Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri I. Sultan Ahmed'in de mürşidi idi. Hükümdardan büyük saygı görüyor, kendi de hükümdarı seviyor ve sayıyordu. Arayı pek fazla uzatmadan birbirini ziyaret ederlerdi. Biri din ve maneviyatın sultanı, diğeri devletin sultanı, bu iki insan uzun süre birbirini görmeden duramazdı. Sultan Ahmed'in en mutlu anları şeyhiyle beraber olduğu anlardı. Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri ziyaretine geldiğinde onun hizmetini bizzat kendisi yapardı. Aziz Mahmud'un Topkapı Sarayında yine padişahı ziyaret ettiği bir gün namaz vakti yaklaşmış, Aziz Mahmud Hazretleri de abdest alıp hazırlanmak istemişti. Derhal leğen ve ibrik istendi.



Yıl 1453, mevsim bahar idi. Bizans’tan Tebriz ve Semenkand’a ulaşan haberler Osmanoğlu Mehmed Hân’ın Kral Konstantin’i yendiği ve İstanbul’u aldığını bildiriyordu. Haberciler bir şey daha ilâve ediyorlardı sözlerine: “Cihangir hükümdar, Moğol istilacılarına hiç benzemeyen ilim ve hikmet sahibi münevver bir genç... Kılıcın zaferini kelâm ve kalemin hüneri ile tartıyor...” Orta Asya hâkanları düşünüyorlardı... Bu gazanfer yarın doğuya yönelirse ne yapacaklardı? Tebriz hükümdarı Uzun Hasan hemen ona bir elçi göndermeyi planladı ve meşhur astronomi ve matematik âlimi, memleketin medâr-ı iftihârı mümtaz insan Ali Kuşçu’yu yola çıkardı. Uluğ Bey’in gözde talebesi ve şarkın o asırdaki hikmet güneşi olan Ali Kuşçu’ya acaba nasıl muâmele olunacak, deneyecekler ve ona göre genç Sultân Fâtih Mehmed Hân’a karşı politika geliştireceklerdi. Ulaklar, Ali Kuşçu’nun 200 kişilik bir kafile ile Osmanlı hudutlarından giriş yaptığını Sultan Fâtih’e bildirdikleri gün, şu mealde bir ferman çıkarıldı: “Her vilâyet menzilinde kendilerine bin altın yol harçlığı verile...”



Sultan II. Mahmud, çocukların Kur‘ân-ı Kerim öğrendikleri mektebi gezerken içlerinden bir küçük dikkatini çeker ve yaklaşarak sorar:

- Sen sınıfın kaçıncısısın?
Küçük, cevap verir:
- İnsana kendini medhetmek düşmez efendim, hocama sorun.
Padişah cebinden bir altın çıkarır ve küçüğe uzatır; fakat o almaz, babasının “nereden buldun?” diye kendisini sıkıştıracağını ileri sürer.

- Padişah verdi, dersin, diye akıl verince de şu karşılığı verir:
- Padişah verseydi böyle az vermezdi, der efendim!
Bu defa elini cebine sokup avuç dolusu altın çıkaran hükümdar;
- Sen hakikaten sınıfın birincisiymişsin, diyerek avuç dolusu altını cüz çantasının içine boşaltmak zorunda kalır.



II. Abdülhamid Hân'ın en küçük oğlu Âbid Efendi'nin hâtıralarından: “Bir gün, babamın yanında bulunan adamlardan Ali Vehbi Bey'i hapsettiler, sonra İstanbul'a yolladılar... Sebebi, pederle başbaşa kalıp bir şeyler kaleme alınmasından korkulmasıydı...“

Alatini Köşkü'nün bahçesinde yuvarlak, çiçekli bir tepecik vardı... Subaylar, bu tepenin etrafında çiçeklerle ‘Hürriyet, adâlet, eşitlik, kardeşlik’ yazmışlardı... Okuyabiliyordum ama, bu sözlerin ne demek olduğunu anlamıyordum...



Sultan Abdülmecid devrinin meşhur paşalarından biri, hanımından yana dertliymiş. Paşa, kıskançlığı dillere destan olan bu hanımından dostlarına her fırsatta şikâyet eder dururmuş.



Zariflerden bir devletlûnün maiyyetinde çalışanlar, “Bizim müdür beye bu akşam habersiz iftara gidelim” diye yola koyulmuşlar. İftara beş dakika kala da kapıya dayanmışlar. Müdür bey, evdeki hazırlıksızlığı düşünerek, biraz mahcup, “Buyurun!” demiş. Sonra telaşla mutfağa geçip hanımına durumu anlatmış. Kadın bir an düşünmüş ve çareyi bulmuş:



Sultan I. Abdülhamid’in Sadrazamlarından Koca Râgıb Mehmed Paşa Mısır vâlisi tâyin edilip Bulak’a vardığında, merâsimle karşılandığı sırada, yolunun üzerine sayısız dilenci sıralanmış. Paşa bunları görünce vazifelilere sormuş:
- Bunlar, saraya varıncaya kadar böyle kesret üzere midir (kalabalık mıdır)?
- Belî (evet). Eslâfınız (sizden öncekiler) zamanında dahi bunlar böyle dizilirler, iki taraftan beşer-onar adam bunlara sadaka verirdi.
Paşa hayret içinde çıkışmış:
- Bunca dilenciye akçe yetiştirmek ne kâbil? Eğer bunlara sadaka vermek lâzım gelir ise, saraya varınca biz de sadakaya muhtaç olup, üst başlarında durmamız iktiza eder.

Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
28 Safer 1439
Miladi:
18 Kasım 2017

Söz Ola
Her kim Al-i Osman'dan dua alırsa , şüphesiz tutuğu iş kolay gelir... Zira Onlar bir ulu ocaktır. Kim onlara yan bakarsa başı aşağı olur
Barbaros Hayreddin Paşa
Osmanlılar Twitter