Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


Yavuz Sultan Selim Han ve Kânûnî Sultân Süleymân Han devri âlim ve şâirlerinden. 1464 veya 1465’te Üsküp’te doğdu. Babası da Üsküplü olup, Kılıççı İbrâhim Efendi adında bir sanatkârdı. İshak Çelebi devrinin usûlünce tahsil görerek mükemmel yetişip, akranlarını geçti. Kara Bâlî Efendiden mezun olduktan sonra, Edirne’de İbrâhim Paşa Medresesine müderris tâyin edildi. Sonra, Üsküp Medresesine geçti. Bir müddet sonra da Bursa’ya giderek Kaplıca Medresesinde ders verdi. Daha sonra da İznik’te Sultân Orhan Han Medresesinde ve nihâyet 1526’da Edirne’de Dârülhadîs Medresesinde vazîfelendirildi. Yâni, Hadis İlimleri Yüksek Okulunda talebe yetiştirdi. İshak Çelebi, bir müddet de burada ilme hizmet ettikten sonra, meşhur Çivizâde ve İsrâfilzâde ile birlikte İstanbul’a gelerek, devrin âlimleri huzûrunda imtihan edildiler. Gösterdikleri yüksek başarı üzerine tekrar müderrislik göreviyle devrin en yüksek ve meşhur medresesi olan Sahn-ı Semân Medresesine tâyin edildiler. Nihâyet, 1535 senesinde Şam kadılığına tâyin edildi. İshak Çelebi uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra, Şâm’a ulaştı. İshak Çelebi birkaç sene bu hizmette kaldıktan sonra, Hasan Çelebi’nin kaydına göre, 1542’de burada vefât etti. Vefâtına yakın bir esnâda şu beyti söylediğini, yine Hasan Çelebi, Tezkire’sinde kaydetmiştir. Beyit: “Gelicek hâlet-i nez’a didi târihini İshâk, Yöneldüm Cânib-i Hakka, baş açık, yalın ayak” Sicilli Osmanî ve Şakâyık-ı Nu’mâniyye’de 1537’de vefat ettiği de bildirilmektedir. İshak Çelebi’nin önceleri uygun olmayan bâzı tavırları olmuşsa da, sonradan hâlisâne tövbe ettiği, kaynaklarda bildirilmiştir. Şiirde, fesâhat ve belâgatta, ilim ve irfanda, zamânının sevilen ve takdir edilen şahsiyetlerindendi. İlme olan hizmetleri yanında, çağının edebiyat dünyâsında etkiler bıraktığı, şiirlerinin zevkle tâkib edildiği, yine kaynakların ifâdesinden anlaşılmaktadır. Şiirleri âşıkhâne ve sâdedir. Üslûbu ve ifâdesi yapmacıktan ve tekellüften uzak ve samîmidir. Şiir ve edebiyattaki mahâreti sebebiyle bir müddet Yavuz Sultan Selim Hanın müsâhipleri arasına girdiyse de, bâzı sebeplerden dolayı uzun müddet kalmadı. İshak Çelebi’nin şiirlerini ihtivâ eden Dîvân’ı basılmamıştır. Yazma nüshalarından birisi, Süleymâniye Kütüphânesi, Kâdızâde Muhammed Efendi kısmında, 386 numarada kayıtlıdır. Üç nüshası da İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi yazmaları kısmında mevcuttur. Bursalı Muhammed Tâhir Bey, Dîvân’ından başka, Yavuz Sultan Selim Hanın fetihlerine dâir bir Selîmnâme’si ile İmtihân Risâlesi adlı iki eserinin bulunduğunu belirtmiştir. Ayrıca, Şehrengiz-i Bursa adlı manzum bir eseri vardır.



On beşinci yüzyıl Osmanlı vezîriâzamlarından. Aslen Rum olup, Enderûn’da Müslüman olarak yetiştirilen İshak Bey, Sultan İkinci Murâd Han zamânında hazînedârlıktan vezirliğe yükseldi. İstanbul’un fethi sırasında Anadolu beylerbeyiydi. Fetihten sonra iki sene kadar sadâret vekilliği yaptı ve 1455’te bu görevini Mahmûd Paşaya devretti. 1470’te Rum Mehmed Paşanın azli üzerine vezîriâzam oldu. Bu sıralarda Anadolu’da başkaldıran Karaman ve Germiyanoğullarının hareketi bastırıldı. Anadolu’daki Aksaray kasabasından bâzı sanat erbâbı, âilesi ile birlikte İstanbul’a getirilip yerleştirildi ve buraya Aksaray denildi. İshak Paşa 1472’de Akkoyunlu üzerine yapılacak seferden önce görevden alınıp, sadârete ikinci defâ Mahmûd Paşa getirildi. Sultan İkinci Bâyezîd’in tahta geçmesinden sonra, 1481’de tekrar sadrâzamlığa getirilen İshak Paşa, 1492 senesine kadar hizmet gördükten sonra, emekli olarak Selânik sancağına gönderildi. 1497’de orada vefât etti. İshak Paşanın İnegöl’de medresesi, İstanbul Ahırkapı civârında bir câmisi vardır. Câminin etrâfındaki mahalle kendi adı ile anılmaktadır. Bunlar dışında Selânik’te bir imâret ve başka hayratlar da yaptırmıştır.


Mısır hidivi. 31 Aralık 1830’da Kâhire’de doğdu. Kavalalı İbrâhim Paşanın oğludur. Fransız Harp Akademisinde okudu. Ağabeyi Ahmed Rifat Paşanın ölmesi üzerine Mısır Veliahtı îlan edildi (1858). Sudan’da çıkan ayaklanmaları bastırarak huzur ve asâyişi temin etti. 1863’te amcası Sait Paşanın ölümü üzerine Mısır vâlisi oldu. Abdülazîz Hanın bir fermanıyla 1867’de Hidiv ünvanını aldı. Ayrıca hidivliğin hânedânın en yaşlı üyesine değil de babadan oğula geçme prensibini pâdişâha kabul ettirdi. Böylece kardeşi vezir Mustafa Fâzıl Paşanın yerine büyük oğlu Tevfik Paşa veliaht oldu. Girit Seferine katıldı. İsmâil Paşa, Mısır’da bağımsız bir devlet kurma hevesindeydi. 1869’da Süveyş Kanalının açılışı sırasında Osmanlı Pâdişâhının tasdikini dahi almadan Avrupa devlet başkanlarını ülkeye dâvet etti. Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu zor durumdan istifâde ederek dış kredi yetkisini elde etti (1872). Bunun netîcesinde İngiltere ve Fransa’ya büyük ölçüde borçlandı. Diğer taraftan almış olduğu borç paralarla ordu ve donanmasını kuvvetlendirdi. Oğlu kumandasında bir orduyu Habeşistan’a gönderdi. Eritre ve Uganda’da topraklar kazandı (1875). Ayrıca Mısır’ı mektepler, yollar, çeşmeler ve daha pekçok sosyal müesseselerle zenginleştirdi. Ancak büyük askerî harcamalar yüzünden ülkenin iktisâdi durumu sarsıldı. Süveyş Kanalının Mısır’a âit hisse senetlerini İngiltere’ye satmak zorunda kaldı. Bu durum İngiltere’nin Mısır’ın iç işlerine müdâhale etmesine yol açtı. Bu sırada Osmanlı Devleti, Sultan Abdülazîz Hanın şehid edilmesi ve akâbinde girişilen 93 Rus Harbi dolayısıyla Mısır meseleleri ile ilgilenemedi. İngiliz ve Fransızlardan meydana gelen ortak bir heyet, Mısır mâliyesini denetlemeye başladı. Keyfî vergiler ve vazîfelerinden azl edilen subaylar yüzünden Mısır’da isyânlar çıktı. Bu arada pâdişâh olan İkinci Abdülhamîd Han, İsmâil Paşayı Mısır hidivliğinden derhal azlederek yerine oğlu Tevfik Paşayı getirdi (1879). Önce Napoli’ye giden İsmâil Paşa daha sonra İstanbul’a geldi. 1895’te vefât ederek Sultan İkinci Mahmûd Han türbesine defnedildi.


On yedinci yüzyıl Osmanlı sadrâzamlarından. Ayaşlıdır. Enderûn’da tahsil görüp yetişmiştir. Kiler kethüdâlığı ve Hasodada çuhadarlık vazîfelerinde bulunduktan sonra, Rumeli Beylerbeyliği pâyesi ve günde iki yüz akçe ile emekli oldu. 1678 Martında Abdi Paşanın İstanbul Kaymakamlığına tâyini üzerine, onun yerine Nişancılığa getirildi. Daha sonra Sadâret Kaymakamı tâyin olundu ve çok geçmeden vezîriâzamlığa getirildi. Bu sırada isyân eden ocaklıya karşı, sancak-ı şerîf çıkartarak, isyânı zamânında bastırdı (Ocak 1688). Böylece İstanbul’daki zorbalara ve Rumeli’deki eşkıyâya büyük bir darbe indirdi. Ancak 1689’da Avusturya Seferine çıkmaması ve yerine zorbalıktan paşalığa çıkmış Yeğen Osman Paşayı göndermesi azline sebeb oldu ve Kavala Kalesinde hapsedildi. Daha sonra oradan Rodos’a gönderildi. İsmâil Paşa buradayken 1690 Nisanında katledildi. Ölümünde yaşı yetmişi geçmişti. Katline sebeb olarak Fâzıl Mustafa Paşa ile olan rekâbeti gösterilir.


Sultan Üçüncü Ahmed Han devri vezirlerinden. Devrin seçkin şâir ve ediplerindendi. Doğum târihi kesin belli değildir. Vezir Damad Muhammed Paşanın oğludur. 1727 yılında Defterdar Mektupçusu, yâni Mâliye Bakanlığı Özel Kalem Müdürü tâyin edildi. Daha sonra babası gibi o da Defterdarlığa (Mâliye Bakanlığına) getirildi. 1729 yılında, görülen kabiliyet ve dirâyeti sebebiyle, vezirliğe terfi ettirildi. Sultan Ahmed Hanın vefâtından sonra, yerine geçen Sultan Birinci Mahmûd Hanın ilk Mâliye Bakanı olarak da hizmet verdi. Lâle devrinin önde gelen ilim ve irfan sâhiplerinden ve edebiyatçılarındandı. 1732 târihinde Bağdat ordusunda vazifelendirildi. Daha sonra Anadolu vâliliği ile Revân’a gönderildi. Bu sırada Sadâret Kaymakamlığına (Sadrazam Yardımcısı) tâyin olundu. 1734 târihinde Doğu Orduları Serdârı tâyin edilerek İran Seferine gönderildi. Revân’da bulunduğu sırada, aynı yıl içinde vefât ederek, buradaki Sâliha Sultan Câmii yakınında defnedildi. İzzet Ali Paşa, aldığı devlet hizmetlerini başarı ile yürüttü. Dirâyetli, zekî ve çalışkan bir devlet adamıydı. Şiirle ve edebiyatla olan alâkası, kendisini çağının güçlü şâir ve münşîleri (yazar) seviyesine yükseltmişti. Şiirlerini ihtiva eden Dîvân’ı el yazması hâlindedir. Şiirleri berrak, lezzetli ve makbûldür. Kendisi aynı zamanda iyi bir hattat idi. Dîvânî üslubuyla yazdığı yazılar, üslûbunda örnek kabul edilmiştir. Kasımpaşa’da Sel Kuyusu civârında bir çeşme yaptırmıştır. Bir gazelinden: Sevk-i takdîrde endâze (ölçü) vü mîzân (terazi) olmaz, Feyz-i Mevlâya göre nâkıs ü kâmil birdir. Bir olur Adl-i İlâhî’de Süleymân ile mûr (karınca), Dergeh-i Hak’da hemân şâh ile sâil (dilenci) birdir. Yine erbâbı bilir ehl-i kemâlin kadrin, Bezm-i cühhâlde Hassân ile Bâkı birdir. İzzetâ rahmet-i Hak nîk ü bede yeksândır, Yağsa bârân-ı kerem, bahr ile sâhil birdir.


Osmanlı âlimlerinden. Yüz dördüncü Osmanlı şeyhülislâmıdır. Osmanlı târihinde Vak’a-i Hayriye adıyla anılan yeniçeri ocağının kaldırılması için fetvâyı veren şeyhülislâmdır. İsmi Mehmed Tâhir olup, Tokatlı Kâdı Ömer Efendinin oğludur. Bu sebeple Kâdızâde diye şöhret bulmuştur. 1747 (H. 1160) senesinde Tokat’ta doğdu. 1838 (H. 1254) senesinde İstanbul’da vefât etti. Eyyûb Sultan civârında, Bostan İskelesi yakınına defnedildi. Çocuk yaşında tahsile başladı ve ilk tahsilini babasından aldı. Daha sonra İstanbul’a gelip, zamânının meşhur âlimlerinden aklî ve naklî ilimleri öğrendi. 1782 senesinde girdiği imtihânda üstün başarı göstererek, müderrislik rüûsunu (diplomasını) kazandı ve kadılık mesleğini seçti. Anadolu ve Rumeli’nin birçok illerinde kâdılık yaptı. İnsanlara Allahü teâlânın emir ve yasaklarını anlatarak, onların din ve dünyâ saâdetine vesîle oldu. 1818 senesinde İstanbul kâdılığına tâyin edildi. 1824 senesinde Anadolu kazaskeri oldu. Bu arada Rumeli pâyesini de kazanıp, 1825 senesinde Mekkîzâde Mustafa Âsım Efendinin ayrılmasıyla boşalan şeyhülislâmlık makâmına yükseltildi. Sultan İkinci Mahmûd Hanın, yeniçeri ocağını kaldırıp, yerine disiplinli ve itâatkâr bir ordu kurulması fikrini samîmiyetle destekledi. 1826 senesinde yeniçeri ocağının kaldırılması için fetvâ verdi. Bu cesur ve kararlı davranışı sebebiyle Sultan İkinci Mahmûd Hanın iltifât ve ihsânlarına kavuştu. Pâdişâh, elmas taşlı kıymeti bir yüzüğü Mehmed Tâhir Efendiye hediye etti. Sultan İkinci Mahmûd Han tarafından, şeyhülislâmın fetvâsıyla Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye adlı yeni bir ordu kuruldu. Kâdızâde Mehmed Tâhir Efendi bu makamda iki buçuk yıl kaldıktan sonra, yaşı seksene ulaştığında, 1828 senesinde vazîfeden ayrıldı ve evinde istirâhate çekildi. Allahü teâlâya ibâdet ve tâatle meşgul Kâdızâde Mehmed Tâhir Efendi, aklî ve naklî ilimlerde derin âlim ve cesûr bir zâttı. Kâdılığı ve şeyhülislâmlığı müddetince adâlet ve doğruluktan ayrılmadı. Zühd ve takvâ sâhibiydi. Başta pâdişâh olmak, üzere herkesin sevgi ve teveccühüne kavuştu. Zekî, çalışkan, ileri görüşlü ve yeniliklere çabuk uyum sağlardı. Vazîfesini müdrik olup, kendisine bir mesele sorulduğu zaman iyice araştırır, düşünür ve cevâbını verirdi. Fıkıh ilminde yüksek ilim sâhibi ve edebiyâta karşı meraklıydı. Cömert olup hayır hasenât yapmayı severdi. Kocamustafapaşa Altımermer civârında bir dergâh binâ ettirmişti. Kâdızâde Mehmed Tâhir Efendinin eserleri şunlardır: 1) Mecmûât-ül-Fetâvâ, 2) Şerh-i Kelimet-üt-Tevhîd, 3) On iki tarîk üzere yazılmış Nûriyye Risâlesi, 4) Tefsîr-i Sûre-i İhlâs, 5) Talâk hakkında bir risâle.
Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
1 Şaban 1438
Miladi:
28 Nisan 2017

Söz Ola
Dağ ne kadar yüksek olursa olsun, yol onun üzerinden geçer. Sen dağ olmaya heveslenme, asla gururlanma; yol ol ki, herkes senin üzerinden geçerken, sen dağların bile üzerinden geçesin.
Akşemseddin Hazretleri
Osmanlılar Twitter