Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


İlk Müslüman-Türk hükümdarı. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Babası Karahanlı hükümdar
ailesinden Bezir Han idi. Babasının ölümü üzerine amcası ve üvey babası Oğulcak Kadır Hanın
himayesinde büyüdü. Satuk Buğra on iki yaşlarında iken Maveraünnehr ve Hasan bölgesine hakim
olan Müslüman Samanlı Devleti şehzadeleri arasında anlaşmazlık çıktı. Bunlardan Nasır bin Ahmed,
Oğulcak KadırHanın ülkesine sığındı. Ona iyi muamele edip Artuç nahiyesinin idaresini verdi. Artuç
Nasır bin Ahmed'in gayretleri ve gelip-giden Müslüman tüccarlar sayesinde bir ticaret merkezi oldu.
Satuk Buğra da Artuç'un ziyaretçileri arasındaydı. Nasır bin Ahmed'le tanışıp ondan İslamiyeti
öğrenerek Müslüman oldu. Abdülkerim adını aldı. Yirmi beş yaşına gelince Müslüman olduğunu
açıklayıp, amcası ile mücadeleye başladı. Onunla Fergana Savaşını yaptı. İlk olarak Atbaşı kalesini
zaptetti. Daha sonra üç bin kişilik bir duyla Kaşgar üzerine yürüyüp fethetti. Amcası
OğulcakKadırHanı öldürdü. Ülkede hakimiyeti sağlayıp birliği temin etti. Türk ülkelerinde İslamiyeti
hızla yaydı. Ebü'l-Hasan Muhammed gibi İslam alimleri, Satuk BuğraHana yol gösterip teşvik ettiler.
Abdülkerim Satuk Buğra Han, daha sonra yaptığı savaşlarda; Yağma, Çiğil, Oğuz kabilelerinin
yerleşmiş bulunduğu Türkistan şehirlerini birer birer ele geçirdi. Bu sırada Karahanlılar Devletinin doğu
kısmına hakim olan Büyük Kağan Bazır Arslan Han Çinlilerden yardım alarak 924 yılında Abdülkerim
Satuk Buğra Hana karşı savaş açtı. Satuk Buğra Han Müslümanların yardım ve desteğiyle, onunla
Balasagun Savaşını yaptı ve galib geldi.
Bundan sonra 31 yıl hüküm süren Satuk Buğra Han, güzel ve adil idaresi ile binlerce kimsenin
Müslüman olmasına vesile oldu. 955 (H.344) senesinde Kaşgar civarında bulunanArtuç kasabasında
vefat edip aya defnedildi.
Abdülkerim Satuk Buğra Han sonra, oğulları devrinde de ülkesine pekçok İslam alimi gelip,
İslamiyeti doğru olarak anlattılar ve yayılmasına çalıştılar. Kendisinden sonra Musa Tunga adında bir
oğlu yerine geçti. Bundan sonra da bunun oğluBaytaşSüleyman Arslan hükümdarlık yaptı. Başka
oğulları ve kızları olduğu da rivayet edilmiştir.



İrandaki İlhanlı (Moğol) Devletinin üçüncü hükümdarı. Birinci İlhanlı hükümdarı Hülagunun oğludur.
Annesi Konkırat Beyinin kızı Kutuy Hatundur. Asıl ismi, Teküderdir. Doğum tarihi kesin olarak
bilinmemektedir. Daha çocuk yaşta iken müslüman oldu ve Ahmed adını aldı. Abaka Hanın
hükümdarlığı zamanında, Nihavend ve Dinever taraflarında, emrine verilen yerleri idare etti. 1282
senesinde, Abaka Hanın Hemedanda ölmesi üzerine, bir müddet karışıklıklar başgösterdi. Bu sırada
hanedan temsilcileri toplanarak Ahmed Hanı İlhanlı tahtına geçirdiler. Abaka Hanın oğlu Argun Han,
istemeyerek onun hükümdarlığını kabul etti.
Ahmed Han, İlhanlı hükümdarı olunca, müslüman bir hükümdar olduğunu, İslam devletleriyle iyi
münasebetler kurmak istediğini, müslüman devletlerin hükümdarlarına gönderdiği mektuplarla ifade
etti. Memluklere karşı Abaka Hanın siyasetini takib etmek istemiydu. Bunun için zamanın büyük
alimlerinden Şirazlı Kutbüddin, Rudekli Behaüddin ve Şeyh Abdurrahmanı, Memluk Sultanına elçi
gönderdi. Müslümanların huzur içinde yaşamalarını temin etmek için elinden geleni yapacağını bildirdi.
Bu sırada Anadoluyu idare eden Ahmed Hanın kardeşi Kongurtay, küfründe diretiy, yağma ve zulme
devam ediydu. Bilhassa Karamanoğulları ve Eşrefoğulları topraklarındaki manları tahrib ettirip,
pekçok Müslümanı öldürtmüş, binlerce kadın ve çocuğu esir alıp satmıştı. Bu arada Ahmed Hanın
hükümdarlığını istemeyerek kabul eden ve tac giyme merasimine de katılmayan Abaka Hanın oğlu
Argun, İlhanlı tahtının tek ve tabii mirasçısı olduğunu ileri sürerek Ahmed Hana baş kaldırdı. Ahmed
Hanın yumuşaklık ve merhametinden istifade eden diğer putperest Moğol beyleri de Argunu ona karşı
tahrik ediylardı. Hatta Anadolunun idaresinden sumlu olan Kongurtay bile Ahmed Hanı devirip
yerine Argunun geçmesini istiydu. Kongurtayın bu kötü niyetini tesbit eden Ahmed Han, onu ve
adamlarını öldürtmüş ve fitne ateşini durdurmak istemişti. Fakat Müslüman olan Ahmed Hanın
hükümdarlığını kabul etmek istemiyen ve iman şerefiyle şereflenememiş olan diğer Moğol beyleri,
Argunu Ahmed Hana karşı kışkırtmaya devam ettiler. Argun da kendine yardımcı olacağını
bildirenlerin teşvikiyle Ahmed Hana baş kaldırdı. Devletin devamını ve milletin huzurunu isteyen
Ahmed Han, nihayet büyük bir du hazırlatarak, damadı Alinakın kumasına verdi ve Hasanda
bulunan Argun üzerine gönderdi. Kendisi de duyu takib ederek Hasana ulaştı. Şiddetli geçen
savaşın başlarında vaziyete hakim olan Ahmed Han, Argun Hanı esir etti. Ancak askerlerinin yağmaya
daldığı bir sırada toparlanan Argun Hanın kuvvetleri durumu lehlerine çevirdiler. Savaşın aleyhine
döndüğünün farkına varan Ahmed Han, Hasan sınırından Erran (Karabağ) tarafına kaçtı. Gittiği
bölgenin insanlarından topladığı askerlerle durumu kurtarmak istediyse de başaramadı. İşi yağmacılık
olan Karauna tümeni, Ahmed Han üzerine gönderildi. Ahmed Han yakalanarak şehit edildi.
Samimi bir Müslüman olan Ahmed Han, yumuşak tabiatlı ve merhamet sahibi idi. İlhanlı ülkesi, onun
tahta geçmesiyle parlak bir dönem yaşadı. O, bütün gayret ve himmetini, müslümanların işlerini
düzene koymaya ve onların huzur ve güven içinde yaşamalarına sarf etti. Çevredeki İslam ülkeleriyle
sulh içinde yaşamağa çalıştı. İlme ve alimlere saygısı sonsuz olan Ahmed Han, alimlerle sohbette
bulunur ve onlardan istifade ederdi. Bilhassa tasavvufa da meyli olan Ahmed Han, zamanının büyük
mutasavvıfı Şeyh Abdurrahmanın sohbetlerine katılıp istifade etmiştir.


Timurluların Semerkdaki hükümdarlarından. İsmi Ahmed, babası, Timur Hanın tunlarından
Sultan Ebu Said bin Muhammeddir. Annesi, Ordu Buga Tarhanın kızı idi. Semerkda 1451
senesinde doğdu. Mükemmel bir tahsil ve terbiye gördü. Devrin en büyük alimlerinden Silsile-i
aliyyenin on sekizincisi, müslümanların gözbebeği Ubeydullah-ı Ahrar hazretlerinin sohbetinde
bulunup, terbiyesinde yetişti. Ondan feyz aldı. Zahiri ve batıni ilimlerde derin alim oldu. İlm-i siyasetin,
şahikasına yükseldi. Semerk ve Buharanın idaresi verildi. Buraları, adilane bir şekilde idare etti.
Şehzadeliğinde, Yunus Hanın kızı Mihr-Nigar Hanım ile evlendi.
Babası Ebu Said Mirza, 1469 senesinde Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasanla harp ederken vefat
edince, Semerk tahtına geçti. Akkoyunlulara mağlubiyetle dağılmaya yüz tutan Timuroğulları
Devletine hakim oldu. Merkezi Semerk olmak üzere, Maveraünnehr-Timurlu Devletinin başına
geçti. Yirmi beş sene hükümdarlık yaptı. Devrinde Orta Asya, Çok hareketli siyasi hadiselere sahne
olmasına rağmen, ülkesini sulh ve sükun içerisinde idare etti. İktidarının ilk yıllarında isyan eden
kardeşi Sultan Mahmudu yendi. Bunun üzerine Sultan Mahmud, büyük bir duyla kardeşi Sultan
Ahmed Mirzanın hakim olduğu Semerk şehrini kuşattı. Ahmed Han, hocası Ubeydullah-ı Ahrar
hazretlerinin duası ve tavsiyeleri ile kardeşinin kuvvetlerini bozguna uğrattı. Bundan sonra 25 sene
adaletle hüküm sürdü. Sağladığı imkanlarla, devrinde pek kıymetli alimler, işinde mahir sanatkarlar ve
devlet adamları yetişti. Sultan Ahmed Mirza hocası Ubeydullah-ı Ahrar hazretlerinin vefatından dört
sene sonra 45 yaşındayken vefat etti (1494).
Ahmed Mirza, Allahü tealanın emirlerini eksiksiz yerine getirir, beş vakit namazını cemaatle kılardı.
Tebeasına adaletle muamele ederdi. Hocası Ubeydullah-ı Ahrarın (kuddise sirruh) ve sohbet ehlinin
meclisinde edeple otururdu. Hocasının meclisinde otururken, edebinden dizini bile değiştirmezdi. En
yakınları yanında dahi bu edebini muhafaza eder, kimsenin yanında ayaklarını uzatmaz, asil ve
vakurane hareket ederdi. Türkistan, Maveraünnehr ve diğer beldelerdeki alim ve velilerin hayat ve
menkıbelerini anlatan ve okuyanın ihlasını arttıran Reşahat kitabında Sultan Ahmed Mirzanın bu hali
ile ilgili olarak şunlar anlatılır:
“Bir gün Sultan Ahmed Mirza, Hace Ubeydullah-ı Ahrar hazretlerini, Maturid köyünden ziyarete
gelmişti. Huzuruna girince, geride, iki dizi üzerine edeple oturdu. Ubeydullah-ı Ahrar, ona çok iltifat etti.
Buna rağmen Sultan Ahmed Mirza, onun heybeti karşısında tir tir titriy, alnından ter damlaları
dökülüydu.”
Her icraatını, Ubeydullah-ı Ahrar (kuddise sirruh) ile istişare eder, onun tavsiyesi ile hareket ederdi.
Bütün icraatı, İslamiyete uygundu. Az konuşurdu. Çok cesurdu. Mükemmel ok kullanırdı. Harp talimi
için sık sık ava çıkardı.
Sultan Ahmed Mirza, şehzadeyken, babası Ebu Said onu, Yunus Hanın kızı Mihr-Nigar Hanım ile
evlendirdi. Değişik zamanlarda Tarhan Beğim, Kutuk Beğim, Hanzade Beğim, Latife Beğim ve Habibe
Sultan Beğim adlı hanımlar ile evlendi. İki oğlu olduysa da küçük yaşta vefat etti. Kara Göz, Rabia
Sultan Beğim, Ak Beğim dedikleri Saliha Sultan Beğim, Ayşe Sultan Beğim ve Masume Sultan Beğim
adında beş kızı vardı.


Anadolu Selçuklu sultanı, Sultan Birinci Gıyaseddin Keyhüsrevin oğlu. Doğum tarihi bilinmemektedir.
Çok iyi bir tahsil ve terbiye ile yetiştirildi. Türk-İslam ananesine göre Emir Seyfeddin, Ay-Aba ve Emir
Bedreddin Gevhertaş kendisine atabek tayin edildi. Ana dili olan Türkçenin yanında, Farsça, Rumca
ve Arapça öğrendi. Ayrıca yüksek İslami ilimleri ve astronomiyi öğrendi. 1205te Tokatın melikliğine
(valiliğine) tayin edilerek devlet idaresini öğrendi ve tecrübe sahibi oldu. Babasının vefatı üzerine
Sultanlığa ağabeyi birinci Keykavus seçildi. Bunu kabul etmeyip tahta geçmek isteyen Keykubad,
Erzurum meliki Tuğrul Şah ile anlaşarak Kayserideki ağabeyinin üzerine yürüdü. Fakat taraftarları
ağabeyi ile birleşince Ankara Kalesine sığındı. Keykavus, Ankara Kalesini kuşatarak Keykubadı ele
geçirdi ve Malatyadaki Minşar Kalesine hapsetti.
Keykavusun ölümü üzerine 1220 yılında tahta çıktı. Onun genişleme ve büyük devlet haline gelme
siyasetine devam etti. Önce, Ermenilerle Doğu Latinler arasındaki çatışmadan faydalanarak
Ermenilerin elindeki Kalonos Kalesini aldı. Yeniden inşa edilen ve sağlam surlarla çevrilen şehre
Sultanın ismine izafeten Alaiye (Alanya) ismi verildi.
Bu sırada Artuklulardan Diyarbekir hükümdarı olan Mesudun Keykubad adına okunan hutbeyi
kaldırması üzerine buraya Mubarezeddin Çavlı kumasında bir du gönderdi. Bu du, Mesudun
dusunu yendi ve Çemişgezek gibi bazı kaleleri ele geçirdi. Ayrıca, Eyyubi hükümdarı Melik Eşrefin
yardımcı olarak gönderdiği kuvvetleri de bozguna uğrattı. Bundan sonra, Eyyubilerle iyi geçinmek
isteyen Alaeddin Keykubad esir aldığı Eyyubi kumandanlarını serbest bıraktı. Aynı şekilde Melik
Mesudu da bazı hediyeler mukabili yerinde bıraktı.
Sultan Alaeddin, Trabzon-Rum İmparatluğunun gücünü kırmak için Sinopta bir donanma kurdu. Bu
arada Selçuklu tüccarlarının şikayetleri üzerine Kastamonu emiri Hüsameddin Çobanı Karadeniz
donanmasıyla Kırım Seferine memur etti. Emir Çoban önemli bir ticaret şehri olan Sugdakı fethetti.
Şehirde bir cami inşa ettirdi ve askerlerini yerleştirdiği bir garnizon kurdu. Ruslar, Sugdakın Selçuklu
hakimiyeti altına girmesini tanımak zunda kaldılar.
Güneyden gelen ticaret yollarını tehdit eden küçük Ermenistan krallığını cezalırmak üzere
Mübarezeddin Çavlı ve Mübarezeddin Ertokuş kumasında bir du göndererek İçeli devletin
toprakları arasına kattı. 1226-28 tarihleri arasında Mengücüklerin başına geçen Davud Şah bin
Behramşahın Anadolu Selçukluları aleyhine Tuğrul Şah, Harezmşah Celaleddin Mengüberdi ve
İsmaili reisi Alaeddinle ittifak ettiğini duyan Alaeddin Keykubad, bunlara karşı harekete geçerek
Erzincan, Kemah ve Şebinkarahisarı devletine kattı. Bu esnada Celaleddin Mengüberti Ahlata
saldırdı. Bunun sonucu Yassıçimende 1230da vuku bulan savaşta Celaleddini büyük bir yenilgiye
uğrattı ve Erzurumu kolayca ele geçirdi. Ancak Türk ve Müslüman devletler arasında vuku bulan bu
savaşlar, Anadolu'ya doğru harekete geçen Moğolların işini kolaylaştırmaktan öte bir işe yaramadı.
Bilhassa Harezmşahların gücünün kırılması, Moğollar önünde durabilecek önemli bir kuvvetin tadan
kalkmasına sebeb oldu.
Nitekim Gergoman Noyan komutasındaki Moğollar Sivasa kadar gelerek, buraları yakıp yıktılar.
Selçuklu kuvvetleri, Moğolları Erzuruma kadar takip ettiyse de yetişemedi. Bu Moğol akınının, Gürcü
kraliçesi Rosudanın tahrikiyle meydana geldiğinin anlaşılması üzerine, Gürcistana sefer düzenlendi.
Gürcülerle yapılan savaşlarda, Gürcü kuvvetleri bozguna uğratıldı ve yapılan anlaşmayla Gürcistanda
bazı kaleler, Anadolu Selçuklu Devletine bırakıldı.
Moğol tehlikesini gören Alaeddin Keykubad, doğu sınırlarını sağlamlaştırdı. Bu sağlamlaştırma
esnasında Ahlat feth edildi. Ancak bu fetih, Eyyubilerle arasının bozulmasına yol açtı. Eyyubilerin
gönderdikleri duyu, Tosların güneyinde yenerek, Harput ve Urfayı ele geçirdi. Vefatından önce
gelen Moğol elçilerini ustaca idare ederek, Anadoluyu Moğol istilasından kurtardı. 1237de Kayseride
vefat etti.
Alaeddin Keykubad, büyük bir siyasetçi ve asker olduğu kadar da ilim adamıydı. Alimleri sarayında
toplar, onları kurdu. Saltanatı müddetince Anadoluda geniş çapta imar hareketlerinde bulundu.
Yaptırdığı kervansaray, kale ve sarayların kalıntıları Anadolunun muhtelif yerlerinde hala
bulunmaktadır.


Gazneli Devletinin kurucusu. Samanoğulları Devletinin hizmetindeyken duda en küçük dereceden
başlayarak Hassa dusu kumandanlığına ve hacibül-hüccablığa kadar yükseldi. Abdülmelikin
hükümdarlığı esnasında fiilen idareyi eline aldı. Vezirliğe Ebu Ali el-Belamiyi tayin ettirdi. Fakat vezir,
tamamen Alp Tiginin tesiri altında kaldığından ondan kurtulmak için Hasan valiliğine gönderilmesini
sağladı (961). Abdülmelikin ölümü üzerine çocuk yaştaki kardeşi Mansur hükümdar oldu. Bunun
iktidara getirilmesini Alp Tigin istememişti. Bu sebepten Belh şehrine çekildi. Burada Samaniler
tarafından üzerine gönderilen duyu yenerek Gazneye gitti (962). Gaznedeki yerli hanedanlığı
devirerek müstakil bir devlet kurdu. Ölümü hakkında kesin bir tarih yoksa da bazıları 963 de öldüğünü
kabul ederler. Vefatından sonra yardımcısı ve damadı olan Sebüktekin, yerine geçti. Bunun oğlu
meşhur Mahmud Sebüktekin zamanında, Gazne Devleti en parlak devrini yaşamıştır.


Selçuklu Devleti hükümdarı, Türk milletinin en büyük kahramanlarından. Selçuklu Devletinin
kurulmasında önemli rolü olan Hasan valisi Çağrı Beyin oğludur. 20 Ocak 1029da doğdu. İyi bir
tahsil gördü, sayısız zafer kazanarak mertliği ve iyi kumandanlığı ile ün saldı. Babasının ölümünden
sonra Hasan valisi oldu. Amcası Tuğrul Bey, 4 Eylül 1063te öldüğü zaman vasiyeti üzerine Selçuklu
tahtına Alparslanın ağabeyi Süleyman getirildi, fakat Türk beyleri buna itirazda bulundular ve
Alparslanı hükümdar tanıdılar.
Alparslan 27 Nisan 1064te büyük bir törenle tahta çıktı. Amcasının vezirliğini yapan ve Süleymanın
tahta çıkmasını isteyen Amidülmülk Kündiriyi azledip, büyük bir devlet adamı olarak tarihe adı geçen
Nizamülmülkü vezir tayin etti. Başına buyruk beylerle mücadeleye girişen Alparslan, hepsini bir bayrak
altına toplamayı başardı. Böylece Selçuklu Devleti kuvvetlendi.
1064 yılının sonuna doğru Alparslan, Bizans İmparatluğunun üzerine yürüdü. Gürcistanı zaptetti.
İsyan eden kardeşi Kavurdu itaate zladı. 1065te Amuderya ırmağını geçti, o bölgedeki hükümdarla
anlaştı. Alparslanın beyleri, Anadoluda akınlar yapıp sayısız zafer kazılar. Selçuklu Sultanının
gittikçe kuvvetlenmesi Bizans İmparatluğunu telaşlırdı. İmparat Romanos Diyojenes dusunu
toplayıp sefere çıktı. Paluya geldiğinde Malatyada bıraktığı dusunun Türkler tarafından perişan
edildiği haberini aldı. Geri dönmeye mecbur kaldı.
1070 yılında Alparslan, Hasan ve Irak dularının başında Azerbaycana girdi, sınırdaki kaleleri
fethetti. Van gölünün kuzeyinden geçerek Malazgirt önüne vardı, kale teslim oldu. Diyarbekir'den
Elcezireye girdi, Urfayı kuşattı. Mısırda birbirleriyle mücadele eden Fatımi komutanları, Alparslanı
Mısırı almaya teşvik ediylardı. 1071 yılında Selçuklu dusu Halepte toplı.
Alparslanın Mısır Seferine çıktığını öğrenen Bizans İmparatu Diyojenes son bir hamle yapmayı
düşündü. Azerbaycana kadar giderek Türk kalelerini zapta ve Türkleri Anadoludan atmaya karar
verdi. Rumelide yaşayan Peçenek ve Oğuz Türklerini de dusuna kattı. 13 Mart 1071de 200.000
kişilik Bizans dusu İstanbuldan yola çıktı. İmparat, halkına büyük zaferle dönmeyi vad etmişti.
Diyojenes ve dusu yol boyunca katliam yaparak Erzurum yoluyla Malazgirte ulaştı. Halebi teslim
aldığı sırada Bizans dusunun gelmekte olduğunu öğrenen Alparslan, Mısır Seferinden vazgeçip
kuzeye doğru yola çıktı. Bizans dusunun harekatını günü gününe haber alarak, vaziyetini ona göre
ayarladı. Musul, Rakka, Urfa yoluyla Diyarbekir ve Bitlise ulaştı. Ordusundan on bin kişilik bir kuvvet
ayırıp Ahlata gönderdi. Bizans kuvvetleri ile ilk çarpışma Ahlatta oldu. Bizanslılar bozuldu. Buna iyice
kızan imparat, Malazgirt Kalesine hücum edip, içerde yaşayan kadın-çocuk, ihtiyar ne varsa hepsini
öldürdü. Malazgirte doğru devamlı yol alan Alparslan 24 Ağustos günü Malazgirtin doğusundaki
Rahva Ovasına ulaştı. Ahlata gönderilen kuvvetlerin gelmesi ile kısa bir zama karşısına çıkmasına
şaşıran Bizans İmparatu da, dusunu Rahva Ovasının öbür tarafında düzene koydu. Anlaşma
tekliflerinin reddetilmesi üzerine savaş hazırlıkları başladı.
26 Ağustos Cuma günü askerlerini toplayan Alparslan atından inerek secdeye vardı ve; “Ya Rabbi
Seni kendime vekil yapıy; azametin karşısında yüzümü yere sürüy ve senin uğrunda savaşıyum.
Ya Rabbi Niyetim halistir; bana yardım et; sözlerimde hilaf varsa beni kahret” diye dua etti. Sonra
atına binerek askerlerine döndü ve; “Ey askerlerim Eğer şehid olursam bu beyaz elbise kefenim
olsun. O zaman ruhum göklere çıkacaktır. Benden sonra Melikşahı tahta çıkarınız ve ona bağlı
kalınız. Zaferi kazanırsak istikbal bizimdir.”
Bu sözler duyu coşturdu. Büyük şevkle ileri atıldılar. Alparslan son derece kurnazca bir harp taktiği
planlamıştı. Hilal şeklinde yaydığı dusuyla akşama kadar Malazgirt meydanında dövüştü. Şaşkına
dönen Bizans dusu, hilalin içine düştü. 200.000 kişilik koca du perişan oldu. İmparat esir edildi
(Bkz. Malazgirt Meydan Muharebesi).
Sultan Alparslan savaştan sonra huzuruna getirilen imparatu, hiç ümid etmediği şekilde affetti.
Bizans imparatunun harp tazminatı ödemesi, her yıl haraç ve ihtiyac halinde Selçuklu dusuna
asker göndermesi karşılığında barış laşması yapıldı. Fakat Diyojenes, İstanbula geri dönerken,
Bizas tahtının el değiştirmesi, laşmayı geçersiz kıldı. Alparslan da, Selçuklu şehzadelerini
Anadoluyu fetihle görevlendirdi. Türkler, kısa zama Anadoluya hakim oldular.
Sultan Alparslan, Malazgirt zaferinden sonra 1072 senesinde çok sayıda atlı ile Maveraünnehre doğru
sefere çıktı. Türkleri bir bayrak altında toplamak istiydu. Ordunun başında Buharaya yaklaştı.
Amuderya nehri üzerinde bulunan Hana kalesini muhasara etti. Kale komutanı, batıni sapık fırkasına
mensup Yusuf el-Harezmi, kalenin fazla dayanamayacağını anladı ve teslim olacağını bildirdi. Hain
Yusuf, Alparslanın huzuruna çıkarıldığı sırada Sultana hücum edip, hançer ile yaraladı. Yusufu
derhal öldürdüler. Fakat Sultan Alparslan da aldığı yaralardan kurtulamadı. Dördüncü günü, 25 Ekim
1072 tarihinde; “Her ne zaman düşman üzerine azmetsem, Allahü tealaya sığınır, Ondan yardım
isterdim. Dün bir tepe üzerine çıktığımda, askerimin çokluğundan, dumun büyüklüğünden bana,
ayağımın altındaki dağ sallanıy gibi geldi. “Ben, dünyanın hükümdarıyım. Bana kim galip gelebilir?”
diye bir düşünce kalbime geldi. İşte bunun neticesi olarak, cenab-ı Hak, aciz bir kulu ile beni
cezalırdı. Kalbimden geçen bu düşünceden ve daha önce işlemiş olduğum hata ve kusurlarımdan
dolayı Allahü tealadan af diliy, tövbe ediyum. La ilahe illallah Muhammedün resulullah...” diyerek
şehid oldu. Tahran yakınlarındaki Rey şehrine defnedildi. Yerine oğlu Melikşah geçti.
Sultan Alparslan saltanatı müddetince İslam dinine hizmet etti. İslamiyeti içten yıkmaya çalışan gizli
düşmanlara ve batıni, şii hareketlerine karşı çok hassastı. Hatta bir defasında; “Kaç defa söyledim. Biz,
bu ülkeleri Allahü tealanın izniyle silah kuvveti ile aldık. Temiz müslümanlarız, bidat nedir bilmeyiz. Bu
sebepledir ki, Allahü teala, halis Türkleri aziz kıldı.” demişti.
Alparslan, büyük tarihi zaferlerinin yanısıra, medreseler kurmak, ilim adamlarına ve talebeye vakıf
geliri ile maaşlar tahsis etmek, imar ve sulama tesisleri vücuda getirmek suretiyle de hizmetler yaptı.
İmam-ı azamın türbesini, Harezm Camiini ve Şadyah kalesi gibi pek çok eser inşa ettirdi.
Zamanında; İmam-ı Gazali, İmam-ül-Haremeyn Cüveyni, Ebu İshak eş-Şirazi, Abdülkerim Kuşeyri,
İmam-ı Serahsi gibi büyük alimler yetişmişti
Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
4 Muharrem 1439
Miladi:
25 Eylül 2017

Söz Ola
Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.
Kanuni Sultan Süleyman Han
Osmanlılar Twitter