Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


2
0. yüzyılın son çeyreğinde 'global bir köy'e dönüşen dünyamızda dış siyaseti global vizyonlar çizgisine taşımak. İmparatorluk coğrafyasındaki zihinsel ve kültürel mirasımız bu zor göreve yürüyen Türkiye için anahtarı üzerinde bir kilit...Rahim Er, Ortadoğu, Türkistan, Çeçenistan, Balkanlar, Kıbrıs ve Kuzey Afrika'da diplomasi koşturmakla bu kilitleri bir bir nasıl çevirebileceğimizi tartışıyor kitabında. Türkiye'nin Avrupa tarihi perspektifinde dış siyasetinin kimi zaman aksayan, kimi zaman rüzgarını arkasına almış, trajik ama umut dolu koşusu...

Babıali Kültür Yayıncılık - www.bky.com.tr




“Biz unutsak da Batı, muhteşem mazimizi unutmuyor. Bu coğrafyada asırlar ve asırlar boyu adalet, kardeşlik, eşitlik ve diyalogla hükümran olduk. Düşmanlık üretemeyiz. Kinleri besleyemeyiz. Buna hiçbir değerimiz müsaade etmez. Kırgınlığı ortadan kaldıracak olan yine biziz.

Coğrafyamızdaki sıkıntılar ikinci bir süper gücün olmayışından. Denge bozuldu. O boşluğun dolması lazım. İkinci güç, diğer kutup kim olabilir?
Kafa yormaya değer bir soru...”
Rahim Er, her geçen gün daha da bulanıklaşan bölgemiz meselelerine çözümlerini, duru bir dille anlatıyor ve zihinleri büyük düşünmeye zorluyor.

Babıali Kültür Yayıncılık



Üstad Kadir Mısıroğlu'nun şehid padişahlarımızdan Sultan Abdülaziz Han merhumu hakkında hazırlamış olduğu 447 sahifelik bir araştırma eseri. Kitabın takdimi:
"Değerli Okuyucu!...
Tanzimatla başlayan milli şahsiyet ve mefkureyi imha hareketine dirayetle karşı çıkmış olan ve devrinin ecnebi güdümlü ricali tarafından önce tahtından indirilen ve takriben bir hafta sonra da hailevi (dramatik) bir suretle şehid edilen Sultan Abdülaziz merhum vesilesi ile bozulma ve yıkılışın temel saiklerinin başlangıç safhasını anlatan bu eseri yayınlamaktan bahtiyarlık duymaktayız."



Osmanoğulları’nın‚ âile efradıyla birlikte vatanlarından çıkarılışlarına ve elli yıllık gurbet hayatlarındaki ızdıraplarına milletçe bigâne kalınmıştır. Sebil Yayınevi Osmananoğulları târihinin meçhul kalmış elli yıllık son faslını aydınlatan böyle bir eseri yayınlamaktan şeref duyar!.. Türkiye Millî Kültür Vakfı’nın hususî jüri armağanı ile taltif edilmiş olan muazzam bir eser!...



Tarihte az çok uğraşanlar çok iyi takdir ederler ki, bu ülkede iki şahıs hakkıda gerçekleri söylemek, tasavvurun fevkinde bir derecede güçtür.
Sultan II. Abdülhamid ve M. Kemal Paşa'dır. Zira her ikisi hakkında da yazılmış olanların kaahir ekseriyeti yalandır. Bu yalanlar, bunlardan birincisinin aleyhinde, ikincisinin ise, lehinde vaki olmuştur. Sultan II. Abdülhamid hakkında gerçeği söylemek için kaanuni bir mani yoksa da, yalanların kesafeti sebebiyle fiili gerçeklerin tam manasıyla ortaya konulması, imkansıza yakın bir derecede güçtür. Bununla beraber uzun bir çalışmanın mahsulü olan bu eserde, merhum hakkındaki yalan ve yanlışlarla gerçeklerin çarpıtılmasına aid belli başlı iftiraları cevaplandırmaya çalıştığımız görülecektir.



Tanzimat ve Sonrası Osmanlı Mahkemeleri

Devlet, hukuk demektir.Hukukun tezahürü de mahkemelerdir.Osmanlı adliyesini ve bunun Tanzimat Fermanı sonrasında aldığı biçimi tasvir eden bu eser, aynı zamanda, Tanzimat'ı hazırlayan sebepleri, Batı'nın baskı ve dayatmalarını, adliye ıslahatına neden ihtiyaç duyulduğunu, bu ıslahatta akınan modeli, bunun İslam hukukuna ne derece uyduğunu, karşılaşılan güçlük ve reaksiyonları gözler önüne sermektedir.Bu arada Avrupa devletleriyle de çarpıcı mukayeseler yapılmaktadır.Böylece Osmanlı Devleti tarihinin çok önemli bir devresine de ışık tutulmuş olmaktadır.
Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci - Arı Sanat Yayınevi



Necip Fazıl Kısakürek, 1969 yılında yazdığı bir yazıda Arsadaki odun yığınının gizli bir köşesinde tek bir kıvılcım noktasıyız biz!” demiş ve şöyle sürdürmüştü sözlerini: Odunların üstüne, yıllar ve asırlardır yağmadık yağmur, düşmedik kar kalmadı. Onları küf basmış, pas yutmuş, rutubet bürümüş; üstelik Garp dünyasının bütün kanalizasyonları bu odunların üzerine akmıştır. İşte arsadaki böyle bir odun yığınının gizli bir köşesinde tek bir kıvılcım noktasıyız biz! Biz ki, onun gizli bir köşesinde tek ve son kıvılcım noktasıyız, onu nasıl yakar, tutuşturur, alevlerle sarabiliriz?

Söylenmesinin üzerinden yaklaşık 40 yıl geçmesine rağmen hararetinden hiç bir şey yitirmeyen bu ateşte pişmiş kelimelerin ışığında tarihe bakacak olursak, o odunların ait olduğu ormanı ve o ormanın hangi baltalarca kesilip odun halinde bir arsa köşesine atıldığını daha iyi anlarız.

Bugün ne mutlu bizlere ki, kıtalara gölge salan ‘Osmanlı ormanı’nın kesilip metruk bir arsaya atılmış son odun yığını içinde hangi bereketli duanın eseri olarak kaldığını bilemediğimiz o son kıvılcımın nasıl bir yangına dönüştüğüne şahit oluyor ve gelecek adına umutlanıyoruz. Lakin o yitirdiğimiz ‘orman’ nasıl bir şeydi, neye benziyordu? Ormanın ruhu üç kıtaya hangi sırlı yollardan dallarını uzatmış, gölgesinde 72 milleti bir insanlık bahçesi içinde hangi iksirle yaşatabilmişti? Osmanlı sevinci bir daha yaşanabilir, bir başka deyişle Osmanlı geri gelebilir miydi?

İşte Mustafa Armağan son kitabı Geri Gel Ey Osmanlı!’da bize yalnız tarih anlatmakla kalmıyor; bir yandan tarihi bugüne doğru çekerken, bugünü de tarihe aşina kılmaya çabalıyor. ‘Osmanlı’ya dönüş’, ona göre Osmanlı’nın tekrar var edilmesi gibi zamanın dışına çıkmayı teklif eden bir çağrı değil; Osmanlı’nın miras bıraktığı ruhla onun yarıda bıraktığı ve ondan sonra üzerimize borç kalan misyonu bugünkü şartlarda devam ettirmeyi kastediyor.

Geri gel ey Osmanlı! Asırların yirmi birincisi senin sesini, duruşunu ve yürüyüşünü bekliyor. Zulüm tarlasına dönen dünyada kurtlara kurtluklarını hatırlatacak ve mazlumların elini tutacak ışık senin yüksek alnında parlıyor çünkü.



Koca koca ciltler arasında kaybolan kitap kurtlarından kaç tane kaldı? Nerede o kesekağıdını bile itina ile açıp satır satır okuyan meraklılar? Bırakın ciddi eserleri, edebi metinleri, kıymetli tercümelere rengarenk ansiklopedilere bile bakılmıyor. Şairine uykusuz geceler geçirten şiir kitapları kartvizit gibi imzalanıyor, eşe dosta bedava dağıtılıyor. Vaktimiz çok kıymetli ya, romanların önce son sayfasına bakıyor, finali öğrenip kitabı katlıyoruz.
Lakin...
Lakin insanımız hikaye okumaktan, hikaye dinlemekten hoşlanıyor. Hikaye tadında fizik, hikaye tadında kimya anlatabilmek mümkün mü? Evet, ama tarihe bir başka yakışıyor.
Tarih ve Düşünce Kitapları



Ahmed Cevdet Paşa Tanzimat devrinin en önemli devlet ve ilim adamlarından biri...İlber Ortaylı'nın tabiriyle "Medresenin son güneşi"...Şeyhülislamlığın eşiğine kadar yükselmiş, her ilimde alim, her fende mahir, tarihimizin son medar-ı iftaharlarından...Hayatını ve emsalsiz eseri Mecelle'yi anlatan bu eseri okurken; aynı zamnda devrin medrese hayatını ve ilmi seviyesini; Tanzimat'ın Osmanlı Devleti'ne getirdiği ikilik ve çatışmaları; ıslahatın milli bünyeye uygun cereyan etmesi için Cevdet Paşa'nın verdiği çetin mücadeleyi; ve ilim alimlerine kazandırdığı ölümsüz eserleri bulacaksınız.
İşte Mecelle'nin ilk yüz maddesinin de hoş bir üslupla açıklandığı bu kitapta her yönüyle
AHMED CEVDET PAŞA...

Ne demişler;
Adem oldur ki ayağın çekicek dünyadan,
Zikü bi'l hayr içre güzel adı kala.

KTB Yayınları




Yalnızca güle yenildi.
Kıspet giyiş, pehlivanlık, 93 Harbiyle alev alev yanan Osmanlı Avrupası; Gül, mendil ve kömür. Kırkpınar heyecanı ve başpehlivanlık. Önce Avrupa da, sonra Amerika da yapılan güreşler. Avrupa nın ve Amerika nın en ünlü güreşçileri karşısında birkaç saniye içinde alınan galibiyetler ve yalnızca güle yeniliş. Koca Yusuf, Osmanlı mülkünün başpehlivanlığından, Avrupa ve Amerika nın bileği bükülmez güreşçiliğine uzanan bir efsanenin romanıdır.
Her gece Yusuf u yenebilmek için onlarca pehlivan mindere çıkıyor. Çok kısa zamanda arka arkaya yenilerek minderi terk ediyorlar.
-Le Journal
Güreşçilerin hiçbiri Sultan ın Aslanı nın karşısına çıkmaya cesaret edemiyor.
-Le Figaro
Yusuf, karşısına çıkacak Amerikalı bulamıyor.
-New York World
Güreşçilerimiz Yusuf un ölüsünü bile yenemediler.
-Illustrated Police News
Türk, sanki rakibiyle eğlenmek veya seyircilere biraz güreş göstermek istiyor gibiydi.
-The World

Babıali Kültür Yayıncılık

Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
29 Ramazan 1438
Miladi:
24 Haziran 2017

Söz Ola
Tarih milletlerin tarlasıdır, her millet geçmişinde ne ekmişse, gelecekte de onu biçer
Churchill.
Osmanlılar Twitter