Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


14. Osmanlı Padişahı I. Ahmed Han, 14 yaşında tahta çıktı ve 14 sene hükümdarlık yaptıktan sonra 28 yaşında vefat etti. Ölüm döşeğindeyken hocası Mustafa Efendiye dönerek: “Hocam, 28’de kaç 14 vardur” dedi.
Mustafa Efendi:
“İki defa devletlû hünkarım” cevabını verdi.

Tam bu sırada, kendi yaptırdığı Sultanahmed camiinin minarelerinden ezan sesi gelmeğe başladı. Sultanın hocası, padişahın, cami inşaatı sırasında eteği ile toprak taşıdığını hatırladı. İşçilere şevke getirmek için her hafta inşaata gitmiş ve eteği ile toprak taşımıştı.

Ezan sona erince Sultan Ahmed ayağa kalkmak ister gibi davrandı. Mustafa Efendi telaşla sordu:
“Ne oluyorsun Devletlû?” dedi.
Padişah:
“Toprak taşımaya giderim hocam!...” dedikten sonra Kelime-i Şehadeti söyleyerek sırtüstü düştü. Hocası yanına gittiğinde ruhunu teslim etmişti.



Avusturya ordusu, bir serhad kalesi olan Temeşvar’ı muhasara etmişti. Kaleyi, ihtiyar fakat çok tecrübeli bir asker olan Koca Cafer Paşa’nın elinden almak zordu. Kale 4 sene düşmana karşı koydu. Açlık, yorgun luk kale muhafızlarını bezdirmedi. Halbuki kaleye 4 yıldır bir yerden yardım gelmemişti. Avusturyalılar kaleyi savaş ile alamayacaklarına kanaat getiren düşman kumandanı Koca Cafer Paşa’ya bir mektup gönderdi.
Mektupta:
“Zahireniz tükenmiştir, büyük bir Avusturya ordusu da üzerinize doğru geliyor. Kalenize imdad gelme ihtimali da kalmamıştır. Kaleyi teslim ederseniz, yol harçlığı olarak size birkaç bin duka altın verilecektir” deniyordu.

Koca Cafer Paşa bu mektubu gülümseyerek okudu. Sonra gözlerini, mektubu getiren elçiye dikti. Yanında bulunan bir askere:
“Bana askerimin yediği ekmeği getir” dedi. Muhafız derhal Osmanlı askerinin yediği çamura benzer bir okka ekmeği getirdi. Paşa bu ekmeği düşman elçisine gösterdi ve: “Kale muhafızlarının çektiği ızdırap ve mahrumiyet doğrudur. İşte askerimizin yediği ekmek budur. Kumandanınızın istediği kale benim değil milletimindir. Ben bu kalenin muhafazasına memur edilmişim. Bana ait olmayan bir şeyi başkasına veremem. Sonuna kadar müdafaasıyla mükellefim. Ben servet sahibi değilim. Rüşvet almak da muradım değildir. Miras olarak evladıma, şu getirdiğiniz mektubu bırakacağım” dedi ve topallaya topallaya birkaç adım yürüdü. Muharebelerde bir ayağından yaralanarak sakatlanmıştı. Elçiye şöyle dedi: “Görüyorsunuz ki ben bir ihtiyarım, ayağım da sakattır. Sizin kuman danınız genç ve dinçtir. Elimize birer kılıç alalım. İkimiz Temeşvar kalesinin önündeki meydanda döğüşelim. Eğer kumandanınız beni öldürürse kaleyi derhal size teslim edeceklerine söz veriyorum. Şayet ben kumandanınızı haklarsam buradan savulup gitmeyi taahhüd eder misiniz?”

Düşman elçisi bu ihtiyar kumandanın cesareti karşısında dona kaldı. Kaleyi kolay kolay bırakmayacaklarını anlayıp, sessizce dönüp gitti. Kumandanına Paşa’nın dediklerini aynen anlattı. Muhasara yine devam etti. Taarruzu şiddetlendirmelerine rağmen bir netice alamadılar.

O tarihe kadar başka cephelerde devam eden savaşlar anlaşmalar ile neticelenince, Padişah II. Mustafa ordunun başına geçerek Macaristan üzerine sefere çıktı. Osmanlı ordusu Temeşvar yakınlarına geldiğinde Avusturya ordusu muhasarayı kaldırıp geri çekilmek zorunda kaldılar.



Sultan IV. Murad Han, koyduğu içki ve tütün yasağının uygulanıp uygulanmadığını bizzat kontrol etmek için geceleri tebdil-i kıyafetle dolaşır ve yasağa uymayanları şiddetle cezalandırırdı. Yine bir gece şehri dolaşırken kapıları kapalı bir kahvehaneden ışık sızdığını görüp oraya yaklaştı. Pencere deliğinden içeri baktığında birkaç kişinin içki ve tütün içtiklerini gördü. Yavaşça içeri girdi ve masanın birine ilişti. Kahveci, gelenin de tiryaki olduğunu zannederek yanına yaklaştı. Sultan Murad kahveciye:
“İçki içmenin yasak olduğunu bilmiyor musun?” dediğinde kahveci:
“Erenler, uzun etme hadi sen de çek” dedi. Padişah sesini biraz daha yükseltip:
“Padişahın emrine karşı gelmenin ne demek olduğunu bilmiyor musun?” diye tekrar sorunca kahveci dayanamayıp:
“Beyzadem, adınızı bağışlar mısınız” dedi.
Padişah da:
“Murad” deyince,
kahveci:
“Sultanlığı da var mı?” diye sordu.
Padişah:
“Evet” deyince, kahveci yandaki masaya yatıp bağırdı: “Öyleyse buyurun cenaze namazına!”



Sultan IV. Murad 1638 senesi Ekim ayında, daha önceden İran’ın işgal ettiği Bağdad kalesini muhasara etti. Bir gün Dicle kenarında iken:
“Bağdad’ı fethetmeden İmam-ı Azam hazretlerinin türbesini ziyaret etmekten utanırım” diyordu. Her akşam siperleri geziyor ve askerin moralini takviye ediyordu. Hendekler dolmuş, kale duvarları birçok yerden yıkılmış olup yürüyüş zamanı geldiği halde yapılmıyordu. Muhasaranın 37.ci günü Vezir-i Azamı huzuruna çağırıp niçin nihai hücum yürüyüşünün yapılmadığını sordu. Vezir-i Azam:
“Padişahım sabroluna. Sonunda şehir fetholunacak, yürüyüşe zaman vardır. Askeri acele ile kırdırmayalım” dedi.
Padişah:
“Senin namın, dilaverliğin ve şecaatin bu mudur? Tehirin manası nedir?” diye sorunca Vezir-i Azzam:
“Ben canımı padişaha feda etmişim. Tayyar kulunuz ölmekle bir şey olmaz. Allahü Teâlâ kaleyi bize ihsan eylesin” dedi ve ertesi gün kaleye hücuma kalkışıldı. Bazı kuleler ele geçirilerek bayrak dikildi. Tayyar Mehmed Paşa, elinde kılıç, yakınındaki bir kuleye hücum eden askerleriyle birlikte savaşıyordu. Kale düşmek üzereydi. O anda bir tüfek kurşunu gelip Vezir-i Azam Tayyar Mehmed Paşa’nın alnına isabet etti ve oracıkta şehid düştü. Padişah bu hadiseyi duyunca çok üzüldü ve: “Ah Tayyar!... Bağdad gibi yüz kaleye değerdin” dedi.



Sultan I. Mahmud boş zamanlarında kuyumculuk yapar, yaptıklarını sattırır, elde ettiği birkaç kuruş kâr ile de ufak tefek ihtiyaçlarını temin ederdi. Bundan da büyük bir haz duyardı. Yine birgün kuyumculuk ederken vezirlerden biri onun yanına yaklaştı ve “Niçin böyle zahmet edersiniz?” deyince Padişah:
“Bre ne yabana söylersiz! Milletin hazinesini, milletin ihtiyaçlarına sarfetmek gerekdir. Saniyen, insan olana durmadan çalışmak gerekdir. İnsanın çalışıp alın teri dökerek kazandığı paranın zevki başkadır. İçinde alın teri, göz nuru bulunan kazanç helal olur. Böyle kazancın tadı, beti ve bereketi olur” dedi.



Evliyaullah'a pek yüksek bir hürmet ve bağlılık gösteren Yavuz Sultan Selim Han'ın kendisi de hiç şüphesiz babası gibi Allah'ın has kulu idi. O'nun, Allah'a kurbiyetinden dolayı keramet nev'inden pek çok davranışlar ortaya koyduğu tarihi gerçekler arasındadır. Şöyle ki:
Yavuz, bir gün divandan içeri hiddetli bir şekilde girmişti. Elbisesini dahi değiştirtirmeden bir müddet odada dolandı ve kendisini kızdıran şeyi mırıldanıp durdu. Meğer Ferhat Paşa'nın İskender Çelebi'yi olur olmaz koruyup kayırmasından gazaplanmıştı. Çünkü aralarındaki dostluktan başka şeyler de sezinlemişti. Sonunda yüksek sesle şu sözleri sarfetti: "Akibet görürsün hele Ferhat! Sen şimdi İskender'i koruyup duruyorsun, ama bu korumaktan ne fayda çıkacağını inşeallah birbirinize karşı asıldığınız zaman görürsünüz!.." Gerçekten de aradan seneler geçti ve Kanuni Sultan Süleyman devrinde bu iki şahıs, Selim Han'ın geleceği görmüşçesine dediği gibi işledikleri cürümlerden dolayı karşı karşıya asıldılar.



Sultan I. Ahmed (1590-1617), kalbi hayatının derinliği olan oldukça müttaki bir Osmanlı Padişahıdır. Bahti mahlasıyla Peygamber Efendimize sevgisini ve bağlılığını ifade eden çok içli şiirleri vardır:

Nola tacım gibi başımda götürsem daim
Kadem-i resmini ol bazret-i şab-i Resül'ün.

İşte bu ince ruhlu Osmanlı sultanının vefat etmeden bir gün önce huzurunda bulunan Mabeynci Mustafa, Ahmed Han'ın odada muhatabını göremediği kimselere karşı dört defa; "Ve aleyküm selam" dediğine şahit oldu. Mabeynci, bir mânâ veremediği bu garip davranışların sebebini Sultanına sorduğunda, Sultan Ahmed Han şu cevabı verdi: "O anda Hazreti Ebu Bekir-i Sıddık, Hazreti Ömer, Hazreti Osman ve Hazreti Ali efendilerimiz geldiler ve bana; 'Sen, dünya ve ahiretin sultanlığını kendine toplamışsın. Yarın Resulullah Efendimiz'in yanında olacaksın', buyurdular." Gerçekten de bu Hak dostu, denildiği gibi ertesi gün vefat ederek sevdiklerine kavuştu.

Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
29 Rebiü'l-Ahir 1439
Miladi:
17 Ocak 2018

Söz Ola
Biz Allah tarafından memur olmadıkça bir sefere gitmeyiz.
Yavuz Sultan Selim Han
Osmanlılar Twitter