Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


Osmanlı Devletinin ikinci şeyhülislâmı. İsmi Fahreddîn olup, İran’dan Anadolu’ya geldiği için Acemî denilmiştir. Doğum yeri ve târihi bilinmemektedir. 1460 (H.865) târihinde Edirne’de vefât etti. Tahsiline memleketinde başlayan Fahreddîn-i Acemî pekçok âlim yanında, bilhassa büyük İslâm âlimi Seyyid Şerîf Cürcânî’den ilim öğrendi. Sonra Anadolu’ya gelerek Molla Fenârî’nin oğlu Muhammed Şah’ın hizmetinde bulundu ve ona muîd (asistan) oldu. Bâzı medreselerde müderrislik yaptı. Sultan Murad Han zamânında, Şeyhülislâm Molla Şemseddîn Fenârî’nin vefâtı üzerine, Edirne’de şeyhülislâm oldu. Fahreddîn Acemî, Sultan İkinci Murad Han ve Fâtih Sultan Mehmed Han zamânında, En güzel şekilde, otuz sene fetvâ işlerini idâre etti. Bu vazîfesi sırasında bilhassa Osmanlı Devletinde bozuk fikirlerin yayılması için çalışan ve müsbet ilimlerin gelişmesine mânî olan Hurûfîlerin temizlenmesinde büyük rol oynadı. Fahreddîn-i Acemî 1460 târihinde hastalanarak Edirne’de vefât etti. Buradaki Dârülhadîs Câmii önünde defnedildi. Edirne’de Üç Şerefeli Câmii yanında bir medrese yaptırmıştır.



Medîne müdâfii. 1868’de Rusçuk’ta doğdu. Babası Mehmed Nâhid Bey, annesi Fatma Âdile Hanımdır. Âilece 93 Harbinden sonra Rusçuk’tan ayrıldılar. Fahreddîn Paşa 1888’de Harbiye Mektebini, 1891’de Erkân-ı Harbiyeyi bitirdi. Erzincan’daki 4. Orduda vazîfe yaptı. 31 Mart Vak’asında Dîvân-ı Harb başkanıydı. 1911-12 Türk-İtalyan Harbinde Kurmay Albay olarak bulundu. Balkan Savaşında Çatalca Muhârebelerinde yaptığı taarruzla Bulgarları bozguna uğrattı ve Edirne’nin geri alınmasında en önemli rolü oynadı. Birinci Dünyâ Savaşı başladığında Musul’da On İkinci Kolordunun komutanıydı. Bu sırada Osmanlı Devletinde idâreyi elinde tutan İttihat ve Terakki liderleri hatâlı bir politika ile halife ve Osmanlı hükümdarlarına bağlı Şerîf Hüseyin ve taraftarlarını hâin ilân ettiler. Fahreddîn Paşa da Şerîf Hüseyin’e karşı savunma yapmak üzere Medîne’ye gönderildi. Bu kahraman Türk kumandanı, İttihatçıların çılgınca verdikleri emirlere uymayı bir vatan borcu bildiği için, Medîne’de hareketsiz kalmış, azılı İslâm düşmanı İngilizlerle savaşmak fırsatını bulamamıştı. Böylece yıllarca mukaddes topraklarda kardeş kardeşi boğazladı. Netîcede Müslümanların bu gafletinden İngilizler ve Vehhâbîler istifâde ettiler. BirinciDünyâ Harbinin kaybedilmesi ve Mondros Mütârekesinin imzâlanmasından sonra Mekke veMedîne Vehhâbîlere terk edildi. İngilizler teslim aldıkları Fahreddîn Paşayı Malta’ya sürdüler. 1921’de esâretten kurtulan Fahreddîn Paşa, Başkomutanlık Meydan Muhârebesine 12. Fırka Komutanı olarak katıldı. 1922’de TBMM hükûmeti tarafından Kâbil elçiliğine tâyin edildi. 1926’ya kadar bu görevde kaldı. 1948’de İstanbul’da vefât eden Fahreddîn Paşa Rumelihisarı Kabristanlığına defnedildi.


Köprülü Mehmed Paşanın büyük oğlu. 1635 yılında Vezirköprü kasabasında doğdu. Yedi yaşında İstanbul’a geldi ve burada medrese tahsilini meşhur Karaçelebizâde Abdülazîz Efendiden alarak mezun oldu. On altı yaşındayken müderris oldu ve yirmi iki yaşına gelince Sahn-ı Semân Medreselerine müderris tâyin edildi. Sonra babası tarafından ilmiye sınıfından ayrılması istendi ve 1659 târihinde vezirlikle Erzurum vâliliğine gönderildi. Daha sonra Şam ve Halep vâliliklerinde bulunan Fâzıl Ahmed Paşa, babasının hastalanması üzerine, ona vekâlet etmek üzere Edirne’ye çağırıldı. Nihâyet 1661 yılında babasının ölümü ile 26 yaşındayken veziriâzamlığa getirildi. FâzılAhmed Paşa, fâsılasız olarak 15 sene sadârette bulundu. Bu süre ile Çandarlızâde Halil Hayreddin Paşa ile oğlu Çandarlızâde Ali Paşadan sonra Osmanlı târihinin en çok iktidarda kalan sadrâzamıdır. Ahmed Paşanın on beş sene süren sadâretinin dokuz senelik bir devri cephelerde muhârebeyle geçti. Üç sene Avusturya ile Macaristan’da ve iki buçuk sene Venediklilerle Girit’te ve üst üste üç sene de Lehistan’da savaştı.Osmanlı Devletine parlak zaferler kazandırdı. 1676 yılında pâdişâhla berâber Edirne’ye giderken yolda hastalandı ve hastalığı ağırlaşarak yola devâm edemedi. Ergene civârında, Karabiber çiftliğindeyken 3 Kasım gecesi 43 yaşında olduğu halde vefât etti.Cenâzesi İstanbul’a getirilerekDivanyolu’nda babasının yanına defnedildi. Târihî kaynaklara göre Fâzıl Ahmed Paşa, vücutça uzun boylu, beyaz renkliydi. Hal ve tavrı mütevâziydi. Çok düzgün konuşur, karşısındaki kimseyi kolaylıkla ikna ederdi. Cömertti. Haksızlığın büyük düşmanıydı. Çabuk kavrayışlı, metin muhâkemeli, işlere kısa yoldan gitmesini bilen ve meselelere vakıf bir şahsiyetti. İhtiyatlı konuşur, gevezelikten hoşlanmazdı. Yapamayacağı şeyleri îmâ yoluyla da olsa, vâdetmezdi. Fâzıl Ahmed Paşa, fikir ve mütâlaaya kıymet verir, söz dinler, tecrübeli adamların fikirlerinden istifâde eder ve sonra harekete geçerdi. Muhârebelerde askerin gayretini arttırmak için esir ve belli sayıda kelle getirene yirmi kuruş bahşis vermekte idi. Fâzıl Ahmed Paşa, hemen hemen bir altının dörtte biri veya yarısı olan bu parayı tamâmen kendi kesesinden sarf ederdi. Bir gün kethüdâsı kendisine: “Bu ihsâna sel gibi akça olsa yine dayanmaz!” demesi üzerine: “Ya bizim akçemiz ne gün içindir.Hepsi böyle günlere fedâ olsun. Eğer kifâyet etmezse, ödünç alır yine veririz.” cevâbını vermişti. İlmiye sınıfından yetişen Fâzıl Ahmed Paşa, fıkıh ve kelâmda âlimdi. Yazısı güzel olup, sülüs ve nesih yazısını, meşhur hattat Derviş Ali’den öğrenmiştir.Hocası kendisini ziyârete geldiği zaman elini öper ve makâmında yanına oturturdu. Paşa, Devletin her yerinde hayır eserleri yaptırdı. Bunlar arasında Divanyolu’nda kütüphâne ve Dârülhadîs, Uyvar Kamaniçe ve Kandiye’de câmi, İzmir ve Çemberlitaş’taki han en önemlileridir.


Dağıstan’da Rus birliklerine karşı çete savaşlarına katılan Türk komutan. Şeyh Şâmil’in yakın akrabâlarından olup, Dağıstan’da doğdu. Ruslar Kafkasya’yı işgâl ettikleri sırada Şeyh Şâmil’le berâber yıllarca vatan müdâfaasında bulundu. Ancak Çarlık Rusyasına karşı giriştiği bu amansız mücâdele esnâsında esir düştü. Esâret hayâtı sırasında, Rusya’da askerî bir okulda eğitim gördü. Daha sonra Çar’ın muhâfız kıt’asında görev yaptı. Türkiye’ye geçtiği zaman kolağası rütbesiyle Osmanlı ordusuna katıldı. Bir çok muhârebelere katılarak başarılar kazandı. 1882 yılında liva rütbesiyle Belgrad’a gönderildi. Daha sonra Musul ve Bağdat’ta görev verilen Fâzıl Mehmed Bey, buralarda gösterdiği başarılar sebebiyle önce ferik sonra da birinci ferik rütbesiyle taltif edildi. 1914’te Birinci Dünyâ Harbi sırasında ordudan ayrılmış bulunan Fâzıl Paşa, ihtiyâç üzerine yeniden orduya katıldı. Kendisine önce Kafkas, sonra Irak cephesinde süvârî komutanlığı görevi verildi. İyi ata binmesi, iyi silâh kullanması ve cesâreti ile tanınan Fâzıl Mehmed Paşa, 1915 yılında vefât etti.Mezarı Bağdat’ta Azamiye Kabristanındadır. Fâzıl Mehmed Paşanın, Fâzıl Ahmed Paşa ve Fâzıl Mustafa Paşa gibi devlet adamları yetiştiren Köprülüler âilesi ile bir münâsebeti yoktur.


Köprülü Mehmed Paşanın küçük oğlu. 1637’de dünyâya geldi. Uzun müddet medrese tahsili görmüş olup, 1669’da babasının sadâreti zamânında zeâmetle dergâh-ı âli müteferrikaları arasına girmiş ve burada ilimle meşgul olup, vezir oluncaya kadar zeâmetle geçinmiştir. Haziran 1680’de vezir olan Fâzıl Mustafa Paşa, 1683’te Niğbolu sancağı da verilmek sûretiyle Silistre (Özü) vâlisi ve Lehistan serdarı oldu. Lâkin veziriâzam Kara Mustafa Paşanın katli üzerine bu da gözden düşerek aynı yıl serdarlıktan azl olunup, emekli edildi. Kendisine Azaz ve Kilis sancakları arpalık olarak verildi. 1684 sonlarında Sakız muhâfızlığına gönderilen Mustafa Paşa, 1686’da Boğazmuhâfızı olup, kapıkulu ocaklarının cephede isyânı ve İstanbul’a hareketleri sırasında sadâret kaymakamlığıyle İstanbul’a dâvet olundu (1687). Bu sırada pâdişah bulunan Sultan Dördüncü Mehmed Hana karşı orduda bir isyan hareketi meydana gelmişti. Bu isyan ateşinin önüne geçilemediğinden, ordu daha İstanbul’a girmeden alınan tedbirlerle Dördüncü Mehmed Han hal edilip yerine kardeşi İkinci Süleymân Han pâdişah yapıldı. Bu sırada veziriâzam olan Siyavuş Paşanın katline kadar, işler kayınbirâderi olan Fâzıl Mustafa Paşanın elindeydi.O, yeniçerilerin zorbalıklarına son verilmesi için veziriâzamı sıkıştırıyordu. Bunu bilen yeniçeriler veziriâzamı ölümle tehdid ederek onu Boğaz muhâfızlığı ile İstanbul’dan çıkarttılar. Hattâ katli için Şeyhülislâmdan fetvâ dahî istediler, ancak alamadılar. Bu sırada Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu kötü durumdan kurtulması için çâreler arıyan Sultan İkinci Süleymân, Şeyhülislâmın tavsiyesiyle 1689’da Fâzıl Mustafa Paşayı veziriâzamlığa getirdi. Veziriâzamlığı zamânında önemli işler yapan Mustafa Paşa, ilk iş olarak bâzı vergileri kaldırdı.Yeniçeri ağalığına getirdiği Eginli Haseki MehmedAğa vâsıtasıyla yeniçeri ocağını ıslah edip,maaşlardan epey tasarruf etti. Bir kış boyu gerekli tedbirleri aldıktan sonra,Rumeli’yi Avusturyalılardan kurtararakBelgrad’ı geri aldığı gibi, düşmanı Tuna ve Sava’nın ötesine attı. 1691’de düzenlediği seferde Macaristan topraklarında Slankamen mevkiindeki muhârebede şehid düştü.Ancak cesedi bulunamadı. 55 yaşında şehid düşen Mustafa Paşanın veziriâzamlığı iki sene üç ay sürdü.Avusturya’ya düzenlediği ikinci seferi esnâsında Sultanİkinci Süleymân vefât edip, yerine kardeşi Sultanİkinci Ahmed Han pâdişah olmuştu. Fâzıl Mustafa Paşa, açık sözlü, riyâdan hoşlanmayan bir insandı. Cesur, atılgan ve son derece cömertti. İdâreyi ele alır almaz, hükûmeti ve orduyu işe yaramayanlardan derhal temizlemiş, Rumeli’de gayri müslimlerin yer yer ayaklanıp düşmana yardım etmelerinin sebebinin vergiler olduğunu görerek, onları hafifletmiş, ticârete serbesti vermiş ve bu sâyede dâhilî asâyişi temin eylemiştir. İlme son derece düşkün olan Fâzıl Mustafa Paşa, ulemâya çok rağbet eder, fırsat buldukça da ilimle meşgul olurdu. Hadis ilminde ihtisas sâhibiydi. Konağı yanına yaptırmış olduğu kütüphâneden birçok âlim ve muhaddisler istifâde ederlerdi.


On altıncı yüzyılda iki defa sadrâzamlık yapan Osmanlı devlet adamı. Arnavut olup küçük yaşta devşirme olarak Enderuna alındı. Burada Türk-İslâm terbiyesi ile yetiştirildi. Kânûnî’nin teveccüh ve itimadını kazandı. Sigetvar Seferine katıldı. Bu seferde vefât eden Kânûnî Sultan Süleymân Hanın nâşı, Ferhad Ağanın nezâreti altında İstanbul’a naklolundu. 1581’de yeniçeri ağası oldu. Şehzade Mehmed’in (III) sünnet düğünü sırasında yeniçerilerle sipâhiler arasında çıkan olaylar yüzünden sadrâzam Koca Sinan Paşa tarafından azledildi (1582). Sinan Paşanın sadâretten azledilmesinden sonra Rumeli beylerbeyliğine getirildi(1583). Aynı yol veziriâzam Siyavuş Paşanın tavsiyesiyle ve dördüncü vezirlikle İran’a serdar tâyin edildi. Ferhad Paşa Revan Kalesini tahkim edip içine lüzumu kadar asker, top vesair mühimmat koydu ve beylerbeyliğine Cağalazâde Sinan Paşayı getirdi. Tiflis’e yardım ederek askerin durumunu düzeltti. Lori ve Gürî kalelerini zaptetti. Gürcistan’a akınlarda bulundu. Ferhad Paşa, Özdemiroğlu Osman Paşanın ölümünden sonra 1586’da ikinci defa İran serdarlığına getirildi. Bu seferinde de muvaffakiyet gösterdi. Tebriz’i İran kuvvetlerinin muhâsarasından kurtardıktan sonra kendisine merkez yaptı. Gence ve Karabağ mıntıkasını zaptetti. Nihavend’i aldı. İran Şahı Birinci Abbas ile sulh yaparak birçok memleketlerin Osmanlı ülkesine katılmasına sebep oldu. Şah Abbas’ın birâderinin oğlu Haydar Mirza’yı rehin olarak İstanbul’a getirdi. Bu mühim başarıları sebebiyle ünlü vezir olarak tanındı. Ferhad Paşa Ağustos 1591’de Koca Sinan Paşanın azli üzerine sadrâzam oldu. Kendisine hasım olan Sinan Paşaya karşı çok lütüfkar davrandı ve hürmet gösterdi. Ancak Sinan Paşa onun bu iyi niyetini takdir etmeyip dâimâ aleyhinde bulundu. Ferhad Paşa Erzurum esnafı ile yeniçerilerin kavgası sebebiyle sekiz ay sonra görevinden alındı ise de 1595’te ikinci kez sadârete getirildi. İsyan hâlinde bulunan Ferhad Paşa üzerine sefere çıktı. Ancak Sinan Paşa ve taraftarlarının onun aleyhinde konuşmaları ve Eflak Voyvodası ile anlaştığı yolunda dedikodular çıkarmaları üzerine tekrar azledildi ve çok geçmeden de îdâm olundu (Ekim 1595). Nâşı Eyüp’teki türbesine defnolundu. Ferhad Paşa, 16. yüzyıl sonlarında gelen liyâkatli vezirlerden biri olup kendisine her verilen vazifede başarı göstermiştir. Sadâreti ve sadâret kaymakamlığı görevleri sırasında rakibi olan Sinan Paşanın tahrikleriyle devamlı olarak kapıkulu ocaklarının hücumuna mâruz kaldı. Son sadâretinde Eflak İsyânını bastıracağında şüphe yokken Eflak sınırını geçmeye hazırlandığı sırada azledilip katli için emir verilmesi Eflak işinin felâketle uzamasına sebeb oldu. Osmanlı târihçileri onun doğru ve açık sözlü bir vezir olduğunda ittifak etmektedirler. Sultan Üçüncü Mehmed Han sonradan onun hakkında söylenenlerin iftira olduğunu anlayınca çok müteessir olmuştur. Ferhad Paşa Kumkapı’da Mualla Mescidini, Halvetiye şeyhlerinden Mahmud Efendi için yaptırmıştır.
Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
3 Muharrem 1439
Miladi:
24 Eylül 2017

Söz Ola
Tarih milletlerin tarlasıdır, her millet geçmişinde ne ekmişse, gelecekte de onu biçer
Churchill.
Osmanlılar Twitter