Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


On altıncı yüzyıl kumandan, târihçi, ilim ve devlet adamı. Âilesi, doğum yeri ve târihi bilinmemektedir. Enderunda terbiye edilip, öğretim görerek yetiştirildi. Kânûnî Sultan Süleymân Han zamânında Dimetoka’da vefât ettiği sanılmaktadır. Enderunda eğitim ve öğretimini tamamlayan Lütfi Paşa, Osmanlı Sultânı İkinci Bâyezîd Han (1481-1512) devrinin son zamanlarında çuhadar iken, Yavuz Sultan Selim Hanın 1512’de tahta geçmesiyle, müteferrika oldu. Yavuz Sultan Selîm Han (1512-1520) devrinde çeşnigirbaşı, kapıcıbaşı ve mîralem vazifeleri verildi. Bu vazîfelerinde Sultan’ın takdirini kazandı. Kastamonu ve Aydın sancakbeyliklerinde bulundu. Kânûnî ile birlikte Rodos’un Fethine iştirâk etti (1522). Yanya sancakbeyi iken Viyana Kuşatmasına katıldı (1529). 1533’te Karaman beylerbeyi oldu. Irakeyn Seferine katıldı (1533-1536). Önce Anadolu, peşinden Rumeli beylerbeyliğine getirildi(1536). Kısa bir müddet sonra, üçüncü vezirliğe tâyin olundu. 1537’de Kaptan-ı Deryâ Barbaros Hayreddîn Paşanın iki yüz seksen gemilik korfu Seferine serdâr olarak katıldı. Korfu Seferinde Kânûnî Sultan Süleymân Han, Avlonya’da bulunurken, Lütfî Paşa da İtalya sâhillerinde, Osmanlının yokluğunda Akdeniz’i kana boyayan korsanları ve Haçlı donanmalarını aradı. Otranto ve Castro kalelerini tahrîb ederek, donanmayla İstanbul’a döndü. 1538’de İkinci vezirliğe tâyin edildi. Kânûnî Sultan Süleymân Han ile Boğdan Seferine katıldı. Bu sefer esnâsında Prut Nehri üzerinde köprü inşâ ettirerek Mîmâr Sinân’ı Sultan’a tanıttı. Boğdan Seferi sonunda 13 Temmuz 1539 târihinde vezîriâzamlığa tâyin edildi. Yavuz Sultan Selim’in kızı ve Kânûnî Sultan Süleymân Hanın kız kardeşi Şâhî Sultan ile evlenerek Osmanlı hânedânına dâmâd oldu. 1541 Nisanında emekli olduktan sonra, Dimetoka’da ilim ile meşgûl olup, kıymetli eserler yazdı. Emekli haslarıyla geçinerek, vefâtına kadar Dimetoka’da oturan Lütfi Paşa hacca da gitmiştir. İyi bir idâreci, teşkilâtçı, kumandan olan Dâmâd Lütfi Paşa, Enderundaki eğitim ve öğretiminin yanında tâyin olunduğu çevrenin âlim ve şâirleri ile sıkı münâsebet kurarak, ilmini artırmıştır. Arap edebiyâtı, fıkıh, hadîs, târih ve diğer ilimlerin yanında tıp ilmini de bildiğinden, Arapça ve Türkçe kitaplar yazmış, tercümeler yapmıştır. 1554 senesine kadar Osmanlı târihini ihtivâ eden Tevârih-i Âl-i Osman vezirlerin ve devlet adamlarının uyacağı kâidelerden bahseden Âsafnâme, tıp ve dînî ilimleri konu edinen Tuhfetü’t-Tâlibîn Kitâb-ül-Es’ile ve’l-Ecvibe, Tenbih-ül-Gâfilîn ve Tekîdü’s-Sâlikîn, Kitâbü’l-Künûz fi’l-Letâifi’r-Rumûz, Zübdetü’l-Mesâil fi’l-İtikâdât ve’l-İbâdât dâhil yirmiye yakın eser te’lîf ve tercüme etmiştir.



Osmanlı devlet adamlarından. 1818 yılında İstanbul’da doğdu. Şam ve Bağdat vâliliklerinde vazife yapan Mehmed Necip Paşanın oğludur. Normal öğreniminden sonra Bâbıâlî’de Sadâret Mektubî Kaleminde vazifeye başladı. Devletin çeşitli kademelerinde çalışarak, 1847’de Sadâret ve aynı yıl Hâriciye Müsteşarı oldu. 1855’te Sayda ve Şam, 1856’da İzmir vâliliklerinde bulunduktan sonra, 1858’de Tanzimât Meclisi üyesi oldu. Bundan iki sene sonra kendi isteği ile Trablusgarp Vâliliğine getirildi. Burada yedi sene vâlilikten sonra saraya yanaşmanın çârelerini arayan Mahmûd Nedim Paşa, önce Bahriye Nâzırlığına, Âlî Paşanın ölümü üzerine Sadrazamlığa getirildi (1871). Önceleri Âlî Paşaya karşı duyduğu kinini onun adamlarını vazifeden alıp, başka yerlere tâyin etmekle açığa çıkardı. Bu arada Hüseyin Avni Paşayı Isparta’ya sürdürerek, ileride şehit edilecek olan Sultan Abdülaziz Hanın başına gelecek hâdiselerin tohumunu attı. O günkü şartlarda her zamankinden daha fazla Avrupa devletlerine duyulması îcâb eden yakınlık, onun Rusya tarafını tutması ile yalnızlığa döndü. Rus elçisinin bütün isteklerinin Sadrazam tarafından eksiksiz yerine getirilmesi, kendisinin halk arasında “Nedimof” gibi küçültücü bir lâkapla anılmasına yol açtı. On bir ay süren Sadrazamlığı sırasında, beş serasker, dört bahriye, dört adliye, beş mâliye nâzırı, altı tophâne müşiri, beş sadâret, altı serasker müsteşarı, sayılamayacak kadar vâli ve taşra memurlarını değiştirmesi, devlet işlerini karıştırması bakımından dikkat çekici hususlardır. Vâliliklerin ödeneklerini kesmesi, lüzumsuz yeni vâlilikler kurarak idâreyi karıştırması, 1872’de görevinden alınarak Kastamonu Vâliliğine gönderilmesine sebep oldu. Adana Vâliliğinde de bulunduktan sonra İstanbul’a getirtilerek önce Şûrâ-yı devlet danıştay başkanlığına, ardından 1875’te ikinci defa sadrazamlığa getirildi. Hersek isyânına, Sırbistan ve Bulgaristan’daki ayaklanmalara mâni olamayan Mahmûd Nedim Paşa, bütçe açığını kapamak için aldığı tedbirlerle işleri büsbütün karıştırdı. Rus elçisinin telkinlerine kapılarak Bulgaristan İhtilâline karşı askerî tedbir almaması, Balkanlardaki çeşitli hâdiseler, büyük devletlerin müdâhale etmesine zemin hazırladı. Can düşmanı gibi olan Hüseyin Avni ve Midhat Paşaların talebeyi nümâyişe kışkırtmaları, Bosna-Hersek isyanlarındaki başarısızlıkları, mâlî krizin artması sebepleriyle, 12 Nisan 1876’da vazifeden alındı. Çeşme, Sakız’da ikâmete memur edildikten sonra Sultan İkinci Abdülhamîd Han zamânında affedilerek İstanbul’a döndü. 1879’da İçişleri Bakanlığına getirilince eskisinin aksine halka ve memurlara çok iyi davrandı. Fakat hastalandığı için bu vazifeden alındı. 14 Mayıs 1884’te öldü. Cağaloğlu’ndaki bir arsaya gömülerek sonra üzerine türbesi yapıldı. Mahmûd Nedim Paşa, Tanzimat devrinde yetişen şâir ve yazarlardandır. Şiirlerini topladığı Dîvân’ı ile Reddiye adlı risâlesi basılmadı. Hikâye-i Meliki Muzaffer, devlet idâresine âit Âyine ve nazım olan Hasbihâl adlı eserleri yayınlanmıştır.


Fâtih Sultan Mehmed Han devri sadrâzamlarından. Doğum târihi bilinmemektedir. Sırp kavmine mensup asîl bir âilenin çocuğudur. Küçük yaşta serhat gâzileri tarafından esir alındıktan sonra, ümerâdan Mehmed Ağa tarafından satın alındı. Mehmed Ağa, iyi bir tahsil ve terbiye ile yetiştirdikten sonra, kendisini Sultan İkinci Murâd Hana takdim etti. Böylece tahsil ve terbiyesine sarayda da devâm etti. Zekâsı, ilmi ve kuvvetli şahsiyeti Fâtih Sultan Mehmed Han tarafından takdir edildiğinden ocak ağalığına getirildi. İstanbul’un fethinde de vazife alan Mahmûd Ağa, 1455’te İshak Paşanın yerine sadrâzamlığa getirildi. 1459’da Sırbistan Seferine çıkan Mahmûd Paşa, Resav, Kuruca, Ostcoviça ve Durnik kalelerini zaptetti. Daha sonra Fâtih’le birlikte İkinci Mora Seferine çıkarak Mistora’nın fethini gerçekleştirdi. 1460’ta yine Fâtih’in maiyetinde Amasra, Sinop ve Trabzon seferlerine iştirak ederek büyük muvaffakiyet gösterdi. 1462’de Eflak Seferinde, Midilli Fethinde ve Bosna Kralının teslim olmasında önemli hizmetlerde bulundu. Macar Kralı Hunyadi Yanuş’un Bosna’ya hücumu üzerine, 1464’te sefere çıktı. Vezîr-i âzam Mahmûd Paşanın Bosna’ya gelmesiyle Macarlar kaçtı. Pek çok ganîmet ve esirin ele geçmesini sağladı. Mahmûd Paşa, 1466’da kaptan-ı deryâ vazifesiyle Gelibolu sancağına tâyin edildi. 1470’te üç yüz gemi ile Eğriboz Adasının fethinde bulundu. 1472’de tekrar vezîr-i âzamlık makâmına getirilen Mahmûd Paşa, 1473’te Akkoyunlu Uzun Hasan ile yapılan Otlukbeli Muhârebesinden önce, ileri harekâtta bulunmakla vazifelendirildi. Fâtih’in Otlukbeli Zaferinden sonra İstanbul’a dönmesiyle vezirlikten alınan MahmûdPaşa, Filibe civârında îmâr ettirdiği Hasköy’e yerleşti. 1474’te vefât etti. Fâtih’in, Rumeli ve Anadolu seferlerine katılan Mahmûd Paşa, zaferlerin kazanılmasında hizmeti geçen bir komutandır. Kaptan-ı deryâlık da yapan Mahmûd Paşa, Osmanlı Devletinde on beş yıl sadrazamlık yapmıştır. Devlet adamlığı ve komutanlığı yanında şâirliği de vardı. Adnî mahlasıyla şiir yazardı. Akıllı, cesur olup, ilmin ve fennin yükselmesine çalıştı. Âlimlere hürmet edip, onlara bol ihsanlarda bulunurdu. Haftada bir kere sohbet tertip ederdi. Birçok hayır ve hasenât müesseseleri, İstanbul’da kendi adıyla anılan büyük bir câmi, medrese, hamam yaptırdı. Câmi etrafındaki çarşı ve mahalleye bugün de Mahmûd Paşa denilmektedir. Sofya’da da büyük bir câmi yaptırdı.


Son devir Osmanlı sadrâzamı ve Hareket Ordusu kumandanı. 1856 yılında Bağdat’ta doğdu. Babası Basra mutasarrıfı Kethüdâzâde Süleymân Beydir. Mahmûd Şevket, ilk öğrenimini Bağdat’ta yaptı. Sonra İstanbul’a gelerek askerî okulda tahsilini tamamlayıp, 1882’de kurmay yüzbaşı olarak orduya katıldı. Almanya’da dokuz yıl, Fransa’da bir müddet kalarak, batı kültürünü öğrendi. Bu sırada zırhlı kuleler ve ateşli silâhlar hakkında incelemelerde bulundu. 1901’de paşa olduktan sonra Mekke-i mükerreme ile Medîne-i münevvere arasında telgraf hattı döşetme vazifesiyle Hicaz’a gönderildi. Orada fazla kalmayıp, tekrar İstanbul’a döndü. 1905’te Kosova Vâliliğine getirildi. 1908’de İkinci Meşrûtiyetin îlânından sonra Üçüncü Ordu komutanlığına kısa bir müddet sonra da Rumeli Vilâyeti Müfettiş-i Umûmiliğine getirildi. 31 Mart Vak’ası üzerine toplanan ve Hareket Ordusu adı verilen birliklerin başına geçerek, İstanbul’a geldi. Sultan Abdülhamîd Hanın tahttan indirilmesinde önemli rol oynadı. İstanbul’a hâkim olduğu bu sırada örfî idâre îlân ederek, suçlu-suçsuz demeden İttihatçılara ve kendisine muhâlif pekçok kimseyi îdâm ettirdi. Etrafında topladığı pekçok Balkan çetecisiyle saraya girerek, kıymetli eşyâları yağmaladı. Hazineyi, asırlardan beri toplanmış olan kıymetli yâdigârları ve dünyânın en zengin kütüphânelerinden olan saray kitaplığını yağma ettirdi. Abdülhamîd Hana düşmanlığıyla tanınan Tevfik Fikret bile bu yağmaya dayanamayıp “Hân-ı Yağma” adlı şiirini yazdı. Netîcede Mahmûd Şevket Paşa, 1909’da kurulan Hakkı Paşa kabînesinde harbiye nâzırı oldu. Fakat hizmet ettiği İttihat ve Terakkî Partisinin baskısı ile çok geçmeden, istifâ etti. Balkan Harbi sırasında Alasonya ordu komutanlığına getirildiyse de, bu vazifeyi kabul etmedi. Bu durum, o zamanki aydınlar arasında îtibârını gölgeledi. Balkan Harbinin en şiddetli zamanında siyâsî menfaat düşüncesi ile yapılan Bâbıâlî Baskınından sonra, Enver Beyin telkini ile 23 Ocak 1912’de sadrâzam oldu. Ancak Mahmûd Şevket Paşanın bu büyük nüfuzu ve kendi başına hareketleri parti içinde kendisine karşı muhâlif bir grubun doğmasına yol açtı. Nitekim Paşa, 11 Haziran 1913’te arabasının içinde tabanca ile vurularak öldürüldü. Suikastın esâsı aydınlanmamış, fakat bundan istifâde eden İttihatçılar, muhâliflerini asma fırsatını bulmuşlardır. Mahmûd Şevket Paşa, Arapça, Almanca ve Fransızca bilirdi. Askerî konular ile cebir, geometri üzerine yazdığı kitapları vardır. Devlet-i Osmâniyye’nin Bidâyet-i Te’sisinden Şimdiye Kadar Osmanlı Teşkilâtı ve Kıyâfet-i Askeriyye adlı eseri üç cilt olup, yayınlanmıştır.


Osmanlı Devletinin Dârüssâde Ağalarından (İstanbul Vâlilerinden). Hayâtı hakkında fazla bilgi yoktur. Bıraktığı eserlerle tanınır. Yaptırdığı câmi avlusunda türbesi vardır. Vefâtına; “Mehmed’in ide pür-nûr kabrin ol Hadi” beytiyle târih düşürülmüştür. Vefât târihi Hicrî 999 (M.1591)dur. İstanbul’da Çarşamba ile Draman arasında kendi ismi ile anılan câmi, Üçüncü Murâd Han (1574-1595) zamânında 1585’te Mîmâr Dâvûd tarafından yapılmıştır. Câminin avlusu yanında bir de sebili vardır. Ayrıca câminin karşısında bir Halvetî Tekkesi, Dârülhadîs ve yanında çifte hamam bulunmaktadır. Bu eserlerden bugün, yalnız câmi ve hamam faâliyette olup, diğerleri ortadan kalkmıştır. Arsası odun deposu yapılarak, hayır sâhibi Mehmed Ağaya büyük bir saygısızlık gösterilmiştir. Mehmed Ağanın bunlardan başka, Parmakkapı karşısındaki sebil, Divanyolu’nda ve Hoca Rüstem Mescidi karşısında bir medresesi, Üsküdar’daki iki mescidi bıraktığı eserler arasında en önemlilerindendir.


Osmanlı devlet adamı. 1804 yılında İstanbul’da doğdu. Divân-ı hümâyûn hocalarından Halil Ramis Ağanın oğludur. Muntazam bir tahsil ve terbiye gördü. Mühendishane-i Berri-i Hümâyûnu bitirdikten sonra bilgisini artırmak için Paris’e gönderildi. 7 Ekim 1826’da Ruslarla imzâlanan Akkerman Sözleşmesine ikinci tercüman olarak katıldı. Ahmed Fevzi Paşa ile birlikte Mekteb-i Harbiyeyi kurdu. Sultan İkinci Mahmûd Han tarafından mütercim Mehmed Rüşdü Paşa ile birlikte bâzı Fransızca askerî nizamnâmeleri Osmanlıcaya çevirmekle vazifelendirildi. 1843’de müşir rütbesiyle Arabistan ordusu komutanlığına getirildi. Lübnan meselesinin hallinde büyük yararlığı oldu. 1852’de önce Tophâne Müşirliğine ardından Ticâret Nâzırlığına tâyin oldu. Bursa (1855) ve Kastamonu (1857) vâliliklerinde bulundu. 1858’de tekrar Arabistan Ordusu Komutanı sıfatıyla Irak ve Hicaz Müşirliğine getirildi. Kıbrıslı Mehmed Emin Paşanın sadârete gelmesinden sonra 1860’da seraskerliğe tâyin edildi. Şurâyı Devlet Başkanlığı (1871) ve Bahriye Nâzırlığı(1875) görevlerinde de bulunan Nâmık Paşa 1877’de Âyan Meclisi üyeliğine seçildi. 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı sonunda Edirne Mütârekesini imzâlayan Osmanlı heyetinde yer aldı. 1883’te Şeyhü’l-vüzerâ ünvanını alan Nâmık Paşa, 16 Eylül 1892’de İstanbul’da vefât etti. Kabri Karacaahmed Mezarlığındadır. Dört pâdişah devrinde vatanına ve milletine hizmet etmiş, şeyhü’l-vüzerâ pâyesine layık görülmüş olan Nâmık Paşa çok cömert ve iyilik sever bir kimse idi. Tekaüt olduktan sonra Ayaspaşa’daki konağında otururken her Cumâ kendi eliyle civârın fakirlerine sadaka dağıtırdı. Uzun seneler âdet edindiği bu sadakadan dolayı Cumâ günleri konağın etrafı satıcılarla âdeta mesire yerine dönerdi. Nâmık Paşa bulunduğu görevlerde de adâleti gözetir ve halka karşı zulmetmemek için fevkalâde dikkat ederdi. Bir defâsında Kosova kumandanı olan oğlu Ferik İbrahim Paşanın bâzı askerî binâların inşâsı için halktan para topladığını duyunca şöyle haber gönderdi; “Bir devlet kurulduğu zaman tebeasına; ben sizin ırz ve nâmusunuzu, mal ve canınızı ve sınırlarınızı korumak için güvenlik kuvvetleri tertipleyeceğim. Çocuklarınızı yetiştirmek için mektepler, tarım ve ticâretinizi her türlü kolaylığa kavuşturmak için yollar açacağım. Siz de buna karşılık bana her sene şu kadar vergi vereceksiniz, demiş olur. Bu, taraflar arasında yapılmış bir antlaşmadır. Artık bundan fazla bir şeyi halktan istemek zulümdür. Zulmün düşmanı ise Allah’tır. Eğer benim bu ihtarımdan sonra da yardım toplamaya devam edersen âhirette iki elim yakandadır.” Bu baba ihtarına derhal uyan İbrahim Paşa da hayırlı bir evlat olduğunu göstermiştir. Nâmık Paşanın Konya’nın Dolay mevkiinde yaptırmış olduğu bir câmii bulunmaktadır.
Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
4 Muharrem 1439
Miladi:
25 Eylül 2017

Söz Ola
Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.
Kanuni Sultan Süleyman Han
Osmanlılar Twitter