Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


Sultan IV. Murad devrinde Evliya Çelebi, Cemşid Hezarfenlerden bahsederken bir de Lagari Hasan Çelebi'yi anlatır. Bu zat hakkındaki kaynak, sadece bundan ibarettir. Evliya Çelebi'ye göre Lagari Hasan Çelebi Sarayburnu'ndan kendi yapısı bir roket fişeğe binerek yükselmiş ve salimen denize inmiştir:



Yıl 1512, Yavuz Sultan Selim, vezirini, vüzerasını, emirini, ümerasını, âlimini, umerasını yanına alıp, Bursa'ya ecdadının kabirlerini ziyarete gitti. O sırada Koca Mustafa Paşa, küçük vezir sıfatıyle hünkârın yanında bulunuyordu. Ziyaret sırası, talihsiz Cem'in türbesine gelmişti. Yavuz Sultan Selim, sandukanın başında uzun düşüncelere vardı. Dedesi Fatih Sultan Mehmed, açıkça onu veliaht olarak göstermişti. Buna rağmen ortalıkta neler neler dönmüş, babası Sultan Bayezid ile amcası birbirine silah çekmiş, sonunda o güzel adam, "küffar arasında" ıstırap içinde can vermiş, belki yanında ağzına bir yudum su verecek kimse yokken ölmüştü. Sultan Selim, bu hikâyede, küçük vezirin oynadığı rolü biliyordu. O aynı oyunu kendisi tahta çıkarken de oynamak istemiş, Şehzade Ahmed'i Selim'e tercih etmişti. Bu hatıraların tazelenişi, Koca Mustafa Paşa'nın katli fermanı için yeter sebepti. Yavuz sanki şimdi, amcası Cem kabrinde daha rahat yatıyormuş gibi geldi.



Fatih Sultan Mehmed, mürşidi Akşemseddin'den ayrı, İstanbul'da geçirdiği günlerde Şeyh Vefa'ya fazla ilgi göstermiş, yalnızlığına onda deva aramış, fakat ikisi arasında geçen çok ince bir hesapla bu ilgisine, Şeyh Vefa tarafından bir cevap bulamamıştı. İnce bir hesap dedim, böyle bir hesap ancak, söz konusu olan o iki insan tarafından anlaşılabilir. Dışarıdan seyirci olan bizlere işin tartışması düşer. Bir rivayete göre, Sultan Fatih tam üç defa Şeyh Vefa'yı makamında ziyarete gitmiş, fakat, üçünde kendisini görmeden göremeden dönmüştür. Sultan Fatih, Şeyh Vefa'nın tekkesi önündeki demir kapıya gelmiş, fakat kapıyı kilitli bulmuştur. Bahçede ne bir kul, ne bir can... Hükümdar ârif bir kişiydi. Bunun ne demek olduğunu anladı. Rengi kül gibi solmuştu. Bu yapılan ona hükümdar olarak değil, insan olarak dokunuyordu. O, yaralıydı, dinlenecek, dertlerini dökecek bir makam, sığınacak bir yer arıyordu.



Rivayet olunur ki, Sultan II. Mahmud, tebdil gezdiği bir Ramazan gününde Üsküdar'da mücerred bir kunduracının, boş örse çekiç vurarak her hamlede “Tıkandı da tıkandı” dediğine şahit olmuş. Merak saikiyle içeri girip bunun sebebini sormuş. Adamcık anlatmış:

Bir gece rüya gördüm. Çeşmeler vardı. Bazılarından şarıl şarıl sular akıyor, bazılarından sızıyor, bir tanesi de tıp tıp damlıyordu. O sırada bir pîr-i nuranî belirdi. Ona bu çeşmeleri sordum.



Sultan IV. Murad Han, kendi zamanındaki Şeyhlere çok hürmet gösterir ve onlara yardım ederdi. Mesela, Yenikapı Mevlevîhânesi şeyhi Doğânî Ahmed Dede’ye hürmet etmiştir. Onu sık sık saraya davet etmek suretiyle kendisinden Mesnevî sohbeti dinlemiş ve semâ yapmalarına müsaade etmiştir. Galata Mevlevîhânesi şeyhi Âdem Dede de, yine IV. Murad’ın saraya davet edip Mesnevî sohbetlerini dinlediği ve semâ yaptırdığı mevlevîlerdendir. Antalya Mevlevîhânesi postnişîni Zincirkıran Muhammed Çelebi İstanbul’a geldiğinde IV. Murad’ın ihsanlarına nail olmuştur. Daha sonra Beşiktaş Mevlevîhânesi postnişîni olacak olan Çengî Yusuf Dede, IV. Murad döneminde “Gılmânân-ı Hâssa”ya alınmış mevlevîlerdendir.



Sehî Bey’in Heşt Behiş’te naklettiğine göre, devrin meşhur mütefekkir ve müderrislerinden Molla Lutfi Efendi ile Sultan Fâtih hazretleri arasında şöyle bir hâdise cereyan eder:

Fâtih Sultan Mehmed Hân’ın hâfız-ı kütüb’ü, yani kütüphânecisi olan Molla Lutfi, pâdişahla sohbetlerde bulunur, hatta işi şakalaşmaya kadar vardırırmış. Bir gün Sultan Mehmed Hân kütüphâneden bir kitap istemiş. İstediği kitap yüksekte olduğu için Molla Lutfi’nin eli yetişmemiş. O sırada yerde duran bir mermer parçasının üstüne basarak kitaba uzanmak isteyen Molla Lutfi’ye Hz. Fâtih,
- Hele neyledin? Ol taş, Îsâ aleyhisselâmın üzerinde doğduğu taştır! diyerek mâni olmuş.
Neyse bir şekilde kitabına kavuşan Sultan, tetebbua dalmışken, Molla Lutfi’nin aklına muzipçe bir mukabelede bulunmak fikri gelmiş. Kitapların üstüne örtülmüş ve güvelerin delik-deşik ettiği bir bez parçasını, büyük bir edep ve saygı ile eğilerek alıp, Sultân’ın dizinin üzerine, i‘zaz ve ikrâm üslûbunda koymuş... Tabiî pâdişâhın aksülameli (reaksiyonu) gecikmemiş. Bu kirli necis bezi neden üzerine koyduğunu sormuş hiddetle. Molla Lutfi’nin cevabı şöyle olmuş:

- Devletlü pâdişahım, neye bî-huzur (huzursuz) olursuz? Bu bez, İsâ Peygamber’in beşiğinin bezidir.

Sehî Bey sözlerine, Molla Lutfi’nin pâdişâhın huzurunda yaptığı bu nevi latîfe ve nüktelerin sayılamayacak kadar çok olduğunu da ilâve eder. Gayet tabii ki, tarihe mâl olmuş şahsiyetler de bizim gibi yer-içer, bizim gibi güler-ağlar, yaptıkları hatalardan dolayı pişman olup geceler boyu kendilerini muhasebe ve murâkabeye çekerler. Yerinde ve zamanında latîfeler de yapar, yapılanlara mukabele de ederler. Çünkü onlar da etten-kemikten müteşekkil, aynı hislere sahip birer insan. Demek ki Hz. Fâtih’in de, o otoriter yüzünün gerisinde bu çeşit şaka ve nükteleri kaldıran, zekâ pırıltılarına musâmaha ile bakan bir başka yüzü vardı.



19. yüzyıl sonlarında dünyanın çeşitli memleketlerinde düzenlenen milletlerarası fuarlar, o devirdeki devletler için kendilerini tanıtma fırsatı sunuyordu. Bu sebeple, Osmanlı Padişahı Sultan II. Adülhamid Han, bu fuarlarda Osmanlı Devleti'nin temsil edilmesine çok önem veriyordu.

1893 senesinde Amerika Birleşik Devletleri Hükûmeti, Sultan Abdülhamid’e özel bir heyet göndererek, Kristof Kolomb’un Amerika kıtasını keşfinin 400. Yıldönümü dolayısıyla Chicago’da düzenlenecek milletlerarası fuara Osmanlı Devletini de davet etmişti. Osmanlı Hükûmeti, bu fuara Hakkı Paşa başkanlığından bir heyetle katıldı. Fuar alanının, Osmanlı Devletine ayrılan bölümünde örnek bir Anadolu köyü kurulmuş ve burada el sanatları sergilenmişti. Aynı günlerde Amerika’da yaşayan bazı Suriye’li Arabların, turistik maksatlı sema gösterisi yapması, Amerika’daki Osmanlı Büyükelçisinin protestosuna sebep oldu.

Diğer taraftan, aynı günlerde Chicago’da toplanan Kadınlar Edebiyat Kongresi’nde İspanyol yazar Esmeralda Cervantes, daha önce İstanbul’da kaldığını söyleyerek, Osmanlı ülkesinde kadınların eğitim ve öğretimimine dair bir bildiri sunmuş, konuşmasının sonunda kadınların eğitimine yaptığı katkılar dolayısıyla Sultan Abdülhamid’e yazılı bir teşekkür gönderilmesini teklif etmiş, bu teklif bu kongrede alkışlarla kabul edilmişti. Ayrıca, kongreye katılan kadın yazarlardan Teresa Veyle’de, İslamiyetin fazilet ve güzelliğine dair bir bildiri sunmak istediğini belirtmiş, bu bildirinin hazırlanması için fuardaki Osmanlı heyetinden yardım istemişti. Hakkı Bey, oradaki heyet ile birlikte İngilizce olarak, İslamiyeti kısaca izah eden bir bildiri hazırlayıp, Teresa Veyle’e gönderdi.

Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
27 Zi'l-ka'de 1438
Miladi:
20 Ağustos 2017

Söz Ola
Nola tacım gibi başımda götürsem daim, Kadem-i resmini ol Hazreti Şahı Rusülün Gül-i Gülzarı Nübüvvet, o kadem sahibidir Ahmeda durma yüzün sür kademine ol gülün..
Sultan I. Ahmed Han
Osmanlılar Twitter