Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


On yedinci yüzyıl Osmanlı sadrâzamlarından. Arnavut asıllıdır. Devşirme olarak yeniçeri ocağına alındı. Saksoncubaşı olarak Sultan Dördüncü Murâd’ın Bağdat Seferine katıldı. Şehrin 1638’de fethinden sonra zağarcıbaşı olarak orada kaldı. Daha sonra İstanbul’a dönerek 1645’te kul kethüdâsı oldu. 1646’da çıkılan Girit Seferinde Kisamo Kalesini fethetti. Sekbanbaşı rütbesiyle Hanya muhâfızı oldu. Nüfuzlu bir Yeniçeri ağası olarak İstanbul’a döndü. 1648’de Sultan İbrâhim’in tahttan indirilmesiyle sonuçlanan yeniçeri ayaklanmasını başlattı. Tahta geçen Sultan Dördüncü Mehmed tarafından yeniçeri ağalığına tâyin edildi. Çıkan sipâhi ayaklanmasını bastırdı. 1649’da Sofu Mehmed Paşanın yerine sadrâzam oldu. Kendi başlattığı anarşinin kendisine karşı da devamına tahammül edemeyip 1650’de sadrâzamlıktan çekildi ve Budin Beylerbeyliğine tâyin edildi. 1653’te kaptan-ı deryâ oldu. Venedik donanmasını Çanakkale’de bozguna uğrattı. Yeniçeri ayaklanması sonunda 1655’te tekrar sadrâzamlığa getirildiyse de Ocak ağaları ile anlaşmazlığın devam etmesi mâlî kriz ve Abaza Hasan Paşanın Anadolu’da isyân etmesi gibi sebeplerle hacca gideceği bahânesiyle sadrâzamlıktan çekildi. Beylerbeylikle vazîfeli olarak Şam’a giderken 1655’te Hama’da öldü.



Meşhur Osmanlı amirallerinden. Rodos’ta doğan Murâd Reis’in doğum târihi kesin olarak bilinmemektedir. Genç yaşında Garp Ocağına dâhil olup, Barbaros’un emrine girdi. Barbaros’la çeşitli sefer ve akınlara katıldı. Gemi kaptanlığındaki sevk ve idâresi, cesâreti, yiğitliği onu Barbaros’la berâber İstanbul’a götürdü. Barbaros Hayreddin Paşa 1534’te Osmanlı donanmasının başına getirilince, Murâd Reis Haliç’te gemilerin hazırlanmasında büyük yardımlarda bulundu. Barbaros Hayreddin Paşanın Osmanlı Kaptan-ı Deryası olarak katıldığı bütün seferlere iştirâk etti. 25-26 Eylül 1538 gecesi Preveze’ye çıkarma teşebbüsünde bulunan Haçlı donanması üzerine kahramanca saldıran Murâd Reis, onların bu teşebbüsüne mâni oldu. Târihin sahifelerindeki altın zaferlerden biri olan 28 Eylül 1538 Preveze Deniz Savaşında kahramanca döğüştü. 1552 yılında Hint Kaptanlığına getirildi. Avrupa-Hindistan deniz yolunu ellerine geçirmek için uğraşan Portekizlilerle amansızca mücâdele etti. Hürmüz Savaşında kendisinden sayıca fazla, kuvvetli Portekiz donanmasına saldırdı. Gece karanlığına kadar cesâretle savaşan Murâd Reis, kalan gemileriyle Basra’ya çekildi. 1553 yılında Hint Kaptanlığından alındıktan sonra, Kıbrıs’ın fethi sırasında keşif ve emniyet filosu komutanlığına getirildi. 1570 Martında yirmi beş kadar gemiden ibâret filosu ile İstanbul’dan hareket ederek Girit-Rodos-Kıbrıs arasında karakol görevine başladı. Savaş ve nakliye gemileri Rodos yakınlarına varıncaya kadar bu görevine devam eden Murâd Reis, ana donanmaya katıldı. Kıbrıs’a yapılacak çıkartmada Murâd Reis’e Güney Ege’de karakol görevi verildi. Kıbrıs fethedilip, donanma İstanbul’a dönünceye ve alınamayan tek kale Magosa ele geçinceye kadar, Girit Adasındaki Venedik donanmasının yapması muhtemel bir harekâtına karşı görevine devam etti. Daha sonra da Osmanlı donanmasındaki hizmetlerine devam eden Murâd Reis, Anadolu-Mısır ticâret yolunu kesmeye uğraşan korsan gemilerle mücâdele etti. 1609’da Ege Denizine açıldığı sırada Türk ticâret gemilerinin yollarını kesmek için on gemiden müteşekkil bir Malta filosunun Kıbrıs açıklarında görüldüğünü haber aldı. Süratle gemilerin bulunduğu tahmin edilen yere doğru yol alan Murâd Reis onları yakaladı. Fresine adlı bir şövalyenin komuta ettiği filoya önce uzaktan, sonra da yakından isâbetli top atışları ile hücum etti. Maltalıların meşhur gemileri “Kızıl Cehennemi” armasından başlamak üzere âdetâ budadı. Sonunda yol alamıyan gemi teslim alındı. Maltalıların on gemisinden altısı Türkler tarafından zaptedildi ve esirler kurtarıldı. Bu savaşta yüz yaşında olmasına rağmen düşman gemilerine rampa edildiği zaman korsanlarla gemi güvertesinde çarpışan Murâd Reis ağır yaralandı. Bütün ömrünü devletine hizmet için denizlerde geçiren usta denizci, tecrübeli kaptan Murâd Reis’i, Kaptan-ı Derya Halil Paşa tedâvi için Kıbrıs Adasına çıkarttı. Fakat yarası çok ağır olan Murâd Reis kurtarılamayarak 1609’da şehit oldu. Vasiyeti üzerine Rodos Adasına defnedildi.


Osmanlı devlet adamı. Münşeât ve divan sâhibi bir şâir olan Kırımlı Ebû Bekr Efendinin oğludur. İlk tahsili sonunda mâliye kalemlerine devam ederek yetişti. Hasib Paşaya kâtiplik yaptı. 1834’te Divân Hocalığına tâyin edildi. Hasib Paşanın yerine Bağdat ve Musul Kapıkethüdâsı oldu (1834). Cizye Muhassıllığı verildi. 1836’da evkâf-ı Hümâyun Nazırlığına tâyin edildi. 1839’da Hazain-i Amire Defterdarlığına 1840’ta Meclis-i Vâlâ âzalığına atandı. Aynı yıl Şam Defterdarlığına tâyin edildiyse de henüz görevine başlamadan, müşirlik ve vezirlik rütbesiyle Mâliye Nâzırlığına getirildi. Şam (1845), Cezâyir-i Bahr-i sefîd (1848), Kastamonu(1848), Ankara(1850), Cezâyir-i Bahr-i Sefîd (1851) vâliliklerinde bulundu. 1853’te Mâliye Nâzırı, 1854’te TicâretNâzırı, 1857’de tekrar Mâliye Nâzırı oldu. 1858’de Evkâf-ı Hümâyun Nâzırlığına tâyin edildi. 1859’da Meclis-i Vâlâ Başkanlığına tâyin olundu. 1861 yılında bu görevden ayrıldı. 1864 yılında vefât ederek Eyüpsultan Kabristanında defnedildi. Adaletli ve hayırseverliğiyle tanınan Mûsâ Safvetî Paşa, Karaköy Hüseyinağa mahallesinde bir Nakşibendi dergâhı, câmi ve kütüphâne, Yenikapı’da Osman Reis Câmii bitişiğinde bir çeşme yaptırdı. Şam vâliliği esnâsında tanışıp görüştüğü Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin halîfesi Muhammed bin Abdullah el-Hanî’yi (v. 1862) İstanbul’a dâvet ederek evinde misâfir etmiş, Sultan Abdülmecîd Hanla tanıştırıp çeşitli devlet adamları ile görüştürmüştür. Mûsâ Safvetî Paşa ayrıca Sirkeci Ebüssü’ûd caddesinde kendi adıyla yaptırdığı mescit ve tekkeyle İstanbul’da Üçüncü Hâlidiye Dergâhının kurulmasını sağlamıştır. Bu mescit ve tekke, bugün ilkokul olarak kullanılmaktadır.


Osmanlı devlet adamı ve târihçisi. 1824 yılında İzmir’de doğan Mustafa Nûri Paşa, Müderris Mansûrizâde Mehmed Efendinin oğludur. Özel olarak yetiştirilerek Arapça ve Farsçayı çok iyi öğrendi. 1845’te Bursa vilâyet tahrîrât kâtipliğine girerek devlet hizmetlerinde çalışmaya başladı. Bir sene sonraİstanbul’a naklini yaptırarak memuriyet kademelerinde yükselmeye başladı. Dîvân-ı hümâyun büyükelçiliğiyle Deâvî Nezâretinde bulunduktan sonra, 1872’de SadâretMüsteşârlığına getirildi. Daha sonra Defteri Hâkanî Emîni ve Vezir pâyesiyle 1882’de Maârif Nâzırı oldu. 1886’da Evkâf-ı Hümâyûn Nâzırı olunca, İstanbul’daki harap olmuş pekçok câmi, mescit, türbe, medrese, sebil, çeşme ve su yollarını tâmir ettirdi. 17 Ocak 1890 yılında vefât edince cenâzesi Süleymaniye Câmii haziresine defnedildi. Mustafa Nûrî Paşa, Netâ’ic ül-Vukû’ât adlı dört ciltlik Osmanlı târihi ile tanınır. Zamânındaki târihlerin en kıymetlilerinden kabul edilen eserinin muhtelif târihlerde baskıları yapılmıştır.


Tanzimât devri devlet adamı, şâir ve yazarlarından. Babası, Ayıntaplı Abdünnâfî Efendi devrinin ilim adamlarındandı. 1830’da Ayıntap (Gaziantep)ta doğdu. İlk medrese tahsilini doğum yerinde gördü. Âilesiyle birlikte gittiği Mısır’da tahsilini devam ettirdi. Mısır medreselerinde temel dînî bilgileri öğrendi, Arapça ve Farsçasını ilerletti. 1852’de İstanbul’a gelerek Bâb-ı âlî tercüme odasında vazife aldı. Burada yabancı diller muallimi Mühtedî Emin Efendiden Fransızca öğrendi. 1855’te Berlin sefîri Kemal Paşanın ikinci kâtibi olarak Almanya’ya gitti. Orada kaldığı üç sene içinde üniversite tahsili gördü. Berlin’de kaldığı müddet içinde Avrupa kültür ve yaşayışına hayranlık duyarak, orada gördüklerini Türkiye’ye getirmeye çalıştı. 1859’da döndüğü İstanbul’da Ticâret Mahkemesi İkinci reisliği, Rûznâme-i Cerîde-i Havâdis muharrirliği (yazarlığı), Bâb-ı âli birinci mütercimliği vazifelerinde bulundu. Cemiyet-i İlmiye-i Osmâniye adlı cemiyeti kurdu. Mecmua-i Fünûn adlı dergiyi çıkardı. Divan-ı Temyiz ve Meclis-i Maârif reisliklerinde bulundu. 1872’de Tahran Sefiri, 1877’de Maârif Nâzırı oldu. 1879’da kendisine vezirlik ve paşalık ünvanları verildi. Bir ara Ticâret Nâzırı, daha sonra da iki defâ Maârif Nâzırlığına getirildi. 1895’te ikinci defâ Tahran elçiliğine tâyin edildi. Buradan döndükten sonra siyâsi hayattan çekildi. Bir müddet İstanbul Hukuk Fakültesinde siyâsî Târih, Hukuk Târihi ve Ekonomi dersleri verdi. 1910 yılında İstanbul’da öldü. Mezarı Erenköy Kabristanındadır. Gençlik yıllarından îtibâren ilmî çevrelerde bulunan bir ilim derneğini kuran ve dergi yayınlayan Münif Paşa, gerek kendi yazdığı, gerek batıdan çevirdiği çeşitli mensur ve manzum eserlerle Türk edebiyâtının doğudan kopup batıya yönelmesi hareketinde önemli rol oynadı. Böylece yerli kültürümüz yerine, yabancı olan Avrupa kültürünün benimsenmesi ve yayılması için çalıştı. Türk toplumuna Avrupâî tarzdaki yeni kavramları göstermek ve tanıtmak hususunda önemli rol oynadı. Bâzı nesirlerinde duru bir dil ve anlatım kullanmasına rağmen genel olarak Tanzimât dönemine has süslü yazma havasından kurtulamadı. Eserleri: Mecmua-i Fünûn (Çeşitli bilim, fikir ve sanat konularından bahseden dergi), Dâsitân-ı Âl-i Osman, Telhis-i Hikmet-i Hukuk, Hikmet-i Hukuk (Hukuk bilgileri kitapları), İlm-i Servet (Ekonomi bilgileri). Münif Paşanın, Köse Raif Paşa adlı sakalsız bir kimsenin vezir olması üzerine mizah tarzında yazdığı bir kıtası şöyledir; Üç tuğlu vezir olurmuş evvel, Üç tüylüsü şimdi oldu peydâ; Üç tuğ ile üç tüyü kıyâs et Devlet ne imiş, ne oldu hâlâ...


Osmanlı sadrâzamlarından. 1798 yılında Manastır vilâyetinin Polyan köyünde doğdu. Mısır’da görevli olan dayısı Tâhir Paşanın mahiyetinde, çocuk yaşından îtibâren silahşör olarak yetiştirildi. Kavalalı Mehmed Ali Paşanın hizmetinde bulunarak Vehhâbîlere karşı olan harekâtta görev aldı ve beş yıl Mekke’de kaldı. Diğer dayısı Hasan Paşa ile birlikte 1821 Girit İsyânını bastırmak için Kandiye’ye gitti. Genç yaşında Mîrimîrânlık rütbesi verildikten sonra 1826’da Kandiye Muhâfızı oldu. 1838’de Girit İsyânını bastırmak için Kandiye’ye gitti. Lübnan’da kargaşalığı bastırmak için Şam’a geldi ve İbrâhim Paşanın kuvvetlerine askerleriyle birlikte katıldı. Dürzî ve Marûnîlerin çıkardığı ayaklanmanın bastırılmasında yararlılıkları görüldü. Sultan Abdülmecîd’in Adalar Denizi gezisine katılarak pâdişâhı Girit’te konağında misâfir etti. 1851’de Meclis-i vâlâ üyeliğine, sonra da başkanlığına getirildi. 1853’te Vezir-i âzam oldu. Bir sene bu görevde bulunduktan sonra sadâretten ayrıldı ve 1857’de ikinci defâ Sadrâzam oldu. Üç aylık görevinden sonra Girit İsyânını bastırmakla vazifelendirildi. Oradan bir müddet sonra çağrılarak Mecâlis-i âliyeye memur edildi. 29 Aralık 1871’de ölen Nâilî Mustafa Paşa, Fâtih Türbesi civârında defnedildi. Devletine sâdık, sergerdelikten yetişme silahşör meziyetli olan Paşa, yabancı devletlerin Osmanlıyı parçalamak istedikleri Tanzimat devri politikasında kendini hissettiremedi.
Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
25 Şevval 1438
Miladi:
20 Temmuz 2017

Söz Ola
Nola tacım gibi başımda götürsem daim, Kadem-i resmini ol Hazreti Şahı Rusülün Gül-i Gülzarı Nübüvvet, o kadem sahibidir Ahmeda durma yüzün sür kademine ol gülün..
Sultan I. Ahmed Han
Osmanlılar Twitter