Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


On altıncı yüzyıl Osmanlı kumandan ve devlet adamlarından. Babasının adı Ali olup, İlbasanlı’dır. Rumeli’nden getirilerek Enderun’da yetiştirildi. Kânûnî Sultan Süleymân Han (1520-1566) devrinde Osmanlı saray hizmetine alınarak Bîrûn’da Çaşnigîr (sofracı) Başılıkla vazifelendirildi. Malatya, Kastamonu, Gazze, Nablus sancak beyliklerinin ardından Erzurum Beylerbeyi oldu. Halep Beylerbeyliğinden, 1565’te Mısır Beylerbeyliğine tâyin edildi. Sinan Paşa, Mısır Beylerbeyiyken iki defa Yemen’e Serdarlık vazifesiyle gönderildi. 1568-1569 Yemen harekâtını başarıyla tamamlayarak, “Yemen Fâtihi” ünvânını aldı. Mısır Beylerbeyliğinden 1572’de Kubbe Vezirliği ile Dîvân-ı Hümâyûna girdi. 1574’te Tunus Seferine serdâr tayin edildi. Bölgeden İspanyolları uzaklaştırarak Tunus ve Halkulvad’ı fethetti. Dîvân-ı hümâyûn’da üçüncü vezir iken, 1580’de Vezir-i âzam oldu. Sultan Üçüncü Murâd Han (1574-1595) devrinde üç, Sultan Üçüncü Mehmed Han (1595-1603) devrinde de iki kere Vezir-i âzamlık yapan Sinan Paşa, beşinci vezareti esnasında 3 Nisan 1596 tarihinde vefat etti. Kabri Divanyolu’ndaki Çorlulu Ali Paşa Medresesi yakınındaki türbesindedir. Osmanlı Sultanlarından Kânûnî Sultan Süleymân Han devrinde sarayda, sancak beyliği ve eyâlet beylerbeyliğinde, Sultan İkinci Selim, Sultan Üçüncü Murâd ve Sultan Üçüncü Mehmed devirlerinde serdarlık, vezirlik ve vezîr-i âzamlık yapan Sinan Paşa, sabırlı ve mücâdeleciydi. Doğum yeri olan İlbasan’da mescid ve tekke, İstanbul Sedefçiler’de medrese ve sebil yanında birçok şehir ve kasabalarda yüz kadar câmi yaptırmıştır. Topkapı Sarayının Ahırkapı Feneri kenarındaki Kaleburun üzerine Sultan Üçüncü Murâd Han için köşk ve çok kıymetli bir çeşme yaptırmıştır. Sapanca Gölü ve Sakarya Nehri vâsıtasıyla Marmara ve Karadeniz’i birleştirmeye teşebbüs etti ise de o zamanlardaki harpler sebebiyle bu işte muvaffak olunamadı.



On sekizinci yüzyıl Osmanlı kumandan ve devlet adamı. Doğum yeri, târihi ve âilesi bilinmemektedir. “Koca” lakabıyla anılan Yûsuf Paşa kölelikten yetiştirilmedir. Kaptan-ı deryâ Cezayirli Gâzi Hasan Paşanın himâyesinde devlet kademesine girdi. Gâzi Hasan Paşanın Kapı Kethüdalığında bulundu. Sultan Birinci Abdülhamîd Han (1774-1789) devrinde vezirlikle Mora Muhassılı vazifesindeyken, 25 Ocak 1786’da Vezîr-i âzam oldu. Bu sırada Rusya, Osmanlı Devletinin yıkılması için Avusturya ile ittifak kurdu. İngiltere ve Prusya’da Rusya ile Avusturya’ya karşı cephe aldılar. Rusların Müslüman ahâli üzerinde ve Osmanlı ülkesindeki emellerini iyice bilen ve fırsat kollayan Yûsuf Paşa, Şeyhülislâm ve Sultan Birinci Abülhamîd Hanın tasvibi ile 19 Ağustos 1787’de Rusya’ya harp îlân edilmesini sağladı. Avusturya da Rusya’nın safında yer aldı. Osmanlı-Rus-Avusturya muhârebelerinde Yûsuf Paşa, Serdâr-ı ekrem tayin edildi. Yeniçerilerin intizamsızlığına rağmen 20 Eylül 1788’de Avusturyalılara karşı Sebeş Muharebesi kazanıldı. Rusya cephesindeyken Sultan Üçüncü Selim Han tahta geçince, 7 Haziran 1789’da Vidin Seraskerliğine tayin edildi. 1790’da Bosna Vâliliğine getirildi. Bu vazifedeyken 1791’de tekrar Vezir-i âzamlıkla Rus cephesinde kumandayı ele alan Koca Yûsuf Paşa, ordunun intizamsız durumunu bildiğinden, antlaşma yolunu tercih etti. Rusya ile Yaş Antlaşması imzâlandı. 4 Mayıs 1792’de Trabzon Vâliliği ile Anapa Seraskerliğine tâyin edildi. Son vazifesi, Medîne Seraskerliği olup, burada vefât etti (1800). Koca Yûsuf Paşa hamiyetli ve çalışkan bir kimseydi. Çalışkan ve halîm-selim bir şahsiyete sâhib olmasına rağmen yerine ve zamanına göre iş yapar ve hareket ederdi. Rusların Müslümanlara karşı giriştiği mezalimler dolayısıyla bu ülkeye karşı büyük bir kin duyuyordu. Ancak katıldığı muharebelerde yeniçerilerin bozukluğunu gördüğünden, düşmanlara karşı niyetini bütünüyle gerçekleştiremedi.


Sultan Dördüncü Murâd ve kardeşi Sultan İbrâhim’e sunduğu risâleleri ile tanınan 17. yüzyıl Osmanlı devlet adamı. Asıl adı Mustafa olduğu söylenen Koçi Beyin doğum ve vefât tarihleri bilinmemektedir. Gençliğinde Rumeli’de Görice kasabasından devşirilerek Enderun Mektebine kabul edilen Koçi Bey, Sultan Birinci Ahmed (1603-1617)den sonra pâdişah olan Sultan Dördüncü Murâd (1623-1640) devrinde hasodaya alındı. Padişahın itimadını kazanarak musahibi oldu. Bu sıfatla Bağdat Seferine iştirak etti. Devlet idâresinde gördüğü yolsuzlukları rapor hâlinde pâdişaha arz etti (1631). Sultan Murâd’ın yerine geçen kardeşi Sultan İbrâhim’in de musâhip ve sırdaşı oldu. Ona da risâleler sundu (1640). Sultan İbrâhim’in son günlerinde veya hemen sonra emekliye ayrılarak Görice’ye gitti. Orada vefât edip, Plamet köyünde defnedildi.


On yedinci yüzyıl Osmanlı Sadrâzamlarından. Babasının adı Hüseyin olup, Arnavutluk’un Berat Sancağının Rudnik köyünde doğdu. Gençliğinde Osmanlı sarayında hizmete alındı. İyi bir tahsil ve terbiye görerek yetiştirildi. Köprülü lakabı, Amasya’ya bağlı Köprü kasabasından evlenip orada ikâmet etmesindendir. Osmanlı Devletinde saray mutfağı olan Matbah-ı âmirede hizmete başladı. Osmanlı sultanlarından Dördüncü Mehmed Han (1623-1640) devrinde, Silâhdâr Hüsrev Paşanın maiyetine girdi. Enderun’da başladığı hizmette, Hüsrev Paşanın vezirliği sırasında Hazînedarlığa yükseldi. Çeşitli voyvodalıklarda yaptığı hizmetler üzerine makam ve rütbesi yükseldi. Şam, Kudüs, Trablus eyâletlerinde vâlilik yapıp, 1650’de vezirlik rütbesi verildi. Sultan Dördüncü Mehmed Han (1648-1687) devrinde, Boynueğri Mehmed Paşadan sonra 15 Eylül 1656’da Sadrâzamlığa tâyin edildi. Köprülü Mehmed Paşa, sadrâzamlığa getirilmesiyle, esaslı bir ıslâhat başlattı. Mâlî, adlî, askerî tedbirler alıp, Osmanlı Devletini daha da kuvvetlendirdi. Venediklilerin işgâline uğrayan Bozcaada’yı 31 Ağustos 1657’de, Limni Adasını da 15 Kasım 1657’de kurtardı. Osmanlı Devletine karşı Avrupa devletleriyle ittifak kurup, isyân eden Erdel üzerine, 1658 yazında sefere çıktı. 1 Eylül 1658’de Erdel’in kapısı vaziyetindeki Yanova teslim alınıp, Prens Georges Rakoczy kaçınca, yerine Akos Borcsai tâyin edildi. Yanova, Şebes ve Lagoş şehirleri Osmanlı Devletine katıldı. Erdel’in haracı kırk bin altına çıkarılıp, elli bin kuruş harb tazmînâtı alındı. Osmanlı ordusunun ve Vezir-i âzam Köprülü Mehmed Paşanın Avrupa kıtasında seferde olmasını fırsat bilen Celâlîler, Anadolu’da harekete geçti. Bunun üzerine Avrupa seferi dönüşünde görevlendirilen Köprülü fesad yuvalarını dağıtıp, elebaşlarını yakalattı. Âsilerin üzerine kuvvet sevk edip, cezâlandırdı. Bu Celâli hareketlerinin bastırılmasında, Diyarbakır Vâlisi Murtaza Paşanın çok hizmeti geçti. Osmanlı Devletinin varlığı ve bekâsı için âsilere karşı sert tedbirler aldı. Köprülü Mehmed Paşa, uzun yıllar çeşitli kademelerde vazîfe yaptıktan sonra, vezîr-i âzamlığının 5 yıl 1 ay 15. gününde seksen yaşlarındayken 29/30 Ekim 1661 gecesi vefât etti. Devlete hizmetinden çok memnun olan Sultan Dördüncü Mehmed Han, Köprülü Mehmed Paşanın oğlu Fâzıl Ahmed Paşayı Vezir-i âzamlığa tâyin etti. Köprülü; akıllı, zekî, hâdiselerden ders alır, vaziyete göre hareket eder, hissî hareket etmezdi. Her şeyi zamânında yapmaya dikkat ederdi. Devletin menfaatlerini her şeyden üstün tutardı. Amasya’nın Vezirköprü kazâsı ve Köprülü âilesi, Köprülü Mehmed Paşanın adıyla alâkalıdır. Kabri, İstanbul Çemberlitaş yakınında yaptırdığı kütüphânesinin bahçesindedir. Âl-i Osman’a son derecede sâdık olup pâdişâh kendisinden emindi. Devletin en buhranlı dönemlerinde idâreyi ele alıp içeride fitne ve fesâdın kökünü kazıyan dışarıda kaybedilen toprakları tekrar ele geçiren Köprülü Mehmed Paşa pekçok hayır eserleri bıraktı. Türbesinin yanında medresesi ve çeşmesi, Taraklu Borlu (Safranbolu) da câmisi vardır. Tokat’ın Turhal kazâsında han, Amasya’nın Vezirköprü kazasında çeşme ve namazgâhı, Anadolu, Rumeli ve adalarda pekçok câmi, mescit namazgâh, mektep, köprü, han, çeşme, değirmen ve dükkânlar yaptırdı. Bu eserlerin masraflarını ve tâmirâtının karşılanabilmesi için de pekçok arâzi vakfetti.


Osman Gâzinin silâh arkadaşı. Bizans İmparatorluğunun hudut kalelerinden Harmankaya hâkimi idi. Osman Gâzinin Eskişehir Beyi ile yaptığı muhârebede karşı tarafta bulunan Köse Mihal esir düştü. Osman Bey, Köse Mihal’in yiğitliği ve kahramanlığına bakarak kendisini affetti ve çok geçmeden de iyi bir dost oldu. Hıristiyan derebeyler, bir düğün vesîlesiyle Osman Beyi dâvet edip öldürmek için plân hazırladıkları sırada Köse Mihal, Osman Beyi zamânında haberdâr ederek tehlikeden kurtulmasına ve Yarhisar ile Bilecik’in zaptına sebeb oldu. Mihal Bey, Türklerle arasındaki dostluk veOsman Beyin münâsebetleri sebebiyle 1313 yılında Müslüman oldu ve Abdullah adını aldı. Bundan sonra devamlı Osman Gâzi ile birlikte hareket eden Mihal Bey, Sakarya Vâdisinde Göynük ve Mudurnu ile diğer bâzı kalelerin fethinde bulundu ve büyük kahramanlıklar gösterdi. Osmanlı Devletinin ilk yıllarındaki ilerlemesinde ve gelişmesinde büyük faydaları görülen Köse Mihal Bey, ayrıcaOrhan Gâzi ile, Bursa’nın fethinde ve diğer fütûhât hareketlerinde de bulundu. Gâzi Mihal Beyin türbesi Mihalgâzî yakınlarında olup, vefât târihi bilinmemektedir. Osmanlı târihlerinde 16. yüzyıl sonlarına kadar faâliyetleri görülen Mihallı akıncıları, Köse Mihal’ın oğul ve torunlarıdır. Gâzi Mihal Beyin torunlarının İslâma ve Osmanlı Devletine çok hizmetleri oldu. Bu âileden yetişenler devlet kademesinde hizmet alıp, vakıflar kurarak, birçok hayır eserleri bıraktılar.


Ünlü Türk denizcisi. Babası, Anadolu kıyılarından Kuzey Afrika’ya göç ederek yerleşen ve denizcilikle uğraşan Kurt Begdir. Küçüklüğünden îtibâren diğer üç kardeşi ile birlikte babasının yanında denizciliğe başlamış, levendlikte pişmiş ve tecrübe kazanmıştır. İki kardeşi, Hıristiyanlarla yapılan çarpışmalarda şehid oldu. Biri de Rodos şövalyelerine esir düşüp, zindana atıldı. Dînine olan bağlılığı, kardeşini esâretten kurtarma arzusu, cesâreti, zekâsı, atılganlığı ve gemicilikteki kâbiliyeti onu kısa zamanda Akdeniz’de şöhrete kavuşturdu. Her geçen gün kuvvetinin artması, devamlı bir deniz üssü ihtiyâcını ortaya çıkardı. Bunun üzerine otuz gemi ve altı bin gemici ile Tunus Sultanına mürâcaat ederek ondan, Bizerte limanını üs olarak istedi. Bizerte limanının coğrafî durumu, İspanya ve İtalya kıyılarına yapılacak çıkartmalar için çok müsâitti. Bu limanın verilmesi ile üsse kavuşan Kurtoğlu, emrindeki gemilerle çıktığı deniz seferlerinde zaferden zafere koştu. 1516 yılında Hızır, Pîrî ve Kurtoğlu reislerin birleşmesi ile meydana gelen donanma Hızır Reisin emrinde denize açıldı. Bütün bölgeyi tarayan donanma; buğday, çuha ve savaş malzemesi yüklü bulunan gemileri zaptetti. Bu zaferlerinden sonra aynı yıl Mısır’a sefer hazırlığı yapan Yavuz Sultan Selîm Han (1512-1520) Kapucubaşısını Bizerte’ye göndererek Kurtoğlu’nu Osmanlı Devleti hizmetine dâvet etti. Yavuz Sultan Selîm Hanın dâvetine hemen uymak isteği, Fransa donanmasının Akdeniz’e açılmasıyla, gecikti. Bizerte Kalesine çekilerek Fransızlarla karşı müdafaada bulunan Kurtoğlu onları perişan ederek, bozguna uğrattı. Elde ettiği altı Fransız gemisini donatarak Osmanlı emrine girmek için hemen hareket etti. Kurtoğlu Mısır Seferine (1516-1518) çıkan Osmanlı donanmasına ancak Eylül ayında katılabildi. Osmanlı donanması elde ettiği ganîmetlerle İstanbul’a hareket edince Mısır sularının güvenliği ve koruması, Kurtoğlu’na bırakıldı. Nil Nehri ağzı ile limanların sıkı kontrolü, Mısır Hükümdarı Tomanbay’ın (1517) denizden kaçmasına imkân vermedi. Tomanbay’ın teslim olmasından sonra Mısır Fâtihi Yavuz Sultan Selîm Han, kendisini ordu karargâhına çağırdı. Sultanla görüştükten sonra gemisi ile Nil’de berâberce seyâhat yaptılar. Osmanlı donanma birliklerinin Mısır Seferinden dönmesinden sonra Mısır kıyılarının korunması kendisine verilen Kurtoğlu, İskenderiye limanına yerleşti. Donanması ile sık sık denize açılarak emniyet görevini başarı ile yerine getirdi. Yavuz Sultan Selim Hanın vefâtından sonra İskenderiye’den ayrılarak tekrar Akdeniz’e açıldı ve İslâm düşmanlarıyla mücâdeleye başladı. Kânûnî Sultan Süleymân Han, (1520-1566) 1521’de Belgrat’tan zaferle dönünce, Türk gemilerine rahat vermeyen Rodos şövalyelerinin işini kökten halletmeyi düşündü. Sefer hazırlıklarına başlayıp, Rodos’u almaya karar verdi. Sevdiği, üstün vasıflara sâhip Kurtoğlu’nu da Osmanlı donanmasının başına getirdi. 1522 Rodos Seferinde başarılı hizmetlerde bulundu. Adanın zaptı ile, Ege Denizi ve Akdeniz tamâmen Osmanlıların kontrolüne girdi. Kurtoğlu, fetihten sonra Rodos sancakbeyliğine tâyin olundu. Akdeniz ve Hind Okyanusunda şerefle Türk bayrağını dalgalandırdı. Kurtoğlu Muslihiddîn Reis’in oğlu Kurtoğlu Hızır Reis de Hind, Süveyş ve Mısır kaptanlıkları ünvânıyla Osmanlı Devletinde önemli hizmetlerde bulundu. İkinci Selîm Hanın Açe Müslümanlarını Portekizlilere karşı korumak üzere gönderdiği asker ve malzemeyi bu ülkeye götürdü. Hayat ve savaş hâtıralarını yazdıramayan Kurtoğlu’nun gazâları ve hayâtı hakkında fazla bilgi yoktur. Bununla berâber, hakkındaki yazılanlar hâlâ zevkle ve heyecanla okunmaktadır. Ölüm târihi bilinmemektedir.
Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
1 Şaban 1438
Miladi:
28 Nisan 2017

Söz Ola
Dağ ne kadar yüksek olursa olsun, yol onun üzerinden geçer. Sen dağ olmaya heveslenme, asla gururlanma; yol ol ki, herkes senin üzerinden geçerken, sen dağların bile üzerinden geçesin.
Akşemseddin Hazretleri
Osmanlılar Twitter