Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


Osmanlı sadrâzamlarından. Şûrâ-yı Devlet üyelerinden Seyyid İzzet Efendinin oğlu olup, İstanbul’da 1853 yılında doğdu. Tahsilini tamamladıktan sonra Hâricî Teşkilâtta görev aldı. Paris, Berlin, Petersburg ve Londra elçilikleri kâtipliklerinde bulundu. Daha sonra Sultan Abdülmecîd’in kızlarından Mediha Sultanla evlendi.

1884 yılında Şûrâ-yı Devlet üyeliğine tâyin edildi. İki sene sonra da vezir rütbesi verilen Dâmâd Ferid Paşa, Londra Büyük Elçiliğine tâyinini istediyse de, Sultan İkinci Abdülhamîd Han tarafından bu isteği reddedildi. Bunun üzerine memuriyetten ayrılıp, Meşrûtiyetin îlânından sonra Âyân Meclisi üyesi oldu. Devamlı yükselmek arzusunda olduğundan İttihat ve Terakki Cemiyeti ileri gelenlerine yaklaştı. Ancak anlaşamamaları sonucu onların aleyhinde çalışmaya başladı. İmparatorluğun son zamanlarında beş defâ sadârete getirilmiştir. Sadâreti zamânında yaptığı tutarsız icrâatı sebebiyle memleketin içte ve dışta zor durumlara düşmesinde büyük tesiri olduğu belirtilmektedir. Ayrıca, Osmanlıların son sultânı, Sultan Altıncı Mehmed (Vahîdeddîn Han) de kendisini sevmeyip daha şehzâdeliği zamânında Ferid Paşaya karşı sâhib olduğu düşüncelerini açıklamıştı. Zekî, vatanını seven ve son derece nâmuslu olan Sultan Vahîdeddîn’in Ferid Paşayı defâlarca sadârete getirmesini târihçiler, zamanın kritik oluşundan ve mecburiyetten ileri geldiğini söylerler. Nitekim İşgâl altındaki bir memlekette baskıların çok olması, Tevfik, Ali Rızâ, Sâlih Paşa kabînelerinin kısa zamanda görevden ayrılmaları, işgâl idâresinin devamlı tazyiki, onu 13 ay müddet içinde beş defâ sadrâzamlığa getiren önemli sebeplerdir.

Ferid Paşa, Tevfik Paşanın kurduğu üçüncü kabînenin 3 Mart 1919’da düşmesi üzerine, 4 Mart 1919’da ilk defâ sadârete getirildi. 15 Mayıs 1919 Yunanlıların İzmir’i işgâline kadar 2.5 ay ilk sadareti sürdü. Ferit Paşanın 19 Mayıs’ta kurduğu hükûmet, 20 Temmuz 1919’a kadar devâm edebildi. Ancak bir gün sonra tekrar kabîneyi kurmakla görevlendirildi. Bu üçüncü sadâreti ise 30 Eylül 1919’da sona erdi. Ali Rızâ Paşa kabînesinin 3 Mart 1920’de düşmesi, arkasından kurulan Sâlih Paşa hükûmetinin 25 günlük iktidârdan sonra çekilmesi, Tevfik Paşanın tekrar hükûmet kurmayı kabul etmemesi, Ferid Paşanın 5 Nisan 1920’de tekrar sadrâzamlığa gelmesine sebeb oldu. 30 Temmuz 1920’de kabînesini yenilemek için istifâ etti. Bir gün sonra da son kabînesini kurdu. Bu beşinci ve son kabînesi, 17 Ekim 1920’ye kadar devâm etti.

Ferid Paşanın 13 aylık iktidârı sırasında önemli olaylar;
Meclis-i Meb’ûsan’ın kapatılması, Sevr Barış Antlaşmasını imzâlaması ve Kuvâ-yı Milliyeye karşı davranışlarıdır. Anadolu’da hiç sevilmeyen Ferid Paşa, Millî Mücâdelenin zafere ulaşması üzerine, Avrupa’ya kaçtı. 6 Ekim 1923’te Fransa’nın Nice şehrinde öldü.




Sultan Üçüncü Mehmed Han zamânında üç defâ sadârete gelmiş Osmanlı sadrâzamı. Sultan Üçüncü Murad’ın kerîmesi Ayşe Sultanla evlendiği için Dâmâd olarak anılan İbrâhim Paşa, Kanije Kalesini fethetmesi sebebiyle de Kanije Fâtihi ünvânı ile meşhurdur. Aslen Bosnalı olan İbrâhim Paşanın doğum târihi bilinmemektedir.

1531’de Enderûn-ı Hümâyûna alınarak yetiştirildi. Sarayda çeşitli görevler yaptıktan sonra Üçüncü Murad’ın cülûsu esnâsında Rikabdarlığa, cülûsundan sonra 1574’te Silâhdarlığa ve 1580’de Yeniçeri Ağalığına getirildi. 1581’de Rumeli Beylerbeyliğine tâyin olunan İbrâhim Paşa, bir müddet sonra Kubbe vezirleri arasına girdi. Mısır Vâlisi Mürteşî Hasan Paşanın Mısır’da meydana getirdiği karışıklıkları gidermek ve Mısır vâridâtını yeniden tanzim etmek üzere 1583’te Mısır vâliliğine tâyin olundu. Bir buçuk yıl sonra da Lübnan’da Dürzî İsyânını bastırdı. Bu hizmetlerine karşılık ikinci vezirliğe getirildi. 1586 yılında Sultan Üçüncü Murad’ın kızı Ayşe Sultanla evlendi. 1595’te Sadrâzam Ferhad Paşa Eflâk Seferine çıkınca, sadâret kaymakamı oldu. Nihâyet Sinân Paşanın vefâtı ile 5 Nisan 1596’da kendisine vezîriâzamlık verildi.

Sultan Üçüncü Mehmed Hanın da iştirak ettiği Eğri’nin fethi ve Haçova Meydan Savaşlarında büyük yararlıklar gösterdi. Ancak Avusturya Seferine Kırım kuvvetlerinin gelmemesi ve Kırım Hanı Gâzi Giray’ın İbrâhim Paşanın tesiriyle Fetih Giray’ı öldürtmesi yeniden azline sebeb oldu. İbrâhim Paşa, 1599’da Cerrâh Mehmed Paşanın yerine üçüncü defâ vezîriâzam ve Avusturya seferine serdâr-ı ekrem tâyin edildi. Sefer hazırlıklarını tamamladıktan sonra 1599’da İstanbul’dan Belgrad’a doğru harekete geçti. Edirne’ye geldiğinde Avusturya seraskeri olan Satırcı Mehmed Paşayı başarısızlığı sebebiyle katlettirdi. Daha sonra Belgrad’a, oradan Macaristan’a giren İbrâhim Paşa, Estergon üzerine yürüdü. Ancak bu hareketi, muhârebe yapmak veya kale fethetmekten ziyâde uzun süren muhârebeler netîcesinde dağılan veya Osmanlılar aleyhine cephe alan yerli halkın yeniden kazanılması, serhad kalelerinin tâmiri gâyesine yönelikti. Kışı Belgrad’da geçiren Vezîriâzam İbrâhim Paşa, 1600 senesi baharında Estergon üzerine yürüyüşe geçti. Tiryaki Hasan Paşanın da bulunduğu toplantıda, her zaman için tehlike teşkil eden Kanije’nin fethi kararlaştırıldı. Kırk günden fazla muhâsara edilen kale, bir taraftan gelecek yardımdan ümit kesilmesi, diğer taraftan kalenin barut mahzenine ateş düşmesi üzerine İbrâhim Paşaya teslim edildi. Burası beylerbeyilikle Tiryâkî Hasan Paşaya verildi.

Avusturyalıların mühim hudud kalelerinden olan Kanije’nin düşmesi, düşmana büyük bir darbe idi. Bu muvaffakiyetinden çok memnun olan Pâdişah, vezîriâzam İbrâhim Paşaya gönderdiği hatt-ı hümâyûnda onu tebrik etti ve hayatta olduğu müddetçe makâmında kalacağını vâdetti. Bu fetihle İbrâhim Paşa, Kanije Fâtihi ünvânını aldı. Dâmâd İbrâhim Paşa, serhadde almış olduğu tedbirler ile askerin, serhad gâzilerinin ve yerli halkın derin sevgisini kazanmış, bu mıntıkada Avusturya harplerinin zuhûrundan beri devâm eden âsâyişsizliği bertaraf etmişti. Vezîriâzam ve serdâr-ı ekrem İbrâhim Paşa Belgrad’da bir taraftan sefere hazırlanırken, diğer taraftan da kendi kethüdâsı Mehmed Ağa ile Murad Paşayı, îcâbında sulh için görüşmek üzere, tâlimât verip Budin’e gönderdi. Ancak bir müddet sonra rahatsızlanan İbrâhim Paşa, 10 Temmuz 1601’de vefât etti.

Cenâze namazı ordugâhta kılındıktan sonra naaşı Belgrad’a nakl ve daha sonra İstanbul’a getirilerek Şehzâde Câmiinin caddeye bakan cephesinde inşâ ettirdiği türbesine defnedildi. İbrâhim Paşanın âlicenâp, cömert ve gayretli bir vezir, muvaffak bir kumandan olduğunda bütün kaynaklar müttefiktirler. Emrine verilen orduları sevk ve idâreyi bilmiş ve bilhassa zemin ve zamâna göre aldığı siyâsî tedbirler ile Lübnan harekâtında ve Macaristan serhâdlerinde Osmanlı nüfûz ve hâkimiyetini süratle tesise muvaffak olmuştur. Gerçekleştirmeye çalıştığı Avusturya sulhü plânları, ölümü ile netîcesiz kalmış; fakat Macaristan serhadlerinde ardından gidecek olan Lala Mehmed Paşa ve Kuyucu Murâd Paşa gibi kuvvetli iki devlet adamının yetişmesini sağlamıştır.



Sultan İkinci Bâyezîd devri sadrâzamlarından. Arnavut asıllı devşirme olup, Müslüman olduktan sonra kâbiliyetli görüldüğünden Enderûn’a alınıp yetiştirildi. Fâtih Sultan Mehmed Han devrinde Anadolu Beylerbeyliği hizmetinde bulundu. 1472’de Karaman vâlisi Şehzâde Mustafa ile Akkoyonlu hükümdârı Uzun Hasan’ın yeğeni Yusufça Mirzâ arasında vukû bulan harpte Şehzâde’nin maiyetinde çarpışmaya katıldı. 1473 yılında meydana gelen Otlukbeli Muhârebesinde ise öncü kuvvetlerin komutanı olarak hizmet etti. 1476’da Fâtih Sultan Mehmed Hanın Boğdan ve Macaristan seferlerine Anadolu Beylerbeyi olarak katıldı. 1478’de Süleymân Paşa yerine Rumeli Beylerbeyi oldu. Bu görevdeyken Arnavutluk’un fethi için fevkalâde hizmet etti. Bu muharebeler için döktürdüğü çeşitli toplarla askerlikteki üstün kâbiliyetini göstermişti. Leş, Digros ve Gölbaşı denilen yerleri bu toplarla zaptettikten sonra İşkodra’nın ele geçmesini de kolaylaştırdı.

Fâtih Sultan Mehmed Hanın vefâtı üzerine tahta geçen Sultân İkinci BâyezîdHan zamanında vezir oldu. 1483’te İshak Paşanın yerine sadrâzamlığa tâyin edildi. Tam on beş sene bu mühim hizmeti mahâretle yürüttü. Sadrâzamlığı sırasında iki defâ sefere çıktı. Birçok yerlerin Osmanlı ülkesine katılmasını sağladı. Hersekzâde Ahmed Paşanın yenilerek esir düşmesi üzerine 1487’de Memlûklüler üzerine yapılan muhârebenin komutanlığını yürüttü. Adana ve Tarsus’u ellerinden aldı. Memlûklüler ile harp çıkmasına sebeb olan Karaman Beyi Turgut oğlu Mehmed Beyi tâkib etti ise de yakalayamadı. Bulgar dağlarında yaşayan ve Karamanlılara bağlı olan Varsak Türkmenlerini Osmanlı Devletine bağladı. 1497’de sadrâzamlıktan alınarak Dimetoka’da oturmaya müsâade edildi. 1499’da burada vefât eden Dâvûd Paşa, İstanbul’a getirilerek kendisinin yaptırdığı câmi-i şerîfin mihrâbı önündeki özel türbesine defnedildi.

Gâyet dindâr ve dirâyetli bir vezir olan Dâvûd Paşa, âlimleri sever ve hürmet ederdi. Ordu hizmetlerinde bulunduğu sırada çoğu defâ en ön safta yalın kılıç düşman üzerine yürürdü. Çocukluk yaşlarından beri hiçbir seferden geri kalmamıştı. Bu seferler esnâsında ele geçen ganîmetleri isrâf etmediği için zengin olmuştu. Fakirleri gözetip onlara yardım etmeyi pek severdi. Âbid, zâhid ve mücâhid idi. Yâni çok ibadet eder, dünyaya düşkün olmayıp, Allah’ın dînini yaymak için hiçbirşeyden çekinmezdi.

İstanbul’da büyük bir câmi-i şerîf (Dâvûdpaşa semtinde), bir medrese, imâret, mektep ve çeşme yaptırmıştır. Ayrıca İstanbul’da şehrin dışında Osmanlı ordularının Rumeli seferlerine çıkmak için hazırlık ve toplantı yeri olarak yaptırdığı Dâvûdpaşa Kışlası meşhurdur Dâvûdpaşa Külliyesindeki kitâbenin metnini Şeyhülislâm Kemâl Paşazâde Ahmed Şemseddîn Efendi yazmıştı. Hattı ise Hamdullah Efendiye âittir.



Sultan Dördüncü Mehmed Han zamânında hizmet gören Osmanlı vezir ve sadrâzamlarından. Aslen Çerkez’dir. Evliyâ Çelebi ona Bıyığklı Mehmed Paşa demektedir. Yaklaşık 1585 yılında doğmuştur. Nasıl yetiştiği hakkında klasik kaynaklarda yeterli bilgi yoktur. Sultan Dördüncü Murad’ın vezîriâzamı Tabanıyassı Mehmed Paşanın kethüdâlığından yetişerek 1637’de Şam, 1638’de Diyarbakır vâliliğine getirildi. 1638 yılı Bağdat Seferinde Diyarbakır Beylerbeyi sıfatıyla muhâsaraya katıldı. Sefer dönüşü ise Bağdat Beylerbeyliğine tâyin edildi (1639). Derviş Mehmed Paşa, Bağdat’taki görevi sırasında âsâyişi temin ettiği gibi harpler dolayısıyla şehirde meydana gelen tahribâtı büyük ölçüde îmâr etti. Zirâat ve ticâretin gelişmesini sağladı. 1644’te vezirlik pâyesiyle Halep, 1646’da Anadolu daha sonra da Silistre’ye tâyin olundu. Bu esnâda meydana çıkan Girit harbi dolayısıyla Çanakkale Boğazına gelen Venedik donanmasına karşı, boğazın kara tarafından korunması görevini üstlendi. Mahâretle yerleştirdiği toplar sâyesinde büyük zâyiât veren düşman donanması kaçmak zorunda kaldı (1649). 1651 yılında Anadolu Beylerbeyliği zamânında zuhûr eden Celâlî eşkıyâsına karşı sert tedbirler aldı. 1652’de kapdân-ı deryâ olan Mehmed Paşa, Sadrâzam Tarhuncu Ahmed Paşanın azli üzerine, Sultan Dördüncü Mustafa Han tarafından bu göreve getirildi. 1654 yılında sadrâzamlık görevinden alınan Mehmed Paşa, 1655 senesi Rebîülevvel ayının başlarında vefât etti. İstanbul’da Çemberlitaş’ta Atik Ali Paşa Câmi-i şerîfi avlusuna defnedildi. Ölümünde yaşı altmışa yakındı. Huy olarak halîm ve orta derecede iktidarlı olup, çok cömertti. “Para kazanmak; zirâat, ticâret ve imâretle olur.” derdi. Nitekim kendisi de Bağdat vâlisiyken, Basra yoluyla Hindistan, İran ve Haleb’e adamları vâsıtasıyla para gönderip muhtelif eşyâ satın alarak maiyetinin (emri altında çalışanların) ihtiyâcını temin ettikten sonra kalanını tüccara sattırır ve bundan külliyetli kâr temin ederdi. İran aşîretlerinin yaylak için Şehrezur sahralarına çıkışlarında onlardan ucuz fiyatla tedârik ettiği koyunları, Bağdat’ta yaptırdığı kasap dükkanlarında kestirip maiyetinin ihtiyaçlarını dağıttıktan sonra narhtan bir akçe noksanıyla halka sattırırdı. Ayrıca Bağdat’ta birkaç yerde fırınyaptırıp maiyeti olan levend, içoğlanı ve sâir kimselerden on bin kişinin ekmeğini verdikten sonra, kalanını ucuz fiyatla halka sattırırdı. Bu hâlleri dolayısıyla Bağdat’ta, paşanın kalabalık maiyeti ve muhâfız askerden dolayı iâşe sıkıntısı olmaz ve halk da bundan istifâde ederdi. Bu sebeple pek çok sevilip sayılırdı.


On altı-on yedinci yüzyılda yetişmiş Osmanlı şâir ve devlet adamı. Bosna bölgesine bağlı Mostar şehrinde 1560’da doğdu. İkinci Selim devrinde daha çocuk yaşta iken Enderun Mektebine alınarak, İbrahim Paşa sarayında yıllarca tahsil ve terbiye gördü. Sultan Üçüncü Murad Hân zamanında saray-ı âmireye geçti ve doğancılık hizmetinde bulundu. Gayretli çalışmaları neticesinde sultânın yakın dostları arasına girdi. Yine sultânın emri ile İran şâiri Bennânî’nin Sehânâme adlı eserini manzûm olarak Türkçeye tercüme ederek Murâdnâme adıyla pâdişâha takdim etti. Pâdişâhın iltifâtına kavuşarak Doğancılar Kethüdâsı tâyin olundu. Sultan Üçüncü Murad Hanın vefâtına kadar sarayda kalan ve aynı zamanda onun Kapı Kethüdâlığını yapan Derviş Paşa, Sultan Üçüncü Mehmed’in cülûsuyla birlikte (1595) saray dışındaki hizmetlere gönderildi. Rumeli seferlerine katıldıktan sonra gösterdiği başarılar sebebiyle Bosna Beylerbeyliğine getirildi. Bu hizmetteyken Stolni Belgrat’ın muhâfazasıyla görevlendirildi. Aynı yılın sonunda bu görevden ayrılan Derviş Paşa, Osmanlı-Avusturya harplerinin en buhranlı döneminde düşman eline geçen Peşte’ye geldi. Serdâr Lala Mehmed Paşanın başında bulunduğu orduda büyük başarılar gösterdi. Düşman ordusuna fevkalâde kayıplar verdirildiyse de, üstün kuvvetler karşısında ordumuz da büyük zâyiât verdi. On beş bin kişiden ancak bir kaç yüz Osmanlı cengâveri sağ kalabildi. Derviş Paşa da bu muhârebede şehid oldu (1603). Vefâtında, tahminen 43 yaşlarında bulunuyordu. Derviş Paşa aynı zamanda, çağının tanınmış şâirlerinden biridir. Eserlerinin başında sâde ve akıcı bir üslûba sâhib olan Muradnâme’si gelmektedir. Bu eserde mesnevî tarzını kullanmış olup, hâdiseleri anlatışı fevkalâde güzeldir.


On beşinci asır târihçilerinden. Hayatı hakkında fazla bir bilgi yoktur. Eserlerinden çıkan bilgilere göre adı Tûr-ı Sînâ’dır. İstanbul’un fethinden sonra, İstanbul’un iskânı sırasında mukâtaanın yazılmasında görevlendirildi. Bu görevi yerine getirerek hazırladığı defteri beğenen Fâtih Sultan Mehmed onu maiyetine aldırdı. Baş defterdarlığa kadar yükseldi. Dursun Bey, 1456’da yapılan Belgrad Seferine katıldı. Daha sonra Mahmud Paşanın hizmetine girdi ve onun dîvân katibi oldu. Mahmud Paşanın azlinden sonra da saraydaki îtibârını kaybetmeyen Dursun Bey 1476’da Buğdan Seferi dönüşünde yazıp Fâtih Sultan Mehmed’e takdim ettiği bir kıt’a karşılığında çok ihsanlara nâil oldu. İkinci Bâyezîd devrinde arasıra da olsa sultanın ihsanlarına kavuştu. Vefât târihi belli değildir. Dursun Beyin bilinen eseri Târîh-i Ebü’l-Feth’tir. 1490-1495 seneleri arasında Sultan Fâtih’in gazâlarını ve fetihlerini anlatan bir eserdir. Eser önsöz, giriş ve asıl metin olmak üzere üç ana bölümden meydana gelir. Eserin dili aynı asırda yazılan Tevârîh-i Âl-i Osman türündeki eserlerin dilinden çok farklıdır. Arapça ve Farsça tamlamalar oldukça fazladır. Bilinen altı yazma nüshası İstanbul’daki çeşitli kütüphanelerde yer alır. Eser ilk defa 1912’de Mehmed Ârif tarafından yayımlanmıştır.
Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
24 Rebiü'l-Evvel 1439
Miladi:
13 Aralık 2017

Söz Ola
Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.
Kanuni Sultan Süleyman Han
Osmanlılar Twitter