Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


On yedinci yüzyıl Osmanlı sadrâzamlarından. Ayaşlıdır. Enderûn’da tahsil görüp yetişmiştir. Kiler kethüdâlığı ve Hasodada çuhadarlık vazîfelerinde bulunduktan sonra, Rumeli Beylerbeyliği pâyesi ve günde iki yüz akçe ile emekli oldu. 1678 Martında Abdi Paşanın İstanbul Kaymakamlığına tâyini üzerine, onun yerine Nişancılığa getirildi. Daha sonra Sadâret Kaymakamı tâyin olundu ve çok geçmeden vezîriâzamlığa getirildi. Bu sırada isyân eden ocaklıya karşı, sancak-ı şerîf çıkartarak, isyânı zamânında bastırdı (Ocak 1688). Böylece İstanbul’daki zorbalara ve Rumeli’deki eşkıyâya büyük bir darbe indirdi. Ancak 1689’da Avusturya Seferine çıkmaması ve yerine zorbalıktan paşalığa çıkmış Yeğen Osman Paşayı göndermesi azline sebeb oldu ve Kavala Kalesinde hapsedildi. Daha sonra oradan Rodos’a gönderildi. İsmâil Paşa buradayken 1690 Nisanında katledildi. Ölümünde yaşı yetmişi geçmişti. Katline sebeb olarak Fâzıl Mustafa Paşa ile olan rekâbeti gösterilir.



Sultan Üçüncü Ahmed Han devri vezirlerinden. Devrin seçkin şâir ve ediplerindendi. Doğum târihi kesin belli değildir. Vezir Damad Muhammed Paşanın oğludur. 1727 yılında Defterdar Mektupçusu, yâni Mâliye Bakanlığı Özel Kalem Müdürü tâyin edildi. Daha sonra babası gibi o da Defterdarlığa (Mâliye Bakanlığına) getirildi. 1729 yılında, görülen kabiliyet ve dirâyeti sebebiyle, vezirliğe terfi ettirildi. Sultan Ahmed Hanın vefâtından sonra, yerine geçen Sultan Birinci Mahmûd Hanın ilk Mâliye Bakanı olarak da hizmet verdi. Lâle devrinin önde gelen ilim ve irfan sâhiplerinden ve edebiyatçılarındandı. 1732 târihinde Bağdat ordusunda vazifelendirildi. Daha sonra Anadolu vâliliği ile Revân’a gönderildi. Bu sırada Sadâret Kaymakamlığına (Sadrazam Yardımcısı) tâyin olundu. 1734 târihinde Doğu Orduları Serdârı tâyin edilerek İran Seferine gönderildi. Revân’da bulunduğu sırada, aynı yıl içinde vefât ederek, buradaki Sâliha Sultan Câmii yakınında defnedildi. İzzet Ali Paşa, aldığı devlet hizmetlerini başarı ile yürüttü. Dirâyetli, zekî ve çalışkan bir devlet adamıydı. Şiirle ve edebiyatla olan alâkası, kendisini çağının güçlü şâir ve münşîleri (yazar) seviyesine yükseltmişti. Şiirlerini ihtiva eden Dîvân’ı el yazması hâlindedir. Şiirleri berrak, lezzetli ve makbûldür. Kendisi aynı zamanda iyi bir hattat idi. Dîvânî üslubuyla yazdığı yazılar, üslûbunda örnek kabul edilmiştir. Kasımpaşa’da Sel Kuyusu civârında bir çeşme yaptırmıştır. Bir gazelinden: Sevk-i takdîrde endâze (ölçü) vü mîzân (terazi) olmaz, Feyz-i Mevlâya göre nâkıs ü kâmil birdir. Bir olur Adl-i İlâhî’de Süleymân ile mûr (karınca), Dergeh-i Hak’da hemân şâh ile sâil (dilenci) birdir. Yine erbâbı bilir ehl-i kemâlin kadrin, Bezm-i cühhâlde Hassân ile Bâkı birdir. İzzetâ rahmet-i Hak nîk ü bede yeksândır, Yağsa bârân-ı kerem, bahr ile sâhil birdir.


Osmanlı âlimlerinden. Yüz dördüncü Osmanlı şeyhülislâmıdır. Osmanlı târihinde Vak’a-i Hayriye adıyla anılan yeniçeri ocağının kaldırılması için fetvâyı veren şeyhülislâmdır. İsmi Mehmed Tâhir olup, Tokatlı Kâdı Ömer Efendinin oğludur. Bu sebeple Kâdızâde diye şöhret bulmuştur. 1747 (H. 1160) senesinde Tokat’ta doğdu. 1838 (H. 1254) senesinde İstanbul’da vefât etti. Eyyûb Sultan civârında, Bostan İskelesi yakınına defnedildi. Çocuk yaşında tahsile başladı ve ilk tahsilini babasından aldı. Daha sonra İstanbul’a gelip, zamânının meşhur âlimlerinden aklî ve naklî ilimleri öğrendi. 1782 senesinde girdiği imtihânda üstün başarı göstererek, müderrislik rüûsunu (diplomasını) kazandı ve kadılık mesleğini seçti. Anadolu ve Rumeli’nin birçok illerinde kâdılık yaptı. İnsanlara Allahü teâlânın emir ve yasaklarını anlatarak, onların din ve dünyâ saâdetine vesîle oldu. 1818 senesinde İstanbul kâdılığına tâyin edildi. 1824 senesinde Anadolu kazaskeri oldu. Bu arada Rumeli pâyesini de kazanıp, 1825 senesinde Mekkîzâde Mustafa Âsım Efendinin ayrılmasıyla boşalan şeyhülislâmlık makâmına yükseltildi. Sultan İkinci Mahmûd Hanın, yeniçeri ocağını kaldırıp, yerine disiplinli ve itâatkâr bir ordu kurulması fikrini samîmiyetle destekledi. 1826 senesinde yeniçeri ocağının kaldırılması için fetvâ verdi. Bu cesur ve kararlı davranışı sebebiyle Sultan İkinci Mahmûd Hanın iltifât ve ihsânlarına kavuştu. Pâdişâh, elmas taşlı kıymeti bir yüzüğü Mehmed Tâhir Efendiye hediye etti. Sultan İkinci Mahmûd Han tarafından, şeyhülislâmın fetvâsıyla Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye adlı yeni bir ordu kuruldu. Kâdızâde Mehmed Tâhir Efendi bu makamda iki buçuk yıl kaldıktan sonra, yaşı seksene ulaştığında, 1828 senesinde vazîfeden ayrıldı ve evinde istirâhate çekildi. Allahü teâlâya ibâdet ve tâatle meşgul Kâdızâde Mehmed Tâhir Efendi, aklî ve naklî ilimlerde derin âlim ve cesûr bir zâttı. Kâdılığı ve şeyhülislâmlığı müddetince adâlet ve doğruluktan ayrılmadı. Zühd ve takvâ sâhibiydi. Başta pâdişâh olmak, üzere herkesin sevgi ve teveccühüne kavuştu. Zekî, çalışkan, ileri görüşlü ve yeniliklere çabuk uyum sağlardı. Vazîfesini müdrik olup, kendisine bir mesele sorulduğu zaman iyice araştırır, düşünür ve cevâbını verirdi. Fıkıh ilminde yüksek ilim sâhibi ve edebiyâta karşı meraklıydı. Cömert olup hayır hasenât yapmayı severdi. Kocamustafapaşa Altımermer civârında bir dergâh binâ ettirmişti. Kâdızâde Mehmed Tâhir Efendinin eserleri şunlardır: 1) Mecmûât-ül-Fetâvâ, 2) Şerh-i Kelimet-üt-Tevhîd, 3) On iki tarîk üzere yazılmış Nûriyye Risâlesi, 4) Tefsîr-i Sûre-i İhlâs, 5) Talâk hakkında bir risâle.


On yedinci yüzyıl Osmanlı sadrâzamlarından. 1634’te Merzifon yakınlarındaki Marince köyünde doğdu. Sultan Dördüncü Murâd Hanın Bağdat’ı fethinde (1639) şehid olan süvâri subaylarından Oruç Beyin oğludur. Dört yaşında yetim kalan KaraMustafa, babasının dostu olan Köprülü MehmedPaşanın himâyesinde ve kendisiyle yaşıt Fâzıl Ahmed (Paşa) ile berâber büyüdü. İyi bir tahsîl görüp, kıymetli bir asker olarak yetişti. Köprülü Mehmed Paşaya dâmâd oldu. Köprülü Mehmed Paşa, vezîriâzam olunca, Kara Mustafa’yı telhisçi (vezîriâzam veya vekîli tarafından pâdişâha takdim edilmek üzere saraya gidecek evrâkı götüren memur) yaptı. Erdel Seferinde Yanova Kalesinin zaptını pâdişâha bildirmesi üzerine, Eylül 1658’de ikinci mîrahurluğa terfî etti. Bir buçuk sene sonra Silistre beylerbeyi, ardından 1661’de vezirlikle Diyarbakır vâlisi oldu. Fâzıl Ahmed Paşa vezîriâzam olunca, Kara Mustafa Paşa da Aralık 1661’de kaptanpaşalığa tâyin oldu. Vezîriâzam Fâzıl Ahmed Paşa Avusturya seferine serdâr-ı ekrem tâyin edilince, Nisan 1663’te kaptanpaşalık üzerinde kalmak üzere sadâret kaymakamı tâyin edildi. Bu vazîfeyi vezîriâzamın 1665’te Girit Seferi ve daha sonraki Lehistan Seferi esnâsında da yürüttü. 1676’da Fâzıl AhmedPaşanın vefâtı üzerine mühr-i hümâyûn, üçüncü vezir olan Kara Mustafa Paşaya verildi. Sadâret kaymakamı sıfatıyla hükûmet işlerini uzun seneler gördüğü için işlerde bir aksaklık olmadı. Onun ideâli, devleti, Kânûnî devrindeki azâmet ve kudretli durumuna eriştirmekti. 1678’de Rus Seferine çıkarak, Çehrin’i aldı. 1683’de Avusturya Seferine çıktı. Viyana’yı şiddetli bir muhâsara altına aldı. Ancak kaleyi tam düşürmek üzereyken Kırım Hanının ihâneti netîcesinde Osmanlı ordusu mağlub oldu. Viyana bozgununu fırsat sayan muarızları, Belgrad’a gelen Mustafa Paşanın 25 Aralık 1683’te îdâmına sebeb oldular. Îdâmında elli yaşlarındaydı. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, zekî, irâdesi sağlam, azim sâhibi, işten anlar değerli bir devlet adamıydı. Tetkik edilen olaylara, gerek Türk ve gerek yabancı kaynaklara göre Kara Mustafa Paşa otorite sâhibi olup, sevk ve idâre kâbiliyetiyle bozgunluğu durdurup felâketi önleyecek kudretteydi. Hattâ Budin vâlisi ihtiyar vezir İbrâhim Paşa bile Mustafa Paşayla arası iyi olmamasına rağmen onun îdâm edilmeyip, bu işin sonunun yine Paşa’ya bırakılmasını tavsiye ederek Mustafa Paşanın ehliyetini beyân etmiştir. Nitekim Kara Mustafa Paşadan sonra yerine getirilen serdarların ehliyetsizlikleri mağlubiyetlerin senelerce devâmına ve düşmanın Balkanlara kadar sarkmasına sebeb olmuştur. Kara Mustafa Paşanın birçok hayır ve hasenâtı vardır. İstanbul’da Galata ve Yedikule dışında birer mescidi ile Merzifon’da câmi, bedesten ve sayısız çeşmeler yaptırmıştır. Çarşı kapısındaki medrese, mescid, mekteb, sebil ve medrese talebesi için olan kütüphâne vefâtından bir yıl sonra tamamlanmıştır. Kayseri civârında eşkıyâ yatağı olan İncesu denilen yeri kendisinin mülkü yazdırıp, câmi, hamam, medrese yaptırdıktan sonra kırk muhâfızı ile o tarafların âsâyişini temin etmiştir. Ölümünden sonra mülkü pâdişâhın hatt-ı hümâyûnu ile evlâdına ihsân olunmuştur. Paşa’nın nesli devâm etmiş olup âileden birçok vezir yetişmiştir.


Osmanlı âlimlerinden. Otuz üçüncü Osmanlı şeyhülislâmıdır. İsmi, Abdülazîz’dir. Sultan Üçüncü Mehmed Han zamânı âlimlerinden, Rumeli Kazaskeri Karaçelebizâde Hüsâmeddîn Efendinin oğludur. Karaçelebizâde Abdülazîz Efendi diye meşhur olmuştur. 1591 (H. 1000) senesinde İstanbul’da doğdu. 1658 (H. 1068) senesinde Bursa’da vefât etti. Şeyh Mehmed Deveci mezârlığına defnedildi. Küçük yaştayken babası vefât eden Karaçelebizâde Abdülazîz Efendi, ilk tahsilini ağabeyi Mehmed Efendiden yaptı. Şeyhülislâm Sun’ullah Efendiden ilim öğrendi. Staj süresini doldurduktan sonra müderrisliği seçip, ilk olarak 1611 senesinde İstanbul’da Hayreddîn Paşa Medresesine tâyin edildi. Kalenderhâne, Sahn-ı Semân (Fâtih) medreselerinden birinde, Hankâh ile Eyyûb ve Süleymâniye medreselerinde müderrislik yaptı. Daha sonra Yenişehir kâdılığına tâyin edildi. Mekke-i mükerreme kâdılığına gönderildi. Tekrar İstanbul’a dönüp, Edirne kâdılığına tâyin edildi. Bir müddet sonra da İstanbul kâdılığına terfî ettirildi. Bundan sonra Kıbrıs’a gönderildi. Daha sonra tekrar İstanbul’a dönüp ilmî çalışmalarla meşgûl oldu. 1648’de Sultan Dördüncü Mehmed tarafından Rumeli kâdıaskerliğine tâyin edildi. Bu vazîfede bir sene kaldı. 1651 senesinde şeyhülislâm oldu. Beş ay kaldığı bu vazîfe esnâsında, fıkha dâir eserlerini tamamladı. Karaçelebizâde, Sakız Adasına gönderilince, yerine Ebû Saîd Efendi getirildi. Orada Ravdat-ül-Ebrâr’a güzel bir zeyl (ilâve) yazdı. İki sene sonra kendi isteğiyle Bursa’ya nakledildi. Bursa’da uzun müddet ikâmet edip, eser yazmakla meşgûlken vefât etti. Karaçelebizâde Abdülazîz Efendi, aklî ve naklî ilimlerde yüksek derece sâhibi olup, zamânındaki âlimlerin üstünlerindendi. Fıkıh ilminde özel ihtisâsı vardı. Târihe karşı büyük alâkası olan Karaçelebizâde, bu konuda birçok kıymetli eser yazdı. Aynı zamanda şâir ve edip olan Karaçelebizâde, şiirlerinde Azîzî mahlasını kullanırdı. Sert bir mîzâca sâhipti, bu yüzden bâzı hareketleri, mâcerâlı bir hayat sürmesine sebeb oldu. Şiirlerinde süslü kelimelere yer veren Karaçelebizâde, Arap edebiyâtında da tanınmış bir şahsiyetti. Cömert ve kerem sâhibiydi. Bursa’da kaldığı müddet içinde, birçok çeşme yaptırdı ve Müftü Suyu adıyla anılan meşhur suyu, Uludağ’ın eteğinden o şehre getirtti. Sed başında bir câmi inşâ ettirdi. Eserleri: 1. Ravdat-ül-Ebrâr: Dillere destan olan bu kıymetli eseri, Âdem aleyhisselâmdan 1646 (H. 1056) târihine kadar olan hâdiseleri anlatır. Dört bölümden meydana gelir. Sultan İbrâhim’e ithâf ettiği bu eserinde, şu bölümler vardır: a) Peygamberler târihi, b) Sevgili Peygamberimizin hayâtı ve güzel ahlâkı, c) İslâm hükümdârları târihi, d) Osmanlı sultanları târihi. Sakız Adasında ve Bursa’da bulunduğu sırada da Sultan Dördüncü Mehmed’in tahta geçişinden, 1648 senesine, yâni kendi zamânının son günlerine kadar geçen olayları ele alan, Ravdat-ül-Ebrâr zeylini ise açık bir dille hâtıra şeklinde yazmıştır. Târihî bir kaynaktır. 2. Mir’ât-üs-Safâ fî Ahvâl-il-Enbiyâ: Âdem aleyhisselâmdan sevgili Peygamberimize sallallahü aleyhi ve sellem kadar yazmış olduğu ayrı bir peygamberler târihidir. 3. Süleymânnâme: Kânûnî Sultan Süleymân devrini anlatır. Bu eser Şeyhülislâm Hoca Sâdedîn Efendinin Tâc üt-Tevârih’ine bir zeyldir. Süslü ve edebî bir dille yazılmıştır. 4. Hilyet-ül-Enbiyâ, 5. Zafernâme: Dördüncü Murâd Hanın Revân ve Bağdat seferlerini anlatır. Bu esere; “Târih-i Feth-i Revân ve Bağdâd” adı da verilmiştir. 6. Ahlâk-ı Muhsinî Tercümesi: Ahlâk ilmine dâirdir. 7. Hall-ül-İştibâh an Ukdet-il-Eşbâh: Fıkıh ilmine dâir Eşbâh şerhidir. 8. Kitâb-ül-Elgâz fî Fıkh-il-Hanefiyye: Fıkha dâirdir. 9. Kâfi: Fıkıh kitâbıdır. 10. Gülşen-i Niyâz: Manzûm bir eserdir. 11. Ferâyih-un-Nebeviyye fî Siret-il-Mustafaviyye: Kazerûnî’nin Siyer-i Nebevî’sinin tercümesidir. 12. Dîvân-ı Eş’âr, 13. Risâle-i Kalemiyye, 14. Nefehât-ül-Üns: Fıkıh ilmine dâir Ravdât-ül-Kuds adlı esere yazdığı şerhidir.


Fâtih Sultan Mehmed Han devri ilim ve devlet adamı. Karamanlıdır. Mevlânâ Celâleddîn Rûmî neslinden olup, babasının adı Ârif Çelebidir. Genç yaşında İstanbul’a gelen Mehmed Paşa, Sadrâzam Velî Mahmûd Paşa ile tanıştı. Onun sevkiyle Paşanın kendi vakf ve tesis ettiği medresede tahsil gördü. İlmiye sınıfından mezun olduktan sonra bir müddet müderrislik yaptı. Sonra vezirlik pâyesiyle nişancı oldu. Bu arada Fâtih Sultan Mehmed Hanın teveccühünü kazanarak devlet memuriyetlerinin düzenlenmesi ve devlet idâresine âit temel kânunların tertibi husûsunda pâdişâhın müşâviri oldu. 1478 yılı Mayısında Gedik Ahmed Paşayı vazîfeden alan Fâtih Sultan Mehmed Han, Mehmed Paşayı sadârete getirdi. Sadrâzamken Uzun Hasan’a yazdığı, üslûp ve muhtevâsı sebebiyle beğenilen siyâsî mektuplar, şöhretini artırdı. Fâtih Sultan Mehmed Hanın vefâtından bir gün sonra 4 Mayıs 1481’de Tahtakale’de isyân eden yeniçeriler tarafından öldürüldü. Kumkapı’da yaptırdığı Nişancı Câmii bahçesine defnedildi. Mehmed Paşa, değerli ve âlim bir vezir olup, Fâtih Sultan Mehmed Han zamânında hazırlanmış olan Kânunnâme-i Âl-i Osmân, bunun sadâretinde kaleme alındı. Câmi ve medrese yaptırdı. Karamanî Mehmed Paşanın târih yazarlığı ve şâirliği de vardı. Yazdığı Osmanlı Târihi Arapça olarak iki kısımdan meydana gelir. Birinci kısım Osman Gâziden, Fâtih Sultan Mehmed Hanın cülûsuna (1451), ikinci kısım 1451 yılından 1480’e kadarki devirlere âittir. Mehmed Paşa kendisi şâir olduğundan şâir ve ediplere çok alâka gösterirdi. Sâde ve külfetsiz bir üslûpla yazdığı şiirlerinde Nişânî mahlasını kullanmıştır. Ka’r-ı bahr-ı dilde kalur mı bu dürr-i şâhvâr Ey Nişanî îtibâr-ı hazret-i şah olmasa.
Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
28 Zi'l-ka'de 1438
Miladi:
21 Ağustos 2017

Söz Ola
Saltanat dedikleri ancak cihan kavgasıdır Olmaya baht-ü saadet dünyada vahdet gibi Kanûni Sultan Süleyman Han
Osmanlılar Twitter