Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


Babürlü hükümdarı. Asıl ismi Kutbuddin Şah-ı Alem olup, 1707-1712 yılları arasında saltanat sürdü.
1643 yılında Hindistanın Dekken bölgesindeki Burhanpur şehrinde doğdu. 1663te babasını temsilen
Hindistanın güney ve ta kesimlerini kaplayan Dekken platosu bölgesine gönderildi. 1699da Kabil
valiliğine getirildi. Babasının ölümünde burada bulunuydu. Hemen harekete geçerek saltanatını ilan
eden kardeşi Azam ile Agra yakınlarında Cacavda savaştı ve onu yenerek oğullarını da öldürdü (18
Haziran 1707). Bahadır-I adıyla tahta çıktığında diğer kardeşi Kam Bahş ve Racputlar ayaklılar.
Bahadır Şah, Haydarabat'ta olduğunu haber aldığı kardeşi Kam Bahş ile karşılaştı ve yaptığı
muharebede onu yendi. Savaş sırasında yaralanan Kam Bahş da az sonra öldü.
Böylece saltanata tek başına sahib olan Bahadır Şah, Racput ve Sihlerin ayaklanmalarına müdahale
ederek, üzerlerine yürüdü. Ba idaresindeki Sihler, Longarhda Aralık 1710da mağlup edildiler ve
Pencab Dağlarına kadar sürüldüler. Bahadır Şah-I beş sene süren saltanattan sonra, 27 Şubat
1712de vefat etti. Delhideki Huld Menzil (Ebediyet Konağı) adı verilen türbesine defnedildi.



Hindistanda Babürlü Türk Devletinin son hükümdarı. Asıl ismi Ebül-Muzaffer Siraceddin
Muhammeddir. İkinci Ekber Şahın oğludur. 24 Ocak 1775te doğdu.
1837 yılında babasının ölümü üzerine, 62 yaşında tahta çıktı. Bu sırada devletin kontrolü İngilizlerin
elinde bulunuydu. 20 sene sadece isimden ibaret kalan bir hükümdarlık yaptı. 1857de Kalküta
yakınlarında Müslüman askerler ayaklılar. Süratle büyüyen ayaklanma sonunda askerler Delhide
duruma hakim oldular. İkinci Bahadır fiili bir hükümdar olarak göreve başladı. Camilerde hatipler Delhi
halkını cihada çağırıy ve Bahadır Şahı desteklemeleri için ikazlarda bulunuylardı. İkinci Bahadır,
oğlu Moğol Mirzayı seraskerliğe tayin etti.
Fakat bir süre sonra askerin iaşe masraflarının karşılanmaması yüzünden sipahiler komutanlarını
dinlemeyerek yağmaya başladılar. Bu karışıklıktan faydalanan İngilizler, Sir John Lawrens idaresinde
Delhi harekatını başlattılar. Lawrens, 8 Haziranda Delhi önlerine gelerek İngiliz kuvvetlerini savaş
nizamına soktu. Dört bir yan açılan topçu ateşi Delhide büyük zayiata sebeb oldu. İngiliz birlikleri
açılan surlardan şehre girdiler. Bahadır Şah ve sipahiler iç kaleye (Kale-i Mualla) çekildiler ise de çok
geçmeden teslim oldular. İngilizler batı vahşetinin tipik bir misalini burada göstererek, kendilerine
sığınan saray erkanını kurşuna dizdiler. Mahkemeye sevkedilen İkinci Bahadır Şah ömür boyu hapse
mahkum edildi. Aralık 1858de resmen tahttan indirildi. Burmada Rangun şehrine gönderilen Bahadır
Şah 7 Kasım 1862de öldü.
İkinci Bahadır Şah, alim, hattat ve aynı zama iyi bir şair olup, Zafer mahlası ile şiirler yazardı.


Gücerat Sultanı. İkinci Muzaffer Şahın oğlu olup, doğum tarihi bilinmemektedir. Babasına karşı
ayaklı ise de yenilerek Delhi Sultanı İbrahim Ludiye sığındı. Daha sonra babasının ölümü üzerine
1526da tahta çıktı. 1531 yılında Babürlülerden Malva ve Çitu aldı. Ancak Hümayun Şaha karşı
giriştiği savaşı kaybetti. O sıralarda Ptekizliler ilk defa olarak Hindistana ayak basmışlardı. Bahadır,
Ptekizlilerden yardım isteyeceği sırada Hümayun Şah, Gücerattan ayrıldı. Böylece o, saltanatına
tekrar kavuştu. Ancak bu defa da Ptekizlilerle mücadeleye başladı. 1537 senesinde Ptekiz valisinin
görüşme isteğini kabul ederek gemisine gitti. Ancak buraya geldiğinde Gücerat düşmanı Ptekizliler
üzerine saldırdılar. Bahadır Şah göğüs göğüse çarpışma sırasında şehid oldu (14 Şubat 1537). Bu
hadiseden sonra Ptekizliler Diuyu ele geçirdiler.


Memluklülerin dördüncü sultanı. Asıl adı Seyfeddin olup, 1223 yılında Kıpçak ülkesinde doğdu.
Ülkesine yapılan akınlardan birinde esir edilerek Şama götürüldü ve satıldı. Eyyubi hükümdarı Melik
Salih tarafından affedilmesinden sonra Kahireye geldi ve burada hükümdarın Bahri ünvanını taşıyan
hizmetkarları arasına girdi.
Kuvvetli bir genç olan Baybars, zeka ve kabiliyeti ile az zama kendini gösterdi. Mısırı ele geçirmek
isteyen Fransa kralı St. Louisin kuvvetlerinin bozguna uğratılarak kralın esir edilmesinde büyük rol
oynadı. Aybeg Memluk tahtına çıkınca, onun, kuvvetli emirleri tadan kaldırmasından çekinerek
Mısıra kaçtı. Fakat bir müddet sonra Kutuzun başa geçmesi ile geri dönüp onun hizmetine girdi.
Sultan Kutuz devrinde Moğollar Suriyeyi işgal etmişlerdi. Kutuz kuvvetli bir du hazırladı ve öncü
kuvvetlerinin kumasını Baybarsa verdi. Ayn-Calut Muharebesinde (1260) Moğollar kanlı bir
mağlubiyete uğrayarak geri çekilmeye mecbur oldular. Bu durum Baybarsın şöhretini bir kat daha
artırdı. Bu arada Sultan Kutuzun devlet idaresinde sert ve şiddetli bir yol izlemesi, düşmanlarının
çoğalmasına sebeb oldu. Neticede Sultan Kutuz, 1260 yılı sonunda bir suikaste uğrayarak
öldürülünce, Memluk kabile emirleri Baybarsı sultan olarak tanıdılar.
Hükümdar olduğu zaman yaptığı ilk iş, Kutuzun halktan topladığı ağır vergileri kaldırmak oldu. Böylece
halkın sevgisini kazı. İsyan eden Şam Naibi Sancarı 1261 yılında yaptığı savaşta kolayca mağlup
ve esir ederek Kahire zindanına attırdı. Bu sırada Memlukler için başta Moğollar olmak üzere kuzeyde
Ermeniler, Kıbrıs Krallığı, güneyde Nubyalılar ve batıda Berberiler devamlı bir tehlike arz
etmekteydiler. Bu durumu gözönüne alan Baybars evvela imparatluk içindeki nüfuzunu artırdı.
Kırekdeki Eyyubi emirini öldürttü. Böylece Baybars için imparatluk içinde bir tehlike kalmamıştı.
Bundan sonra dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı faaliyetlere girişti.
1265 ve 1266 yıllarında Suriyeye iki sefer düzenleyerek Kayseriya, Arsuf ve Sis şehirlerini ele geçirdi.
1270 yılında İsmaililer üzerine yürüyerek onları Mısır Devletine vergi vermeye mecbur etti. Moğollara
karşı birçok defa zaferler kazanan Sultan Baybars 1277de Elbistan civarındaki Moğol kuvvetlerini
bozguna uğrattı ise de bunlar Moğolların sadece birkaç müfrezesi idi. Moğollar, memleketinden hayli
uzakta bulunan Baybarstan intikam alabilmek için, müdafaasız Türk halkından binlercesini öldürdüler.
Anadoluda Türklere gösterdikleri zulüm ve baskıyı artırdılar. Bu arada Antakya yolu ile Şama dönen
Baybars ada aniden hastalanarak 1277 yılında 14 gün süren dizanteri neticesinde vefat etti.
Hayatının en verimli bir devrinde ve saltanatının en parlak ve kudretli bir zamanında ölen Baybars,
taçağ İslam Türk tarihinin en büyük simalarından biridir. Maddi ve manevi bir çok hususiyetlere
sahip, müstesna bir insı. Çok güçlü bir vücuda, sağlam bir iradeye, benzeri görülmemiş bir
cesarete ve parlak bir zekaya sahipti. En önemli ve cesur hareketlerinde bile daima ihtiyatlı hareket
eder, en küçük tedbiri bile almakta ihmalkarlık göstermezdi. Harblerin en tehlikeli anlarında bir nefer
gibi, ön saflarda çarpışır, tehlikelerden çekinmezdi. Sultan Baybars dinine çok bağlı olup, gerek nmal
bir insan ve gerekse hükümdar olup, dinin emirlerine uymaya çok dikkat ederdi. Alimlere karşı saygı ve
hürmet gösterirdi. Ehl-i sünnet mezhebine mensub olan halkının işlerini görmek için ayrı ayrı kadıların
başına kadılkudatlar tayini usülünü ilk önce o koymuştu. Medrese, imaret ve hastahane gibi, hayır
müesseseleri kurarak İslam büyüklerinin ve eski mücahid kahramanların türbelerini tamir ettirdi.
Yoksullara yardımda bulunarak sevgisini kazanmıştı. Yabancı devlet adamlarına karşı takib ettiği
siyasetle Müslüman tüccarların serbest ticaret yapmalarını temin etmişti. Çok önemli bir durum
olmadıkça örfi vergilere başvurmazdı. Mükemmel bir posta teşkilatı kurarak ülkesindeki haberleşmeyi
en iyi şekilde temin etmiştir. Ayrıca geniş bir casus teşkilatı kurmuş ve casusları kontrol eden casuslar
da kullanmıştır. Devrin her türlü kara ve deniz harp mühimmatının yapımına büyük ehemmiyet vermiş,
tersaneler kurdurtmuştur. Harp ganimetlerinin hepsini askerlere dağıtır, böylece askerlerin gönlünü
alırdı.


Haçlılara karşı büyük zaferler kazanan Artuklu emiri. İsmi, Belek bin Behram bin Artuk olup, lakabı
Nuruddevledir. Doğum tarihi bilinmemektedir. Amcası İlgazi, Artukluların Mardin; diğer amcası
Sökmen ise Hısn-Keyfa kolunun beyiydi.
Sökmen Bey, Haçlılara karşı gösterdiği kahramanlıklardan dolayı Selçuklu Sultanı Tutuş tarafından
kendilerine verilen Surve şehrini yeğeni Beleke verdi. Ancak 1098 senesinde, Kudüs ve havalisinin
Fatimilerin eline geçmesinden az sonra, Suruç, Hıristiyanların eline düştü. Belek Bey bundan sonra bir
süre daha amcası Sökmen ve İlgazinin hizmetinde bulundu.
Büyük Selçuklu Sultanı Muhammed Taparın 1110 senesinde bütün Türk emirlerini Mevdudun
komutasında haçlılara karşı sefere memur etmesi üzerine, Belek Bey de muharebeye katıldı. Büyük
yararlılık gösterdi. 1113 senesinde amcası İlgazinin yardımı ile Harput ve Palu bölgesini ele geçiren
Belek Bey, bu bölgede, Artukluların Harput kolunu kurdu. Malatya ile Mengücüklere ait Dersim
(bugünkü Elazığ ve Tunceli çevresi) bölgesini ele geçirerek hakimiyet bölgesini genişletti.
Belek Bey yine amcası İlgazi ile 1119 senesinde Antakya üzerine yürüdü. Frankları Antakya civarında
büyük bir hezimete uğratarak pekçok ganimet elde etti. Bu sırada Mengücük oğlu İshak Bey ile
Trabzon Dukası Konstantin Gabras, Belek Beye karşı ittifak etmişlerdi. Belek Bey, süratle harekete
geçerek müttefik kuvvetleri Şiran bölgesinde imha etti (1120). Beş bin civarında Rum ele geçirildi.
Esirler arasında Trabzon Dukası ile, Melik İshak da bulunuydu. Duka Gabras, 30.000 dinar fidye
ödemek suretiyle serbest bırakıldı. Melik İshak ise, Melik Gazinin damadı olduğu için esir muamelesi
görmedi. Bu sırada amcası İlgazinin ölümü üzerine Haçlılara karşı yapılan savaşların idaresini Belek
Bey üstlendi. 1122 senesinde Urfa kontu Jocelin ile Birecik senyörü Galeranın dusunu imha ederek,
kontu ve senyörü esir aldı ve Harput Kalesine hapsettirdi. Böylece Haçlıların önemli bir kolunu tadan
kaldırdı. Kudüs Kralı İkinci Baudouin intikam almak ve Haçlı kontlarını kurtarmak için büyük bir duyla
harekete geçti. Fakat Belek Bey daha süratli davranarak, Haçlıları Rabanda pusuya düşürüp kılıçtan
geçirdi. Kudüs Kralını ve yeğenini esir alarak, Harput Kalesine hapsetti. Selçuklu Sultanı Mahmud
kazığı zaferlerden dolayı Belek Beyi Haçlılara karşı savaşan Türk kuvvetlerine baş kumandan tayin
etti. Harran ve Tel-başeri ele geçiren Belek Bey, Haleb üzerine yürüdü. Kısa bir sürede Haleb'e giren
Belek Bey, şehri bidat sahibi İsmaililerden temizledi.
Bu sırada Harput Kalesinin tamirinde çalışan Gerger Ermenileri isyan ederek kaledeki esir Haçlı kralı
ile kontları kurtardılar. Durumu haber alan Belek Bey, on beş günde Halepten Harputa geldi. Bu işte
parmağı bulunanları ve ihanet edenleri cezalırdı. Kudüs kralı ile arkadaşlarını Harrana göndererek
ada hapsettirdi. Sonra tekrar Frankların üzerine sefer düzenledi. Müşhile mevkiinde Haçlıları
hezimete uğrattı ve Mucaddat Kalesini fethetti.
Menbic Emiri Hasan bin Gümüştekinin bazı hareketlerinden şüphelendi ve bu şehri ondan almaya
karar verip, amcasının oğlu Timurtaşı bu işe memur etti. Timurtaş, Hasanı ele geçirdi. Fakat Hasanın
kardeşi İsa kaleye kapı ve teslim olmayı kabul etmedi. AyrıcaFranklara haber göndererek yardım
istedi. Bunun üzerine, Maraş kontu Geofroy komutasında on bin kişilik Haçlı dusu Menbic önüne
geldi. Kuşatmayı kaldırmayarak arkasını sağlama alan Belek Bey, 1124 senesi Mayıs ayının beşinde
Haçlı dusuyla karşılaştı. Çok şiddetli geçen muharebe, Türk dusunun büyük zarferi ile sona erdi.
Maraş kontu dahil olmak üzere, zulümleri ile meşhur Haçlı şövalyeleri öldürüldü ve pekçoğu esir edildi.
Bu zaferden sonra Belek Bey, Menbicin muhasarasını şiddetlendirdi. Ancak Belek Bey kuşatma
sırasında mancınıkların yerleştirilmesi gereken yerleri gösterirken kaleden atılan bir ok, sol köprücük
kemiğine saplı. Oku bizzat kendisi çıkaran Belek Bey; “Bu ok bütün Müslümanlara vurulmuş bir
darbedir.” diyerek ruhunu teslim etti (1124). Yeğeni Timurtaş, dunun komutasını ele alarak, cenazeyi
Halebe yolladı; İbrahim aleyhisselamın makamı önüne defnedildi. Daha sonra buraya mükemmel bir
mezar yapıldı.
Belek Bey, ömrünü Haçlılara karşı cihad etmekle geçirdi. Adil, dindar, devrinin en kahramanı ve
Türkiye Selçuklu Sultanı Birinci Kılıç Arslanın takdirini kazanmış bir beydi. Ölümü bütün İslam alemini
mateme boğdu. Hıristiyan tebeası bile, böyle adil ve şefkatli bir beyi kaybetmekten üzüldü. Haçlılar ise,
onun ölümüne ve ondan kurtulmuş olduklarına sevindiler. Belek Bey, Müslümanlığın, Allahü tealanın
emirlerini yapmak, yarattıklarına merhamet etmek olduğunu hakkıyla bildiğinden, herkese iyi davrı
ve insanların takdirini kazı.


Büyük Selçuklu İmparatluğunun beşinci sultanı. Melikşahın büyük oğludur. Babasının ölümü üzerine
henüz çok küçük olan oğlu Mahmud, sultan ilan edildi. Ancak buna rıza göstermeyen vezir
Nizamülmülk ve taraftarları Rey şehrinde Berkyaruku tahta çıkarıp sultan ilan ettiler. Kardeşinin
kuvvetlerini Berucird mevkiinde bozguna uğratan Berkyaruk daha sonra kendisini tanımak şartıyla ona,
İsfehan ve Fars eyaletlerini devretti. Bu arada amcası Tutuş da harakete geçerek Musulu ele
geçirmişti. Berkyaruk Tutuşu yenerek Bağdata girdi ve adına hutbe okuttu. Mücadeleye devam eten
Tutuş, Halep, Harran ve Urfayı ele geçirerek tekrar Sultanın üzerine yürüdü. Z durumda kalan
Berkyaruk, İsfehana kardeşi Mahmudun yanına sığındı. Bu sırada Mahmudun ölümü ile onun
kuvvetlerine de sahib oldu. Daha sonra Rey yakınlarında Tutuşla giriştiği muharebeyi kazı. Savaş
sırasında Tutuşun öldürülmesi ile de ülke içerisinde birlik ve beraberliği sağladı.
Sultan Berkyaruk bundan sonra Anadolu ve Suriyeyi işgale başlayan haçlılar üzerine kuvvetler
sevketti. Ancak emirler arasındaki rekabetler ve Şii Fatımilerin aleyhte faaliyetleri sonucu, Haçlılara
karşı kesin bir zafer elde edemedi.
Bu arada Berkyarukun karşısına Gence Meliki ve kardeşi Mehmed Tapar saltanat iddiasıyla çıktı.
Berkyaruk 1100 yılında Sefid-rudda mağlup oldu ise de; Mehmed Taparı arka arkaya dört defa
bozguna uğrattı. Ahlata sığınan Mehmet Tapar, buranın hükümdarı Sökmeni ve Ani emiri Menuçehri
hizmetine alarak yeniden savaşa hazırlı. Sultan Berkyaruk çok kan akdığını, memleketin harab,
emir ve askerlerin ygun olduğunu, hazinenin boş kaldığını, vergilerin tahsil edilemez bir hale geldiğini
ve nihayet İslam düşmanlarına fırsat verildiğini beyan ederek, gönderdiği bir elçi ile, kardeşini barışa
ikna etti. Böylece 1104te Azerbaycanda Sefid-rud hudut olmak üzere Kafkasyadan Suriyeye kadar
bütün vilayetler Mehmed Taparda kalmak ve Bağdat'ta hutbe Berkyaruk namına okunmak şartıyla, bir
antlaşmaya varıldı.
Selçuklu İmparatluğu iki devlete ayrılmak suretiyle Türkiye ile birlikte üç Selçuk sultanı meydana
çıktı. Lakin bu durum çok kısa sürdü. Zira Berkyaruk vücutça hasta olduğu için, 1104 yılında yirmi altı
yaşında öldü.Sultan Berkyaruk, ülkesini düşünen ve milletinin refahı için çalışan bir kimse idi. Ancak
kardeş kavgalarının hem de birlik ve beraberliğe en muhtaç olunduğu bir döneme rastlaması
Berkyaruku çok üzmüştü. Buna rağmen fırsat buldukça Haçlı kuvvetleri üzerine asker sevk etmekten
ve onlara darbeler vurmaktan geri kalmadı.
Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
1 Ramazan 1438
Miladi:
27 Mayıs 2017

Söz Ola
Savaş yalnız sınırlarda olmaz, savaş bir milletin topyekün ateşe girmesidir. Eğer bu bütünlük sağlanmamışsa zafer tesadüfi,yenilgi kaderdir.
Sultan II. Abdülhamid Han
Osmanlılar Twitter