Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


Osman Gazinin kardeşi Gündüz Alp’in oğlu. Doğum yeri ve tarihi bilinmemektedir. Bir çok savaşlarda bulunarak büyük kahramanlıklar gösterdi. 27 Temmuz 1302’de Osman Beyin üstün Bizans kuvvetlerine karşı giriştiği Koyunhisar Muharebesine katıldı. Bu savaşta büyük yararlıklar gösteren Aydoğdu Bey şehid düştü. Osman Gazi, yetişmesi ile bizzat ilgilendiği bu gözüpek yeğeninin ölümüne son derece üzüldü. Kabri Bursa-Yenişehir arasında Koyunhisar’a giden yol üzerindedir. Hastalanan atların, kabrinin etrafında gezdirilince şifa buldukları söylenmektedir.




On altıncı asır meşhur Osmanlı alim ve şairlerinden. Bursa’da doğdu. Doğum tarihi bilinmemektedir. Yavuz Sultan Selim Han devrinin büyük alimlerinden. Muallimzade lakabıyla meşhur Mevlana Ahmed bin Muslihiddin Efendinin küçük oğludur. 1585 (H. 993) tarihinde Hama şehri kadılığında iken Humma (sıtma)dan vefat etti. Kabri oradadır. Mesnevi şairlerinden Cinani vefatına “İntikal eyledikte tarihin, dediler; “Geçdi Azeri Çelebi.” beytiyle tarih düşürmüştür (993). İbrahim Efendi, önce fazilet sahibi olan babasından ilim öğrendi. İyi bir tahsil gördü. Daha sonra meşhur alim ve veli Şeyhülislam Ebüssü'ud Efendinin derslerine devam etti. Ona mülazim (asistan) oldu. 1576 (H. 984) tarihinde faziletli bir zat olan ağabeyi Mahmud Çelebi’nin nişancı olması üzerine kendisi de kitabet (katiplik) mesleğine geçti. Kısa zamanda emsallerinin takdirini kazandı. Sıra ile; Tire, Kestel gibi kazalarda kadılık yaptı. 1585 (H. 932) tarihinde Suriye vilayetine bağlı Hama Sancağı kadısı oldu. Vefatına kadar bu vazifede kaldı. Azeri İbrahim Çelebi, güzel ahlak sahibi, nazik, şair tabiatlıydı. Divan'ından başka 1895'te eski harflerle basılan Nakş-i Hayal adındaki selis manzumesi (Mesnevisi) sahanın adamları tarafından kıymetli sayılmıştır. Bu manzum eser bir mukaddime ile 26 hikayeden meydana gelmiştir. On iki bin beyit olup, didaktiktir ve ahlaki sahasında mühim yer tutar. Eserin sonunda ahlaki sonuçlar verilmiştir. Mükemmel bir nüshası İstanbul Es’ad Efendi Kütüphanesinde mevcuttur.

Azeri Nakş-i Hayal mukaddimesine:
Besmeledir lale-i numan-ı din,
Besmeledir gurre-i ferd-i yakin.
beyti ile başlamıştır.



Osmanlı Devletinin son devirlerinde yetişen asker, araştırmacı ve biyografi yazarı. Baban ailesinden Baban Mehmed Emir Efendinin oğludur. 1839'da Bağdat'ta doğdu. 1920'de İstanbul'da vefat etti. İlk tahsilini memleketinde yaptı. Irak'tayken askeri mektepte okudu. Çeşitli askeri birliklerde görev yaptı. Jandarma Dairesi İkinci Şubesi Müdürüyken 1875'te İstanbul'a yerleşti. 1908'den itibaren Mirliva rütbesi ile Jandarma Dairesi Müdürlüğüne tayin edildi. Bu arada ilmi araştırmalarla meşgul olup, uzun bir çalışma neticesinde Katib Çelebi'nin Keşf-üz-Zünun adlı eserine iki ciltlik bir Zeyl (ek) yazdı. 1920 (H. 1339)de İstanbul'da vefat etti.

Meşhurluğunu yazmış olduğu eserden almış olan Bağdatlı İsmail Paşanın ilk eseri; İzah-ül-Meknun fi Zeyl-i ala Keşf-üz-Zünun'dur. İki cilt halinde yazdığı bu zeylde 19.000 kadar kitabı tanıtmaktadır. Hediyyet-ül-Arifin ve Esma-ül-Müellifin ve Asar-ül-Musannifin adıyla yazdığı ikinci eseri de iki cilt olup, Arapçadır. Alfabetik olarak tertib edilmiş olan bu eserde, bir müelliften (yazardan) bahsedilirken sırayla müellifin adı, babasının adı, nisbeti yani şöhreti, lakabı, memleketi, mezhebi, vefat tarihi, Türk olup olmadığı ve eserleri yazılmıştır.



On beşinci asırda yaşıyan saray katiplerinden. Hayatı hakkında fazla bir bilgi yoktur. Doğum ve vefat tarihleri bilinmemektedir. Adı çoğalttığı ve okuduğu eserlerde Abdürrezzak Şeyhzade Bahşı, Şeyhzade Abdürrezzak Bahşı olarak geçmektedir. Manzumelerinde ise Bahşı, Bakşı Kul ve Türkistani Bahşı mahlasını kullanmıştır. Bahşı, 15. asırda, Doğu Türklerine gönderilen mektup ve fermanları Uygur ve Arap harfleriyle ve Çağatayca yazan katiplerdendi. Ayrıca çeşitli dillerde gazel ve kasideler de yazmıştır. Manzumelerinin bir kısmı ve çoğalttığı eserler kütüphanelerde mevcuttur.

Çoğalttığı eserlerden bazıları şunlardır:
1) Atabet-ül-Hakayık,
2) Mahzen-ül-Esrar,
3) Fatih Sultan Mehmed Yarlığı.



Divan şiirinin büyük üstadı. Asıl adı Mahmud Abdülbaki’dir. Hem şair, hem de alimdir. İstanbul’da 1526 yılında doğdu. Babası Fatih Camii müezzinlerindendi. Oğlunu küçük yaşta sanatkar yapmak düşüncesiyle saraç çıraklığına verdi. Fakat Baki yaratılışı icabı ilme düşkün olduğundan tahsile başladı. Uzun yıllar zamanın büyük medreselerinde, devrin en ileri gelen hocalarından ders gördü. Tahsilini tamamladıktan sonra ilk olarak 1563 yılında Silivri’deki Piri Paşa Medresesi müderrisliğine getirildi. Sonra sırayla, Murad Paşa, Eyyub, Sahn ve Süleymaniye medreselerinde müderrislik yaptı. Selim-i Kadim Medresesi müderrisliğinden sonra, Mekke kadılığı, Anadolu ve Rumeli kazaskerliği görevlerinde bulundu. Osmanlı İmparatorluğunun en parlak bir döneminde yetişmesi, kabiliyetinin ortaya çıkmasına sebeb oldu. İstanbul o zamanlar ilim ve sanat yönünden en verimli devrindeydi. Büyük devlet adamlarının ilimle uğraşanları himaye etmesi, Baki’nin genç yaşında şöhrete kavuşmasına sebeb oldu. Muhibbi takma adı (mahlası) ile şiirler yazan Kanuni Sultan Süleyman Han, Baki'yi takdir edenlerin başındaydı. İlim adamlarını çok seven sultan, şairi de meclislerine davet ederek ihsanlarda bulundu. Kanuni Sultan Süleyman’ın ölümü için yazdığı meşhur Mersiye’si o devrin edebiyat şaheseridir. Kanuni’den sonra sıra ile padişah olan İkinci Selim, Üçüncü Murad ve Üçüncü Mehmed Han zamanlarında da ülkenin her tarafında Şairler Sultanı diye meşhur oldu. Şöhreti sadece Osmanlı sınırlarında kalmayıp, İran, Arabistan ve Hindistan’a kadar yayıldı. 1599 yılında ölen Baki’nin mezarı Edirnekapı dışında Eyyüb’e giden yol üzerindedir. Şiirde Zati tarafından yetiştirilen Baki’nin sanatı, mükemmel olup, gazellerinde büyük bir ustalık hakimdir. Kelimeler yerli yerinde ve bütün söz sanatları ifadelerinde kendini gösterecek şekilde yer alırdı. Şiirlerinde zeka oyunlarına büyük önem verirdi. Kelimelere birçok anlamlar vermekte, mısra ahenginin üst derecelerine ulaşmakta eşsiz bir sanatkardı. Şiirlerinde hep ölçülü ve hesaplıdır. Mısraları dilde hiçbir takıntı ve kulakta hiçbir tırmalama yapılmaksızın söylenir. Zaten devrin İstanbul Türkçesini kullanmış ve şiirleriyle mahallileşmeyi getirmiştir. Bu sebeple gazellerinde atasözleri ve halk tabirlerine yer vermiştir. Uzun yıllar taklid edilmesi bu mükemmel söyleyişinden ileri gelmektedir.

Çağımızın büyük şairlerinden Yahya Kemal, ona nazireler yazmış, Yavuz Sultan Selim için kaleme aldığı Selimname’sini Baki’nin Kanuni Mersiye’sine benzetmek istemiştir. Baki’nin şiirlerinde konular, diğer divan şairlerine nisbetle daha serbesttir. Şiirlerinde dünyanın gelip geçici olduğunu ve bu fani dünyadan bir şey elde edilemeyeceğini, asıl gerçek olanla meşgul olunması lazım geldiğini işlemiştir. Bazı şiirlerinde geçen aşk, şarap vb. kelimeler, tasavvuf edebiyatındaki özel manaları (mazmunları) içinde kullanılmıştır. Baki, dinine bağlı büyük bir alimdi. Şeyhülislam olabilecekken, sırası gelmediği için bu yüce makamda görev yapamadı.

Eserleri: En büyük eseri Divan'ıdır. Divan'ından başka Fedail-i Mekke, Hadis-i Erbain (Hazret-i Halid bin Zeyd’in bildirdiği hadis-i şerifler), Fedail-i Cihad, Mealim-ül Yakin (Mevahib-i Ledünniyye tercümesidir) adlarıyla Arapçadan çevrilmiş eserleri vardır.

Gazel
Ferman-ı aşka can iledir inkıyadımız
Hükm-i kazaya zerre kadar yok inadımız
Baş eğmezüz edaniye dünya-yı dun için
Allahadır tevekkülümüz, i’timadımız
Biz mütteka-yı zerkeş-i caha dayanmazuz
Hakk’ın kemal-i lutfunadır istinadımız
Minnet Hudaya, devlet-i dünya fena bulur
Baki kalır sahife-i alemde adımız



Fatih Sultan Mehmed Hanın kurdurmuş olduğu, Enderun-ı Hümayün adlı Saray Üniversitesinde yetişen meşhur akıncı beyi. Sultan İkinci Bayezid Han devrinde Silistre Beylerbeyliği yaptı. Fevkalade cesur, sadık ve kabiliyetli bir kumandandı. Pekçok ve büyük hizmetlerde bulundu.Kendisi Silistre Beylerbeyi bulunduğu sıralarda isyan eden Eflak Voyvodasına karşı gönderilen Osmanlı ordusunda yararlıklar gösterdi. Yine aynı beylerbeyliği sırasında Macaristan’a ordu sevkederek Varadin Kalesi ile diğer pekçok yeri zaptetti. Daha sonra Prut Nehrini geçerek Akkerman Kalesini ele geçirmek isteyen Buğdan Voyvodasını ordusu ile hezimete uğrattı. 1498 yılında 40.000 kişilik ordusu ile Lehistan üzerine akınlar yaparak Varşova şehrine kadar uzanmış ve büyük bir zafer kazanmıştı. Bu akınları sırasında tam 10.000 esir ve pekçok harb ganimeti ile dönmüştü. Bu ganimet ve esirlerden bir kısmını seçerek, Kethüdası Mustafa Bey ile Sultan İkinci Bayezid Hana gönderdi. Oğulları Ali ve Tur Ali Beyler de kendisi gibi cesur, silahşör ve kahraman idiler. Büyük oğlu Ali Bey, Sofya Sancakbeyliği yaptı. Küçük oğlu Tur Ali Bey ise, babasından sonra Silistre Sancakbeyliği hizmetinde bulundu. Bali Bey 1514 yılında vefat etti.

Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
30 Zi'l-ka'de 1438
Miladi:
23 Ağustos 2017

Söz Ola
Söz ola kestire başı, Söz ola kese savaşı
Yunus Emre Hz.
Osmanlılar Twitter