Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


Osman Gâzinin silâh arkadaşı. Bizans İmparatorluğunun hudut kalelerinden Harmankaya hâkimi idi. Osman Gâzinin Eskişehir Beyi ile yaptığı muhârebede karşı tarafta bulunan Köse Mihal esir düştü. Osman Bey, Köse Mihal’in yiğitliği ve kahramanlığına bakarak kendisini affetti ve çok geçmeden de iyi bir dost oldu. Hıristiyan derebeyler, bir düğün vesîlesiyle Osman Beyi dâvet edip öldürmek için plân hazırladıkları sırada Köse Mihal, Osman Beyi zamânında haberdâr ederek tehlikeden kurtulmasına ve Yarhisar ile Bilecik’in zaptına sebeb oldu. Mihal Bey, Türklerle arasındaki dostluk veOsman Beyin münâsebetleri sebebiyle 1313 yılında Müslüman oldu ve Abdullah adını aldı. Bundan sonra devamlı Osman Gâzi ile birlikte hareket eden Mihal Bey, Sakarya Vâdisinde Göynük ve Mudurnu ile diğer bâzı kalelerin fethinde bulundu ve büyük kahramanlıklar gösterdi. Osmanlı Devletinin ilk yıllarındaki ilerlemesinde ve gelişmesinde büyük faydaları görülen Köse Mihal Bey, ayrıcaOrhan Gâzi ile, Bursa’nın fethinde ve diğer fütûhât hareketlerinde de bulundu. Gâzi Mihal Beyin türbesi Mihalgâzî yakınlarında olup, vefât târihi bilinmemektedir. Osmanlı târihlerinde 16. yüzyıl sonlarına kadar faâliyetleri görülen Mihallı akıncıları, Köse Mihal’ın oğul ve torunlarıdır. Gâzi Mihal Beyin torunlarının İslâma ve Osmanlı Devletine çok hizmetleri oldu. Bu âileden yetişenler devlet kademesinde hizmet alıp, vakıflar kurarak, birçok hayır eserleri bıraktılar.



Ünlü Türk denizcisi. Babası, Anadolu kıyılarından Kuzey Afrika’ya göç ederek yerleşen ve denizcilikle uğraşan Kurt Begdir. Küçüklüğünden îtibâren diğer üç kardeşi ile birlikte babasının yanında denizciliğe başlamış, levendlikte pişmiş ve tecrübe kazanmıştır. İki kardeşi, Hıristiyanlarla yapılan çarpışmalarda şehid oldu. Biri de Rodos şövalyelerine esir düşüp, zindana atıldı. Dînine olan bağlılığı, kardeşini esâretten kurtarma arzusu, cesâreti, zekâsı, atılganlığı ve gemicilikteki kâbiliyeti onu kısa zamanda Akdeniz’de şöhrete kavuşturdu. Her geçen gün kuvvetinin artması, devamlı bir deniz üssü ihtiyâcını ortaya çıkardı. Bunun üzerine otuz gemi ve altı bin gemici ile Tunus Sultanına mürâcaat ederek ondan, Bizerte limanını üs olarak istedi. Bizerte limanının coğrafî durumu, İspanya ve İtalya kıyılarına yapılacak çıkartmalar için çok müsâitti. Bu limanın verilmesi ile üsse kavuşan Kurtoğlu, emrindeki gemilerle çıktığı deniz seferlerinde zaferden zafere koştu. 1516 yılında Hızır, Pîrî ve Kurtoğlu reislerin birleşmesi ile meydana gelen donanma Hızır Reisin emrinde denize açıldı. Bütün bölgeyi tarayan donanma; buğday, çuha ve savaş malzemesi yüklü bulunan gemileri zaptetti. Bu zaferlerinden sonra aynı yıl Mısır’a sefer hazırlığı yapan Yavuz Sultan Selîm Han (1512-1520) Kapucubaşısını Bizerte’ye göndererek Kurtoğlu’nu Osmanlı Devleti hizmetine dâvet etti. Yavuz Sultan Selîm Hanın dâvetine hemen uymak isteği, Fransa donanmasının Akdeniz’e açılmasıyla, gecikti. Bizerte Kalesine çekilerek Fransızlarla karşı müdafaada bulunan Kurtoğlu onları perişan ederek, bozguna uğrattı. Elde ettiği altı Fransız gemisini donatarak Osmanlı emrine girmek için hemen hareket etti. Kurtoğlu Mısır Seferine (1516-1518) çıkan Osmanlı donanmasına ancak Eylül ayında katılabildi. Osmanlı donanması elde ettiği ganîmetlerle İstanbul’a hareket edince Mısır sularının güvenliği ve koruması, Kurtoğlu’na bırakıldı. Nil Nehri ağzı ile limanların sıkı kontrolü, Mısır Hükümdarı Tomanbay’ın (1517) denizden kaçmasına imkân vermedi. Tomanbay’ın teslim olmasından sonra Mısır Fâtihi Yavuz Sultan Selîm Han, kendisini ordu karargâhına çağırdı. Sultanla görüştükten sonra gemisi ile Nil’de berâberce seyâhat yaptılar. Osmanlı donanma birliklerinin Mısır Seferinden dönmesinden sonra Mısır kıyılarının korunması kendisine verilen Kurtoğlu, İskenderiye limanına yerleşti. Donanması ile sık sık denize açılarak emniyet görevini başarı ile yerine getirdi. Yavuz Sultan Selim Hanın vefâtından sonra İskenderiye’den ayrılarak tekrar Akdeniz’e açıldı ve İslâm düşmanlarıyla mücâdeleye başladı. Kânûnî Sultan Süleymân Han, (1520-1566) 1521’de Belgrat’tan zaferle dönünce, Türk gemilerine rahat vermeyen Rodos şövalyelerinin işini kökten halletmeyi düşündü. Sefer hazırlıklarına başlayıp, Rodos’u almaya karar verdi. Sevdiği, üstün vasıflara sâhip Kurtoğlu’nu da Osmanlı donanmasının başına getirdi. 1522 Rodos Seferinde başarılı hizmetlerde bulundu. Adanın zaptı ile, Ege Denizi ve Akdeniz tamâmen Osmanlıların kontrolüne girdi. Kurtoğlu, fetihten sonra Rodos sancakbeyliğine tâyin olundu. Akdeniz ve Hind Okyanusunda şerefle Türk bayrağını dalgalandırdı. Kurtoğlu Muslihiddîn Reis’in oğlu Kurtoğlu Hızır Reis de Hind, Süveyş ve Mısır kaptanlıkları ünvânıyla Osmanlı Devletinde önemli hizmetlerde bulundu. İkinci Selîm Hanın Açe Müslümanlarını Portekizlilere karşı korumak üzere gönderdiği asker ve malzemeyi bu ülkeye götürdü. Hayat ve savaş hâtıralarını yazdıramayan Kurtoğlu’nun gazâları ve hayâtı hakkında fazla bilgi yoktur. Bununla berâber, hakkındaki yazılanlar hâlâ zevkle ve heyecanla okunmaktadır. Ölüm târihi bilinmemektedir.


Meşhur Osmanlı devlet adamlarından. Doğum târihi bilinmemektedir. Rumeli’den devşirme olarak alınıp, Sarayda(Enderun’da) İslâm terbiyesi ile yetiştirildi. Saray ve hükûmet işlerinde vazîfe aldı. Saraydan ilk olarak 1554’te Mısır Vâlisi Mahmûd Paşaya kethüdâlık vazîfesiyle çıktı. Mısır’da başarılı hizmetler yapıp, kâbiliyeti dikkat çektiğinden; Sancakbeylik ve Emir-i Hac’lık vazîfesi verildi. 1569’da Mısır Beylerbeyi Koca Sinan Paşa ile Yemen’in fethine katıldı. Yemen’e önce Vâli, 1576’da Beylerbeyi tâyin edildi. Yemen Beylerbeyi iken îmâr faaliyetlerinde bulunup Sanâ Kasrında bir câmi ve Nakîm Dağından su getirme tesisleri kurdu. Bu vazîfedeyken İstanbul’a çağrıldı. Şarkîkarahisar Sancakbeyi oldu. Şarkîkarahisar’dan sonra çeşitli vilâyetlerde vazîfe aldı. Diyarbakır Beylerbeyi iken Karaman’a tâyin edildi. 1585’te Karaman Beylerbeyi vazîfesindeyken, Özdemiroğlu Osman Paşanın komutasında Tebriz Seferine katıldı. Tebriz civârındaki savaşın en kritik ânında atı ile berâber savaş meydanındaki kuyuya düştü. Hamza Mirza kumandasındaki Safevî kuvvetlerince esir alınıp hapsedildi. 1590 Osmanlı-Safevî Antlaşmasına kadar İran’da kalan ve atıyla kuyuya düşmesinden dolayı “Kuyucu” lakabı verilen Murâd Paşa, İstanbul’a gelip, Kıbrıs Beylerbeyliğine tâyin edildi. Kuyucu Murâd Paşa 1596 Haçova Meydan Muhârebesinde büyük yararlıklar gösterdi. Uzun seneler Macaristan cephesinde lâyıkıyla hizmet etti. Cephedeyken bâzı sulh müzâkerelerinde bulundu. Birinci Ahmed Han (1603-1617) Osmanlı Sultanı olunca, Kuyucu Murâd Paşa Şubat 1603’te Rumeli Eyâleti ile berâber Budin muhâfazasına memur edildi. 1605’de Divan-ı Hümâyûnda dördüncü vezir oldu. İran’daki Safevî Devleti (1501-1732)nin teşvik ve kışkırtmaları netîcesinde Anadolu ve Kuzey Suriye’deki isyanlar tehlikeli bir hal aldığından, Anadolu isyanları veİran meselesi için Ferhad Paşa serdar tâyin edildi. Kuyucu Murâd Paşa Avusturya cephesindeki faâliyetlerinden ve Macaristan-Avusturya meselesindeki teşebbüslerinden dolayı 13 mayıs 1606’da Engürüs Serdârı oldu. 1593 yılından beri devâm eden Avusturya Savaşına son veren Zitvatoruk Antlaşmasını imzâladı. Antlaşmaya göre savaşın en önemli sebeplerinden birini teşkil eden Estergon Kalesi Osmanlılarda kalıyordu. Kuyucu Murâd Paşa Rumeli’ndeyken, Osmanlı Devleti için en büyük tehlike İran meselesi ile Anadolu ve Suriye taraflarındaki isyanlar idi. “Celâlî İsyanları” adı verilen, devlet içinde orduya bile sâhib olan âsîleri cezâlandırmak için Şeyhülislâm Sun’ullah Efendinin tavsiyesi ile Aralık 1606’da Murâd Paşa sadrâzam tâyin edildi. Sadâret mührünü Belgrad’da alan Murâd Paşa, serhad işlerini hallettikten sonra İstanbul’a geldi. Osmanlı Devletinin 1593 yılından beri Avrupa cephesinde savaşlarla meşgûl olmasını fırsat bilen İran-Safevî Devleti, Anadolu ve Kuzey Suriye’de karışıklıklar çıkardı. Celâlî İsyanları çok tehlikeli bir hal almıştı. Murâd Paşa, Kuzey Suriye’de Derezi (Dürzî) bir hükûmet kurmuş olan Canbolatoğlu Ali Paşa üzerine 1607 Temmuzunda İstanbul’dan hareket etti. Yol boyunca âsilere karşı uslandırma hareketlerinde bulunan Murâd Paşa, âsi Canbolatoğlu’na karşı Maraş Beylerbeyi Zülfikâr Paşadan yardımcı kuvvetler aldı. Daha sonra harekete geçerek İskenderun yakınlarındaki Oruç Ovasında mevzilenmiş olan âsî kuvvetlerini bozguna uğrattı. Canboladoğlu ve Lübnan Derezi Lideri Maanoğlu Fahreddîn ile bütün Dürzi kabîle reislerinden canlarını kurtarabilenler kaçtı. Murâd Paşa, Haleb’i ele geçirip, isyancıları ve bölücüleri bölgeden temizleyerek, kışı orada geçirdi. Bağdâd’daki Taviloğlu Mustafa üzerine Cağalazâde Mahmûd Paşa kumandasında ordu gönderip, onu kaçırttı. Murâd Paşa Heleb’deyken Kalenderoğlu otuz bin Celâli kuvvetiyle İstanbul’u tehdîd etti. Kalenderoğlu’nun yanında birçok Celâlî elebaşısı ve başıbozuk da vardı. Murâd Paşa; İçel’deki Muslî Çavuş’un Kalenderoğlu ile birleşmesini önlemek için ona İçel Sancakbeyliğini verip, Maraş ve Göksun’dan yeni kuvvetler aldı. Kalenderoğlu, İstanbul’dan gönderilen bir mikdâr Osmanlı hazîne ve kuvvetlerini almak için Göksun Boğazı’nı kapamak istedi. Murâd Paşa daha önce hareket ederek Boğaz’ı tuttu. Burada iki taraf arasında şiddetli bir muhârebe vukûa geldi. Savaşın en şiddetli ânında Serdârın hendeklere sakladığı yeniçerileri meydana çıkarıp hücuma geçirmesi üzerine Kalenderoğlu bozuldu. İran’a sığınmak için Doğuya doğru kaçmaya başladı. Âsîler tâkib edilerek Eylül 1608’de Şarkîkarahisar’da toplanan binlerce Celâlî imhâ edildi. Anadolu âsîlerden temizlenince Murâd Paşa, 1608 sonunda İstanbul’a döndü. Murâd Paşa böylece dâhiyâne bir siyâsetle Osmanlı Devletinin içinde huzûru bozup, düşmanlarıyla işbirliği yapan âsîleri ortadan kaldırdı. Ayrıca Üsküdar Seferi denilen 15 Haziran 1609’daki harekâtla da Musli Çavuş ve Yûsuf Paşa gibi âsîleri ve bunlarla işbirliği yapanları îdâm ederek, bunların fesat tohumlarını ve köklerini kuruttu. Murâd Paşa 1610 baharında, Osmanlı Devleti içindeki karışıklıkların plânlayıcısı ve destekcisi İran-Safevî Devletine karşı sefere çıktı. Tebriz’de bulunan Safevî Şâh Abbâs (1587-1628)ın Celâlî İsyanları ve Avusturya Seferi (1593-1606) esnâsında işgal ettiği toprakları ve Kafkasya’yı kurtarmak veya Osmanlı lehine bir antlaşma sağlamak için İran Seferine çıktı. Şâh Abbâs Murâd Paşaya elçi gönderdi. Safevî elçileri Sultan Ahmed Hana gönderildi. Murâd Paşa Tebriz önlerine geldiğinde Sefer mevsimi geçtiğinden, kışı geçirmek için Diyarbakır’a çekildi. Murâd Paşa İran üzerine yeni bir Sefer hazırlıkları içindeyken doksan yaşlarında 6 Ağustos 1611’de Âmid kışlığında vefât etti. İstanbul’da yaptırdığı medresenin bahçesindeki türbesine defnedildi. Murâd Paşa; gayretli, dindâr, üstün komutanlık, idârecilik, diplomatlık ve devletin çıkarlarını her şeyden üstün tutan bir şahsiyete sâhipti. Rumeli’den devşirme olarak alınıp, sarayda yetiştirildi. Osmanlı hânedânına çok sâdıktı. Ülkesine ve milletine çok hizmeti oldu. Tecrübeli, samîmî ve ileri görüşlü olduğundan icrââtlarında tâvizsiz hareket ederdi.Soğukkanlı olup hissiyatını saklamasını bilir, vakti gelince harekete geçip muvaffak olurdu. Nakşibendî tarîkatına bağlı olup, her hafta Kur’ân-ı kerîmi hatmeder, adâletten ayrılmazdı. Ancak devlet düşmanlarına karşı şiddetli ve amansızdı. Avusturya Seferinde Haçlı zihniyeti, İran Safevî Devleti ve devlet içindeki taraftarlarına karşı çok şiddetli mücâdele etti. Ülke içinde âsî Celâlîleri ortadan kaldırdığı için ihtilal yanlılarının çeşitli taarruzlarına uğradı. Devrine âit kaynaklarda, ilmî eserlerde, meselâ İngiltere elçisi Lello; Murâd Paşanın ülkesine iyiliği dokunduğunu, basîret sâhibi olduğunu, memleketin iç işlerini düzeltip, hâkimiyeti sağladığını, iyi bir asker ve devlet adamı olduğunu yazar. On üç yıl süren Avusturya Seferi ve yıllarca devam eden Celâlî İsyânları netîcesinde mâliyenin durumunu öğrenmek için Ayn Ali Efendi’ye Kavânin-i Âl-i Osman Der Mezâmîn-i Defter-i Dîvân adlı eserini yazdırdı. Yabancılarla olan münâsebetlerde çok dikkâtli olup, meseleleri gayet iyi tâkip ederdi. Murâd Paşa, İstanbul’da Vezneciler semtinde Edebiyât Fakültesi arkasında, medrese, dükkanlar, türbe, sıbyan mektebi ve sebilden meydana gelen bir külliye ile Erzurum’da büyük bir câmii ve hamam yaptırmıştır.


Osmanlı sadrazamlarından. Bosnalı olup, Enderunda yetiştirildi. İyi bir eğitim ve öğrenim gördü. Şehzâde lalalıklarında bulunduğundan “lala” nâmıyla meşhur oldu. Bâzı târihî kaynaklarda lakabının “Lâle” olduğu ve “Sokullu âilesine” mensubiyeti yazılıdır. 1606’da İstanbul’da vefât etti. Lala Mehmed Paşa, Enderunda peşkir ağası iken büyük mîrâhurlukla Bîrun hizmetine alındı. 1591’de yeniçeri ağası oldu. 1595’te Macaristan Seferine vezir-i âzam Sinan Paşa ile katılıp, muhârebelerde çok gayret ve kahramanlık gösterdi. Sefer dönüşü Karaman, sonra Anadolu beylerbeyliğine tâyin edildi. 1596’da, Rumeli Beylerbeyliğine terfi ederek, Sultan Üçüncü Mehmed Han ile Eğri Seferine katıldı. Eğri Kuşatması ve Haçova Meydan Muhârebesinde Rumeli Beylerbeyilik vazîfesiyle büyük yararlıklar gösterdi. Avusturya Seferlerinde uzun yıllar hizmet ederek, Kanije ve İstolni-Belgrad kuşatmalarına katıldı. 18 Kasım 1602 Budin Müdâfaasında Avusturya ordusunu geri çekilmek zorunda bıraktı. Bu seferdeki üstün gayret ve muvaffakiyetlerinden dolayı üçüncü vezirliğe terfi ederek, 11 Mayısta Macaristan Serdarlığına tâyin edildi. 5 Ağustos 1604’te vezir-i âzamlığa getirilen Lala Mehmed Paşa, Avusturya Seferi için Garp Serdârlığına getirilince, 25 Eylülde Peşte’yi, ardından da Vaç Hatvan kalelerini zaptetti. 1604-1605 kışını Belgrad kışlağında geçiren Paşa, 3 Ekim 1605’te Estergon’u fethederek “Estergon Fâtihi” ünvanını aldı. Avusturya içlerine bir akın tertiplenerek, düşmanın askerî mevkileri tahrîb edilip, Koermen ve Steinamanager şehirleri zapt edilerek, pekçok esir ve ganimet alındı. İstanbul’dan gönderilen murassa tacını 20 Kasımda Erdel Prensi ve Macar Kralı îlân edilen İstva Baskay’ın başına koyan Lala Mehmed Paşa, bölgeyi tekrar Osmanlı himâye ve tâbiyeti altına aldı. Lala Mehmed Paşa, 1606 yılının Haziran ayında Celâli âsileri ile İran üzerine serdar tâyin edildiği sırada Üsküdar’da felç geçirerek vefât etti. Cenazesi Eyüb’e getirilerek, Sokullu Mehmed Paşanın türbesine defnedildi. Lala Mehmed Paşa tedbirli, tecrübeli, vakâr sâhibi ve askerlerin çok sevdiği bir devlet adamıydı. Hudut tecrübesi fazla olduğundan seferlerdeki icrâatlarıyla devlete büyük hizmetlerde bulundu.


On altıncı yüzyıl Osmanlı devlet adamlarından. Manisa’nın Marmara kasabasından olup, Türk âilesinden gelmesine rağmen doğum târihi ve baba adı bilinmemektedir. Sultan Üçüncü Murâd Han Manisa vâlisi iken maiyetinde bulunup, dîvan çavuşluğunu yaptı. Tekeli Mehmed Çavuş lakabıyla tanınırken, Sultan Üçüncü Mehmed Hanın şehzâdeliğinde, Manisa vâliliğinde, lalalığını yapmasından ve pâdişahlığında da vezir tâyin edilmesinden “Lala Mehmed” adı daha meşhur olmuştur. Sultan Üçüncü Murâd Han (1574-1595) ve Sultan Üçüncü Mehmed Han (1595-1603) devirlerinde çeşitli devlet kademelerinde vazife yapan Lala Mehmed Paşa, 19 Kasım 1595’te vezir-i âzam tâyin edildi. Şirpençeden 28 Kasımda vefat edince bu vazifesi kısa sürdü. Vefâ Câmii Kabristanlığına defnedildi. Lala Mehmed Paşa, zekâsı, aklı, ilmi, temiz ahlâkı ve adâletiyle meşhurdur.


Kıbrıs Fâtihi, Kafkasya’nın fethinde İranla yapılan muhârebelerin muzaffer serdârı. Bosna eyâletinin Sokol (Sokolovici) köyünde doğdu. Sokullu Mehmed Paşanın akrabâsı, İkinci vezirliğe kadar yükselen Deli Hüsrev Paşanın kardeşidir. Ağabeyi Hüsrev Paşanın delâletiyle Yavuz Sultan Selim Han zamânında Enderûn-ı Hümâyûna alındı. Burada yüksek tahsil ve terbiyesini tamamladıktan sonra altı yıl Kânûnî Sultan Süleymân’ın berberbaşılığını yaptı. Sonra çaşnigîr ve bilâhare mîrâhûr (emîr-i âhûr) olarak Enderûnun yüksek memurluklarında bulundu. 1555 yılında Filistin-Safed Sancakbeyliğine gönderildi. Bir sene bu vazîfede kaldıktan sonra, Manisa Vâlisi Şehzâde Selim’in (İkinci Selim Han) lalalığına tâyin edildi. 14 Eylül 1560’ta önce Budin-Pojega Sancakbeyi, sonra da Van Beylerbeyi oldu. Erzurum, Halep ve Şam beylerbeyliklerinde de bulunan Lala Mustafa Paşa, 1567’de Yemen’de Zeydî imâmlarından Topal Mutahhar’ın isyân çıkarması üzerine, vezâret pâyesi verilerek bölgeye serdâr tâyin edildi. Mısır’da Yemen harekâtının hazırlıkları ile meşgûlken, yerine Koca Sinân Paşa tâyin edilip İstanbul’a çağrıldı ve altıncı vezîr olarak Dîvân-ı Hümâyûna girdi. 15 Mayıs 1570’de Kıbrıs’ın fethi ile görevlendirildi. 1570 Mayıs’ında adaya asker çıkardı. Önce Lefkoşe ve sonra Magosa’da yaptığı şiddetli çarpışmalar ve muhâsaradan sonra bir yıl içinde kaleyi fethetti. Anadolu Türklerini yerleştirip idârî teşkilâtı kurduktan sonra, 15 Eylül 1571’de adadan ayrıldı ve büyük karşılama merâsimi, gürleyen top sesleri arasında İstanbul’a geldi. 1578 yılında İran orduları tarafından ülkeleri istilâ edilen sünnî Dağıstan, Şirvan veGürcistan beylerinin ağır İran tazyikleri karşısında Osmanlı Devletinden yardım istemeleri veİran kuvvetlerinin Irâk’ta Osmanlı topraklarına tecâvüz ederek 29 Mayıs 1555 Amasya antlaşmasını bozmaları üzerine İran’a karşı harbe karar verildi. Dîvân-ı Hümâyûnda yapılan toplantı sonunda tecrübeli vezîr Lala Mustafa Paşa, İran Serdârı tâyin edildi. 5 Nisan 1578’de İstanbul’dan hareketle yola çıkan Lala Mustafa Paşa, orduyu Erzurum’da topladı. Bu arada Diyarbekir kışlağında bulunan Habeş ve Yemen fetihlerinin meşhur kumandanı, zamânın dehâ sâhibi ÖzdemiroğluOsman Paşayı da, mâiyetine aldı. Erzurum’dan hareketle Ardahan yolundan ilerleyen Osmanlı orduları; Çıldır, Koyungeçidi, Şamahı savaşlarında İran’a büyük darbeler vurarak Kuzey Âzerbaycan, Kafkasya ve Dağıstan’ı fethettiler. 30 Eylül 1579’da Sokullu Mehmed Paşanın şehid edilmesi üzerine ikinci vezirliğe yükseltilip İstanbul’a çağrıldı. Bunun üzerine Koca Sinan Paşa İran Serdârı oldu. İstanbul’a dönmesinden bir müddet sonra Sadrâzam Ahmed Paşa vefât edince vekîl-i saltanat ünvânıyla sadrâzam oldu. Üç ay dokuz gün sonra bu görevdeyken 7 Ağustos 1580’de vefât etti. Eyübsultan’da vefâtından bir müddet önce hazırlattığı mezarına defnedildi. Yavuz Sultan Selim, Kânûnî Sultan Süleymân, İkinci Selim ve Üçüncü Murâd Han devirlerinde Osmanlı Devletine hizmet eden Lala Mustafa Paşa, ilk evliliğini Mısır Memlûk Hükümdârı Kansu Gavri’nin oğlu Mehmed Beyin kızı Fatma Hâtunla yaptı. Bu evliliğinden olan oğlu Mehmed Paşa, babasının vefâtından beş yıl önce Halep Beylerbeyi iken vefât etti. İkinci evliliğini Kânûnî Sultan Süleymân Hanın oğlu, Şehzâde Mehmed’in kızı Hümâ Sultan ile yaptı. Bu evliliğinden de Sultanzâde Abdülbâkî Bey isimli bir oğlu oldu. Lala Mustafa Paşa; büyük bir kumandan, iyi bir devlet adamıydı. Osmanlı Devletinin en ihtişamlı devirlerinde, devlete yüksek kademelerde hizmet etme imkânını bulması, zekî ve iyi bir idâreci olduğunun en açık delîlidir. İlk büyük başarısını Kıbrıs Serdârlığında gösterdiğinden, Kıbrıs Fâtihi diye tanındı. İran Serdârlığında da büyük muvaffakiyetler sağladı. Peçevî İbrâhim Efendi, Târih’inde; “İranlılar, ondan yedikleri dayağı hiçbir serdârdan yemediler!” diye başarılarını övmektedir. Lala Mustafa Paşanın idâredeki hizmetleri kadar önemli olan diğer bir hizmeti de, Osmanlı Devletinin birçok yerini inanılmaz derecede, âbide ve hayır eserleriyle donatmasıdır. Başta Kıbrıs ve Kafkasya fetihlerindeki ganîmet hissesi olmak üzere, elde ettiği büyük serveti bu yolda harcadı. Konya’da Şehzâde Selim’in lalasıyken Ilgın’da câmi, bedesten, kervansaray, Erzurum’da beylerbeyi iken lala Mustafa Câmii, Şam’da beylerbeyi iken üç yüz altmış odalı Lala Paşa Hanı ve Hamamı, tekke, Kunaytira’da câmi ve imâret, Kıbrıs Seferi serdârlığında Lefkoşe’de açtığı hazret-i Ömer Câmiine vakıflar, İran Seferi serdârı iken Kars Tiflis’te yaptırdığı câmiler hayrâtından bâzılarıdır. Hicaz bölgesinde Mekke ve Medîne’de de bâzı hayrâtı vardır.
Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
28 Zi'l-ka'de 1438
Miladi:
21 Ağustos 2017

Söz Ola
Saltanat dedikleri ancak cihan kavgasıdır Olmaya baht-ü saadet dünyada vahdet gibi Kanûni Sultan Süleyman Han
Osmanlılar Twitter