Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


On beşinci asrın ikinci yarısında mühim vazîfeler görmüş Osmanlı sadrâzamı. Zamânında yaşamış târihçiler, âilesi ve menşei hakkında bir şey yazmamaktadırlar. Yeniçerilikten yetişmiş olduğu bilinen Gedik Ahmed Paşanın Anadolu beylerbeyi oluncaya kadar hangi vazîfelerde bulunduğuna dâir mâlûmât da yoktur. Anadolu beylerbeyliği yaptığı zamanlarda Uzun Hasan ve Karaman Beyliğine karşı büyük başarılar kazandı. 1470 Eğriboz Seferinde gösterdiği kahramanlık ve başarılar, vezirliğe yükselmesine sebeb oldu.

Vezir olduktan sonra daha büyük vazîfelere memur edilen Ahmed Paşa, önce Alanya Kalesini fethetti. Daha sonra Karamanoğullarının elinde bulunan Silifke, Mokan ve Gorgos kalelerini alarak, buralarda bulunan Karaman âilesi mensuplarını İstanbul’a gönderdi. Uzun Hasan’ın kardeşi Cihangir Beyin seçme Türkmen beylerinden müteşekkil ordusunu şehzâde Mustafa Çelebi ve Dâvûd Paşanın da desteğiyle yenerek Türkmen beylerini esir aldı (1472). 1473 Otlukbeli Savaşında sağ cenahta bulunan Gedik Ahmed Paşa, bu kısmın kesin gâlibiyetinde önemli rol oynadı. Akkoyunlu Seferi sırasında, Karamanoğulları ile müttefikleri olan Venedikliler tarafından alınan Anadolu’nun güney sâhilindeki bâzı kaleleri yeniden fetheden Ahmed Paşa, aynı sene Mahmûd Paşanın yerine sadrâzam tâyin edildi (1474).

Vezîriâzam olduktan sonra, 1475’te Karadeniz’deki Ceneviz kolonilerinin fethine memur edildi. Azak ve Menkub kalelerini aldı ve Kırım Hanlığını Osmanlı Devletinin himâyesine soktu. Bu fetihler aynı zamanda Karadeniz’in Türk gölü hâline getirilmesi projesinin ikinci safhasını da teşkil eder.

1476’da Fâtih Sultan Mehmed’le birlikte Boğdan ve Mora seferine çıkan Ahmed Paşa, İşkodra’nın fethine memur edildiğinde, bundan kaçındığı için vezîriâzamlıktan azledilerek, Rumeli Hisarına hapsedildi. Bir süre sonra Hersekzâde Ahmed Paşanın delâleti ile hapisten çıkarılan Gedik Ahmed Paşa, donanma kumandanlığına tâyin edilerek, Gelibolu’ya gönderildi. 1478’de Limni’yi alarak, buraya Anadolu’nun Türk ahâlisini yerleştirdi. 1479’da Yunan Denizine sefere memur edilen Kapdânıderyâ Gedik Ahmed Paşa, Kefalonya, Zanta ve Santamaura adalarını fethetti. Ertesi sene Napoli Krallığının fethine memur edildi. Otranto’yu zabtetti ise de, daha ileri yürümesini Fâtih Sultan Mehmed’in vefâtı haberi engelledi. Fâtih Sultan Mehmed’in vefâtından sonra devlet kadrolarında vazîfeye devâm etti. Cem Sultan olayında iki taraflı hareket ettiği kanâatine varan Sultan İkinci Bâyezîd tarafından 1482 yılında îdâm ettirildi. Fâtih devrindeki muzafferiyetlerin ve fetihlerin âmillerinden olan Gedik Ahmed Paşa, Türk târihinin nâdir kumandanlarından birisidir. En müşkil işleri başaran Ahmed Paşa, sert tabiatlı, fikrini saklamaz, mert ve dürüsttü. Ölümü, halk arasında sevilen bir şahsiyet olduğu için derin bir üzüntüye sebeb oldu.

Gedik Ahmed Paşa, İstanbul’da Afyonkarahisar’da ve Konya’da birçok hayrat yaptırmıştır. İstanbul’daki Gedik Paşa semti burada yaptırdığı eserlerden ismini almıştır. Afyon’da inşâ ettirdiği imâret, medrese ve kütüphâne hâlâ ayaktadır. Konya’da Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Zâviyesini de tâmir ettirmiştir.




On altıncı asırda yetişen meşhur Osmanlı târihçisi. Adı, Mustafa bin Ahmed’dir. 1541 senesi Nisan ayında Gelibolu’da doğdu. Küçük yaşta tahsîle başlayan Âlî Efendi yirmi yaşında medreseden mezun oldu. Mihr-ü Mah adlı eserini şehzâde İkinci Selim’e takdim ederek dîvân kâtibliği vazîfesine atandı. Daha sonra Şam beylerbeyi Lala Mustafa Paşanın dîvân kâtipliğine tâyin edildi. Mustafa Paşanın Mısır beylerbeyi olması ile birlikte Mısır’a gitti. Bir süre sonra Mustafa Paşa Mısır beylerbeyliğinden alınınca, Manisa’daki Şehzâde Üçüncü Murâd’ın musâhibleri arasına girdi. Oradan Bosna Beylerbeyi Ferhat Paşanın dîvân kâtipliği vazîfesine tâyin edildi. Sultan Üçüncü Murâd Han devrinde Gürcistan beylerbeyliği ve dîvân kâtipliği görevlerinde bulundu. Sultan Üçüncü Mehmed tahta çıktığı zaman mîr-i mîrân rütbesiyle Şam vâliliğine tâyin edildi. Fakat o, yazmakta olduğu Künhü’l-Ahbâr adlı eserini tamamlamak için lüzumlu malzemeyi daha rahat bulabileceği Mısır defterdârlığı veya Amasya sancakbeyliğini istedi. Son olarak kendisine Cidde emirliği verilen Âlî Efendi, bu vazîfesine Mısır ve Mekke yoluyla giderek hac farîzasını yerine getirdi. Sultan Üçüncü Mehmed’e yazdığı bir mesnevîde kendisine Mısır eyâletinin verilmesini ricâ etmişse de, buna nâil olamadan 1600 senesinde Cidde’de vefât etti. Âlî, bir şâir olarak zaman zaman üstün şiirler yazmıştır. Bunu, ortaya koyduğu üç Dîvân’ı açıkça gösterir. Ayrıca şerh edebiyatımızda mühim yeri vardır. Sultan Üçüncü Murâd’ın şiirlerinin şerhini yapmıştır. Nefî gibi bâzı şâirlere mahlas vermesi onun şiirimizin ustalarından olduğunun açık delilidir. Ancak dalgalı ve dengesiz bir rûh yapısına sâhib olması hayâtına da aksetmiştir. Bunu diğer eserlerinde de görmek mümkündür. Âlî Mustafa Efendi, çeşitli alanlarda yazı yazmakla birlikte, asıl başarılı olduğu alan târihtir. Ayrıca eserlerinde tenkid fikrine yer verir. Asrını bir bakımdan ele alan bir yazar olup, manzum, mensur elliye yakın eseri vardır. Bunlardan en meşhuru dört bölümden meydana gelen Künhü’l-Ahbâr adlı târihidir. Bu eser, sâdece bir Osmanlı târihini değil, Peygamberler târihi, İslâm târihi, Türk ve Moğol târihi bahislerini de içine alan bir âlem târihidir. Âlî Efendi, eserde Osmanlı âlim ve şâirleri için de önemli bir kısım ayırmış olup, bu bölüm şâirler tezkiresi sayılabilecek genişliktedir. Eserin en geniş kısmı, 16. asır Osmanlı târihini anlattığı bölümdür. Ayrıca İslâm târihinde verilen bilgiler geniş ve teferruâtlıdır. Eserin ilmî değerini artıran bir yönü, Âlî’nin, İslâm medeniyetinin gelişmesinde Türklerin büyük rolüne ve hizmetine dikkat çekmesidir. Bunun yanında, yeri geldikçe, bölüm bölüm Avrupa milletleri hakkında da kısa bilgiler verilmiştir. Eserin başından İstanbul’un fethine kadar olan kısmı tertibine uygun olarak beş cilt hâlinde basılmıştır. Yazmaları çeşitli parçalar hâlinde İstanbul’un birçok kütüphânelerinde bulunmaktadır. Kavâidü’l-Mecâlis; Osmanlı medeniyeti ve sosyal hayâtı bakımından kıymetli bilgiler veren bir görgü ve âdâb-ı muâşeret kitabıdır. Âlî Efendi, ömrünün sonlarına doğru Sultan Üçüncü Murâd Hanın isteği üzerine yazdığı bu eserde, mühim meclislerde çeşitli sınıf, sanat ve mesleklere mensup insanların nasıl hareket edeceklerini, nasıl giyineceklerini, kısacası topluluk içinde âdâba uygun yaşamak için neler yapmak ve neleri bilmek gerektiğini anlatmıştır. Diğer bir önemli eseri Menâkıb-ı Hünerverân’dır. Eserde Türk-İslâm âleminde yetişen büyük hattatlar ve bunların hat sanatlarından, ayrıca tasvircilerden, tezhipçilerden, mücellit, halkari, zerefşân ve oyma sanatlarından bahsedilmekte, zamânın diğer sanatları ve sanatkârları hakkında da kıymetli bilgiler verilmektedir. İstanbul ve Viyana kütüphânelerinde dokuz nüshası bulunan eser, yedi bölümden meydana gelmiştir. İbn-ül-Emin Mahmûd Kemâl tarafından 1926 senesinde İstanbul’da eserin karşılaştırmalı neşri gerçekleştirilmiştir. Âlî’nin yazdığı diğer mühim eserler şunlardır: 1) Nâdir-ül-Mahârîb, 2) Heft Meclis, 3) Zübdet-üt-Tevârih, 4) Nusretnâme, 5) Câmi-ul-Hubûr der Mecâlis-i Sûr, 6) Mirkât-ül-Cihâd, 7) Füsûlü Hallü Akd ve Usûli Harc ü Nakd, 8) Hâlât-ül-Kâhire min el-Âdât- iz-Zâhire, 9) Mihr ü Mah, 10) Mihr ü Vefâ, 11) Tuhfet-ül-Uşşâk, 12) Râhat-ün-Nüfûs, 13) Hilyet-ür-Ricâl, 14) Münşeât, 15) Mahâsin-ül-Âdâb, 16) Dîvân (üç adet Vâridât-ı Enîka).


Prusyalı general.Türk Ordusunun ıslahatı için geldiğinden kendisine müşir rütbesi verildi. 1866 Bohemya ve 1870 Fransa seferlerine katıldıktan sonra, Prusya Genel Kurmay Harp Dâiresinde on sene kadar çalıştı. Bu çalışması esnâsında askerî harekât taktikleri üzerine yeni metodlar ortaya koyan kitaplar yazdı. 1883’te Türk Ordusunun yeniden düzenlenmesinde bilgisinden istifâde edilmek için Türkiye’ye çağrıldı. 1886-1895 arasında Muzaffer Paşa ile askeriyenin ıslâhı için çalıştı. Daha sonra 1907’de Altıncı Ordu baş müfettişliği ve İkinci Ordu müfettişliğinde bulundu. 1911’de Almanya’ya dönen Goltz’a General Feld mareşal rütbesi verildi. Birinci Dünyâ Savaşı esnâsında Türkiye’deki görevinden ayrıldı. Savaş esnâsında kısa bir süre Belçika genel vâliliği yaptı. 1914’te Türk Umûmî Karargâhına ve 1915 senesinde Birinci Ordu kumandanlığına tâyin edildi. 1916’da Bağdat’ta grip hastalığından öldü. Devrinin görüşlerine aykırı düşen fikirleriye de tanınan Goltz, Leon Gambetta ve Orduları isimli kitabı yayınlandıktan kısa bir süre sonra Genel Kurmaydan uzaklaştırıldı. Askeriye üzerindeki geniş bilgisi, diğer askerî yazarlar arasında yükselmesini sağladı. Sayısız etütleri hâricinde belli başlı kitapları şunlardır:Silahlanmış Halk, Rossbach’tan Jena’ya, On Dokuzuncu Asırda AlmanHarpTârihi ve Hâtıraları. “Hâtıralar” isimli kitabı, 1929 senesinde oğlu Alman generallerinden Friedrich von der Goltz tarafından yayınlandığı gibi sonradan Türkçeye de tercüme edildi.


iİk Osmanlı kumandanlarından. Balıkesir’de doğan Hacı İlbeyi, Karesi beyliği ümerâsından olup, Evrenos, Ece Yâkub ve Gâzi Fâzıl Beylerle beraber Orhan Gâzi zamanında Osmanlı hizmetine geçti. Bundan sonra Karesi Beyi tâyin edilen Şehzâde Süleymân’ın emrinde olarak Rumeli fütûhâtına iştirâk etti ve büyük hizmetlerde bulundu. Konurhisar’ın alınması ile oraya muhâfız tâyin edilen Hacı İlbeyi, burasını kendisine bir üs yaparak Malkara ve İpsala’yı zaptetti. Hayrabolu ve Çorlu taraflarına akınlar yaptı. Lüleburgaz’ı ele geçirdikten sonra üs merkezi olarak burayı kullanmaya başladı. Süleymân Paşanın ölümü ile ortaya çıkan karışıklık devresinde, karşı akınlara kahramanca göğüs geren Hacı İlbeyi, aynı zamanda Dimetoka’yı ele geçirdi ve Burgaz’a gelen Sultan Birinci Murâd’a müjde verdi. Hacı İlbeyi, Birinci Sultan Murâd Han (1359-1389) zamanında da faaliyetlerine devâm etti. Edirne ve Filibe’nin alınmasında bulundu. Edirne’nin alınması Avrupalıları endişeye sevk etti ve Macar kralının kumandası altında Sırp, Bulgar ve Bosna kuvvetleri birleşerek büyük bir ordu ile Edirne üzerine harekete geçtiler. Bu sırada Edirne’de bulunan Lala Şahin Paşa, bu kuvvete karşı koyamayacağını anlayarak Murâd Gâzi’den yardım istedi. Aynı zamanda Hacı İlbeyi’ni bir miktar keşif kuvveti ile düşman üzerine gönderdi. Gâyesi Haçlıların kuvvet ve vaziyetini tetkik ettirmekti. Hacı İlbeyi, yanında bulunan 10.000 kişi ile beraber Haçlı kuvvetlerinin zafer sarhoşluğu içerisinde ihtiyâtı elden bırakıp zevk ve eğlenceye daldıklarını gördü. Elli bin kişi kadar olduğu tahmin edilen Haçlı kuvvetleri üzerine gece karanlığından da istifâde ederek şiddetli bir baskın yaptı. Asıl büyük Türk ordusunun geldiğini zanneden Haçlılar müthiş bir bozguna uğradılar. Büyük bir kısmı kılıçtan geçirilirken kaçabilenler ise Meriç Nehrinde boğuldular (1364). Macar kralı, canını güçlükle kurtarabildi. Osmanlı târihlerine “Sırpsındığı” olarak geçen bu savaş, Hacı İlbeyi’nin en büyük zaferidir. Ancak bu büyük kumandan çok geçmeden 1365 yılında vefât etti.


Osmanlı vezîri. Tokat ahîlerinden Ahî Bâyezîd’in oğludur. Çelebi Sultan Mehmed’in Amasya sancakbeyliği sırasında timarlı sipâhî olarak onun askerleri arasına katıldı. Fetret devrindeki taht mücâdelesinde Çelebi Sultan Mehmed’i destekledi. Bursa subaşısıyken şehri, Karamanoğullarına karşı kırk gün müdâfaa etti (1414). Bu başarısından dolayı vezirlik verildi. İkinci Murâd zamânında ikinci vezir oldu. Şehzâde Mustafa Çelebi isyânının bastırılmasında önemli rol oynadı. Veziriâzam Çandarlı İbrâhim Paşayla anlaşmazlığa düştü. Bu sebeple 1427’de vezirlikten azlolundu. Bundan sonra Bursa’ya yerleşen İvaz Paşa 1429 yılında vebâ salgınında vefât edip, Pınarbaşı’nda Kuzgunluk mevkiine defnedildi. Hacı İvaz Paşa, Bursa’da Yeşil Câminin resmini ve plânlarını bizzât hazırlayıp yapımına nezâret etti (1421). Dışardan sanatkârlar getirdi. Tokat’ta bir cami, Kazova’da bir medrese ve Bursa’da Kazzâziye (İmâdiye) Medresesini inşâ ettirdi. Mekke ve Medîne fukarâsı için vakıflar yaptı.


Osmanlı sadrâzamlarından. Saraybosna kazâsına bağlı Drozgometva köyünden olup, babasının adı Radoşin’dir. Devşirme olup, sarayda Akağalar odasında yetiştirildi. Bâbüsseâde ağasıyken İkinci Bâyezîd Han tarafından Karaman Beylerbeyliğine tâyin edildi. Semendire, İşkodra kumandanlıkları ile Mora ve Memlûklü seferlerinde gösterdiği başarılar sebebiyle 1484’te Rumeli Beylerbeyliğine getirildi. Bu vazîfedeyken Eflak’taki savaşlarda gösterdiği muvaffakiyetler sonucu vezirlik rütbesi verildi (1488). 1501 yılında vezîriâzam oldu. İki yıl sonra bu görevden azledildi ise de, 1506’da tekrar getirildi. İkinci Bâyezîd Han şehzâdeleri arasındaki mücâdelede Selim ve Korkud’a karşı Ahmed’i destekledi. Bâyezîd Han, 1511’de Ali Paşa ile oğlu Ahmed’i Şahkulu İsyânını bastırmakla görevlendirdi. Ali Paşa, Kayseri ile Sivas arasındaki Gökçay mevkiinde isyancıları pusuya düşürerek imhâ ederken kendisi de vurularak şehid düştü. Hadım Ali Paşanın İstanbul’da, biri Divanyolu’nda diğeri Fâtih Zincirlikuyu’da olmak üzere iki câmisi ile bir medresesi ve bir imâreti vardır. İlim adamlarını himâye ve teşvik ederdi. Şâir Mesîhi, Ali Paşanın yanında kâtip olarak görev yapardı. Büyük âlim ve târihçi İdris-i Bitlîsî onun himâyeleri sonucu Heşt Behişt adlı eserini yazmıştır.
Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
28 Zi'l-ka'de 1438
Miladi:
21 Ağustos 2017

Söz Ola
Saltanat dedikleri ancak cihan kavgasıdır Olmaya baht-ü saadet dünyada vahdet gibi Kanûni Sultan Süleyman Han
Osmanlılar Twitter