Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


Gazete küpürünü görmek için tıklayınız!

Torunu Boris Johnson’un Londra Belediye Başkanı seçilmesiyle gündeme gelen Ali Kemal Bey (1867-1922) yakın tarihimizin meşhur gazeteci, yazar ve politikacılarındandı. Polemikte benzerine az rastlanır bir usta idi. Bu tavrı, kendisini acıklı bir sona sürüklemiştir. Ali Kemal Bey, aslen Çankırılı zengin bir mumcu esnafının çocuğu olarak İstanbul’da doğdu. Babası Hacı Ahmed Efendi, cami derslerini kaçırmayan ve Sultan Aziz’in katlinde üzüntüsünden hüngür hüngür ağlayacak kadar samimi idi. Annesi ise âdeta seccadeden kalkmayan dindar bir hanım idi.

Ali Kemal Bey mülkiyeyi bitirdi. Avrupa’da bulundu. Jön Türklere katıldı. Sonra affedilip yurda döndü. Diplomatlıktan çiftçiliğe, yazarlıktan üniversite hocalığına kadar çok çeşitli işlerle uğraştı. Şiirler yazdı. Kitaplar kaleme aldı. Son Osmanlı kabinelerinde Maarif ve ardından Dahiliye (İçişleri) Nâzırlığı yaptı. Bir yandan da mülkiye ve edebiyat fakültesinde siyasî tarih dersleri verdi. Doğru bildiğini hiç çekinmeden söyleyen liberal bir tabiatı vardı.

İTTİHAT TERAKKİ DÜŞMANI

Ali Kemal Bey, baskıcı ve zalim gördüğü, hatta Masonik tesir altında dinî ve millî değerlere uzak bulduğu İttihat ve Terakki’nin amansız düşmanıydı. Sivri kalemi, onları titretti ama, kendisini partinin hışmından kurtaramadı. Gazetesi kapatıldı. Ders vermesi yasaklandı. Sürgün edildi. İttihatçılar düştükten sonra döndü. Peyam-ı Sabah gazetesindeki yazıları ile, İttihatçıların bir devamı ve âleti olarak gördüğü ve inanmadığı Ankara hükümetine olabildiğince karşı çıktı. İngilizlere direnmenin çare olmadığını düşünüyordu. Mustafa Kemal Paşa’yı çok ağır ifadelerle tenkit etti.

ARTİN KEMAL

İnönü zaferinden sonra politikasını biraz yumuşattı. Önceleri İttihatçı manevrası olarak gördüğü Anadolu hareketi lehinde anlaşılabilecek yazılar yazdı. Ama Ankara kahramanlarına karşı hissiyatı değişmedi. Muhalifleri ona “Artin Kemal” adını taktılar. Giderek ümidini kaybetti. Ancak eş-dostun kaçış teklifine de karşı çıktı. Zafer kazanıldıktan sonra, Beyoğlu’nda tıraş olduğu berber dükkânından alınarak İzmit’e götürüldü. Burada Birinci Ordu Kumandanı Sakallı Nurettin Paşa tarafından sivil giydirilmiş askerlere linç ettirildi. Ayağına ip takılarak yerlerde sürüklenen cesedi, Lozan’a giden İsmet Paşa’nın göreceği şekilde yol kenarına kurulan bir darağacına asılarak teşhir edildi. İşte Ali Kemal Bey’in hikâyesi böyle acıklı bir sonla bitti. Mamafih Nureddin Paşa’nın bu hareketi tasvip görmedi. Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’da bir fedainin vursa kahraman olacağı bir insanı, vuruşma veya mahkeme kararı olmaksızın öldürmeyi cinayet olarak vasıflandırıp kınadı.

BİR OĞLU DA BÜYÜKELÇİ

Ali Kemal Bey, babadan kalma serveti hovardaca yeyip bitirmişti. Bununla beraber fakir ama dürüst yaşamayı tercih etmiş; nâzırlığın imkânlarından istifade etmeyi düşünmemişti. Askerî mektepler nâzırı Zeki Paşa’nın kızı Sabiha Hanım ile evlenerek, kayınpederinin himayesinde biraz rahat nefes almıştı. Onun, Büyükada’daki köşkünde otururdu. Bu evlilikten cumhuriyet devri diplomatlarından Zeki Kuneralp (1914-1998) dünyaya geldi. Bunun oğlu Selim Kuneralp şimdi Seul büyükelçimizdir. Sabiha Hanım 1990’da vefat etti. Sabiha Hanımın bir kardeşi Sedat Zeki Örs, Demokrat Parti milletvekili ve diplomat; diğer kardeşi Vedat Zeki Örs bilim adamı idi. Kızkardeşi Saibe hanım ise İşkodra müdafii şehit Hasan Rıza Paşa ile evliydi. Ali Kemal Bey’in ilk eşi, İsviçreli bir baba ve İngiliz bir anneden olma Winifred Brun idi. 1903 senesinde Londra’da evlendiği bu hanımdan Selma ve Osman adında iki çocuğu doğdu. Kadıncağız oğlunun doğumunun ardından 1909 senesinde vefat etti. Ali Kemal Bey bundan sonra üç yıl kadar İngiltere’de Wimbledon’da yaşadıktan sonra, çocuklarını anneanneleri Margareth Johnson’un yanına bırakıp ülkesine dönmek zorunda kaldı. Bilahare çocuklarını getirtmek istediyse de, savaş sebebiyle muvaffak olamadı.

Ali Kemal’in 44 yaşındaki torunu Boris Johnson geçtiğimiz hafta Londra Belediye Başkanı seçildi.

İNGİLİZLEŞEN TORUNLAR

Ali Kemal Bey’in öldürülmesinden sonra, anneanne torunlarını birer İngiliz olarak yetiştirdi. Osman Wilfred Kemal, 1936 yılında Mısır’a giderek orada annesinin yeğenleriyle beraber çalıştı ve burada Irene Williams Bromley ile evlendi. Bu evlilikten 1940 yılında Stanley Johnson doğdu ki, The Spectator dergisi direktörü ve Muhafazakâr Parti milletvekili idi. Stanley Johnson, Bohemya asıllı Sir James Fawcett’in kızı Charlotte ile evlendi. Bu evlilikten doğan Alexander Boris Johnson 44 yaşında Muhafazakâr Parti’den Londra belediye başkanı seçildi. Boris Johnson, sık sık Türk kökenini vurgulayan bir şahsiyettir. Bu arada Ali Kemal, geçtiğimiz yıl Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin “meslek şehidi gazeteciler” listesine alınmış, bunun üzerine mevzu uzun süre tartışılmıştı.



Kaptan Paşa nın Seyir Defteri, denizcilik tarihinin en büyük amirallerinden Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa nın hayatı ve hatıralarının, leventlerinden Seyyid Muradî Reis tarafından bizzat yaşandığı dönemde görülerek ve dinlenerek kaleme alındığı tarihî bir eserdir. Gazavat-ı Hayreddin Paşa adıyla bilinen bu hatıratın mensur nüshaları İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi nde, manzum suretleri ise Topkapı Sarayı Revan Köşkü Kitaplığı nda bulunmaktadır. Kaptan Paşa nın Seyir Defteri, Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil tarafından bu iki kaynak üzerinde yapılmış titiz bir çalışmadır.

Her iki taraftan derya gibi asker, derya yüzünde donanıp birbirlerine karşı yürüdüler. İlk önce düşman donanmasından bir büyük kalyon ayrılarak harekete geçti ve toplarını atmaya başladı. Gökyüzü onların dumanından sanki karalar giyinmişti. Denizin yüzü karadan ayırt edilmez hale gelmişti. Sanki bu dünya kubbesi tamamen zulümat ve karanlıkla kaplanıp, bulundukları yerler deniz midir, kara mıdır fark edilemezdi.

Günümüz Türkçesine Aktaran: Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil

Babıali Kültür Yayıncılık


Zigetvar Kalesi kuşatılıp peş peşe iki taarruz yapılmasına rağmen kale fethedilemedi. Ordunun içinde büyük bir mânevî destek olan Bahri Dede, kalenin fethedileceğini müjdeledi ve zafer için çok duâ etti. Nihâyet üçüncü defâ büyük bir taarruz yapıldı. Bu taarruz sırasında şiddetli yağmur yağdığı için arâzi çamur ve bataklık hâlini almıştı. Her şeye rağmen Bahri Dede gibi evliyâ bir zâttan fetih müjdesi almışlardı. Bu sebeple büyük bir azim içinde idiler. Yeniçeri bölükbaşısı abdest alıp vasiyetini yazdı. Merdivenlerle kaleye tırmanıp mazgallardan birine humbara yerleştirip fitilini ateşledi. O anda düşmanın hücûmuna uğrayan yeniçeri bölükbaşısı şehît düştü. Fakat ateşlediği humbara patlayıp kalede büyük bir gedik açtı. Osmanlı askerleri bu gedikten dış kaleye, daha sonra da iç kaleye girerek kaleyi fethetti. Ordu zafere ulaştı. Bu seferde pâdişâh hastalanıp vefât etmişti. Ordu Bursa ya döndükten sonra, Bahri Dede, sultanın kendine hediye ettiği bin altını sakladığı yerden çıkarıp geri iâde etti. Kısa bir müddet sonrada vefât etti.


En az 30 yıl önce yazdığım bir yazıda; aşağıdaki bilgiler geçmişte olduğu gibi zamanımızda da son derece ağır tahribata sebep olmaktadır.Osmanlı da Çelebi Mehmed zamanında (Devşirme) usulü ile bazı milletler dışında gayrimüslim çocuklar alınarak Müslüman aileler yanında İslami terbiye verildikten sonra İstanbul a acemi ocağına kaydedilir. Yeniçeri olarak profesyonel ve ücretli asker olurlardı. 1826 da Yeniçeri Ocağı kuvvet kullanarak kaldırıldı. Osmanlının son zamanlarında ise İslam ülke aydın ve bürokratlarını kültür emperyalizmi ile Batı devşirmeye başladı. Ve bir dönem gelir İslam ülkelerindeki aydın âdeta serada gibi bir hayat ile halkla irtibatı kesti. Ve halka başka ülkeden gelmiş gibi davranır ve Batı nın kıstasları içinde icraat yapar.

Osmanlı Devletinde Rus elçisi olarak uzun yıllar çalışan İgnatiyef, hatırasında, Sultan 2. Mahmud Han zamanında, Fener Patrikhanesinin kapısında asılan 1821 Rum isyanının baş planlayıcısı, Patrik Gregoryos un Rus Çarı Aleksandr a yazdığı mektubu açıklamaktadır. Mektup özetle şöyledir:

Türkleri maddeten ezmek ve yıkmak mümkün değildir. Türkler Müslüman oldukları için çok sabırlı ve mukavemetlidir. Gayet mağrurdurlar ve izzetli iman sahibidirler. Bu hasletleri, dinlerine bağlılıklarından, kadere rıza göstermelerinden, ananelerinin kuvvetinden, padişahlarına, devlet adamlarına, kumandanlarına ve büyüklerine olan itaat duygularından gelmektedir.
Türkler zekidirler ve kendilerini müsbet yolda sevk ve idare edecek reislere sahip oldukları müddetçe de çalışkandırlar. Onların bütün meziyetleri, hatta kahramanlık ve şecaat duyguları da ananelerine olan bağlılıklarından, ahlaklarının sağlamlığından gelmektedir. Türklerde evvela itaat duygusunu kırmak ve manevi bağlarını parçalamak, dini sağlamlığını zayıflatmak icab eder. Bunun da en kısa yolu, milli geleneklerine ve maneviyatlarına uymayan harici fikirlere, hareketlere alıştırmaktır.
Maneviyatları sarsıldığı gün, Türklerin kendilerinden şeklen çok güçlü, kalabalık kuvvetler önünde zafere götüren asıl kudretleri sarsılacak ve maddi vasıtaların üstünlüğü ile yıkmak mümkün olabilecektir. Bu sebeple Osmanlı Devletini tasfiye için mücerred olarak harb meydanlarındaki zaferler kafi değildir.
Yapılacak olan, Türklere bir şey hissettirmeden, bünyelerindeki tahribi tamamlamaktır.

Büyük insanlar büyük hayallere sahiptir. Büyük devletler ise büyük düşünenlerdir. Artık Türkiye silkelenmeli ve değişen dengeler ve mevcut siyasi ortam içinde, milli menfaatlerini ön planda tutarak milli hedeflerini, milli stratejisini ve milli dış politikasını tayin ve tespit etmelidir.


Radikal ıslahatçı Genç Osman ve kardeşi asrın en büyük askeri IV. Murad. Ortaya attığı fikirler, Türkiye nin hatta İnkîlap tarihinin ilk safhasını teşkil eden II. Osman ve (Bağdat Fatihi) olarak ünlenen, devletin düzenini sağlayan IV. Murad. Biri 18 diğeri 28 yaşında hayata veda eden iki kardeş Sultan. Tarihçi Yılmaz Öztuna, bu eserinde bu iki Sultanın dönemlerini yani 1618-1640 Türkiyesi ni harika üslubu ile anlatıyor.

Genç Osman ve kardeşi Sultan Murad ın trajik hayatları, muhayyileleri tutuşturacak dalgalanmalarla tarihe geçti. Bugün millî bir devletin bile ne gayretler, ne hünerler gerektirdiğini biliyoruz, yaşıyoruz. Üç kıtada, sınırları ve nüfûzu İndonezya ya, Orta Afrika ya, Baltık Denizi ne ulaşan, birbirine hiç benzemez ülkelere İstanbul dan yönetici gönderen bir cihan imparatorluğunu ayakta tutabilmek için üstün şahsiyetlere ve iyi ekiplere gereklilik aşikârdır.

Babıali Kültür Yayıncılık



1762 yılında Prusya kralı II. Frederik, Fransa, Avusturya ve Rusya ile harp halindeydi. Frederik, Osmanlı devletinden yardım istedi. Sadrazam Ragıb Paşa, yardım etmeğe niyetli değildi. Devrin padişahı III. Mustafa, Ragıb Paşa ya kızarak:

-Bre Lala, ne düşünürsün. Eğer para lazımsa Edirnekapı dan Rusçuk a kadar altın döşeye bilirim dedi. Ragıb Paşa da:

-Devlet-i Aliyyemiz eskiden beri yapmış olduğu savaşlarda bir muharip aslan olduğunu düşmanlara göstermiştir. Fakat şimdiki halde tırnakları aşınmış, dişleri dökülmüştür. Muharebe esnasında düşman bu halimizi anlarsa vaziyet müşkil olur. Bırakalım bu aslan istira hat etsin cevabını verdi.



Yılmaz Öztuna, Bir Darbenin Anatomisi nde 1876 askerî darbesini, Sultan Abdülaziz in tahttan indirilmesi ve ölümü olayını, bütün detaylarıyla anlatıyor. Dönemin bütün şahitlerinin ifadelerini birinci elden kaynaklardan ve belgelerden aktararak veriyor. Türkiye tarihinde yapılan askerî darbelere örnek teşkil ettiği için çok önemli olan 1876 askerî darbesini tüm detaylarıyla anlatan bu eser, 1979 Eylül ayında kaleme alınmış, 1982 ye kadar sakıncalı görülerek yayınlanamamıştır. Babıali Kültür Yayıncılığı, eserin gözden geçirilmiş yeni baskılarını sunuyor.
Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
28 Zi'l-Hicce 1438
Miladi:
20 Eylül 2017

Söz Ola
Nola tacım gibi başımda götürsem daim, Kadem-i resmini ol Hazreti Şahı Rusülün Gül-i Gülzarı Nübüvvet, o kadem sahibidir Ahmeda durma yüzün sür kademine ol gülün..
Sultan I. Ahmed Han
Osmanlılar Twitter