Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


Osmanlı devlet adamı. 1804 yılında İstanbul’da doğdu. Divân-ı hümâyûn hocalarından Halil Ramis Ağanın oğludur. Muntazam bir tahsil ve terbiye gördü. Mühendishane-i Berri-i Hümâyûnu bitirdikten sonra bilgisini artırmak için Paris’e gönderildi. 7 Ekim 1826’da Ruslarla imzâlanan Akkerman Sözleşmesine ikinci tercüman olarak katıldı. Ahmed Fevzi Paşa ile birlikte Mekteb-i Harbiyeyi kurdu. Sultan İkinci Mahmûd Han tarafından mütercim Mehmed Rüşdü Paşa ile birlikte bâzı Fransızca askerî nizamnâmeleri Osmanlıcaya çevirmekle vazifelendirildi. 1843’de müşir rütbesiyle Arabistan ordusu komutanlığına getirildi. Lübnan meselesinin hallinde büyük yararlığı oldu. 1852’de önce Tophâne Müşirliğine ardından Ticâret Nâzırlığına tâyin oldu. Bursa (1855) ve Kastamonu (1857) vâliliklerinde bulundu. 1858’de tekrar Arabistan Ordusu Komutanı sıfatıyla Irak ve Hicaz Müşirliğine getirildi. Kıbrıslı Mehmed Emin Paşanın sadârete gelmesinden sonra 1860’da seraskerliğe tâyin edildi. Şurâyı Devlet Başkanlığı (1871) ve Bahriye Nâzırlığı(1875) görevlerinde de bulunan Nâmık Paşa 1877’de Âyan Meclisi üyeliğine seçildi. 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı sonunda Edirne Mütârekesini imzâlayan Osmanlı heyetinde yer aldı. 1883’te Şeyhü’l-vüzerâ ünvanını alan Nâmık Paşa, 16 Eylül 1892’de İstanbul’da vefât etti. Kabri Karacaahmed Mezarlığındadır. Dört pâdişah devrinde vatanına ve milletine hizmet etmiş, şeyhü’l-vüzerâ pâyesine layık görülmüş olan Nâmık Paşa çok cömert ve iyilik sever bir kimse idi. Tekaüt olduktan sonra Ayaspaşa’daki konağında otururken her Cumâ kendi eliyle civârın fakirlerine sadaka dağıtırdı. Uzun seneler âdet edindiği bu sadakadan dolayı Cumâ günleri konağın etrafı satıcılarla âdeta mesire yerine dönerdi. Nâmık Paşa bulunduğu görevlerde de adâleti gözetir ve halka karşı zulmetmemek için fevkalâde dikkat ederdi. Bir defâsında Kosova kumandanı olan oğlu Ferik İbrahim Paşanın bâzı askerî binâların inşâsı için halktan para topladığını duyunca şöyle haber gönderdi; “Bir devlet kurulduğu zaman tebeasına; ben sizin ırz ve nâmusunuzu, mal ve canınızı ve sınırlarınızı korumak için güvenlik kuvvetleri tertipleyeceğim. Çocuklarınızı yetiştirmek için mektepler, tarım ve ticâretinizi her türlü kolaylığa kavuşturmak için yollar açacağım. Siz de buna karşılık bana her sene şu kadar vergi vereceksiniz, demiş olur. Bu, taraflar arasında yapılmış bir antlaşmadır. Artık bundan fazla bir şeyi halktan istemek zulümdür. Zulmün düşmanı ise Allah’tır. Eğer benim bu ihtarımdan sonra da yardım toplamaya devam edersen âhirette iki elim yakandadır.” Bu baba ihtarına derhal uyan İbrahim Paşa da hayırlı bir evlat olduğunu göstermiştir. Nâmık Paşanın Konya’nın Dolay mevkiinde yaptırmış olduğu bir câmii bulunmaktadır.



On sekizinci yüzyıl Osmanlı sadrâzamı. 1706’da İstanbul’da doğdu. Sadrâzam Halepli Abdullah Paşanın oğludur. Babasının nezâretinde husûsî bir eğitim gördü. Silâhşör olarak saray hizmetine girdi. 1737’de Kapıcılar Kethüdâsı oldu. Vezir pâyesiyle Maraş Beylerbeyliğine tâyin edildi (1738). 1747-1758 yılları arasında çeşitli yerlerde muhâfızlık ve beylerbeyliği yaptı. Sultan Üçüncü Ahmed’in kızlarından Esmâ Sultanla evlendirilerek (1758) Pâdişâh Üçüncü Mustafa Hana enişte oldu. Halep ve Anadolu beylerbeyliklerine tâyin edildi. Bosna (1760) ve Rumeli (1762) beylerbeyliklerinde bulundu. Köse Bâhir Mustafa Paşanın yerine sadrâzam oldu (1765). Rusya Seferine muhâlefetinden dolayı vazifesinden alınıp, Rodos’a sürüldü (1768). Hanımı Esmâ Sultanın şefâatiyle affa uğrayıp, Mora Muhâfızı oldu (1769). Yunanlı isyâncıları Tripolis yakınında mağlub ederek (1770) “Mora Fâtihi” ünvânını aldı. İkinci defâ sadrâzam oldu (1771). Serdâr-ı ekrem olarak katıldığı Silistre ve Varna zaferlerini kazandı (1773). Rusya’yla Küçük Kaynarca Antlaşmasını imzâladıktan sonra İstanbul’a dönerken, yolda hastalanıp öldü (1774). İstanbul-Eyüp’te Hanımı Esmâ Sultan tarafından yaptırılan türbeye defnedildi.


On yedinci yüzyıl Osmanlı sadrâzamı. Doğum yeri ve târihi hakkında bilgi yoktur. Enderûn’a alınarak iyi bir tahsil gördü. Dârüssaâde Ağası Hacı Mustafa Ağanın desteğiyle kısa zamanda İmrahor oldu. Vezir pâyesiyle Mısır Vâliliğine tâyin edildi (1628). İstanbul’a çağırılıp Kubbealtı Vezirliğine getirildi (1631). Topal Recep Paşanın îdâmı üzerine, sadrâzamlığa tâyin edildi (1632). Sultan Dördüncü Murâd Hana yardımcı olarak yeniçeri ocağına yeniden düzen verilmesinde mühim rol oynadı. Pâdişâhın yanında çıktığı Revân Seferinde gösterdiği başarılarla, Sadrâzamlığa ilâve olarak kendisine Rumeli Beylerbeyliği de verildi (1635). Revân’ı korumak vazîfesiyle Diyarbakır’da bırakılmasına rağmen, Revân’ın İranlılar eline geçmesini önleyemediği için azledildi (1637). İstanbul’a dönüşünde Özi (1637), daha sonra da Budin (1638) beylerbeyliğine tâyin edildi. Aynı sene İstanbul’a çağırılıp, Sadâret Kaymakamlığına getirildi. Bu esnâda Eflâk ve Boğdan voyvodalarını azletmesi üzerine Yedikule’de hapse atıldı (1639). Daha sonra da voyvodaları ayaklandırıp devletin başına gâile açmak töhmetiyle îdâm edildi.


On sekizinci yüzyıl Osmanlı sadrâzamlarından. Aslen İstanbulludur. Dîvân-ı Hümâyûn Kâtiplerinden Yirmisekiz Mehmed Efendinin oğludur. Medrese tahsilini tamamladıktan sonra, pekçok görevlerde bulundu. Sadâret Mektûbî Kaleminde vazifeliyken, babasının Fransa’ya elçi olarak gitmesi sırasında ona Kethüdâ tâyin olundu. Fransa’da bulunduğu müddet içinde yeni sanat ve teknik gelişmeleri inceleme fırsatı buldu. Yurda dönüşte Macar olup İslâmiyeti kabûl eden İbrâhim Müteferrika ile birlikte ilk matbaa olan Matbaa-i Âmire’nin kuruluşunda hizmet etti. Bu matbaada ilk basılan kitap Vankuli lügat kitabı idi. Bu hizmetinden dolayı Sadrâzam Dâmâd İbrâhim Paşa tarafından mükâfâtlandırıldı ve Dîvan-ı Hümâyûn kâtipleri arasına alındı. 1732’de Rusya ve daha sonra İsveç’e elçi gönderildi. 1739’da Osmanlı Devleti ile Avusturya arasındaki hudut belirlemesi görüşmelerine katıldı. 1742 târihinde yurda dönüp Defter Emîni, 1745’te de Kethüdâ oldu. Ancak bir müddet sonra kendi isteğiyle eski görevine döndü. 1755’te Bıyıklı Ali Paşanın yerine Sadrâzam oldu. Beş ay on dokuz gün bu makamda kaldıktan sonra azledilerek Kütahya Vâliliğine, bir müddet sonra Hanya, 1756’da Mısır vâliliklerine, iki sene sonra da Adana-Maraş vâliliğine tâyin edildi ve 1761’de Maraş’ta vefât etti. Mehmed Saîd Paşanın Türk tıp târihinde önemli bir yeri olan Ferâidü’l Müfredât fi’t-Tıb ve Esmâü’n-Nebât isimli bir eseri vardır. Mehmed Saîd Efendi, Takrîrî adı verilen sefâretnâmesinde İsveç’teki sefirlik hâtıraları yer almaktadır.


Tanzimat devri Osmanlı sadrâzamlarından. Rusçuklu Mehmed Eşref Efendinin oğlu olup, 1822’de İstanbul’da doğdu. Asıl adı Ahmed Şefik olup, Midhat ismiyle meşhur oldu. Husûsî hocalardan ders aldı. Dîvân-ı Hümâyûn kaleminde vazifeye başladı (1834). Mustafa Reşîd, Âlî, Mütercim Rüşdî ve Sâdık Rifat paşaların toplantılarında Zâbit Kâtipliği yaptı. Paris, Londra, Viyana ve Belçika’ya gitti (1858). Avrupalıların Osmanlıları yıkmak için ürettikleri fikirlerin etkisinde kaldı. Yurda dönüşünde Meclis-i Vâlâ (Danıştay) Başkâtipliğine getirildi (1859). Daha sonra Niş (1861) ve Tuna (1864) vâliliklerine tâyin edildi. Tuna vilâyetinde yaptığı çalışmalarla Avrupalıların takdirini kazandı. Şurây-ı Devlet (Danıştay ve Yargıtay) Reisliğine getirildi (1868). Sadrâzamla anlaşamadığından Bağdat Vâliliği göreviyle İstanbul’dan uzaklaştırıldı (1869). Sonra azledilerek Edirne Vâliliğine tâyin edildi (1872) ise de beş gün sonra 31 Temmuz 1872’de sadrâzam oldu. Üç ay kadar sadrâzamlık yaptı. Bu esnâda rüşvet karşılığında Mısır Hidivi İsmâli Paşaya Avrupa’dan borç alabilme yetkisi tanıdı. Gerçeklerin aksine devlet bütçesinde gelir fazlalığı olduğunu iddiâ etti. Uygunsuz davranışları ve yalanlarının ortaya çıkması üzerine sadrâzamlıktan azledildi (19 Şubat 1873). Aynı yıl Dîvân-ı Ahkâm-ı Adliye Nâzırlığına getirildiyse de kendisini sadrâzamlıktan azleden pâdişâha karşı kin beslemeye başladı. Yeni Osmanlıların sadrâzam adayı oldu. Midhat Paşa; Mütercim Rüşdî Paşa, Hüseyin Avni Paşa ve Müfsid İmâm (Hasan Hayrullah) işbirliği yaparak Sultan Abdülazîz Hanı tahttan indirip Beşinci Murâd’ı tahta geçirdiler. Ancak Abdülazîz Hanın hunharca katledildiğini duyan Sultan Beşinci Murâd’ın aklî dengesi bozuldu. Doktorların verdiği rapor üzerine tahttan indirilip yerine Abdülhamîd Han geçti. 19 Aralık 1876’da ikinci defâ Sadrâzam olan Midhat Paşa başkanlığında toplanan Vükelâ Heyetince incelenen Kânûn-i Esâsî metni üzerinde bâzı değişiklikler yapıldı. Pâdişâhın karşı çıkmasına rağmen Midhat Paşa 113. maddeyi (pâdişah, devletin emniyetini bozan ve tehlikeye düşüren kişilerin hudut hâricine sürülmesi maddesini) eklettirdi. Pâdişâhın tasdikinden sonra Kânûn-i Esâsî ve Meşrûtiyet îlân edildi (23 Aralık 1876). İngiliz hayrânı olan ve Meşrûtiyet hakkında köklü bir bilgisi bulunmayan Midhat Paşa, kendi husûsî danışmanı ve Nâfiâ (Bayındırlık) Müsteşârı Odyan Efendiyi İngiltere’ye göndererek, Meşrûtiyet rejiminin Avrupa devletlerince garanti altına alınması talebinde bulundu. Osmanlı Devletinin dâhilî idâresini yabancı devletlerin kefâleti altına sokmak için gayret etti. O sırada İstanbul’da toplanan Tersâne, Konferansına da aynı teklifi yaptı. Fakat kabûl ettiremedi. Pâdişâh, Meşrûtiyetin îlânından sonra, bir sene beş ay kadar devlet idâresine karıştırılmadı. Abdülhamîd Hanın muhâlefetine rağmen Midhat Paşa ve arkadaşlarının basîretsizlikleri yüzünden 24 Nisan 1877’de Doksanüç Harbi diye bilinen Osmanlı-Rus Harbine girildi. Midhat Paşa, medrese talebelerini kışkırtıp “Harp istiyoruz!” nümâyişleri yaptırdı. Sultan’ın penceresi dibinde bile “Harp!” diye bağırıldı. “Âl-i Osmân” yerine “Âl-i Midhat”ın kurulabileceğini söyleyerek saltanata göz dikti. Hıristiyan ve Müslümanlardan “millet askeri” adıyla kendi emrinde yeni bir ordu teşkil etmeye kalkıştı. Bosna’da Türk bayrağında hilâlin yanına haç koydurarak, bu bayrakla bir tabur askere, İstanbul’da geçit resmi yaptırdı. Kendisini nâdir gelen bir kahraman zanneden Midhat Paşa, Pâdişâha karşı kaba hareketlerde bulunarak herkesin nefretini kazandı. Ziyâ Paşa ve Nâmık Kemâl gibi en yakın arkadaşlarını sürgüne göndererek Meşrûtiyet anlayışını açık bir şekilde ortaya koydu. 5 Şubat 1877’de sadâretten azledilerek Midhat Paşanın Kânûn-i Esâsî’ye koymakta ısrar ettiği 113. maddeye istinâden yurtdışına çıkarıldı. Midhat Paşa, önce Brendizi, sonra Napoli, İspanya, Paris ve Londra’ya gitti. İngilizlerden çok iltifât gördü. Girit’te ikâmetine izin verildi. Sonra Suriye Vâliliğine tâyin edildi. Vâliliği zamânında kanlı Marûnî-Dürzî çatışmaları oldu. Devlet aleyhindeki faaliyetleri sebebiyle merkeze daha yakın olan Aydın Vâliliğine getirildi (1880). Bu sırada, Abdülazîz Hanın katliyle ilgili olarak teşkil edilen mahkeme, soruşturmalarına devam ediyordu. Kendisini götürmek için heyet gönderildiğini haber alan Midhat Paşa, İzmir’deki Fransız konsolosluğuna sığındı. Vâlilikten azledildi. Abdülhamîd Hanın tehdîdi üzerine himâyesiz kalan Midhat Paşa, İstanbul’a getirilerek Yıldız Sarayı Çadır Köşkünde tutuklu olarak ifâdesi alındıktan sonra, Haziran 1881’de diğer zanlılarla birlikte muhâkeme edildi. Sultan Abdülazîz Hanın şehit edilmesinde rol oynadığı tesbit olunarak îdâma mahkum oldu. Buna, kabîne üyeleri, eski sadrâzamlar, müşir ve feriklerden teşekkül eden fevkalâde bir Temyîz Heyeti karar verdiyse de Pâdişâh azınlıkta kalanların reylerini tercih ederek îdâm hükmünü sürgüne çevirtti. İzzeddîn Vapuru ile Cidde üzerinden Tâif’e gönderildi. Midhat Paşa, üç yıl kadar burada yaşadı. İngilizler tarafından kaçırılacağını haber alanHicaz Vâlisi Osman Nuri Paşanın emriyle 8 Mayıs 1884 gecesi kaldığı odayı basan Berber İsmâil adındaki bir asker tarafından boğularak öldürüldü. Cenâzesi Tâif Kalesi surları dışındaki kabristana defnedildi. 26 Haziran 1951’de kemikleri Tâif’ten İstanbul’a getirilerek Hürriyet-i Ebediye Tepesinde gömüldü. Garp kültüründen ve İslâmî bilgilerden mahrum olan Midhat Paşa, zekî bir kimseydi. Ancak kendisinin de bâzı vesîlelerle îtirâf ettiği gibi iyi bir devlet adamı değildi. Sorumluluktan çekinmeyen ve kibirli bir kişi olan Midhat Paşa, devlet sırlarını en olmadık kimselere söylemekten çekinmezdi. Siyâsî tecrübeden mahrûm olduğu gibi, memleketin kurtuluşu için tek çârenin Meşrûtiyet rejimi olduğuna inanmıştı. İbn-ül-Emin Mahmûd Kemâl İnal’ın tâbiriyle; “Önünü ardını gözetmez, yaptığı işi düşünmez!” bir adamdı.


Türke şeref, cihâna ise yüzlerce medenî eser veren bir sanatkâr olarak târihe geçen büyük Osmanlı mîmarı. Koca Sinân diye de anılır. Tahminen 1490 senesinde Kayseri’nin Ağırnas köyünde doğdu. Babası Abdülmennân olup, bu ismi sonradan almıştı. Yavuz Sultan Selim Han zamânında devşirme olarak İstanbul’a geldi. Burada iyi bir eğitim ve öğretim gördükten sonra Acemi Oğlanlar kışlasına verildi. Acemi Oğlanlar ocağındaki gençler çok sıkı bir askerlik eğitiminin yanında, genellikle büyük inşâatlarda, veya gemilerde hizmet ederlerdi. Böylece, Acemi Oğlanları, askerliğin yanısıra bir de meslek öğrenirlerdi. Mîmar Sinân da neccârlık (marangozluk) mesleğini öğrendi. Acemi Oğlanlık devresini dokuz yılda tamamlayan Sinân, 1521 yılında Kânûnî Sultan Süleymân’ın Belgrad Seferine Yeniçeri olarak katıldı. Büyük kâbiliyeti sebebiyle Yeniçerilikte sık sık terfi etmeye başladı. 1522’de Rodos Seferine Atlı Sekban olarak katılıp, 1526 Mohaç Meydan Muhârebesinden sonra, gösterdiği yararlıklar sebebiyle takdir edilerek Acemi Oğlanlar Yayabaşılığına (Bölük Komutanı) terfî ettirildi. Daha sonra Kapıyayabaşı olup, 1534 Alman ve Bağdat seferlerine Zemberekçibaşı olarak katıldı. 1533 yılında Kânûnî Sultan Süleymân’ın İranSeferi sırasında Van Gölüne geldiklerinde, Sadrâzam Lütfi Paşa karşı sâhile gitmek ve düşmanın ahvâlini gözetlemek istedi. Bu maksatla Sinân’a kadırga yapması emredildi. Sinân’ın iki hafta gibi kısa bir sürede üç adet kadırga yapıp donatmasına, çok memnun olan Lütfi Paşa, gemilerin idâresini ona verdi. Bu başarısı ile büyük îtibâr kazandı. İran Seferinden dönüşte,Yeniçeri Ocağında îtibârı yüksek olan Hasekilik rütbesi verildi. Bu rütbeyle, 1537 Korfu, Pulya ve 1538 Kara Boğdan (Moldavya) seferlerine katıldı. Son katıldığı seferinden olan Kara Boğdan Seferinde, ordunun Prut Nehrini geçmesi için bir köprü yapılması gerekiyordu.Zemin kaygan olduğundan bu işi kimse başaramadı. Bu iş Lütfi Paşanın teklifiyle Sinân’a verildi. Sinân, ordudaki bütün mîmâr ve neccârları toplayarak on üç gün gibi kısa bir sürede köprüyü yapıp ordunun karşıya geçmesini sağladı. Bu olaydan bir müddet sonra, Hassa Başmîmarı Acem Ali ve Vezîriâzam Ayas Paşa vefât ettiler. Ayas Paşanın türbesini yapmak için yeni bir başmîmar tâyin edilmesi gerekiyordu. Lütfi Paşa bu sefer de Sultan’a gidip, bu iş için en uygun kimsenin Sinân olduğunu söyledi. Böylece 1538 yılında Hassa Başmîmarı oldu. Katıldığı her seferde gördüğü binâ ve harâbelerden bir ders alan Mîmar Sinân, Batının ve Doğunun mîmârî tarzını tedkik imkânını buldu. Bu iki uslûbu birleştirerek orjinal eserler verdi. Mîmar Sinân’ın, Mîmarbaşılığa getirilmeden evvel yaptığı üç eser dikkat çekicidir. Bunlar: Haleb’de Husreviye Külliyesi, Gebze’de Çoban Mustafa Külliyesi ve İstanbul’da Hürrem Sultan için yapılan Haseki Külliyesidir. Haleb’deki Hüsreviye Külliyesinde, tek kubbeli câmi tarzı ile, bu kubbenin köşelerine birer kubbe ilâve edilerek yan mekânlı câmi tarzı birleştirilmiş ve böylece Osmanlı mîmarlarının İznik ve Bursa’daki eserlerine uyulmuştur. Külliyede ayrıca, avlu, medrese, hamam, imâret ve misâfirhâne gibi kısımlar bulunmaktadır. Gebze’deki Çoban Mustafa Paşa Külliyesindeyse renkli taş kakmalar ve süslemeler görülür. Külliyede câmi, türbe ve diğer unsurlar gâyet âhenkli bir tarzda yerleştirilmiştir. Mîmar Sinân’ın İstanbul’daki ilk eseri olan Haseki Külliyesi, devrindeki bütün mîmârî unsurları taşımaktadır. Câmi, medrese, sıbyan mektebi, imâret, dârüşşifâ ve çeşmeden teşekkül eden külliyede câmi, diğer kısımlardan tamâmen ayrıdır. Mîmar Sinân’ın Mimarbaşı olduktan sonra verdiği üç büyük eser, onun sanatının gelişmesini gösteren basamaklardır. Bunların ilki İstanbul Şehzâdebaşı Câmii ve külliyesidir. Dört yarım kubbenin ortasında merkezî bir kubbe tarzında inşâ edilen Şehzâdebâşı Câmii, daha sonra yapılan bütün câmilere örnek teşkil etmiştir. Süleymâniye Câmii, Mîmar Sinân’ın İstanbul’daki en muhteşem eseridir. Kendi tâbiriyle kalfalık döneminde yapılmıştır. Mîmar Sinân’ın en güzel eseri, seksen yaşında yaptığı ve ustalık eserim, diye takdim ettiği Edirne’deki Selimiye Câmiidir. Mîmar Sinân, Mîmarbaşı olduğu sürece birbirinden çok değişik konularla uğraştı. Zaman zaman eskileri restore etti. Bu konudaki en kesif çabalarını Ayasofya için harcadı. 1573’te Ayasofya’nın kubbesini onararak çevresine, takviyeli duvarlar yaptı ve eserin bu günlere sağlam olarak gelmesini sağladı. Eski eserlerle âbidelerin yakınına yapılan ve onların görünümlerini bozan yapıların yıkılması da onun görevleri arasındaydı. Bu sebeplerle Zeyrek Câmii ve İstanbul Hisarı civârına yapılan bâzı ev ve dükkanların yıkımını sağladı. İstanbul caddelerinin genişliği, evlerin yapımı ve lağımların bağlanmasıyla uğraştı. Sokakların darlığı sebebiyle ortaya çıkan yangın tehlikesine dikkat çekip bu hususta ferman yayınlattı. Günümüzde bile bir problem olan İstanbul’un kaldırımlarıyla bizzat ilgilenmesi çok ilgi çekicidir. Bu konuya ne kadar önem verdiği, vakfiyesinde İstanbul’un kaldırımları için para bırakmasından anlaşılmaktadır. Aynı anda birçok eseri plân hâline getirip yapımlarını sürdüren Mîmar Sinân, en geniş çaptaki yapım işlerinin en ufak detaylarıyla bile kendisi ilgilenirdi. Fakat bu işler altında ezilmezdi. Bütün bu başarılarıyla berâber, İslâm ahlâkıyla ahlâklanmış mütevâzî bir insandı. Mühründe bulunan; “El-hakîr-ül-fakîr Mîmar Sinân” yazısı, bunu en iyi şekilde isbât eder. Türk mîmârisinin yetiştirdiği, İslâm âleminin bu büyük mîmar ve mühendisi doksan yaşın üzerinde, faal bir hayat sürdü. Sâî Mustafa Çelebi’nin Tezkiret-ül-Ebniye’de belirttiği gibi; Mîmar Sinân seksen dört câmi, elli iki mescit, elli yedi medrese yedi dârül-kurrâ, yirmi türbe, on yedi imâret, üç dârüşşifâ, beş su yolu, sekiz köprü, yirmi kervansaray, otuz altı saray, sekiz mahzen ve kırk sekiz de hamam olmak üzere üç yüz altmış dört eser vermiştir. Eserlerinin bir kısmı İstanbul’dadır. Osmanlı ülkesinde damgasını vurmadığı bir köşe yok gibidir. 1588’de İstanbul’da vefât eden Mîmar Sinân, Süleymâniye Câmiinin yanında kendi yaptığı mütevâzi ve sâde türbeye defnedildi. Mîmar Sinân’ın Başmîmarlığa getirildiği dönemde Osmanlı Cihân Devleti, bir Türk-İslâm devleti olarak ekonomisi, müesseseleri, adâleti ve sosyal yapı bakımından dünyânın en güçlü devletiydi. Böyle kudretli bir devletin güçlü bir sanatçısı olan Sinân da yaklaşık elli senelik mîmârlık döneminde kendisine düşen vazifeyi hakkıyla yerine getirdi. Mîmârî dehâsı yanında güçlü organizasyon ve disiplin kâbiliyetiyle o günlerde dünyânın hiçbir yerinde görülmeyen bir hassa mîmarları teşkilâtı geliştirildi. Bu teşkilât, Sinân’dan îtibâren, devletin her tarafına İstanbul’un mîmârî kâidelerini götürdü. Sarayda, mîmârînin her alanında atölyeler kurdu. Bu atölyeleri Mîmarbaşı, Hattâtbaşı, Doğancıbaşı gibi büyük devlet memurları yönetti. Bu atölyelerde Sultanahmed Câmiini yapan Sedefkâr Ahmed Ağa ve Dâvûd Ağa gibi mîmarlar yetişti. Sinân, Selçuklu dönemi yapılarını, dekoratif anlamdaki taş işçiliğini çok yakından bilmesine rağmen, eskiyi körü körüne taklit etmekten çok, kendi sentezlerine değer verip uyguladı. Bu sebeple eserlerindeki süsleme, yalnızca mukarnaslar ve kapı kenar motifleri üzerinde yoğunluk kazandı. Kullandığı malzeme yeknesak, ağır başlı ve sâde bir anlatım içinde kaldı. Yine Selçuklu dönemiyle İran ve Arap mîmârîlerinde çok rastlanan dekoratif seramik malzemelerine özellikle dış cephelerde hiç yer vermedi. Konstrüksiyon araştırmalarının üzerinde durup her eserinde ayrı bir sistem analizine yöneldi. Kare prizma üzerine yarım kürenin çeşitli varyantlarını tek tek denedi. Statik endişeden kaynaklanan kalın taşıyıcı duvarların kesitlerini inceltip, yapıda modül sistemini kullandı. Farklı renk ve dokuda çeşitli malzemeler kullanmak yerine, aynı malzemeyle ışık gölge oyunlarına tâbi tutarak çeşitli zenginlikler ortaya koydu. Bu amaçla düzlemden eğri yüzeylere geçerken uygulamaya koyduğu mukarnaslar, kapı çevrelerinde yer verdiği sâde taş bordürleri sık sık kullanırdı. Mekân içinde özellikle konstrüksiyona yönelik yapı elemanlarını belirleyici bir malzeme kullanımına gidip, sâdece dekoratif bir görüntü elde etme gâyesine yönelik malzeme kullanımına ihtiyaç duymadı. Kubbenin beden duvarına oturuşunda veya cephe kuruluşunda eskinin masîf ve boşluksuz anlayışını tamâmen değiştirdi. Geliştirdiği teknik çözümlerle bu noktalarda birbirini tâkip eden diziler hâlinde pencere boşlukları meydana getirip, iç mekânın ferah, aydınlık olmasına îtinâ gösterdi. Kullanılan pencerelerde işin önemine göre alçı çerçeve içinde renkli cam uygulamalarına yer verdi. Hiçbir zaman fonksiyon dışında bir malzeme kullanımına gitmedi. Bu özelliğiyle yapı elemanları binâ bütününde birbirlerini tamamlayarak gelişti ve yapı, onu taçlandıran, âdetâ boşlukta yüzer görünümündeki bir kubbe ile noktalandı. Sinân, her mîmârî eseri kendine has bir biçimle ele almak, yapıda form ve konstrüksiyon berâberliğini kurmak, dış mekân ve kuruluşunun iç mekâna bütünlük kazanmasını sağlamak, mevcut teknolojik imkân ve malzeme denemelerinin üstünde, onları kendi istekleri doğrultusunda kullanmayı bilmek, akılcı ve sâde bir malzeme kullanma anlayışına sâhip olmak gibi günümüzde de geçerli mîmarlık prensiplerini bundan dört asır önce eserleriyle ortaya koydu. Bu sebeple dâimâ sanatı ile asırlar ötesi bir mîmârî dehâ olarak anıldı ve anılacaktır. Her bakımdan parlak bir devirde yetişen Mîmar Sinân, Osmanlı mîmârîsinin zirvesini temsil eder. Mustafa Sâ’i’nin hazırladığı Tezkiret-ül-Ebniye kitabında yazılı üç yüz altmış dört eseri şöyle bildirilmektedir: Câmiler: 1) İstanbul Süleymâniye Câmii, 2) İstanbul Şehzâdebaşı Câmii, 3) Haseki Hürrem Câmii, 4) Mihrimah Sultan Câmii (Edirnekapı’da), 5) Osman Şah Vâlidesi Câmii (Aksaray’da), 6) Sultan Bâyezîd Kızı Câmii (Yenibahçe’de), 7) Ahmed Paşa Câmii (Topkapı’da), 8) Rüstem Paşa Câmii (Tahtakale’de), 9) Mehmed Paşa (Sokullu) Câmii (Kadırga Limanında), 10) İbrâhim Paşa Câmii (Silivrikapı’da), 11) Bâli Paşa Câmii (Hüsrev Paşa Türbesi yakınında, 12) Hacı Evhad Câmii (Yedikule yakınında), 13) Kazasker Abdurrahmân Çelebi Câmii (Molla Gürânî’de), 14) Mahmûd Ağa Câmii (Ahırkapı yakınında), 15) Odabaşı Câmii (Yenikapı yakınında), 16) Hoca Hüsrev Câmii (Kocamustafapaşa’da), 17) Hamâmî Hâtun Câmii (Sulumanastır’da), 18) Defterdar Süleymân Çelebi Câmii (Üsküplü Çeşmesi yakınında), 19) Ferruh Kethüdâ Câmii (Balat Kapısı içinde), 20) Yunus Bey Câmii (Balat’ta), 21) Hürrem Çavuş Câmii (Yenibahçe yakınında), 22) Sinan Ağa Câmii (Kâdı Çeşmesi yakınında), 23) Ahî Çelebi Câmii (İzmir İskelesi yakınında), 24) Süleymân Subaşı Câmii Unkapanı’nda), 25) Zâl Mahmûd Paşa Câmii (Eyüp’te), 26) Nişancı Paşa Câmii (Eyüp’te), 27) Şah Sultan Câmii (Eyüp’te), 28) Emir Buhârî Câmii (Edirnekapı dışında), 29) Merkez Efendi Câmii (Yenikapı dışında), 30) Çavuşbaşı Câmii (Sütlüce’de), 31) Turşucuzâde Hüseyin Çelebi Câmii (Kiremitlik’te), 32) Kasım Paşa Câmii (Tersâne yakınında), 33) Sokullu Mehmed Paşa Câmii (Azapkapısı’nda), 34) Kılıç Ali Paşa Câmii (Tophane’de), 35) Muhiddin Çelebi Câmii (Tophâne’de), 36) Molla Çelebi Câmii (Tophâne Beşiktaş arasında), 37) Ebü’l-Fazl Câmii (Tophâne üstünde), 38) Şehzâde Cihangir Câmii (Tophâne’de), 39) Sinân Paşa Câmii (Beşiktaş’ta), 40) Mihrimah Sultan Câmii (Üsküdar’da, iskelede), 41) Eski Vâlide Câmii (Üsküdar’da), 42) Şemsi Ahmed Paşa Câmii (Üsküdar’da), 43) İskender Paşa Câmii (Kanlıca’da), 44) Çoban Mustafa Paşa Câmii (Geğbüze’de), 45)Pertev Paşa Câmii (İzmit’te), 46) Rüstem Paşa Câmii (Sapanca’da), 47) Rüstem Paşa Câmii (Samanlı’da), 48) Mustafa Paşa Câmii (Bolu’da), 49) Ferhad Paşa Câmii (Bolu’da), 50) Mehmed Bey Câmii (İzmit’te), 51) Osman Paşa Câmii (Kayseri’de), 52) Hacı Paşa Câmii (Kayseri’de), 53) Cenâbî Ahmed Paşa Câmii (Ankara’da), 54) Lala Mustafa Paşa Câmii (Erzurum’da), 55) Sultan Alâeddin Selçûkî Câmiinin (Çorum’da) yenilenmesi, 56) Abdüsselâm Câmiinin (İzmit’te) yenilenmesi, 57) Kiliseden dönme Eski Câminin (İznik’te) Sultan Süleymân tarafından yeniden yaptırılması, 58) Hüsreviye (Hüsrev Paşa) Câmii (Haleb’de), 59) Sultan Murâd Câmii (Manisa’da), 60) Orhan Câmiinin (Kütahya’da) yenilenmesi, 61) Kâbe-i şerîfin kubbelerinin tâmiri, 62) Hüseyin Paşa Câmii (Kütahya’da), 63) Rüstem Paşa Câmii (Bolvadin’de), 64) Sultan Selim Câmii (Karapınar’da), 65) Sultan Süleymân Câmii (Şam, Gök Meydanda), 66) Sultan Selim Câmii (Edirne’de), 67) Taşlık Câmii (Mahmûd Paşa için, Edirne’de), 68) Defterdar Mustafa Çelebi Câmii (Edirne’de), 69) Haseki Sultan Câmii (Edirne, Mustafa Paşa Köprüsü başında), 70) Semiz Ali Paşa Câmii (Babaeski’de), 71) Sokullu Mehmed Paşa Câmii (Hafsa’da, Trakya), 72) Sokullu Mehmed Paşa Câmii (Burgaz’da), 73) Semiz Ali Paşa Câmii (Ereğli’de), 74) Bosnalı Mehmed Paşa Câmii (Sofya’da), 75) Sofu Mehmed Paşa Câmii (Hersek’te), 76) Ferhad Paşa Câmii (Çatalca’da), 77) Maktul Mustafa Paşa Câmii (Budin’de), 78) Firdevs Bey Câmii (Isparta’da), 79) Memi Kethudâ Câmii (Ulaşlı’da), 80) Tatar Han Câmii (Kırım, Gözleve’de), 87) Rüstem Paşa Câmii (Rodoscuk’ta), 82) Vezir Osman Paşa Câmii (Tırhala’da), 83) Rüstem Kethüdâsı Mehmed Bey Câmii (Tırhala’da), 84) Mesih Mehmed Paşa Câmii (Yenibahçe’de). Mescitler: 1) İbrâhim Paşa Mescidi (Îsâ Kapısında), 2) Sinân Paşa Mescidi (Yenibahçe’de), 3) Rüstem Paşa Mescidi (Yenibahçe’de), 4) Mîmar Sinân Mescidi (Yenibahçe’de), 5) Hâfız Mustafa Çelebi Mescidi (Yenibahçe’de), 6) Müftü Çivizâde Efendi Mescidi (Topkapı yakınında), 7) Emir Ali Çelebi Mescidi (Karagümrük çevresindee), 8) Üçbaş Mescidi (Karagümrük yakınında), 9) Defterdar Şerifezâde Efendi Mescidi (Fâtih Çarşamba’da), 10) Defterdar Mahmûd Çelebi Efendi Mescidi (Defterdar’da), 11) Simkeşbaşı Mescidi (Lütfi Paşa Çarşısının yakınında), 12) Hâcegizâde Mescidi (Fâtih Câmii yakınında), 13) Çavuş Mescidi (Silivrikapı yakınında), 14) Civizâde Kızı Mescidi (Davutpaşa yakınında), 15) Takyeci Ahmed Çelebi Mescidi (Silivrikapı civârında), 16) Hacı Nasuh Mescidi (Sarıgez yakınında) 17) Kasap Hacı İvan Mescidi (Sarıgüzel’de), 18) Hacı Hamza Mescidi (Ağa Çayırında), 19) Tok Hacı Hasan Mescidi (Zeyrek’te), 20) İbrâhim Paşa Zevcesi Mescidi (Kumkapı yakınında), 21)Bayram Çelebi Mescidi (Langakapısı yakınında), 22) Kemhacılar Mescidi Çakmakçılar’da), 23) Kuyumcular Mescidi (Çakmakçılar’da), 24)HersekBodrumu üzerinde olan mescit (Ayasofya yakınında), 25) Yayabaşı Mescidi (Fenerkapısı içinde), 26) Abdî Subaşı Mescidi (Sultan Selim yakınında), 27) Hüseyin Çelebi Mescidi (Sultan Selim Câmii yakınında), 28) Hacı İlyas Mescidi (Ali Paşa Hamamı yakınında), 29) Duhanîzâde Mescidi (Kocamustafapaşa yakınında), 30) Kâdızâde Mescidi (Çukurhamam yakınında), 31) Müftü Hâmit Efendi Mescidi (Azaplar Hamamı yakınında), 32) Tüfenkhâne Mescidi (Unkapanı’nda), 33) Saray Ağası Dâvûd Ağa Mescidi (Edirnekapı dışında), 34)Dökmecibaşı Mescidi (Eyüp’te), 35) Arpacıbaşı Mescidi (Eyüp’te), 36) Hekimbaşı Kaysûnîzâde Mescidi (İstanbul’da), 37) Kaysûnîzâde Mescidi (Sütlüce’de), 38) Karcı Subaşı Süleymân Mescidi (Eyüp’te), 39) İki Mescid (İstanbul’da), 40) Ahmed Çelebi Mescidi (Kiremitlik’te), 41)Yahya Kethüdâ Mescidi (Kasımpaşa’da), 42) Şehremini Hasan Çelebi Mescidi (Kasımpaşa’da), 43) Süheyl Bey Mescidi (Tophâne’de), 44) İlyaszâde Mescidi (Topkapı’nın dışında) 45) Sarrafbaşı Mescidi (Topkapı’nın dışında), 46) Pazarbaşı Nemu Kethüdâ Mescidi (Kasımpaşa’da), 47) Mehmed Paşa Mescidi (Büyükçekmecede), 48) Hacı Paşa Mescidi (Üsküdar’da), 49) Saraçhâne Mescidi (Hasköy’de), 50) Ruznâmeci Abdi Çelebi Mescidi (Sulumanastır’da), 51) Kürkçübaşı Mescidi (Kumkapı hâricinde), 52) Şeyh Ferhad Mescidi (Langakapısı yakınında). Medreseler: 1) Sultan Süleymân Medresesi (Mekke’de), 2) Süleymâniye Medreseleri (İstanbul’da), 3) Yavuz Sultan Selim Medresesi (Halıcılar Köşkünde), 4) Sultan Selim Medresesi (Edirne’de), 5) Sultan Süleymân Medresesi (Çorlu’da), 6) Şehzâde Sultan Mehmed Medresesi (İstanbul’da), 7) Haseki Sultan Medresesi (Avratpazarı’nda), 8) Vâlide Sultan Medresesi (Üsküdar’da), 9) Kahriye Medresesi (Sultan Selim yakınında), 10) Mihrimah Sultan Medresesi (Üsküdar’da), 11) Mihrimah Sultan Medresesi (Edirnekapı’da), 12) Mehmed Paşa Medresesi (Kadırga’da), 13) Mehmed Paşa Medresesi (Eyüp’te), 14) Osman Şah Vâlidesi Medresesi (Aksaray yakınında), 15) Rüstem Paşa Medresesi (İstanbul’da), 16) Ali Paşa Medresesi (İstanbul’da), 17) Ahmed Paşa Medresesi (Topkapı’da), 18) Sofu Mehmed Paşa Medresesi (İstanbul’da), 19) İbrâhim Paşa Medresesi (İstanbul’da), 20) Sinân Paşa Medresesi (Beşiktaş’ta), 21) İskender Paşa Medresesi (Kanlıca’da), 22) Kasım Paşa Medresesi, 23) Ali Paşa Medresesi (Babaeski’de), 24) Mısırlı Mustafa Paşa Medresesi (Geğbüze’de), 25) Ahmed Paşa Medresesi (İzmit’te), 26) İbrâhim Paşa Medresesi (Îsâ Kapısında), 27) Şemsi Ahmed Paşa Medresesi (Üsküdar’da), 28) Kapı Ağası Mahmûd Ağa Medresesi (Ahırkapı’da), 29) Kapıağası Câfer Ağa Medresesi (Soğukkuyu’da), 30) Ahmed Ağa Medresesi (Çapa’da), 31) Hâmid Efendi Medresesi (Filyokuşu’nda), 32) Mâlûl Emir Efendi Medresesi (Karagümrük’te), 33) Ümm-i Veled Medresesi (Karagümrük’te), 34) Üçbaş Medresesi (Karagümrük’te), 35) Kazasker Perviz Efendi Medresesi (Fâtih’te), 36) Hâcegizâde Medresesi (Fâtih’te), 37) Ağazâde Medresesi (İstanbul’da), 38) Yahya Efendi Medresesi (Beşiktaş’ta), 39) Defterdar Abdüsselâm Bey Medresesi (Küçükçekmece’de), 40) Tûtî Kâdı Medresesi (Fâtih’te), 41) Hakîm Mehmed Çelebi Medresesi (Küçükkaraman’da), 42) Hüseyin Çelebi Medresesi (Çarşamba’da), 43) Şahkulu Medresesi (İstanbul’da), 44) Emin Sinân Efendi Medresesi (Küçükpazar’da), 45) Yunus Bey Medresesi (Draman’da), 46) Karcı Süleyman Bey Medresesi, 47)Hâcce Hâtun Medresesi (Üsküdür’da), 48) Defterdar Şerifezâde Medresesi (Kâdıçeşmesi’nde), 49) Kâdı Hakîm Çelebi Medresesi (Küçükkaraman’da), 51) Kirmasti Medresesi, 52) Sekban Ali Bey Medresesi (Karagümrük’te), 53) Nişancı Mehmed Bey Medresesi (Altımermer’de), 54) Kethüdâ Hüseyin Çelebi Medresesi (Sultan Selim’de), 55) Gülfem Hâtun Medresesi (Üsküdar’da), 56) Hüsrev Kethüdâ Medresesi (Ankara’da), 57) Mehmed Ağa Medresesi (Çatalçeşme’de). Dârülkurrâlar: 1) Sultan Süleyman Han Dârülkurrâası (İstanbul’da), 2) Vâlide Sultan Dârülkurrâsı (Üsküdar’da), 3) Hüsrev Kethüdâ Dârülkurrâsı (İstanbul’da), 4) Mehmed Paşa Dârülkurrâsı (Eyüp’te), 5) Müftü Sa’di Çelebi Dârülkurrâsı (Küçükkaraman’da), 6) Sokullu Mehmed Paşa Dârülkurrâsı (Eyüp’te), 7) Kâdızâde Efendi Dârülkurrâsı (Fâtih’te). Türbeler: 1) Sultan Süleymân Türbesi (Süleymaniye’de), 2) Şehzâde Sultan Mehmed Türbesi (Şehzâdebaşı’nda), 3) Sultan Selim Türbesi (Ayasofya civârında), 4) Hüsrev Paşa Türbesi (Yenibahçe’de), 5) Şehzâdeler Türbesi (Ayasofya’da), 6) Vezir-i âzam Rüstem Paşa Türbesi (Şehzâde Türbesi yakınında), 7) Ahmed Paşa Türbesi (Eyüp’te), 8) Mehmed Paşa Türbesi (Topkapı’da), 9) Çocukları için inşâ ettiği türbe, 10) Siyavuş Paşa Türbesi (Eyüp’te), 11) Siyavuş Paşanın çocukları için yapılan türbe (Eyüp’te), 12) Zâl Mahmûd Paşa Türbesi (Eyüp’te), 13) Şemsi Ahmed Paşa Türbesi (Üsküdar’da), 14) Yahya Efendi Türbesi (Beşiktaş’ta), 15) Arap Ahmed Paşa Türbesi (Fındıklı’da), 16) Hayreddin Paşa Türbesi (Beşiktaş’ta), 17) Kılıç Ali Paşa Türbesi (Tophâne’de), 18) Pertev Paşa Türbesi (Eyüp’te), 19) Şâh-ı Hûban Türbesi (Üsküdar’da, 22) Haseki Hürrem Sultan Türbesi (Süleymaniye’de). İmâretler: 1) Sultan Süleymân İmâreti (Süleymaniye’de), 2) Haseki Sultan İmâreti (Mekke’de), 3) Haseki Sultan İmâreti (Medîne’de), 4) Mustafa Paşa Köprüsü başında bir imâret (Edirne’de), 5) Sultan Selim İmâreti (Karapınar’da), 6) Sultan Süleymân İmâreti (Şam’da), 7) Şehzâde Sultan Mehmed İmâreti (İstanbul’da), 8) Sultan Süleymân İmâreti (Çorlu’da), 9) Vâlide Sultan İmâreti (Üsküdar’da), 10) Mihrimah Sultan İmâreti (Üsküdar’da), 11) Sultan Murâd İmâreti (Manisa’da), 12) Rüstem Paşa İmâreti (Rodoscuk’ta), 13) Rüstem Paşa İmâreti (Sapanca’da), 14) Mehmed Paşa İmâreti (Burgaz’da), 15) Mehmed Paşa İmâreti (Hafsa’da), 16) Mustafa Paşa İmâreti (Geğbüze’de), 17) Mehmed Paşa İmâreti (Bosna’da). Dârüşşifâlar: 1) Sultan Süleymân Dârüşşifâsı (Süleymaniye’de), 2) Haseki Sultan Dârüşşifâsı (Haseki’de), 3) Vâlide Sultan Dârüşşifâsı (Üsküdar’da). Su Yolları Kemerleri: 1) Bend Kemeri (Kağıthâne’de), 2) Uzun Kemer (Kemerburgaz’da), 3) Muglava Kemeri (Kemerburgaz’da), 4) Gözlüce Kemer (Cebeciköy’de), 5) Müderris köyü yakınındaki kemer (Kemerburgaz’da). Köprüler: 1) Büyükçekmece Köprüsü, 2) Silivri Köprüsü, 3) Mustafa Paşa Köprüsü (Meriç üzerinde), 4) Sokullu Mehmed Paşa Köprüsü (Tekirdağ’da), 5) Odabaşı Köprüsü (Halkalıpınar’da), 6) Kapıağası Köprüsü (Harâmidere’de), 7) Mehmed Paşa Köprüsü (Sinanlı’da), 8) Vezir-i âzam Mehmed Paşa (Mostar) Köprüsü (Bosna’da, Vişigrad kasabasında). Kervansaraylar: 1) Kervansaray (Sultan Süleymân İmâreti yakınında), 2) Kervansaray (Büyükçekmece’de), 3) Rüstem Paşa Kervansarayı (Rodosçuk’ta), 4) Kebeciler Kervansarayı (Bitpazarı’nda), 5) Rüstem Paşa Kervansarayı (Galata’da), 6) Ali Paşa Kervansarayı (Bursa’da), 7) Ali Paşa Kervansarayı (Bitpazarı’nda), 8) Pertev Paşa Kervansarayı (Vefâ’da), 9) Mustafa Paşa Kervansarayı (Ilgın’da), 10) Rüstem Paşa Kervansarayı (Sapanca’da), 11) Rüstem Paşa Kervansarayı (Samanlı’da), 12) Rüstem Paşa Kervansarayı (Karışdıran’da), 13) Rüstem Paşa Kervansarayı (Akbıyık’ta), 14) Rüstem Paşa Kervansarayı (Karaman Ereğlisi’nde), 15) Hüsrev Kethüdâ Kervansarayı (İpsala’da) 16) Mehmed Paşa Kervansarayı (Hafsa’da), 17) Mehmed Paşa Kervansarayı (Burgaz’da), 18) Rüstem Paşa Kervansarayı (Edirne’de), 19) Ali Paşa Çarşısı ve Kervansarayı (Edirne’de), 20)İbrâhim Paşa Kervansarayı (İstanbul’da). Saraylar: 1) Saray-ı atîk tâmiri (Beyazıt’ta), 2) Saray-ı cedîd-i hümâyûn tâmiri (Topkapı’da), 3) Üsküdar Sarayının tâmiri (Üsküdar’da), 4) Galatasarayın eski yerine yeniden inşâsı (Galatasaray’da), 5) Atmeydanı Sarayının yeniden inşâsı (Atmeydanı’nda), 6) İbrâhim Paşa Sarayı (Atmeydanı’nda), 7) Yenikapı Sarayının yeniden inşâsı (Silivrikapı’da), 8) Kandilli Sarayının yeniden inşâsı (Kandilli’de), 9) Fenerbahçe Sarayının yeniden inşâsı (Fenerbahçe’de), 10) İskender Çelebi Bahçesi Sarayının yeniden inşâsı (İstanbul şehir dışında), 11) Halkalı Pınar Sarayının yeniden inşâsı (Halkalı’da), 12) Rüstem Paşa Sarayı (Kadırga’da), 13) Mehmed Paşa Sarayı (Kadırga’da), 14) Mehmed Paşa Sarayı (Ayasofya yakınında), 15)MehmedPaşa Sarayı (Üsküdar’da), 16) Rüstem Paşa Sarayı (Üsküdür’da), 17) Siyavuş Paşa Sarayı (İstanbul’da), 18) Siyavuş Paşa Sarayı Üsküdar’da), 19) Siyavuş Paşa Sarayı (Üsküdar’da), 20) Siyavuş Paşa Sarayı (yine Üsküdar’da), 20) Ali Paşa Sarayı (İstanbul’da), 21) Ahmed Paşa Sarayı (Atmeydanı’nda), 22) Ferhad Paşa Sarayı (Bâyezîd civârında), 23) Pertev Paşa Sarayı (Vefâ Meydanında), 24) Sinân Paşa Sarayı (Atmeydanı’nda), 25) Sofu Mehmed Paşa Sarayı (Hocapaşa’da), 26) Mahmûd Ağa Sarayı (Yenibahçe’de), 27) Mehmed Paşa Sarayı (Halkalı yakınında Yergöğ’de), 28) Şâh-ı Hûbân Kadın Sarayı (Kasımpaşa Çeşmesi yakınında), 29) Pertev Paşa Sarayı (şehrin dışında), 30) AhmedPaşa Sarayı (şehrin dışında), 31) Ahmed Paşa Sarayı (Taşra Çiftlik’te), 32) Ahmed Paşa Sarayı (Eyüp’te), 33) Ali Paşa Sarayı (Eyüp’te), 34) Mehmed Paşa Sarayı (şehrin dışında, Rüstem Çelebi Çiftliğinde), 35) Mehmed Paşa Sarayı (Bosna’da), 36) Rüstem Paşa Sarayı (İskender Çelebi Çiftliğinde). Mahzenler: 1) Buğday mahzeni (Galata Köşesinde), 2) Zift Mahzeni (Tersâne-i Âmirede), 3) Anbar (sarayda), 4) Anbar (Has Bahçe Yalısında), 5) Mutbak ve kiler (sarayda), 6) Mahzen (Unkapanı’nda), 7) İki adet anbar (Cebehâne yakınında), 8)Kurşunlu Mahzen (Tophâne’de). Hamamlar: 1) Sultan Süleymân Hamamı (İstanbul’da), 2) Sultan Süleymân Hamamı (Kefe’de), 3) Üç Kapılı Hamam (Topkapı sarayında), 4) Üç Kapılı Hamam (Üsküdar Sarayında), 5) Haseki Sultan Hamamı (Ayasofya yakınında), 6) Haseki Sultan Hamamı (Bahçekapı’da), 7) Haseki Sultan Hamamı (Yahudiler içinde), 8) Vâlide Sultan Hamamı (Üsküdar’da), 9) Vâlide Sultan Hamamı (Karapınar’da), 10) Vâlide Sultan Hamamı (Cibâli Kapısında), 11) Mihrimah Sultan Hamamı (Edirnekapı’da), 12) Lütfi Paşa Hamamı (Yenibahçe’de), 13) Mehmed Paşa Hamamı (Galata’da), 14) MehmedPaşa Hamamı (Edine’de), 15) Kocamustafapaşa Hamamı (Yenibahçe’de), 16) İbrâhim Paşa Hamamı (Silivrikapı’da), 17) Kapıağası Yâkub Ağa Hamamı (Sulumanastır’da), 18) Sinân Paşa Hamamı (Beşiktaş’ta), 19) Molla Çelebi Hamamı (Fındıklı’da), 20) Kaptan Ali Paşa Hamamı (Tophâne’de), 21) Kaptan Ali Paşa Hamamı (Fenerkapı’da), 22) Müfti Ebüssü’ûd Efendi Hamamı (Mâcuncu Çarşısında), 23) Mîrmirân Kasımpaşa Hamamı (Hafsa’da), 24) Merkez Efendi Hamamı (Yenikapı dışında), 25) Nişancı Paşa Hamamı (Eyüp’te), 26) Hüsrev Kethüdâ Hamamı (Ortaköy’de), 27) Hüsrev Kethüdâ Hamamı (İzmit’te), 28) Hamam (Çatalca’da), 29) Rüstem Paşa Hamamı (Sapanca’da), 30) Hüseyin Bey Hamamı (Kayseri’de), 31) Sarı Kürz Hamamı (İstanbul’da), 32) Hayreddin Paşa Hamamı (Zeyrek’te), 33) Hayreddin Paşa Hamamı (Karagümrük’te), 34) Yâkub Ağa Hamamı (Tophâne’de), 35) Haydar Paşa Hamamı (Zeyrek’te), 36) İskender Paşa Hamamı, 37) Odabaşı Behruzağa Hamamı (Şehremini’de), 38) Kethüdâ Kadın Hamamı (Akbaba’da), 39) Beykoz Hamamı, 40) Emir Buhârî Hamamı (Edirnekapı dışında), 41) Hamam (Eyüp’te), 42) Dere Hamamı (Eyüp’te), 43) Sâlih Paşazâde Hamamı (Yeniköy’de), 44) Sultan Süleymân Hamamı (Mekke’de), 45) Hayreddin Paşa Hamamı (Tophâne’de), 46) Hayreddin Paşa Hamamı (Kemeraltı’nda), 47) Rüstem Paşa Hamamı (Cibâli’de), 48) Vâlide Sultan Hamamı (Üsküdar’da).
Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
2 Rebiü'l-Evvel 1439
Miladi:
21 Kasım 2017

Söz Ola
Saltanat dedikleri ancak cihan kavgasıdır Olmaya baht-ü saadet dünyada vahdet gibi Kanûni Sultan Süleyman Han
Osmanlılar Twitter