Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


Osmanlı şehzâdesi. Orhan Gâzinin büyük oğlu olup, annesi Nilüfer Hâtundur. İznik (1331) ve İzmit (1337) fetihlerine katıldı. İzmit ve civârı kendisine timar olarak verildi. Fethinde büyük rol oynadığı Karesi sancağına bey tâyin edildi (1335). Sırplara karşı, Bizans’a yardıma giden Osmanlı kuvvetlerine kumanda etti. Rumeli’ye geçerek Selanik’i Sırplardan alıp, Bizanslılara verdi(1349). Rumeli’ye ikinci geçişinde (1352), Bulgarları Dimetoka’da yendi.Çimpe kalesi kendisine üs verildi. Gelibolu başta olmak üzere Marmara’nın batı kıyısındaki şehirleri ele geçirdiyse de, Bizanslılarla yapılan antlaşma îcâbı, buraları boşalttı. Alâaddîn Eratnâ’nın vefâtından sonraki karışıklıktan istifâdeyle Ankara’yı zaptetti (1354). Bizans’ta imparator değişikliği üzerine DoğuTrakya’yı yeniden ele geçirdi (1356). Bolayır’ı kendisine üs edindi. Anadolu’dan getirttiği Türkmen âilelerini Rumeli’de kurduğu köylere yerleştirdi. Bolayır’la Seydikavağı arasında avlanırken atından düşerek vefât etti (1357). Bolayır’da yaptırdığı imâretin bahçesine defnedildi. Rumeli Fâtihi olarak bilinen Süleymân Paşa, yiğitliğinin yanında hayırseverliğiyle de meşhurdu. Bir taraftan Allahü teâlânın güzel ismini duyurmak için cihâd ederken, bir taraftan da hayır eserleri yaptırmaktan geri durmadı. İznik, Gelibolu ve Bursa’da imâret, câmi ve mescit gibi hayır eserleri inşâ ettirdi. Kendisi vefât etmesine rağmen eserleriyle gönüllerde yaşadı. Şehzâde Sultan Süleymân, hem vezir hem şâhımız, Geçtiler Rûmeli’ye sal ile, arttı şânımız.



Sultan İkinci Bâyezîd’in oğlu, Yavuz Sultan Selim’in ağabeyi. 1467’de Amasya’da doğdu. İstanbul’da Fâtih Sultan Mehmed Hanın sarayında iyi bir eğitim gördü. Arapça, Farsça öğrendi. Dedesinin vefâtı (1481) üzerine, babası İstanbul’a gelinceye kadar saltanat kaymakamlığı yaptı. 1491’de merkezi Manisa olan Saruhan Sancakbeyliğine tâyin olundu. 1502’de Amasya Sancakbeyi Şehzâde Ahmed’in îtirâzıyla merkezi Antalya olan Teke Sancakbeyliğine gönderildi. Hâmid Sancağı da kendisine bağlandı. Osmanlı denizciliğinin gelişmesinde katkısı oldu. Veliahtlık meselenin ortaya çıkması üzerine tekrar Saruhan’a tâyin isteği kabul edilmedi. Babası ve Sadrâzam Hadım Ali Paşanın Şehzâde Ahmed’in veliahtlığına taraftar olmaları gibi sebeplerle İstanbul’la arası açıldı. Hac bahânesiyle Antalya’dan Mısır’a gitti (1509). Mısır’da Memlûk Sultanı Kansu Gavri tarafından parlak merâsimlerle karşılanması, babasını kızdırdı. Bağışlanması üzerine Antalya’ya döndü (1511). Kardeşi Selim’in babasına karşı hareketi üzerine Manisa’ya, sonra da gizlice İstanbul’a gitti. Yeniçerilerden, pâdişâhlık için aradığı desteği bulamadı. Babasının yerine geçen kardeşi Yavuz Sultan Selim’in pâdişâhlığını tanıdı. Saruhan Sancakbeyliğine tâyin edildi. Yavuz Sultan Selim, ağabeyinin fikrini öğrenmek için bâzı devlet adamlarının ağzından pâdişâh olmasını arzu eder tarzda mektuplar yazdırdı. Şehzâde Korkut’un mektuplara müspet cevaplar vermesi üzerine Manisa kuşatıldı. Bergama yakınlarında yakalanan Korkut, Bursa’ya götürülürken Emet yakınlarında Eğrigöz’de öldü (1513). Bursa’da Orhan Gâzi Türbesi civârında defnolundu. Din ve fen ilimlerinde yetişmiş olan Şehzâde Korkut, Harîmî mahlasıyla şiirler yazmıştır. Dîvân sâhibi bir şâirdir. Fıkıhta ganîmet hukûkuna dâir Hallü İşkali’l-Efkâr fi Hill-i Emvali’l-Küffâr adlı eserin sâhibidir. Vesiletü’l-Ahlâk adlı ahlâk kitabını Arapça olarak kaleme almıştır. Tasavvufla ilgili olarak da Kitab fi’t-Tasavvuf diğer adıyla Kitâbü’l-Harîmî’yi yazmıştır. Diğer eserleri; Şerh-i Elfâz-ı Küfr, Korkudiye (Fetavâ-i Korkudhâniye) ve Şerhü’l-Mevâkıf li’l-Cürcânî’dir. Şehzâde Korkut, bu kadar eser sâhibi olmasına rağmen, ilminden çok, Akdeniz’deki Türk denizcilerine yaptığı yardımlarla meşhur olmuştur. Onlara gemi ve malzeme yardımında bulunmuş, Hıristiyan şövalyelerin ellerine esir düşenleri kurtarmıştır. Bilhassa Oruç ve Hızır (Barbaros) reislere yardım ve teşvikleri meşhurdur.


Sultan İkinci Abdülhamîd Han devri vezirlerinden ve Mâbeyn Başkâtibi. İstanbul’da doğdu. Gençliğinde Bâbıâli kalemlerinde çalıştı ve burada kendini yetiştirdi. Dâhiliye Mektupçu Kaleminde önce muâvin, sonra başmuâvin oldu. Bahriye Nezareti mektupçuluğuna tâyin edildi. Buradan Sultan İkinci Abdülhamîd Hanın Mâbeyn Başkâtipliğine getirildi. Vezirlik ve paşa rütbesi de verildi. Abdülhamîd Han (1876-1909) zamânında sadâkat ve hüsnü niyyetle devlete hizmet etti. 1908’de İkinci Meşrûtiyetin îlân edilmesiyle memuriyeti ve rütbesi alındı. Meşrûtiyetçiler ve ittihatçılar tarafından horlandı. 1908’den sonra sefâlet içinde yaşadı. 1910 yılında İstanbul’da vefât etti. Abdülhamîd ve Yıldız Hâtıraları adlı eseri kıymetli olup, Sultan İkinci Abdülhamîd Hanın yanında bulunurken şâhit olduğu hâdiselerin toplanmasından meydana gelmiştir. Bu eserinde pekçok hakikatı anlatmakta, Sultan İkinci Abdülhamid Hanın şahsiyeti ve devrinin hâdiselerine ışık tutmaktadır.


Posta memuruyken sadrâzamlığı ele geçiren İttihat ve Terakki Komitesi üyesi. Edirne’de 1874 yılında doğdu. Babası, bâzı kazâlarda sorgu hâkimi muâvinliği yapan Ahmed Vasıf Efendidir. Muhalifleri tarafından çingene asıllı olduğu ileri sürülmüştür. İlk öğrenimini Edirne’nin Vize kazâsında tamamladıktan sonra Edirne Askerî Rüştiyesini (askerî ortaokul) bitirdi. Bütün tahsilinin bundan ibâret olduğu bilinen Talat Paşa, 1895’te rejim aleyhinde faaliyette bulunmaktan tutuklandı. Edirne’de 25 ay hapis yattı. Daha sonra Selânik’e gönderildi. Selânik-Manastır arasında seyyar posta memurluğu ve Selânik posta başkâtipliği gibi küçük memuriyetlerde bulundu. 1906 yılında gizli olarak çalışan Osmanlı Hürriyet Cemiyetini kurdu. Bu gizli cemiyetin adı Paris’te Ahmed Rıza’nın idâre ettiği cemiyetle birleştikten sonra Terakki ve İttihat, bilâhare de, İttihat ve Terakki Fırkası olarak değiştirildi. Faaliyetlerini gizli olarak Selanik Mason Locası binâsında yürüttü. Balkan komitecileriyle de birlik olan Talat Paşanın gizli çalışmaları ortaya çıkarılınca, Posta ve Telgraf İdâresindeki memuriyetine son verildi. Yıkıcı çalışmalarından dolayı Anadolu’ya sürüldüyse de araya girenlerin kefâletiyle bu cezâ yerine getirilmedi. Selânik’te özel bir okulda müdür olarak çalışırken İstanbul’a iki defâ gelip, İttihat ve Terakki Fırkasının teşkilâtını kurdu. 1908’de îlân edilen İkinci Meşrûtiyetten sonra İttihat ve Terakki Fırkasının Edirne mebusu olarak Meclis-i Mebusana girdi. Meclis reis vekili oldu. Mebusları tehdit ederek Sultan İkinci Abdülhamîd Hanın tahttan indirilmesi kararını aldırdı. 1909’da Londra’ya gitti. Aynı yıl Hüseyin Hilmi Paşa kabinesinde Dâhiliye Nâzırıydı. Said Paşa kabinesinde Posta ve Telgraf Nazırı oldu. Bundan sonraki yıllarda altı yüz senelik Osmanlı Devletinin mukadderatına hâkim olma, devleti adım adım yıkıma götürme faaliyetleri içinde bulundu. Balkan Harbinde nefer elbisesi giyerek birlikleri dolaştı. Askerler arasında particilik tohumlarını ekti. Balkan Harbinin en karanlık günlerinde “Edirne gidiyor, din gidiyor, vatan gidiyor!” propagandalarıyla 23 Ocak 1913 günü Babıâli’yi basan komitecilerin içinde bulunan Talat Paşa, Dahiliye Nâzırı Vekili sıfatıyla iktidar değişikliğini telgrafla vâliliklere bildirdi. Harbiye Nâzırı Enver ve Cemal paşalarla birlikte devleti Almanların yanında Birinci Dünyâ Savaşına sokan komitenin içinde bulundu. Said Halim Paşanın kurduğu kabinede tekrar Dâhiliye Nâzırı oldu. Said Halim Paşanın son sadâretinden istifâ etmesi üzerine, komitecilerin pâdişâha baskısı sonucu, 3 Şubat 1917’de Sadrıâzam oldu. Talat Paşa; hükümetin, pâdişâhın, milletin haberi olmadan hiçbir millî zarûret yokken, sırf Almanya istediği için, Osmanlı Devletini Birinci Dünyâ Harbi ateşine atanlardan biridir. Enver ve Cemal paşalara Osmanlı Devletinin yıkılması, milyonlarca vatan evlâdının kaybedilmesiyle son bulan akıl almaz hatalarının ortağı oldu. Yegâne meziyeti komitecilik olan Talat Paşa, on senede koca Osmanlı Devletini param parça eden bir teşekkülde en önemli rolü oynadıktan sonra, hesap vermekten korkarak Almanya’ya kaçtı. 15 Mart 1921’de Berlin’de Toylryan adındaki bir Emeni tarafından vurulup öldürüldü. Cenâzesi tahnit edilerek Berlin Müslüman ezarlığındaki mescidin mahzeninde senelerce kaldıktan sonra, 1944’te İstanbul’a getirilerek Hürriyet-i Ebediyye Tepesine gömüldü.


On yedinci asır Osmanlı sadrâzamı. Arnavutluk’un Mat kasabasında doğdu. Devşirme olarak saraya alındı. Enderunda tahsilini tamamladıktan sonra sipâhi olarak Beylerbeyi Mûsâ Paşayla Mısır’a gitti. Önce Mûsâ Paşanın, sonra da Hezârpâre Ahmed Paşanın kethüdâsı oldu. 1648’de Diyarbekir, 1649’da vezir rütbesiyle Mısır Beylerbeyliğine tâyin edildi. 1651’de azledildiyse de bir süre sonra Yanya Vâliliğine gönderildi. Bu sırada Girid Seferinin uzaması ve Abaza Mehmed Paşa isyanları gibi hâdiseler sebebiyle devletin mâli durumu sarsılmıştı. Tarhuncu Ahmed Paşa, Mısır’dayken yaptığı mâli çalışmalarda başarılı olmuştu. Kazasker Hocazâde Mesûd Efendinin tavsiyesiyle 1652 yılında Gürcü Mehmed Paşanın yerine sadrâzam tâyin edildi. Öncelikle mâlî sıkıntıların düzeltilmesi emredilip, bu hususta her türlü yetki kendisine verildi. Samîmi ve şiddetli bir şekilde işe başlayan Ahmed Paşa, Defterdâr Zurnazen Mustafa Paşa başkanlığında teşkil edilen mâliyeciler heyetine devletin gelir ve giderini gösteren bir lâyiha hazırlattı. Sonra da devletin gelir ve giderleri arasındaki dengesizliği ortadan kaldırmak amacıyla iki bütçe plânı yaptı. Tarhuncu lâyihaları da denilen bu plana göre Ahmed Paşa, bütçedeki 1100 yük akçe olan açığı kapatabilmek için hîleli yollardan mal toplamış olanlardan hazîneye yardım adıyla para almaya başladı. Alınan bu tedbirler pekçok kimsenin menfaatine dokunduğu için sadrâzama düşmanlıklar başladı. Kırım Hanı da hasımları arasındaydı. Kapdan-ı deryâ Derviş Mehmed Paşaya donanma ihtiyacı için arzu ettiği nakit para verilmeyince, sadrâzamla aralarında sert münâkaşalar oldu. Bu hâdise sadrâzamın düşmanlarını harekete geçirdi. Sadrâzamın; genç pâdişâh Sultan Dördüncü Mehmed Hanı tahttan indirip, yerine kardeşi Süleyman’ı geçirmek istediği iftirasını pâdişâha ulaştırdılar. Güvendiği kimselerin kanalıyla gelen habere inanan pâdişâh, 30 Mart 1653’te, Tarhuncu Ahmed Paşayı saraya çağırarak sadrâzamlıktan azl ve îdâm ettirdi. Onun ölümünden sonra uygulamaları kaldırıldı.


Sultan Dördüncü Murâd devri Osmanlı sadrâzamlarından. Nasuh Paşa kethüdâlığından yetişerek Bağdat Muhâsarasında Safevîler tarafından şehit düşen (1625) Uçar Mustafa Paşanın oğludur. Çeşitli görevlerde bulunduktan sonra vezir pâyesiyle Diyarbakır Beylerbeyi oldu. Abaza isyânında onunla berâber olmuş gibi görünerek Abaza’nın Kayseri Harbinde mağlup olmasını temin etti. Dördüncü Murâd Hanın Bağdat Seferine çıktığı sırada Musul taraflarının muhâfazasıyla görevliydi. Sadrâzam Bayram Paşanın vefatıyla orduya dâvet olunarak vezir-i âzam tâyin edildi (Ağustos 1638). Bağdat Muhâsarasının gecikmesi üzerine Murâd Hanın şiddetli bir emrini alan Tayyar Mehmed Paşa, kılıcı elinde olduğu halde serdengeçtilerin başına geçerek kale burçlarına tırmandı. Şiddetli çarpışmalar sonucunda Bağdat Kalesinin önemli burçlarından birkaçını ele geçiren Tayyar Paşa, bu sırada bir kurşunla vurularak ağır yaralandı ve çadırına naklini müteakip vefât etti (Aralık 1638). Kabri, İmâm-ı A’zam türbesi bahçesinde babasının yanındadır. Tedbirli, temkinli, cesur ve değerli bir kumandan olan Tayyar Mehmed Paşanın vefâtı Sultan Dördüncü Murâd’ı çok müteessir etmiş ve: “Ah Tayyar, Bağdat Kalesi gibi yüz kaleye değerdin. Allah taksirâtını af, Cennet’te rûhunu nûra gark eyleye.” sözleriyle hakkında hayır duâ etmiştir.
Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
1 Rebiü'l-Evvel 1439
Miladi:
20 Kasım 2017

Söz Ola
Nola tacım gibi başımda götürsem daim, Kadem-i resmini ol Hazreti Şahı Rusülün Gül-i Gülzarı Nübüvvet, o kadem sahibidir Ahmeda durma yüzün sür kademine ol gülün..
Sultan I. Ahmed Han
Osmanlılar Twitter