Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


Devletleri devlet yapan unsur ve değerleri yazmak; padişahlarının veya devlet adamlarının düşünce yapısını, maksadını, ideallerini ve sevdalarını da belirtmektir tarih. Yoksa tahta çıkış ve iniş tarihleri, feshedilen yerler, kaybedilen bölgeler gibi kuru ifadeler okuyucuya tarih zevki, tadı, şuuru ve sevgisi vermekten uzak kalacaktır.

Ayrıca tarih bir ibretler hazinesi, milletlerin hafızası, hadiselerin ilmi, insanlığın romanı ise ondan istifade etmek en önemli husustur.

Bu düşünceler içerisinde adaleti, şefkati, hoşgörüsü ve ihsanı ile kalpleri kazanan; yiğitliği, cesareti, mertliği ve şecaati ile dosta güven, düşmana korku veren; dünya siyasetini yönlendiren; kültür ve medeniyet hamleleri ile göz kamaştıran Osmanlı nın altı asırdan fazla üç kıtada süren devlet serüvenini, bir tarih ziyafeti halinde bulacaksınız bu kitapta...



Kaptan Paşa nın Seyir Defteri, denizcilik tarihinin en büyük amirallerinden Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa nın hayatı ve hatıralarının, leventlerinden Seyyid Muradî Reis tarafından bizzat yaşandığı dönemde görülerek ve dinlenerek kaleme alındığı tarihî bir eserdir. Gazavat-ı Hayreddin Paşa adıyla bilinen bu hatıratın mensur nüshaları İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi nde, manzum suretleri ise Topkapı Sarayı Revan Köşkü Kitaplığı nda bulunmaktadır. Kaptan Paşa nın Seyir Defteri, Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil tarafından bu iki kaynak üzerinde yapılmış titiz bir çalışmadır.

Her iki taraftan derya gibi asker, derya yüzünde donanıp birbirlerine karşı yürüdüler. İlk önce düşman donanmasından bir büyük kalyon ayrılarak harekete geçti ve toplarını atmaya başladı. Gökyüzü onların dumanından sanki karalar giyinmişti. Denizin yüzü karadan ayırt edilmez hale gelmişti. Sanki bu dünya kubbesi tamamen zulümat ve karanlıkla kaplanıp, bulundukları yerler deniz midir, kara mıdır fark edilemezdi.

Günümüz Türkçesine Aktaran: Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil

Babıali Kültür Yayıncılık



Yılmaz Öztuna, Bir Darbenin Anatomisi nde 1876 askerî darbesini, Sultan Abdülaziz in tahttan indirilmesi ve ölümü olayını, bütün detaylarıyla anlatıyor. Dönemin bütün şahitlerinin ifadelerini birinci elden kaynaklardan ve belgelerden aktararak veriyor. Türkiye tarihinde yapılan askerî darbelere örnek teşkil ettiği için çok önemli olan 1876 askerî darbesini tüm detaylarıyla anlatan bu eser, 1979 Eylül ayında kaleme alınmış, 1982 ye kadar sakıncalı görülerek yayınlanamamıştır. Babıali Kültür Yayıncılığı, eserin gözden geçirilmiş yeni baskılarını sunuyor.



19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu nda modernleşme sürecini, siyasi, toplumsal ve kültürel değişiklikleri ele alan İlber Ortaylı nın başyapıtı gözden geçirilmiş baskısıyla Timaş ta. Sırpça, Yunanca ve Macarca ya çevrilen, Ukraynca çevirisi devam eden kitap son dönem Osmanlı modernleşme tarihini ele alıyor...Osmanlı modernleşmesi otokratik bir modernleşmesidir, iç ve dış gelişmeler, hayatının son kırk yılında imparatorluğu bu otokratik modernleşmeden anayasal bir monarşiye kadar sürükledi, imparatorluk genç Cumhuriyete parlamento, siyasal parti kadroları, basın gibi siyasal kurumları miras bıraktı. Cumhuriyetin tabipleri, fen adamları hukukçu, tarihçi ve filologları son devrin Osmanlı aydın kadrolarından çıktı. Cumhuriyet ilk anda eğitim sistemini, üniversiteyi, yönetim örgütünü, mali sistemini imparatorluktan miras aldı. Cumhuriyet devrimcileri bir ortaçağ toplumuyla değil, son asrını modernleşme sancıları ile geçiren imparatorluğun kalıntısı bir toplumla yola çıktılar. Cumhuriyetin radikalizmini kamçılayan öğelerden biri de yeterince radikal olamayan Osmanlı modernleşmesidir.

Bugünkü Türkiye nin siyasal-sosyal kurumlarındaki sağlamlık ve zaafın bilinmesi, son devir Osmanlı modernleşme tarihini iyi anlamakla mümkündür. 19. yüzyıl bütün Osmanlı camiasının en hareketli, en sancılı, yorucu, uzun bir asrıdır; geleceği hazırlayan en önemli olaylar ve kurumlar bu asrın tarihini oluşturur.

Timaş Yayınları



Bir bakıyorsunuz Belçikada bir Türk köyü, bir bakıyorsunuz Himalayaların eteklerinde bulunan Keşmir eyaletinde de kendilerine Osmanî diyen Türk Köyleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği8230; İngiltere Parlamentosu üyesi olup şimdilerde Londra Belediye Başkanlığı yarışına giren Boris Johnsonın son Osmanlı İçişleri Bakanının torunu olduğu haberi gazete manşetlerinde çınlarken, Meksikada bir Osmanlı çeşmesinin ortaya çıktığınotu düşüyor önümüze. Nicolas Sarkozynin de, Fidel Castronun da atalarının Osmanlı Yahudisi çıkması yetmiyormuş gibi, besteci Wagnerin Sultan Abdülazizden para yardımı istediğini, Abdülhamidin Pasteure beraber çalışma teklifinde bulunduğunu okuyoruz hayretle. Ve düşünüyoruz: Acaba tarihimiz hakiki çehresiyle arz-ı endam ettiğinde nasıl bir manzara karşısında kalacağız? Misak-ı Millî sınırları içinden görmeye ve düşünmeye alıştırılmış bir neslin dramıdır yaşadığımız. Biz neydik? sorusu, ete saplanan bir kurşun gibi hemen her adımda karşımıza çıkıyor veya biz hatırlamak istemesek de, başkaları tarafından çıkarılıyor. Bunun en son örneğini, Avusturya sağının temsilcisi Andreas Möllerin, Türkler ABye girerse Viyanayı kaybederiz mealindeki demecinde gördük. Demek ki, dedik, bu demeci okuyunca, biz unutsak da dünya bizi unutmuyor. Mustafa Armağan son kitabı Büyük Osmanlı Projesinde bu nicedir unuttuğumuz dünyanın kapılarını açıyor önümüze ve bize bir hafıza tazelemesi çalışması öneriyor. Hatırla onu ikazı, kitabın her satırında karşımıza çıkıyor ve giderek Hatırla kendini uyarısına bürünüyor. Osmanlıyı, yaşadığı çağların küresel aktörü olarak konumlandıran ve bu yüzden de küreselleşmekte olan dünyamızda bunu daha önce tecrübe etmiş bulunan Osmanlıların birikiminden yararlanmanın önümüzü görmemize yardım edeceğini vurgulayan yazar, hem küresel tarih çalışmalarına Osmanlının katkılarına atıfta bulunuyor, hem de Osmanlı tecrübesinin kendiliğinden bir oluşum değil, bilinçli bir proje olduğuna dikkat çekiyor. Armağan, Büyük Osmanlı Projesi adını verdiği bu projenin ana hatları hakkında ufkumuzu genişletecek bilgiler veriyor ve daha da önemlisi, Türkiyenin içine girdiği yeni bir gelişme çizgisinde Bir kere başarılan neden bir kere daha başarılamasın? sorusunun umut vadeden kuyusu içine gömüyor okurunu.

Timaş Yayınları



Ermeni soykırımı iddiaları değerlendirilirken, söz konusu dönemde Osmanlı Devleti yle savaş halinde olan devletlerin arşivlerinden alınan belgeleri kullanarak araştırma yapmak, objektif yaklaşımın bir gereğidir.
Nitekim tarihe mâl olmuş hadiseler, tarih metodolojisinin kuralları göz ardı edilmeden araştırılmalı ve bu araştırmalar ışığında bir sonuç ortaya konulmalıdır. Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, Sürgünden Soykırıma Ermeni İddiaları nda bu ilkeye sadık kalarak, kısa ama öz bir biçimde, Ermenilerin Birinci Dünya Savaşı sırasındaki durumunu ele alıyor.

"Türklerle Ermeniler gerek Selçuklu Devleti, gerekse Osmanlı Devleti dönemlerinde yaklaşık 850 yıl önemli bir problem olmadan birlikte yaşadılar ve aynı devleti paylaştılar. Nitekim, Osmanlı Devleti döneminde 29 paşa, 22 bakan, 33 milletvekili, 7 büyükelçi, 11 başkonsolos vs. olmak üzere pek çok Ermeni yüksek devlet görevlerinde yer almıştı. Bu durum 1915 e kadar devam etti. Bununlar beraber Ermeniler için 1877-78 de meydana gelen Osmanlı-Rus savaşı yeni bir dönemin başlangıcı sayılabilir..."

Babıali Kültür Yayıncılık




II. Murad Han ve Fatih Sultan Mehmed devirlerini okurken vatanımızın oluşmasında çekilen çilelere, verilen amansızca mücadelelere ve dökülen gözyaşlarına şahit olacaksınız. Buna rağmen Osmanlıların bu uğurda gösterdiği fedakarlıkları layıkıyla anlamak ve anlatabilmek hakikaten güç. Samimi bir gayret, tertemiz bir inanç ve muhteşem bir azim. Bütün bunların yanısıra bu güzide vatanı teslim edecekleri nesilleri de bir an olsun unutmadılar. Onları ilimle mücehhez kılabilmek için aynı azim ve kararlılıkla gayret sarfettiler. İlme verdikleri değer ve ilim adamlarına gösterdikleri saygı her şeyin üzerinde idi. Rütbetü'l-ilmi a'le'r-rüteb (ilim rütbesi rütbelerin en yücesidir) sözü onlar için en mühim hayat prensibi olmuştu. Bu itibarla İstanbul, fethedilmesi ile birlikte bir saraylar şehri değil, dünyanın en büyük ilim merkezi, bir üniversiteler beldesi halini aldı. Kalemle kılıcı yanyana yürüten Osmanlıların hayatı, bir tarih ziyafeti halinde, Kayı II'de devam ediyor.



“Dün; Budin, Estergon, Kanije, Uyvar, Timaşvar, Belgrat... Bugün; Niğbolu, Ziştovi, Yeni Zağra, Gabrova, Tırnova, Kızanlık... Yarın Plevne, Silistre, Rusçuk, Şumnu, Sofya, Filipe’de de mi aynı şey olacak? Daha sonra Edirne’de mi yaşayacağız bunları? En sonunda da İstanbul için mi ağıt yakacağız? Bu acılar, bu utanç, bu yüz karası neden ya Rabbi? Nerede hata yaptık?” Aliş ile Zeynep’in destansı aşklarının romanı. 93 Harbi sırasında Plevne’nin, Gazi Osman Paşa’nın, katledilen yüz binlerin, göç yoluna düşen milyonların hikâyesi…Bahar rüzgârı esmesinde bir ses, yeşil duvak altından yükseldi ve kanat çırptı: “Paşa babam! Aliş’imi gördün mü?” Paşa şaşırdı, babam diyen sahiplenişe, suale ve sese: “Bacım, hangi Aliş? Bizim ordumuzda Aliş çok.” Kadın, Paşa’nın Aliş’i tanımamasına şaşırmış gibiydi: “Benim Aliş’imi, eşimi… Sol kaşının üzerinde benleri var. Çok güçlü, attığını vurur, selvi boyluydu. Tuna boyuna gitti. Görmedin mi Aliş’imi Tuna boyunda?” Paşa boyun bükmüş, sesinin her nefesiyle kendisinden “Aliş’ini gördüm” haberini bekleyen esrarengiz kadına baktı. “Görmedim” diyemedi. Gördüm diyerek ümit de veremedi. Ne yapsın bilemedi. Mitralyözler, makineli tüfekler, toplar on binlerce düşman askeri karşısında bir an bocalamayan Paşa, şimdi çaresizdi.



Devlet içindeki imtiyazlı konumlarına ve büyük nüfuzlarına rağmen, hemen hepsi hayır hasenat konusunda birbirleriyle yarışan Valide Sultanlar, bu hususta padişahları da geçmişlerdir. Bu eserde Valide Sultanlar ve hayır eserleri titiz bir çalışma sonucu bir araya getirilmiştir.Bu kitabın hazırlanma maksadı, 623 sene hüküm sürmüş ve bize sadece gurur duyacağımız bir mazi bırakmış Osmanlı Devleti’nin başına geçen 36 padişahın anneleri hakkında toplu bir bilgi vermektir. Bunu yaparken neseplerini, gerçek isimlerini, doğum ve ölüm tarihlerini, zayıf ve kuvvetli bütün rivayetleri ile ele almak amaçlanmamıştır. Bu hususlarda, halk arasında kabul gören en yaygın rivayetler tercih edilmiştir. Devletin en imtiyazlı makamlarından birinde bulunan bu hanımların daha çok, kendi servetlerini harcayarak yaptırdıkları ve kendilerinden sonraki nesillere bıraktıkları, pek çoğu hâlâ ayakta olan muazzam külliyeler ve diğer hayır eserleri üzerinde durulmuştur.Özünde kadir ve kıymet bilir, vefalı, sadık, mert, insaf ve izan sahibi milletimiz, bu hanımları ve bıraktıkları eserleri, bu çalışma sayesinde toplu olarak inceleme fırsatı bulacaktır.



Osman Gazi’yle devlet olmak, Sultan Murad ile Kosova’ya varmak… Fatih ile İstanbul’a girmek, Mimar Sinan’la farklı kıtalara çil çil kubbeler serpmek… Çaka Bey’le Adalar Denizi’ne, Barbaros’la Preveze’ye, Kurdoğlu’yla Endonezya’ya sefere çıkmak… Merzifonlu’yla Viyana’dan dönüş… ve Budin’in, Nazlı Budin’in elden çıkışı...Bin Atlının Akınları, Osmanlı tarihinden kesitler aktaran, o günlerin üslubunun tadılabileceği anekdotlarla bezeli bir kitap. “Budin’de fare delikleri bile didik didik yağma edildi. Ertesi gün seksen bir cami olmak üzere, bütün Osmanlı eserleri, temellerine kadar yıkıldı. Sefere iştirak eden Marsigli Kontu, birçok cami, saray ve kütüphane dolaşarak bulabildiği kadar elyazması eseri kurtardı. Sonra bunlarla memleketi olan Bologna’da bir müze ve kütüphane kurdu.” “1568 yılında Kurdoğlu Reis’e yeni bir görev verildi: Portekizliler’in çok rahatsız ettikleri Endonezya’ya sefer yapacaktı. Kurdoğlu’nun görevi, Açe’nin yardımına koşmaktı. Kurdoğlu, yirmi iki parçadan oluşan Süveyş Donanması ile kısa zamanda Açe’ye ulaştı. Osmanlı donanmasının Endonezya sularına girdiğini öğrenen Portekizliler çoktan kayıplara karışmışlardı. Kurdoğlu, önce getirdiği fermanı, Açe Hükümdarı’na sundu…”

Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
27 Zi'l-ka'de 1438
Miladi:
20 Ağustos 2017

Söz Ola
Nola tacım gibi başımda götürsem daim, Kadem-i resmini ol Hazreti Şahı Rusülün Gül-i Gülzarı Nübüvvet, o kadem sahibidir Ahmeda durma yüzün sür kademine ol gülün..
Sultan I. Ahmed Han
Osmanlılar Twitter