Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!



Selçuklu atabeglerinden. Künyesi Ebül-Kâsım Mahmûd bin İmâdeddîn Zengidir. 1118de Musulda
doğdu. Musul ve Haleb Atabegi İmâmeddîn Zenginin oğludur. İyi bir eğitim ve öğretim görerek, İslâm
terbiyesiyle yetiştirildi. Gençliğinden îtibâren babasının seferlerine katılarak kumanlık vasıflarını
geliştirdi.
Babası İmâmeddîn Zenginin 1146da öldürülmesinden sonra Musul Atabegliği oğullarından Seyfeddîn
Gâzi ile Nûreddîn Mahmûd arasında paylaşıldı. Seyfeddîn Gâzi Musul merkez olmak üzere Fırat
Nehrinin doğusunda kalan yerleri alırken, Nûreddîn Haleb merkez olmak üzere Fırat Nehrinin
batısında kalan yerleri aldı.
Bu sırada Zenginin ölümünü fırsat bilen Haçlı liderlerinden İkinci Joscelin, bir kısım Hıristiyan halkla
anlaşarak Urfayı ele geçirmeye muvaffak oldu. Nûreddîn Mahmûd bu haberi duyunca süratle gelerek
kaleyi tekrar ele geçirdi. İhânet eden Hıristiyanları cezâlırdı. Haleb bölgesine hâkim olup,
Hıristiyanların elindeki Keferlâsa ve Artakı aldı.
1148de Seyfeddîn Gâzi Musulda vefât edince bâzı komutanlar Nûreddînin atabeg olmasını istediler.
Fakat Kutbeddin Mevdûd atabeg oldu.
Sincar Vâlisi Nûreddîni dâvet ederek şehri teslim edince, Mevdûd dusuyla harekete geçti. Fakat iki
kardeş arasındaki anlaşmazlık barış ile netîcelendi.Nûreddîn Humus ve Rakkayı alıp Sincarı
kardeşine verdi (1149). Bu târihten îtibâren iki kardeş Haçlılara karşı Müslümanları birleştirmek için
çalıştı. Nûreddîn, Antakya topraklarını zapt etti. Harim civârını yağmalatıp, İnnib Kalesini kuşattı. Sıra
ile Harimi ve Fâmiye Kalesini aldı. Mevdûd da Nûreddînin bu muhârebesine katıldı. 1153de
Hıristiyanlardan Askalanı aldı. Askalanı kaybeden Hıristiyanların Şama yönelmeleri üzerine Şamı
Emir Mucirüddînden alarak kendi toprakları arasına kattı (1154). Esediddîn Şirkûhu Şam vâlisi yaptı
ve Haçlıların saldırılarını bertaraf etti. Sonra Mısır işleriyle alâkadar olmaya başlayan Nûreddîn Zengi
Şirkûh ve yeğeni Selâhaddîn Eyyûbîyi Mısıra gönderdi. 1164 yılında Harimi yeniden Haçlılardan aldı.
1169 yılında Şirkûh, Mısırda hâkimiyeti ele geçirdi. Selâhaddîn Eyyûbî, Nûreddîn Zenginin emriyle
1171 yılında Fâtımîleri tamâmen tadan kaldırdı.
1173 yılında Anadoluya giren Nûreddîn Zengi, İkinci Kılıç Arslana âit bâzı kasabaları ele geçirdi. Bu
esnâda Bağdat Abbâsî halîfesi kendisine Musul, Elcezire, İrbil, Hilât, Sûriye, Mısır ve Konya
hükümdârlığını tasdik ettiğini belirten bir menşûr verdi. Fakat çok geçmeden Sultan Nûreddîn Zengi,
Şamda vefât etti (1174). Kendi yaptırdığı Nûriye Medresesine defnedildi. 1147-1149 yılları arasında
gerçekleşen İkinciHaçlı Seferlerini netîcesiz bırakan İslâm kahramanlarından biri olan Nûreddîn Zengi,
kurduğu eğitim kurumları, sosyal tesisler ve yaptığı îmâr faaliyetlerinin yanında, güçlü bir devlet
kurucusu olan Selâhaddin Eyyûbiyi yetiştirmesiyle de tanınmaktadır. Haleb, Şam, Hama, Humus,
Baalbek, Menbic ve diğer şehirlerde büyük medreseler, câmiler, imâretler, kervansaraylar, hastâne ve
dâr-ül-hadîsler yaptırdı. Masrafların karşılanması, tâmirâtı ve yaşatılması için büyük vakıflar bıraktı.
Şamda yaptırdığı büyük hastâne, devrin en meşhur mütehassıs doktlarının hizmet verdiği bir sağlık
müessesesiydi. Hadis üniversitesi mâhiyetindeki ilk Dâr-ül-hadîsi o kurdu ve pekçok kitap vakfetti.
Rasadhâne kurdurarak, güneş saati yaptırdı. Dindâr olup, ilim adamlarının hâmisiydi. Karargâhında
dahi Kurân-ı kerîm okutup, hürmetle dinlerdi. Ülkesini adâletle idâre ettiği için“Melik-ül-âdil” lakabıyla
tanındı. Haftada iki gün halkın huzûruna çıkarak şikâyetleri dinlerdi. Haksızlıkların önüne geçmek ve
devletin menfaatlerini kumak için, hassas bir haber alma teşkilâtı kurdu. Haberleşmede
güvercinlerden de faydalı. Kendisinin ve âile çevresinin ihtiyaçlarını, ihsanlarını, şahsî malından
karşılardı. Ganîmetten, âlimlerin helâl dediklerinden başkasını almaz, altın, gümüş kullanmaz ve ipek
giymezdi. Sultanlığı devrindeki siyâsî hâdiseler büyük, bulunduğu çevre çok karışık bir yapıya sâhip
olmasına rağmen ülkesinde şarabın satılmasını ve içilmesini yasaklayarak, Allahü teâlânın emrine
riâyet edip halkının sağlığını ve memleketin huzûrunu kudu.



Eyyûbîler Devletinin kurucusu. Künyesi, Melik Nâsır Ebû Muzaffer Yûsuf bin Eyyûb bin Şâdîdir. 1137de Tekritte doğdu. Babası Necmeddîn Eyyûb; Âzerbaycanda Erivanın Devin kasabasındaki Hazbânî kabîlesine mensup olup, Büyük Selçuklu Sultânı Mesûd Şâhın Tekrit muhâfızıydı. Selâhaddîn Eyyûbînin çocukluğu, babasının muhâfızlığını yaptığı Tekrit ve Baalbekte geçti. Tekrit, Baalbek ve Şamda yetişip, iyi bir tahsil ve terbiye gördü. Baalbek ve Şamdayken, babasıyle berâber, Selçuklu atabeklerinden Nûreddîn Mahmûd Zengînin yanında Haçlılara karşı yapılan muhârebelere katıldı. Muhârebelerde cesâret ve yiğitliğiyle dikkat çekti. On yedi yaşındayken, Atabek Nûreddîn Mahmûd Zengînin sarayına alındı. Böylece devlet teşkilâtı ve idâresini de mükemmel bir şekilde öğrendi. Bu sırada babası Necmeddîn Şam, amcası Şirkûh da Humus vâliliğine getirilmişti. Nûreddîn Zengî, 1162de Mısırla ilgilenmeye başladı. Komutanı Şirkûhu Haçlılara karşı savaşması için Fâtımî halifesi El-Adidin hizmetine verdi. Selâhaddîni de yardımcısı olarak onun yanına kattı. Sirkûh emrindeki askerler ve yeğeni Selâhaddînin yardımıyle Mısırda kısa sürede sükûneti sağladı, isyan eden birlikleri bastırdı ve idâreyi eline geçirdi. 18 Ocak 1169 târihinde îdâm edilen vezir Şaverin yerine Şirkûh Mısır-Fâtimî vezîri oldu. Ancak Şirkûhun da çok geçmeden vefât etmesi üzerine Selâhaddîn Eyyûbî 26 Mart 1169da Halîfe El-Adid tarafından amcasının yerine vezîr tâyin edildi. Böylece Selâhaddîn Eyyûbî bir taraftan Nûreddîn Zengînin ordu kumandanı, diğer taraftan Fâtımî vezîri oluydu. Onun gerçekte emir aldığı makam ise Nûreddîndi ve Fâtımî halifesine sâdece şeklen bağlıydı.

Selâhaddîn Eyyûbî bundan sonra icrâatlarında gâyet siyâsî hareket edip, devlet kadrolarına iş bilir ve kâbiliyetli memurlar tâyin etti. Saray, halk, kumandanlar, komşu ve İslâm devletleriyle münâsebetlerini gâyet iyi tutmaya çalıştı. Selâhaddîn Eyyûbînin icrâatları Mısırlı ve Sûdanlı Şiî askerlerin isyânına sebep olduysa da bastırıldı. Böylece Fâtımî sarayında idâreye tam mânâsıyla hâkim oldu. Selâhaddîn Eyyûbînin Mısırdaki icrâatları, başta Papalık olmak üzere, Haçlıları telaşlırdı. Selâhaddîn Eyyûbînin Fâtımî veziri olmasıyla, Müslümanlara karşı ittifâk sistemi bozulan Kudüsteki Frank Haçlıları, Ortadoğu hâkimiyetlerini tehlikede gördüler. Selâhaddîn Eyyûbîyi ortadan kaldırmak üzere Kudüsteki Haçlılara Avrupadan ve Bizanstan takviye kuvvetler geldi. Selâhaddîn Eyyûbî ise, Frank ve Haçlılarla âsî Mısırlılara karşı Selçuklu Atabeği Nûreddîn Mahmûd Zengîden yardım istedi. 1170 yılında Mısıra saldıran Haçlılara şiddetle karşı koyup, geri çekilmeye mecbur bıraktı. 1171de, Kızıldeniz sâhilindeki liman şehri Eyleyi fethetti.

Atabeg Nûreddîn Zengînin isteğiyle 1171de, Cumâ Hutbesini, hasta Şiî Fâtımî Halîfesi Âbid adına değil de Bağdattaki Abbâsî Halîfesi adına okuttu. Selâhaddîn-i Eyyûbînin Mısırda Abbâsî Halîfesi adına hutbe okutması, Müslümanları çok sevindirdi. 1171de Fâtımî Halîfesi Âbid öldü. Bundan sonra Selâhaddîn Eyyûbî Mısırda idâreyi bütünüyle ele aldı.

Abbâsî halîfesi, Atabeg Nûreddîn Zengîye kumandanlarından Selâhaddîn-i Eyyûbînin muzafferiyetleri üzerine kıymetli hilatler gönderdi.Nûreddîn Zengî de hilatleri halîfenin elçilik heyetiyle berâber Selâhaddîn Eyyûbîye gönderdi.

Mısırdaki iktidâr değişikliği Haçlıların tekrar harekete geçmesine sebep oldu. 1173te Sicilyalı Nmanlar, kuvvetli bir donanmayla İskenderiyyeye çıkarma yaptılar. Selâhaddîn Eyyûbî, Nman çıkarmasına karşı üç gün devâm eden şiddetli kara muhârebesi yaptı. Sâhile çıkan bütün Nmanlar öldürülüp, pekçok ganîmet alındı.

1174 yılında Sultan Nûreddîn vefât etti ve Suriyede iç karışıklıklar başladı. Bu durumdan istifâde etmek isteyen Kudüs Kralı, Humusu kuşattı. Selâhaddîn, derhâl Humus önlerine geldiyse de Haçlılar şehri zaptetmişlerdi. Selâhaddîn Eyyûbînin başarılarını gören Abbâsî Halîfesi 1175te saltanatını tasdik etti. Böylece 1169da Fâtımî vezîri, 1171de Mısır Hâkimi, 1175te de istiklâlini îlân ederek Sultan ünvânını alan Selâhaddîn Eyyûbî, 1176da şiî Fâtımîlerin bölgedeki son izlerini de ortadan kaldırdı.

Fâtımîlerin hâkim oldukları topraklarda kuvvetli bir idâre kurdu. Devlet teşkilâtı, memleket îmârı, mektep ve medrese tahsilinin üzerinde durarak, teşvik ve tatbikâtını yaptırdı. Sapık fikirleri kaldırıp, hak ve ta yol olan sünnîliği yaymaya başladı. İcraatlarında muvaffak oldu. Fâtımîlerin bölgeye yaydığı fikirlerin önüne geçip, Ehl-i sünnet îtikâdının yayılmasına hizmet etti. Kâhire Kalesinin inşâsını başlattı. 1177 Kasımında Haçlılara karşıFilistin Seferine çıktı. Gazze ve Askalanın askerî mevkilerini tahrip etti. Eyyûbî askerleri ganîmet için dağılınca, Haçlılar fırsatı değerlendirdiler. Kerek Kontu Renaud kumasında toplanıp, Eyyûbî dusuna büyük bir darbe vurup, Selâhaddîn Eyyûbîyi öldürmek istediler. Selâhaddîn Eyyûbî, Haçlıların niyetini anlayıp, dusunu topladı. 25 Ekim 1177 târihinde Remlede Haçlılara kesin darbeyi indirdi. Ancak çok istediği hâlde Kudüsü alamadı. 1178 ve 1179da Haçlılar üzerine harekâtını şiddetlendirdi. Eyyûbî kumandanları pekçok Haçlı reisini esir aldılar. Selâhaddîn Eyyûbî, 1179 yazında Şeria Nehri kıyısında Yâkûb Köprüsü yanındaki Haçlıların Yâkûb Geçidi Kalesini fethetti. 1180de Haçlılar iki yıllığına mütâreke istedi. Kabul etti. Haçlılar mütârekeye uymadılar. Mısıra giden kervanlara saldırdılar. Mısırın İslâm ülkeleriyle olan ticâretini engelleyip, Eyyûbîleri iktisâdî yönden çökertmek istediler.

Selâhaddîn Eyyûbî, Suriyede de hâkimiyet kurmak için, 1183 yazında Halebi zaptetti. Elcezireyi aldı. Eyyûbîlerin Suriye harekâtı Haçlıları telâşlırdı. Eyyûbî hâkimiyeti sâhasında sıkışıp kalmak tehlikesinin önüne geçmek istediler. Trablus Kontu III. Raymondun dört yıllık antlaşma isteğiyle mütâreke yapıldı. Haçlılar antlaşmaya yine uymadılar. Kerek Kalesi yakınından geçen büyük bir ticâret kervanına saldırdılar. Selâhaddîn Eyyûbî, Haçlılardan bu tecâvüzün ziyânını karşılamalarını ve tazminat vermelerini istedi. Kabûl etmemeleri üzerine, sefere çıkıp, 1180 Şubatında Kerek bölgesini zaptetti. Ticârî kervan tecâvüzünü Haçlılara fazlasıyla ödettirdi.

Selâhaddîn Eyyûbî, Ortadoğuda çıbanbaşı olan Haçlıları bölgeden atmak için, 1180de büyük bir faaliyet içine girdi. Mısırdan kuvvet topladı. Suriyeden de asker toplanmasını istedi.Haçlılar meselenin ciddiyetini anlayıp, büyük ordu topladılar. Kudüs Kralı Guy, yirmi bin kişilik, diğer Haçlı kral, prens, kont ve kumandanları toplayabildikleri kuvvetleriyle Sefûriyede mevzi aldılar. Selâhaddîn Eyyûbî, 1187 yazında Taberiye Gölü sâhiline geldi. 1187 Temmuz başında Taberiye şehrini fethetti. Kaledeki Haçlı kuvvetleri karşı koyup Eyyûbîleri susuz bırakarak güç duruma düşürmek istediler. Trablus Kralı Raymondun, kalede müdâfaa isteği diğer Haçlılar tarafından Eyyûbîlerle ittifak etmekle suçlanmasına sebep oldu. Haçlılar, Selâhaddîn Eyyûbîye hücum etme kararı aldılar. Selâhaddîn Eyyûbî, Hattine gelen Haçlıları büyük bir bozguna uğrattı. Haçlı kral ve ileri gelen reislerinin çoğunu esir aldı. Yıllardan beri Müslümanlara çok zulüm eden Haçlı kumandanlarını cezâlırdı. Hattin Zaferi sonunda Akka, Nâsıra, Nablus, Hayfa, Cinin ve Arsuf şehirleri ele geçirildi. Bunları Tıbnîn, Sayda Cübeyl ve Beyrutun fetihleri tâkip etti.

Selâhaddîn Eyyûbî, 1187 Temmuzunda kazığı Hattin zaferi sonunda, Filistindeki fetihlere rağmen durmadı. İleri harekâta devam etti. Birinci Haçlı Seferi (1096-1099)nden beri Haçlıların işgâlindeki Kudüs şehrini hedef tâyin ederek, yola çıktı. 1187 Eylülünde Beytullah, Asariya ve Zeytindağını zaptetti. Kudüse gelip, şehrin batısında karargâh kurdu. Haçlılar müdâfaayı bu istikâmette kuvvetlendirince, Kudüsün kuzeyinden de muhâsarayı başlattı. Mancınık kullı. Eyyûbîlerin muhâsarasına dayanamayan Haçlılar, 1187 Eylül ayı sonunda teslim oldu. Selâhaddîn Eyyûbî, mübârek Kudüs şehrini teslim alınca; Birinci Haçlı Seferi sonunda, Haçlıların Müslümanları câmilerde genç, ihtiyar, çocuk, kadın, erkek ayırt etmeksizin öldürüp, sokaklardan akan kan, atların karnına yükseldiği gibi, hunharca katliam yaptırmadı. Zengin Haçlıları ve Hıristiyanları kurtuluş akçesiyle serbest bırakıp, fakirlerini affetti. Kudüste kalmak isteyenlere de, cizye ödemek şartıyla müsâade etti. Kudüsün 89 yıl sonra tekrar Müslümanların eline geçmesi, İslâm âlemini çok sevindirdi. Selâhaddîn Eyyûbînin, zaferine İslâm memleketlerinde şükran ifâdesi olarak dînî merâsimler yapıldı. Bütün Müslümanların gönlünde taht kurdu. Haçlıların tahrip ettiği şehri, yeniden îmâr etmeye başladı. Kudüsün mübârek makamları, evler ve Mescid-i Aksâ ile Kubbetüs-Sahrayı tâmir ettirdi. Şehirde hastâne, mektep ve medreseyle sosyal tesisler yaptırdı. Eyyûbî emirleri de Kudüste pekçok sosyal tesisler ve nâdide binâlar inşâ ettirip, şehri îmâr ettiler. Haçlı katliam ve tahribatının izlerini silmeye çalıştılar. 1188 yazında Lâzkiye, Cebele ve Busrayı zaptetti. Antakyayı kuşattıysa da, kralı mütâreke istedi. Mütârekeyi kabul ederek, 1189 yılının Ocak ayı tasına kadar Safed, Kevkeb, Kerek ve Şevbeki fethetti.

Selâhaddîn Eyyûbînin Haçlılara karşı mücâdelesi sonunda, Kudüs elden çıkınca, Papalığın propagasıyla Avrupa kıtası ve Hıristiyan âleminde Müslümanlar üzerine sefer hazırlığı başladı. Papa III. Clemensin teşvikiyle Fransa, İngiltere kralları ile Almanya imparatu kumasında Eyyûbîler üzerine Üçüncü Haçlı Seferi (1189-1192) yapıldı. Fransa Kralı Filip Ogüst ve İngiltere Kralı Arslan Yürekli Rişar deniz yoluyla Filistine sâhilden gelip, Surda karaya çıktılar. Selâhaddîn Eyyûbînin Kudüs fethinden sonra, serbest bıraktığı Haçlı kumandanları ihânet etti. Fransa ve İngiliz kralının kumasındaki Haçlı kuvvetlerine kılavuzluk ederek, devrin en meşhur askerî harekâtlarından olan Akka Muhâsarasını başlattılar. Akka Muhâsarası karadan ve denizden devam etti. Eyyûbîler karadan Haçlıları çok z durumlara düşürüylarsa da, deniz yoluyla Avrupadan devamlı yardım almaları onların dayanmalarını uzatıydu. Akka Muhâsarası, 1191 yazına kadar devam etti. Antlaşma müzakereleri devam ederken Haçlılar üç bin kişi katlettiler. Kudüsün teslimini istediler. Selâhaddîn Eyyûbînin cesurâne ve kahramanca mücâdelesi Haçlıları akıl almaz icraatların içine düşürdü. İngiltere Kralı Arslan Yürekli Rişar, kızını Kudüs Hâkimi Âdile, onun oğlu Melik Kâmile de şövalyelik pâyesi verdi. Selâhaddîn Eyyûbî, bütün Avrupanın ve Hıristiyan âlemin seferber edilerek toplığı duya, 1192 Kasımına kadar devam eden uzun muhârebelerle karşı koydu. İngiliz Kralı Arslan Yürekli Rişar, Eyyûbîlere esir düştü. Selâhaddîn Eyyûbî, Hıristiyanlara karşı büyük bir âlicenaplık gösterdi. Arslan Yürekli Rişarı serbest bıraktı. Hıristiyanların mübârek makamları ziyâretine müsâade etti. Hıristiyan âlemin bütün imkânlarını seferber ederek hazırladığı Üçüncü Haçlı Seferi, dördüncü yılın sonunda, hezimetle neticelenip, geri döndüler. Selâhaddîn Eyyûbî, Üçüncü Haçlı Seferi sonunda, Filistindeki hâkimiyetini kuvvetlendirdi. Kudüsü tahkim ettirip, Suriyeye gitti. Selâhaddîn Eyyûbî, 1193 kışı Şubatında hastalı. On dört gün hasta yattı. 4 Mart 1193 târihinde Şamda vefât etti. Kabri Şamda Medresetül-Aziziyededir.

Yirmi beş senelik vezirlik ve sultanlık hayâtı, hep İslâmiyete hizmetle geçmiştir. Târihte pek nâdir yetişen şahsiyetlerden biriydi.

Sultan Selâhaddîn, ilme çok değer verir, âlimleri himâye ederdi. Yüksek insânî meziyetlere sâhip, iyi huylu, cömerd, âdil, kültürlü ve müsâmahakâr bir hükümdârdı. Ülkesine her taraftan, ilim sâhipleri gelir, verdikleri derslerle insanlara hizmet ederlerdi. Onun zamânında Şam medreselerinde ders veren altı yüzden fazla fakih (fıkıh, din, şeriat ilminin üstâdı) vardı. Tabipler, edebiyâtçılar, şâirler, matematikçiler, kimyâgerler, mîmârlar ve diğer ilim sâhipleri memleketin gelişmesi için canla başla çalışırlardı. Selâhaddîn Eyyûbî, komutan ve memurlarıyla bir arkadaş gibi samîmî olarak konuşur, yumuşaklıkla muâmele ederdi. Bundan dolayı herkes, fikrini ve arzusunu çekinmeden söylerdi. Zamânında yetişen âlimlerden İmâdüddîn el-Kâtib onun hakkında şöyle demektedir: “Sultan ile oturan bir kimse, onunla oturduğunun farkına varmaz, bir arkadaşıyla oturuy zannederdi. Anlayışlı, dînine bağlı, temiz, hatâları affeder, kusûrları görmemezlikten gelir ve kızmazdı. Asık suratlı durmaz, dâimâ tebessüm eder vaziyette olurdu. Bir şey isteyeni, boş çevirdiği görülmezdi. Herkese çok nâzik davranır, kimseye kaba hareketlerde bulunmazdı. Söz verdiği zaman yerine getirirdi.” Abdüllatîf el-Bağdâdînin de onun hakkındaki sözleri şöyledir: “Selâhaddîn-i Eyyûbîyi heybetli bir kimse olarak gördüm. Sözleri, kalplere tesir ediciydi. Yanına ilk girdiğim gece, meclisini âlimlerle dolu gördüm. Her biri çeşitli ilimlerden konuşuylardı. Sultanın yakınları, onu kendilerine örnek alıylar, iyilikte yarış ediylardı. Müslüman olsun, kafir olsun herkes Sultanı çok seviydu. Onun ölümüyle, insanlar hakîkî bir babayı kaybettiler, ölümüne üzülmeyen kimse kalmadı.”

Selâhaddîn-i Eyyûbî, düşmana karşı da, İslâmiyetin adâlet ve ihsân kurallarından hiçbir zaman ayrılmazdı. Haçlılar esir Müslümanları kılıçtan geçirdiği zaman, elindeki Hıristiyan esirlere, İslâmiyetin emrettiği şekilde güzel muâmelede bulundu. Hiçbir zaman onlar gibi yapmadı. Ilık su istediği hizmetçisinin önce kaynar, sonra da buz gibi soğuk su getirmesi karşısında bile onu azarlamayıp; “Sübhânallah İstediğimiz gibi bir su dahi içemeyeceğiz.” demekle yetindi. Mısır ve Kudüsü fethedip, hazînelere sâhip olduğu hâlde, ömrü boyunca bir asker gibi yaşadı. Lüzumsuz hiçbir şeye harcama yapmayıp, parayı zarûrî ihtiyaçlara ve askerî malzemelere sarf etti. Öldüğü zaman cebinden bir altın ile birkaç gümüş para çıktı. Çok cömertti. Akka Muhâsarası için geldiğinde, on binden ziyâde atını askerlerine dağıttı ve binecek bir ata muhtâç kaldı. Çok cesûrdu. Baştan başa çelik zırhlarla kaplı olan Haçlıları, göğsü açık, îmânlı bir grup askeriyle perişan ederdi. Hattâ bir defâsında da; “Et iken demirle çarpışıyuz, yüz olursak, karşımıza bin düşman çıkıy, kaleler ateş saçıy, denizler düşman kusuy.” demekten kendini alamadı. Yaptığı bütün harplerde, askerlerinin sayısı, düşman dâimâ azdı. Bütün muhârebelerini, İslâmiyeti yüceltmek ve Müslümanları Haçlıların zulmünden kumak, devletini düşman çizmesinden muhâfaza etmek için yaptı.

İlme ve ilim sâhiplerine çok ehemmiyet veren Selâhaddîn Eyyûbî, Mısır Sultânı olunca, Şâfiî, Mâlikî, Hanefî ve Hanbelî mezheplerine göre tedrisat yapan medreseler yaptırdı. Kâhire, Şam, İskenderiyye gibi şehirler birer ilim merkezi oldu. Kendisinden önce yapılan pekçok câmiyi tâmir ettirdi. Haçlılar tarafından saray hâline getirilen Mescid-i Aksâyı yeniden câmi hâline getirdi. Mihrâbını ve birçok kısımlarını mermer ve mozaiklerle kaplattı. Sultan Nûreddînin Halepte inşâ ettirdiği meşhur Âgah Minberini de getirtip, câmiye yerleştirdi.




Büyük Selçuklu Sultânı. Melikşahın oğludur. Babasının bir seferi sırasında, 1086 yılında Sincarda
doğdu. Küçük yaşından îtibâren ilim öğrenmiş, devlet idâresinde tecrübe kazanmış ve ağabeyi Sultan
Berkyaruka devlet işlerinde yardımcı olmuştur.
Sencer, gerek ağabeyi Berkyarukun, gerekse diğer ağabeyi Muhammed Taparın saltanatları
zamânında devlet hizmetinde bulunarak millî birliğin teminine elinden gelen yardımı yaptı. Doğuda
taya çıkan isyânları bastırdı. Bu esnâda gösterdiği başarılar sebebiyle Hasan melikliğine tâyin
edilen Sencer, taht mücâdeleleri dolayısıyla Selçuklu Devletinin içinde bulunduğu durumdan istifâde
ederek, Selçuklu topraklarına saldıran Şarkî Karahanlı Hükümdârı Kadir Hanın saldırılarını bertaraf etti
(Haziran 1102). Gazneliler Devletini tâbi duruma soktu. Gaznede hutbe, sıra ile; halîfe, sultan, sonra
Melik Sencer ve nihâyet Gazne sultânı Behramşah adına okundu (1118).
Sencer, ağabeyi Berkyarukun vefâtından sonra sultan olan diğer ağabeyi Muhammed Tapar ile de
samîmî ve gösterişsiz münâsebetlerini devam ettirdi. O, doğu bölgelerinde siyâsetini icrâ ederken,
Sultan Muhammed batı ile ilgileniydu. Yâni Sultanla müstakbel sultan birbirini tamamlıylardı.
Babası Melikşâhın siyâsetini tâkip eden Sencer, Hasandan îtibâren, devletin doğusunda Selçuklu
düzenini yeniden kurdu. Böylece Selçuklu Devleti, doğudan emin olarak batıda mücâdelelerine devâm
etti.
Muhammed Taparın ölümü üzerine (18 Nisan 1118), henüz küçük yaşta bulunan oğlu Mahmûd, devlet
erkânı tarafından, Büyük Selçuklu Devleti tahtına çıkarıldı. Diğer taraftan Sencer de Hasanda
kendisini sultan îlân etti (14 Haziran 1118) ve sultanlığını halîfeye tasdik ettirdi. Sencerin tek başına
Büyük Selçuklu Sultânı olabilmesi için, tahta çıkarılan Mahmûdun bertaraf edilmesi lâzımdı. 14
Ağustos 1119da Savede amca-yeğen arasında yapılan savaş, Sencerin gâlibiyetiyle netîcelenince
Sencer, Büyük Selçuklu sultânı oldu. Devletin merkezi, Irak-ı AcemdenHasana nakledildi.
Mahmûdla yapılan anlaşmaya göre, Rey, Sencerde kalmak üzere, imparatluğun batı tarafları
Mahmûda verilecekti. Ancak Mahmûd hem sultan ünvânını kuyacak, hem de Sencere tâbi olacaktı.
Böylece Irak Selçukluları Devleti kurulmuş oldu. (Bkz. Irak Selçukluları)
Sencer, 1113te Semerkanta, 1114te Gazne ve Gurlular üzerine sefer yaparak bölgede hâkimiyetini
tesis etti. Ayrıca Irak, Âzerbaycan, Taberistan, İran, Sistan, Kirman, Harezm, Afganistan, Kaşgar ve
Mâverâünnehrde hakimiyet kurdu. Uzun zaman saltanat mücâdeleleri geçiren devleti yeniden tanzim
etti. Âdeta devleti yeniden kuran Sencer, idâreci kadroyu da yeniden tâyin etti. Irak-ı Acemin yarısı ile
Gilân bölgesini Şehzâde Tuğrula; Fars eyâletiyle, İsfehan ve Huzistanın yarısını ise Selçuk Şâha
verdi. Kendisi de Sultan-ül-azam ünvânını aldı. Diğerleri ona tâbi oldular.
Bu birlik bir müddet böyle devâm etti. Fakat Halife Müsterşît ile bir ittifak kuran Mahmûd, amcasına
isyân hazırlıklarına başladı. Bunu haber alan Sencer, Mahmûdun üzerine yürüdü. 26 Mayıs 1132de
yapılan Dînever Savaşı Sencerin gâlibiyetiyle netîcelendi. Sencer, yanında getirdiği diğer yeğeni
(Mahmûdun küçük kardeşi) Tuğrulu, Irak Selçukluları tahtına çıkardı ve ona bâzı tenbihlerde
bulunarak geri döndü.
Daha sonra Karahanlıların isyânını bastıran Sencer, 1136da Gazneliler ve 1141de Harezmin isyânını
bastırdı. 1141de gayri müslim Karahitayların, Karahanlılara hücûmuna mâni olmak isterken
Semerkant yakınlarındaki Katavan sahrasında Karahitaylara mağlup olması, uzun süren saltanatının
dönüm noktası oldu ve onu son derece telâşa düşürdü. Belhi kaybetti.
Sencerin bu mağlûbiyeti, gerek Müslüman gerekse Hıristiyan dünyâsında büyük akisler yaptı.
Mağlûbiyeti fırsat bilen Harezmşâh Atsız, Hasan ve Sencerin pâyitahtı Mervi istilâ etti ve hazîneleri
alıp götürdü. Sencerin Harezme sefer yapacağını öğrenen Atsız, ona karşı meydan muhârebesi
vermeyi göze alamadı, tekrar itâatini arz edince affedilerek hazîneleri iâde etti. Bu uzlaşma hiçbir şeyi
halletmedi ve Sencer, Atsızı iknâ etmek üzere meşhûr şâir Edib Sâbiri elçi gönderdi. Atsız, tertip ettiği
bir sûikastle Edib Sâbiri öldürtünce, Sencer üçüncü defâ Harezme sefer yapmaya mecbur oldu
(1147). Sencer, pâyitaht kapılarına dayanınca, Atsız af dilemek üzere elçi gönderdi. Sultan yine affetti.
Bu esnâda Sencerin kumanlarından Kumac, bağımsızlık îlân eden Gur Sultânı Alâeddîn Hüseyin
Cihansuza yenilmişti. Sultan Sencer, Gurlulara karşı sefer hazırlıkları yaparken, Gurlular Gaznelilerle
savaşa tutuştu. Netîcede Gazneliler katî mağlûbiyete uğradı ve Behramşâh Hindistana kaçtı.
Gaznelilerin pâyitahtı, Gur hükümdârı Alâeddîn Hüseyin Cihansuz tarafından yerle bir edildiği sırada,
Sultan Sencer de, Gurlulara haddini bildirmek için yola çıkmıştı. Haziran 1152de yapılan savaşta
Gurlular mağlup ve hükümdârları da esir edildi. Gur idâresi tekrar Alâeddîn Cihansuza verildi. Sencer,
Katavan sahrasındaki yenilgiden beri, ilk defâ büyük bir zafer kazanmış ve tekrar îtibârını yükseltmişti.
Fakat bu defâ Oğuzlarla Selçuklu emirleri arasındaki ayrılık büyüdü ve bir kısım emîrlerin ısrârı
üzerine, Oğuzlarla Belh vilâyeti içinde savaşa mecbur oldu (Mart ve Nisan 1153). Savaş, Selçuklu
dusunun mağlup olmasıyla sonuçlı. Sultan esir düştü. Tâbi bulundukları Selçuklu Devletinin
büyük sultânını esir alan Oğuzlar, beklemedikleri bu netîceden sonra birden bire kendilerini devletin
başında buldular. Esir Sultanı Tahta oturtuy, gereken saygıyı gösteriy; Fakat gece de demir bir
kafese koyuylardı. Her ne kadar Sencer aralarında esir sıfatıyla bulunmuşsa da, kendilerinden birini
sultan yapmayarak, esir hükümdârı tahta oturtup saygı göstermeleri; Oğuzların Büyük Selçuklu
Devletini devam ettirmek istediklerini gösteriydu. Fakat Büyük Sultan, Oğuzların elinde esâret altında
hükümdâr olmaktansa tahtı terk etmeyi tercih etti. Merv hânkâhına kapı. Yine esâret devâm
ediydu. Üç yıl süren esirlik hayâtında çok sıkıntılar çekti. Kumanlarından Kumacın tunu
Mueyyed Ayaba tarafından, Oğuz muhâfızları kırılarak Nisan 1156da kurtarıldı.
Ancak kurtuluşundan bir yıl sonra 29 Nisan 1157 senesinde vefât ederek Mervde kendi yaptırdığı
türbesine defnedildi. Vefâtında 91 yaşındaydı.
Kırk yıl süren saltanatı boyunca Sencer, doğu ve batı olmak üzere iki cepheli bir siyâset tâkip etmiştir.
Fakat siyâsetinin ağırlık noktasını hep doğu teşkil etmiştir. Önce batıyı tanzime uğraşan Sencer,
burada bir türlü istediğini yapamamıştır. Çünkü hâdiseler onu doğuya çekerken, batı tamâmen ihmâl
edilmiştir. En ufak bir bahâneyle hep doğuya hareket eden Sultanın bunda ne kadar haklı olduğunu,
Katavan Savaşı ve Oğuz isyânının doğuda patlak vermesi göstermiştir.
Sencer zamânında halk refah içindeydi. Mevcut nizamı bozmak ve Ehl-i sünneti zayıflatmak için taya
çıkan Bâtınîlik ve İsmâilîlik cereyânı, devlet tarafından alınan bütün tedbirlere rağmen, câhiller
arasında yayılmaya devâm etmiş, kaleden kaleye sıçrayarak, bir taraftan Sûriyeye, diğer taraftan
devletin belkemiği olan Hasana doğru yayılmıştı. Her tarafta bir tedhiş hareketi almış başını
gidiydu. Fakat Sultan, saltanat mücâdeleleri, iç karışıklıklar ve doğudan gelen saldırılar sebebiyle
onlarla yeteri kadar ilgilenemedi.
Sencer devrinin en büyük âlimi İmâm-ı Gazâlî hazretleridir.
Babası Melikşâh devrinde de bulunmuş olan İmam-ı Gazâlî hazretleriyleSencerin münâsebetleri
meşhurdur. Ahmed Nâmık-i Câmî rahmetullahi aleyhle de münâsebeti olan Sencer, âlim ve şâirleri
sarayından eksik etmezdi. Bunun netîcesi olarak, uzun süren saltanatı zamânında Sultanın
teveccühüne mazhar olan pekçok âlim, sanatkâr, tabip yetişmiştir. Allah adamlarının yanında
bulunmaktan hoşlanan Sultan Sencer, onların nasîhatlerini can kulağıyla dinler, hatâ yaptığında îkâz
etmelerini ricâ ederdi. Kim olursa olsun kendisine yapılan şikâyeti sabırla dinler adâleti yerine getirirdi.
Sultan Sencerin teşvikleriyle Hasan, bütün İslâm dünyâsına ve bu arada Anadoluya devamlı şekilde
din ve ilim adamı sevk eden bir merkez olmuştu. Sencer zamânında Selçuklu devlet teşkilâtı da en
sağlam hâlini almıştı.
Sencer, daha sağlığında, babası Melikşâh kadar büyük bir hükümdâr sayılmıştır. Ölümünden sonra da
kaynaklarda yine Melikşâh ile birlikte örnek hükümdâr olarak gösterilmiştir.
Hadîs-i şerîf rivâyet edebilecek kadar ileri derecede ilim sâhibi olup, hadis âlimleri arasında sayılmıştır.
Farsça şiirler yazdığı da bilinmektedir.
Daha hayattayken Mervde yaptırdığı türbesi büyük bir sanat eseri olup, devrinin medeniyeti hakkında
fikir vermeye yeter.



Ahlatşâhlar da denilen Sökmenliler Devleti hükümdârı. Babası İbrâhim Beydir. Amcası Ahmedin
devlet idâresinde yetersizliği sebebiyle tahttan indirilmesi üzerine 1128de başa geçti.
Ahlatşâhlar Beyliği, çocukluk dönemi hâriç, İkinci Sökmen Bey zamânında en iyi devresini yaşadı.
İkinci Sökmen bir ara Sasunlulara esir düştü ise de Artuklu Beyi Timurtaşın yardımıyla esâretten
kurtuldu. Musul Atabegi İmâdeddîn Zenginin ölümünden sonra, İkinci Sökmen, ona âit olan Hızan ve
Mâdeni ele geçirdi. Bu sırada Artuklu Beyi Kara Arslan, Malazgirt ve Tûtab şehirlerini Ahlatşâhlardan
aldı. Artuklulardan Necmeddîn Alpin aracı olmasıyla, Kara Arslan ele geçirdiği yerleri geri verdi.
1161 senesinde Gürcüler, Aniyi ele geçirince, İkinci Sökmen, diğer Türk beyleriyle Gürcistan Seferine
çıktı. Bu seferde İkinci Sökmen büyük bir hezîmete uğradı. İki yıl sonra tekrar birleşen Türk beyleri
Gürcistana yeni bir sefer düzenlediler ve Gürcüleri yenilgiye uğrattılar. İkinci Sökmen, Ahlâtta parlak
törenle karşılı. On iki yıl sonra Âzerbaycan Atabegi Şemseddîn İldeniz, İkinci Sökmeni Gürcülere
karşı yardıma çağırdı. Nahcıvanda toplanan Türk duları Taryalis Ovasına kadar ilerledi. Gürcü Kralı
savaşmaya cesâret edemedi ve manlık bir bölgeye kaçtı. Türk dusu pekçok ganîmet elde ederek
geri döndü.
Bu sırada Selâhaddîn-i Eyyûbî, 1174 senesinde bağımsızlığını îlân ederek Eyyûbî Devletini kurdu.
Ülkesini genişleten Selâhaddîn Eyyûbî, Doğu Anadoluyu da topraklarına katmak istiydu. Selâhaddîn
Eyyûbî, Musulu kuşatınca, Atabek İzzeddîn Mesûd diğer Türk beylerinden yardım istedi. Halîfe Nâsır,
İkinci Sökmen ve Atabek Kızıl Arslanın aracı olmasıyla, Selâhaddîn Eyyûbî Musul kuşatmasını
kaldırdı.
İkinci Sökmen uzun yıllar hüküm sürdükten sonra, 1185 yılında yaklaşık 80 yaşlarındayken vefât etti.
Çevredeki bütün hükümdârlar ona saygı gösterirlerdi. Akıllı, ileri görüşlü ve güzel ahlâklı bir
hükümdârdı. Cesâreti ve Gürcülere karşı cihâdı halkın gönlünde taht kurmasına sebep olmuştu. Ahlat
en parlak dönemine onun devrinde ulaştı.



İslâm halifelerinden, sultanlarından, Türk beylerinden yirmi altısının adı. İkişer tane Anadolu Selçuklu,
Carlı, Eşrefli, Karahanlı, Mengücüklü, Osmanlı, Safevî; birer tâne de Bengal Sultanlığı, Büyük
Selçuklu, Dulkadirli, Emevî Halifeliği, Endülüs Emevî, Eyyûbî, Fas Şerîfliği, Germiyanlı, Hûdi, Karasî,
Karmatî, Merînî hükümdarlarının adı Süleymandır.
Anadolu Selçuklu Sultanlarından Kutalmışoğlu Süleyman-I (1077-1086), Süleyman-II (1196-1204),
Caroğulları Beylerinden Şucâeddin Birinci Süleyman Paşa (1309-1339), Süleyman Şah-II
(1184-1192), Eşrefoğulları Beylerinden Seyfeddin Süleyman Bey-I (?-1302), Süleyman Şah-II (1326),
Karahanlılardan Batı Karahanlı Büyük Kağanı Süleyman (1097), Doğu Karahanlı Büyük Kağanı
Süleyman (1032-1056), Mengücüklerden Divriği şûbesinden Süleyman Şah-I (1142-?), Süleyman
Şah-II (1192- takriben 1228), Osmanlı Sultanı ve İslâm halifelerinden Sultan Süleyman Han
(1520-1566), Süleyman Han-II (1687-1691), Safevî Şahlarından Süleyman-I (1666-1694), Süleyman-II
(1749-1750) ile Bengal Sultanlarından Süleyman Kararânî (1564-1572), Büyük Selçuklularda
Gıyâseddîn Süleyman Şah (1160-1161), Dulkadirli Süleyman Bey (1442-1454), Emevi Halifeliğinden
Süleyman (1715-1717), Endülüs Emevîlerinde Süleyman el-Müstaîn (Birinci saltanatı 1009-1010),
ikinci saltanatı (1013-1016), Eyyûbîlerden Melik el-Muzaffer Süleyman (1214-1215), Fas Şerîflerinden
Süleyman (1793-1822), Germiyanoğullarından Süleyman Şah (1361-1387), Malaga Hammûdîlerinin
Saragosadaki Hûdî şûbesinden Süleyman el-Mustain (1039-1046), Karasioğullarından Süleyman Bey
(?-1360), Karmatîlerden Ebû Tâhir Süleyman (923-944), Merinilerden Ebür-Rebî Süleyman
(1308-1310) târihlerinde hükümdarlık sürdüler.



Hindistanda Bâbürlüler Devleti hükümdarlarından. Cihangir Selim Şahın oğludur. 1592de Lahda
doğdu. Sarayda iyi bir tahsil gördü. Şehzâdeliği önemli devlet hizmetleriyle geçti.
Ağabeyi Hüsrev Han meselesinden dolayı babasına karşı geldi. Askerinin çokluğuna ve babası
tarafındaki kumanların kalpten kendisine bağlı olmalarına rağmen zafer kazanamadı. O zamanın
büyük âlimi İmâm-ı Rabbânî Müceddid-i Elfî Sâniye giderek, muvaffak olmasına duâ etmesi için
yalvardı. Büyük İmâm (kuddise sirruh) babasına karşı gelmesine mâni olup, nasihat etti:
“Babana git, elini öp, gönlünü al Yakında vefât edecek saltanat sana kalacaktır.” diye müjde verdi.
Şah Cihan emirlerini dinledi ve arzusundan vaz geçti. Az zaman sonra 1637de babası vefât edince
Agrada “Ebül-Muzaffer Şihabüddîn” ünvanı ile Bâbürlü tahtına çıktı.
1630 senesinde Nizamşahları itaat altına aldı ve Darur şehrini ele geçirdi. Ertesi sene Devletabadı da
alarak Nizamşahları tadan kaldırdı. Şiî Kutubşahlar üzerine yürüyerek hutbede dört halifeyi
zikretmeleri ve vergi ödemeleri şartıyla anlaşma yaptı. Ahmednagarı ele geçirdi. Golkonda ve Brezpur
gibi Güney Hind Sultanları, Bâbürlü hâkimiyetini tanıdılar. Böylece devletin otitesini Hindistanda
tamâmen sağladı.
Bayındırlık işlerine ehemmiyet vererek tarımın gelişmesini temin etti. İngiliz, Ptekiz ve Hollalılara
karşı ülkenin menfaatlerini kudu. Delhi şehrini îmâr etti ve genişletti. Kale, saray, câmi, mescit ve
türbeler yaptırdı. Hanımlarından birinin Agra şehrindeki mezarı üstüne yaptırdığı Tac Mahal denilen,
sanat değeri çok fazla ve süslü türbe, Türk mîmarlık târihinin önemli eserleri arasındadır.
Şah Cihan, 1657de hastalanınca oğulları arasında taht kavgası başladı. Evrengzib Âlemgir Şah
adındaki oğlu kardeşlerine karşı üstünlük sağladı ve babasını tahtından indirerek 1658 senesi
Temmuz ayında Agrada sultanlığını îlân etti. Şah Cihan Agra şehrinde sekiz yıl daha yaşadı. 75
yaşında vefât etti. Tac Mahalde eşinin yanında toprağa verildi (1666).
Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
28 Şevval 1438
Miladi:
23 Temmuz 2017

Söz Ola
Söz ola kestire başı, Söz ola kese savaşı
Yunus Emre Hz.
Osmanlılar Twitter