Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


iİk Osmanlı kumandanlarından. Balıkesir’de doğan Hacı İlbeyi, Karesi beyliği ümerâsından olup, Evrenos, Ece Yâkub ve Gâzi Fâzıl Beylerle beraber Orhan Gâzi zamanında Osmanlı hizmetine geçti. Bundan sonra Karesi Beyi tâyin edilen Şehzâde Süleymân’ın emrinde olarak Rumeli fütûhâtına iştirâk etti ve büyük hizmetlerde bulundu. Konurhisar’ın alınması ile oraya muhâfız tâyin edilen Hacı İlbeyi, burasını kendisine bir üs yaparak Malkara ve İpsala’yı zaptetti. Hayrabolu ve Çorlu taraflarına akınlar yaptı. Lüleburgaz’ı ele geçirdikten sonra üs merkezi olarak burayı kullanmaya başladı. Süleymân Paşanın ölümü ile ortaya çıkan karışıklık devresinde, karşı akınlara kahramanca göğüs geren Hacı İlbeyi, aynı zamanda Dimetoka’yı ele geçirdi ve Burgaz’a gelen Sultan Birinci Murâd’a müjde verdi. Hacı İlbeyi, Birinci Sultan Murâd Han (1359-1389) zamanında da faaliyetlerine devâm etti. Edirne ve Filibe’nin alınmasında bulundu. Edirne’nin alınması Avrupalıları endişeye sevk etti ve Macar kralının kumandası altında Sırp, Bulgar ve Bosna kuvvetleri birleşerek büyük bir ordu ile Edirne üzerine harekete geçtiler. Bu sırada Edirne’de bulunan Lala Şahin Paşa, bu kuvvete karşı koyamayacağını anlayarak Murâd Gâzi’den yardım istedi. Aynı zamanda Hacı İlbeyi’ni bir miktar keşif kuvveti ile düşman üzerine gönderdi. Gâyesi Haçlıların kuvvet ve vaziyetini tetkik ettirmekti. Hacı İlbeyi, yanında bulunan 10.000 kişi ile beraber Haçlı kuvvetlerinin zafer sarhoşluğu içerisinde ihtiyâtı elden bırakıp zevk ve eğlenceye daldıklarını gördü. Elli bin kişi kadar olduğu tahmin edilen Haçlı kuvvetleri üzerine gece karanlığından da istifâde ederek şiddetli bir baskın yaptı. Asıl büyük Türk ordusunun geldiğini zanneden Haçlılar müthiş bir bozguna uğradılar. Büyük bir kısmı kılıçtan geçirilirken kaçabilenler ise Meriç Nehrinde boğuldular (1364). Macar kralı, canını güçlükle kurtarabildi. Osmanlı târihlerine “Sırpsındığı” olarak geçen bu savaş, Hacı İlbeyi’nin en büyük zaferidir. Ancak bu büyük kumandan çok geçmeden 1365 yılında vefât etti.



Osmanlı vezîri. Tokat ahîlerinden Ahî Bâyezîd’in oğludur. Çelebi Sultan Mehmed’in Amasya sancakbeyliği sırasında timarlı sipâhî olarak onun askerleri arasına katıldı. Fetret devrindeki taht mücâdelesinde Çelebi Sultan Mehmed’i destekledi. Bursa subaşısıyken şehri, Karamanoğullarına karşı kırk gün müdâfaa etti (1414). Bu başarısından dolayı vezirlik verildi. İkinci Murâd zamânında ikinci vezir oldu. Şehzâde Mustafa Çelebi isyânının bastırılmasında önemli rol oynadı. Veziriâzam Çandarlı İbrâhim Paşayla anlaşmazlığa düştü. Bu sebeple 1427’de vezirlikten azlolundu. Bundan sonra Bursa’ya yerleşen İvaz Paşa 1429 yılında vebâ salgınında vefât edip, Pınarbaşı’nda Kuzgunluk mevkiine defnedildi. Hacı İvaz Paşa, Bursa’da Yeşil Câminin resmini ve plânlarını bizzât hazırlayıp yapımına nezâret etti (1421). Dışardan sanatkârlar getirdi. Tokat’ta bir cami, Kazova’da bir medrese ve Bursa’da Kazzâziye (İmâdiye) Medresesini inşâ ettirdi. Mekke ve Medîne fukarâsı için vakıflar yaptı.


Osmanlı sadrâzamlarından. Saraybosna kazâsına bağlı Drozgometva köyünden olup, babasının adı Radoşin’dir. Devşirme olup, sarayda Akağalar odasında yetiştirildi. Bâbüsseâde ağasıyken İkinci Bâyezîd Han tarafından Karaman Beylerbeyliğine tâyin edildi. Semendire, İşkodra kumandanlıkları ile Mora ve Memlûklü seferlerinde gösterdiği başarılar sebebiyle 1484’te Rumeli Beylerbeyliğine getirildi. Bu vazîfedeyken Eflak’taki savaşlarda gösterdiği muvaffakiyetler sonucu vezirlik rütbesi verildi (1488). 1501 yılında vezîriâzam oldu. İki yıl sonra bu görevden azledildi ise de, 1506’da tekrar getirildi. İkinci Bâyezîd Han şehzâdeleri arasındaki mücâdelede Selim ve Korkud’a karşı Ahmed’i destekledi. Bâyezîd Han, 1511’de Ali Paşa ile oğlu Ahmed’i Şahkulu İsyânını bastırmakla görevlendirdi. Ali Paşa, Kayseri ile Sivas arasındaki Gökçay mevkiinde isyancıları pusuya düşürerek imhâ ederken kendisi de vurularak şehid düştü. Hadım Ali Paşanın İstanbul’da, biri Divanyolu’nda diğeri Fâtih Zincirlikuyu’da olmak üzere iki câmisi ile bir medresesi ve bir imâreti vardır. İlim adamlarını himâye ve teşvik ederdi. Şâir Mesîhi, Ali Paşanın yanında kâtip olarak görev yapardı. Büyük âlim ve târihçi İdris-i Bitlîsî onun himâyeleri sonucu Heşt Behişt adlı eserini yazmıştır.


Osmanlı sadrâzamlarından. Doğu Bosna’da Boroviniç isminde asil bir âileye mensuptur. Enderun’da yetişti. Sarayda çeşitli görevlerde bulunduktan sonra Bosna Sancakbeyliği ile dış hizmete çıktı (1514). Yavuz Sultan Selim’in İran üzerine hareketi sırasında Maltepe mevkiinde (Nisan 1514) Mustafa Paşa yerine Anadolu Beylerbeyi oldu. Çaldıran Savaşında Osmanlı ordularının sağ kanadına komuta etti. Savaş sırasında Şah İsmâil’in komutanlarından Ustaclu Mehmed Hanın saldırısını başarıyla karşıladıktan sonra karşı taarruza geçip, Safevî ordusunu arkadan çevirerek zaferin kazanılmasında önemli rol oynadı. Savaş sonunda, şehid olan Hasan Paşanın yerine Rumeli Beylerbeyi oldu (Eylül 1514). Yavuz Sultan Selim, Çaldıran Savaşı dönüşünde daha önceki isyân teşebbüsleri sebebiyle suçlu bulduğu Veziriâzam Dukakinoğlu Ahmed Paşayı Amasya’da îdâm ettirdi ise de boşalan göreve kimseyi getirmedi. 1515 ilkbaharında Sinan Paşayı Dulkadiroğlu Alâüddevle üzerine gönderdi. Hadım Sinan Paşa, Alâüddevle’yi mağlub ettikten sonra başını keserek Yavuz Sultan Selim’e gönderdi ve bu başarısından dolayı boş bulunan vezîriâzamlık makâmı kendisine verildi. Bu vazîfede üç ay kalan Sinan Paşanın yerine beşinci defâ olmak üzere Hersekzâde Ahmed Paşa getirildi. Ancak Hadım Sinan Paşanın azledilmesi herhangi bir hatâ sebebiyle olmadığından kendisine karşı Pâdişâh’ın teveccühü devâm ediyordu. Nitekim çok geçmeden Diyarbekir taraflarında İranlıların bâzı hareketlerinden dolayı Pâdişah, Hersekzâdeyi azlederek hapsettirdikten sonra yerine tekrar Sinân Paşayı getirdi (1516). Hadım Sinan Paşa, Mısır Seferine hazırlanan ordunun seraskeri olarak Diyarbekir’e gönderildi. Daha sonra Elbistan Ovasında Sultan Selim’in kuvvetlerine katıldı. Mercidabık Savaşının kazanılmasında büyük kahramanlıklar gösterdi (1516). Kansu Gavri’nin yerine Mısır-Memlûklü tahtına çıkan Tomanbay’ın mücâdeleye devâm etmesi üzerine Selim Han, onu dört bin kişilik kuvvetle Gazze üzerine gönderdi. Sinan Paşa, Gazze’yi kısa sürede fethetti. Daha sonra Ridâniye Savaşında Yavuz Sultan Selim, El-Mukattam Dağını dolaşarak Mısır ordularının gerisine sarkarken, Sinan Paşayı ise kendi yerine Osmanlı merkez kuvvetlerinin başında bıraktı. Şiddetli saldırılarla geçen savaşı kaybetmek üzere olduğunu anlayan Tomanbay bütün kuvvetleri ile Selim Hanı öldürmek için otağ-ı hümâyuna saldırdı. Yavuz Sultan Selim düşmanı geriden çeviren kuvvetlerin başındaydı. Memlûkler merkez kuvvetleri başındaki Sinan Paşayı pâdişâh zannederek bütün kuvvetleriyle bu hatta saldırdılar. Sinan Paşa göğüs göğüse yapılan bu çarpışmalar sonucu şehid düştü.


Osmanlı veziriâzamı. 1564’te Filibe’de doğdu. Bir müezzinin oğluydu. On beş yaşında İstanbul’a gelip Enderun’a alındı. Uzun seneler saray hizmetinde bulundu. Sultan Birinci Ahmed Han zamanında müsâhib ve doğancıbaşı oldu. 1607’de vezirlik verilerek kapdân-ı deryâ tâyin edildi. 1609’da Şam, daha sonra Van, Erzurum, Bağdat ve Anadolu eyâletleri vâliliklerinde bulundu. Bilâhare tâyin edildiği Diyarbekir vâliliği sırasında, Bağdat’ta isyân eden yerli kullar kumandanı Bekir Subaşı üzerine serdar tâyin edildi. Fakat Bekir Subaşı ihânet edip Bağdat’ı teslim için İran Şahına adam gönderdi. İran ordusunun yaklaştığını gören Hâfız Ahmed Paşa, Bekir Subaşı’ya vâlilik verip Diyarbekir’e çekilmek zorunda kaldı. İran Şahı şehri işgâl edip yağmalattı. Hâfız Ahmed Paşa, 1625’te veziriâzam ve İran üzerine gönderilen orduya serdâr tâyin edildi. Bağdat’ı sekiz ay kuşattı. Ancak Şah’ın da yardıma gelmesi, Osmanlı ordusunu iki ateş arasında bıraktı. Serdar açlık ve sıcaktan bunalan askerin isyâna varan tepkisi karşısında zafere çok yaklaştığı bir sırada kuşatmayı kaldırmak mecburiyetinde kaldı. Bağdat’ı alamadan geri çekilmesi, Hâfız Ahmed Paşanın sadâretten azline sebeb oldu (1627). İstanbul’a varışında ikinci vezirlik verilip, Sultan Dördüncü Murâd Hanın kızkardeşi Ayşe Sultan ile evlendirildi (1629). 1631’de tekrar sadrâzamlığa getirildi. Bir müddet sonra ayaklanan yeniçeriler, Sultanahmed’deki Atmeydanı’nda toplanıp, Pâdişah’tan sadrâzam Hâfız Ahmed Paşa ve diğer bâzı vazifelilerin kendilerine teslimini istediler. Sultan Dördüncü Murad Han ayak dîvânı tertib edip, zorbabaşılara nasîhat etti ise de, söz dinletemedi. Pâdişâh’ı tahttan indirmekle tehdîd ettiler. Hâfız Ahmed Paşa, bu durum karşısında; “Pâdişah’ım! Hâfız gibi binlerce kulun yoluna fedâdır!” deyip, âsîlerin arasına daldı. Birkaç zorbayı telef ettikten sonra, Pâdişahın önünde şehîd edildi (1632). Sâdık ve iyi niyet sahibi bir devlet adamı olan Hâfız Ahmed Paşa, aynı zamanda kalem sâhibi bir şâirdi. Onun Bağdat üzerine giderken yolda kaleme aldığı manzûmesinden bir beyit: Bizimle Kerbelâ vâdisine hem-derd olan gelsün Sınansun, arsa-i ferzânelerde merd olan gelsün


Osmanlı devlet adamlarından. 1760 yılında İstanbul’da doğdu. Asıl adı Mehmed Said’dir. Hâlet Efendi denmekle meşhur oldu. Kırımlı Kâdı Hüseyin Efendinin oğludur. Hâlet Efendi, Şeyhülislâm Şerif Efendinin yanında yetişti. Bir müddet Atâullah Efendinin sonra da rikâb-ı hümâyun reisi Mehmed Râşid Efendinin mühürdâr yamağı oldu. Bir müddet sonra Ohrili Mir-i Mirân Ahmed Paşanın hizmetine girdi. Burada da uzun süre kalamadı. İstanbul’a dönüp Galata Mevlevihânesi şeyhi meşhur şâir Gâlib Dede’nin dergâhına girdi. Sonra, deryâ tercümanı Kallimaki vâsıtasıyla Fenerli Rumlarla dostluk kurdu. Beylik kesedârı maiyetine girerek hâcegânlık rütbesi aldı.Kısa süre sonra baş muhâsebeci ve orta elçi olarak Paris’e gönderildi. Üç seneden fazla Paris’te kaldı. Akka’da Cezzâr Ahmed Paşaya yenilen Bonapart, mağlubiyetini bir türlü hazmedemediğinden Hâlet Efendiye yüz vermedi. 1807 târihinde İstanbul’a döndü. Divân-ı hümâyun beylikçiliğine bir süre sonra da rikâb-ı hümâyun reisliğine getirildi. Bu vazifesi sırasında İngilizlerle gizli ilişkisi olduğu ortaya çıkarılınca Kütahya’ya sürüldü ise de sonra İstanbul’a döndü. Bağdat Vâlisi Süleyman Paşanın yerine vezirlik rütbesi ile Said Beyin vâli tâyinini temin etmek maksadıyla memur olarak Bağdat’a gönderildi. Bir müddet sonra tekrar İstanbul’a dönünce rikab-ı hümâyun kethüdâlığına tâyin edildi. Fenerli Rumların bâzılarına kâtiplik yaptığından, onların lehinde, devlet aleyhine bâzı yolsuz hareketlerde bulundu. Fenerli Rumlardan elde ettiği paralarla servetini çoğaltarak yeniçerilere para dağıtıp taraftar topladı. Mora İsyanında Rumlar tarafını tutarak Tepedelenli Ali Paşayı kötüledi ve idâm edilmesine sebeb oldu. İkiyüzlü politikaya devam ederek yeniçeriliğin ilgâsında dâimâ İkinci Mahmûd Hana muhâlif oldu. Yeniçeri ocağını elinde tutarak, kendisine dayanak noktası yaptı. Hâlet Efendi, zamanındaki âlimlerin en büyüğü Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî’yi de halifeye çekiştirerek devlet için tehlikeli olduğuna iknâya çalıştı. Fakat İkinci Mahmûd Han; “Din adamlarından devlete zarar gelmez.” diyerek sözüne itibâr etmedi. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri bunu duyunca halifeye hayır duâda bulunup, “Hâlet Efendinin işi, pîri Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmi’ye havâle olundu. Onu huzuruna çekip cezâsını verecekdir.” buyurmuştur. Az zaman sonra Sultan İkinci Mahmûd Han, Mora İsyanına sebeb olduğu için Hâlet Efendiyi Konya’ya sürdü. 1823 (H.1238) senesinde Hassa hasekilerinden Ârif Ağa tarafından idâm edildi. Hâlet Efendi zekî, hitabeti kuvvetli biriydi. Son derece kindar olup, muhaliflerini, menfaatine dokunanları bilhassa makâmına rakip gördüklerini aslâ affetmezdi. İkinci Mahmûd Hana da devamlı muhâlefet etmiştir. Bunu devâm ettirebilmek için de yeniçeri ocağının ileri gelenlerini çeşitli hediyelerle elde etme yolunu seçmiştir. Yeniçeri ocağının yeniden tâmirine karşı çıkmış ve isyan çıkartmakla tehdit etmiştir. Bunun hâricinde bir şâir olarak evini her zaman âlimlere ve şâirlere açmış ilmî ve edebî meseleler üzerine münâzara etmiştir. Hâlet Efendinin “Zînetü’l-Mecâlis” adlı Dîvân’ı ise birçok kasidelerden, bilhassa talebesi olduğu hocalarını öğmek için yazdığı şiirlerden meydana gelmiştir. Bu eser matbu olup 1842’de basılmıştır. Galata Mevlevîhânesi içinde bir sebil ile bir kütüphâne yaptırmıştı. Bu kütüphânenin kitapları bugün Süleymaniye Kütüphânesinde ayrı bir kısım olarak bulunmaktadır.
Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
4 Muharrem 1439
Miladi:
25 Eylül 2017

Söz Ola
Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.
Kanuni Sultan Süleyman Han
Osmanlılar Twitter