Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


Osmanlı İmparatorluğu o günlerde çok bunalımlıdır... Abdülhamid Han tahttan indirilmiş, Beylerbeyi Sarayında köhne bir odaya kilitlenmiştir. Yönetime el koyan Enver, Talat ve Cemal Paşalar maceracı ve gözü karadırlar. Almanlar özellikle Enver Paşa’yı avuçlarına alırlar. O günlerde Almanya’nın İstanbul sefiri Baron Van Wangenheim toplantı üstüne toplantı düzenler, nefis Türkçesi ile pembe tablolar çizer. “Siz doğudan biz batıdan bastıralım. Hudutlarımız birbirine kavuştuğu zaman bizi kim tutabilir?” der. Goeben ve Breslau zırhlıları... Bu kurt politikacı ne yapar eder, bizimkilere bir anlaşma imzalatmayı becerir... Buna göre Rusya itilaf devletlerine katılır ve Almanya savaşa sürüklenirse Osmanlılar da harbe girecektir. Halbuki imzaların atıldığı saatlerde Rusya çoktan cephede yerini almış ve Almanya resmen savaş ilan etmiştir. Enver Paşa’nın bunu bilmemesi mümkün değildir. Sırf “Wangenheim’in tatlı hatırı için” koca imparatorluğu maceraya sürüklemek akılla, mantıkla izah edilebilecek bir gaf değildir! Çok geçmez Goeben ve Breslau adlı iki Alman zırhlısı Cezayir kıyılarındaki Fransız hedeflerine saldırır, İngiliz donanması tarafından sıkıştırılınca bize sığınırlar. İngilizler efendi efendi gelir ve bu iki geminin karasularımızdan çıkarılmasını isterler. Ancak Enver Paşa bu iki zırhlıyı satın aldıklarını söyler. Alman gemicilerine fes giydirmekle meseleyi halledeceğini zanneder. “Midilli” ve “Yavuz” adını alan zırhlıların kumandanı Amiral Souchon bizim safları kolay kandırır ve Karadeniz’de talim izni çıkarır. Bir heves uğruna... Souchon halatları toplar toplamaz Rus limanlarına dayanır. “Osmanlı bayrağı altında” Odessa, Kefe ve Novorossisky’i bombalar. İki Rus gemisini ve bir Fransız vapurunu batırır ki artık savaş kaçınılmazdır. Rusya hemen Osmanlı Devletine bir ültimatom verir ve arkasından da harp ilan eder. Böylece “Üç Ahbab Çavuşlar”, bir heves uğruna koca imparatorluğu sonu belirsiz bir maceraya sürüklediler. 4 sene süren bu harbin neticesinde, Osmanlı Devleti sona erdi ve 3.5 milyon vatan evladı bir hiç uğruna can verdi...


Milli Birlik Komitesi üyesi Ahmet Er, 1960 yılında Libya’daki Türk Sefâretine ‘Devlet Müşaviri’ olarak tayin edilir. Kendileri zaman zaman Libya’da seyahate çıkarlar. Bunlardan birinde, mihmandarı, geçtikleri kasabada yaşlı ve meşhur bir âlimin bulunduğunu, onu ziyaret etmenin faydalı olacağını söyler. Ve giderler... “Ben senin elini öpmeliyim” Oldukça ıssız bir yerde, bir ağacın gövdesine yaslanmış olan 80 yaşlarında, beyaz sakallı ve âmâ olduğu ilk bakışta belli olan Şeyh’i görürler. Ahmet Er kendisini takdim eder. Türk olduğunu da söyleyerek elini öpmek için müsaade ister. Bunun üzerine Şeyh, Ahmet Er’e hitâben: - Ben senin elini öpmeliyim, der. Ahmet Er’in “Estağfirullah” demesine fırsat bırakmadan, ani bir hareketle elini öper. Bilmukabele, muhatabı da onun elini öper. Bunu müteâkip Şeyh efendi Ahmet Er’e sorar: “Hangimiz kazançlıyız” - Hangimiz kazançlı çıktık? Ahmet Er cevap verir: - Ben kazançlı çıktım; çünkü, pîr-i fâni bir Müslüman âlimin elini öptüm. Şeyh, hafifçe gülümser ve şu cevabı verir: - Hayır ben kazançlıyım. Çünkü sen, çölde fakir ve nâçiz bir Müslümanın elini öptün. Ben ise şanlı, şerefli Osmanlı’nın elini öptüm... Orada bulunan herkes, bu sözlerden duygulanmış ve gözyaşlarına hakim olamamışlardır...


Osmanlı Müslümanlara “hami” dünyada savaşa “mani” ve İslâmiyete (Ehl-i Sünnet itikadının) “hadimi” (hademesi) idi. Osmanlı yıkıldı. Müslümanlar öksüz ve yetim kaldı. 1918’den bu yana Osmanlı topraklarında huzur kalmadı. Kan ve gözyaşı dinmedi ve takdir edilen vakte kadar dinmeyecektir. Bu topraklar üzerinde Osmanlı’nın lâneti siyah bir bulut gibi durmaktadır. Osmanlı güçlü devrinde 24 milyon kilometrekare yüzölçümü ile dünya yüzölçümünün yüzde 37.8’ine ve dünya nüfusunun yüzde 40.1’ine sahip idi. Zamanında Osmanlı bayrağı altında 31 ülke bulunuyordu. (Şu anda bu topraklarda 45 ülke) vardır. New York Times’ın itirafı: New York Times Gazetesinde “Osmanlının lâneti yine peşimizde” başlıklı yorumda; “Başkan George Bush Irak’ta başarılı olamayacak. Sebebi ise Osmanlının gölgesi. Osmanlının hayaleti biz Batı’nın peşini bırakmıyor. Osmanlının laneti ile İngiliz ve Fransız imparatorluğu çöktü. ABD imparatorluğu da çökecektir. Osmanlının laneti ABD ve ona destek verenlerin üzerinde olacaktır. İlk günler bizi aldatmasın ABD ve müttefikleri hüsrana uğrayacaktır. Osmanlı bitti ama bu topraklarda 1918’den ve daha önceden bu yana çatışmalar bitmedi. Huzur gelmedi. ABD’nin Irak’a saldırısı ile daha da huzursuzluk artacaktır... Bush bölgede yapmak istediği reformlarla başarılı olamayacaktır. Çünkü Osmanlının 700 yıllık hakimiyeti ve icra ettiği ümmet sistemi bu bölgenin siyasi geleceğine hâlâ damgasını vurmuş durumda.” Ortadoğu, Batı’nın hüsranı olacak New York Times itirafına devamla: “Osmanlının İslâm hukukuna dayalı yönetiminde farklı etnik kökenlerde, farklı din ve mezheplerde bulunan insanlar asırlarca barış içinde yaşadılar. Ancak o çağların batmayan güneşi sonunda battı. Dev imparatorluğun topraklarında kurulan ülkeler ise bir türlü huzura kavuşamadı. Özellikle İngilizlerin yapay sınırlarla kurduğu Arap ülkelerinde empoze edilmeye çalışılan devlet düzeni ve siyasi sistemler tutmadı. Arap ülke şeyh, emir, sultan ve diktatörlerin çoğu İngilizler tarafından Osmanlıya düşmanlığın ve ihanetin bedeli olarak verilmiştir... Osmanlıya düşman olan S. Arabistanlı Üsame bin Ladin bile, 11 Eylül saldırısı ardından verdiği ilk mesajında (Batı’nın Osmanlıyı bölmenin cezasını çektiğini) söyledi.” Irak’ta başarılı olamayacağı endişesi taşıyan Bush, “Bizim mücadelemiz Müslümanların geleceği ve menfaati için” diyerek Müslümanları kandırmak istemektedir. Oynanan oyuna dikkat!.. ABD art niyetlidir. Hele Türkiye’nin müttefiki asla değildir. ABD, Irak’a saldırdığı anda Türkiye’de Türk milletini bölmek ve Türk Devletini yıkmak isteyen güçler dolarla satın alınarak suikast, yağma, terör ve akla gelmeyen fitneler çıkaracağını yaşım gibi biliyorum. Ülkesini seven bu tuzağa düşmesin. Düşmanın oyununa gelmesin!..


ABD ile Sovyetler Birliği arasında “Soğuk Savaş”a son verilip, Varşova Paktı lağv edildikten sonra; Hıristiyan Batı, Siyonizm, Rusya, Çin ve diğer emperyalist güçler yeni bir düşman aradılar. Ve mâlum husumetlerinden dolayı müşterek düşman olarak İslâmiyet’i ve Müslümanları seçtiler. Fakat açıkça bunu ifade edemedikleri için; sanal ve yapay kelimelerle düşmanlıklarını maskeleyip yeni bir “Haçlı Savaşı” başlattılar. Emperyalist güçlerce uydurulan ve bize de yerleştirilen radikal İslâm, fundamentalizm, kökten dinci gibi sözler gayet saçma olup; bunların asıl hedefleri HAK DİN olan ve yaratılanların en üstünü, en şereflisi, güzeller güzeli, Sevgili ve Şerefli Peygamber Efendimizin (Sallallahü aleyhi ve sellem) tebliğ ettiği İSLÂMİYET ve O’nun 4 kaynağıdır. ABD liderliğinde AB destekli ve Hıristiyan Kiliseler Birliği’nin nezaretinde son 11 yıldır süren “Yeni Dünya Düzeni”nin ilk hedefi Balkanlar’da İslamiyet’in ve Müslümanların “tamamen” silinmesidir. Görünen köy kılavuz istemez Geçmişte Bosna-Hersek, Kosova, Sancak ve şu anda Makedonya’da icra edilen senaryo bu planın tatbikinden başka bir şey değildir. Bu hakikati başka görüşlerle izah eden, yanılmanın ötesinde, sözkonusu senaryoya destek vermektedir. Makedonya’da son günlerde cami, türbe, mezarlar, hasılı Osmanlı’yı hatırlatan ne varsa imha edilmektedir. Türkün tarihi mirasına ve Müslümanların meskenlerine ve işyerlerine yönelik saldırılar Makedonların maksatlarını açıkça ortaya koymaktadır. Bu harekat Osmanlı izlerinin kazınması ve İslâmiyetin Balkanlar’da silinmesi için yapılmaktadır. Bosna-Hersek’teki soykırımdan bu yana Balkanlar’daki Müslümanlarla yakından ilgilenen İstanbul Milletvekili Hüseyin Kansu’nun “Burada bir oyun var. Yani Balkanlar’da Osmanlının son bakiyesini temizlemek ve Balkanları tamamiyle bir Hıristiyan bölge haline getirmek” sözleri yüzde yüz doğrudur. Osmanlı’yı hatırlatması yüzünden Batı “Balkanlar” kelimesine bile tahammül edemiyor, bölge için “Güneydoğu Avrupa” terimini yakıştırıyor. Balkanlar’da ABD-Almanya-Rusya arasında kıyasıya bir nüfuz kavgası sürüyor. Birleştikleri tek nokta var: “Müslümanları kırmak!” Duvarlara “Türklere ölüm!” yazdılar Balkanlarla ilgi Dayanışma Vakfı Başkanı Süleyman Gündüz Makedonya’da çatışmaların hedefini açıklarken: “Makedon hükümeti yalnız Arnavutlara değil, bölgede yaşayan Türklere de baskı uygulamaktadır. Bilinmesi gereken şudur ki, Manastır’daki olaylarda en büyük bedeli Türkler ödemiştir. Makedon Ortodoks kilisesi, herhangi bir etnik yapıya değil, bir dini hedef gösterdi. Dolayısıyla Makedon faşist grupları camilere saldırdılar. Müslümanları göçe zorlamak istiyorlar. Nitekim bunda da başarılı oldular. Manastır’daki evlerin kapılarına gamalı haçlar çizerek, “Türklere ölüm!” diye yazdılar. Ayrıca Manastır’da yakılan İSHAK BEY CAMİİ ve İZZED BEY CAMİİ Osmanlı eserleridir. Orada tahrip edilen kültür bizim kültürümüzdür. Türkiye bu anlamda Makedonya hükümetine kültürel katliamları durdurması yönünde bir baskı yapmalıdır.” demiştir. Reddi miras edersen... Maalesef Türkiye’de hakim olan zihniyet Osmanlı ile barışık değildir. Osmanlı’yı reddi miras ile dışlamaktadır. Ortodoks Makedonlar, Yunanistan ve Sırbistan ile ileri seviyede işbirliği içindedir. Radikal Ortodokslar çocuklarına; “Od Jadrana Do İran’a Nece Biti Müslimana” Adriyatik’ten İran sınırına kadar (Anadolu dahil) tek bir Müslüman kalmayıncaya kadar savaşa devam... sloganını ezberletmektedir. Medyamız her ne kadar Türk-Yunan barışını sık sık gündeme getirse de Yunanistan’da ilköğretimi bitiren her öğrenci ezbere “yemin”i bilmeden diploması verilmez. Bu yemin “Dünya’da tek Türk kalmayıncaya kadar savaşa devam!” cümlesi ile biter. Dönelim Makedonya’ya: Şu anda aylardır ordu kuşatması altındaki Müslüman köyler yiyecek, su ve temel ihtiyaçtan mahrumdur. Eğer açlık ve susuzluktan ölürlerse şaşmayın!..


II. Murad Han ve Fatih Sultan Mehmed devirlerini okurken vatanımızın oluşmasında çekilen çilelere, verilen amansızca mücadelelere ve dökülen gözyaşlarına şahit olacaksınız. Buna rağmen Osmanlıların bu uğurda gösterdiği fedakarlıkları layıkıyla anlamak ve anlatabilmek hakikaten güç. Samimi bir gayret, tertemiz bir inanç ve muhteşem bir azim. Bütün bunların yanısıra bu güzide vatanı teslim edecekleri nesilleri de bir an olsun unutmadılar. Onları ilimle mücehhez kılabilmek için aynı azim ve kararlılıkla gayret sarfettiler. İlme verdikleri değer ve ilim adamlarına gösterdikleri saygı her şeyin üzerinde idi. Rütbetü'l-ilmi a'le'r-rüteb (ilim rütbesi rütbelerin en yücesidir) sözü onlar için en mühim hayat prensibi olmuştu. Bu itibarla İstanbul, fethedilmesi ile birlikte bir saraylar şehri değil, dünyanın en büyük ilim merkezi, bir üniversiteler beldesi halini aldı. Kalemle kılıcı yanyana yürüten Osmanlıların hayatı, bir tarih ziyafeti halinde, Kayı II'de devam ediyor.


“Dün; Budin, Estergon, Kanije, Uyvar, Timaşvar, Belgrat... Bugün; Niğbolu, Ziştovi, Yeni Zağra, Gabrova, Tırnova, Kızanlık... Yarın Plevne, Silistre, Rusçuk, Şumnu, Sofya, Filipe’de de mi aynı şey olacak? Daha sonra Edirne’de mi yaşayacağız bunları? En sonunda da İstanbul için mi ağıt yakacağız? Bu acılar, bu utanç, bu yüz karası neden ya Rabbi? Nerede hata yaptık?” Aliş ile Zeynep’in destansı aşklarının romanı. 93 Harbi sırasında Plevne’nin, Gazi Osman Paşa’nın, katledilen yüz binlerin, göç yoluna düşen milyonların hikâyesi…Bahar rüzgârı esmesinde bir ses, yeşil duvak altından yükseldi ve kanat çırptı: “Paşa babam! Aliş’imi gördün mü?” Paşa şaşırdı, babam diyen sahiplenişe, suale ve sese: “Bacım, hangi Aliş? Bizim ordumuzda Aliş çok.” Kadın, Paşa’nın Aliş’i tanımamasına şaşırmış gibiydi: “Benim Aliş’imi, eşimi… Sol kaşının üzerinde benleri var. Çok güçlü, attığını vurur, selvi boyluydu. Tuna boyuna gitti. Görmedin mi Aliş’imi Tuna boyunda?” Paşa boyun bükmüş, sesinin her nefesiyle kendisinden “Aliş’ini gördüm” haberini bekleyen esrarengiz kadına baktı. “Görmedim” diyemedi. Gördüm diyerek ümit de veremedi. Ne yapsın bilemedi. Mitralyözler, makineli tüfekler, toplar on binlerce düşman askeri karşısında bir an bocalamayan Paşa, şimdi çaresizdi.


Devlet içindeki imtiyazlı konumlarına ve büyük nüfuzlarına rağmen, hemen hepsi hayır hasenat konusunda birbirleriyle yarışan Valide Sultanlar, bu hususta padişahları da geçmişlerdir. Bu eserde Valide Sultanlar ve hayır eserleri titiz bir çalışma sonucu bir araya getirilmiştir.Bu kitabın hazırlanma maksadı, 623 sene hüküm sürmüş ve bize sadece gurur duyacağımız bir mazi bırakmış Osmanlı Devleti’nin başına geçen 36 padişahın anneleri hakkında toplu bir bilgi vermektir. Bunu yaparken neseplerini, gerçek isimlerini, doğum ve ölüm tarihlerini, zayıf ve kuvvetli bütün rivayetleri ile ele almak amaçlanmamıştır. Bu hususlarda, halk arasında kabul gören en yaygın rivayetler tercih edilmiştir. Devletin en imtiyazlı makamlarından birinde bulunan bu hanımların daha çok, kendi servetlerini harcayarak yaptırdıkları ve kendilerinden sonraki nesillere bıraktıkları, pek çoğu hâlâ ayakta olan muazzam külliyeler ve diğer hayır eserleri üzerinde durulmuştur.Özünde kadir ve kıymet bilir, vefalı, sadık, mert, insaf ve izan sahibi milletimiz, bu hanımları ve bıraktıkları eserleri, bu çalışma sayesinde toplu olarak inceleme fırsatı bulacaktır.
Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
27 Zi'l-Hicce 1438
Miladi:
19 Eylül 2017

Söz Ola
Osmanlı padişahlarının hepsi dindar insanlar idi. Dini muhafaza ettiler. Dinin direği idiler. İçlerinde bir tane kötü yoktur. Ama aralarında derece farkı vardır.
Seyyid Abdülhâkim Arvasî Hz. “Kuddise Sirruh”
Osmanlılar Twitter