Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


on dördüncü yüzyılda yaşamış Türk âlimi ve onun 1381-1398 yılları arasında Kayseri ve Sivas
bölgesine hâkim olan devleti. Burhâneddîn Ahmed 1345 (H. 745) yılında Kayseride dünyâya geldi.
Babası Kayseri Kâdısı Şemseddîn Mehmed olup, Oğuzların Salur boyuna mensuptur. Küçük yaşta
tahsiline başlayan Burhâneddîn Ahmed, Farsça, Arapça, mantık, fıkıh, usûl, ferâiz, hadis, tefsir, heyet
ve tıp ilimlerini öğrendi. Yirmi bir yaşındayken Kayseri kâdılığına tâyin oldu (1364).
Kâdı Burhâneddînin Kayseri kâdılığı Eratna Devletinin çöküş hâlinde bulunduğu zamâna rastlar.
Eratna Hükümdârı Ali Bey zayıf irâdeli ve kâbiliyetsiz bir kimseydi. Devlet içerisinde anarşi ve emirler
arasında rekâbet bütün hızıyla devâm ediydu. Eratna Devletinin içinde bulunduğu bu krizi
değerlendirmek isteyen Karamanoğulları, Kayseriye hücum ederek zaptettiler. Ali Beyi esir olmaktan
Kâdı Burhâneddîn kurtardı. Ali Bey bu yardımı üzerine, onu vezirlik makâmına getirdi. 1380 yılında Ali
Beyin ölmesi ile yerine geçen yedi yaşındaki oğlu Mehmed Çelebiye nâib tâyin edildi. Bölgenin
kuvvetli emirlerinden Amasya Emîri Hacı Şadgeldi Paşayı Dânişmendiye köyü önünde yaptığı
muhârebede bozguna uğrattı. Şadgeldi Paşa yapılan muhârebede öldü. Böylece devlet için nüfûzunu
pekiştiren Kâdı Burhâneddîn Ahmed, Eratna Hükümdârı Mehmed Çelebiyi bertaraf ederek saltanatını
îlân etti (1381). Adına hutbe okutup para bastırarak bundan böyle kendi adıyla anılacak devletini tek
başına idâre etmeye başladı.
Kâdı Burhâneddîn, on sekiz sene süren hükümdârlığında, Amasya Emirliği, Erzincan Emirliği,
Caroğulları Beyliği, Karamanoğulları Beyliği veTâceddînoğulları Beyliği ile mücâdele ederek bu
beylikler üzerine hâkimiyetini kabul ettirmeye muvaffak oldu. Memluk sultânına isyân eden Malatya
Nâibi Mintaşın teklifi üzerine adı geçen şehri almak istemesi, Kâdı Burhâneddîn ile Memlûk Sultânı
Berkokun arasını açı. Memlûklerin Haleb Vâlisi Yılboğa, Sivas önlerine gelerek şehri muhâsara etti.
Fakat Kâdı Burhâneddînin başarılı müdâfaası karşısında kırk günlük bir muhâsaradan sonra 1388de
çekilmek mecbûriyetinde kaldı. Sultan Berkok ile Kâdı Burhâneddîn arasında dostluk, ancak Tîmûr
Hanın batı seferleri sebebiyle tekrar kuruldu. Kâdı Burhâneddînin Akkoyunlular ile önceleri kötü olan
münâsebetleri de 1388 senesinden sonra düzeldi. Daha sonralarıAkkoyunlu Devletini kuracak olan
Karayülük Osman Bey de, onun yanına rehin bırakılmıştı. 1389 senesinde Karakoyunlu Türkmenleri ile
Erzincan Emîri Mutahharten karşısında yenilen Akkoyunlu Ahmed Bey, Kâdı Burhâneddîne sığınmak
mecbûriyetinde kaldı.
Kâdı Burhâneddîn, 1389 Kosova Muhârebesine kadar Osmanlılarla dostâne münâsebetler içindeydi.
Bu târihten sonra onun batıya yönelerek, Osmanlı nüfuz sâhasını tehdide başlaması ve
Tâceddînoğulları ve Caroğulları gibi beyliklerin tahrikleri iki devlet arasındaki dostluğun
bozulmasına sebeb oldu. Netîcede Kâdı Burhâneddînin kuvvetleri, Osmanlı öncülerini 1392 yılında
Çumlu sahrasında ağır bir yenilgiye uğrattı. İki taraf arasındaki mücâdele, Tîmûr Hanın Anadoluya
gelme ihtimâli üzerine tekrar dostluğa döndü. Kâdı Burhâneddîn, Tîmûrun Anadoluya geleceğini
haber aldığı zaman, Sivası tahkim ederek savaşa hazırlı. Fakat Tîmûr Han, Anadoluya girmeden
geri dönerek 1394 yılında Altındu Hanı Toktamışla savaşa girdi. Akkoyunlular, 1395 Erzincan Seferi
sırasında Kâdı Burhâneddînin yanında yer aldılar. 1396 senesinde Karamanoğullarına tâbi olan
Kayseri Vâlisi Şeyh Müeyyedi cezâlırmak için yapılan sefere Karayülük Osman Bey de katılmıştı.
Şeyh Müeyyede onun aracılığıyla aman verilmişse de, Kâdı Burhâneddîn bir süre sonra Şeyh
Müeyyedi öldürdü. Bu yüzden bir müddet sonra Kâdı Burhâneddîn ile Karayülük Osman Beyin arası
açıldı. 1398 yılında Sivas önlerinde yapılan muhârebede Karayülük Osman Bey, Kâdı Burhâneddîni
mağlub ederek, öldürdü.
Öldürüldüğünde 54 yaşında bulunan Kâdı Burhâneddînin kabri Sivastaki türbesindedir. Saltanatı
boyunca savaştan savaşa koşmuş, bu sebeple kendisine Ebül-Feth lâkabı verilmiştir. Allah yolunda
tehlikelere bizzat atılır, bu uğurda yulmak nedir bilmez ve bu yolda varını yoğunu harcardı.
Memleketin çeşitli yerlerinde faaliyet gösteren Moğol artıklarını ve fitne çıkarmak için uğraşan Eshâb-ı
kirâm veEhl-i sünnet düşmanı sapıkları tadan kaldırmak ve ülke dışına sürmek için gayret etti.
Kendisinden önceki âdil İslâm hükümdârları gibi dost ve düşmanlarına merhâmetli davranırdı. Asker ve
kumanlarına nasîhatlerinde savaşa iştirâk etmeyen ve savaşacak kudreti olmayan kadın, ihtiyar,
çocuk ve din adamlarının mal ve can emniyetinin sağlanmasını emrederdi. Halkına adâletle muâmele
eder, suçu sâbit olmayanı cezâlırmazdı. İlmi ve ilme düşkünlüğü çok fazlaydı. Savaş esnâsında
bile kitap yazar ve ilimle meşgul olurdu. Sadeddîn Teftâzânî hazretlerinin Telvih adlı eserine yazdığı
Tercîh-i Tavzîh adlı usul-i fıkha dâir hâşiyeyi, Kayseri Vâlisi Müeyyedin isyânını bastırmak için
savaşırken yazmıştı. İstanbulda Râgıb Paşa Kütüphânesinde 831 numarada kayıtlı bir nüshası
bulunan bu eserin bir nüshası da Millet Kütüphânesi Feyzullah Efendi kısmı 588 numaradadır.
Ulemâ ile sohbet etmekten büyük bir haz ve mutluluk duyardı. Pazartesi, Perşembe ve Cumâ günleri
olmak üzere haftada üç gün ilmî sohbetler düzenlerdi. Bütün tebeasına karşı adâlet ve şefkat gösteren
Kâdı Burhâneddîn; cesûr, cömert ve iyi huyluydu.
Kâdı Burhâneddîn Ahmedin ölümü üzerine Sivas halkı, onun yerine Kayseri vâlisi olan oğlu Alâeddîn,
o sırada yaklaşık on dört yaşındaydı. Karayölük Osman Bey, Sivasın kendisine teslimini istedi, fakat
şehir halkı tarafından yardıma çağrılan Moğol kuvvetleri karşısında çekilmeye mecbur kaldı. Tîmûr
Hanın Anadoluya gelme ihtimâli üzerine, devleti idâre edecek kuvvetli bir şahsiyet bulunamadığından,
Sivaslılar şehri Osmanlı Sultânı Yıldırım Bâyezîd Hana teslim ettiler. Bâyezîd, oğlu Mehmed Çelebiyi
Sivasa vâli tâyin etti. Alâeddîn Ali Bey ise eniştesi Dulkadiroğlu Nâsıreddîn Mehmed Beyin yanına
gönderildi. Daha sonra Osmanlı Devleti içerisinde hizmet gören Kâdı Burhâneddîn Devleti tahtının bu
tek ve son vârisi 1442 yılında öldü.
Kâdı Burhâneddîn Ahmed devletinin ömrü, kurucusunun hayâtı ile sınırlı kalmıştır. Merkeziyetçi bir
idâre kurmak gâyesini güden Kâdı Burhâneddîn, devlet idâresinde eski âilelerin nüfûzlarını kırdı ve
kendi emir ve arzusundan dışarı çıkmayacak kimseleri yüksek mevkilere tâyin etti. Devletin askerî ve
mülkî bütün kuvvet ve selâhiyetlerini elinde topladı. Emri altında mükemmel bir hassa (kapıkulu)
dusu meydana getirdi. Savaşlarda bu hassa dusundan başka, ıktalardan gelen asker ve göçebe
(Türkmen-Moğol) ücretli askerlerinden faydalanırdı.
Hayâtı savaş içinde geçmekle berâber, Kâdı Burhâneddîn memlekette bir îmâr seferberliği de başlattı.
Fethettiği şehirleri mescit, medrese, çeşme, zâviye, imâret, köprü vb. eserlerle süsledi. Turhal,
Amasya, Tokat, Erzincan, Niksar ve Kırşehir hudut bölgelerinde yaptırdığı kaleler ile memleketinin
güvenliğini ve yolların emniyetini sağladı. Ticâreti ve ticâret erbâbını himâye ederek ülkedeki iktisâdî
hayâtı dâimâ canlı tuttu. Kayseri Şeyh Müeyyed Çeşmesi, Zile Medresesi, Turhal, Tokat ve Amasya
kaleleri bu devletten günümüze kadar gelen başlıca eserlerdir.



Türkiye Selçuklu Devletinin kurucusu Kutalmışoğlu Süleymân Şâhın oğlu ve ikinci Türkiye Selçuklu
sultanı. Doğum târihi ve yeri kesin bilinmemektedir. Babası Süleymân Şahın (1077-1086) 1086
senesinde Suriye seferinde Melik Tutuşa yenilmesiyle, Antakyada bulunan Kılıç Arslan, Büyük
Selçuklu Devleti (1038-1194) Sultanı Melikşah (1072-1092)ın emriyle İsfehana gönderildi. İsfehan
sarayında Selçuklu hükümdârının nezâretinde iyi bir eğitim ve öğretim görerek, Türk-İslâm terbiyesiyle
yetiştirildi.
Büyük Selçuklu Sultanı Melikşâhın 1092de vefâtıyla Anadoluya dönen Birinci Kılıç Arslan; 1086dan
beri devâm eden Anadolu Selçuklu Devletindeki fetret devrine son verip, İznik tahtına sâhib oldu. İznik
şehrini îmâr ettirip, savunmasını güçlendirdi. Bizans İmparatluğu (395-1453) saldırılarına karşı
beylerbeylik ünvânıyla İlhan Muhammedi vazîfelendirdi. İznik saldırıları bertaraf edilerek, Balıkesir ve
Kapıdağ bölgelerinden Bizanslılar atıldı. Kılıç Arslan, İskân siyâseti tâkib ederek, Anadolunun
Türkleşip İslâmlaşması için doğudan Türk-İslâm âileleri getirtip, Batı Anadoluya yerleştirdi. İslâm
âlimleri, ilim adamları, sanatkârlar ve değerli kumandanlar Türkiye Selçuklu Sultânının himâyesinde
çalışmalara başlayıp kıymetli eserler meydana getirdiler. Kılıç Arslanın halka karşı güzel davranışları
askerî ve îmâr faaliyetleri Bizans İmparatluğunu rahatsız ediydu. Bizanslılar Türk beylerine karşı
târihî entrikalarını faaliyete geçirip İzmir havâlisinin hâkimi, meşhur Türk denizcisi Çaka Bey ile Kılıç
Arslanın arasını açmaya çalıştılar. Bu sırada Kılıç Arslan, fetret devrinde Türkiye Selçuklu Devletinden
ayrılan şehirleri tekrar bir bayrak altında toplayıp, birlik kurmak için harekete geçmişti. 1096 senesinde
Malatya şehrini kuşattı. Malatya Kalesi düşmek üzereyken, Haçlı dusunun batıdan Türkiye
topraklarına girdiği öğrenilince, kuşatma kaldırıldı. Süratle, İzmite doğru harekete geçen Türk dusu
Haçlıları karşılamaya yöneldi. (Bkz. Haçlı Seferleri)
Müslüman-Hıristiyan ayırt etmeksizin büyük katliâm yapan Haçlı dusunun sayısının çok fazla olması
yüzünden, Kılıç Arslan Türk mücâhidlerinin ağır kayıplar vermesine râzı olmadı ve geri çekilerek
yıpratma savaşı uyguladı. Kayseri ve Toslar üzerinden Kudüse doğru yol alan Haçlı dusu, Kılıç
Arslanın ve kumandanlarının yıpratma savaşları netîcesinde, 600.000den 100.000e düştü. 40.000
kişiyle Kudüse ulaşan Haçlılar, Antakya, Urfa ve Kudüste Hıristiyan idâreler kurdular.
Haçlı saldırıları sonucu, Türkiye Selçuklu Devletinin başşehri İznikten Konyaya taşındı (1097). Batı
Anadolu tekrar Bizanslıların hâkimiyetine geçti. Kılıç Arslan, Haçlıların saldırılarını durdurmak için
uğraşırken, yerlerinden ayrılan Türkleri iskâna çalıştı. 1106 senesinde Malatyayı Danişmendlilerden
aldı. Harran ve Meyyâfârikîni zabtedip, Diyarbakırı tâbiyyetine geçirdi. Musul civârına hâkim oldu.
Büyük Selçukluların Musul Emiri Çavlı, Artukoğluİlgâzi ve Sûriye Melîki Rıdvan ile 1107 senesi
Temmuz ayında Habur Irmağı kıyısında yaptığı savaşı kaybetti. Yaralı olarak Habur Irmağını geçerken
boğularak şehid oldu.
Türkiye Selçuklu Devletinin buhranlı devrelerinde hükümdâr olan Birinci Kılıç Arslan, teşkilâtçı bir
devlet adamıydı. Üstün kumandanlık kâbiliyetine sâhip, hayâtı mücâdele içinde geçen büyük bir
kahraman ve gâzidir. Mutaassıp Haçlı dusuna ağır kayıplar verdirerek, Türklerin, Anadolu
topraklarından atılamayacağını ispat etti. Çok hayır işleyip, ahâlinin sevgisini kazı. Hıristiyan halka
da adâlet ve şefkâtle davrı. Bu yüzden vefâtı Hıristiyan halk için de mâtem oldu.
Kılıç Arslanın Anadoluya gelişi nasıl Türkler arasında bir bayram havası estirmişse, destan olan
hayâtından sonra genç yaşta ölümü de o derece mâteme sebeb olmuştur. Kılıç Arslan, on beş senelik
saltanat devresinde çok büyük hâdiselerle karşılaşmış, Haçlı seferleri ve Bizans karşısında varlığı
tehlikeye düşen Anadolu, Türklüğün bu yeni vatanında yaşamasına vesîle olmak kudretini göstermiştir.


Türkiye Selçuklu Devletinin beşinci sultânı. Birinci Kılıç Arslanın tunu ve Birinci Mesûdun oğludur.
İkinci Kılıç Arslan, babasının sağlığında, 1144 senesinde Elbistan meliki oldu. İkinci Haçlı seferinden
sonraki savaşlara katıldı. Elbistan melikiyken hâkimiyetini genişleterek, Maraş, Göksun ve Antebi
idâresine aldı. Birinci Mesûd vefât etmeden önce, oğullarını, töreye göre, ülkesinin değişik bölgelerinin
idâresine tâyin etti. İkinci Kılıç Arslana Konya düştü. Sultan Mesûd, daha sağlığında Kılıç Arslanı
muhteşem bir merâsimle taç giydirip, 1155 senesinde tahta geçirdi. Bütün oğullarına ve komutanlarına
da bîat ettirdi. Sultan Mesûdun 1156 senesinde vefâtıyla, Kılıç Arslan Türkiye Selçuklu Devleti sultânı
oldu.
Kılıç Arslan, ülke içinde sükûneti ve komşu Türk beyleriyle anlaşma sağladıktan sonra, güney sınırını
tehdid eden Ermeni Prensi Stephere karşı 1156 yılında sefere çıktı. Hâkimiyeti altındaki yerlerde
İslâmiyetin adâletini tesis ettirip, yerli gayri müslim ahâlinin bile teveccühünü kazı. Daha sonra
batıya yönelen Kılıç Arslan, 1159 senesinde Eskişehir yakınlarında Bizans İmparatu Manuelin
kuvvetlerini yenip, bölgeden uzaklaştırdı. Meşhur Bizans oyunları ile Türkleri birbirine düşürme siyâseti
tâkib eden Bizans İmparatu Manuel ile görüşmek için İstanbula giden Kılıç Arslana, bu ziyâreti
sırasında çok îtibâr edildi. Bizanslılarla yapılan anlaşma gereğince batı sınırlarını emniyete alan Kılıç
Arslan, Anadolu birliğini kurmak için teşebbüse geçti. Elbistan, Dârende ve çevresini, Kayseri ile
Zamantı bölgesini ve Malatyayı Danişmendlilerden; Ankara ve Çankırıyı da kardeşi Şahinşâhtan aldı.
Sivas, Niksar ve Tokatı zaptedip, Danişmendli Beyliğini 1178de tadan kaldırarak, Anadoluda birliği
sağlayıp, batıya rahatça dönebilecek duruma geldi.
Kılıç Arslan, doğudaki faaliyetlerini tamamladıktan sonra, Bizans sınırına yerleştirdiği Türkmenlere
gazâ akınları yapmalarını emretti. Akıncılar; Denizli, Kırkağaç, Bergama ve Edremite kadar yıldırma
ve yıpratma faaliyetlerinde bulundular. Bütün bunlar Bizans İmparatu Manuelin dikkatinden
kaçmıydu. Danişmendlilerin Sivas şûbesi hükümdârı Melik Zünnûn, Amasya taraflarından Kılıç
Arslana karşı yardım edeceği vâdiyle Manueli Türkiye Selçuklu Sultânı ile savaşa teşvik etti. Bizans
İmparatu Manuel, Bizanslılardan başka Frank, Macar ve Peçeneklerden kurulu yüz bin kişilik
dusuyla, her ne pahasına olursa olsun, Türkiye Selçuklu Devletini tadan kaldırmak için harekete
geçti. Bizanslıları yakından tâkip edip, duyu her zaman teyakkuz hâlinde bulunduran Kılıç Arslan
buna dâimâ hazırdı. İki du göller bölgesinde karşılaştı. Kılıç Arslan az sayıdaki kuvvetleriyle sahte
ricat taktiğini tatbik etti ve Miriokefalon Vâdisinde Bizans dusunu Türk akıncıları çevirme harekâtıyla
sardı. Eylül 1176 senesinde yapılan bu savaşta Bizans dusu imhâ edilerek beş bin araba dolusu
silâh, malzeme, erzak ve mücevherâtı ganîmet aldılar (Bkz. Karamukbeli Meydan Muhârebesi). Bu
savaş sonunda, Türklerin Anadoludan atılamayacağı Bizanslılara iyice öğretilip, Türk vatanı muhâfaza
edildi. Sınırdaki statüyü kumayı ve yıllık vergiyi vermeyi kabûl eden Manuel, İstanbula dönünce
anlaşmaya uymadı. Kılıç Arslan, anlaşmanın kuvvet yoluyla tatbikine teşebbüs etti. Türk akıncıları,
zafer sonrasında Ulublu, Eskişehir, Kütahya ve havâlisini 1182de zaptettiler. 1183te Denizli dâhil
Ermeni hâkimiyetini tadan kaldırarak Silifkeyi fethettiler.
Mücâdeleli, uzun ve başarılı bir saltanat hayâtından sonra yaşlanıp yulan Sultan İkinci Kılıç Arslan,
on bir oğlunu ülkesinin değişik bölgelerinin idâresine tâyin etti. Kılıç Arslan, Konyada oturuy, ülkeyi
veziri İhtiyârüddîn Hasan idâre ediydu. Kardeşler arasında hâkimiyet mücâdeleleri başladı. Kardeş
mücâdelelerinin silâhlı kavgaya dönüştüğü esnâda, Eyyûbîler Devletinin kurucusu Selâhaddîn Eyyûbî,
1187 senesinde Haçlıların elinden Kudüsü alınca, Avrupada tekrâr Müslümanlar üzerine sefer
hazırlıkları başladı. Almanya imparatu ile İngiltere ve Fransa krallarının idâresindeki Üçüncü Haçlı
Seferinde, Alman dusu karadan Anadolu üzerinden Kudüse ulaşmak istiydu. Kılıç Arslan, devletin
buhranlı ânında Alman İmparatuFriedrich Barbarossa ile, Anadoluyu tahrib etmeden Sûriyeye
inmelerini şart koşarak, anlaşma yaptı. Fakat Alman dusunun Akşehirde Türklere saldırıp yenilmesi,
Almanların Konyaya girip şehri tahrib etmelerine sebeb oldu. Konyada beş gün kalan Almanlar,
Sûriyeye gitmek için hareket ettiler (Bkz. Haçlı Seferleri). Kılıç Arslan, oğlu Gıyâseddîn Keyhüsrevin
yanında seksen yaşındayken 1192 senesinde vefât etti.
Anadolu Selçuklu Devletinin en büyük hükümdârlarından olan İkinci Kılıç Arslan, Anadoluda millî birliği
tesis için çalıştı. Miriokefalon Meydan Muhârebesini kazanarak Türkiyenin Türk yurdu olarak
kalmasında mühim rol oynadı. Tâkib ettiği iskân siyâseti ile Türkmenlerin yerleşik hayâta geçmelerini
sağladı.


İzzeddîn ünvânlı Türkiye Selçuklu sultanı. İkinci Rükneddîn Süleymân Şah(1196-1204)ın oğludur.
Babasının Temmuz 1204 yılında vefâtı üzerine Nuh Alp ile diğer emirler ve devlet adamları tarafından
çocuk yaştaki Kılıç Arslan, Konya tahtında sultan îlân edildi. Türkmenlerin desteğindeki amcası
Gıyâseddîn Keyhüsreve karşı tahtı kuma mücâdelesine girişti. Zamânında Danişmendli
Türkmenleri, Isparta Kalesini fethetti.
Saltanatı 1205 yılı başına kadar süren Üçüncü Kılıç Arslan, Konya ahâlisinin dâveti ve Türkmen
kuvvetlerinin desteğinde Türkiye Selçuklu Devleti başşehrine taarruz eden Gıyâseddîn Keyhüsrevi
yendi. Geri çekilen amcası Gıyâseddîn Keyhüsrev daha sonra Konya ahâlisinin yardımıyla Kılıç
Arslanın yerine tahta çıkarıldı. Kılıç Arslan ve mâiyeti Gevele Kalesinde îkâmete mecbur edilip ada
vefât etti. Üçüncü Kılıç Arslanın saltanatı sekiz ay kadar devâm etti.


Türkiye Selçuklu Devleti Sultanı. İkinci Gıyâseddîn Keyhüsrev (1237-1246)in oğludur.
Kılıç Arslan 1246da Türkiye Selçuklu Sultânı İkinci İzzeddîn Keykâvus (1246-1257) tarafından, Büyük
Moğol Hanı Güyük (1246-1249)ün tahta çıkışında hazır bulunmak üzere Moğolistan Kurultayına
gönderildi. Moğolistanda ağabeyi Keykâvusun yerine Selçuklu Sultanı tanındı. 1248de Sivasta
istiklâlini îlân etti. Anadolu emir ve kumandanları Moğolların tahrikiyle kardeş kanı dökülmesinin önüne
geçmek için, Selçuklu Devletinde üç kardeşin tak saltanat sürmesini tavsiye ettiler. Dördüncü Kılıç
Arslan, İkinci İzzeddîn Keykâvus ve İkinci Alâeddîn Keykubâd, 1249-1257 yılları arasında birlikte
Türkiye Selçukluları hükümdârlığı yaptılar. 1261 yılında Konyayı ele geçiren Dördüncü Kılıç Arslan
devrinde Silifke Ermenilerden, Sinop ise Muinüddîn Pervâne tarafından Trabzon Rumlarından alındı.
Dördüncü Kılıç Arslan, Mevlâna Celâleddîn Rûmî hazretleri dâhil birçok İslâm âliminin sohbetinde
bulunup, hürmet gösterdi. 1265te bir ziyâfet esnâsında Moğollar tarafından kendi yayının kirişiyle
boğdurulup, öldürüldü. Onun ölümünden Moğollarla iyi ilişkiler içinde bulunan Muînüddîn Pervânenin
sumlu olduğu belirtilmektedir. Konyada Sultanlar Türbesine defnedildi. Yerine oğlu Üçüncü
Gıyâseddîn Keyhüsrev Türkiye Selçuklu Sultanı îlân edildi.


KÖK BÖRİ (El-Mâlik el-Muazzam Muzaffer ed-Dîn Ebû Nasr)
Erbil Atabeyi. Begtiginliler Sülâlesinin Türkmen boyundan Zeyneddîn Alinin oğludur. 1154 yılında
doğdu.
Babası Zeyneddîn Ali Küçük Begtigin, Musul Atabeylerinden İmâdeddîn Zengînin
kumanlarındı. İmâdeddîn Zengî tarafından Musul vâlisi tâyin edildi. İmâdeddîn Zengînin
ölümünden sonra, Zeyneddîn Ali, sınırlarını Şehriz, Hakkâri, Tekrit, İmâdiye, Sincar Sahrâsı ile
Harran Kalesini içine alacak şekilde genişletti. Zeyneddîn Ali, son zamanlarında yaşlılığı ve hastalığı
sebebiyle iktâlarını Musul Atabeyi Kutbeddîn Mevdûda bırakarak Erbile çekildi. Kök Böri o zaman on
dört yaşında idi. O yıl babası ölen Kök Böri, Erbil atabeyi oldu. Fakat Erbili idâre ile vazîfeli
Mücâhidüddîn Kaymaz ile arası açıldı. Kaymaz, Kök Börinin idârecilik için yetersiz olduğunu, halîfeye
bildirdi. Halîfenin muvâfakatını alarak, Kök Böriyi tevkif etti. Bir müddet sonra hapisten çıkarılan Kök
Böri, giderek Erbil hâkimiyetini yeniden temin için teşebbüslerde bulundu ise de, başarılı olamadı.
Bağdattan Musula gelen Kök Böri, Musul Atabeyi İkinci Seyfeddîn Gâzinin hizmetine girdi. Seyfeddîn
Gâzi de, Kök Böriye Harran şehrinin idâresini verdi.
Bu sıralarda Hama, Humus ve Baalbeki alıp, Sincar Sahrâsına kadar gelen Selâhaddîn Eyyûbî,
Seyfeddîn Gâziyi mağlup etti. İkinci karşılaşmalarında Seyfeddîn Gâzi, Selâhaddîn Eyyûbiye yine
yenildi. Kök Böri bu ikinci karşılaşmada çok kahramanlık gösterdi. Eyyûbî dusunun sol kanadını
bozguna uğrattı fakat hezîmeti önleyemedi. Öteden beri kendisine hasım olan Kaymazın Musul
idâresinin başına gelmesini istemeyen Kök Böri, Selâhaddîn Eyyûbîye haber göndererek, kendisine
tâbi olacağını veHarrana gelmesini, kendisine yardım edeceğini bildirdi. Bunun üzerine Urfayı
zapteden Selâhaddîn Eyyûbî, Urfayı Harrana bağlayarak idâresini Kök Böriye verdi.
Selâhaddîn Eyyûbînin hemşiresi Râbia Hâtun ile evlenen Kök Böri, birkaç sene Selâhaddîn Eyyûbînin
yanında kaldı. Haçlılara karşı olan mücâdelesinde çok kahramanlık gösterdi. Asıl şöhretine bu
savaşlarda kavuştu. Saffâriyede Haçlıları bozguna uğrattı. Kudüs kapılarının açılmasını ve Frenk
Krallığının tadan kaldırılmasını sağlayan Hattin Savaşında Kök Börinin mühim rolü oldu. Bu
zaferlerden sonra tekrar Erbile döndü. Kırk dört yıl Erbil Atabeyi sıfatı ile bölgeye hâkim oldu.
Cengizin Moğol sürülerinin yağma ve çapulculuklarından, idâresi altındaki yerleri kahramanca kudu.
Ömrü mücâdele ile geçen Kök Böri, dînine bağlı olan, âlimleri ve fakîhleri, himâye eden yardım
müesseseleri kurmakta da devrinin seçkin devlet adamlarından idi. Câmi, medrese, han, misâfirhâne,
hastâne; dul ve yaşlı kadınlar, süt emen yetim çocuklar için bakım evleri ve çocuk yuvaları yaptırdı.
Çocuklara süt anneleri tuttu. Körler için dört tâne alilhâne, kurdurdu ve bütün bunların masraflarını
karşılamak üzere zengin vakıflar tesis etti. Fakirlere, ihtiyar ve muhtaçlara her gün ekmek, mevsimlere
göre de elbise ve diğer ihtiyaçlarını dağıtırdı. Erbil misafirhanelerinde yedirilip, yatırılan herkese
giderken de yol paraları verilirdi. Her yıl hac seferleri tertip ederdi. Hacıların yoldaki emniyetini
sağlamak için yanlarına muhâfız verirdi. Ayrıca memurlar tâyin edip, ellerine bol miktarda para vererek
Mekke ve Medînedeki fakir ve muhtaçlara dağıttırırdı. Mekkede çok hayrâtı vardı. Arafata ilk olarak
su getirtti. En büyük zevki, sofilerin, âlimlerin sohbetinde bulunmak, onların münâzaralarını dinlemek
idi. Bunun için çok zaman medrese ve hânegâhlarda sabahlardı. Erbil, zamanında ilim, irfan ve
medeniyet merkezi olmuş idi. Şehrin kalesini iyice tâmir ettirdi. Yeni binâlar yaptırdı. Peygamberimizi
(sallalahü aleyhi ve sellem) çok sevdiğinin işâreti olarak İslâm âleminde ilk, büyük, muhteşem mevlit
törenleri düzenledi. Zamanla törenler bütün İslâm ülkelerine yayıldı. Mezarı Küfede hazret-i Alinin
kabri yanındadır.
Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
4 Muharrem 1439
Miladi:
25 Eylül 2017

Söz Ola
Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.
Kanuni Sultan Süleyman Han
Osmanlılar Twitter