Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


ABD ile Sovyetler Birliği arasında “Soğuk Savaş”a son verilip, Varşova Paktı lağv edildikten sonra; Hıristiyan Batı, Siyonizm, Rusya, Çin ve diğer emperyalist güçler yeni bir düşman aradılar. Ve mâlum husumetlerinden dolayı müşterek düşman olarak İslâmiyet’i ve Müslümanları seçtiler. Fakat açıkça bunu ifade edemedikleri için; sanal ve yapay kelimelerle düşmanlıklarını maskeleyip yeni bir “Haçlı Savaşı” başlattılar. Emperyalist güçlerce uydurulan ve bize de yerleştirilen radikal İslâm, fundamentalizm, kökten dinci gibi sözler gayet saçma olup; bunların asıl hedefleri HAK DİN olan ve yaratılanların en üstünü, en şereflisi, güzeller güzeli, Sevgili ve Şerefli Peygamber Efendimizin (Sallallahü aleyhi ve sellem) tebliğ ettiği İSLÂMİYET ve O’nun 4 kaynağıdır. ABD liderliğinde AB destekli ve Hıristiyan Kiliseler Birliği’nin nezaretinde son 11 yıldır süren “Yeni Dünya Düzeni”nin ilk hedefi Balkanlar’da İslamiyet’in ve Müslümanların “tamamen” silinmesidir. Görünen köy kılavuz istemez Geçmişte Bosna-Hersek, Kosova, Sancak ve şu anda Makedonya’da icra edilen senaryo bu planın tatbikinden başka bir şey değildir. Bu hakikati başka görüşlerle izah eden, yanılmanın ötesinde, sözkonusu senaryoya destek vermektedir. Makedonya’da son günlerde cami, türbe, mezarlar, hasılı Osmanlı’yı hatırlatan ne varsa imha edilmektedir. Türkün tarihi mirasına ve Müslümanların meskenlerine ve işyerlerine yönelik saldırılar Makedonların maksatlarını açıkça ortaya koymaktadır. Bu harekat Osmanlı izlerinin kazınması ve İslâmiyetin Balkanlar’da silinmesi için yapılmaktadır. Bosna-Hersek’teki soykırımdan bu yana Balkanlar’daki Müslümanlarla yakından ilgilenen İstanbul Milletvekili Hüseyin Kansu’nun “Burada bir oyun var. Yani Balkanlar’da Osmanlının son bakiyesini temizlemek ve Balkanları tamamiyle bir Hıristiyan bölge haline getirmek” sözleri yüzde yüz doğrudur. Osmanlı’yı hatırlatması yüzünden Batı “Balkanlar” kelimesine bile tahammül edemiyor, bölge için “Güneydoğu Avrupa” terimini yakıştırıyor. Balkanlar’da ABD-Almanya-Rusya arasında kıyasıya bir nüfuz kavgası sürüyor. Birleştikleri tek nokta var: “Müslümanları kırmak!” Duvarlara “Türklere ölüm!” yazdılar Balkanlarla ilgi Dayanışma Vakfı Başkanı Süleyman Gündüz Makedonya’da çatışmaların hedefini açıklarken: “Makedon hükümeti yalnız Arnavutlara değil, bölgede yaşayan Türklere de baskı uygulamaktadır. Bilinmesi gereken şudur ki, Manastır’daki olaylarda en büyük bedeli Türkler ödemiştir. Makedon Ortodoks kilisesi, herhangi bir etnik yapıya değil, bir dini hedef gösterdi. Dolayısıyla Makedon faşist grupları camilere saldırdılar. Müslümanları göçe zorlamak istiyorlar. Nitekim bunda da başarılı oldular. Manastır’daki evlerin kapılarına gamalı haçlar çizerek, “Türklere ölüm!” diye yazdılar. Ayrıca Manastır’da yakılan İSHAK BEY CAMİİ ve İZZED BEY CAMİİ Osmanlı eserleridir. Orada tahrip edilen kültür bizim kültürümüzdür. Türkiye bu anlamda Makedonya hükümetine kültürel katliamları durdurması yönünde bir baskı yapmalıdır.” demiştir. Reddi miras edersen... Maalesef Türkiye’de hakim olan zihniyet Osmanlı ile barışık değildir. Osmanlı’yı reddi miras ile dışlamaktadır. Ortodoks Makedonlar, Yunanistan ve Sırbistan ile ileri seviyede işbirliği içindedir. Radikal Ortodokslar çocuklarına; “Od Jadrana Do İran’a Nece Biti Müslimana” Adriyatik’ten İran sınırına kadar (Anadolu dahil) tek bir Müslüman kalmayıncaya kadar savaşa devam... sloganını ezberletmektedir. Medyamız her ne kadar Türk-Yunan barışını sık sık gündeme getirse de Yunanistan’da ilköğretimi bitiren her öğrenci ezbere “yemin”i bilmeden diploması verilmez. Bu yemin “Dünya’da tek Türk kalmayıncaya kadar savaşa devam!” cümlesi ile biter. Dönelim Makedonya’ya: Şu anda aylardır ordu kuşatması altındaki Müslüman köyler yiyecek, su ve temel ihtiyaçtan mahrumdur. Eğer açlık ve susuzluktan ölürlerse şaşmayın!..


II. Murad Han ve Fatih Sultan Mehmed devirlerini okurken vatanımızın oluşmasında çekilen çilelere, verilen amansızca mücadelelere ve dökülen gözyaşlarına şahit olacaksınız. Buna rağmen Osmanlıların bu uğurda gösterdiği fedakarlıkları layıkıyla anlamak ve anlatabilmek hakikaten güç. Samimi bir gayret, tertemiz bir inanç ve muhteşem bir azim. Bütün bunların yanısıra bu güzide vatanı teslim edecekleri nesilleri de bir an olsun unutmadılar. Onları ilimle mücehhez kılabilmek için aynı azim ve kararlılıkla gayret sarfettiler. İlme verdikleri değer ve ilim adamlarına gösterdikleri saygı her şeyin üzerinde idi. Rütbetü'l-ilmi a'le'r-rüteb (ilim rütbesi rütbelerin en yücesidir) sözü onlar için en mühim hayat prensibi olmuştu. Bu itibarla İstanbul, fethedilmesi ile birlikte bir saraylar şehri değil, dünyanın en büyük ilim merkezi, bir üniversiteler beldesi halini aldı. Kalemle kılıcı yanyana yürüten Osmanlıların hayatı, bir tarih ziyafeti halinde, Kayı II'de devam ediyor.


“Dün; Budin, Estergon, Kanije, Uyvar, Timaşvar, Belgrat... Bugün; Niğbolu, Ziştovi, Yeni Zağra, Gabrova, Tırnova, Kızanlık... Yarın Plevne, Silistre, Rusçuk, Şumnu, Sofya, Filipe’de de mi aynı şey olacak? Daha sonra Edirne’de mi yaşayacağız bunları? En sonunda da İstanbul için mi ağıt yakacağız? Bu acılar, bu utanç, bu yüz karası neden ya Rabbi? Nerede hata yaptık?” Aliş ile Zeynep’in destansı aşklarının romanı. 93 Harbi sırasında Plevne’nin, Gazi Osman Paşa’nın, katledilen yüz binlerin, göç yoluna düşen milyonların hikâyesi…Bahar rüzgârı esmesinde bir ses, yeşil duvak altından yükseldi ve kanat çırptı: “Paşa babam! Aliş’imi gördün mü?” Paşa şaşırdı, babam diyen sahiplenişe, suale ve sese: “Bacım, hangi Aliş? Bizim ordumuzda Aliş çok.” Kadın, Paşa’nın Aliş’i tanımamasına şaşırmış gibiydi: “Benim Aliş’imi, eşimi… Sol kaşının üzerinde benleri var. Çok güçlü, attığını vurur, selvi boyluydu. Tuna boyuna gitti. Görmedin mi Aliş’imi Tuna boyunda?” Paşa boyun bükmüş, sesinin her nefesiyle kendisinden “Aliş’ini gördüm” haberini bekleyen esrarengiz kadına baktı. “Görmedim” diyemedi. Gördüm diyerek ümit de veremedi. Ne yapsın bilemedi. Mitralyözler, makineli tüfekler, toplar on binlerce düşman askeri karşısında bir an bocalamayan Paşa, şimdi çaresizdi.


Devlet içindeki imtiyazlı konumlarına ve büyük nüfuzlarına rağmen, hemen hepsi hayır hasenat konusunda birbirleriyle yarışan Valide Sultanlar, bu hususta padişahları da geçmişlerdir. Bu eserde Valide Sultanlar ve hayır eserleri titiz bir çalışma sonucu bir araya getirilmiştir.Bu kitabın hazırlanma maksadı, 623 sene hüküm sürmüş ve bize sadece gurur duyacağımız bir mazi bırakmış Osmanlı Devleti’nin başına geçen 36 padişahın anneleri hakkında toplu bir bilgi vermektir. Bunu yaparken neseplerini, gerçek isimlerini, doğum ve ölüm tarihlerini, zayıf ve kuvvetli bütün rivayetleri ile ele almak amaçlanmamıştır. Bu hususlarda, halk arasında kabul gören en yaygın rivayetler tercih edilmiştir. Devletin en imtiyazlı makamlarından birinde bulunan bu hanımların daha çok, kendi servetlerini harcayarak yaptırdıkları ve kendilerinden sonraki nesillere bıraktıkları, pek çoğu hâlâ ayakta olan muazzam külliyeler ve diğer hayır eserleri üzerinde durulmuştur.Özünde kadir ve kıymet bilir, vefalı, sadık, mert, insaf ve izan sahibi milletimiz, bu hanımları ve bıraktıkları eserleri, bu çalışma sayesinde toplu olarak inceleme fırsatı bulacaktır.


Osman Gazi’yle devlet olmak, Sultan Murad ile Kosova’ya varmak… Fatih ile İstanbul’a girmek, Mimar Sinan’la farklı kıtalara çil çil kubbeler serpmek… Çaka Bey’le Adalar Denizi’ne, Barbaros’la Preveze’ye, Kurdoğlu’yla Endonezya’ya sefere çıkmak… Merzifonlu’yla Viyana’dan dönüş… ve Budin’in, Nazlı Budin’in elden çıkışı...Bin Atlının Akınları, Osmanlı tarihinden kesitler aktaran, o günlerin üslubunun tadılabileceği anekdotlarla bezeli bir kitap. “Budin’de fare delikleri bile didik didik yağma edildi. Ertesi gün seksen bir cami olmak üzere, bütün Osmanlı eserleri, temellerine kadar yıkıldı. Sefere iştirak eden Marsigli Kontu, birçok cami, saray ve kütüphane dolaşarak bulabildiği kadar elyazması eseri kurtardı. Sonra bunlarla memleketi olan Bologna’da bir müze ve kütüphane kurdu.” “1568 yılında Kurdoğlu Reis’e yeni bir görev verildi: Portekizliler’in çok rahatsız ettikleri Endonezya’ya sefer yapacaktı. Kurdoğlu’nun görevi, Açe’nin yardımına koşmaktı. Kurdoğlu, yirmi iki parçadan oluşan Süveyş Donanması ile kısa zamanda Açe’ye ulaştı. Osmanlı donanmasının Endonezya sularına girdiğini öğrenen Portekizliler çoktan kayıplara karışmışlardı. Kurdoğlu, önce getirdiği fermanı, Açe Hükümdarı’na sundu…”


Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, orijinal tarihî belgelere dayanarak yazdığı Ermeni Tehciri isimli kitabında, ideolojik düşüncelerden uzak durup, tamamen ilmî kriterler ve objektif bilgilerden yola çıkarak, dünya tarihinin en önemli göç hareketlerinden biri olan Ermeni tehcirini ve etkilerinin günümüze kadar sürmesiyle uluslararası planda ciddi krizlerin yaşanmasına yol açan Ermeni meselesini inceliyor.Osmanlı Devleti, önce savaş sahasına yakın yerlerdeki Ermeniler'den başlamak üzere mecburî iskân uygulamıştır. Daha sonra bu nakil, bir kesim hariç tutularak, bütün Ermeniler'i kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Binlerce insanın yerlerinin bir anda değiştirilmesi kolay bir şey değildir. Ancak, kafilelerin hangi güzergâhtan gideceği, toplanma mahallerinin önceden tespiti ve nakilde tren istasyonlarının merkez olarak seçilmesi gibi bütün özellikleriyle Ermeni tehciri, asrın en sistemli yer değiştirme hareketidir.
Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
4 Zi'l-ka'de 1438
Miladi:
28 Temmuz 2017

Söz Ola
Dağ ne kadar yüksek olursa olsun, yol onun üzerinden geçer. Sen dağ olmaya heveslenme, asla gururlanma; yol ol ki, herkes senin üzerinden geçerken, sen dağların bile üzerinden geçesin.
Akşemseddin Hazretleri
Osmanlılar Twitter