Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


Türkiye Selçuklu Devleti Sultanı. İkinci Gıyâseddîn Keyhüsrev (1237-1246)in oğludur.
Kılıç Arslan 1246da Türkiye Selçuklu Sultânı İkinci İzzeddîn Keykâvus (1246-1257) tarafından, Büyük
Moğol Hanı Güyük (1246-1249)ün tahta çıkışında hazır bulunmak üzere Moğolistan Kurultayına
gönderildi. Moğolistanda ağabeyi Keykâvusun yerine Selçuklu Sultanı tanındı. 1248de Sivasta
istiklâlini îlân etti. Anadolu emir ve kumandanları Moğolların tahrikiyle kardeş kanı dökülmesinin önüne
geçmek için, Selçuklu Devletinde üç kardeşin tak saltanat sürmesini tavsiye ettiler. Dördüncü Kılıç
Arslan, İkinci İzzeddîn Keykâvus ve İkinci Alâeddîn Keykubâd, 1249-1257 yılları arasında birlikte
Türkiye Selçukluları hükümdârlığı yaptılar. 1261 yılında Konyayı ele geçiren Dördüncü Kılıç Arslan
devrinde Silifke Ermenilerden, Sinop ise Muinüddîn Pervâne tarafından Trabzon Rumlarından alındı.
Dördüncü Kılıç Arslan, Mevlâna Celâleddîn Rûmî hazretleri dâhil birçok İslâm âliminin sohbetinde
bulunup, hürmet gösterdi. 1265te bir ziyâfet esnâsında Moğollar tarafından kendi yayının kirişiyle
boğdurulup, öldürüldü. Onun ölümünden Moğollarla iyi ilişkiler içinde bulunan Muînüddîn Pervânenin
sumlu olduğu belirtilmektedir. Konyada Sultanlar Türbesine defnedildi. Yerine oğlu Üçüncü
Gıyâseddîn Keyhüsrev Türkiye Selçuklu Sultanı îlân edildi.



KÖK BÖRİ (El-Mâlik el-Muazzam Muzaffer ed-Dîn Ebû Nasr)
Erbil Atabeyi. Begtiginliler Sülâlesinin Türkmen boyundan Zeyneddîn Alinin oğludur. 1154 yılında
doğdu.
Babası Zeyneddîn Ali Küçük Begtigin, Musul Atabeylerinden İmâdeddîn Zengînin
kumanlarındı. İmâdeddîn Zengî tarafından Musul vâlisi tâyin edildi. İmâdeddîn Zengînin
ölümünden sonra, Zeyneddîn Ali, sınırlarını Şehriz, Hakkâri, Tekrit, İmâdiye, Sincar Sahrâsı ile
Harran Kalesini içine alacak şekilde genişletti. Zeyneddîn Ali, son zamanlarında yaşlılığı ve hastalığı
sebebiyle iktâlarını Musul Atabeyi Kutbeddîn Mevdûda bırakarak Erbile çekildi. Kök Böri o zaman on
dört yaşında idi. O yıl babası ölen Kök Böri, Erbil atabeyi oldu. Fakat Erbili idâre ile vazîfeli
Mücâhidüddîn Kaymaz ile arası açıldı. Kaymaz, Kök Börinin idârecilik için yetersiz olduğunu, halîfeye
bildirdi. Halîfenin muvâfakatını alarak, Kök Böriyi tevkif etti. Bir müddet sonra hapisten çıkarılan Kök
Böri, giderek Erbil hâkimiyetini yeniden temin için teşebbüslerde bulundu ise de, başarılı olamadı.
Bağdattan Musula gelen Kök Böri, Musul Atabeyi İkinci Seyfeddîn Gâzinin hizmetine girdi. Seyfeddîn
Gâzi de, Kök Böriye Harran şehrinin idâresini verdi.
Bu sıralarda Hama, Humus ve Baalbeki alıp, Sincar Sahrâsına kadar gelen Selâhaddîn Eyyûbî,
Seyfeddîn Gâziyi mağlup etti. İkinci karşılaşmalarında Seyfeddîn Gâzi, Selâhaddîn Eyyûbiye yine
yenildi. Kök Böri bu ikinci karşılaşmada çok kahramanlık gösterdi. Eyyûbî dusunun sol kanadını
bozguna uğrattı fakat hezîmeti önleyemedi. Öteden beri kendisine hasım olan Kaymazın Musul
idâresinin başına gelmesini istemeyen Kök Böri, Selâhaddîn Eyyûbîye haber göndererek, kendisine
tâbi olacağını veHarrana gelmesini, kendisine yardım edeceğini bildirdi. Bunun üzerine Urfayı
zapteden Selâhaddîn Eyyûbî, Urfayı Harrana bağlayarak idâresini Kök Böriye verdi.
Selâhaddîn Eyyûbînin hemşiresi Râbia Hâtun ile evlenen Kök Böri, birkaç sene Selâhaddîn Eyyûbînin
yanında kaldı. Haçlılara karşı olan mücâdelesinde çok kahramanlık gösterdi. Asıl şöhretine bu
savaşlarda kavuştu. Saffâriyede Haçlıları bozguna uğrattı. Kudüs kapılarının açılmasını ve Frenk
Krallığının tadan kaldırılmasını sağlayan Hattin Savaşında Kök Börinin mühim rolü oldu. Bu
zaferlerden sonra tekrar Erbile döndü. Kırk dört yıl Erbil Atabeyi sıfatı ile bölgeye hâkim oldu.
Cengizin Moğol sürülerinin yağma ve çapulculuklarından, idâresi altındaki yerleri kahramanca kudu.
Ömrü mücâdele ile geçen Kök Böri, dînine bağlı olan, âlimleri ve fakîhleri, himâye eden yardım
müesseseleri kurmakta da devrinin seçkin devlet adamlarından idi. Câmi, medrese, han, misâfirhâne,
hastâne; dul ve yaşlı kadınlar, süt emen yetim çocuklar için bakım evleri ve çocuk yuvaları yaptırdı.
Çocuklara süt anneleri tuttu. Körler için dört tâne alilhâne, kurdurdu ve bütün bunların masraflarını
karşılamak üzere zengin vakıflar tesis etti. Fakirlere, ihtiyar ve muhtaçlara her gün ekmek, mevsimlere
göre de elbise ve diğer ihtiyaçlarını dağıtırdı. Erbil misafirhanelerinde yedirilip, yatırılan herkese
giderken de yol paraları verilirdi. Her yıl hac seferleri tertip ederdi. Hacıların yoldaki emniyetini
sağlamak için yanlarına muhâfız verirdi. Ayrıca memurlar tâyin edip, ellerine bol miktarda para vererek
Mekke ve Medînedeki fakir ve muhtaçlara dağıttırırdı. Mekkede çok hayrâtı vardı. Arafata ilk olarak
su getirtti. En büyük zevki, sofilerin, âlimlerin sohbetinde bulunmak, onların münâzaralarını dinlemek
idi. Bunun için çok zaman medrese ve hânegâhlarda sabahlardı. Erbil, zamanında ilim, irfan ve
medeniyet merkezi olmuş idi. Şehrin kalesini iyice tâmir ettirdi. Yeni binâlar yaptırdı. Peygamberimizi
(sallalahü aleyhi ve sellem) çok sevdiğinin işâreti olarak İslâm âleminde ilk, büyük, muhteşem mevlit
törenleri düzenledi. Zamanla törenler bütün İslâm ülkelerine yayıldı. Mezarı Küfede hazret-i Alinin
kabri yanındadır.


İkinci Göktürk Hâkanlığının kurucusu. Asena soyundır. Batı ve Doğu Göktürk devletleri yıkılınca
M.S. 630dan 680e kadar Türkler Çin esâretinde yaşadılar. Kutluğ Kağan, Tonyukukun da desteği ile
Türkleri teşkilâtlırıp 680 yılında kurtuluş hareketini başlattı. Çinlilere ve Çin hizmetindeki Türk
boylarına karşı kazanılan zaferlerden sonra Ötükene hâkim oldu. Kutluğ, İlteriş Kağan ünvanıyla
hakan îlân edildi. Bilge Tonyukuku kendisine vezir ve müşâvir (Aygucu) yaptı. Kardeşi Kapağanı şad,
Tsi-fuyu yabgu îlân etti. Çin üzerine ardı arkası gelmeyen seferler düzenleyip önemli zaferler
kazı. Eski Göktürk Devletine bağlı kavimlere hâkimiyetini kabul ettirdi. 692 yılında ölünce yerine
kardeşi Kapağan geçti. Kapağandan sonra Kağan olan Bilge ve başlıca yardımcısı Kültegin İlterişin
oğullarıdır.



Göktürklerin Kutlug devri kumandanlarından, Bilge Kağanın kardeşi. Babası, Göktürklerde millî şuuru
uyırarak, İkinci Hâkanlık devrinin kurucusu İlteriş Kutlug Kağan, annesi İl-Bilge Hâtun idi. Babası
Kutlug Kağanın 692 senesinde vefât ettiğinde, yedi yaşındaydı. Ağabeyi Bilge ile amcası Kapagan
Kağanın yanında büyüyüp, yetişti. Atabeki, büyük edip ve prens Yolluğ Tegin idi. Onun terbiyesinde
yetişip, Türk töresini, devlet idâresini ve lüzumlu âdab ve erkânı öğrendi. Küçük yaşından îtibâren
Bilge ile berâber amcası Kapagan Kağanın yanında akınlara, seferlere katılmaya başladı.
702 senesinde devlet hizmetine girdiğinde, on altı yaşında idi. Amcası Kapagan Kağan ile
Mâveraünnehrdeki Suğdakiler üzerine yapılan sefere katıldı. Muvaffakiyetle dönüldü. 706 senesinde
elli bin kişilik Çin dusunun imhâ edilmesinde çok büyük hizmeti geçti. Piyâde kuvvetleriyle hücuma
geçerek Çin kumandanını esir etti. Esir Çin kumandanını Kağana gönderdi. 707 senesinde Çinliler ile
yapılan muhârebede üç at değiştirecek kadar çetin mücâdelelere katıldı. Yaralanmasına rağmen
muhârebeye devâm etti. Bu muhârebede Çin dusu yok edildi. Çinlilerin teşvik ettiği isyanların
bastırılmasında mühim hizmetlerde bulundu.
Kapagan Kağanın 716 senesinde vefâtıyla, ağabeyi Bilgenin kağanlığa geçmesine çalıştı ve muvaffak
oldu. Kendisi cesâret ve muharipliği ile meşhûr olduğundan, du kumandanı ve doğu bölgesi
şadlığına getirildi. İç isyanların ve taht kavgalarının bastırılmasında vazîfe aldı. Âsîleri mağlub ederek,
Türklerin birlik ve berâberliğini sağladı. 731 târihinde Moga Kurgandaki karargâhında öldü. Onun
ölümü başta Bilge Kağan olmak üzere Türk milletini mâteme boğdu.
Kül Tegin adına âbidevî bir eser yapıldı. Orhun Nehri sâhilinde Orhon Âbideleri veya Türük Bengü
Taşları da denilen eser, Türk yâni Orhon Alfâbesiyle yazıldı. Âbide, Yollug Tegin tarafından yazılıp, 21
Kasım 731de Orhun Nehri sâhiline dikildi. Âbidede; Alpliği, cesâreti, muhâripliği, kumandanlığı ve
Türk Milletine hizmeti edebî bir lisanla anlatılır. Kül Tegin Âbidesi, Göktürk Târihi, kültürü, Türk dil ve
edebiyâtı yönünden emsalsiz bir eserdir. Âbidenin metni Türkçe yazılmış, ayrıca Çince tercümesine
yer verilmiştir.



Büyük Selçuklu Devleti hükümdârı. Babası Sultan Alparslandır. 1055te doğdu. Büyük Selçuklu
Devletinin topraklarını en geniş hâle getirdiği için kendisi, “Ebul-Feth” (fetihlerin babası veya pekçok
fetih yapan) lakabıyla anıldı. Sâhip olduğu bâzı üstün husûsiyetler sebebiyle, özel bir eğitim ve öğretim
gösterilerek yetiştirildi. 1064-1065 Gürcistan Seferinde bulundu. Böylece küçük yaştan îtibâren devlet
idâresi ve duyu sevk etme husûsunda tecrübe kazı.
Kendisinden büyük erkek kardeşleri olmasına rağmen cesâreti, idârecilik vasfı gibi meziyetleri, Sultan
Alparslan tarafından veliahd seçilmesinde rol oynadı. Hânedânın kurucusu olan Selçuk Beyin mezarını
ziyâretten dönüşte, Hasan yakınındaki Radyanda veliahd îlân edildi. Melikşahın veliahdlığı Halife
Kaim bi Emrillahın tasdikiyle tamâmen resmiyet kazı. Veliahdlığı sırasında devletin çeşitli
cephelerinde vazife yapan Melikşah, Mâverâünnehr Seferinde şehit olan Sultan Alparslanın yerine
Devletin ileri gelenleri tarafından on sekiz yaşında sultan îlân edildi. Melikşah, babasının veziri olan
kıymetli devlet adamı Nizamülmülkü vazifesinde bıraktı.
Saltanatının ilk yılları, iç karışıklıkları bastırmakla geçti. 1072de Mâverâünnehr Seferinin intikamını
almak isteyen Karahanlı Şemsülmülk Nâsır bin İbrahim, Tirmizi yağma etti ve Belh şehrinde kendi
adına hutbe okuttu. Diğer taraftan Gazneliler de Çigil-kendde Selçuklu kumandanı Ayazı esir aldılar.
Bu dış tehlikeler esnâsında, Melikşahın amcası olan Kirman Meliki Kavurdun, Sultan Alparslan
zamanında olduğu gibi saltanat iddiasında bulunarak isyan etmesi, bu meselenin tamâmen
halledilmesinin zamanının geldiğini iyice belli etti. Devletin parçalanmasına sebebiyet verecek bu
hareketin bir an önce çözümlenmesi için harekete geçen Sultan Melikşah, Mayıs 1073te Kerecde
yapılan meydan muhârebesinde amcası Kavurdu mağlup ve esir etti. Birkaç gün sonra Kavurdun
ölümüyle devlet içinde âsayiş yeniden temin edildi. Abbasî Halîfesi Kaim bin Kadir (1031-1075)
tarafından hâkimiyet alâmetlerinin gönderilmesi ve devlet adamlarının bağlılıklarını arz etmeleriyle
Melikşah, sultanlığını iyice kuvvetlendirdi. Halife tarafından Muizzeddin ve Celâlüddevle lakaplarının
lâyık görülmesinin yanısıra, o zamana kadar hiç bir hükümdâra verilmeyen ve “hilâfet makam ve
hâkimiyetinin tağı” mânâsına gelen “Kâsım emirül-müminîn” lakabı da verildi.
İçişlerini halleden Sultan Melikşah, Tirmizi kurtarmak için harekete geçti. Sefere başladığı sırada
Karahanlı Şemsülmülk Nâsırın mektubunu aldı ve elçisini kabul ettiyse de kararlı hareketinden
vazgeçmedi. Tirmizi muhâsaraya başladı. Emir Savteginin ikmâl yollarını kesmesi, sultanın başarıya
ulaşmasına ve şehrin düşmesine ve Şemsülmülkün sulhü kabul etmesine sebep oldu. Şemsülmülk
özür dileyerek bir daha düşmanca harekete girişmeyeceğine dâir söz vermesiyle yerinde bırakıldı.
Gaznelilere karşı, Emir Gümüştegin ve Anuştegini gönderdi. Ancak Gazneli hükümdârı İbrahim bin
Mesud, Melikşahın başarılarının artması üzerine itâate mecbûr oldu. Gönderdiği elçilik heyeti ve
hediyelerle iyi münasebetler tesis edildi. Sultanın kızı Gevher Hatunun, Gazneli veliahdı Mesud bin
İbrahim ile evlendirilmesi, iki devlet arasında çıkması muhtemel anlaşmazlığı önlemiş oldu.
Doğu sınırlarını böylelikle garanti altına alan Sultan Melikşah, kendi zamanında en geniş hâle getirdiği
devletinin fetih hareketlerini yapan askerî teşkilatında yeni düzenlemeler yaptı.
Malazgirt Zaferinden sonra, batıya yönelenSelçuklular; buraların fethi için Kutalmışoğulları, Mansur,
Süleyman Şah, Alp-ilig, Tutak gibi kıymetli komutanlar vazifelendirmişlerdi. Ayrıca Artuk Bey ve Tutak
Bey gibi Türkmen reislerinin harekâtı da Melikşah tarafından desteklendi.
Selçuklular Anadoluya doğru harekete geçtikleri sırada, tam bir keşmekeş içinde bulunan bu ülkenin
vaziyeti, fetihleri kolaylaştırdı. Baskı altında bulunan Hıristiyan halk, merkezle irtibatını kesen Bizans
derebeylerinin baskısıyla her yönden eziliydu. Ayrıca paralı askerlerden meydana gelen Frank
birliklerinin halka yapmadığı zulüm kalmamıştı. Bizans sarayında dönen entrikalar ve kendini kuvvetli
hisseden her komutanın imparatluğunu îlân etmeye kalkışması, Anadoluyu dağınık bir hâle
getirmişti. Bu durum, Anadolunun fethine memur olan Selçuklu komutanlarının işine oldukça kolaylık
sağladı.
Böylelikle Selçuklu akıncılarının Anadoluyu fetih hareketi, Bizans başşehrinin karşısına, yâni
Boğaziçine kadar dayı. Güneybatıda ise Milete kadar uzı. Neticede Anadoluda hareket
hâlinde Bizans askerî gücü kalmadı. Hattâ general Botaniatesin Türkmen askerinin ve Selçukluların
himâyesinde Bizans tahtına oturması da Anadoluda Türk gücünün tamâmen yerleştiğini gösteriydu.
Anadolunun fethine memur Süleyman Şâh, İzniki de ele geçirerek Boğaziçini kontrol altına aldı. Bu
fetih, batıda büyük bir heyecan doğurdu. Hattâ Avrupalılar Çine elçilik heyeti göndererek, Selçukluların
doğudan tazyik edilmesini bile istediler. Ancak bu müracaatları neticesiz kaldı.
1084te Selçuklu kuvvetleri Fahrüddevle Muhammed bin Cüneyrin komutasında Diyarbekir bölgesinin
fethi için harekete geçtiler. Fahrüddevle yanında Artuk Bey olduğu halde uzun bir muhasaradan sonra
4 Mayıs 1085te şehre girdiler. Diyarbekirin düşmesiyle Mervânîler Devleti tadan kalktı. Ayrıca
bölgede bulunan bozuk îtikatlı Karmatîlerin nüfûzuna son verildi.
Musulun fethine memur edilen Aksungur ve diğer büyük Türkmen emirleri şehre harpsiz girdiler. Fethi
müteakip Musula gelen Melikşah, büyük bir merâsimle karşılı. Ancak Belhte çıkan bir isyanı
bastırmak üzere geriye döndü ve liyakatini ispat eden Şerefüddevleye Musul emirliğini verdi.
Sultan Alparslan (1063-1072) zamanından beri Suriye ve daha güneylere doğru seferlerine devâm
eden meşhur Selçuklu kumandanlarından Atsız, Melikşah zamanında da seferlerine devam etti. Uzun
süre muhâsara ettiği Dımeşk (Şam) şehrini Mart 1076da Selçuklu Devletine kattı. Dımaşkın
alınmasından sonra, câmilerde okunan Şiî-Fatimî ezânının okunmasını yasaklayarak Cumâ hutbesini
Halife El-Muktedi (1075-1094) ve Sultan Melikşah adına okuttu. Daha sonra Selçuklu Devletinin temel
politikası olan Şiî-Fâtımî Devletinin tadan kaldırılmasına uygun olarak, Mısıra doğru sefere devam
etti. Fakat bu hareket Fâtimîlerin şiddetli mukâvemeti sonucu başarısız kaldı. Başarısızlık, Atsızın
Suriye emirliğinden alınmasına sebep oldu. Emirliğe getirilen Melikşahın kardeşi Tâcüddevle Tutuş ile
Antakyaya gelen Süleyman Şahın arasının açılması, burada bir buhranın doğmasına yol açtı.
Süleyman Şâh Halebe doğru harekete geçmiş ve muhâsara neticesi dış kaleyi ele geçirmişti. Ancak
Melikşahın yaklaştığı haberi muhasarayı kaldırmasına sebep oldu. Süleyman Şâhın ölmesiyle Tutuş,
Halebi muhâsara etti. Melikşahın meşhur Selçuklu Kumandanları yanında olduğu halde Suriyeye
gelmesiyle çekildi. Melikşah bölgede âsayişi yeniden tesis etti. Akdeniz kıyısına kadar gelen sultan
Melikşah, dönüşte hilafet merkezi olan Bağdatı ziyâret etti. Halife El-Muktedi tarafından iki kılıç
kuşatıldı. Suriye bölgesinde âsâyiş yeniden tesis edildi.
Sultan Alparslan zamanında hâkimiyet altına alınan Kafkasya, Melikşahın tahta geçmesinden kısa bir
süre sonra karışıklıklara sahne oldu. 1078-79da Kafkasya Seferine çıkan Sultan Melikşah, bölgeyi
tamâmen hâkimiyeti altına aldı. Buradaki Hıristiyan halkın mükellefiyetlerini azaltarak, devlete
bağlılıklarını arttırdı. Bölgenin idâresini de Kutbeddin İsmaile verdi.
Doğuya yaptığı seferlerle de Mâveraünnehr bölgesini Selçuklu topraklarına kattı. Semerk Hanı
Ahmed bin Hizrin halka zulmetmesi ve devrin âlimlerinin bu durumu düzeltmesini istemeleri, üzerine
çıktığı sefer neticesinde Buhara, Semerk, Kaşgar gibi mühim şehirleri ele geçirdi.
Anadoludan Asya içlerine kadar genişleyen Selçuklu Devletinin esas gâyelerinden birisi de Mekke ve
Medine şehirlerini alıp burada hutbenin hilâfet makamı adına okunması ve bir Şiî devleti olan
Fâtimîlerin yıkılmasıydı. Hicaz bölgesinin alınması ve hutbenin hâlife adına okunması, halledilmesi
mühim meselelerden biriydi. Meselenin halli için, emirlerden Tutuş, Aksungur Bozan ve Gevherayin
vazifelendirildi. Gevherayinin kumasında yola çıkan ve Törsek, Çubuk Yarınkuş gibi emirlerin de
içinde bulunduğu muazzam kuvvetler, Hicazdan başka Yemen ve Adenin de Selçuklu Devletine
katılmasını tamamladılar.
Sultan Melikşahın üzerinde ciddiyetle durduğu meselelerden birisi de Hasan Sabbâhın Bâtınî
faaliyetleriydi. Hasan Sabbâh, Sultan Alparslanın hâcibliğine kadar yükselmiş fakat onun ölümünden
sonra Nizamülmülkle arasının açılması üzerine Mısıra kaçmıştı. Burada sapık İsmailiye fırkasının
yolunu tuttu. Reye döndükten sonra kırdığı câhilleri etrâfına toplayarak eşkiyalığa başladı.
Sonradan Doğu İsmailiye Devleti olarak anılacak devletin temellerini attı. İlk olarak Taberistanda sapık
propagasına başladı. Sünnîlik aleyhindeki çalışmaları, bilhassa Nizâmülmülk tarafından dikkatle
tâkip ediliydu. Taraftarlarıyla, Alamut Kalesini ele geçirmesi ciddî tedbirler alınmasına yol açtı.
Üzerine Emir Yuntaş gönderildi ve yola getirilmesi istendi. Ancak Yuntaşın âni olarak vefâtı Bâtınî
propagasının artmasına yol açtı. İkinci bir harekâtın başladığı sırada Sultan Melikşahın vefâtı
(1092), seferi yarıda bıraktı.
Melikşah, bir insanın en verimli olabileceği bir yaşta, otuz sekiz yaşında vefât etti. Yirmi senelik
saltanatı esnasında devleti Kaşgardan Batı Anadoluya, Kafkasyadan Yemene kadar genişletti.
Bağdatta vefât eden Sultanın naaşı İsfahana nakledilerek kendisi için yaptırdığı medresedeki
türbesine defnedildi. Orta boylu, geniş omuzlu ve güzel yüzlüydü. Büyük bir devletin hükümdarı
olmasına rağmen yumuşak tabiatlı bir zât idi. Sarayında dâimâ devrin âlimleriyle sohbet ederek onların
kıymetli fikirlerini alırdı. Her cins silahı mükemmel kullanır ve iyi ata binerdi.
Sultan Melikşâhın sâhip olduğu ünvanlara kendisinden önce hiçbir sultan kavuşamamıştı. Yaptığı
fetihlerde hiç mağlub olmadığı için “Ebül-feth”; sâhip olduğu ülkelerin genişliğini belirtmek için
“Es-Sultânül-âzam, Sultânül- âlem, Şehinşâh-i âzam”; emrindekilere ve halkına âdil davranışından
dolayı “Es-Sultânül-âdil” gibi lakabları dâimâ ismiyle beraber söylenmiştir. Nizâmülmülk, onun
hakkındaki düşüncelerini şöyle dile getiriydu:
“Melikşah, Alp-Er-Tunga neslinden olup dindâr, âlimlere hürmet, zâhidlere iyilik, fakirlere şefkat ve
halka adâlet gibi dünyada kimsenin hâiz olmadığı yüksek vasıflara sâhip bir cihân hâkimidir.”
Devrinde bütün Selçuklu ülkelerini îmar ettirmiş, halkı refaha kavuşturmuştur. Tertip ettirdiği takvim,
Takvim-i Celâlî ismiyle bilinmektedir. Melikşah, yarım milyondan fazla askeri olan bir duya,
mükemmelen idâre edebilecek askerî bir dehâya da sâhipti. Melikşahın, veziri Nizâmülmülk ile tesis
ettiği, idârî, askerî, toprak sistemi ve teşkilâtı, devrindeki ve sonraki Türk-İslâm devletlerinde de tatbik
edildi.



Büyük Hun İmparatluğu hâkanı. Orta Asyada yaşayan Hunların bilinen ilk Yabgusu Tumanın
(Teoman) oğludur. Mîlâddan önce üçüncü yüzyılın talarında doğdu. Çocukluğundan îtibâren iyi bir
komutan ve muhârib olarak yetiştirildi. adı sonradan konuldu. Adı Çin kaynaklarında yazıldığı gibi olup,
Çin dil bilimcileri (sinologlar), “Motun, Maoton, Modok, Mado, Mode, Mete” olarak okumuşlardır.
Umûmî Türk târihi bilginleri; bu bakımdan adının; Çinlilerin Türkçe adları kaydetmek usûlünden, “Batur,
Bağatur, Bahadır” olması gerektiği îzâhatını yaparlar.
Mete, Tuman Yabgunun büyük oğlu olduğu için, Hun veliahdı idi. Ancak Metenin üvey annesi, kendi
oğlunu Hun hükümdârı yapmak için Tuman Yabguyu kırdı. O çağlarda Orta Asyada güçlü
kavimler karşılıklı olarak birbirlerine, zayıf kavimler de güçlü kavimlere rehineler gönderirlerdi. Bu bir
nevi saldırmazlık antlaşmasıydı. Tuman da oğlu Meteyi batı komşusu Yüeçilere rehine olarak
gönderdi. Sonra misilleme yoluyla oğlunun Yüeçiler tarafından öldürülmesi düşüncesiyle âniden bu
güçlü komşularına savaş îlân etti. Fakat Mete Yüeçilerin elinden kurtulmayı ve babasının yanına
dönmeyi başardı. Tuman ona on bin kişilik bir birlik verdi. Mete, demir disiplin altında eğittiği bu
tümene bir sürek avı sırasında babasını öldürterek tahta geçti (M.Ö. 209).
Mete kendisine râkib olabilecek kişilerden kurtulduktan ve devlet içerisinde âsâyişi sağladıktan sonra
tahta çıkış törenini icrâ ettirerek “Şanyu” ünvânını aldı. Hun tahtına genç ve tecrübesiz bir hakanın
çıktığını gören Moğol Tung-hular bu fırsattan istifâde etmek istediler. Meteden önce hızlı koşan atını
ve sonra da hanımlarından birini istedi. Mete devlet adamlarının karşı çıkmasına rağmen bu istekleri
yerine getirdi. Tung-hu hükümdârı bu defâ da iki devlet arasında boş bulunan toprak parçasının
kendisine verilmesini istedi. Mete bu talebi de Devlet Meclisinde müşâhade ettirdi. Bâzı üyeler, at ve
kadın verilmişken böyle bir toprak parçasının önemi olmayacağını söyleyerek vermeye râzı oldular.
Fakat Mete, toprağın devletin esâsı olduğunu, topraksız devlet olamayacağını söyleyerek, verelim,
diyenlerin başlarını vurdurdu. Kararlı bir şekilde dusunu alarak doğuya doğru sefere çıktı.
Tung-huları müthiş bir yenilgiye uğrattı. Reislerini öldürdü. Moğol Tung-huların bir daha kendilerine
gelemediği bu zaferden sonra, Hun sınırları doğuda Moğolistanın doğusuna kadar genişledi.
Mete ikinci seferini, Hunluları iktisâdî yönden güçlendirmek için; Doğuyu Batıya bağlayan İpek
Yolunu elde etme gâyesiyle Yüeçiler üzerine yaptı ve onları yendi. Hâkimiyetini kuvvetlendirmek için
Türk kabîlelerini tek bayrak altında birleştirmeye teşebbüs edip, muvaffak oldu.
M.Ö. 201de Hun Devletini iyice kuvvetlendirince, üç yüz bin atlı ile Doğu komşusu Çine sefer açtı. Çin
İmparatunu Bağ Teng Dağında kuşattı. Atları, Türklerin dört renk, dört yön usûlünce cepheye alıp;
yağızları (kara) kuzeye, duları (al, kırmızı) güneye, bozları batıya, kırları doğuya yerleştirdi. Çinliler
sayıca Hunlardan çok fazla olduklarından kesin netice alınamadı. Hâtununun “Çin alınamaz, alınsa
bile idâre edilemez.” sözü üzerine diplomatik münâsebetlerde bulundu. Çin İmparatu ile anlaşıp,
kuşatmayı kaldırdı. M.Ö. 198 yılındaki Türk-Çin Antlaşması süresiz olup, Çin Seddi hudut kesilerek,
Çin haraca bağlı. Mete düşmanları olan Moğollar ile Çinlileri mağlup ederek, hudutları emniyet
altına aldıktan sonra Türkleri iktisâdî yönden güçlendirmek istedi. Türkistandaki büyük ticâret ve tarım
merkezlerine hâkim oldu. Türkleri siyâsî yönden birleştirip, bir bayrak altında topladı. Hun Devletini
teşkilâtlırdı. Türk dusunu onlu sisteme göre, onlu, yüzlü, binli, on binli bölümlere ayırarak, onbaşı,
yüzbaşı, binbaşı, tümenbaşı, rütbelerinde kumanlar tâyin etti. Hudutların emniyetini sağlayıp,
fetihlerinin yanında devleti de teşkilâtlırdıktan sonra; Mîlâddan önce 174 yılında öldü. Yerine, Çin
kaynaklarında adı “Ki-yo” olarak bilinen oğlu, Gökhan geçti.
Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
4 Muharrem 1439
Miladi:
25 Eylül 2017

Söz Ola
Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.
Kanuni Sultan Süleyman Han
Osmanlılar Twitter