Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


Osmanlı âlimlerinden. Otuz üçüncü Osmanlı şeyhülislâmıdır. İsmi, Abdülazîz’dir. Sultan Üçüncü Mehmed Han zamânı âlimlerinden, Rumeli Kazaskeri Karaçelebizâde Hüsâmeddîn Efendinin oğludur. Karaçelebizâde Abdülazîz Efendi diye meşhur olmuştur. 1591 (H. 1000) senesinde İstanbul’da doğdu. 1658 (H. 1068) senesinde Bursa’da vefât etti. Şeyh Mehmed Deveci mezârlığına defnedildi. Küçük yaştayken babası vefât eden Karaçelebizâde Abdülazîz Efendi, ilk tahsilini ağabeyi Mehmed Efendiden yaptı. Şeyhülislâm Sun’ullah Efendiden ilim öğrendi. Staj süresini doldurduktan sonra müderrisliği seçip, ilk olarak 1611 senesinde İstanbul’da Hayreddîn Paşa Medresesine tâyin edildi. Kalenderhâne, Sahn-ı Semân (Fâtih) medreselerinden birinde, Hankâh ile Eyyûb ve Süleymâniye medreselerinde müderrislik yaptı. Daha sonra Yenişehir kâdılığına tâyin edildi. Mekke-i mükerreme kâdılığına gönderildi. Tekrar İstanbul’a dönüp, Edirne kâdılığına tâyin edildi. Bir müddet sonra da İstanbul kâdılığına terfî ettirildi. Bundan sonra Kıbrıs’a gönderildi. Daha sonra tekrar İstanbul’a dönüp ilmî çalışmalarla meşgûl oldu. 1648’de Sultan Dördüncü Mehmed tarafından Rumeli kâdıaskerliğine tâyin edildi. Bu vazîfede bir sene kaldı. 1651 senesinde şeyhülislâm oldu. Beş ay kaldığı bu vazîfe esnâsında, fıkha dâir eserlerini tamamladı. Karaçelebizâde, Sakız Adasına gönderilince, yerine Ebû Saîd Efendi getirildi. Orada Ravdat-ül-Ebrâr’a güzel bir zeyl (ilâve) yazdı. İki sene sonra kendi isteğiyle Bursa’ya nakledildi. Bursa’da uzun müddet ikâmet edip, eser yazmakla meşgûlken vefât etti. Karaçelebizâde Abdülazîz Efendi, aklî ve naklî ilimlerde yüksek derece sâhibi olup, zamânındaki âlimlerin üstünlerindendi. Fıkıh ilminde özel ihtisâsı vardı. Târihe karşı büyük alâkası olan Karaçelebizâde, bu konuda birçok kıymetli eser yazdı. Aynı zamanda şâir ve edip olan Karaçelebizâde, şiirlerinde Azîzî mahlasını kullanırdı. Sert bir mîzâca sâhipti, bu yüzden bâzı hareketleri, mâcerâlı bir hayat sürmesine sebeb oldu. Şiirlerinde süslü kelimelere yer veren Karaçelebizâde, Arap edebiyâtında da tanınmış bir şahsiyetti. Cömert ve kerem sâhibiydi. Bursa’da kaldığı müddet içinde, birçok çeşme yaptırdı ve Müftü Suyu adıyla anılan meşhur suyu, Uludağ’ın eteğinden o şehre getirtti. Sed başında bir câmi inşâ ettirdi. Eserleri: 1. Ravdat-ül-Ebrâr: Dillere destan olan bu kıymetli eseri, Âdem aleyhisselâmdan 1646 (H. 1056) târihine kadar olan hâdiseleri anlatır. Dört bölümden meydana gelir. Sultan İbrâhim’e ithâf ettiği bu eserinde, şu bölümler vardır: a) Peygamberler târihi, b) Sevgili Peygamberimizin hayâtı ve güzel ahlâkı, c) İslâm hükümdârları târihi, d) Osmanlı sultanları târihi. Sakız Adasında ve Bursa’da bulunduğu sırada da Sultan Dördüncü Mehmed’in tahta geçişinden, 1648 senesine, yâni kendi zamânının son günlerine kadar geçen olayları ele alan, Ravdat-ül-Ebrâr zeylini ise açık bir dille hâtıra şeklinde yazmıştır. Târihî bir kaynaktır. 2. Mir’ât-üs-Safâ fî Ahvâl-il-Enbiyâ: Âdem aleyhisselâmdan sevgili Peygamberimize sallallahü aleyhi ve sellem kadar yazmış olduğu ayrı bir peygamberler târihidir. 3. Süleymânnâme: Kânûnî Sultan Süleymân devrini anlatır. Bu eser Şeyhülislâm Hoca Sâdedîn Efendinin Tâc üt-Tevârih’ine bir zeyldir. Süslü ve edebî bir dille yazılmıştır. 4. Hilyet-ül-Enbiyâ, 5. Zafernâme: Dördüncü Murâd Hanın Revân ve Bağdat seferlerini anlatır. Bu esere; “Târih-i Feth-i Revân ve Bağdâd” adı da verilmiştir. 6. Ahlâk-ı Muhsinî Tercümesi: Ahlâk ilmine dâirdir. 7. Hall-ül-İştibâh an Ukdet-il-Eşbâh: Fıkıh ilmine dâir Eşbâh şerhidir. 8. Kitâb-ül-Elgâz fî Fıkh-il-Hanefiyye: Fıkha dâirdir. 9. Kâfi: Fıkıh kitâbıdır. 10. Gülşen-i Niyâz: Manzûm bir eserdir. 11. Ferâyih-un-Nebeviyye fî Siret-il-Mustafaviyye: Kazerûnî’nin Siyer-i Nebevî’sinin tercümesidir. 12. Dîvân-ı Eş’âr, 13. Risâle-i Kalemiyye, 14. Nefehât-ül-Üns: Fıkıh ilmine dâir Ravdât-ül-Kuds adlı esere yazdığı şerhidir.



Fâtih Sultan Mehmed Han devri ilim ve devlet adamı. Karamanlıdır. Mevlânâ Celâleddîn Rûmî neslinden olup, babasının adı Ârif Çelebidir. Genç yaşında İstanbul’a gelen Mehmed Paşa, Sadrâzam Velî Mahmûd Paşa ile tanıştı. Onun sevkiyle Paşanın kendi vakf ve tesis ettiği medresede tahsil gördü. İlmiye sınıfından mezun olduktan sonra bir müddet müderrislik yaptı. Sonra vezirlik pâyesiyle nişancı oldu. Bu arada Fâtih Sultan Mehmed Hanın teveccühünü kazanarak devlet memuriyetlerinin düzenlenmesi ve devlet idâresine âit temel kânunların tertibi husûsunda pâdişâhın müşâviri oldu. 1478 yılı Mayısında Gedik Ahmed Paşayı vazîfeden alan Fâtih Sultan Mehmed Han, Mehmed Paşayı sadârete getirdi. Sadrâzamken Uzun Hasan’a yazdığı, üslûp ve muhtevâsı sebebiyle beğenilen siyâsî mektuplar, şöhretini artırdı. Fâtih Sultan Mehmed Hanın vefâtından bir gün sonra 4 Mayıs 1481’de Tahtakale’de isyân eden yeniçeriler tarafından öldürüldü. Kumkapı’da yaptırdığı Nişancı Câmii bahçesine defnedildi. Mehmed Paşa, değerli ve âlim bir vezir olup, Fâtih Sultan Mehmed Han zamânında hazırlanmış olan Kânunnâme-i Âl-i Osmân, bunun sadâretinde kaleme alındı. Câmi ve medrese yaptırdı. Karamanî Mehmed Paşanın târih yazarlığı ve şâirliği de vardı. Yazdığı Osmanlı Târihi Arapça olarak iki kısımdan meydana gelir. Birinci kısım Osman Gâziden, Fâtih Sultan Mehmed Hanın cülûsuna (1451), ikinci kısım 1451 yılından 1480’e kadarki devirlere âittir. Mehmed Paşa kendisi şâir olduğundan şâir ve ediplere çok alâka gösterirdi. Sâde ve külfetsiz bir üslûpla yazdığı şiirlerinde Nişânî mahlasını kullanmıştır. Ka’r-ı bahr-ı dilde kalur mı bu dürr-i şâhvâr Ey Nişanî îtibâr-ı hazret-i şah olmasa.


Mısır’da Kavalalılar Hânedânlığının kurucusu. 1769 yılında Makedonya’da Kavala şehrinde doğdu. Babası, Kavala Kalesi bekçibaşısı İbrâhim Ağadır. Kavala’da büyüyerek, ticâretle uğraştı. Fransızların Mısır’ı istîlâsı üzerine Osmanlı ordusuna asker yazılarak, Rumelideki Arnavut askerinin kumandanı Puyanlı Hasan Paşanın maiyetine girdi. 1799’da Mısır’a vardı. Fransızlarla yapılan muhârebelerde ve bilhassa Ebû Kayr Muhârebesinde fevkalâde cesâret gösterip, şöhret kazandı. Üstün zekâsı ile dikkat çeken Kavalalı Mehmed Ali’nin îtibârı devamlı arttı. Napolleon Banoparte ve Fransız ordusu Mısır’dan kovulunca, orada kalıp, Arnavud askerlerinin kumandanı oldu. Mısır’daki askerleri disiplin altına alarak, kontrol etti. Böylece Mısır’da âsâyişi temin edince, bu muvaffakiyeti İstanbul’a arz edildi. Mısır’da kuvvetli bir idârenin, ancak muktedir bir şahsiyet olan Mehmed Ali tarafından sağlanacağını kestiren Sultan Üçüncü Selim Han (1789-1807) onu vezir pâyesiyle Mısır vâliliğine tâyin etti (8 Temmuz 1805). Mehmed Ali Paşa, Mısır’da âsâyişi ve emniyeti temin edip, âsîleri ortadan kaldırdı. İskenderiye civârına asker çıkaran İngilizleri büyük bir bozguna uğrattı(1808). İbrâhim ve İsmâil paşaların yardımı ile hâkimiyetini, Sai, Nevbe ve Sudan’a doğru genişletti. Mısır’ın kültürünü geliştirmeye ve îmârına çalışarak, Fünûn-ı Harbiye, Tıbbiye ile diğer lüzumlu okulları açtırdı. Tercüme komisyonları vâsıtasıyla yeni bilgilerin yayılmasına çalıştı. Avrupa’dan getirttiği öğretmenler vâsıtasıyla meslek ve sanat elemanları yetiştirdi. Gayret ve teşvikleriyle kısa zamanda, zirâat ve sanayi geliştirilerek, atölye ve fabrikalar kuruldu. Aşağı Mısır ve Nil Vâdisi elverişli duruma getirilerek; pirinç, pamuk, şekerkamışı gibi çeşitli hubûbatın üretimi arttı. Bu sırada; Sultan İkinci Mahmûd Han (1808-1839) devrinde Necd taraflarından çıkan Müseyleme-i Kezzâb neslinden olan Vehhâbîler Arab Yarımadasının çoğunu zaptedip, ahâliye zulm yapıp, İslâmî müesseseleri tahrib ettiler. Vehhâbîler Hicaz’ı tehdid etmeye başlayınca, Bâbıâlî’nin emriyle bölgeye asker sevk eden Kavalalı Mehmed Ali Paşa, Arabistan’ın mübârek şehirlerinin Vehhâbî sapıklarından temizlenmesine çok önem verdi. İsyânın elebaşılarını yakalayarak İstanbul’a gönderdi. Hac yolunu emniyet altına aldı. Bu başarıları üzerine oğlu İbrâhim Paşaya vezirlik rütbesiyle Hicâz umûmî vâliliği verildi. Mora’daki Rum İsyânında oğlu İbrâhim Paşa komutasında yardım gönderen Mehmed Ali Paşanın donanmasıFransız, İngiliz, Rus gemilerinden meydana gelen filo tarafından yakıldı. Bu olay üzerine Mehmed Ali Paşa geri kalan donanmasını padişaha haber vermeden geri çekti. 1828-29 Osmanlı-Rus Savaşına da devletçe istendiği halde yardım göndermedi. Bu olaylar pâdişah ile Mısır vâlisinin arasını açtı. İngilizler de bu anlaşmazlığın büyümesi için gayret sarf etti. Bilhassa Mustafa Reşid Paşayı kullanarak Osmanlı Devletini Mısır’a müdahale etmek üzere kışkırttılar. Yapılan mücâdelede düzenli ve disiplinli kuvvetlere sâhip Mısır ordusu, Kütahya’ya kadar ilerledi. Bu olaylar üzerine Sultan Abdülmecîd Han (1839-1861) devrinde 1841’de yapılan antlaşma ile Mısır vâliliği Kavalalı Mehmed Ali Paşaya ve nesline verildi. 1845’te İstanbul’a gelerek, Osmanlı Sultanı Abdülmecîd Hana bağlılığını arz edip, iyi kabul gördü. 1847’de iyice ihtiyarlayan ve aklî durumu bozulan Mehmed Ali Paşanın yerine oğlu İbrâhim Paşa Mısır vâli vekilliğine tâyin edildi. 1849’da Mısır’da vefât eden Kavalalı Mehmed Ali Paşanın Kâhire’de mükemmel bir türbesi vardır. Yerine torunu Abbâs Hilmi Paşa Mısır vâlisi oldu. Kavalalı Mehmed Ali Paşanın kurduğu hânedânlık 1953 târihine kadar devâm etti


On dokuzuncu yüzyıl Osmanlı devlet adamı ve şâiri. Muhammed İzzed Molla, Konyalı Mustafa Efendinin evlâdından olan Muhammed Sâlih Efendinin oğludur. 1785 târihinde İstanbul’da doğdu. Tanzimât öncesi Divan Edebiyatının son temsilcilerindendir. Zamanının usûlüne göre din ve fen ilimlerini tahsil ettikten sonra ilmiye sınıfına girerek İstanbul’da Galata Kadılığına kadar yükseldi. Babası Sâlih Efendi 1799 (H. 1214)da vefat edince birçok sıkıntılar çekti. Hattâ bir gün sabahleyin intihâr etmeye karar verip evinden çıkmıştı. Bir kayığa binip Kuruçeşme sâhilinden geçerken penceresi önünde Sâib Dîvânı’nı incelemekte olan meşhur Hançerli Bey, bu gencin zarîf hâlini görünce bir beytin açıklamasını ricâ etmişti. İzzed Molla dalmış olduğu ümitsizlik fırtınasından sıyrılarak, beyti pek güzel açıkladı. Hançerli Bey onun ilmine ve irfanına hayrân kaldı. Böylece İzzed Molla intihar gibi büyük bir günahtan kurtulmuştu. Bu zât onu ileride Hâlet Efendiyle tanıştıracaktır. Bu sıralarda on dört yaşlarında olan İzzed Molla, edebiyatla meşgul olan enişteleri Meş’alecizâde Esad Efendi ile Kadıasker Moralızâde Hâmid Efendinin himâyesinde büyüdü. İlmiye mesleğindeki ilk vazifesi 1809’da Bursa Müfettişliğidir. İzzed Molla hemen az bir süre sonra Merzifonlu Kara Mustafa Paşanın torunlarından bir hanımla evlendi. Bu evlilikten dört erkek çocuğu oldu. Bunlardan birincisi, Tanzimât devri sadrâzamlarından meşhur mason Fuâd Paşadır. İzzed Molla, Hâlet Efendiden başka, Şeyhülislâm İsmet Beyzâde Ârif Hikmet Efendinin de dikkatini çekmişti. Sultan İkinci Mahmûd Hanın da iltifâtlarına mazhar olmuş, bu sebeple sık sık saraya dâvet edilmiştir. Serbestçe konuşmaları pâdişah tarafından lâtife kabul edilir, azarlanmazdı. 1825’te Mekke-i mükerreme kâdısı, 1826’da ise İstanbul pâyesi verildi. Harameyn, sonra 1827’de eyâlet tevzî defteri müfettişi oldu. Rus Harbine taraftar olmadığı için aynı yıl Sivas’a sürüldü. Sonra haklı olduğu anlaşılınca affı için ferman çıkarıldı. Ancak ferman yoldayken Ağustos 1829’da kırk dört yaşında vefât etti. Önce Sivas’a defnedildi; sonra kemikleri İstanbul’a getirilerek Atpazarı’nda Canbaziye Mahallesinde Mustafa Bey Mescidi avlusundaki âile mezarlığına defnedildi. Babası da orada medfundur. Nüktedan, zekî ve hoşsohbet bir zât olup, Mevlevî Tarikatine mensuptu. Edebî şahsiyeti ve tesirleri: Devrinin ilim ve edebiyat dünyâsı içinde tanınıp, îtibâr kazandı. Bu vaziyet ilim ve irfandaki kudretini gösterdiği gibi şiir ve edebiyattaki üstün seviyesini de ifade etmektedir. Kasidelerinde Seyyid Vehbi ve Nef’î tesiri görülür. Mevlevî olması dolayısıyla Mevlânâ’dan sık sık bahseder. Divan şâirlerinden Fuzûlî, Rûhî-i Bağdâdî, Nedim ve Şeyh Gâlib’e meyleder. Aynî, Neş’et, Beliğ, Nazim, Nevres ve özellikle Şeyhülislâm Ârif Hikmet Efendi gibi şâirleri taklid ederdi. Divan edebiyatı geleneğine bağlıdır. Kâfiye ve mazmunları orijinal olması bakımından zamanındakilerden ayrılır. Savunduğu fikirleri zengin hayalleri arkasında saklamasını bilir. Divan edebiyatının son orijinal şâirlerinden sayılmıştır. Eserleri: 1. Devhat-ül-Mehâmid fi Tercemet-il-Vâlid: Babasının biyografisidir. 2. Gülşen-i Aşk: Tasavvufî, sembolik bir mesnevîdir. 3. Mihnet Keşan: Keşan’a sürgüne gidişini ve dönüşünü anlatan bir mesnevîdir. 4. Dîvân-i Bahr-i Efkâr: Bu eserini (Dîvân’ını) Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî hâtırasına kaleme almıştır. Bu dîvânında Mevlâna’ya olan bağlılığını; Molla-yi Rûm’un kemter gedâsı Etdikde nazmın tanzîme himmet Her bir gazelde nâm-ı şerifin Yâdıyla kıldı arz-ı muhabbet mısralarıyla ifâde etmiştir. 1839 (H. 1255)da Mısır’da basılmıştır. 5. Lâyiha: İzzed Molla’nın siyâsî konularda, devlet işleri ile ilgili bir eseri olup, dili sâdedir. 6. Dîvân-ı Hazân-ı Âsâr: Olgunluk dönemine ait şiirlerini ihtivâ eder. Bu Dîvân’ını, Şah-ı Nakşibend’in hâtırası için kaleme almıştır. Bu Dîvân’ındaki: Rûhî fedâk ey gül-i gülzâr-ı Nakşbend Oldum hezâr cânım ile zâr-ı Nakşbend Evvelki oldu ârif-i Rûm’un avârifi Dîvân-ı diğerim ola âsâr-ı Nakşbend mısraları da bu numûnelerden birisidir. 1841 (H. 1257) de İstanbul’da basılmıştır. 7. Şerh-i Elgâz-ı Râgıb Paşa: Meşhur Râgıp Paşanın bâzı muammalı beyitlerinin açıklaması olup, bu eseri basılmamıştır.


Büyük Türk denizcilerinden. Asıl adı Ahmed Kemâleddîn olup, 1451 yılında Karaman, Ağrıboz veya Gelibolu’da doğduğu rivâyet edilmektedir. Babası Karaman’da Ali adındaki bir Türktür. Meşhur Pîrî Reis’in kardeşi Hacı Mehmed’in oğludur. Kemâl Reis denizlerde yetişmiş, ünü bütün Avrupa’ya duyulmuş kahraman bir kumandandır. Gençliğinde Eğriboz sancakbeyinin küçük filosunun komutanlığı ile ve emrindeki diğer gemilerle Endülüs’e kadar seferler yapmıştı. Kendi başına İspanya’daki Müslümanların imdâdına koşmuş, buradaki Endülüs Devletinin ortadan kalkmasına kadar elinden gelen yardımı esirgememiştir. Akdeniz’deki gayret ve çalışmaları, Müslümanlara her zaman yardıma koşması Osmanlı Sultanı İkinci Bâyezîd Hanın onu İstanbul’a çağırmasına sebeb oldu. Sultan İkinci Bâyezîd Han onu devlet hizmetine çağırınca Kemâl Reis 1494-1495 (H.900) yılında geldi ve donanmaya katıldı. Sultan İkinci Bâyezîd Han Mekke ve Medîne vakıf eşyâlarını götüren gemilere Rodos şövalyelerinin verdiği zarara Kemâl Reis’in mâni olacağına inanıyordu. Dînine bağlı, mukaddes beldeye hizmet etmeyi her şeyden üstün tutan sultan için bu vakıf mallarının yerine ulaştırılması çok önemliydi. Devlet hizmetine girdiği seneden îtibâren donanmada düzeltme ve yenilikler yapan Kemâl Reis 1497 (H.903) yılında Mekke ve Medîne’ye gönderilen vakıf mallarını götüren donanmanın başına getirildi. Kemâl Reis gidiş ve dönüşte Venediklilerle yaptığı iki savaşı da kazandı. Gemilere koyduğu o zamana kadar görülmeyen uzun menzilli toplardan istifâde etti. Sultan İkinci Bâyezîd Han, Venediklilere karşı Gelibolu’da hazırlattığı donanma işini Kemâl Reis’e vermişti. Kemâl Reis 1499-1502 yılları arasında Venedikle yapılan savaşlarda donanmanın bir filosuna kumanda etti ve zaferlerin kazanılmasında büyük hizmetleri görüldü. 1405-1505’te (H. 910) Rodos’a büyük bir akın düzenleyen Kemâl Reis, aynı yıl İspanya’daki Benî Ahmer Devletinin 1493’te yıkılmasından sonra Müslümanlara ve Yahûdîlere akıl almaz işkence ve zulümlerde bulunan İspanyollardan kurtarabildiklerini İstanbul’a getirdi. Rodos şövalyelerinin Güney Anadolu limanlarına yaptıkları baskının öcünü almak için 1511 yılının başlarında sefere çıkan Kemâl Reis’in gemisi fırtınada batmış, kendisi de boğulmuştur. Zaferleri, yaptığı hizmetleri ile Türk denizciliğinin şöhretli kumandanlarından olan Kemâl Reis, on yedi yıl Osmanlı Devletine hizmette bulundu.


Osmanlı devlet adamlarından. Babasının adı Abdüssamed’dir. Fâtih Sultan Mehmed Han (1451-1481) devrinde saraya alınarak, Enderun’da eğitim ve öğretim gördü. 1481’de Hazinedârbaşı, 1482’de Kapıcılar Kethüdası olup, 1489-1492 tarihleri arasında Kapıcıbaşılık yaptı. 1490’da Roma’ya gönderilip,Sultan İkinci Bâyezîd Han (1481-1512) tarafından kardeşi Cem Sultan’a gönderilen nâme ve hediyeleri götürdü. 1495’te Avlonya, 1497’de Gelibolu Sancakbeyi oldu. 1498’de Rumeli Beylerbeyliğine tâyin olundu. Koca Mustafa Paşa, Rumeli Beylerbeyi olarak, Sultan İkinci Bâyezîd Han devrinde, Osmanlı-Venedik Harbinde, 1499 İnebahtı Seferinde, burasının karadan kuşatılmasına memur edildi. Ağustos 1499’da İnebahtı Kalesinin anahtarlarını teslim aldı. 1501’de vezir oldu. İkinci vezirken, 1511’de Vezîr-i âzam tâyin edildi. Sultan İkinci Bâyezîd Handan sonra Yavuz Sultan Selim Han da onu Vezîr-i âzamlıkta bıraktı. Fakat Yavuz Sultan Selim Hanın saltanatının ilk yıllarında olan Şehzâdeler Meselesi hâdiselerine adı karışınca, 1512 yılında Bursa’da öldürüldü. Koca Mustafa Paşanın kabri Pınarbaşı’nda Bursa Mevlevîhanesi karşısındadır. İstanbul’da “Koca Mustafa Paşa” semtinde kendi adıyla anılan câmi, imâret, medrese, mektep ve tekkeden meydana gelen bir külliye, Eyüp’te câmi, Rumeli’nde Yenice-i Karasu’da imâret, Nevrekop’da câmi ve mektep yaptırmıştır.
Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
1 Şaban 1438
Miladi:
28 Nisan 2017

Söz Ola
Dağ ne kadar yüksek olursa olsun, yol onun üzerinden geçer. Sen dağ olmaya heveslenme, asla gururlanma; yol ol ki, herkes senin üzerinden geçerken, sen dağların bile üzerinden geçesin.
Akşemseddin Hazretleri
Osmanlılar Twitter