Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


Timurluların Semerkdaki hükümdarlarından. İsmi Ahmed, babası, Timur Hanın tunlarından
Sultan Ebu Said bin Muhammeddir. Annesi, Ordu Buga Tarhanın kızı idi. Semerkda 1451
senesinde doğdu. Mükemmel bir tahsil ve terbiye gördü. Devrin en büyük alimlerinden Silsile-i
aliyyenin on sekizincisi, müslümanların gözbebeği Ubeydullah-ı Ahrar hazretlerinin sohbetinde
bulunup, terbiyesinde yetişti. Ondan feyz aldı. Zahiri ve batıni ilimlerde derin alim oldu. İlm-i siyasetin,
şahikasına yükseldi. Semerk ve Buharanın idaresi verildi. Buraları, adilane bir şekilde idare etti.
Şehzadeliğinde, Yunus Hanın kızı Mihr-Nigar Hanım ile evlendi.
Babası Ebu Said Mirza, 1469 senesinde Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasanla harp ederken vefat
edince, Semerk tahtına geçti. Akkoyunlulara mağlubiyetle dağılmaya yüz tutan Timuroğulları
Devletine hakim oldu. Merkezi Semerk olmak üzere, Maveraünnehr-Timurlu Devletinin başına
geçti. Yirmi beş sene hükümdarlık yaptı. Devrinde Orta Asya, Çok hareketli siyasi hadiselere sahne
olmasına rağmen, ülkesini sulh ve sükun içerisinde idare etti. İktidarının ilk yıllarında isyan eden
kardeşi Sultan Mahmudu yendi. Bunun üzerine Sultan Mahmud, büyük bir duyla kardeşi Sultan
Ahmed Mirzanın hakim olduğu Semerk şehrini kuşattı. Ahmed Han, hocası Ubeydullah-ı Ahrar
hazretlerinin duası ve tavsiyeleri ile kardeşinin kuvvetlerini bozguna uğrattı. Bundan sonra 25 sene
adaletle hüküm sürdü. Sağladığı imkanlarla, devrinde pek kıymetli alimler, işinde mahir sanatkarlar ve
devlet adamları yetişti. Sultan Ahmed Mirza hocası Ubeydullah-ı Ahrar hazretlerinin vefatından dört
sene sonra 45 yaşındayken vefat etti (1494).
Ahmed Mirza, Allahü tealanın emirlerini eksiksiz yerine getirir, beş vakit namazını cemaatle kılardı.
Tebeasına adaletle muamele ederdi. Hocası Ubeydullah-ı Ahrarın (kuddise sirruh) ve sohbet ehlinin
meclisinde edeple otururdu. Hocasının meclisinde otururken, edebinden dizini bile değiştirmezdi. En
yakınları yanında dahi bu edebini muhafaza eder, kimsenin yanında ayaklarını uzatmaz, asil ve
vakurane hareket ederdi. Türkistan, Maveraünnehr ve diğer beldelerdeki alim ve velilerin hayat ve
menkıbelerini anlatan ve okuyanın ihlasını arttıran Reşahat kitabında Sultan Ahmed Mirzanın bu hali
ile ilgili olarak şunlar anlatılır:
“Bir gün Sultan Ahmed Mirza, Hace Ubeydullah-ı Ahrar hazretlerini, Maturid köyünden ziyarete
gelmişti. Huzuruna girince, geride, iki dizi üzerine edeple oturdu. Ubeydullah-ı Ahrar, ona çok iltifat etti.
Buna rağmen Sultan Ahmed Mirza, onun heybeti karşısında tir tir titriy, alnından ter damlaları
dökülüydu.”
Her icraatını, Ubeydullah-ı Ahrar (kuddise sirruh) ile istişare eder, onun tavsiyesi ile hareket ederdi.
Bütün icraatı, İslamiyete uygundu. Az konuşurdu. Çok cesurdu. Mükemmel ok kullanırdı. Harp talimi
için sık sık ava çıkardı.
Sultan Ahmed Mirza, şehzadeyken, babası Ebu Said onu, Yunus Hanın kızı Mihr-Nigar Hanım ile
evlendirdi. Değişik zamanlarda Tarhan Beğim, Kutuk Beğim, Hanzade Beğim, Latife Beğim ve Habibe
Sultan Beğim adlı hanımlar ile evlendi. İki oğlu olduysa da küçük yaşta vefat etti. Kara Göz, Rabia
Sultan Beğim, Ak Beğim dedikleri Saliha Sultan Beğim, Ayşe Sultan Beğim ve Masume Sultan Beğim
adında beş kızı vardı.



Anadolu Selçuklu sultanı, Sultan Birinci Gıyaseddin Keyhüsrevin oğlu. Doğum tarihi bilinmemektedir.
Çok iyi bir tahsil ve terbiye ile yetiştirildi. Türk-İslam ananesine göre Emir Seyfeddin, Ay-Aba ve Emir
Bedreddin Gevhertaş kendisine atabek tayin edildi. Ana dili olan Türkçenin yanında, Farsça, Rumca
ve Arapça öğrendi. Ayrıca yüksek İslami ilimleri ve astronomiyi öğrendi. 1205te Tokatın melikliğine
(valiliğine) tayin edilerek devlet idaresini öğrendi ve tecrübe sahibi oldu. Babasının vefatı üzerine
Sultanlığa ağabeyi birinci Keykavus seçildi. Bunu kabul etmeyip tahta geçmek isteyen Keykubad,
Erzurum meliki Tuğrul Şah ile anlaşarak Kayserideki ağabeyinin üzerine yürüdü. Fakat taraftarları
ağabeyi ile birleşince Ankara Kalesine sığındı. Keykavus, Ankara Kalesini kuşatarak Keykubadı ele
geçirdi ve Malatyadaki Minşar Kalesine hapsetti.
Keykavusun ölümü üzerine 1220 yılında tahta çıktı. Onun genişleme ve büyük devlet haline gelme
siyasetine devam etti. Önce, Ermenilerle Doğu Latinler arasındaki çatışmadan faydalanarak
Ermenilerin elindeki Kalonos Kalesini aldı. Yeniden inşa edilen ve sağlam surlarla çevrilen şehre
Sultanın ismine izafeten Alaiye (Alanya) ismi verildi.
Bu sırada Artuklulardan Diyarbekir hükümdarı olan Mesudun Keykubad adına okunan hutbeyi
kaldırması üzerine buraya Mubarezeddin Çavlı kumasında bir du gönderdi. Bu du, Mesudun
dusunu yendi ve Çemişgezek gibi bazı kaleleri ele geçirdi. Ayrıca, Eyyubi hükümdarı Melik Eşrefin
yardımcı olarak gönderdiği kuvvetleri de bozguna uğrattı. Bundan sonra, Eyyubilerle iyi geçinmek
isteyen Alaeddin Keykubad esir aldığı Eyyubi kumandanlarını serbest bıraktı. Aynı şekilde Melik
Mesudu da bazı hediyeler mukabili yerinde bıraktı.
Sultan Alaeddin, Trabzon-Rum İmparatluğunun gücünü kırmak için Sinopta bir donanma kurdu. Bu
arada Selçuklu tüccarlarının şikayetleri üzerine Kastamonu emiri Hüsameddin Çobanı Karadeniz
donanmasıyla Kırım Seferine memur etti. Emir Çoban önemli bir ticaret şehri olan Sugdakı fethetti.
Şehirde bir cami inşa ettirdi ve askerlerini yerleştirdiği bir garnizon kurdu. Ruslar, Sugdakın Selçuklu
hakimiyeti altına girmesini tanımak zunda kaldılar.
Güneyden gelen ticaret yollarını tehdit eden küçük Ermenistan krallığını cezalırmak üzere
Mübarezeddin Çavlı ve Mübarezeddin Ertokuş kumasında bir du göndererek İçeli devletin
toprakları arasına kattı. 1226-28 tarihleri arasında Mengücüklerin başına geçen Davud Şah bin
Behramşahın Anadolu Selçukluları aleyhine Tuğrul Şah, Harezmşah Celaleddin Mengüberdi ve
İsmaili reisi Alaeddinle ittifak ettiğini duyan Alaeddin Keykubad, bunlara karşı harekete geçerek
Erzincan, Kemah ve Şebinkarahisarı devletine kattı. Bu esnada Celaleddin Mengüberti Ahlata
saldırdı. Bunun sonucu Yassıçimende 1230da vuku bulan savaşta Celaleddini büyük bir yenilgiye
uğrattı ve Erzurumu kolayca ele geçirdi. Ancak Türk ve Müslüman devletler arasında vuku bulan bu
savaşlar, Anadolu'ya doğru harekete geçen Moğolların işini kolaylaştırmaktan öte bir işe yaramadı.
Bilhassa Harezmşahların gücünün kırılması, Moğollar önünde durabilecek önemli bir kuvvetin tadan
kalkmasına sebeb oldu.
Nitekim Gergoman Noyan komutasındaki Moğollar Sivasa kadar gelerek, buraları yakıp yıktılar.
Selçuklu kuvvetleri, Moğolları Erzuruma kadar takip ettiyse de yetişemedi. Bu Moğol akınının, Gürcü
kraliçesi Rosudanın tahrikiyle meydana geldiğinin anlaşılması üzerine, Gürcistana sefer düzenlendi.
Gürcülerle yapılan savaşlarda, Gürcü kuvvetleri bozguna uğratıldı ve yapılan anlaşmayla Gürcistanda
bazı kaleler, Anadolu Selçuklu Devletine bırakıldı.
Moğol tehlikesini gören Alaeddin Keykubad, doğu sınırlarını sağlamlaştırdı. Bu sağlamlaştırma
esnasında Ahlat feth edildi. Ancak bu fetih, Eyyubilerle arasının bozulmasına yol açtı. Eyyubilerin
gönderdikleri duyu, Tosların güneyinde yenerek, Harput ve Urfayı ele geçirdi. Vefatından önce
gelen Moğol elçilerini ustaca idare ederek, Anadoluyu Moğol istilasından kurtardı. 1237de Kayseride
vefat etti.
Alaeddin Keykubad, büyük bir siyasetçi ve asker olduğu kadar da ilim adamıydı. Alimleri sarayında
toplar, onları kurdu. Saltanatı müddetince Anadoluda geniş çapta imar hareketlerinde bulundu.
Yaptırdığı kervansaray, kale ve sarayların kalıntıları Anadolunun muhtelif yerlerinde hala
bulunmaktadır.


Gazneli Devletinin kurucusu. Samanoğulları Devletinin hizmetindeyken duda en küçük dereceden
başlayarak Hassa dusu kumandanlığına ve hacibül-hüccablığa kadar yükseldi. Abdülmelikin
hükümdarlığı esnasında fiilen idareyi eline aldı. Vezirliğe Ebu Ali el-Belamiyi tayin ettirdi. Fakat vezir,
tamamen Alp Tiginin tesiri altında kaldığından ondan kurtulmak için Hasan valiliğine gönderilmesini
sağladı (961). Abdülmelikin ölümü üzerine çocuk yaştaki kardeşi Mansur hükümdar oldu. Bunun
iktidara getirilmesini Alp Tigin istememişti. Bu sebepten Belh şehrine çekildi. Burada Samaniler
tarafından üzerine gönderilen duyu yenerek Gazneye gitti (962). Gaznedeki yerli hanedanlığı
devirerek müstakil bir devlet kurdu. Ölümü hakkında kesin bir tarih yoksa da bazıları 963 de öldüğünü
kabul ederler. Vefatından sonra yardımcısı ve damadı olan Sebüktekin, yerine geçti. Bunun oğlu
meşhur Mahmud Sebüktekin zamanında, Gazne Devleti en parlak devrini yaşamıştır.


Selçuklu Devleti hükümdarı, Türk milletinin en büyük kahramanlarından. Selçuklu Devletinin
kurulmasında önemli rolü olan Hasan valisi Çağrı Beyin oğludur. 20 Ocak 1029da doğdu. İyi bir
tahsil gördü, sayısız zafer kazanarak mertliği ve iyi kumandanlığı ile ün saldı. Babasının ölümünden
sonra Hasan valisi oldu. Amcası Tuğrul Bey, 4 Eylül 1063te öldüğü zaman vasiyeti üzerine Selçuklu
tahtına Alparslanın ağabeyi Süleyman getirildi, fakat Türk beyleri buna itirazda bulundular ve
Alparslanı hükümdar tanıdılar.
Alparslan 27 Nisan 1064te büyük bir törenle tahta çıktı. Amcasının vezirliğini yapan ve Süleymanın
tahta çıkmasını isteyen Amidülmülk Kündiriyi azledip, büyük bir devlet adamı olarak tarihe adı geçen
Nizamülmülkü vezir tayin etti. Başına buyruk beylerle mücadeleye girişen Alparslan, hepsini bir bayrak
altına toplamayı başardı. Böylece Selçuklu Devleti kuvvetlendi.
1064 yılının sonuna doğru Alparslan, Bizans İmparatluğunun üzerine yürüdü. Gürcistanı zaptetti.
İsyan eden kardeşi Kavurdu itaate zladı. 1065te Amuderya ırmağını geçti, o bölgedeki hükümdarla
anlaştı. Alparslanın beyleri, Anadoluda akınlar yapıp sayısız zafer kazılar. Selçuklu Sultanının
gittikçe kuvvetlenmesi Bizans İmparatluğunu telaşlırdı. İmparat Romanos Diyojenes dusunu
toplayıp sefere çıktı. Paluya geldiğinde Malatyada bıraktığı dusunun Türkler tarafından perişan
edildiği haberini aldı. Geri dönmeye mecbur kaldı.
1070 yılında Alparslan, Hasan ve Irak dularının başında Azerbaycana girdi, sınırdaki kaleleri
fethetti. Van gölünün kuzeyinden geçerek Malazgirt önüne vardı, kale teslim oldu. Diyarbekir'den
Elcezireye girdi, Urfayı kuşattı. Mısırda birbirleriyle mücadele eden Fatımi komutanları, Alparslanı
Mısırı almaya teşvik ediylardı. 1071 yılında Selçuklu dusu Halepte toplı.
Alparslanın Mısır Seferine çıktığını öğrenen Bizans İmparatu Diyojenes son bir hamle yapmayı
düşündü. Azerbaycana kadar giderek Türk kalelerini zapta ve Türkleri Anadoludan atmaya karar
verdi. Rumelide yaşayan Peçenek ve Oğuz Türklerini de dusuna kattı. 13 Mart 1071de 200.000
kişilik Bizans dusu İstanbuldan yola çıktı. İmparat, halkına büyük zaferle dönmeyi vad etmişti.
Diyojenes ve dusu yol boyunca katliam yaparak Erzurum yoluyla Malazgirte ulaştı. Halebi teslim
aldığı sırada Bizans dusunun gelmekte olduğunu öğrenen Alparslan, Mısır Seferinden vazgeçip
kuzeye doğru yola çıktı. Bizans dusunun harekatını günü gününe haber alarak, vaziyetini ona göre
ayarladı. Musul, Rakka, Urfa yoluyla Diyarbekir ve Bitlise ulaştı. Ordusundan on bin kişilik bir kuvvet
ayırıp Ahlata gönderdi. Bizans kuvvetleri ile ilk çarpışma Ahlatta oldu. Bizanslılar bozuldu. Buna iyice
kızan imparat, Malazgirt Kalesine hücum edip, içerde yaşayan kadın-çocuk, ihtiyar ne varsa hepsini
öldürdü. Malazgirte doğru devamlı yol alan Alparslan 24 Ağustos günü Malazgirtin doğusundaki
Rahva Ovasına ulaştı. Ahlata gönderilen kuvvetlerin gelmesi ile kısa bir zama karşısına çıkmasına
şaşıran Bizans İmparatu da, dusunu Rahva Ovasının öbür tarafında düzene koydu. Anlaşma
tekliflerinin reddetilmesi üzerine savaş hazırlıkları başladı.
26 Ağustos Cuma günü askerlerini toplayan Alparslan atından inerek secdeye vardı ve; “Ya Rabbi
Seni kendime vekil yapıy; azametin karşısında yüzümü yere sürüy ve senin uğrunda savaşıyum.
Ya Rabbi Niyetim halistir; bana yardım et; sözlerimde hilaf varsa beni kahret” diye dua etti. Sonra
atına binerek askerlerine döndü ve; “Ey askerlerim Eğer şehid olursam bu beyaz elbise kefenim
olsun. O zaman ruhum göklere çıkacaktır. Benden sonra Melikşahı tahta çıkarınız ve ona bağlı
kalınız. Zaferi kazanırsak istikbal bizimdir.”
Bu sözler duyu coşturdu. Büyük şevkle ileri atıldılar. Alparslan son derece kurnazca bir harp taktiği
planlamıştı. Hilal şeklinde yaydığı dusuyla akşama kadar Malazgirt meydanında dövüştü. Şaşkına
dönen Bizans dusu, hilalin içine düştü. 200.000 kişilik koca du perişan oldu. İmparat esir edildi
(Bkz. Malazgirt Meydan Muharebesi).
Sultan Alparslan savaştan sonra huzuruna getirilen imparatu, hiç ümid etmediği şekilde affetti.
Bizans imparatunun harp tazminatı ödemesi, her yıl haraç ve ihtiyac halinde Selçuklu dusuna
asker göndermesi karşılığında barış laşması yapıldı. Fakat Diyojenes, İstanbula geri dönerken,
Bizas tahtının el değiştirmesi, laşmayı geçersiz kıldı. Alparslan da, Selçuklu şehzadelerini
Anadoluyu fetihle görevlendirdi. Türkler, kısa zama Anadoluya hakim oldular.
Sultan Alparslan, Malazgirt zaferinden sonra 1072 senesinde çok sayıda atlı ile Maveraünnehre doğru
sefere çıktı. Türkleri bir bayrak altında toplamak istiydu. Ordunun başında Buharaya yaklaştı.
Amuderya nehri üzerinde bulunan Hana kalesini muhasara etti. Kale komutanı, batıni sapık fırkasına
mensup Yusuf el-Harezmi, kalenin fazla dayanamayacağını anladı ve teslim olacağını bildirdi. Hain
Yusuf, Alparslanın huzuruna çıkarıldığı sırada Sultana hücum edip, hançer ile yaraladı. Yusufu
derhal öldürdüler. Fakat Sultan Alparslan da aldığı yaralardan kurtulamadı. Dördüncü günü, 25 Ekim
1072 tarihinde; “Her ne zaman düşman üzerine azmetsem, Allahü tealaya sığınır, Ondan yardım
isterdim. Dün bir tepe üzerine çıktığımda, askerimin çokluğundan, dumun büyüklüğünden bana,
ayağımın altındaki dağ sallanıy gibi geldi. “Ben, dünyanın hükümdarıyım. Bana kim galip gelebilir?”
diye bir düşünce kalbime geldi. İşte bunun neticesi olarak, cenab-ı Hak, aciz bir kulu ile beni
cezalırdı. Kalbimden geçen bu düşünceden ve daha önce işlemiş olduğum hata ve kusurlarımdan
dolayı Allahü tealadan af diliy, tövbe ediyum. La ilahe illallah Muhammedün resulullah...” diyerek
şehid oldu. Tahran yakınlarındaki Rey şehrine defnedildi. Yerine oğlu Melikşah geçti.
Sultan Alparslan saltanatı müddetince İslam dinine hizmet etti. İslamiyeti içten yıkmaya çalışan gizli
düşmanlara ve batıni, şii hareketlerine karşı çok hassastı. Hatta bir defasında; “Kaç defa söyledim. Biz,
bu ülkeleri Allahü tealanın izniyle silah kuvveti ile aldık. Temiz müslümanlarız, bidat nedir bilmeyiz. Bu
sebepledir ki, Allahü teala, halis Türkleri aziz kıldı.” demişti.
Alparslan, büyük tarihi zaferlerinin yanısıra, medreseler kurmak, ilim adamlarına ve talebeye vakıf
geliri ile maaşlar tahsis etmek, imar ve sulama tesisleri vücuda getirmek suretiyle de hizmetler yaptı.
İmam-ı azamın türbesini, Harezm Camiini ve Şadyah kalesi gibi pek çok eser inşa ettirdi.
Zamanında; İmam-ı Gazali, İmam-ül-Haremeyn Cüveyni, Ebu İshak eş-Şirazi, Abdülkerim Kuşeyri,
İmam-ı Serahsi gibi büyük alimler yetişmişti


Beşinci asırda Avrupada yaşamış Hun hükamdarı. 395 yılında bugünkü Macaristanda doğdu. Babası
Avrupa Hun Devletinin kurucusu olan Muncuktur. Çocukluğu ve gençliğinin bir kısmı barış rehinesi
olarak Romada geçti. Amcası Ruganın ölümü üzerine (434) ağabeyi Bleda ile birlikte doğuda Hazar
Denizi kıyılarından batıda Alpler ve Baltık Denizine kadar uzanan bir imparatluğun başına geçti.
Kurnaz bir savaşçıydı, hileyi çok severdi. Acımasız ve çok gururluydu. Bir takım göçebe kavimleri,
Türkleri, Moğolları, Rusya ve Avrupanın diğer kavimlerini çevresinde toplayarak büyük bir savaş
devleti kurdu. Dünyanın tek hakimi olmak istiydu. İlk iş olarak imparatluğun batı bölümünü idare
eden ağabeyi Bledayı öldürdü (445). Merkezi Macaristan olmak üzere, Orta ve Güney Avrupa
üzerinde çok geniş bir alana yayıldı. Tasarladığı Dünya İmparatluğunu kurmak için, Bizansa (Doğu
Roma) saldırdı. 451 yılında yarım milyonluk dusuyla İtalyaya yürüdü. Paniğe kapılan bütün Avrupa
birleşti. Yapılan savaştan kesin bir netice alınamadı. Ertesi yıl birçok şehri ele geçirip, Romaya
yöneldi. Papanın ricaları ve dusunun salgın hastalıklar yüzünden bitkin düşmesi üzerine Romayı
istiladan vazgeçti. Haraca bağlayarak geri döndü.
İldiko isminde bir kadınla evlendiği gece içtiği içki yüzünden şüpheli bir şekilde öldü (453). Ölümünden
hemen sonra koca imparatluk dağıldı.
Hükümdarlığı sırasında bütün Avrupaya kku ve dehşet salmıştır. Avrupalılar kendisine “Allahın
gazabı” derlerdi. Ömrü savaşmakla geçen Attila, Avrupalı milletlerin efsanelerinde barbar, zalim,
acımasız ve çirkin biri olarak yer almıştır.


Hindistanda en büyük İslam Devleti olan Gürganiye Devletinin kurucusu. Asıl adı Zahireddin
Muhammed Babürdür. Timur Han soyundan gelip, babası Sultan Ebu Saidin oğlu, Fergana
hükümdarı Ömer Şeyh Mirzadır.
14 Şubat 1483te Ferganada doğdu. 1493te babasının ölümü üzerine Fergana hükumetine varis oldu.
11 sene Özbek ve Tatar melikleri ile savaş edip, nihayet hakimiyeti sağlayamayacağını anlayarak
güneye indi. 1504te Kabili fethedip kendisine başşehir yaptı. Aynı zama Gazneyi aldı ve kısa
zama Afganistanın büyük bir kısmını içine alan bir devlet kurdu. 1511 Ekiminde Semerkant
İmparatluk tahtına oturdu. Bir ay sonra Taşkenti, Buharayı aldı, bütün Maveraünnehre hakim oldu.
Fakat, bir müddet sonra, Özbekler tarafından ata yurdundan kovuldu.
Babür Şah, 1519da Hayberi geçerek, Hindistana girdi. Pencaba düzenlediği beş sefer sonunda
bütün kuzey Hindistanı fethetti. 1525te Hindistanın tamamını fethetmek üzere Kabilden ayrıldı.
1526da, yani Osmanlıların Mohaç Zaferinden birkaç ay önce, Paniput Meydan Muharebesinde Sultan
İbrahim Ludinin 100.000 asker ve 1.000 filden müteşekkil büyük dusunu yendi. Bu zaferle
Babürlüler (Gürganiye) Devletini kesin olarak kurdu (1526). Böylece Hindistan, Türk İmparatluğu tacı
Ludilerden Babüre geçti.
Bu başarıdan sonra Delhi, Agra ve Hanpuru alan Babür Şah, Agrayı başşehir yaptı. 1527de Hindular
üzerine yürümek için Agradan çıktı. Hindular aralarında ittifak kurduktan sonra, 100.000 kişilik bir du
ve birkaç yüz zırhlı fille yeni Hindistan fatihinin üzerine yürümeye başladılar. Çok kritik ve tarihi bir
ı. Babürün harbi kaybetmesi demek, Ganj Vadisinin Hinduların eline düşmesi, netice itibariyle beş
asırlık Müslüman ve Türk hakimiyetinin Hint kıtasından atılması demekti. Babür 13.500 kişilik pek
seçkin bir Türkistan atlı birliği ile düşman üzerine yürüdü. Yanında Osmanlı Türklerinden Mustafa
Ruminin kuma ettiği bir topçu birliği de bulunuydu. Hindularda ne top, ne de tüfek vardı. Ateşli
silahlar ve Türk atlısının üstün savaş kabiliyeti, Babüre savaşı kazırdı. Düşman tamamen imha
edildi. Bu, Babür Şah için Paniputtan daha büyük bir zaferdi. Biyana civarında geçen bu Kanva
Meydan Muharebesinde birkaç saat içerisinde düşmanı yok eden Babür, “Gazi” ünvanını aldı. Meşhur
Zeynüddin Hafinin tunu Şeyh Zeyn Hafinin kaleme aldığı Zafername, bütün İslam memleketlerinin
hükümdarlarına gönderildi. Bundan sonra Odh (Audh) eyaleti de fethedildi. Ardarda yapılan fetihlerle
Babür İmparatluğunun sınırları çok genişledi.
Babür Şah, 25 Aralık 1530da Agrada öldü ve vasiyeti üzerine pek sevdiği Kabile götürülüp, ada
gömüldü. 1526da kurduğu devlet 1858 senesinde İngilizlerin işgaline kadar, 332 sene varlığını
sürdürmüştür. Kabri üzerine Şah Cihan tarafından 1646da muhteşem bir türbe yaptırıldı. Babür Şah
memleketin imarı için gayret gösterdi. Hindistan ve Afganistanda birçok yollar, kervansaraylar ve
medreseler yaptırıp, fethettiği yerleri mamur hale getirdi. Alim, edip bir zat olan Babür Şah, hayatını
kendisi yazdı. Tüzük-i Baburi (Babürname) adını verdiği bu kitabı, Ekber Şah zamanında Çağatay
dilinden Farsçaya sonra İngilizceye tercüme edilerek neşredildi. Türkçe pek değerli bir Aruz risalesi
yazdı ve kendisine doğduğu zaman Zahirüddin Muhammed adını veren zahiri ve batıni ilimlerin
hazinesi büyük mutasavvıf Hace Ubeydullah-ı Ahrar hazretlerinin Farsça Hanefi fıkhı üzerine yazdığı
Risale-i Validiyyeyi Türkçe nazma çevirdi. Yine Hanefi mezhebine ait fıkıh bilgilerini içine alan
Mübeyyen adlı eseri yazdı. Şiirlerini Divanda topladı. Orjinal yazı stili, “Hatt-ı Baburi” adıyla meşhur
oldu. Babür, Türkçeden başka pek mükemmel surette Farsça, Arapça ve Moğolca biliydu.
Ölümünden sonra “Hazret-i Firdevs-Mekani” ve “Hazret- i Giti-Sitani” (Cihan Fatihi) diye anılmıştır.
Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
26 Şevval 1438
Miladi:
21 Temmuz 2017

Söz Ola
Saltanat dedikleri ancak cihan kavgasıdır Olmaya baht-ü saadet dünyada vahdet gibi Kanûni Sultan Süleyman Han
Osmanlılar Twitter