 12. asrın başlarında kurulmuş olan bir Türk devleti. 1100 senesinde Sökmen el-Kutbî tarafından kuruldu. 1207 senesinde Ahlat şehrine Eyyûbîlerin dâvet edilmesiyle son buldu. Ahlat’ta kurulan bu devlete Ahlatşâhlar ve Ermenşâhlar denildiği gibi, kurucusu olan Sökmen’den dolayı Sökmenliler de denilmektedir.

Sökmen (Sökmen-I), Büyük Selçuklu Sultanı Melikşâh’ın amcasının oğlu Kutbeddîn İsmâil’in kölesiydi. Bu yüzden Sökmen el-Kutbî diye tanındı. Kendisini yetiştirip, Muhammed Tapar’ın kumandanlarından oldu. Adâleti ve iyiliğiyle şöhret kazanan Sökmen, Mervânîlerin Ahlat Emîri halka kötü davranınca, bu şehre çağrıldı ve ordusuyla o sıralarda Doğu Anadolu’nun en kalabalık ve müstahkem bir şehri olanAhlat’a geldi. Savaşmadan şehri teslim aldı. O zamanlar Âzerbaycan ve Arran (Karabağ) melîki olan MuhammedTapar, bu hizmetlerinden dolayı Ahlat ve Van çevresine, Sökmen’i vâli tâyin etti. Böylece 1100 (H.494) senesinde Ahlatşâhlar Devletinin temeli atılmış oldu.

Gittikçe kuvvetlenen Sökmen, Meyyâfârikîn (Silvan)i topraklarına kattı. 1109’da Haçlılara karşı Sultan Muhammed Tapar’ın teşkil ettiği ittifaka katıldı. Musul Emîri Mevdûd ve Artuk Emîri İlgâzi ile birlikte Haçlıların elinde bulunan Urfa’yı kuşattılar. Urfa Kuşatması iki ay sürdü. Haçlılara yardım geldiğini gören Türk müttefik kuvveti muhâsarayı kaldırarak, Harran’a doğru geri çekildi. İki ay süren muhâsarada Türk askeri epey zâyiât vermiş ve yorulmuştu. Askerlerini daha fazla zâyi etmek istemeyen müttefikler, çekilmeyi daha uygun buldular.

Sultan Muhammed Tapar, 1111 senesinde Musul Emîri Mevdûd komutasında bir orduyu Haçlılara karşı görevlendirdi. Hasta olmasına rağmen Sökmen de askerleriyle birlikte bu orduda yer aldı. Fakat 1112 senesinde ordu Haçlılarla çarpışırken, vefât etti. Sökmen’in cenâzesi askerleri tarafından Ahlat’a götürülerek defnedildi. Onun zamânında Sökmenli Beyliği, başşehir Ahlat olmak üzere Malazgirt, Erciş, Adilcevaz, Eleşkirt, Van, Tatvan, Erzen, Bitlis, Muş, Hani, Meyyâfârikîn ve Bargiri şehirlerini elinde bulunduruyordu. Sökmen’den sonra; beyliğin başına oğlu İbrâhim, onun vefâtından sonra diğer oğlu Ahmed, Ahmed’den sonra İkinci Sökmen başa geçti (1128).

Sökmenli Beyliği, çocukluk dönemi hâriç, İkinci Sökmen Bey zamânında en iyi devresini yaşadı(Bkz. Sökmen Bey-II) Bu sırada Selâhaddîn-i Eyyûbî, 1174 (H.570) senesinde bağımsızlığını îlân ederek Eyyûbî Devletini kurdu. Ülkesini genişleten Selâhaddîn Eyyûbî, Doğu Anadolu’yu da topraklarına katmak istiyordu. 10 Temmuz 1185 (H.581)te vefât eden İkinci Sökmen’den sonra tahta geçecek bir kimsenin olmayışı, Selâhaddîn Eyyûbî’ye arzusunu gerçekleştirme fırsatı verdi. Amcasının oğlunu bir ordu ile Ahlat üzerine gönderdi. Fakat Sökmenlilerin dirâyet ve kuvvet sâhibi beyi Seyfeddîn Begtimur, duruma hâkim olarak tahtı ele geçirdi. Yedi senelik bir iktidârdan sonra, 1193 yılında dâmâdı Aksungur tarafından tahttan indirildi. Aksungur, kayınpederinin yerini aldı ve kayınbirâderini hapsetti. 1197 senesinde ölen Aksungur’un yerine, Sökmen’in kölesi Atabek Kutluğ geçti. Yedi günlük bir saltanattan sonra halk tarafından tahttan indirildi. YerineBegtimur’un oğlu Muhammed geçtiyse de karışıklıklar bir türlü durmadı. Gürcülerin saldırısı, Erzurum melîkinin yardımıyla atlatılabildi. Beyler arasında kavga devâm etti. Halkın dâvet etmesi üzerine, Necmeddîn Eyyûbî 1207 senesinde Ahlat’a geldi ve şehri teslim alarak Sökmenliler Devletine son verdi.

Kültür ve medeniyet

Her Türk-İslâm devleti gibi, ülkelerin tâmiri ve insanların maddî ve mânevî refâha ulaşmasını gâye edinen Sökmenliler de belde halkını huzûra kavuşturmak için ellerinden gelen gayreti gösterdiler. Hükümdâr âilesi ve çevresindeki devlet büyükleri, şanlarına yaraşır eserlerle beldelerini süslediler. Ahlat, Bitlis, Muş gibi hâkimiyet sâhalarına giren şehirlerde câmiler, hastahâneler, hamamlar, köprü ve medreseler yaptırarak halkın sosyal ihtiyâçlarını gidermeye çalıştılar. Şehirlerin kale ve surlarını tâmirle de savunma tedbirleri aldılar. Emirlerinde bulunan insanların eğitimine çok ehemmiyet verdiler. Onların dinlerini en iyi şekilde öğrenmelerini temin için, üstün vasıflara hâiz din adamı yetiştiren medreseler açtılar. Ebû İshâk Kâzerûnî hazretlerinin yolunda olup, cihâd ile meşgûl olan devriş gâziler için dergâhlar açıp hürmet gösterdiler. Toprakların en iyi şekilde değerlendirilmesi için zirâî çalışmalara ehemmiyet verdiler. Elde edilen ürün ve temin edilen huzûrla, insanlar refah içinde yaşadılar. Sağlanan refah sâyesinde kültür faâliyetleri hızlandı.

Ahlat’ta yetişen âlimler ve sanatkârlar, çevre memleketlere yayıldılar. İlmiyle âmil âlimlerin ve mücâhid gâzilerin yurdu olarak tanınan Ahlat, Kubbet-ül-İslâm adıyla anılmaya başlandı. Ahlat’tan, Safiyüddîn Ebü’l-Berekât, Şeyh Mü’min ed-Darîr, Yahyâ bin Ahmed Hudâ-dâd, Muhammed bin Melik-dâd gibi âlimler yetişti. Konya Alâeddîn Câmiinin mîmârı Hacı el-Ahlâtî, Tercan’da Mama Hâtun türbe ve kervansarayının mîmârı Mufaddal el-Ahlâtî ve Divriği Dârüşşifâsının mîmârı Hurremşâh el-Ahlâtî gibi sanatkârlar, Ahlat’ta meydana gelen kültür ve medeniyet muhitinde yetiştiler. Yine Ahlatlı kimyâger İbrâhim bin Abdullah da boyacılıkta, bilhassa lâciverd îmâlinde mâhir, tıp ve başka ilimlerde meşhurdu.

Çok çalışkan olan Ahlatlılar, Van-Tatvan-Vastan limanları ile Ahlat-Erciş arasında büyük gemiler çalıştırdılar. Ticâret yaptılar. Van Gölünde acemiliklerini çıkaran Ahlatlı gemiciler, Karadeniz’de de ticârî faâliyetlere giriştiler. Tebriz’den gelen ticâret yolu üzerinde bulunan Ahlat, iki milyon altın vergi tahsil edebilecek bir şehir hâline geldi. Ticâret yolları üzerinde, hanlar ve kervansaraylar yaptıran Ahlatşâhlar, tüccârlara kolaylıklar sağladılar. Buranın sanatkârları demircilik ve çilingirlikle meşgûl oldular. Ayrıca Ahlat civârındaki kuyulardan çıkarılan kırmızı ve sarı renkli arsenik, komşu memleketlere ihrâç edildi. Van Gölünde tutulan balıklar komşu ülkelere satıldı.

Sökmenli Beyleri
Sökmen el-Kutbî-I ........................(1100-1112)
Zâhireddîn İbrâhim ......................(1112-1127)
Ahmed bin Sökmen......................(1127-1128)
Nasıreddin Sökmen-II ..................(1128-1185)
Seyfeddîn Begtimur......................(1185-1193)
Aksungur Hezar-Dinarî ................(1193-1198)
Sücâeddîn Kutluk ................................ (1198)
Mansûr Muhammed bin Begtimur (1198-1206)
İzzeddîn Balaban..........................(1206-1207)


Bir Türk oymağının İran ve Doğu Anadolu’da kurduğu devlet. Akkoyunluların ne zaman ve hangi yolla Anadolu’ya geldikleri bilinmemektedir. Bazı tarihçilere göre on ikinci asırda Maveraünnehr veya Azerbaycan’dan Doğu Anadolu’ya gelip, Urfa, Mardin ve Bayburt bölgelerine yerleştiler. Akkoyunluların soyu, Oğuz Hana kadar uzanmaktadır. Eski Oğuzların Bayındır boyunun bir oymağı oldukları da söylenmektedir. Bundan dolayı da Akkoyunlu Hanedanı “Bayındır” veya “Bayındırıyye” adları ile anılır. Bayraklarında koyun ambleminin olması, Karakoyunlular gibi, bunların da Orta Asya’da mühim roller oynayan Kon (Koyun) ilinden geldikleri ihtimalini kuvvetlendirmektedir.

Akkoyunlular, hanedanlığının asıl kurucusu olarak görülen Tur Ali Bey zamanında tarih sahnesine çıktılar. Moğollar arasında başgösteren saltanat kavgasının, devletin siyasi kudretini yok etme durumuna getirmesinden faydalanan Türkmen beylerinden Tur Ali Bey, Anadolu, Irak ve Suriye hududlarına akınlarda bulundu. Tur Ali Bey zamanında Akkoyunlulara bu beyin şöhretinden dolayı Tur Alililer de denildi. Tur Ali Bey, müttefik Türkmen beyleri ile Trabzon’a akınlar düzenledi. Bu akınları durdurmak isteyen Trabzon hükümdarı üçüncü Alexios, kız kardeşi Maria Despina’yı Ali Beyin oğlu Kutluğ Beye vererek, Akkoyunlular ile akrabalık kurdu. Bu suretle Akkoyunlu akınlarından imparatorluğunu koruyabildi.

Anadolu’da Moğol hakimiyetinin kalkmasından sonra Sotay, Çoban ve Celayir hanedanları nüfuz mücadelesine başladılar. Bu mücadele sırasında Akkoyunlular, Musul ve Diyarbakır taraflarında hakimiyet kuran Sotayoğullarının hizmetine girdiler. Bu hanedanın zayıflamasından sonra Artukoğulları ile işbirliği yaparak bölgedeki bazı kale ve şehirleri zapt ettiler. 1362’de Ali Beyin ölümü ile başa geçen Kutlu Bey zamanında Akkoyunlu oymağı gitgide kuvvetlendi. Türkmen boy ve aşiretlerinin katılmasıyla Horasan, Fırat, Kafkas Dağlarından Umman Denizine kadar uzanan büyük bir devlet haline geldiler. Kutlu Bey, Erzincan emiri Mutahharten’i Eratnaoğullarının saldırılarından korudu. Fakat araları bozulunca Mutahharten, Akkoyunluların devamlı mücadele içinde bulundukları Karakoyunlular ile birleşerek, Akkoyunluları mağlup etti. Bu mağlubiyet üzerine Kutlu Bey, Kadı Burhaneddin’e sığınmak mecburiyetinde kaldı.

1389’da Fahreddin Kutlu Beyin ölümünden sonra Akkoyunlu tahtına Ahmed Bey geçti. Ahmed Bey zamanında Erzincan emiri Mutahharten ile Akkoyunlular arasındaki mücadele devam etti. İki hükümdar arasında yapılan muharebede başlangıçta Mutahharten ağır bir yenilgi aldı ise de bir süre sonra Karakoyunlu Kara Mehmed Bey ile ittifak kurarak Akkoyunlulara tekrar saldırdı ve ağır bir yenilgiye uğrattı. Ahmed Bey, Kadı Burhaneddin’e sığındı. Ahmed Bey kısa zamanda tekrar eski gücüne ulaştı. Bir müddet sonra Akkoyunlu tahtını ele geçiren Kara Yülük Osman Bey ile Kadı Burhaneddin’in arası açıldı. Yapılan bir savaşta Osman Bey, Kadı Burhaneddin’i esir alarak öldürttü. Osman Bey, Kadı Burhaneddin hakimiyetindeki Sivas’ı zaptetmek istedi ise de şehir halkının Osmanlı sultanı Yıldırım Bayezid’den yardım istemesi sonucu şehzade Süleyman Çelebi’nin ordusuyla gelmesi üzerine muvaffak olamadı.

Anadolu’da istediği gibi bir beylik kuramayan Kara Yülük Osman Bey, Mısır meliki Berkuk’un hizmetine girdi. Ancak Melik’in ölümü ve Anadolu’da Memluklere ait bazı yerlerin Yıldırım Bayezid tarafından feth edilmesi üzerine Osman Bey, Timur Hana sığındı. Timurluların Anadolu’ya yaptığı seferlere katıldı. Ankara Savaşında Timur Hanın yanında yer aldı. Timur Han, Anadolu’dan çekilirken, Kara Osman Beye Diyarbakır ve havalisi bırakıldı. Bundan sonra Osman Bey, bütün gücüyle Akkoyunluları toplamaya çalıştı ve bunda muvaffak olarak 1403’te Akkoyunlu Devletini kurdu. Ömrü mücadele ile geçen Osman Bey, 1435’te Karakoyunlularla yaptığı savaşta iki oğlu ve bazı torunları ile birlikte öldürüldü.

Osman Beyden sonra başa geçen Ali Bey, kısa bir süre sonra tahtı Hamza Beye bırakmak mecburiyetinde kaldı. Uzun süre Karakoyunlularla uğraşan Hamza Beyin 1444’te ölümünden sonra Akkoyunlu Devletinde iktidar kavgaları başladı. Bu kavgaların neticesinde Uzun Hasan, Akkoyunlu tahtını ele geçirdi. Uzun Hasan’ın iktidara gelişinden sonra Akkoyunlular fevkalade önem kazandılar. Karakoyunlu hükümdarı Cihanşah, Maveraünnehr hükümdarı Ebu Said Miranşah ve Horasan Hükümdarı Hüseyin Baykara’yı yenerek topraklarını ele geçiren Uzun Hasan bu suretle Fırat havalisinden Maveraünnehr’e kadar uzanan büyük ve kuvvetli bir devlet kurmuş oldu. Bundan sonra kendine rakip olarak Osmanlıları gören Uzun Hasan, bu devletin düşmanları ile işbirliğine başladı. Bir taraftan batılılarla ve bilhassa Venediklilerle antlaşmalar yaparken, diğer taraftan Karamanoğullarını destekleme gayesiyle Osmanlı topraklarına akınlarda bulundu. Bu olaylar üzerine iki devlet arasında 1473’te yapılan Otlukbeli Muharebesinde Fatih Sultan Mehmed Hana mağlub olarak kaçtı. Bu mağlubiyet üzerine devletin merkezini Tebriz’e nakletti.

Uzun Hasan’ın ölümünden sonra iç karışıklıklar iyice alevlendi. Bu karışıklıklar, devletin yıkılmasına kadar devam etti. Uzun Hasan’ın torunları Elvend Mehmed Bey ve Murad Bey arasındaki taht kavgası ve herbirinin bir yerde hükümdarlıklarını ilan etmeleri, Akkoyunlu Devletinin parçalanmasını hızlandırdı. Doğuda kuvvetlenmeye başlayan Şah İsmail, sistemli olarak Akkoyunlulara hücum ederek, bu devletin 1508’de yıkılmasında en büyük amil oldu.

Akkoyunlu beyliğinin esas teşkilatı, kendinden önceki Türk ve İslam devletlerinin aynıdır. Devlet, hanedan üyelerinin ortak mülkü sayılırdı. Hanedana mensub şehzadelerden biri diğerlerinin başı olur ve ona “Ulu Bey” veya “Han” denirdi. Diğer şehzadeler ona bağlı olarak ülkenin herhangi bir yerinde geniş selahiyetlere sahib olarak hüküm sürerlerdi. Hükümdar ölünce vasiyyet edilen şehzade başa geçerdi. Belirli bir veraset usulünün olmaması, devleti her zaman karışıklığa götürebiliyordu. Akkoyunluların devlet teşkilatı, Selçuklu ve İlhanlılar taklit edilerek teşkil edilmişti. En yüksek idari mercii “Büyük divan” idi. Büyük divana, Sahib-i Divan başkanlık ederdi. Divanda ayrıca “Sahib” adını taşıyan vezirler ile büyük divana bağlı her biri bir bakanlık düzeyindeki divanları cezai ve askeri işlere bakan adl ve arz veya arizi divanlarının nazırları, kazasker ve pervaneci bulunurdu. Şehzadeler ve büyük boyların beyleri de bu divanın üyesiydiler. Bu beylerin en büyüğü hükümdarın katılmadığı seferlere “Emir-i a’zam” ismiyle kumanda ederdi. Büyük beylerin herbiri bir şehzadeye “Atabek” olurdu. Uzun Hasan zamanına kadar, Akkoyunlu ordusu, hükümdarın maiyyet kuvvetiyle diğer boy beylerinin kuvvetlerinden ibaret olup, atlı idi. Uzun Hasan Osmanlı Devleti’nin teşkilatını taklid ederek, yeni bir ordu kurdu. Ordu, Hassa Nökerleri ismiyle 30.000 kişilik bir kuvvetten kurulmuştu. Orduda bu hassa kısmından başka, azaplar, dirlik sipahileri, çeriler (Türkmen kuvvetleri), deveci, yamacı, ra’d endaz gibi gruplar da vardı. Hassa askerleri devamlı ve aylıklı idi. Diğer gruplar ise harp zamanı orduya katılırlardı. Akkoyunluların bayrağı beyaz renkteydi.

Devamlı mücadeleler yüzünden Akkoyunlularda medeniyet ve kültür bakımından kayda değer bir ilerleme görülmedi. Bununla birlikte, Tebriz’de Uzun Hasan Camii, Mardin’de Kasım, Hamza ve Cihangir mirzaların yaptırdığı zaviye, mescid ve medreseleri ile Bayındır Beyin Ahlat’ta yaptırdığı medrese, cami ve hamam Akkoyunlulardan günümüze intikal eden belli başlı eserlerdir.

Akoyunlu Hükümdarları
Hükümdarlar Tahta Ölümü Çıkışı veya Hal’i
Tur Ali Bey...................................... (?)......................1362
Fahreddin Kutlu .............................. (?)......................1389
Ahmet Bey...................................... (?)..........................(?)
Kara Yülük Osman .................... 1403......................1435
Sultan Hamza ............................ 1435......................1444
Sultan Cihangir .......................... 1444.................... 1453
Uzun Hasan................................ 1453......................1478
Sultan Halil ................................ 1478......................1478
Sultan Yakub .............................. 1478......................1490
Sultan Baysungur ...................... 1490......................1493
Sultan Rüstem............................ 1493......................1497
Ahmed Gövde ............................ 1497......................1497
Sultan Murad .............................. 1497......................1498
Elvend Mehmed Bey .................. 1498......................1498
Muhammed Mirza ...................... 1498......................1502
Sultan Murad (tekrar) ................ 1502......................1508


Alaiye’nin (Alanya), Anadolu Selçuklu Sultanı Birinci Alaeddin Keykubat tarafından fethinden sonra, 1293-1471 yılları arasında burada hakimiyet sürmüş olan beylere verilen ad. Alaiye beyleri, önce Karamanoğullarına, sonra da Memluklere bağlı kaldıklarından, beylik olarak kaydolunmamıştır. Anadolu Selçuklularının son zamanlarında, Alaiye’yi Karamanoğulları zaptettiler. 1293 senesinde Kıbrıs Kralı Alaiye’ye asker çıkardı. Bunun üzerine Karamanoğlu Mecdüddin Mahmud Bey, Memluk Sultanı Melik Eşref Selahaddin adına hutbe okutmak suretiyle tehlikeyi atlattı. Alaiye, 1427 senesinde Karamanoğulları tarafından beş bin altın mukabilinde Memluk Devletine satıldı. Bundan sonra Alaiye, memluk sultanının yüksek hakimiyetini tanımak suretiyle Karamanoğlu Mahmud Beyin torunları tarafından idare edildi.

İlk Alaiye beyi, Savcı bin Şemseddin Mehmed’dir. Emir Savcı’dan sonra yerine oğlu Emir-i azam Karaman bin Savcı, Alaiye beyi oldu. Bu da babası gibi Memluk sultanının himayesindeydi. Lütfi Bey, kardeşi Emir Savcı’yı öldürüp Alaiye beyi oldu. Lütfi Bey de Karamanoğulları tehlikesine karşı Memluk hakimiyetini tanıdı.

Lütfi Bey, Karamanoğullarının sık sık devam eden taarruzlarından bıkıp, Osmanlıların yardımını sağlamak için, kızkardeşini, vezir-i azam Rum Mehmed Paşa ile evlendirdi. Lütfi Bey, vefat edince, yerine kardeşi Ali Beyin oğlu Kılıç Aslan, Alaiye Beyi oldu. Kılıç Aslan, Osmanlıların, Karamanoğullarının topraklarını fethe başladıklarından, Karamanoğullarının taarruzlarından kurtuldu. Fakat Gedik Ahmet Paşa tarafından Alaiye muhasara edilince, Kılıç Aslan, şehri kendi isteği ile teslim etti. Fatih Sultan Mehmed, Kılıç Aslan’a Gümülcine sancağını dirlik olarak verdi. Böylece Alaiye Beyliği sona erdi 1471 (H. 876).

On dördüncü asırda Alaiye’de gemi yapan tezgahlar vardı. Kereste ihracatı en önemli ticaret geliri idi. Güney Anadolu, Mısır, Rodos ve diğer memleketlerle ticari münasebeti bulunan Alaiye, Antalya’dan sonra en zengin ve en işlek bir pazar yeri idi. Bundan dolayı Alaiye beyleri ve halkının mali durumları gayet iyi idi.



Alm. Goldene Horde (f.), Fr. Horde d’Or (f.), İng. Golden Horde. Doğu Avrupa’da ağırlık merkezi Volga boyunda olmak üzere 1241 yıllarında Cengiz Hanın torunu Batu Han tarafından kurulan Türk Moğol devleti. Cengiz Han batıya yapılacak sefer işlerini büyük oğlu Cuci’ye vermiş idi. Cuci’nin erken ölümü üzerine, oğullarından Batu Han, Macaristan’a kadar giderek orada kalan yerleri işgal etti. Bu arada 1240 yılında Cengiz’in yerine geçen Ögeday Kağan ölmüştü. Onun ölümünü duyan Batu Han, Macaristan’a kadar feth ettiği yerleri kendisi yönetmek istedi. Aşağı Volga’da Saray şehrini kurarak kendisine merkez yaptı.

Batu Han, hukuken Büyük Moğol kağanına tabi olmasına rağmen, içeride bağımsız olarak hareket ediyordu. Aşağı ve Orta Volga bölgelerini, Harezm ve Azerbaycan’a kadar Kafkasları ve Kıpçak bozkırlarını alarak Altınordu Devletine kattı. Batu’nun 1255 yılında ölümü üzerine yerine oğlu Sertak, iki sene sonra da Batu Hanın kardeşi Berke Han geçti. Berke Han, Moğol prensleri arasında ilk müslüman olanıdır.

Berke Han, Mısır sultanı Baybars’la anlaşarak 1262 yılında Bağdat'ta Müslümanlara zulmeden Hülagu’nun üzerine yürüdü ve onu yenerek bozguna uğrattı.

Berke Han zamanında Moğollar arasında İslamiyet hızla yayıldı. Bilhassa Kıpçak ve Koman Türklerinin meskun olduğu bölgelerdeki Altınordu Devleti Moğolları, Müslüman olduktan sonra Türklerin kültürlerinin etkisinde kaldılar. Dillerini unutup Türkleştiler (Bkz. Berke Han). Berke Han’dan sonra da müslüman hükümdarlar başa geçti. Özbek Han (1313-1341) ve daha sonra gelen hükümdarların hepsi müslümandı. Özbek Han, İslamiyet’i devletin resmi dini olarak kabul ettirdi. Sarayberke’yi başkent yaptı. 1359 yılında Canıbek Hanın vefatından sonra Altınordu Devletinde iç karışıklıklar başladı ve devlet zayıfladı. Bu durumdan Ruslar istifade edip Dimitriy Donskoy komutasında, Altınordu Devletinin ordusunu yendiler (1380). Daha sonra başa geçen Toktamış Hanın sağladığı birlik, 1395 yılında Timur Han’ın Altınordu üzerine yaptığı seferlere kadar devam etti. 1398’de Timur Hanın bu ülkeye yaptığı seferden sonra Toktamış Han, Litvanya Beyinin yanına sığınmak zorunda kaldı. Bundan sonra şehzadeler arasında taht kavgaları başlayıp devlet bir kaç parçaya bölündü. Devlete ait topraklarda; Büyük Altınordu Devleti (1432-1502), Astrahan Hanlığı (1466-1557), Kazan Hanlığı (1445-1552), Kırım Hanlığı (1430-1783) ve Özbek Hanlığı kuruldu.

Altınordu Devletinin parçalanması, Ruslara yaradı. Küçük knezlikler halinde yarı vahşi bir vaziyette yaşayan Ruslar, güçlü Altınordu kuvvetlerinin baskısından kurtulunca, 1481’de bağımsızlıklarını ilan ettiler. Altınordu kalıntısı devletlerin birbirine karşı rekabetlerinden istifade ile güçlenerek hepsini teker teker ortadan kaldırdılar.

Altınordu Devletinde, Müslüman olmadan önce Moğol kanunları Müslümanlığı kabul ettikten sonra da İslam kanunları tatbik edilmiştir. Hükümdar kardeşlerine dokunulmayıp, onlara önemli mevkiler verilirdi. Devlet, derebeylikler şeklindeydi. Yüz, bin, onbin gibi askeri birliklerin komutanlarının toplanmasıyla meydana gelen “kurultay”, önemli devlet kararlarını alırdı. Ekonominin temeli aile idi. Her aile kendine gösterilen arazide çalışır, başka yere taşınamaz idi. Mahsulün belli mikdarını bağlı olduğu beye verdikten sonra kalanını pazarda satabilirdi.

Şehirler çok gelişmiş ve buralarda birçok saraylar yapılmıştı. Avrupa ticaret yolları bu şehirlerden geçtiği için ticaret çok ilerlemişti. Başkent Saray şehri 100.000’i aşkın insanı barındırırdı. Bu şehir, Timur Hanla yapılan savaşta yıkıldı. Bayrakları, beyaz zemin üzerine kırmızı bir hilal ile bir damga idi. Altınordu devletinin kültür ve medeniyeti, Rus imparatorluğuna oldukça fazla tesir etmiştir. Zira Ruslar, Altınordu devletinin mirasına konmuşlardır. Ruslar’ın ordu düzeni, para birimi, vergi sistemi Altınordu devletinden alınmadır. Bu tesirler sonucu Türkçeden de Rus diline birçok kelime geçmiştir.



Malazgirt Zaferinden sonra, Anadolu’da kurulan Türk beyliklerinin genel adı. Bu beylikler, tarihi kaynaklarda Tavaif-i Müluk ismiyle geçmektedir. Malazgirt Zaferinden sonra, birçok akıncı beyi, Anadolu’yu Türk toprakları haline getirmek için seferler düzenledi. Bu beyler elde ettikleri bölgelerde, ilk Türk beyliklerini kurdular. Üsküdar’a kadar Anadolu topraklarının büyük bir kısmı bu beyliklerin eline geçti. Beyler, Selçuklu sultanını hükümdar tanımakla beraber iç işlerinde tam bağımsız bir haldeydiler.
Bunlar;
Bitlis ve Erzen’de Dilmaçoğulları (1085-1394),
Ahlat’ta Ermenşahlar (1100-1207),
Diyarbekir’de İnaloğulları (1098-1183),
Erzincan, Kemah ve Divriği’de Mengücükler (1072-1277),
Erzurum’da Saltuklular (1072-1202)
’dan ibaretti. Bu beyleri bir düzene sokmak için çalışan Büyük Selçuklu Devleti sultanları başarılı olamadılar. Bununla birlikte beyliklerin ekserisi sonraları Türkiye Selçuklularının hakimiyetine girdiler.

Alaeddin Keykubad’ın saltanatının sonlarına doğru merkez ile uçlar arasında münasebetler gevşemeye başladı. 1220’den sonra Moğol istilasının Ortadoğu üzerinde yoğunlaşması, Bizans sınırında büyük değişikliklere sebep oldu. Moğol akınlarına karşı koyamayan Türkmen aşiretlerinin, Selçuklu topraklarına yönelmeleri üzerine, Selçuklu sultanı bunları Bizans sınırına yerleştirdi. İkinci Gıyaseddin Keyhüsrev’in Kösedağ Savaşında yenilmesinden sonra, merkezi idare iyice zayıfladı. Son Selçuklu veziri Muinüddin Pervane’nin ölümüyle, düzenli devlet idaresi de ortadan kalktı. Anadolu'da idareyi ele geçiren Moğol valilerinin zulümleri ve koydukları ağır vergiler, halkı huzursuz etti. Neticede Selçuklu Devletinin hiç bir fonksiyonunun kalmaması halkı kuvvetli bir beyler etrafında toplanmaya teşvik etti.

Nitekim gaziler ve onlara katılan çeşitli aşiretlerle bazı Türkmen beyleri, karışıklık devresi içinde hakimiyet kurarak birer hanedan haline geldiler. Aydın, Karesi, Menteşe, Saruhan, Germiyan, Çoban ve Osmanoğulları bu şekilde kurulan beyliklerden bazılarıdır. Eşref, Sahib Ata, İnanç, Hamid ve Candaroğulları gibi diğer beylikler ise; Selçuklu veya İlhanlılar tarafından mükafat olarak malikhane tarzında verilen arazilerde, bazı komutanların, istiklallerini ilan etmeleriyle ortaya çıktılar.

Beylikler kuruluşlarından hemen sonra buhranlı bir devreye girdiler. Bunun sebebi ise, İlhanlıların, Anadolu valileri ile baskılarını arttırmaları idi. Emir Çobanoğlu Timurtaş, Ebu Said Bahadır Han tarafından affedilip Anadolu’ya ikinci defa vali olunca, beylikler bağlılıklarını belirtmek için İlhanlılar adına akçe bastırdılar. Daha önce affedilen Emir Timurtaş, 1324’te babası gibi öldürülmekten korktuğundan Memluklülere sığındı. Vali olarak Büyük Şeyh Hasan tayin edildi ise de kendisi gelmeyip, yerine Alaeddin Eretna’yı vekil olarak gönderdi. Ebu Said Bahadır Hanın ölümü ile çıkan kargaşalıktan faydalanan Eretna, 1343’te Timurtaş’ın oğlu Şeyh Hasan’ı yenince, hükümdarlığını ilan etti ve bir beylik haline geldi. Bu hadiseler neticesinde Anadolu’da İlhanlı hakimiyeti tamamen çöktü. İlhanlı baskısının, Anadolu beyliklerinin üzerinden kalkması üzerine beyler rahat bir nefes aldılar.

Anadolu şehirlerinde imar hareketlerini hızlandırdılar. Diğer taraftan, sınır boylarında olan Osmanoğulları, Aydınoğulları, Saruhanoğulları, Menteşeoğulları ve Karesioğulları, Bizans topraklarına yaptıkları seferleri sıklaştırdılar. Osmanoğullarının, akınlarda büyük başarılar elde etmesi, Anadolu’daki diğer beylikleri rahatsız etti ve onları bu beyliğin büyümesine engel olmaya sevk etti.

Yıldırım Bayezid Han, başarılı muharebeler neticesinde Germiyan, Hamid, Menteşe, Aydın, Saruhan ve Candaroğulları beyliklerini Osmanlı topraklarına kattı. Bu sırada Timur Han’ın Ortadoğu’ya doğru hareketi, toprakları kaybolan beylerin ona sığınmasına yol açtı. Yıldırım Bayezid’in Ankara muharebesinde mağlub olmasıyla bazı beylikler yeniden kuruldu. İkinci Murad Han zamanında Anadolu beyliklerinin çoğu Osmanlı topraklarına katıldı. Fatih Sultan Mehmed Han ise Anadolu’da birliği tekrar tesis etti. Fatih, 1461 senesinde Trabzon seferi ile Candaroğulları Beyliğini ortadan kaldırdı. Karaman beyliğinin topraklarının ekseriyetini Osmanlı hakimiyeti altına aldı. Bu fetihlerden sonra, Karaman beyinin oğulları ile Kastamonu sancakbeyi olarak bırakılan Candaroğlu Kızıl Ahmed Bey, Uzun Hasan’dan yardım istediler. Ancak beyliklerinin başına geçmeye muvaffak olamadılar. İshak, Pir Ahmed, Kasım Beylerin mağlub edilmeleriyle de 1471’de Karaman Beyliğinin bütün toprakları Osmanlı Devletine katılmış oldu.

Dulkadiroğulları ve Ramazanoğulları, Osmanlı-Memluk rekabetinden faydalanarak, mevcudiyetlerini bir süre daha korudular. Ancak, Yavuz Sultan Selim Han’ın Mısır seferi sırasında Osmanlı hakimiyetini kabul ettiler. Böylece Anadolu’da Osmanlı Devletinin mutlak hakimiyeti kurulmuş ve Tevaif-i Müluk adıyla anılan beylikler devri sona ermiş oldu.

Beylikler devrinin en önemli özelliği, kültür faaliyetlerinde ortaya çıkmış ve her beylik kendi merkezini bu açıdan zenginleştirmeye çalışmıştır. Eski Anadolu Türkçesi dil yadigarları bu faaliyetlerin neticesinde ortaya konmuş ve çok sayıda eser yazılmıştır. Bazı beyler, kültür faaliyetlerini teşvik ederken, bir kısım beyler de bizzat eserler vermişlerdir.


Malazgirt Zaferinden Sonra
Kurulan Beylikle Beyliğin Adı Merkezi Kuruluş-Yıkılış Tarihi
Ahlatşahlar ............ Ahlat ....................................1100-1207
Artuklular ................ Mardin-Amit-Harput ............1102-1408
Danişmendliler........ Sivas-Malatya ......................1071-1177
Mengücükler .......... Erzincan ..............................1080-1277
Saltuklular .............. Erzurum ..............................1080-1201
Dilmaçoğulları ........ Bitlis-Erzen ..........................1085-1192
İnaloğulları.............. Amid ....................................1098-1183

Türkiye Selçukluları Devletinin Yıkılmasından Sonra Kurulan Anadolu Beylikleri
Beyliğin Adı Merkezi Kuruluş-Yıkılış Tarihi
Aydınoğulları .......... Birgi......................................1299-1403
Candaroğulları........ Kastamonu-Sinop ................1291-1461
Dulkadiroğulları ...... Elbistan-Maraş ....................1339-1521
Eretna Beyliği ........ Kayseri ................................1335-1381
Eşrefoğulları .......... Beyşehir ..............................1288-1326
Germiyanoğulları .... Kütahya................................1300-1429
Hamidoğulları ........ Bolu-Eğridir-Antalya ............1300-1392
Çobanoğulları ........ Kastamonu ..........................1203-1320
İnançoğulları .......... Ladik-Denizli ........................1277-1368
Karamanoğulları .... Karaman ..............................1256-1483
Karesioğulları ........ Balıkesir ..............................1300-1336
Menteşeoğulları...... Balat-Beçin ..........................1300-1425
Osmanoğulları ........ Bilecik-Bursa........................1299-1922
Ramazanoğulları .... Adana ..................................1378-1608
Sahib Ataoğulları .... Afyonkarahisar ....................1285-1349
Saruhanoğulları ...... Manisa ................................1302-1410
Taceddinoğulları .... Niksar ..................................1348-1428
Alaiye Beyliği .......... Alaiye ..................................1293-1471
Kadı Burhaneddin Devleti ............ Sivas ..............1381-1398
Pervaneoğulları ...... Sinop....................................1277-1322
Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
29 Zi'l-Hicce 1438
Miladi:
21 Eylül 2017

Söz Ola
Saltanat dedikleri ancak cihan kavgasıdır Olmaya baht-ü saadet dünyada vahdet gibi Kanûni Sultan Süleyman Han
Osmanlılar Twitter