Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


Haçlılara karşı büyük zaferler kazanan Artuklu emiri. İsmi, Belek bin Behram bin Artuk olup, lakabı
Nuruddevledir. Doğum tarihi bilinmemektedir. Amcası İlgazi, Artukluların Mardin; diğer amcası
Sökmen ise Hısn-Keyfa kolunun beyiydi.
Sökmen Bey, Haçlılara karşı gösterdiği kahramanlıklardan dolayı Selçuklu Sultanı Tutuş tarafından
kendilerine verilen Surve şehrini yeğeni Beleke verdi. Ancak 1098 senesinde, Kudüs ve havalisinin
Fatimilerin eline geçmesinden az sonra, Suruç, Hıristiyanların eline düştü. Belek Bey bundan sonra bir
süre daha amcası Sökmen ve İlgazinin hizmetinde bulundu.
Büyük Selçuklu Sultanı Muhammed Taparın 1110 senesinde bütün Türk emirlerini Mevdudun
komutasında haçlılara karşı sefere memur etmesi üzerine, Belek Bey de muharebeye katıldı. Büyük
yararlılık gösterdi. 1113 senesinde amcası İlgazinin yardımı ile Harput ve Palu bölgesini ele geçiren
Belek Bey, bu bölgede, Artukluların Harput kolunu kurdu. Malatya ile Mengücüklere ait Dersim
(bugünkü Elazığ ve Tunceli çevresi) bölgesini ele geçirerek hakimiyet bölgesini genişletti.
Belek Bey yine amcası İlgazi ile 1119 senesinde Antakya üzerine yürüdü. Frankları Antakya civarında
büyük bir hezimete uğratarak pekçok ganimet elde etti. Bu sırada Mengücük oğlu İshak Bey ile
Trabzon Dukası Konstantin Gabras, Belek Beye karşı ittifak etmişlerdi. Belek Bey, süratle harekete
geçerek müttefik kuvvetleri Şiran bölgesinde imha etti (1120). Beş bin civarında Rum ele geçirildi.
Esirler arasında Trabzon Dukası ile, Melik İshak da bulunuydu. Duka Gabras, 30.000 dinar fidye
ödemek suretiyle serbest bırakıldı. Melik İshak ise, Melik Gazinin damadı olduğu için esir muamelesi
görmedi. Bu sırada amcası İlgazinin ölümü üzerine Haçlılara karşı yapılan savaşların idaresini Belek
Bey üstlendi. 1122 senesinde Urfa kontu Jocelin ile Birecik senyörü Galeranın dusunu imha ederek,
kontu ve senyörü esir aldı ve Harput Kalesine hapsettirdi. Böylece Haçlıların önemli bir kolunu tadan
kaldırdı. Kudüs Kralı İkinci Baudouin intikam almak ve Haçlı kontlarını kurtarmak için büyük bir duyla
harekete geçti. Fakat Belek Bey daha süratli davranarak, Haçlıları Rabanda pusuya düşürüp kılıçtan
geçirdi. Kudüs Kralını ve yeğenini esir alarak, Harput Kalesine hapsetti. Selçuklu Sultanı Mahmud
kazığı zaferlerden dolayı Belek Beyi Haçlılara karşı savaşan Türk kuvvetlerine baş kumandan tayin
etti. Harran ve Tel-başeri ele geçiren Belek Bey, Haleb üzerine yürüdü. Kısa bir sürede Haleb'e giren
Belek Bey, şehri bidat sahibi İsmaililerden temizledi.
Bu sırada Harput Kalesinin tamirinde çalışan Gerger Ermenileri isyan ederek kaledeki esir Haçlı kralı
ile kontları kurtardılar. Durumu haber alan Belek Bey, on beş günde Halepten Harputa geldi. Bu işte
parmağı bulunanları ve ihanet edenleri cezalırdı. Kudüs kralı ile arkadaşlarını Harrana göndererek
ada hapsettirdi. Sonra tekrar Frankların üzerine sefer düzenledi. Müşhile mevkiinde Haçlıları
hezimete uğrattı ve Mucaddat Kalesini fethetti.
Menbic Emiri Hasan bin Gümüştekinin bazı hareketlerinden şüphelendi ve bu şehri ondan almaya
karar verip, amcasının oğlu Timurtaşı bu işe memur etti. Timurtaş, Hasanı ele geçirdi. Fakat Hasanın
kardeşi İsa kaleye kapı ve teslim olmayı kabul etmedi. AyrıcaFranklara haber göndererek yardım
istedi. Bunun üzerine, Maraş kontu Geofroy komutasında on bin kişilik Haçlı dusu Menbic önüne
geldi. Kuşatmayı kaldırmayarak arkasını sağlama alan Belek Bey, 1124 senesi Mayıs ayının beşinde
Haçlı dusuyla karşılaştı. Çok şiddetli geçen muharebe, Türk dusunun büyük zarferi ile sona erdi.
Maraş kontu dahil olmak üzere, zulümleri ile meşhur Haçlı şövalyeleri öldürüldü ve pekçoğu esir edildi.
Bu zaferden sonra Belek Bey, Menbicin muhasarasını şiddetlendirdi. Ancak Belek Bey kuşatma
sırasında mancınıkların yerleştirilmesi gereken yerleri gösterirken kaleden atılan bir ok, sol köprücük
kemiğine saplı. Oku bizzat kendisi çıkaran Belek Bey; “Bu ok bütün Müslümanlara vurulmuş bir
darbedir.” diyerek ruhunu teslim etti (1124). Yeğeni Timurtaş, dunun komutasını ele alarak, cenazeyi
Halebe yolladı; İbrahim aleyhisselamın makamı önüne defnedildi. Daha sonra buraya mükemmel bir
mezar yapıldı.
Belek Bey, ömrünü Haçlılara karşı cihad etmekle geçirdi. Adil, dindar, devrinin en kahramanı ve
Türkiye Selçuklu Sultanı Birinci Kılıç Arslanın takdirini kazanmış bir beydi. Ölümü bütün İslam alemini
mateme boğdu. Hıristiyan tebeası bile, böyle adil ve şefkatli bir beyi kaybetmekten üzüldü. Haçlılar ise,
onun ölümüne ve ondan kurtulmuş olduklarına sevindiler. Belek Bey, Müslümanlığın, Allahü tealanın
emirlerini yapmak, yarattıklarına merhamet etmek olduğunu hakkıyla bildiğinden, herkese iyi davrı
ve insanların takdirini kazı.



Büyük Selçuklu İmparatluğunun beşinci sultanı. Melikşahın büyük oğludur. Babasının ölümü üzerine
henüz çok küçük olan oğlu Mahmud, sultan ilan edildi. Ancak buna rıza göstermeyen vezir
Nizamülmülk ve taraftarları Rey şehrinde Berkyaruku tahta çıkarıp sultan ilan ettiler. Kardeşinin
kuvvetlerini Berucird mevkiinde bozguna uğratan Berkyaruk daha sonra kendisini tanımak şartıyla ona,
İsfehan ve Fars eyaletlerini devretti. Bu arada amcası Tutuş da harakete geçerek Musulu ele
geçirmişti. Berkyaruk Tutuşu yenerek Bağdata girdi ve adına hutbe okuttu. Mücadeleye devam eten
Tutuş, Halep, Harran ve Urfayı ele geçirerek tekrar Sultanın üzerine yürüdü. Z durumda kalan
Berkyaruk, İsfehana kardeşi Mahmudun yanına sığındı. Bu sırada Mahmudun ölümü ile onun
kuvvetlerine de sahib oldu. Daha sonra Rey yakınlarında Tutuşla giriştiği muharebeyi kazı. Savaş
sırasında Tutuşun öldürülmesi ile de ülke içerisinde birlik ve beraberliği sağladı.
Sultan Berkyaruk bundan sonra Anadolu ve Suriyeyi işgale başlayan haçlılar üzerine kuvvetler
sevketti. Ancak emirler arasındaki rekabetler ve Şii Fatımilerin aleyhte faaliyetleri sonucu, Haçlılara
karşı kesin bir zafer elde edemedi.
Bu arada Berkyarukun karşısına Gence Meliki ve kardeşi Mehmed Tapar saltanat iddiasıyla çıktı.
Berkyaruk 1100 yılında Sefid-rudda mağlup oldu ise de; Mehmed Taparı arka arkaya dört defa
bozguna uğrattı. Ahlata sığınan Mehmet Tapar, buranın hükümdarı Sökmeni ve Ani emiri Menuçehri
hizmetine alarak yeniden savaşa hazırlı. Sultan Berkyaruk çok kan akdığını, memleketin harab,
emir ve askerlerin ygun olduğunu, hazinenin boş kaldığını, vergilerin tahsil edilemez bir hale geldiğini
ve nihayet İslam düşmanlarına fırsat verildiğini beyan ederek, gönderdiği bir elçi ile, kardeşini barışa
ikna etti. Böylece 1104te Azerbaycanda Sefid-rud hudut olmak üzere Kafkasyadan Suriyeye kadar
bütün vilayetler Mehmed Taparda kalmak ve Bağdat'ta hutbe Berkyaruk namına okunmak şartıyla, bir
antlaşmaya varıldı.
Selçuklu İmparatluğu iki devlete ayrılmak suretiyle Türkiye ile birlikte üç Selçuk sultanı meydana
çıktı. Lakin bu durum çok kısa sürdü. Zira Berkyaruk vücutça hasta olduğu için, 1104 yılında yirmi altı
yaşında öldü.Sultan Berkyaruk, ülkesini düşünen ve milletinin refahı için çalışan bir kimse idi. Ancak
kardeş kavgalarının hem de birlik ve beraberliğe en muhtaç olunduğu bir döneme rastlaması
Berkyaruku çok üzmüştü. Buna rağmen fırsat buldukça Haçlı kuvvetleri üzerine asker sevk etmekten
ve onlara darbeler vurmaktan geri kalmadı.


Göktürkleri elli yıllık Çin esaretinden kurtararak ikinci defa Gök-Türk Hakanlığını kuran İlteriş (İli,
devleti toplayıp tanzim eden) ünvanı ile anılan Kutluk Kağanın büyük oğlu. 684 yılında doğdu. Babası
Kutluk Kağan öldüğü zaman kardeşi Kültiginle birlikte, küçük yaşta olmaları sebebiyle, amcaları
Kapağan Kağanın ve millet emekdarı, büyük müşavir Vezir Bilge Tonyukukun himayesinde büyüdü. O
zaman Bilge Kağan 8, Kültigin Han 7 yaşında idiler.
Amcası Kapağan Kağan tarafından 14 yaşında “şad” tayin edilerek devlet hizmetine girdi. Vezir
Tonyukuk kumasında Göktürk Hakanlığının İnal ile birlikte sevkettikleri batı duları grubunda yer
aldı. İnal Kağanla birlikte Altayları aşarak Bolçuda On-ok dusunu mağlup etti ve Seyhun (Sir derya
İnci Nehri) kıyılarına ulaştı. Tonyukukun başkumanlığını yaptığı bu dunun başında
Maveraünnehre kadar dayanan Bilge Kağan, Kızıl Kum Çölüne girerek güney istikametini aldı.
Göktürk Abidelerinde tezik şeklinde zikredildiği gibi, ilk defa olarak batıda Müslüman Araplarla
karşılaşıldı (701). 709 yılında Kırgızların komşusu olan ve Yukarı Kem-İrtiş arasında bulunan Çikler ile
Isıg Gölünün batısında yaşayan Azları, Hakanlığa bağladı. 710 yılında kardeşi Kültiginle birlikte zaman
zaman başkaldıran Kırgızları mağlup etti. 714te Çinin yığınak merkezi olan Beşbalıkın kuşatılmasına,
İnal Kağan, Tung-lu Tekin ve eniştesi ile birlikte katıldı. 22 Temmuz 716 tarihinde Çinlilerle münasebet
kuran Bayırkuların amcaları Kapağan Kağanı pusuya düşürerek öldürmeleri üzerine karışıklığa
sürüklenmiş olan devletin yükünü, Kapağan Kağanın oğullarını ve taraftarlarını bertaraf ederek,
kardeşi Kültiginle birlikte yüklendi. Kültiginle birlikte seferler yaptı. Memlekette karışıklıklar çıkaran
Dokuz Tatarlar ve Oğuzlar üzerine yürüyerek bozguna uğrattı. Kültiginin aşırı derece ısrarı üzerine
716 yılında hükümdar oldu. Gök-Türk duları başkumanlığını yüklendi. O zamana kadar bu
vazifede bulunan baba yadigarı Bilge Kağanın kayın babası vezir Tonyukuk da devlet müşaviri olarak
kaldı. İçte ve dışta yaptığı mücadelelerde büyük başarılar kazı. Yurtsuz milleti yurtlu, fakir halkı
zengin ettiği gibi, devleti ve milleti için canla başla çalıştı. 717 yılında Uygur İl-teberi Kargan
Savaşında yendi. Bir yıl sonra da isyana teşebbüs eden Karluklarla savaştı ve galip geldi.
Bilge Kağan, Çinlilerle iyi münasebet kurmak istiydu. Bu Tonyukukun da arzu ettiği bir durumdu.
Fakat Çinliler Türk birliğini bozmak için Beşbalıktaki Basmillar ile anlaşmışlardı. Bütün bunlar Çinlileri
çok iyi tanıyan ve vaktiyle Kutluk (İlteriş) Kağanla birlikte istiklal mücadelesi veren Vezir Tonyukuk
tarafından gayet iyi biliniydu. Onun planı sayesinde Basmillar Beşbalıkta kuşatılarak mağlup edildi.
Entrikalarının boşa çıktığını gören Çin de baskı altına alındı. Çin dusu Kan-suda bozguna uğratıldı
(Eylül 720). Daha sonra çeşitli seferler düzenlendi. Kitanlar ve Tatabılar saf dışı bırakıldı (722-723).
Bütün bu hadiselerden sonra Çin iyi geçinme noktasına geldi. 725 yılında Çin İmparatu tarafından
gönderilen elçiyi Bilge Kağan, Kültigin ile Tonyukukun hazır bulunduğu bir mecliste kabul etti.
Bilge Kağan, 725 yılında kayınbabası Tonyukuku 731 yılında da 47 yaşında olan kardeşi prens
Kültigini kaybetti. Bu iki Türk büyüğünün ölümü hakanlıkta büyük boşluklar meydana getirdiği gibi,
millet de, başta Bilge Han olmak üzere büyük üzüntü içine düştü. Orhun Kitabelerinde bu husus:
“Küçük kardeşim Kültigin öldü, görür gözüm görmez oldu, bilir bilgim bilmez oldu, zamanın takdiri
Tanrınındır. Kişi-oğlu ölmek için yaratılmıştır, kendimi bıraktım, gözden yaş akıtarak, gönülden feryad
ederek yanıp yakıldım.” şeklinde Bilge Kağanın ağzından, kendi inançlarına göre, bir nevi tevekkül
içinde anlatılmaktadır.
Bu iki büyük millet ve devlet emekdarının hatırasına Bilge Kağan zamanında bengü taşlar (kalıcı
eserler) dikilmiş, hizmetleri ve düşünceleri kendi ağızlarından verilmiştir.
734 yılının yazında Ki-tan ve Tatabılara karşı Töngez Dağında kazanılan savaş, Bilge Kağanın en son
zaferi oldu. Bütün ömrünü milletinin birliği ve büyüklüğü için geçirmiş olan Bilge Kağanın 19u “şad”
19u da “kağan” olmak üzere 38 senelik bir hizmeti vardır. Son zamanlarında Çinli bir prenses ile
evlenme arzusu Çin imparatu tarafından kabul edilmişse de, Çinlilerce aldatılan Buyruk-ç
tarafından zehirlenmiş ve 25 Kasım 734 tarihinde, milleti büyük bir yas içinde bırakarak 50 yaşında
vefat etmiştir. Adına oğlu tarafından Baykal Gölünün güneyinde, Orhun Nehri Vadisinde, Koşo
Tsaydam Gölü civarında Bilge Kağan Abidesi diktirilmiştir. Abideyi yeğeni Yollug Tigin kaleme almış ve
34 günde tamamlatmıştır.
Kitabelerde görüleceği üzere, Bilge Kağan milletine bağlı, dindar bir hükümdardır. Böyle olmasına
rağman yeni bir dinin arayışı içinde olduğunu söylemek mümküdür. Çünkü onun yerleşik hayata
geçmek isteği ve kuracağı şehirlerde budist mabetlerine yer verme teklifi kayın babası Tonyukuk
tarafından reddedilmiştir. Şayet sağlıklarında İslamiyet ülkelerine ulaşabilseydi, Türklüğün eski
yurdunda alperenlerin, gazilerin daha erken görüleceği büyük ihtimal dahilindeydi. Tonyukukun Bilge
Kağanı bu iki düşüncesinden men edişi, Çine karşı kendilerini müdafaa şuuru iledir. Fakat bu fikir,
netice olarak sonraları Türk dünyasının İslamiyete geçmesine zemin hazırlamıştır.


Göktürk Devletinin kurucusu ve ilk hükümdarı. Göktürkler târih sahnesine çıktıkları sıralarda
Juan-juanlara tâbi olarak, Altay Dağlarında ananevî sanatları demircilikle uğraşıylar ve bu devlete
silah îmâl ediylardı. Devrin Çin yıllıklarından, Göktürklerin bu sıralarda da dağınık halde
bulunmadıkları ve federatif bir mahiyette Juan-juanlara bağlı oldukları görülmektedir. Nitekim Tu-wa
adlı başbuğun yerine hânedânın başına geçen Bumin, 534 yılında Kuzey-Tabgaç idârecileriyle siyâsî
münâsebet kurdu. 542de akıncıların başında Huagn-ho Nehri yakınlarına kadar ilerledi. 546da
Juan-juan Devletine karşı ayaklanan Tölesleri itaat altına aldı. Bu başarısından sonra Juan-juan
Devleti hükümdarı ile eş değerde olduğunu göstermek maksadıyla kızına tâlip oldu. Ancak bu isteğinin
kabaca reddedilmesi üzerine üst üste vurduğu darbelerle Juan-juan Devletini çökertip arâzisini
tamâmen hâkimiyeti altına aldı. İl-kağan ünvanını alarak tahta çıktıktan sonra eski Hun başkenti
Ötükeni ele geçirerek devlet merkezi yaptı (552). Bumin Kağan, hükümdarlığını îlân ettikten sonra,
küçük kardeşi İstemiye, Yabgu ünvanıyla ülkenin batı kanadının idâresini verdi. İstemi yeni yerler
fethederek Batı Göktürk Kağanlığının temellerini atarken, Bumin Kağan tahta çıktığı yıl içerisinde öldü.
Yerine, oğlu Kolo (Kara) ve bunun genç yaşta ölümü üzerine de diğer oğlu Mu-kan Kağan geçti.


Büyük Selçuklu Devletinin kurucularından. Selçukluların ilk hükümdârı Tuğrul Beyin kardeşidir. 990
yılında doğdu. Künyesi Ebû Süleymân olan Dâvûd Çağrı Bey, Hasan bölgesinin emîri idi. Târihçi
Beyhekî ve Gerdizî onu dâimâ Dâvûd ismiyle zikretmişlerdir. Diğer kaynaklarda da öbür isimleri
geçmektedir.
Seyhun ve Ceyhun nehirleri arasında yer alan meşhur ilim ve irfân bölgesi Mâverâünnehrde Oğuz
Türklerini etrâfında toplayan Selçuk Beyin vefâtından sonra, ülkenin idâresi oğulları arasında taksim
edilmişti. Büyük bir kısmı oğlu Mikail Beye verilmişti. Yabgu ünvanını taşıyan Mikail Beyin vefâtından
sonra ülkenin idâresi oğulları Dâvûd Çağrı Bey ile Mehmed Tuğrul Beye kaldı. İki kardeş, Karahanlı
Hakanı İsrâil Arslan Yabguyu reis tanıyıp, Gaznelilerle olan mücâdelesine katıldılar.
Çağrı Bey, 1016da Mâverâünnehrden Bizans ülkeleri üzerine cihâda çıktı. Hasan bölgesine gelerek
adaki Türkmenleri etrâfına topladı. Buradan Irak-ı Acem bölgesine geçerek Bizansa bağlı Ermeni
Vaspurakan ve Ani krallıkları ile Âzerbaycanda muhârebeler yaptı. 1016dan 1022 senesine kadar altı
yıl boyunca Bizans hududunda Ermeni ve Hıristiyan Gürcü krallıklarıyle savaştı. Birçok muvaffakiyetler
ve ganîmet kazanan Çağrı Bey, tekrar Mâverâünnehre döndü. 1025te Mâverâünnehre geçen Sultan
Mahmud Gaznevî, Türkmenlerin ve Selçukluların reisi Arslan Yabguyu esir edip Hindistana
gönderince, ülke halkının bir kısmı Gaznelilerin tâbiiyeti altına girdi. Bir kısmı ise Tuğrul ve Çağrı
beylere katılarak dularını güçlendirdiler. Böylece iki kardeş, amcaları Mûsâ Yabgu ile birlikte
Türkmenlerin reisi oldular. Mâverâünnehr bölgesinde râhat ve huzur içinde devleti idâre eden Selçuklu
liderleri, muhâfızları durumundaki Ali Tiginin 1034te vefâtı üzerine z durumda kaldılar. Buhârâ ve
Harezm emirleri tarafından baskı altına alındıklarından, Hasana geçmek zunda kalan Çağrı ve
Tuğrul beyler, Gazneli Sultanı Mesûdun Hasan vâlisine mürâcat ederek sürüleri için Sultandan
yaylak ve kışlak istediler. Fakat istekleri kabul edilmediği gibi o bölgeden uzaklaştırmak için üzerlerine
büyük bir du gönderildi. Nisa yakınlarında yapılan harbi Selçuklu liderleri Tuğrul ve Çağrı beyler
kazılar (1035).
Bu muvaffakiyetleri üzerine Gazneli Sultan Mesûd, Selçuklu reisleriyle müzâkerelere girişti ve
isteklerini fazlasıyla verdiği gibi, birçok imtiyazlar da tanıdı. Sultan Mesûd, Dihkan ve Dihistan
bölgelerini vermesine karşılık, onların Oğuzlara karşı durmalarını şart koştu. Ancak Selçuklular, Oğuz
boylarının akınlarına mâni olamadıklarından bir kere daha Sultan Mesûd ile karşı karşıya geldiler.
Sultanın gönderdiği büyük bir duyu da mağlûb ettiler. Hattâ Çağrı Bey, kendisine saldıran Cürcan
vâlisini mağlûb ederek 1037de Merv şehrini ele geçirdi. Burada “Melikül-mülûk” ünvânıyla
hükümdârlığını îlân ederek adına hutbe okuttu. Bunu duyan Gazneli kumandanı Subaşı, taarruz için
aldığı kesin emre uyarak Selçuklular üzerine yürüdü. Serahs civârındaki Talhâb denilen yerde iki gün
süren şiddetli muhârebede Selçuklular bir zafer daha kazılar (1038) ve Herat şehrini de ele
geçirdiler. Aynı yıl Tuğrul Bey Nişaburda Büyük Selçuklu Devletinin ilk hükümdârı olarak sultan îlân
edildi. Durumun vehâmetini ve Selçukluların gittikçe kuvvetlendiğini gören Sultan Mesûd, büyük bir
duyla Selçuklular üzerine yürüyerek Cürcanı geri aldı. Belh şehrinden geçerek Karahanlılardan Böri
Tiginin tâbiliğini sağlamak için Mâverâünnehr ülkesine girdi. Ancak Çağrı Beyin üzerine geldiğini
haber alınca, geri döndü ve 1039 yılı Nisanında, Çağrı Beyin kuvvetleriyle Aliâbâd Ovasında yaptığı
muhârebede nisbî bir başarı sağladı. Ancak kesin bir netîceye varmak istediğinden yeniden Çağrı
Beyin üzerine kuvvet sevk etti. Buna karşılık Çağrı Bey, vur-kaç taktiğiyle Gazneli kuvvetlerine ağır
kayıplar verdirdi. Netîcede Selçukluların geleceğini tâyin edecek muhârebe 23 Mayıs 1040ta
Danakan Ovasında Gaznelilere karşı yapıldı. Başkumandanlığını Çağrı Beyin yaptığı harpte,
Selçuklular, parlak bir zafer kazanarak, Gazneli dusunu perişân ettiler (Bkz. Danakan Savaşı).
Sultan Mesûd güçlükle canını kurtardı ise de karargâhı ve bütün hazînesi ele geçirildi. Bu başarı
üzerine birçok Türkmen boyları Selçuklulara iltihâk etti.
Danakan Savaşından sonra yapılan kurultayda, eski Türk devlet ananesi gereğince, ülkeyi kendi
aralarında bölüştüler. Buna göre, Tuğrul Bey Irak-ı Acem bölgesi üzerine, Çağrı Bey ise Hasanın
kuzey bölgesi ile Gaznelilerin elinde bulunan topraklar üzerinde fütûhât yapacaklardı. Mûsâ Yabgu ise,
Herat ve Sistan bölgesi fütûhâtına memur edildi. Bu plâna göre hareket eden Çağrı Bey, 1040ta
Belhe yürüdü ve Sultan Mesûdun oğlu Mevdûd kumasındaki yardımcı kuvvetleri bozarak şehri
ele geçirdi. Şehrin kumandanı Altun-Tak da Çağrı Beyin emri altına girdi. Belhten sonra Cürcan,
Badgis, Hutlan ve Tuharistan şehirlerini de hâkimiyeti altına alan Çağrı Bey, Merv şehrini hükümet
merkezi yaptı. 1044te Çağrı Beyin hastalanmasını fırsat bilen yeni Gazne Sultanı Mesûdun oğlu
Mevdûd, Belh ve Tuharistanı geri almak için dular sevk etti ise de bu kuvvetler Çağrı Beyin oğlu
Alparslan tarafından mağlûb edildiler. Bir müddet sonra sıhhatı düzelen Çağrı Bey, Tirmüz şehrini de
ele geçirdi. Belh, Tuharistan ve diğer bâzı şehirleri oğlu Alparslana vererek Gaznelilerle mücâdeleye
memur eden Çağrı Bey, diğer oğullarını da ayrı yerlerde vazîfelendirdi.
Büveyhoğulları hükümdarı Ebû Kalicarın 1048de vefâtı üzerine Çağrı Bey, oğullarından Kavurt Beyi
büyük bir du ile Büveyhoğulları üzerine sevk etti ve nihâyet 1055te bütün Kirman bölgesi
Selçukluların eline geçti. 1056da Sistan bölgesi de Selçukluların hâkimiyetine girdi ve o bölge Mûsâ
Yabgunun idâresine verildi.
Çağrı Bey, her zaman kardeşi Tuğrul Beye yardımcı oldu. Tuğrul Beye isyân edip saltanat dâvâsına
kalkışan İbrâhim Yınala karşı, oğulları Alparslan ile Kavurtu sevk edip isyânı bastırması son yardımı
oldu. Bu hâdiseden sonra rahatsızlanan Çağrı Bey, 70 yaşında olduğu hâlde, nice İslâm âlim ve
velîlerinin yetiştiği Serahs şehrinde vefât etti (1060). Orada defnedilen Çağrı Beyin, oğlu ve veliahtı
Hasan Hâkimi Sultan Alparslan ile Kirman Hâkimi Ahmed Kavurt ve Âzerbaycan vâlisi Yakutiden
başka Osman, Behramşah ve Süleyman adında oğulları vardı. Onlar ülkenin muhtelif yerlerinde
devlete ve İslâmiyete hizmet ettiler. Çağrı Beyin dört de kızı vardı.
Dâvûd Çağrı Bey, kardeşi Tuğrul Bey ile birlikte bütün İran ve yakındoğu ülkesini fethetmiş, Türkleri
fâtih bir millet olarak bir araya toplamak ve Anadolu kapılarının tam anlamıyla İslâmiyete açılmasını
sağlamak sûretiyle Türklüğe ve İslâmiyete pek büyük bir hizmet yapmıştır. Büyük Selçuklu Devleti ve
medeniyetinin, daha sonra da Osmanlı Devletinin kurularak, İslâmiyetin ta Viyana kapılarına kadar
ulaşmasına pek sağlam bir zemin hazırlamıştır.
Kaynaklar, Çağrı Beyin çok âdil, halîm, güzel huylu, fazîletli, fevkalâde dindar ve merhâmetli bir
mücâhid olduğunu ittifakla kaydetmektedirler.


Harezmşahlar Devletinin son hükümdârı. Asıl ismi Mengüberti olup lakabı Celâleddîndir. Doğum târihi
bilinmemektedir. Babası, Harezmşâh Devleti Sultânı Alâüddîn Muhammed, annesi Ay-Çiçek
Hâtundur.Küçük yaştan îtibâren çok iyi bir eğitim ve öğretim gördü.
Genç yaşta Gazne ve çevresinin vâliliğine tâyin edildi. Bundan sonra babasının bütün seferlerinde
yanında bulunup, başarısına yardımcı oldu. Cengiz oğlu Cuci kumasındaki Moğol dusuyla
1216da yapılan muhârebede sağ cenah kumanlığı yaptı ve bozulmaya başlayan Türk dusuna
zaferi kazırdı. Târihler, Celâleddînin Cengizin hücûmuna karşı Mâverâünnehir şehirlerini ayrı ayrı
müdâfaa etmek yerine bütün kuvvetlerle hücum etmeyi babasına tavsiye ettiğini, ancak bu teklifini
kabul ettiremediğinden Cengizin dağılmış durumda olan Türk kuvvetlerini ayrı ayrı imhâ ettiğini
yazarlar.
Sultan Muhammed, annesi Terken Hâtunun arzûsu ile küçük oğlu Uzlagı veliaht tâyin etti. Ancak
ölümünden bir müddet evvel devleti, mâruz bulunduğu tehlikeden büyük oğlu Celâleddînin
kurtarabileceğini düşünerek onu veliaht tâyin etti ve şehzâdelere de ona tâbi olmaları vasiyetinde
bulundu. Babasının vefâtından sonra bâzı Türk emirleri onun tahta çıkmasını istemediklerinden bir
sûikast düzenleyip öldürmek istediler. Ancak, Celâleddîn, Harezmden Hasana gitmek sûretiyle bu
tehlikeden kurtuldu. Cengiz tehlikesinden dolayı Harezmde kalamayacaklarını anlayan kardeşleri onu
tâkib ettilerse de yolda Moğollar tarafından öldürüldüler. Celâleddîn ise Moğol tâkib kuvvetlerini
mağlub edip, tehlikeli bir yolculuktan sonra Gazneye ulaştı. Gaznede tekrar kuvvet toplamaya
başladı. Cengiz Han Celâleddîne çok önem veriydu. Ona karşı “Yenilmez Noyan” ünvânı ile anılan
komutanını gönderdi. Parvan civârında iki gün devâm eden şiddetli çarpışma netîcesinde Moğollar
perişân edildiler. Ancak savaştan sonra kumandanlar arasında ganîmet ihtilâfından dolayı çıkan
anlaşmazlık sebebiyle bu zaferden istifâde edilemedi. Birçok emir askerlerini alıp kendi yuvalarına
döndüler. Şâyet Türk dusu dağılmamış olsaydı, bu sıralarda Hindikuş Dağlarını aşmakta olan asıl
Moğol dusunu durdurabilirlerdi. Moğollar Gazneyi ele geçirdiler. Sind Irmağı kıyılarına çekilen
Celâleddîn, kuvvetlerinin dağılması yüzünden burada yapılan savaşı kaybetti. Alelacele yapılan
gemilerle karşıya geçmek üzere yola çıktılar, ancak gemi nehrin tasında parçalanınca pekçok kimse
boğuldu. Atıyla nehri geçmeye muvaffak olan Celâleddîn, boğulmaktan kurtulan adamlarıyle
Hindistana gidip ada üç yıl kaldı.
1224te Harezme dönüp Moğollarla yeniden mücâdeleye karar veren Celâleddîn, Kirmana geldi.
Buranın hâkimi Barak Hâcip, onun sultanlığını kabûl ederek, Sultan adına Kirmanı idâreye başladı.
Buradan Atabeg Sad bin Zenginin hükümdârı bulunduğu Farsa geldi. Onun kızını aldı. Böylece
Harezmşâh Devletini yeniden tesise çalışan Celâleddîn, bundan sonra İsfahan ve Irak-ı Aceme
ilerleyerek, burada bulunan kardeşi Gıyâseddîn Pir-Şâhın itâatını sağladı. Lur (Hindistan)reislerini de
kendisine bağladıktan sonra Moğollarla mücâdele için Halîfe Nâsırdan yardım istedi. Ancak Halîfe,
onun Irak-ı Araba inip istilâ etmesinden kktuğundan karşı kuvvetler gönderdi. Bu kuvvetleri bozan
Celâleddîn, Bağdattan Meragaya geldi. 1225te Tebrizi alarak karargâhını buraya nakletti.
Anadoluda hüküm süren Sultan Alâeddîn Keykubâd ile Mısır ve Suriyede hâkimiyet süren Eyyûbî
meliklerine elçiler göndererek Moğollara karşı yardım istedi. Diğer taraftan bir asırdan beri Arran,
Âzerbaycan ve Şarkî Anadoludaki İslâm emâret ve hükümetlerine karşı gâlip ve tehditkâr bir vaziyette
bulunan Gürcüleri ezmek için Gürcistan krallığını istilâ ederek Mart 1226da Tiflisi aldı. Bu sırada isyân
eden Barak Hacib ve Âzerbaycan Türkmenlerinin isyanlarını bastırdı. Bir ara Ahlatı kuşattı ise de,
Türkmenlerin yeniden karışıklık çıkarmaları üzerine Âzerbaycana döndü ve Türkmenleri cezâlırdı.
Kışı Tebrizde geçirdiği sırada Gürcülerin Tiflisi yeniden ele geçirip adaki askerlerinin öldürüldüğünü
öğrendi. 1227de Tiflis üzerine yürüyen Celâleddîn, şehrin yakılıp terk edildiğini gördü. Bu sırada
Bâtınîlerin, Gence Vâlisi Orhanı öldürdüklerini öğrenen Sultan, onların memleketine girerek Alamut ve
Kumis havâlisini itâat altına aldı.
Sultan bu şekilde ülke içindeki karışıklıklarla meşgulken Moğol kuvvetlerinden bir kıtanın Damgan
civârına geldiğini öğrenip hızla üzerlerine gitti ve onları mağlub etti. İsyân hâlinde bulunan Eyyûbîlere
karşı 1228de bir sefer hazırlığı içinde olan Celâleddîn,Moğolların Ceyhunu geçip Irak-ı Aceme
yürüdüklerini haber aldı. 26 Ağustos 1228de İsfahan önünde meydana gelen Türk-Moğol savaşında
Sultan Celâleddîn, kardeşi Gıyâseddînin ihânetine rağmen Moğolları hezîmete uğrattı ise de, tâkib
esnâsında Moğolların kurduğu tuzağa düşen Celâleddînin sol cenahı bozuldu. Z kurtulan Sultan,
Luristana giderken, Moğollar da perişân bir vaziyette olduklarından geri döndüler. Bir hafta sonra
İsfahana dönen Sultan Celâleddîn yeniden kuvvet toplamaya başladı. Kardeşi Gıyâseddîn ise
Alamuta giderek Bâtınîlere ilticâ etmiş, daha sonra gittiği Kirmanda öldürülmüştür.
Sultan Celâleddîn Âzerbaycana dönüp memleketin bozulmuş durumunu yeniden düzeltmekle
meşgulken 1229da Gürcüler yeniden isyân ettiler. Topladığı tâze kuvvetlerle bu isyânı bastırmaya
muvaffak olan Sultan, Tiflisten başka bâzı müstahkem kaleleri de ele geçirdi. Bu zamana kadar
Celâleddîni, Sultan tanımayan ve yazdığı mektuplarda “Hâkan” yâhut “Şehinşâh” diye hitâb eden
Bağdat Halîfesi, bu muvaffakiyetten sonra Celâleddîne “Sultan” ünvânını tevcih etti. Celâleddîn
Harezmşâha itâatını arz eden Şam hükümdârı Melik-ül-Muazzam Îsâ Eyyûbînin teşviki ile Ahlatı
kuşatan Sultan, 14 Mayıs 1230da kaleyi ele geçirmeye muvaffak oldu. Ancak kale müdâfîlerine ve
halka şiddetli davranması, o zamana kadar Müslümanlığın kahramanı sayılan Celâleddîne karşı bir
husûmetin doğmasına yol açtı. Anadolu ve Mısır sultanları, onun kendi ülkelerine yürüme ihtimâli
karşısında kuvvetlerini toplayarak müttefik olmuşlardı. Bu haberi duyan Sultan, Anadolu ve Suriye
kuvvetlerinin birleşmesine mâni olmak için harekete geçti ise de, geç kaldı. Erzincan yakınında
Yassıçimen Yaylasında 10 Ağustos 1230da vukû bulan şiddetli muhârebede büyük bir hezîmete
uğrayan Sultan Celâleddîn, sulhe mecbur oldu.
Türk hükümdârları arasındaki savaşı dikkatle tâkib eden Moğollar ise, kendilerine en büyük engel
olarak Celâleddîni görüylardı. Netîcede, Yassıçimen Muhârebesinde büyük bir darbe yemesi
üzerine fırsatı kaçırmayarak Çermagun Noyan komutasında büyük bir Moğol kuvvetini
Mâverâünnehre gönderdiler. Bu haberi duyan Celâleddîn, civar hükümdârlara vaziyeti bildirip yardım
istedi. Ancak onlar, Celâleddîne güvenmediklerinden ve ayrıca Moğol tehlikesinin kendi ülkelerini
saracak kadar genişleyeceğini tahmin edemediklerinden Sultâna yardım elini uzatmadılar.
Sultan Celâleddînin mâiyeti ile Elcezireye doğru ilerlediğini öğrenen Moğollar, onu tâkib ederek
yollarına devâm ettiler. Nihâyet 1231 Ağustosunda Dicle Köprüsü kenarında sabaha karşı
düzenledikleri bir baskınla, Celâleddînin bütün mâiyetini öldürüp dağıttılar. Ölümden z kurtulan
Sultan, Meyyâfârıkîn civârına kaçıp Moğolların tâkibinden kurtulmak için sarp dağlara çekildi. Ancak
göçebeler tarafından yakalanıp obaya getirilen Celâleddîn, ada öldürüldü. Elcezire hükümdârı Mâlik
el-Muzaffer Gâzi, Sultanın öldürüldüğünü öğrenince onun cesedini Meyyâfârikîne getirtip defnettirdi.
Türk İslâm târihinin en bahadır ve şecâat sâhibi şahsiyetlerinden olan Celâleddîn Harezmşâh, birçok
harpleri hayâtı pahasına kazığı hâlde, idâre ve siyâset bakımından zayıf olduğu için bunlardan
istifâde edememiştir. Bütün meseleleri harp yoluyle halletmeye çalışması, düşmanlarını arttırmıştır.
Buna rağmen Moğol saldırılarına ve Hıristiyan Gürcülere karşı mücâdele edebilen yegâne zât olması,
ona gerek halk arasında ve gerek bütün Şark edebiyâtında büyük bir şöhret kazırmıştır. Moğolların
yakın şarkı tamâmen istilâ etmesinden sonra, Celâleddînin bölgede oynadığı rol daha iyi anlaşılmış ve
İslâmiyetin müdâfii olarak büyük kahramanlar arasına dâhil edilmiştir.
Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
27 Zi'l-ka'de 1438
Miladi:
20 Ağustos 2017

Söz Ola
Nola tacım gibi başımda götürsem daim, Kadem-i resmini ol Hazreti Şahı Rusülün Gül-i Gülzarı Nübüvvet, o kadem sahibidir Ahmeda durma yüzün sür kademine ol gülün..
Sultan I. Ahmed Han
Osmanlılar Twitter