Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


Cezayir’de hüküm süren bir berberi devleti. Merkezi Tlemsan idi. Başlarında bulunan hanedanlara Beni Zeyyan denildiği için, Zeyyaniler de denilmektedir.

Abdülvad oğulları; Muvahhidlerin idaresi altında uzun süre göçebe olarak yaşadılar. Muvahhidlerin zayıflamasıyla itaattan vazgeçtiler. Reisleri Yağmurasan bin Zeyyad, 1235 (H. 633) senesinde Abdülvadiler Devletini kurdu.

Yağmurasan başarılı bir idareciydi. Kabilesini çölden getirerek Oran eyaletinin ovalarına yerleştirdi. Böylece kuvvetli bir devlet kurdu. Tekrar toparlanan Muvahhidler Devleti’ni yenerek ortadan kaldırdı. Fakat bu defa da güçlü Meriniler Devleti ile sınır oldular. Merinilere karşı Gırnata Sultanı ve Kastilya kralı onuncu Alfonso ile üçlü bir anlaşma imzaladı. Merini topraklarında uygun zamanlarda ilerlemeyi oğluna vasiyet ederek 1283 (H. 682) senesinde öldü. Yerine oğlu Ebu Sa’id Osman geçti. Bu dönemde Meriniler Tlemsan’ı uzun süre devam eden bir kuşatma altına aldılar ise de zaptedemediler. Buna rağmen Birinci Taşufin zamanında Meriniler, Tlemsan’ı iki sene süren bir kuşatmadan sonra zapt ederek Abdülvadileri idareleri altına aldılar. Bundan sonra Meriniler, Abdülvadiler hanedanından kendilerine bağlı olanları bu devlete emir tayin ettiler. Son Abdülvadi emirleri ise, Oran bölgesinde bulunan İspanyolların hakimiyeti altına girdi.

1517 senesinde Oruç ve Hızır (Barbaros Hayreddin Paşa) reisler Tlemsan’ı ele geçirerek zapt ettiler. İspanyollara sığınıp yardım alan Ebu Hemmu, Tlemsan’ı yedi ay kuşatarak geri aldı. Oruç Reis bu kuşatmada şehid oldu. Tlemsan tekrar Aldülvadilerin eline geçti. Hızır Reis, Abdülvadilerin taht kavgalarından faydalanarak 1550 senesinde Tlemsan’ı tekrar kuşatarak ele geçirip Abdülvadi Devletine son verdi.

Abdülvadiler çok zengin olmamalarına rağmen, başkentleri Tlemsan’da camiler, mektepler ve muhteşem saraylar yaptılar. Tlemsan onlar zamanında önemli bir merkez haline geldi.




Alm. Der Staat “Atcha”, Fr. Etat “Atscha”, İng. The state of Achin. Hint Okyanusu’nun doğusundaki Sumatra Adasının kuzey kısmında, Cihan Şahın liderliğinde kurulan bir İslam devleti.

Açe Devletinin bulunduğu Sumatra Adası, eskiden beri ticaretle uğraşanların uğrak yeri idi. Açeliler Hintli bir prens tarafından idare edilirlerdi. Miladi 12. ortasında Açe’de İslamiyet yayılmaya başladı. Şah Cihan’ın 1205’te Açe Sultanı olmasından sonra ise Açeliler, gruplar halinde Müslüman oldular. Sultan Ali Mugayyet Şah 1507-1522 döneminde Açelilerle adaya gelen Portekizliler arasında kanlı mücadeleler başladı.

Bu mücadele, Sultan Aleeddin Riayat Şah 1537-1571 zamanında da devam etti. Aleeddin Riayat Şah, Portekizlilere karşı Osmanlı sultanından yardım istedi. Osmanlı Sultanı İkinci Selim Han, Açe’ye iki gemi top, tüfek ve top yapacak ustalar gönderdi. Büyük alim ve ilim adamı Abdurrahman Efendi, yanında bulunan Türklerle Açe’de bir köy kurarak yerleşti. Açeliler bu yardımlar ile Malakka Yarımadasının büyük bir kısmını Portekizlilerden kurtardılar. Bu tarihten sonra Açe Sultanlığı Hollandalılar tarafından işgal edilinceye kadar Kuzey Sumatra’ya hakim oldu.

1876-1877 Osmanlı-Rus Harbinde (93 Harbi) yenilen Osmanlı Devletinin eski gücünü kaybetmesinden cesaret alan Hollandalılar, 1877-1881 yılları arasında Açe’yi tamamen işgal ettiler ve binlerce müslümanı şehid ettiler. Buna rağmen Hollandalılar, hiçbir zaman Açelilere tam anlamiyle hakimiyetlerini kabul ettiremediler. Bugün Endonezya Cumhuriyetinin bir parçası durumundadır. Açe ahalisi ziraatle uğraşır. Biber, Hindistan cevizi ve pirinç yetiştirirlerdi. Kauçuk ağacı ile yağ hurması bahçeleri yaygındı. Müreffeh bir hayatları vardı. Açe ahalisi, inanç bakımından Peygamber efendimizin bildirdiği ve Eshab-ı kiramın naklettiği Ehl-i sünnet itikadında, amel bakımından da Şafii mezhebindeydiler. Evliyaya ve alimlere hürmetleri pek fazlaydı. 1877’den sonra Hollandalılar ve İngilizler, onları doğru yoldan ayırabilmek için yıllarca mezhepsiz ve sapık fikirlerin yayılması için gayret ettiler. Bunlara karşılık Osmanlı Padişahı İkinci Abdülhamid Han, İstanbul'dan gönderdiği sandıklar dolusu kitaplarla Endonezya’da İslamiyetin bugüne kadar doğru bir şekilde gelmesini sağladı.



Hindistan’da Bicapur Devleti hükümdarlık ailesi. Hanedanın ve devletin kurucusu olan Yusuf Adil, Behmenilerin hassa askerlerinden idi. Kabiliyetli olduğundan, İkinci Muhammed Şahın takdirini kazanarak yükseldi. Muhammed Şahın vefatından sonra, taht kavgalarından faydalanarak Bicapur’un idaresini eline geçirdi. Ailesiyle Bicapur’a gidip, 1490 (H. 896) senesinde Şah ünvanını aldı ve bağımsızlığını ilan etti.

Dekken’de Behmenilerin yıkılmasıyla Dekken devletleri denilen dört devlet ortaya çıkmıştı. Yusuf Adilşah bu devletlerle sık sık savaşlar yaptı. Ayrıca Hind Denizi ve Hindistan’da hakimiyet kurmak istiyen Portekizliler ile mücadele etti. Portekizlilerin sahile yerleşip üsler kurmasının önüne geçmek istedi. Fakat Portekizliler, Dekken devletleriyle olan mücadelelerden gereği gibi faydalanıp, sahilde üsler kurdular ve git gide kuvvetlendiler.

1504 senesinde Yusuf Adilşah, şiiliği, devletinin siyasetine esas olarak kabul edince, ülkede ayaklanmalar başgösterdi. Bidar ve Ahmednagar hanlarına yenilen Adilşah önce Beras, sonra da Haniş’e kaçtı. Bir sene sonra topladığı ordu ile Bidar Hanı Ali Berid’i yendi. Bicapur’u geri aldı ve ömrünün sonuna kadar diğer Dekken devletleriyle mücadele etti. Yusuf Adilşah’ın hükümdarlığının son yıllarında Portekizliler Goa’yı ele geçirdiler.

Yusuf Adilşah 1516 senesinde vefat edince, yerine on üç yaşındaki oğlu İsmail Adilşah geçti. Fakat vefatından önce Kemal Hanı oğluna vasi tayin ettiği için, bir süre devleti Kemal Han idare etti. Kemal Han, Cuma hutbesini dört hak mezhepten Hanefi mezhebine uygun olarak okuttu. Ehl-i sünnet itikadına uymayı devletin resmi siyaseti olarak kabul etti. İsmail Adilşah tahta çıktığı sırada, Portekizlilerin ele geçirdiği Goa limanı geri alındı.

İsmail Adilşah 1521 senesinde Viceyanagar Devleti’nin elinde bulunan Rayçur Duab’ı geri almak için bir sefer düzenledi. İki ordu Krişna suyu kıyılarında karşılaştı. İsmail Adilşah askerlerini sudan geçmeye zorlayınca askerin pek çoğu boğuldu. Karşıya geçenler de öldürüldü. İsmail Adilşah bu savaşta kendi canını zor kurtardı.

Dekken devletleri sultanlarından Burhan Nizamşah, Ali Berid ve Alaüddin İmadşah 1525 senesinde birleşerek, Adilşahlara saldırdılar. İsmail Adilşah’ın başkumandanı Esad Han Lari Türk, bu birleşik orduyu Şalapur önlerinde bozguna uğrattı. İsmail Adilşah da babası gibi ömrünü diğer Dekken devletleri ile mücadele etmekle geçirdi.

1534 senesinde İsmail Adilşah’ın ölümü üzerine yerine geçen oğullarından Mallu ve İbrahim Adilşahlar dönemlerinde ülke iç karışıklıklar ve Dekken devletleri ile mücadele arasında kaldı. 1579’da Ali Adilşah’ın yerine hükümdar olan İkinci İbrahim Adilşah’ın dönemi Bicapur Devletinin en parlak yılları oldu. İbrahim Şah Hindistan'ın en büyük İslam Devleti olan Gürganiye Hanedanlığı ile iyi münasebetler kurdu. İkinci İbrahim Adilşah, Gürganiyye Sultanı Cihangir Şahdan oğul muamelesi gördü. Cihangir Şah, Adilşahları, Ahmednagar ve Gülkende memleketlerinin fethiyle vazifelendirdi. Adilşahlar, Gürganilerle beraber Dekken’de diğer devletlere karşı mücadele ettiler. Bu devirde Bicapur Devleti sınırları güneyde Maysor’a kadar genişledi. İkinci İbrahim Adilşah’tan sonraki hükümdarlar döneminde devlet yine iç karışıklıklar içerisine düştü. Bu dönemde Adilşahlar, Gürganilere karşı Merathalılara yardım ettiler. Bu olay üzerine Gürgani hükümdärı Evrengzib Alemgir Şah, 1686 senesinde ordusuyla Bicapur önlerine geldi ve şehri kuşattı. Kuşatma iki ay on iki gün sürdü. Bicapur’un düşmesiyle Adilşahlar Devleti tarihe karıştı. Son Adilşah hükümdarı İskender’e, Evrengzib çok iyi muamelede bulundu. Himayesine aldı ve yıllık maaş bağladı.

Hindistan’ın Dekken bölgesinde Bicapur’a iki yüz yıla yakın hakim olan Adilşahlar, bölgede Türk hakimiyetini kurdular. Uzun seneler Portekizlilerle mücadele ettiler. Muazzam san’at ve mimari eserleri inşa edip, kültür ve medeniyete hizmet ettiler. Fevkalade binalar, saraylar, camiler ve türbeler yaptılar. Bunlar arasında İkinci Ali Adilşah’ın Bicapur’da yaptırdığı cami çok meşhurdur.


Adilşahlar Hükümdarları
Yusuf Adil Türkmen (1490-1510)
İsmail Adilşah (1510-1534)
Mallu Adilşah (1534-1535)
Birinci İbrahim Adilşah (1535-1557)
Birinci Ali Adilşah (1557-1579)
İkinci İbrahim Adilşah (1579-1626)
Muhammed Adilşah (1627-1657)
İkinci Ali Adilşah (1657-1672)
İskender Adilşah (1672-1686)


Tunus’ta İbrahim bin Ağleb tarafından kurulan devlet. Abbasi halifesi Harun-ür-Reşid, 800 senesinde emirlerinden İbrahim bin Ağleb’i, isyanların hiç eksik olmadığı Kuzey Afrika’ya vali tayin etti. İbrahim bin Ağleb, vali olunca, bölgedeki isyanları bastırarak duruma hakim oldu. Bundan sonra içişlerinde müstakil bir devlet başkanı, dış işlerinde ise halifeye bağlı hareket ederek Ağlebiler Devletini kurdu 801 (H. 185).

İbrahim bin Ağleb’in ilk yılları İdris bin İdris ve komutanlarından İmran bin Mahled’in isyanlarını bastırmakla geçti. İmran karşısında zor duruma düştü ise de halifeden gelen yardımlar ile savaşı kazanmaya muvaffak oldu. Böylece Tunus’ta fitne ve karışıklık sona erdi. Halk güven içinde yaşamaya başladı. Bu durum 812 senesinde İbrahim bin Ağleb’in vefatına kadar devam etti.

İbrahim bin Ağleb, fıkıh alimi, edib, hitabeti kuvvetli, ihtiyatlı, harp tekniklerini çok iyi bilen, halkına şefkatli, sözüne sadık ve adil bir zattı. Tunus, onun devrinde en rahat günlerini yaşadı.

İbrahim bin Ağleb’in vefatından sonra iç karışıklıklar, isyanlar ve sık sık iktidar değişiklikleri oldu. Bu ayaklanmalar Ağlebiler Devleti’ni yıkılma durumuna getirdi. 828 senesinde iç karışıklık ve ayaklanmalar sona erdi. Bu sırada Ağlebilerin başında Ziyadetullah bulunuyordu.

Ziyadetullah döneminde Sicilyalı komutan Euphemius’un tavsiyeleri ile bu ülkeye karşı cihad hareketi başlatıldı. Ziyadetullah, yüz gemiden meydana gelen donanmasını sahil şehirlerinin zabtına me’mur ederken, karadan da büyük kuvvetleri savaşa soktu. Hıristiyanlara üst üste darbeler indiren Müslümanlar, birçok kale ve şehri ele geçirdiler.

Ziyadetullah’ın ölümünden sonra başa geçen hükümdarlar devresinde zaman zaman iç isyanlar ortaya çıktı ise de, bunlar devletin birlik ve bütünlüğünü sarsacak kuvvette değildi. Ayrıca tahta geçen Ebu Ikal, Melik Muhammed, Ahmed, İkinci Ziyadetullah, İkinci Ebu Ikal ve Abdullah Ebü’l-Abbas gibi hükümdarların son derece iyi huylu, güzel ahlaklı, cömert, adil ve şefkatlı olmaları halkın kendilerine sıkı sıkıya bağlanmalarını sağlamıştır.

Melik Üçüncü Ziyadetullah döneminde ise, şii Fatimilerin propagandaları neticesinde ülkede parçalanmalar baş gösterdi. Fatimilerin tarafını tutan Ebu Abdullah eş-Şii, Ağlebi devlet adamlarının pek çoğunu kendi tarafına çekti. Böylece pekçok şehire sahib oldu. Daha sonra Fatimi Devletinin de sıkıştırması üzerine durumunu tehlikede gören üçüncü Ziyadetullah’ın tahtını bırakıp Mısır’a kaçması ile bir asır süren Ağlebi Hanedanı saltanatı sona erdi (904). Toprakları Fatimilerin eline geçti.



Van Gölünün batı sâhilinde bulunan Ahlat’ta, 12. asrın başlarında kurulmuş olan bir Türk devleti. 1100 senesinde Sökmen el-Kutbî tarafından kuruldu. 1207 senesinde Ahlat şehrine Eyyûbîlerin dâvet edilmesiyle son buldu. Ahlat’ta kurulan bu devlete Ahlatşâhlar ve Ermenşâhlar denildiği gibi, kurucusu olan Sökmen’den dolayı Sökmenliler de denilmektedir.

Sökmen (Sökmen-I), Büyük Selçuklu Sultanı Melikşâh’ın amcasının oğlu Kutbeddîn İsmâil’in kölesiydi. Bu yüzden Sökmen el-Kutbî diye tanındı. Kendisini yetiştirip, Muhammed Tapar’ın kumandanlarından oldu. Adâleti ve iyiliğiyle şöhret kazanan Sökmen, Mervânîlerin Ahlat Emîri halka kötü davranınca, bu şehre çağrıldı ve ordusuyla o sıralarda Doğu Anadolu’nun en kalabalık ve müstahkem bir şehri olanAhlat’a geldi. Savaşmadan şehri teslim aldı. O zamanlar Âzerbaycan ve Arran (Karabağ) melîki olan MuhammedTapar, bu hizmetlerinden dolayı Ahlat ve Van çevresine, Sökmen’i vâli tâyin etti. Böylece 1100 (H.494) senesinde Ahlatşâhlar Devletinin temeli atılmış oldu.

Gittikçe kuvvetlenen Sökmen, Meyyâfârikîn (Silvan)i topraklarına kattı. 1109’da Haçlılara karşı Sultan Muhammed Tapar’ın teşkil ettiği ittifaka katıldı. Musul Emîri Mevdûd ve Artuk Emîri İlgâzi ile birlikte Haçlıların elinde bulunan Urfa’yı kuşattılar. Urfa Kuşatması iki ay sürdü. Haçlılara yardım geldiğini gören Türk müttefik kuvveti muhâsarayı kaldırarak, Harran’a doğru geri çekildi. İki ay süren muhâsarada Türk askeri epey zâyiât vermiş ve yorulmuştu. Askerlerini daha fazla zâyi etmek istemeyen müttefikler, çekilmeyi daha uygun buldular.

Sultan Muhammed Tapar, 1111 senesinde Musul Emîri Mevdûd komutasında bir orduyu Haçlılara karşı görevlendirdi. Hasta olmasına rağmen Sökmen de askerleriyle birlikte bu orduda yer aldı. Fakat 1112 senesinde ordu Haçlılarla çarpışırken, vefât etti. Sökmen’in cenâzesi askerleri tarafından Ahlat’a götürülerek defnedildi. Onun zamânında Sökmenli Beyliği, başşehir Ahlat olmak üzere Malazgirt, Erciş, Adilcevaz, Eleşkirt, Van, Tatvan, Erzen, Bitlis, Muş, Hani, Meyyâfârikîn ve Bargiri şehirlerini elinde bulunduruyordu. Sökmen’den sonra; beyliğin başına oğlu İbrâhim, onun vefâtından sonra diğer oğlu Ahmed, Ahmed’den sonra İkinci Sökmen başa geçti (1128).

Sökmenli Beyliği, çocukluk dönemi hâriç, İkinci Sökmen Bey zamânında en iyi devresini yaşadı(Bkz. Sökmen Bey-II) Bu sırada Selâhaddîn-i Eyyûbî, 1174 (H.570) senesinde bağımsızlığını îlân ederek Eyyûbî Devletini kurdu. Ülkesini genişleten Selâhaddîn Eyyûbî, Doğu Anadolu’yu da topraklarına katmak istiyordu. 10 Temmuz 1185 (H.581)te vefât eden İkinci Sökmen’den sonra tahta geçecek bir kimsenin olmayışı, Selâhaddîn Eyyûbî’ye arzusunu gerçekleştirme fırsatı verdi. Amcasının oğlunu bir ordu ile Ahlat üzerine gönderdi. Fakat Sökmenlilerin dirâyet ve kuvvet sâhibi beyi Seyfeddîn Begtimur, duruma hâkim olarak tahtı ele geçirdi. Yedi senelik bir iktidârdan sonra, 1193 yılında dâmâdı Aksungur tarafından tahttan indirildi. Aksungur, kayınpederinin yerini aldı ve kayınbirâderini hapsetti. 1197 senesinde ölen Aksungur’un yerine, Sökmen’in kölesi Atabek Kutluğ geçti. Yedi günlük bir saltanattan sonra halk tarafından tahttan indirildi. YerineBegtimur’un oğlu Muhammed geçtiyse de karışıklıklar bir türlü durmadı. Gürcülerin saldırısı, Erzurum melîkinin yardımıyla atlatılabildi. Beyler arasında kavga devâm etti. Halkın dâvet etmesi üzerine, Necmeddîn Eyyûbî 1207 senesinde Ahlat’a geldi ve şehri teslim alarak Sökmenliler Devletine son verdi.

Kültür ve medeniyet

Her Türk-İslâm devleti gibi, ülkelerin tâmiri ve insanların maddî ve mânevî refâha ulaşmasını gâye edinen Sökmenliler de belde halkını huzûra kavuşturmak için ellerinden gelen gayreti gösterdiler. Hükümdâr âilesi ve çevresindeki devlet büyükleri, şanlarına yaraşır eserlerle beldelerini süslediler. Ahlat, Bitlis, Muş gibi hâkimiyet sâhalarına giren şehirlerde câmiler, hastahâneler, hamamlar, köprü ve medreseler yaptırarak halkın sosyal ihtiyâçlarını gidermeye çalıştılar. Şehirlerin kale ve surlarını tâmirle de savunma tedbirleri aldılar. Emirlerinde bulunan insanların eğitimine çok ehemmiyet verdiler. Onların dinlerini en iyi şekilde öğrenmelerini temin için, üstün vasıflara hâiz din adamı yetiştiren medreseler açtılar. Ebû İshâk Kâzerûnî hazretlerinin yolunda olup, cihâd ile meşgûl olan devriş gâziler için dergâhlar açıp hürmet gösterdiler. Toprakların en iyi şekilde değerlendirilmesi için zirâî çalışmalara ehemmiyet verdiler. Elde edilen ürün ve temin edilen huzûrla, insanlar refah içinde yaşadılar. Sağlanan refah sâyesinde kültür faâliyetleri hızlandı.

Ahlat’ta yetişen âlimler ve sanatkârlar, çevre memleketlere yayıldılar. İlmiyle âmil âlimlerin ve mücâhid gâzilerin yurdu olarak tanınan Ahlat, Kubbet-ül-İslâm adıyla anılmaya başlandı. Ahlat’tan, Safiyüddîn Ebü’l-Berekât, Şeyh Mü’min ed-Darîr, Yahyâ bin Ahmed Hudâ-dâd, Muhammed bin Melik-dâd gibi âlimler yetişti. Konya Alâeddîn Câmiinin mîmârı Hacı el-Ahlâtî, Tercan’da Mama Hâtun türbe ve kervansarayının mîmârı Mufaddal el-Ahlâtî ve Divriği Dârüşşifâsının mîmârı Hurremşâh el-Ahlâtî gibi sanatkârlar, Ahlat’ta meydana gelen kültür ve medeniyet muhitinde yetiştiler. Yine Ahlatlı kimyâger İbrâhim bin Abdullah da boyacılıkta, bilhassa lâciverd îmâlinde mâhir, tıp ve başka ilimlerde meşhurdu.

Çok çalışkan olan Ahlatlılar, Van-Tatvan-Vastan limanları ile Ahlat-Erciş arasında büyük gemiler çalıştırdılar. Ticâret yaptılar. Van Gölünde acemiliklerini çıkaran Ahlatlı gemiciler, Karadeniz’de de ticârî faâliyetlere giriştiler. Tebriz’den gelen ticâret yolu üzerinde bulunan Ahlat, iki milyon altın vergi tahsil edebilecek bir şehir hâline geldi. Ticâret yolları üzerinde, hanlar ve kervansaraylar yaptıran Ahlatşâhlar, tüccârlara kolaylıklar sağladılar. Buranın sanatkârları demircilik ve çilingirlikle meşgûl oldular. Ayrıca Ahlat civârındaki kuyulardan çıkarılan kırmızı ve sarı renkli arsenik, komşu memleketlere ihrâç edildi. Van Gölünde tutulan balıklar komşu ülkelere satıldı.

Sökmenli Beyleri
Sökmen el-Kutbî-I ........................(1100-1112)
Zâhireddîn İbrâhim ......................(1112-1127)
Ahmed bin Sökmen......................(1127-1128)
Nasıreddin Sökmen-II ..................(1128-1185)
Seyfeddîn Begtimur......................(1185-1193)
Aksungur Hezar-Dinarî ................(1193-1198)
Sücâeddîn Kutluk ................................ (1198)
Mansûr Muhammed bin Begtimur (1198-1206)
İzzeddîn Balaban..........................(1206-1207)


Bir Türk oymağının İran ve Doğu Anadolu’da kurduğu devlet. Akkoyunluların ne zaman ve hangi yolla Anadolu’ya geldikleri bilinmemektedir. Bazı tarihçilere göre on ikinci asırda Maveraünnehr veya Azerbaycan’dan Doğu Anadolu’ya gelip, Urfa, Mardin ve Bayburt bölgelerine yerleştiler. Akkoyunluların soyu, Oğuz Hana kadar uzanmaktadır. Eski Oğuzların Bayındır boyunun bir oymağı oldukları da söylenmektedir. Bundan dolayı da Akkoyunlu Hanedanı “Bayındır” veya “Bayındırıyye” adları ile anılır. Bayraklarında koyun ambleminin olması, Karakoyunlular gibi, bunların da Orta Asya’da mühim roller oynayan Kon (Koyun) ilinden geldikleri ihtimalini kuvvetlendirmektedir.

Akkoyunlular, hanedanlığının asıl kurucusu olarak görülen Tur Ali Bey zamanında tarih sahnesine çıktılar. Moğollar arasında başgösteren saltanat kavgasının, devletin siyasi kudretini yok etme durumuna getirmesinden faydalanan Türkmen beylerinden Tur Ali Bey, Anadolu, Irak ve Suriye hududlarına akınlarda bulundu. Tur Ali Bey zamanında Akkoyunlulara bu beyin şöhretinden dolayı Tur Alililer de denildi. Tur Ali Bey, müttefik Türkmen beyleri ile Trabzon’a akınlar düzenledi. Bu akınları durdurmak isteyen Trabzon hükümdarı üçüncü Alexios, kız kardeşi Maria Despina’yı Ali Beyin oğlu Kutluğ Beye vererek, Akkoyunlular ile akrabalık kurdu. Bu suretle Akkoyunlu akınlarından imparatorluğunu koruyabildi.

Anadolu’da Moğol hakimiyetinin kalkmasından sonra Sotay, Çoban ve Celayir hanedanları nüfuz mücadelesine başladılar. Bu mücadele sırasında Akkoyunlular, Musul ve Diyarbakır taraflarında hakimiyet kuran Sotayoğullarının hizmetine girdiler. Bu hanedanın zayıflamasından sonra Artukoğulları ile işbirliği yaparak bölgedeki bazı kale ve şehirleri zapt ettiler. 1362’de Ali Beyin ölümü ile başa geçen Kutlu Bey zamanında Akkoyunlu oymağı gitgide kuvvetlendi. Türkmen boy ve aşiretlerinin katılmasıyla Horasan, Fırat, Kafkas Dağlarından Umman Denizine kadar uzanan büyük bir devlet haline geldiler. Kutlu Bey, Erzincan emiri Mutahharten’i Eratnaoğullarının saldırılarından korudu. Fakat araları bozulunca Mutahharten, Akkoyunluların devamlı mücadele içinde bulundukları Karakoyunlular ile birleşerek, Akkoyunluları mağlup etti. Bu mağlubiyet üzerine Kutlu Bey, Kadı Burhaneddin’e sığınmak mecburiyetinde kaldı.

1389’da Fahreddin Kutlu Beyin ölümünden sonra Akkoyunlu tahtına Ahmed Bey geçti. Ahmed Bey zamanında Erzincan emiri Mutahharten ile Akkoyunlular arasındaki mücadele devam etti. İki hükümdar arasında yapılan muharebede başlangıçta Mutahharten ağır bir yenilgi aldı ise de bir süre sonra Karakoyunlu Kara Mehmed Bey ile ittifak kurarak Akkoyunlulara tekrar saldırdı ve ağır bir yenilgiye uğrattı. Ahmed Bey, Kadı Burhaneddin’e sığındı. Ahmed Bey kısa zamanda tekrar eski gücüne ulaştı. Bir müddet sonra Akkoyunlu tahtını ele geçiren Kara Yülük Osman Bey ile Kadı Burhaneddin’in arası açıldı. Yapılan bir savaşta Osman Bey, Kadı Burhaneddin’i esir alarak öldürttü. Osman Bey, Kadı Burhaneddin hakimiyetindeki Sivas’ı zaptetmek istedi ise de şehir halkının Osmanlı sultanı Yıldırım Bayezid’den yardım istemesi sonucu şehzade Süleyman Çelebi’nin ordusuyla gelmesi üzerine muvaffak olamadı.

Anadolu’da istediği gibi bir beylik kuramayan Kara Yülük Osman Bey, Mısır meliki Berkuk’un hizmetine girdi. Ancak Melik’in ölümü ve Anadolu’da Memluklere ait bazı yerlerin Yıldırım Bayezid tarafından feth edilmesi üzerine Osman Bey, Timur Hana sığındı. Timurluların Anadolu’ya yaptığı seferlere katıldı. Ankara Savaşında Timur Hanın yanında yer aldı. Timur Han, Anadolu’dan çekilirken, Kara Osman Beye Diyarbakır ve havalisi bırakıldı. Bundan sonra Osman Bey, bütün gücüyle Akkoyunluları toplamaya çalıştı ve bunda muvaffak olarak 1403’te Akkoyunlu Devletini kurdu. Ömrü mücadele ile geçen Osman Bey, 1435’te Karakoyunlularla yaptığı savaşta iki oğlu ve bazı torunları ile birlikte öldürüldü.

Osman Beyden sonra başa geçen Ali Bey, kısa bir süre sonra tahtı Hamza Beye bırakmak mecburiyetinde kaldı. Uzun süre Karakoyunlularla uğraşan Hamza Beyin 1444’te ölümünden sonra Akkoyunlu Devletinde iktidar kavgaları başladı. Bu kavgaların neticesinde Uzun Hasan, Akkoyunlu tahtını ele geçirdi. Uzun Hasan’ın iktidara gelişinden sonra Akkoyunlular fevkalade önem kazandılar. Karakoyunlu hükümdarı Cihanşah, Maveraünnehr hükümdarı Ebu Said Miranşah ve Horasan Hükümdarı Hüseyin Baykara’yı yenerek topraklarını ele geçiren Uzun Hasan bu suretle Fırat havalisinden Maveraünnehr’e kadar uzanan büyük ve kuvvetli bir devlet kurmuş oldu. Bundan sonra kendine rakip olarak Osmanlıları gören Uzun Hasan, bu devletin düşmanları ile işbirliğine başladı. Bir taraftan batılılarla ve bilhassa Venediklilerle antlaşmalar yaparken, diğer taraftan Karamanoğullarını destekleme gayesiyle Osmanlı topraklarına akınlarda bulundu. Bu olaylar üzerine iki devlet arasında 1473’te yapılan Otlukbeli Muharebesinde Fatih Sultan Mehmed Hana mağlub olarak kaçtı. Bu mağlubiyet üzerine devletin merkezini Tebriz’e nakletti.

Uzun Hasan’ın ölümünden sonra iç karışıklıklar iyice alevlendi. Bu karışıklıklar, devletin yıkılmasına kadar devam etti. Uzun Hasan’ın torunları Elvend Mehmed Bey ve Murad Bey arasındaki taht kavgası ve herbirinin bir yerde hükümdarlıklarını ilan etmeleri, Akkoyunlu Devletinin parçalanmasını hızlandırdı. Doğuda kuvvetlenmeye başlayan Şah İsmail, sistemli olarak Akkoyunlulara hücum ederek, bu devletin 1508’de yıkılmasında en büyük amil oldu.

Akkoyunlu beyliğinin esas teşkilatı, kendinden önceki Türk ve İslam devletlerinin aynıdır. Devlet, hanedan üyelerinin ortak mülkü sayılırdı. Hanedana mensub şehzadelerden biri diğerlerinin başı olur ve ona “Ulu Bey” veya “Han” denirdi. Diğer şehzadeler ona bağlı olarak ülkenin herhangi bir yerinde geniş selahiyetlere sahib olarak hüküm sürerlerdi. Hükümdar ölünce vasiyyet edilen şehzade başa geçerdi. Belirli bir veraset usulünün olmaması, devleti her zaman karışıklığa götürebiliyordu. Akkoyunluların devlet teşkilatı, Selçuklu ve İlhanlılar taklit edilerek teşkil edilmişti. En yüksek idari mercii “Büyük divan” idi. Büyük divana, Sahib-i Divan başkanlık ederdi. Divanda ayrıca “Sahib” adını taşıyan vezirler ile büyük divana bağlı her biri bir bakanlık düzeyindeki divanları cezai ve askeri işlere bakan adl ve arz veya arizi divanlarının nazırları, kazasker ve pervaneci bulunurdu. Şehzadeler ve büyük boyların beyleri de bu divanın üyesiydiler. Bu beylerin en büyüğü hükümdarın katılmadığı seferlere “Emir-i a’zam” ismiyle kumanda ederdi. Büyük beylerin herbiri bir şehzadeye “Atabek” olurdu. Uzun Hasan zamanına kadar, Akkoyunlu ordusu, hükümdarın maiyyet kuvvetiyle diğer boy beylerinin kuvvetlerinden ibaret olup, atlı idi. Uzun Hasan Osmanlı Devleti’nin teşkilatını taklid ederek, yeni bir ordu kurdu. Ordu, Hassa Nökerleri ismiyle 30.000 kişilik bir kuvvetten kurulmuştu. Orduda bu hassa kısmından başka, azaplar, dirlik sipahileri, çeriler (Türkmen kuvvetleri), deveci, yamacı, ra’d endaz gibi gruplar da vardı. Hassa askerleri devamlı ve aylıklı idi. Diğer gruplar ise harp zamanı orduya katılırlardı. Akkoyunluların bayrağı beyaz renkteydi.

Devamlı mücadeleler yüzünden Akkoyunlularda medeniyet ve kültür bakımından kayda değer bir ilerleme görülmedi. Bununla birlikte, Tebriz’de Uzun Hasan Camii, Mardin’de Kasım, Hamza ve Cihangir mirzaların yaptırdığı zaviye, mescid ve medreseleri ile Bayındır Beyin Ahlat’ta yaptırdığı medrese, cami ve hamam Akkoyunlulardan günümüze intikal eden belli başlı eserlerdir.

Akoyunlu Hükümdarları
Hükümdarlar Tahta Ölümü Çıkışı veya Hal’i
Tur Ali Bey...................................... (?)......................1362
Fahreddin Kutlu .............................. (?)......................1389
Ahmet Bey...................................... (?)..........................(?)
Kara Yülük Osman .................... 1403......................1435
Sultan Hamza ............................ 1435......................1444
Sultan Cihangir .......................... 1444.................... 1453
Uzun Hasan................................ 1453......................1478
Sultan Halil ................................ 1478......................1478
Sultan Yakub .............................. 1478......................1490
Sultan Baysungur ...................... 1490......................1493
Sultan Rüstem............................ 1493......................1497
Ahmed Gövde ............................ 1497......................1497
Sultan Murad .............................. 1497......................1498
Elvend Mehmed Bey .................. 1498......................1498
Muhammed Mirza ...................... 1498......................1502
Sultan Murad (tekrar) ................ 1502......................1508
Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
28 Safer 1439
Miladi:
18 Kasım 2017

Söz Ola
Her kim Al-i Osman'dan dua alırsa , şüphesiz tutuğu iş kolay gelir... Zira Onlar bir ulu ocaktır. Kim onlara yan bakarsa başı aşağı olur
Barbaros Hayreddin Paşa
Osmanlılar Twitter