Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


Köprülü Mehmed Paşanın küçük oğlu. 1637’de dünyâya geldi. Uzun müddet medrese tahsili görmüş olup, 1669’da babasının sadâreti zamânında zeâmetle dergâh-ı âli müteferrikaları arasına girmiş ve burada ilimle meşgul olup, vezir oluncaya kadar zeâmetle geçinmiştir. Haziran 1680’de vezir olan Fâzıl Mustafa Paşa, 1683’te Niğbolu sancağı da verilmek sûretiyle Silistre (Özü) vâlisi ve Lehistan serdarı oldu. Lâkin veziriâzam Kara Mustafa Paşanın katli üzerine bu da gözden düşerek aynı yıl serdarlıktan azl olunup, emekli edildi. Kendisine Azaz ve Kilis sancakları arpalık olarak verildi. 1684 sonlarında Sakız muhâfızlığına gönderilen Mustafa Paşa, 1686’da Boğazmuhâfızı olup, kapıkulu ocaklarının cephede isyânı ve İstanbul’a hareketleri sırasında sadâret kaymakamlığıyle İstanbul’a dâvet olundu (1687). Bu sırada pâdişah bulunan Sultan Dördüncü Mehmed Hana karşı orduda bir isyan hareketi meydana gelmişti. Bu isyan ateşinin önüne geçilemediğinden, ordu daha İstanbul’a girmeden alınan tedbirlerle Dördüncü Mehmed Han hal edilip yerine kardeşi İkinci Süleymân Han pâdişah yapıldı. Bu sırada veziriâzam olan Siyavuş Paşanın katline kadar, işler kayınbirâderi olan Fâzıl Mustafa Paşanın elindeydi.O, yeniçerilerin zorbalıklarına son verilmesi için veziriâzamı sıkıştırıyordu. Bunu bilen yeniçeriler veziriâzamı ölümle tehdid ederek onu Boğaz muhâfızlığı ile İstanbul’dan çıkarttılar. Hattâ katli için Şeyhülislâmdan fetvâ dahî istediler, ancak alamadılar. Bu sırada Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu kötü durumdan kurtulması için çâreler arıyan Sultan İkinci Süleymân, Şeyhülislâmın tavsiyesiyle 1689’da Fâzıl Mustafa Paşayı veziriâzamlığa getirdi. Veziriâzamlığı zamânında önemli işler yapan Mustafa Paşa, ilk iş olarak bâzı vergileri kaldırdı.Yeniçeri ağalığına getirdiği Eginli Haseki MehmedAğa vâsıtasıyla yeniçeri ocağını ıslah edip,maaşlardan epey tasarruf etti. Bir kış boyu gerekli tedbirleri aldıktan sonra,Rumeli’yi Avusturyalılardan kurtararakBelgrad’ı geri aldığı gibi, düşmanı Tuna ve Sava’nın ötesine attı. 1691’de düzenlediği seferde Macaristan topraklarında Slankamen mevkiindeki muhârebede şehid düştü.Ancak cesedi bulunamadı. 55 yaşında şehid düşen Mustafa Paşanın veziriâzamlığı iki sene üç ay sürdü.Avusturya’ya düzenlediği ikinci seferi esnâsında Sultanİkinci Süleymân vefât edip, yerine kardeşi Sultanİkinci Ahmed Han pâdişah olmuştu. Fâzıl Mustafa Paşa, açık sözlü, riyâdan hoşlanmayan bir insandı. Cesur, atılgan ve son derece cömertti. İdâreyi ele alır almaz, hükûmeti ve orduyu işe yaramayanlardan derhal temizlemiş, Rumeli’de gayri müslimlerin yer yer ayaklanıp düşmana yardım etmelerinin sebebinin vergiler olduğunu görerek, onları hafifletmiş, ticârete serbesti vermiş ve bu sâyede dâhilî asâyişi temin eylemiştir. İlme son derece düşkün olan Fâzıl Mustafa Paşa, ulemâya çok rağbet eder, fırsat buldukça da ilimle meşgul olurdu. Hadis ilminde ihtisas sâhibiydi. Konağı yanına yaptırmış olduğu kütüphâneden birçok âlim ve muhaddisler istifâde ederlerdi.



On altıncı yüzyılda iki defa sadrâzamlık yapan Osmanlı devlet adamı. Arnavut olup küçük yaşta devşirme olarak Enderuna alındı. Burada Türk-İslâm terbiyesi ile yetiştirildi. Kânûnî’nin teveccüh ve itimadını kazandı. Sigetvar Seferine katıldı. Bu seferde vefât eden Kânûnî Sultan Süleymân Hanın nâşı, Ferhad Ağanın nezâreti altında İstanbul’a naklolundu. 1581’de yeniçeri ağası oldu. Şehzade Mehmed’in (III) sünnet düğünü sırasında yeniçerilerle sipâhiler arasında çıkan olaylar yüzünden sadrâzam Koca Sinan Paşa tarafından azledildi (1582). Sinan Paşanın sadâretten azledilmesinden sonra Rumeli beylerbeyliğine getirildi(1583). Aynı yol veziriâzam Siyavuş Paşanın tavsiyesiyle ve dördüncü vezirlikle İran’a serdar tâyin edildi. Ferhad Paşa Revan Kalesini tahkim edip içine lüzumu kadar asker, top vesair mühimmat koydu ve beylerbeyliğine Cağalazâde Sinan Paşayı getirdi. Tiflis’e yardım ederek askerin durumunu düzeltti. Lori ve Gürî kalelerini zaptetti. Gürcistan’a akınlarda bulundu. Ferhad Paşa, Özdemiroğlu Osman Paşanın ölümünden sonra 1586’da ikinci defa İran serdarlığına getirildi. Bu seferinde de muvaffakiyet gösterdi. Tebriz’i İran kuvvetlerinin muhâsarasından kurtardıktan sonra kendisine merkez yaptı. Gence ve Karabağ mıntıkasını zaptetti. Nihavend’i aldı. İran Şahı Birinci Abbas ile sulh yaparak birçok memleketlerin Osmanlı ülkesine katılmasına sebep oldu. Şah Abbas’ın birâderinin oğlu Haydar Mirza’yı rehin olarak İstanbul’a getirdi. Bu mühim başarıları sebebiyle ünlü vezir olarak tanındı. Ferhad Paşa Ağustos 1591’de Koca Sinan Paşanın azli üzerine sadrâzam oldu. Kendisine hasım olan Sinan Paşaya karşı çok lütüfkar davrandı ve hürmet gösterdi. Ancak Sinan Paşa onun bu iyi niyetini takdir etmeyip dâimâ aleyhinde bulundu. Ferhad Paşa Erzurum esnafı ile yeniçerilerin kavgası sebebiyle sekiz ay sonra görevinden alındı ise de 1595’te ikinci kez sadârete getirildi. İsyan hâlinde bulunan Ferhad Paşa üzerine sefere çıktı. Ancak Sinan Paşa ve taraftarlarının onun aleyhinde konuşmaları ve Eflak Voyvodası ile anlaştığı yolunda dedikodular çıkarmaları üzerine tekrar azledildi ve çok geçmeden de îdâm olundu (Ekim 1595). Nâşı Eyüp’teki türbesine defnolundu. Ferhad Paşa, 16. yüzyıl sonlarında gelen liyâkatli vezirlerden biri olup kendisine her verilen vazifede başarı göstermiştir. Sadâreti ve sadâret kaymakamlığı görevleri sırasında rakibi olan Sinan Paşanın tahrikleriyle devamlı olarak kapıkulu ocaklarının hücumuna mâruz kaldı. Son sadâretinde Eflak İsyânını bastıracağında şüphe yokken Eflak sınırını geçmeye hazırlandığı sırada azledilip katli için emir verilmesi Eflak işinin felâketle uzamasına sebeb oldu. Osmanlı târihçileri onun doğru ve açık sözlü bir vezir olduğunda ittifak etmektedirler. Sultan Üçüncü Mehmed Han sonradan onun hakkında söylenenlerin iftira olduğunu anlayınca çok müteessir olmuştur. Ferhad Paşa Kumkapı’da Mualla Mescidini, Halvetiye şeyhlerinden Mahmud Efendi için yaptırmıştır.


Münşeât sâhibi ve divan şâiri. Doğum târihi bilinmemektedir. Baş defterdâr Çivizâde AbdullahÇelebi’nin yanında yetişti.Sokullu MehmedPaşaya dîvân kâtibi oldu. Nahcivân Seferine katıldı. Sokullu’nun sadrâzamlığında sır kâtipliğine yükseldi. Zigetvar Seferinde üstün cesâret ve gayreti ile hizmeti görüldü. 1570’te reisülküttâb, 1573’te nişancı oldu. 1576’da azledilerek Semendire beyliğine gönderildi. Yeniden nişancılığa getirildi. Bu görevde iken 1581 senesinde vefât etti. Eserleri:Feridun Bey Münşeâtı olarak tanınan Münşeâtü’s-Selâtin’dir. 1575’te Üçüncü Murâd Hana takdim edilmiştir. Osmanlı târihinin en önemli kaynakları arasındadır. Miftâh-ı Cennet; dînî, ahlâkî bir eserdir. Nüzhetü’l-Esrâr fî Feth-i Kal’at-ı Zigetvar, Zigetvar Seferini anlatır. Ayrıca bir de Dîvân’ı vardır.


Osmanlı Devletinin kırk altıncı şeyhülislâmı. İsmi, Feyzullah’tır. Erzurum’da doğdu. Doğum târihi bilinmemektedir. Babası Erzurum Müftîsi Seyyid Muhammed’dir. Şems-i Tebrîzî’nin soyundandır. 1703 (H. 1115) senesinde Edirne’de vefât etti. Küçük yaşta ilim tahsiline yönelip din ve fen ilimlerinde yetişti.Vânî Mehmed Efendiden tefsir, mantık, matematik, geometri ve astronomi ilimlerini öğrendi. Bu sırada Dördüncü Mehmed Hanın hocalığına tâyin edilen hocası Vânî Mehmed Efendinin dâveti üzerine, İstanbul’a geldi. Vânî Mehmed Efendiye dâmâd oldu. Şeyhülislâm Minkârîzâde Yahyâ Efendinin yanında mülâzım (stajyer) olarak çalıştı. Daha sonra hacca gitti. Hac dönüşü Yenişehir’e gelip kayınpederi tarafından pâdişâhın huzûruna çıkarıldı. 1669 târihinde Şehzâde Sultan Mustafa’nın hocası, 1670’te müderris oldu. Fâtih’te Sahn-ı Semân Medreselerinde vazifelendirildi. Sırasıyla Ayasofya, Süleymâniye, Sultan Ahmed medreselerinde müderrislik yaptı. 1686’da Rumeli Kazaskerliği pâyesiyle Şehzâde Üçüncü Ahmed’in hocalığını, bir sene sonra da Nakîb-ül-Eşraflığa (sevgili Peygamberimizin soyundan gelen seyyid ve şerîflerin işleriyle ilgilenen makâma) tâyin edildi. 1688’de, Sultan İkinci Süleymân Hanın tahta geçmesiyle şeyhülislâm oldu. Daha sonra Erzurum’a gönderildi.Sultan İkinci Mustafa tahta geçince, 1695 târihinde ikinci defâ şeyhülislâmlığa getirildi. Sekiz buçuk sene fetvâ makâmında kaldı. 1703 (H. 1115) senesinde fesatçıların çıkardığı hâdiselerin sonunda Edirne’de şehid edildi. FeyzullahEfendi, ilmî üstünlüğü yanında, yaptırdığı hayır eserleriyle de meşhur oldu. Erzurum’da bir medrese, bir câmi, hâfızların kırâat ilmini okudukları dershâne, Şam’da hadis okutulan bir medrese, Medîne-i münevverede ve İstanbul’da bir medrese, kütüphâne ve mektep yaptırdı. Feyzullah Efendi; âlim, sâlih evlâd yetiştirdi.Oğullarından SeyyidMustafa Efendi, Osmanlı şeyhülislâmlarının altmış üçüncüsü, Murtaza Efendi de altmış dokuzuncusudur. Feyzullah Efendinin eserleri şunlardır: 1) Hâşiyetün alâ Envâr-it-Tenzîl (Kâdı Beydâvî’nin meşhur tefsirine yazdığı hâşiye), 2)İsâm Hâyişesi, 3)Nesâyih-ül-Mülûk, 4) Hâlhâlî’nin Şerh-i Akâid’i üzerine ta’lîkâtı, 5) Kitâb-ül-Ezkâr, 6) Mecmûa-ı Hikâyât, 7) Fetâvâ-i Feyziyye (fetvâlarının toplandığı eserdir), 8) Ravda Tercümesi, 9) Riyâz-ür- Rahme, 10) Dîvân, 11-Kendi kaleminden Hâl Tercümesi, (Hâlnâme).


Osmanlı devlet adamlarından. 1815 yılında İstanbul’da doğan Fuâd Paşa, şâir Keçecizâde Mehmed İzzet Efendinin oğludur. Önce ilmiye, daha sonra da askerî tıp okuluna girdi ve okulu operatör yüzbaşı olarak bitirdi. O sıralarda tıp okulunda öğretim Fransızca olduğu için, bu dili mükemmel bir şekilde öğrendi. Bir müddet doktorluk yaptı. Daha sonra Mustafa Reşid Paşanın teşvikiyle 1837’de Bâbıâli’de tercüme kalemine girdi. 1841 yılında Londra sefâreti baş kâtipliğine getirilen Fuâd Paşa, 1843’te Madrit ve bir yıl sonra da Lizbon muvakkat elçiliklerine tâyin edildi. 1848 yılında meydana gelen Macar ihtilâlinin Eflak ve Boğdan’da karışıklık çıkaracağından endişe duyulması üzerine, Bükreş’e komiser olarak gönderildi. 1852 yılında hâriciye nezâretine tâyin edildi. Bu arada Prens Mençikoff’la bir anlaşmazlık üzerine görevinden istifâ etti. 1855 ve 1858 yıllarında ikinci ve üçüncü defâ aynı göreve getirildi. 1860 yılında çıkan Suriye isyânını bastırmak üzere tâyin edildi. Fuâd Paşa bu vazîfedeyken Sultan Abdülmecîd Han vefât etmiş ve yerine Sultan Abdülazîz Han geçmişti. Fuâd Paşa, Suriye’den dönüşünde, Sadrâzamlığa getirildi. Ancak bu görevi bir yıl kadar sürdü. 1863’te Abdülazîz Hanın Mısır seyâhatinde bulundu ve aynı yıl ikinci defâ Sadârete getirildi. 1866 yılına kadar bu görevde kaldı. İki yıl sonra Pâdişâh’la berâber yeni bir Avrupa seyâhatine çıktı. Fakat Paris’te hastalandı ve Nis şehrinde öldü. Cesedi İstanbul’a getirilerek Sultanahmed civârına gömüldü. Londra’da Jön Türkler tarafından haftada bir yayınlanan Hürriyet Gazetesi’nin 10 Zilkâde 1285 (22 Şubat 1869) târihli sayısında Fuâd Paşanın ölümünden önce Papa ile görüşüp duâsını aldığını, bu sebeple, öldükten sonra Katoliklerin kendisine sâhip çıkarak Katolik merâsimini icrâ ettiklerini yazmaktadır. Fuâd Paşa, şişmanca, kısa boylu ve kırmızı benizli bir zâttı. Meşrûtiyet taraftârıydı. Sadrâzamlığı sırasında Pâdişâh’ın emirlerine karşı geldiği için, görevden alınmıştı. Reşid Paşanın yetiştirmesi ve İngiliz taraftârıydı. Hâriciye nazırlığı esnasında devlete sadık gayri müslimleri görevlerinden uzaklaştırarak, bakanlığı Osmanlıdan çok Avrupalılara hizmet eden Rum ve Ermenilerle doldurmuştur. Meşhur İslâm düşmanı Volter hayrânı olup, İslâmî meziyetlerden mahrumdu. Bir gün Bâyezîd Câmiine namaz kılmaya girmişti. Cemâatin kalabalık oluşundan avluda kalmış ve namaza duracağı vakit geride duran yâverlerine de namaz kılmalarını söylemişti. Onların; “Abdestimiz yoktur, kılamayız!” cevâbını vermeleri üzerine; “Kimin abdesti var ki!” demiş ve imâma uymuştur. Fuâd Paşa, zengin bir batı kültürüne sâhib olup, doğu ve batı edebiyâtını çok iyi bilirdi. Gâyet açık sözlü ve hazır cevaptı. Bir gün diplomatlar toplantısında Avrupa büyük devletlerinin kuvvet ve kudretinden bahsolunduğu sırada, Fuâd Paşa; “En kuvvetli devlet Osmanlı Devletidir. Siz dışarıdan biz içeriden yıkmaya çalışıyoruz, yine yıkamıyoruz!” demiştir. Cevdet Paşanın bildirdiğine göre, Fuâd Paşa, hanımının hafif meşrebliğine göz yumar kayıtsız kalırdı. Âile düzenine pek aldırmazdı.


Sultan İkinci Bâyezîd’in torunu ve Bosna sancakbeyi. Sarayda iyi bir eğitim gördü. Dayısı Şehzâde Mehmed, Kefe sancakbeyi olunca, Hüsrev’i de berâberinde götürdü. Şehzâde Mehmed’in elçisi sıfatıyla Moskova’ya gitti. 1521’de Bosna sancakbeyi oldu. Kânûnî Sultan Süleymân’ın Belgrad Seferine katıldı ve Zemlin Kalesini fethetti. Belgrad’ın fethinden sonra Macaristan, Hırvatistan, Transilvanya ve Dalmaçya’ya Türk akınları devâm etti. Mohaç Savaşına kadar süren bu akınlara, Sinan ve Bâli beylerle birlikte Gâzi Hüsrev Bey de katıldı. Mohaç Savaşında emrindeki deli kuvvetleri ile ihtiyat birliği olarak geride durdu. Savaştan sonra Obrovaç Kalesiyle birlikte stratejik önemi olan pekçok kaleyi zabtetti. 1534’te Semendre sancakbeyi olan Gâzi Hüsrev Bey, iki yıl sonra tekrar Saraybosna’ya tâyin oldu. 1537’de Venediklilere âit Solin, Kilis ve daha birçok kaleyi fethetti. 1539’da Adriyatik sâhilindeki Kastelnova Kalesi denizden Barbaros Hayreddîn Paşa, karadan da Gâzi Hüsrev Beyin sıkıştırmaları sonucu ele geçirildi. 1540 yılında vefât eden Gâzi Hüsrev Beyin hayâtı İslâmiyeti yaymak yolunda geçti. Emri altında bulunan 10 bin kadar deli kuvveti (serdengeçti) ile devamlı olarak hududlarda cihâd hareketine katıldı. Ancak Hüsrev Bey bu sırada idâresi altında bulunan Saraybosna’yı da îmâr etmekten geri durmadı. Şehirde pekçok câmi, mescid, medrese, çarşı ve köprü yaptırdı. Kurşunlu Medrese diye de anılan Gâzi Hüsrev Bey Medresesi yıllarca bir ilim ve kültür merkezi olarak hizmet verdi. Adâlet ve ihsânı ile halkın sevgi ve saygısını kazandı.
Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
24 Rebiü'l-Evvel 1439
Miladi:
13 Aralık 2017

Söz Ola
Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.
Kanuni Sultan Süleyman Han
Osmanlılar Twitter