Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


Maveraünnehr bölgesinde kurulan Şeybani Hanedanlığının büyük hükümdarlarından. İsmi, Abdullah
bin İskender bin Ebül-Hayrdır. 1533 (H.940) senesinde Aferinkendde doğdu. Doğduğu zaman babası
İskender Han, duasını almak için büyük alim Ubeydullah-ı Ahrarın talebesi ve zamanın alimi Hace
Kasım Kaşaniye götürdü. Hace Kaşani, Abdullah Hanın salih bir kişi olması için dua ettikten sonra;
“Bu çocuk, ileride büyük bir sultan olacak.” dedi ve belindeki deve tüyünden yapılmış olan kuşağını
çıkarıp, Abdullah Hana sardı. Onun, alimler elinde terbiye edilmesini tavsiye etti. Aklı ve zekasının
çokluğu, üstün kabiliyeti ile devrin kıymetli alimlerinden ders alarak çok iyi bir şekilde yetiştirildi.
Kuran-ı kerimi, akli ve nakli ilimleri ve devlet idaresini çok mükemmel öğrendi. Babasının, devlet
erkanının, alimlerin ve çevresinin takdirini kazı. İskender Han, oğlu Abdullaha çok itimad
ettiğinden, şehzadeliğinde devlet idaresiyle vazifelendirdi.
Babası tarafından Kermine bölgesine vali olarak tayin edilince, idarecilikteki kabiliyetini ortaya koydu.
Bu bölgede ilk işi, topraklarına saldıran çevre beyliklerin hücumlarını önlemek oldu. Taşkent ve
Semerk hakimlerine karşı mücadele etti. Onları tesirsiz hale getirdi. Buhara ve Şehr-i Sebz
istikametinde seferler yaptı. Abdullah Han, 1557 senesi ilkbaharında Buharayı alıp, payitaht yaptı.
Babası, memleketin idaresini Abdullah Hana bıraktı. Babasının vefatına kadar, on üç sene onun
namına ülkeyi idare etti. Babasının vefatından sonra Abdullah Han, ülke topraklarını, Kuzey
Türkistana kadar genişletti. Onun hakim olması ile bu bölgelerdeki halk, sulh ve sükuna kavuştu.
Abdullah Han, sapık Safevilere ve Ruslara karşı, zamanın en büyük devleti Osmanlılarla münasebet
kurdu. Hindistandaki büyük İslam devleti Babürlüler (Gürganiler) ile de dostane münasebetlerde
bulunup, müttefik oldular. Özbek Sultanı Abdullah Han ve Osmanlı sultanları, doğu ve batı Türklüğü ile
Ehl-i sünnet Müslümanları birbirinden ayıran rafizi Safevileri tadan kaldırmak istediler. Devrin en
mükemmel silah ve tekniğine sahib olan Osmanlılar, Özbeklere ateşli silahlar, teknik alet ve edevat ile
bunları kullanacak eleman gönderdiler. Abdulah Hanın Osmanlılardan aldığı teknik yardım, Özbeklerin
hakimiyetini kuvvetlendirdi. Bu yardımlarla Safevilere, Rus ve asilere karşı daha da üstün duruma
geçti. Ruslara karşı destanlaşan mücadeleler verdi.
Doğu ve Batı İslam alemini birleştirmek, Safevi-İran engelini aşmak ve Rusların Asyaya yayılmasını
önlemek için, Don-Volga kanalını açmaya teşebbüs edildi. Bu kanalla Osmanlılar, Don ve Volga
nehirleri vasıtasıyla Hazar Denizine ulaşmak ve Asyadaki Ehl-i sünnet itikadındaki Türkler ile daha
yakın münasebet kurmak istiylardı. Abdullah Han, 1587 senesinde Osmanlılara elçi göndererek,
Ejderhan da denilen Astırhan Hanlığı arazisine sefer tertiplenmesini istedi. Osmanlılar, Ejderhan ve
Kazan seferi olarak bilinen seferler düzenlediler. Abdullah Han ise, Rusların; Astırhan ve Hazar
Denizindeki faaliyetleriyle, Orta Asyaya yayılma teşebbüsü ile ciddi şekilde ilgilendi. Tabıldaki Küçüm
Hana maddi ve manevi yardımda bulundu. Başkurdistandaki Nogaylı Urus Mirzaya da külliyetli
mikdarda yardımda bulundu. Rus aleyhdarı faaliyetleri başlattı. Rusların, daha on altıncı asrın
sonlarında Orta Asyada görünmesinin önüne geçti. İdil Nehrinin doğusundaki bütün memleketleri,
Türkistanı nüfuzu altına aldı. 1588de Safeviler üzerine sefere çıkarak Heratı fethetti. Sapıkları
cezalırıp, müslümanları rahatlattı. Kendisi Nişapur, Sebzvar ile diğer şehir ve kaleleri fethederken,
oğlu Abdülmümin de, İranın Meşhed, İsfehan ve daha bazı mühim şehirlerini zabtetti. 1594 (H.1003)
senesi başında İstanbula bir elçi gönderip, muvaffakiyetlerini halife-i müslimine arz etti. Osmanlılar da,
Abdullah Hana bir elçilik heyeti ile birlikte, teknik yardım ve eleman gönderdiler. Abdullah Han 1595
(H.1004) senesinde, Semerkda 62 yaşında iken vefat etti. Kırk beş senelik hükümdarlığının; on üç
senesinde babasının yerine, otuz iki senesinde de kendi namına icraatta bulundu.
On altıncı asırda Maveraünnehr ve Türkistanda en büyük Özbek hanı olan Abdullah Han, memleket
içinde merkeziyetçi bir idare, dışarda da güçlü ittifak sistemleri kurdu. Maveraünnehre sulh, sükun ve
huzur getirdi. Adaleti ve refahı sağladı. İmara ehemmiyet verdi. Yaptırdığı cami, medrese, han,
hamam, hastahane ve su sarnıçlarının sayısı bine ulaştı. Kermine ve Murata taraflarındaki çak
sahaları sulayarak, imar etti. Zerefşan ve Kaşka Deryadaki köprüleri yaptırdı. Ziraat gelişip, tahıl,
meyve, sebze ve bilhassa pamuk istihsali arttı.
Abdullah Han, halkın hem eğitim ve öğretimi, hem de refahı için büyük gayret sarfetti. Zamanında,
medreseler, talebeler ile dolup taştı. Medreselerin ihtiyaçları, vakıflar tarafından karşılanırdı.
Medreselerde yetiştirilen tasavvuf ehli alimleri imar edilen yerlere iskan ederek, o mahallin, maddi ve
manevi bakımdan kalkınmasını sağladı. Belh şehri çok mamurlaşıp, nüfusu arttı. Yeni mahaller
kuruldu. Etrafı surlarla çevrildi. Başşehir Buhara, yol ağı ile örüldü. Kara ve deniz yoluyla, dünyanın her
tarafıyla irtibat kuruldu. Buhara-Rusya, Belh-Hindistan ve daha başka ticaret merkezleriyle,
ülkelerarası, deniz aşırı memleketlerle ticaret yapıldı. Bilhassa Özbekler ile Babürlüler arasındaki
ticaret yolu emniyet altına alınıp, her mevsim, kervanlar çalışır hale geldi. Edres, kamka, kendek, kitat,
zendeni adı verilen kumaşlar ihraç edilip; çay, baharat, deri, kösele, mutfak ve ev eşyası, süs eşyası,
ateşli silahlar, Frenk kumaşları ithal edildi. Malların toplanıp mahzenlenmesi ve pazarlanması için,
Maveraünnehr tam bir ticaret merkezi haline geldi.
Devrin evliya ve alimlerine, maddi ve manevi imkanlar sağladı. Arazi verdi. İslamiyetin yayılması için,
Sibirya dahil, çevre memleketlere rehber alimler gönderdi. Maveraünnehr, Türkistan, Hasan ve
havalisinde Ehl-i sünnet itikadının yayılması için çalıştı. Memleketinde medfun bulunan kıymetli
şahsiyetlerin ve Belhde medfun Eshab-ı kiramdan Ukaşe bin Muhsanın (radıyallahü anh) kabrini
muhteşem bir şekilde imar ve tezyin ettirdi. Hace Ebu Nasr Parisa hazretlerinin de kabrini yaptırdı.



İlk Müslüman-Türk hükümdarı. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Babası Karahanlı hükümdar
ailesinden Bezir Han idi. Babasının ölümü üzerine amcası ve üvey babası Oğulcak Kadır Hanın
himayesinde büyüdü. Satuk Buğra on iki yaşlarında iken Maveraünnehr ve Hasan bölgesine hakim
olan Müslüman Samanlı Devleti şehzadeleri arasında anlaşmazlık çıktı. Bunlardan Nasır bin Ahmed,
Oğulcak KadırHanın ülkesine sığındı. Ona iyi muamele edip Artuç nahiyesinin idaresini verdi. Artuç
Nasır bin Ahmed'in gayretleri ve gelip-giden Müslüman tüccarlar sayesinde bir ticaret merkezi oldu.
Satuk Buğra da Artuç'un ziyaretçileri arasındaydı. Nasır bin Ahmed'le tanışıp ondan İslamiyeti
öğrenerek Müslüman oldu. Abdülkerim adını aldı. Yirmi beş yaşına gelince Müslüman olduğunu
açıklayıp, amcası ile mücadeleye başladı. Onunla Fergana Savaşını yaptı. İlk olarak Atbaşı kalesini
zaptetti. Daha sonra üç bin kişilik bir duyla Kaşgar üzerine yürüyüp fethetti. Amcası
OğulcakKadırHanı öldürdü. Ülkede hakimiyeti sağlayıp birliği temin etti. Türk ülkelerinde İslamiyeti
hızla yaydı. Ebü'l-Hasan Muhammed gibi İslam alimleri, Satuk BuğraHana yol gösterip teşvik ettiler.
Abdülkerim Satuk Buğra Han, daha sonra yaptığı savaşlarda; Yağma, Çiğil, Oğuz kabilelerinin
yerleşmiş bulunduğu Türkistan şehirlerini birer birer ele geçirdi. Bu sırada Karahanlılar Devletinin doğu
kısmına hakim olan Büyük Kağan Bazır Arslan Han Çinlilerden yardım alarak 924 yılında Abdülkerim
Satuk Buğra Hana karşı savaş açtı. Satuk Buğra Han Müslümanların yardım ve desteğiyle, onunla
Balasagun Savaşını yaptı ve galib geldi.
Bundan sonra 31 yıl hüküm süren Satuk Buğra Han, güzel ve adil idaresi ile binlerce kimsenin
Müslüman olmasına vesile oldu. 955 (H.344) senesinde Kaşgar civarında bulunanArtuç kasabasında
vefat edip aya defnedildi.
Abdülkerim Satuk Buğra Han sonra, oğulları devrinde de ülkesine pekçok İslam alimi gelip,
İslamiyeti doğru olarak anlattılar ve yayılmasına çalıştılar. Kendisinden sonra Musa Tunga adında bir
oğlu yerine geçti. Bundan sonra da bunun oğluBaytaşSüleyman Arslan hükümdarlık yaptı. Başka
oğulları ve kızları olduğu da rivayet edilmiştir.


İrandaki İlhanlı (Moğol) Devletinin üçüncü hükümdarı. Birinci İlhanlı hükümdarı Hülagunun oğludur.
Annesi Konkırat Beyinin kızı Kutuy Hatundur. Asıl ismi, Teküderdir. Doğum tarihi kesin olarak
bilinmemektedir. Daha çocuk yaşta iken müslüman oldu ve Ahmed adını aldı. Abaka Hanın
hükümdarlığı zamanında, Nihavend ve Dinever taraflarında, emrine verilen yerleri idare etti. 1282
senesinde, Abaka Hanın Hemedanda ölmesi üzerine, bir müddet karışıklıklar başgösterdi. Bu sırada
hanedan temsilcileri toplanarak Ahmed Hanı İlhanlı tahtına geçirdiler. Abaka Hanın oğlu Argun Han,
istemeyerek onun hükümdarlığını kabul etti.
Ahmed Han, İlhanlı hükümdarı olunca, müslüman bir hükümdar olduğunu, İslam devletleriyle iyi
münasebetler kurmak istediğini, müslüman devletlerin hükümdarlarına gönderdiği mektuplarla ifade
etti. Memluklere karşı Abaka Hanın siyasetini takib etmek istemiydu. Bunun için zamanın büyük
alimlerinden Şirazlı Kutbüddin, Rudekli Behaüddin ve Şeyh Abdurrahmanı, Memluk Sultanına elçi
gönderdi. Müslümanların huzur içinde yaşamalarını temin etmek için elinden geleni yapacağını bildirdi.
Bu sırada Anadoluyu idare eden Ahmed Hanın kardeşi Kongurtay, küfründe diretiy, yağma ve zulme
devam ediydu. Bilhassa Karamanoğulları ve Eşrefoğulları topraklarındaki manları tahrib ettirip,
pekçok Müslümanı öldürtmüş, binlerce kadın ve çocuğu esir alıp satmıştı. Bu arada Ahmed Hanın
hükümdarlığını istemeyerek kabul eden ve tac giyme merasimine de katılmayan Abaka Hanın oğlu
Argun, İlhanlı tahtının tek ve tabii mirasçısı olduğunu ileri sürerek Ahmed Hana baş kaldırdı. Ahmed
Hanın yumuşaklık ve merhametinden istifade eden diğer putperest Moğol beyleri de Argunu ona karşı
tahrik ediylardı. Hatta Anadolunun idaresinden sumlu olan Kongurtay bile Ahmed Hanı devirip
yerine Argunun geçmesini istiydu. Kongurtayın bu kötü niyetini tesbit eden Ahmed Han, onu ve
adamlarını öldürtmüş ve fitne ateşini durdurmak istemişti. Fakat Müslüman olan Ahmed Hanın
hükümdarlığını kabul etmek istemiyen ve iman şerefiyle şereflenememiş olan diğer Moğol beyleri,
Argunu Ahmed Hana karşı kışkırtmaya devam ettiler. Argun da kendine yardımcı olacağını
bildirenlerin teşvikiyle Ahmed Hana baş kaldırdı. Devletin devamını ve milletin huzurunu isteyen
Ahmed Han, nihayet büyük bir du hazırlatarak, damadı Alinakın kumasına verdi ve Hasanda
bulunan Argun üzerine gönderdi. Kendisi de duyu takib ederek Hasana ulaştı. Şiddetli geçen
savaşın başlarında vaziyete hakim olan Ahmed Han, Argun Hanı esir etti. Ancak askerlerinin yağmaya
daldığı bir sırada toparlanan Argun Hanın kuvvetleri durumu lehlerine çevirdiler. Savaşın aleyhine
döndüğünün farkına varan Ahmed Han, Hasan sınırından Erran (Karabağ) tarafına kaçtı. Gittiği
bölgenin insanlarından topladığı askerlerle durumu kurtarmak istediyse de başaramadı. İşi yağmacılık
olan Karauna tümeni, Ahmed Han üzerine gönderildi. Ahmed Han yakalanarak şehit edildi.
Samimi bir Müslüman olan Ahmed Han, yumuşak tabiatlı ve merhamet sahibi idi. İlhanlı ülkesi, onun
tahta geçmesiyle parlak bir dönem yaşadı. O, bütün gayret ve himmetini, müslümanların işlerini
düzene koymaya ve onların huzur ve güven içinde yaşamalarına sarf etti. Çevredeki İslam ülkeleriyle
sulh içinde yaşamağa çalıştı. İlme ve alimlere saygısı sonsuz olan Ahmed Han, alimlerle sohbette
bulunur ve onlardan istifade ederdi. Bilhassa tasavvufa da meyli olan Ahmed Han, zamanının büyük
mutasavvıfı Şeyh Abdurrahmanın sohbetlerine katılıp istifade etmiştir.


Timurluların Semerkdaki hükümdarlarından. İsmi Ahmed, babası, Timur Hanın tunlarından
Sultan Ebu Said bin Muhammeddir. Annesi, Ordu Buga Tarhanın kızı idi. Semerkda 1451
senesinde doğdu. Mükemmel bir tahsil ve terbiye gördü. Devrin en büyük alimlerinden Silsile-i
aliyyenin on sekizincisi, müslümanların gözbebeği Ubeydullah-ı Ahrar hazretlerinin sohbetinde
bulunup, terbiyesinde yetişti. Ondan feyz aldı. Zahiri ve batıni ilimlerde derin alim oldu. İlm-i siyasetin,
şahikasına yükseldi. Semerk ve Buharanın idaresi verildi. Buraları, adilane bir şekilde idare etti.
Şehzadeliğinde, Yunus Hanın kızı Mihr-Nigar Hanım ile evlendi.
Babası Ebu Said Mirza, 1469 senesinde Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasanla harp ederken vefat
edince, Semerk tahtına geçti. Akkoyunlulara mağlubiyetle dağılmaya yüz tutan Timuroğulları
Devletine hakim oldu. Merkezi Semerk olmak üzere, Maveraünnehr-Timurlu Devletinin başına
geçti. Yirmi beş sene hükümdarlık yaptı. Devrinde Orta Asya, Çok hareketli siyasi hadiselere sahne
olmasına rağmen, ülkesini sulh ve sükun içerisinde idare etti. İktidarının ilk yıllarında isyan eden
kardeşi Sultan Mahmudu yendi. Bunun üzerine Sultan Mahmud, büyük bir duyla kardeşi Sultan
Ahmed Mirzanın hakim olduğu Semerk şehrini kuşattı. Ahmed Han, hocası Ubeydullah-ı Ahrar
hazretlerinin duası ve tavsiyeleri ile kardeşinin kuvvetlerini bozguna uğrattı. Bundan sonra 25 sene
adaletle hüküm sürdü. Sağladığı imkanlarla, devrinde pek kıymetli alimler, işinde mahir sanatkarlar ve
devlet adamları yetişti. Sultan Ahmed Mirza hocası Ubeydullah-ı Ahrar hazretlerinin vefatından dört
sene sonra 45 yaşındayken vefat etti (1494).
Ahmed Mirza, Allahü tealanın emirlerini eksiksiz yerine getirir, beş vakit namazını cemaatle kılardı.
Tebeasına adaletle muamele ederdi. Hocası Ubeydullah-ı Ahrarın (kuddise sirruh) ve sohbet ehlinin
meclisinde edeple otururdu. Hocasının meclisinde otururken, edebinden dizini bile değiştirmezdi. En
yakınları yanında dahi bu edebini muhafaza eder, kimsenin yanında ayaklarını uzatmaz, asil ve
vakurane hareket ederdi. Türkistan, Maveraünnehr ve diğer beldelerdeki alim ve velilerin hayat ve
menkıbelerini anlatan ve okuyanın ihlasını arttıran Reşahat kitabında Sultan Ahmed Mirzanın bu hali
ile ilgili olarak şunlar anlatılır:
“Bir gün Sultan Ahmed Mirza, Hace Ubeydullah-ı Ahrar hazretlerini, Maturid köyünden ziyarete
gelmişti. Huzuruna girince, geride, iki dizi üzerine edeple oturdu. Ubeydullah-ı Ahrar, ona çok iltifat etti.
Buna rağmen Sultan Ahmed Mirza, onun heybeti karşısında tir tir titriy, alnından ter damlaları
dökülüydu.”
Her icraatını, Ubeydullah-ı Ahrar (kuddise sirruh) ile istişare eder, onun tavsiyesi ile hareket ederdi.
Bütün icraatı, İslamiyete uygundu. Az konuşurdu. Çok cesurdu. Mükemmel ok kullanırdı. Harp talimi
için sık sık ava çıkardı.
Sultan Ahmed Mirza, şehzadeyken, babası Ebu Said onu, Yunus Hanın kızı Mihr-Nigar Hanım ile
evlendirdi. Değişik zamanlarda Tarhan Beğim, Kutuk Beğim, Hanzade Beğim, Latife Beğim ve Habibe
Sultan Beğim adlı hanımlar ile evlendi. İki oğlu olduysa da küçük yaşta vefat etti. Kara Göz, Rabia
Sultan Beğim, Ak Beğim dedikleri Saliha Sultan Beğim, Ayşe Sultan Beğim ve Masume Sultan Beğim
adında beş kızı vardı.


Anadolu Selçuklu sultanı, Sultan Birinci Gıyaseddin Keyhüsrevin oğlu. Doğum tarihi bilinmemektedir.
Çok iyi bir tahsil ve terbiye ile yetiştirildi. Türk-İslam ananesine göre Emir Seyfeddin, Ay-Aba ve Emir
Bedreddin Gevhertaş kendisine atabek tayin edildi. Ana dili olan Türkçenin yanında, Farsça, Rumca
ve Arapça öğrendi. Ayrıca yüksek İslami ilimleri ve astronomiyi öğrendi. 1205te Tokatın melikliğine
(valiliğine) tayin edilerek devlet idaresini öğrendi ve tecrübe sahibi oldu. Babasının vefatı üzerine
Sultanlığa ağabeyi birinci Keykavus seçildi. Bunu kabul etmeyip tahta geçmek isteyen Keykubad,
Erzurum meliki Tuğrul Şah ile anlaşarak Kayserideki ağabeyinin üzerine yürüdü. Fakat taraftarları
ağabeyi ile birleşince Ankara Kalesine sığındı. Keykavus, Ankara Kalesini kuşatarak Keykubadı ele
geçirdi ve Malatyadaki Minşar Kalesine hapsetti.
Keykavusun ölümü üzerine 1220 yılında tahta çıktı. Onun genişleme ve büyük devlet haline gelme
siyasetine devam etti. Önce, Ermenilerle Doğu Latinler arasındaki çatışmadan faydalanarak
Ermenilerin elindeki Kalonos Kalesini aldı. Yeniden inşa edilen ve sağlam surlarla çevrilen şehre
Sultanın ismine izafeten Alaiye (Alanya) ismi verildi.
Bu sırada Artuklulardan Diyarbekir hükümdarı olan Mesudun Keykubad adına okunan hutbeyi
kaldırması üzerine buraya Mubarezeddin Çavlı kumasında bir du gönderdi. Bu du, Mesudun
dusunu yendi ve Çemişgezek gibi bazı kaleleri ele geçirdi. Ayrıca, Eyyubi hükümdarı Melik Eşrefin
yardımcı olarak gönderdiği kuvvetleri de bozguna uğrattı. Bundan sonra, Eyyubilerle iyi geçinmek
isteyen Alaeddin Keykubad esir aldığı Eyyubi kumandanlarını serbest bıraktı. Aynı şekilde Melik
Mesudu da bazı hediyeler mukabili yerinde bıraktı.
Sultan Alaeddin, Trabzon-Rum İmparatluğunun gücünü kırmak için Sinopta bir donanma kurdu. Bu
arada Selçuklu tüccarlarının şikayetleri üzerine Kastamonu emiri Hüsameddin Çobanı Karadeniz
donanmasıyla Kırım Seferine memur etti. Emir Çoban önemli bir ticaret şehri olan Sugdakı fethetti.
Şehirde bir cami inşa ettirdi ve askerlerini yerleştirdiği bir garnizon kurdu. Ruslar, Sugdakın Selçuklu
hakimiyeti altına girmesini tanımak zunda kaldılar.
Güneyden gelen ticaret yollarını tehdit eden küçük Ermenistan krallığını cezalırmak üzere
Mübarezeddin Çavlı ve Mübarezeddin Ertokuş kumasında bir du göndererek İçeli devletin
toprakları arasına kattı. 1226-28 tarihleri arasında Mengücüklerin başına geçen Davud Şah bin
Behramşahın Anadolu Selçukluları aleyhine Tuğrul Şah, Harezmşah Celaleddin Mengüberdi ve
İsmaili reisi Alaeddinle ittifak ettiğini duyan Alaeddin Keykubad, bunlara karşı harekete geçerek
Erzincan, Kemah ve Şebinkarahisarı devletine kattı. Bu esnada Celaleddin Mengüberti Ahlata
saldırdı. Bunun sonucu Yassıçimende 1230da vuku bulan savaşta Celaleddini büyük bir yenilgiye
uğrattı ve Erzurumu kolayca ele geçirdi. Ancak Türk ve Müslüman devletler arasında vuku bulan bu
savaşlar, Anadolu'ya doğru harekete geçen Moğolların işini kolaylaştırmaktan öte bir işe yaramadı.
Bilhassa Harezmşahların gücünün kırılması, Moğollar önünde durabilecek önemli bir kuvvetin tadan
kalkmasına sebeb oldu.
Nitekim Gergoman Noyan komutasındaki Moğollar Sivasa kadar gelerek, buraları yakıp yıktılar.
Selçuklu kuvvetleri, Moğolları Erzuruma kadar takip ettiyse de yetişemedi. Bu Moğol akınının, Gürcü
kraliçesi Rosudanın tahrikiyle meydana geldiğinin anlaşılması üzerine, Gürcistana sefer düzenlendi.
Gürcülerle yapılan savaşlarda, Gürcü kuvvetleri bozguna uğratıldı ve yapılan anlaşmayla Gürcistanda
bazı kaleler, Anadolu Selçuklu Devletine bırakıldı.
Moğol tehlikesini gören Alaeddin Keykubad, doğu sınırlarını sağlamlaştırdı. Bu sağlamlaştırma
esnasında Ahlat feth edildi. Ancak bu fetih, Eyyubilerle arasının bozulmasına yol açtı. Eyyubilerin
gönderdikleri duyu, Tosların güneyinde yenerek, Harput ve Urfayı ele geçirdi. Vefatından önce
gelen Moğol elçilerini ustaca idare ederek, Anadoluyu Moğol istilasından kurtardı. 1237de Kayseride
vefat etti.
Alaeddin Keykubad, büyük bir siyasetçi ve asker olduğu kadar da ilim adamıydı. Alimleri sarayında
toplar, onları kurdu. Saltanatı müddetince Anadoluda geniş çapta imar hareketlerinde bulundu.
Yaptırdığı kervansaray, kale ve sarayların kalıntıları Anadolunun muhtelif yerlerinde hala
bulunmaktadır.


Gazneli Devletinin kurucusu. Samanoğulları Devletinin hizmetindeyken duda en küçük dereceden
başlayarak Hassa dusu kumandanlığına ve hacibül-hüccablığa kadar yükseldi. Abdülmelikin
hükümdarlığı esnasında fiilen idareyi eline aldı. Vezirliğe Ebu Ali el-Belamiyi tayin ettirdi. Fakat vezir,
tamamen Alp Tiginin tesiri altında kaldığından ondan kurtulmak için Hasan valiliğine gönderilmesini
sağladı (961). Abdülmelikin ölümü üzerine çocuk yaştaki kardeşi Mansur hükümdar oldu. Bunun
iktidara getirilmesini Alp Tigin istememişti. Bu sebepten Belh şehrine çekildi. Burada Samaniler
tarafından üzerine gönderilen duyu yenerek Gazneye gitti (962). Gaznedeki yerli hanedanlığı
devirerek müstakil bir devlet kurdu. Ölümü hakkında kesin bir tarih yoksa da bazıları 963 de öldüğünü
kabul ederler. Vefatından sonra yardımcısı ve damadı olan Sebüktekin, yerine geçti. Bunun oğlu
meşhur Mahmud Sebüktekin zamanında, Gazne Devleti en parlak devrini yaşamıştır.
Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
27 Recep 1438
Miladi:
24 Nisan 2017

Söz Ola
Tarih milletlerin tarlasıdır, her millet geçmişinde ne ekmişse, gelecekte de onu biçer
Churchill.
Osmanlılar Twitter