Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


Beşinci asırda Avrupada yaşamış Hun hükamdarı. 395 yılında bugünkü Macaristanda doğdu. Babası
Avrupa Hun Devletinin kurucusu olan Muncuktur. Çocukluğu ve gençliğinin bir kısmı barış rehinesi
olarak Romada geçti. Amcası Ruganın ölümü üzerine (434) ağabeyi Bleda ile birlikte doğuda Hazar
Denizi kıyılarından batıda Alpler ve Baltık Denizine kadar uzanan bir imparatluğun başına geçti.
Kurnaz bir savaşçıydı, hileyi çok severdi. Acımasız ve çok gururluydu. Bir takım göçebe kavimleri,
Türkleri, Moğolları, Rusya ve Avrupanın diğer kavimlerini çevresinde toplayarak büyük bir savaş
devleti kurdu. Dünyanın tek hakimi olmak istiydu. İlk iş olarak imparatluğun batı bölümünü idare
eden ağabeyi Bledayı öldürdü (445). Merkezi Macaristan olmak üzere, Orta ve Güney Avrupa
üzerinde çok geniş bir alana yayıldı. Tasarladığı Dünya İmparatluğunu kurmak için, Bizansa (Doğu
Roma) saldırdı. 451 yılında yarım milyonluk dusuyla İtalyaya yürüdü. Paniğe kapılan bütün Avrupa
birleşti. Yapılan savaştan kesin bir netice alınamadı. Ertesi yıl birçok şehri ele geçirip, Romaya
yöneldi. Papanın ricaları ve dusunun salgın hastalıklar yüzünden bitkin düşmesi üzerine Romayı
istiladan vazgeçti. Haraca bağlayarak geri döndü.
İldiko isminde bir kadınla evlendiği gece içtiği içki yüzünden şüpheli bir şekilde öldü (453). Ölümünden
hemen sonra koca imparatluk dağıldı.
Hükümdarlığı sırasında bütün Avrupaya kku ve dehşet salmıştır. Avrupalılar kendisine “Allahın
gazabı” derlerdi. Ömrü savaşmakla geçen Attila, Avrupalı milletlerin efsanelerinde barbar, zalim,
acımasız ve çirkin biri olarak yer almıştır.



Hindistanda en büyük İslam Devleti olan Gürganiye Devletinin kurucusu. Asıl adı Zahireddin
Muhammed Babürdür. Timur Han soyundan gelip, babası Sultan Ebu Saidin oğlu, Fergana
hükümdarı Ömer Şeyh Mirzadır.
14 Şubat 1483te Ferganada doğdu. 1493te babasının ölümü üzerine Fergana hükumetine varis oldu.
11 sene Özbek ve Tatar melikleri ile savaş edip, nihayet hakimiyeti sağlayamayacağını anlayarak
güneye indi. 1504te Kabili fethedip kendisine başşehir yaptı. Aynı zama Gazneyi aldı ve kısa
zama Afganistanın büyük bir kısmını içine alan bir devlet kurdu. 1511 Ekiminde Semerkant
İmparatluk tahtına oturdu. Bir ay sonra Taşkenti, Buharayı aldı, bütün Maveraünnehre hakim oldu.
Fakat, bir müddet sonra, Özbekler tarafından ata yurdundan kovuldu.
Babür Şah, 1519da Hayberi geçerek, Hindistana girdi. Pencaba düzenlediği beş sefer sonunda
bütün kuzey Hindistanı fethetti. 1525te Hindistanın tamamını fethetmek üzere Kabilden ayrıldı.
1526da, yani Osmanlıların Mohaç Zaferinden birkaç ay önce, Paniput Meydan Muharebesinde Sultan
İbrahim Ludinin 100.000 asker ve 1.000 filden müteşekkil büyük dusunu yendi. Bu zaferle
Babürlüler (Gürganiye) Devletini kesin olarak kurdu (1526). Böylece Hindistan, Türk İmparatluğu tacı
Ludilerden Babüre geçti.
Bu başarıdan sonra Delhi, Agra ve Hanpuru alan Babür Şah, Agrayı başşehir yaptı. 1527de Hindular
üzerine yürümek için Agradan çıktı. Hindular aralarında ittifak kurduktan sonra, 100.000 kişilik bir du
ve birkaç yüz zırhlı fille yeni Hindistan fatihinin üzerine yürümeye başladılar. Çok kritik ve tarihi bir
ı. Babürün harbi kaybetmesi demek, Ganj Vadisinin Hinduların eline düşmesi, netice itibariyle beş
asırlık Müslüman ve Türk hakimiyetinin Hint kıtasından atılması demekti. Babür 13.500 kişilik pek
seçkin bir Türkistan atlı birliği ile düşman üzerine yürüdü. Yanında Osmanlı Türklerinden Mustafa
Ruminin kuma ettiği bir topçu birliği de bulunuydu. Hindularda ne top, ne de tüfek vardı. Ateşli
silahlar ve Türk atlısının üstün savaş kabiliyeti, Babüre savaşı kazırdı. Düşman tamamen imha
edildi. Bu, Babür Şah için Paniputtan daha büyük bir zaferdi. Biyana civarında geçen bu Kanva
Meydan Muharebesinde birkaç saat içerisinde düşmanı yok eden Babür, “Gazi” ünvanını aldı. Meşhur
Zeynüddin Hafinin tunu Şeyh Zeyn Hafinin kaleme aldığı Zafername, bütün İslam memleketlerinin
hükümdarlarına gönderildi. Bundan sonra Odh (Audh) eyaleti de fethedildi. Ardarda yapılan fetihlerle
Babür İmparatluğunun sınırları çok genişledi.
Babür Şah, 25 Aralık 1530da Agrada öldü ve vasiyeti üzerine pek sevdiği Kabile götürülüp, ada
gömüldü. 1526da kurduğu devlet 1858 senesinde İngilizlerin işgaline kadar, 332 sene varlığını
sürdürmüştür. Kabri üzerine Şah Cihan tarafından 1646da muhteşem bir türbe yaptırıldı. Babür Şah
memleketin imarı için gayret gösterdi. Hindistan ve Afganistanda birçok yollar, kervansaraylar ve
medreseler yaptırıp, fethettiği yerleri mamur hale getirdi. Alim, edip bir zat olan Babür Şah, hayatını
kendisi yazdı. Tüzük-i Baburi (Babürname) adını verdiği bu kitabı, Ekber Şah zamanında Çağatay
dilinden Farsçaya sonra İngilizceye tercüme edilerek neşredildi. Türkçe pek değerli bir Aruz risalesi
yazdı ve kendisine doğduğu zaman Zahirüddin Muhammed adını veren zahiri ve batıni ilimlerin
hazinesi büyük mutasavvıf Hace Ubeydullah-ı Ahrar hazretlerinin Farsça Hanefi fıkhı üzerine yazdığı
Risale-i Validiyyeyi Türkçe nazma çevirdi. Yine Hanefi mezhebine ait fıkıh bilgilerini içine alan
Mübeyyen adlı eseri yazdı. Şiirlerini Divanda topladı. Orjinal yazı stili, “Hatt-ı Baburi” adıyla meşhur
oldu. Babür, Türkçeden başka pek mükemmel surette Farsça, Arapça ve Moğolca biliydu.
Ölümünden sonra “Hazret-i Firdevs-Mekani” ve “Hazret- i Giti-Sitani” (Cihan Fatihi) diye anılmıştır.


Babürlü hükümdarı. Asıl ismi Kutbuddin Şah-ı Alem olup, 1707-1712 yılları arasında saltanat sürdü.
1643 yılında Hindistanın Dekken bölgesindeki Burhanpur şehrinde doğdu. 1663te babasını temsilen
Hindistanın güney ve ta kesimlerini kaplayan Dekken platosu bölgesine gönderildi. 1699da Kabil
valiliğine getirildi. Babasının ölümünde burada bulunuydu. Hemen harekete geçerek saltanatını ilan
eden kardeşi Azam ile Agra yakınlarında Cacavda savaştı ve onu yenerek oğullarını da öldürdü (18
Haziran 1707). Bahadır-I adıyla tahta çıktığında diğer kardeşi Kam Bahş ve Racputlar ayaklılar.
Bahadır Şah, Haydarabat'ta olduğunu haber aldığı kardeşi Kam Bahş ile karşılaştı ve yaptığı
muharebede onu yendi. Savaş sırasında yaralanan Kam Bahş da az sonra öldü.
Böylece saltanata tek başına sahib olan Bahadır Şah, Racput ve Sihlerin ayaklanmalarına müdahale
ederek, üzerlerine yürüdü. Ba idaresindeki Sihler, Longarhda Aralık 1710da mağlup edildiler ve
Pencab Dağlarına kadar sürüldüler. Bahadır Şah-I beş sene süren saltanattan sonra, 27 Şubat
1712de vefat etti. Delhideki Huld Menzil (Ebediyet Konağı) adı verilen türbesine defnedildi.


Hindistanda Babürlü Türk Devletinin son hükümdarı. Asıl ismi Ebül-Muzaffer Siraceddin
Muhammeddir. İkinci Ekber Şahın oğludur. 24 Ocak 1775te doğdu.
1837 yılında babasının ölümü üzerine, 62 yaşında tahta çıktı. Bu sırada devletin kontrolü İngilizlerin
elinde bulunuydu. 20 sene sadece isimden ibaret kalan bir hükümdarlık yaptı. 1857de Kalküta
yakınlarında Müslüman askerler ayaklılar. Süratle büyüyen ayaklanma sonunda askerler Delhide
duruma hakim oldular. İkinci Bahadır fiili bir hükümdar olarak göreve başladı. Camilerde hatipler Delhi
halkını cihada çağırıy ve Bahadır Şahı desteklemeleri için ikazlarda bulunuylardı. İkinci Bahadır,
oğlu Moğol Mirzayı seraskerliğe tayin etti.
Fakat bir süre sonra askerin iaşe masraflarının karşılanmaması yüzünden sipahiler komutanlarını
dinlemeyerek yağmaya başladılar. Bu karışıklıktan faydalanan İngilizler, Sir John Lawrens idaresinde
Delhi harekatını başlattılar. Lawrens, 8 Haziranda Delhi önlerine gelerek İngiliz kuvvetlerini savaş
nizamına soktu. Dört bir yan açılan topçu ateşi Delhide büyük zayiata sebeb oldu. İngiliz birlikleri
açılan surlardan şehre girdiler. Bahadır Şah ve sipahiler iç kaleye (Kale-i Mualla) çekildiler ise de çok
geçmeden teslim oldular. İngilizler batı vahşetinin tipik bir misalini burada göstererek, kendilerine
sığınan saray erkanını kurşuna dizdiler. Mahkemeye sevkedilen İkinci Bahadır Şah ömür boyu hapse
mahkum edildi. Aralık 1858de resmen tahttan indirildi. Burmada Rangun şehrine gönderilen Bahadır
Şah 7 Kasım 1862de öldü.
İkinci Bahadır Şah, alim, hattat ve aynı zama iyi bir şair olup, Zafer mahlası ile şiirler yazardı.


Gücerat Sultanı. İkinci Muzaffer Şahın oğlu olup, doğum tarihi bilinmemektedir. Babasına karşı
ayaklı ise de yenilerek Delhi Sultanı İbrahim Ludiye sığındı. Daha sonra babasının ölümü üzerine
1526da tahta çıktı. 1531 yılında Babürlülerden Malva ve Çitu aldı. Ancak Hümayun Şaha karşı
giriştiği savaşı kaybetti. O sıralarda Ptekizliler ilk defa olarak Hindistana ayak basmışlardı. Bahadır,
Ptekizlilerden yardım isteyeceği sırada Hümayun Şah, Gücerattan ayrıldı. Böylece o, saltanatına
tekrar kavuştu. Ancak bu defa da Ptekizlilerle mücadeleye başladı. 1537 senesinde Ptekiz valisinin
görüşme isteğini kabul ederek gemisine gitti. Ancak buraya geldiğinde Gücerat düşmanı Ptekizliler
üzerine saldırdılar. Bahadır Şah göğüs göğüse çarpışma sırasında şehid oldu (14 Şubat 1537). Bu
hadiseden sonra Ptekizliler Diuyu ele geçirdiler.


Memluklülerin dördüncü sultanı. Asıl adı Seyfeddin olup, 1223 yılında Kıpçak ülkesinde doğdu.
Ülkesine yapılan akınlardan birinde esir edilerek Şama götürüldü ve satıldı. Eyyubi hükümdarı Melik
Salih tarafından affedilmesinden sonra Kahireye geldi ve burada hükümdarın Bahri ünvanını taşıyan
hizmetkarları arasına girdi.
Kuvvetli bir genç olan Baybars, zeka ve kabiliyeti ile az zama kendini gösterdi. Mısırı ele geçirmek
isteyen Fransa kralı St. Louisin kuvvetlerinin bozguna uğratılarak kralın esir edilmesinde büyük rol
oynadı. Aybeg Memluk tahtına çıkınca, onun, kuvvetli emirleri tadan kaldırmasından çekinerek
Mısıra kaçtı. Fakat bir müddet sonra Kutuzun başa geçmesi ile geri dönüp onun hizmetine girdi.
Sultan Kutuz devrinde Moğollar Suriyeyi işgal etmişlerdi. Kutuz kuvvetli bir du hazırladı ve öncü
kuvvetlerinin kumasını Baybarsa verdi. Ayn-Calut Muharebesinde (1260) Moğollar kanlı bir
mağlubiyete uğrayarak geri çekilmeye mecbur oldular. Bu durum Baybarsın şöhretini bir kat daha
artırdı. Bu arada Sultan Kutuzun devlet idaresinde sert ve şiddetli bir yol izlemesi, düşmanlarının
çoğalmasına sebeb oldu. Neticede Sultan Kutuz, 1260 yılı sonunda bir suikaste uğrayarak
öldürülünce, Memluk kabile emirleri Baybarsı sultan olarak tanıdılar.
Hükümdar olduğu zaman yaptığı ilk iş, Kutuzun halktan topladığı ağır vergileri kaldırmak oldu. Böylece
halkın sevgisini kazı. İsyan eden Şam Naibi Sancarı 1261 yılında yaptığı savaşta kolayca mağlup
ve esir ederek Kahire zindanına attırdı. Bu sırada Memlukler için başta Moğollar olmak üzere kuzeyde
Ermeniler, Kıbrıs Krallığı, güneyde Nubyalılar ve batıda Berberiler devamlı bir tehlike arz
etmekteydiler. Bu durumu gözönüne alan Baybars evvela imparatluk içindeki nüfuzunu artırdı.
Kırekdeki Eyyubi emirini öldürttü. Böylece Baybars için imparatluk içinde bir tehlike kalmamıştı.
Bundan sonra dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı faaliyetlere girişti.
1265 ve 1266 yıllarında Suriyeye iki sefer düzenleyerek Kayseriya, Arsuf ve Sis şehirlerini ele geçirdi.
1270 yılında İsmaililer üzerine yürüyerek onları Mısır Devletine vergi vermeye mecbur etti. Moğollara
karşı birçok defa zaferler kazanan Sultan Baybars 1277de Elbistan civarındaki Moğol kuvvetlerini
bozguna uğrattı ise de bunlar Moğolların sadece birkaç müfrezesi idi. Moğollar, memleketinden hayli
uzakta bulunan Baybarstan intikam alabilmek için, müdafaasız Türk halkından binlercesini öldürdüler.
Anadoluda Türklere gösterdikleri zulüm ve baskıyı artırdılar. Bu arada Antakya yolu ile Şama dönen
Baybars ada aniden hastalanarak 1277 yılında 14 gün süren dizanteri neticesinde vefat etti.
Hayatının en verimli bir devrinde ve saltanatının en parlak ve kudretli bir zamanında ölen Baybars,
taçağ İslam Türk tarihinin en büyük simalarından biridir. Maddi ve manevi bir çok hususiyetlere
sahip, müstesna bir insı. Çok güçlü bir vücuda, sağlam bir iradeye, benzeri görülmemiş bir
cesarete ve parlak bir zekaya sahipti. En önemli ve cesur hareketlerinde bile daima ihtiyatlı hareket
eder, en küçük tedbiri bile almakta ihmalkarlık göstermezdi. Harblerin en tehlikeli anlarında bir nefer
gibi, ön saflarda çarpışır, tehlikelerden çekinmezdi. Sultan Baybars dinine çok bağlı olup, gerek nmal
bir insan ve gerekse hükümdar olup, dinin emirlerine uymaya çok dikkat ederdi. Alimlere karşı saygı ve
hürmet gösterirdi. Ehl-i sünnet mezhebine mensub olan halkının işlerini görmek için ayrı ayrı kadıların
başına kadılkudatlar tayini usülünü ilk önce o koymuştu. Medrese, imaret ve hastahane gibi, hayır
müesseseleri kurarak İslam büyüklerinin ve eski mücahid kahramanların türbelerini tamir ettirdi.
Yoksullara yardımda bulunarak sevgisini kazanmıştı. Yabancı devlet adamlarına karşı takib ettiği
siyasetle Müslüman tüccarların serbest ticaret yapmalarını temin etmişti. Çok önemli bir durum
olmadıkça örfi vergilere başvurmazdı. Mükemmel bir posta teşkilatı kurarak ülkesindeki haberleşmeyi
en iyi şekilde temin etmiştir. Ayrıca geniş bir casus teşkilatı kurmuş ve casusları kontrol eden casuslar
da kullanmıştır. Devrin her türlü kara ve deniz harp mühimmatının yapımına büyük ehemmiyet vermiş,
tersaneler kurdurtmuştur. Harp ganimetlerinin hepsini askerlere dağıtır, böylece askerlerin gönlünü
alırdı.
Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
29 Zi'l-Hicce 1438
Miladi:
21 Eylül 2017

Söz Ola
Saltanat dedikleri ancak cihan kavgasıdır Olmaya baht-ü saadet dünyada vahdet gibi Kanûni Sultan Süleyman Han
Osmanlılar Twitter