Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


Divan-ı Hümayun toplantı halindeydi. Cihan Padişahı III. Murad’da toplantıyı şeref lendirmişlerdi. Lalası Sadeddin Efendi sol tarafında oturuyorlardı...-Şu Vilayet-i Leh tahtının gene boşaldığını işittik. Tedbiriniz ne ola?...Padişah sualine ilk cevap Veziriazam’dan geldi:-Ferman Sultanımızındır Devletlûm...Yalnız şu hususu emen arzetmeliyim ki... bu taca erişmek için, Floransa Büyük Dukası ricada bulunur.-Yalnız o mu?-Hayır efendimiz...Velakin yıllık 1.000.000 Düka altını takdim ile arz-ı ubudiyyet eylemektedir. Hoca Sadeddin Efendi, Padişahtan izin aldıktan sonra:-Bu Düka cenapları, Alaman hanedanı mensuplarından değil mi?

III. Murad gülerek cevap verdi:-Dahası var hocam...O dükalık, İspanyol kralına dahi, vergi ödeyip durur...Şeyhülislam Çivicizade Hacı Mehmet Efendi, emin olmak istedi:-Yani Müslüman-Arap kardeşlerimizi katlettikleri için harp halinde olduğumuz İspanya’nın adamı mıdır Sultanım?-Evet öyle derim Hoca...Başdefterdar (Maliye Vekili) söz istedi...Veziriazama bakarak:-1 milyon düka altını, Hazine-i Şahane için ne ola ki Devletlûm!..Cenab-ı Hakka şükürler olsun ki, bu miktar akçeyi Sultanımız Efendimiz, her kandil gecesinde fukaraya tasadduk eyler.Reisülküttab (Hariciye Vekili) Abdülmuhyi Paşa da söz istedi:-Devletlû Efendimizin, Polonya tahtı için münasip gördükleri zatı sormaya cür’et eylesek?Cihan Padişahı kaşlarını çattı:-Sen ki bu Devlet-i Aliyye’nin düvel-i saire ile arasını ıslah ve halle muvazzafsın... Asıl biz senden, bu işe muvafık birini sual eyleriz Paşa!...Hariciye vekili mahçup olmakla beraber, çabuk toparlandı:-Sizin önünüze geçmek ne haddimize Sultanım!.. Evvela Devletlû Efendimizin fikirle rini öğrenmek boynumuzun borcudur. Arzederim ki, bu taht için en münasip fert, İsveç kralının oğlu Sigismond kulunuzdur.-Berhüdar olasın Paşa... Biz dahi aynı kimseyi düşünür idik...Avrupa canibinde mevcut casus ve mutemed ademlerimiz, bu şahsı münasip görürler...Hoca Sadeddin Efendi söz aldı:-Zannımızca Sigismond’un ana tarafı, Yagellon hanedanından gelir...-Öyledir Hocam... Malum-u Âlileri Yagellon Hanedanı, Leh milletince pek sevilirler. Üstelik Leh Hükûmet reisi Zamovski de bu zatı tavsiye eyler.Zamovski gerçek Osmanlı dostu idi. Erdel prensinin kız kardeşiyle evlenmişti. Erdel eyaleti, Osmanlı devletine tabi olduğu için, akrabalık bağları da mevcuttu. Divan-ı Hümayun, bu zatın desteklediği kimseyi, Polonya tahtına geçireceğe benziyordu. Fakat Sadrazam endişeliydi:-Velakin bu Sigismond nam kimse, Protestan mezhebinden değil midir? Diye sordu. Reisülküttap cevap verdi:-Evet öyledir...Ve dahi Lehistan ahalisi ise, Katolik mezhebindendir...-Katolikler ile Protestanlar, birbirlerinin kanlarını içebilir derler de!..Sadeddin Efendi araya girdi:-Ne endişe buyurursunuz Efendiler...Elbet Devletlû Padişahımız bu hususu da düşün müş olsalar gerektir.Hakikaten III. Murad Han kestirip attı:-Katolik milletin kralı Protestan olamaz ya...Sigismond da Lehistan tahtına geçer geçmez Katolikliği kabul edecektir. Kat’î teminat aldık.-Ferman Sultanımızındır Efendimiz...diyen Veziriazam hâlâ endişeliydi. Padişah tekrar sordu:-Merakınız nicedir Paşa?...Açıkça beyan edesüz!... Burası meşveret divanıdır. Her fert fikrini, sualini ve dahi cevabını açıkça beyan eylemez ise, doğru yolu nice buluruz?..-Bizi bağışlayın Sultanım.. İlla ki düşüncemiz, istikbal için olupdur. Bu Sigismond’ un pederi olan İsveç Kralı ölür...-Oranın kralı da olabilir.-İsveç milleti Protestan... Kralı Katolik olabilir mi Efendimiz?-Sigismond bizim arzumuz üzerine Lehistan krallığını tercih edecektir.Reisülküttab izahat verdi:-Lehistan vilayeti hem daha büyük, hem de zengin bir ülkedir. İsveç memleketi, sairede adı sanı dahi bilinmez. Böyle bir ülkede kim krallık ister? Yalnız bir şey var Sultanım...-Gene Sigismond hakkında mı?-Beli Sultanım!... Alaman İmparatoru kendi oğlunu Sigismond’un kızkardeşi ile evlendirmek istermiş...-Demek ki bu yolla Polonya’ya hakim olmak ister!..Hoca Sadeddin Efendi, İspanyollar kadar Almanları da sevmezdi. Derhal izin istedi. Fakat Padişah, önce kendisi konuştu:-Alamanya ile yeni gelişen Urus kafiri arasında, kuvvetli bir Polonya’nın bulunması Devlet-i Aliyye’nin müstakbel menfaati iktizasıdır. O sebeple, Lehistan beldesine yanaşması kat’i olarak önlenmelidir.Hoca hazretleri de aynen böyle düşündüğü için, rahat bir nefes aldı ve:-Cenab-ı Hak ömrünüzü müzdad eylesin Sultanım... Böyle bir izdivaç dileği belirdik te, Sigismond’un kulağına kar suyu kaçırılması muktezadır. Mesela, başka birinin krallığa daha layık olduğunun fısıldanması kifayet eder. Zaten müteveffa kral Bartory’nin yeğeni bekler durur!..-Pek haklısınız Hocam, pek haklısınız. Allah sizi ve sizin gibi âlimleri başımızdan eksik eylemesin... Sizler yolumuzu aydınlattıkça , dünya ve ahiretimiz mamur olur inşaallah.Ak sakallı hocasının gözleri daldı:-Bartory dedik de Sultanım, Cennetmekan pederiniz, Selim-i Sâni Han hazretleri hatırımıza geldi. Tıpkı bu günkü gibi olmuştu. Krakovi (Polonya’nın o zamanki başşehri) tahtı gene boşalmıştı. Aynen sizin gibi düşünen peder-i âliniz, yazdırdığı tek mektupla işi halledivermişti.-Hatt-ı Hümayun’un meâli hatırınızda mı Hocam?-Nasıl hatırlamam devletlûm!... Padişah hazretleri bizzat bize yazdırmışlardı. Şöyle diyorlardı: “..Hak Sühanehû ve teâlâ Hazretlerinin uluvv-i inayetleri ile müşarün ileyh karındaşınızı vilayet-i Leh’e kral olarak tayin eyledik...Şöyle ki, emr-i şerifime mugayir iş edesiz, asla özrünüz makbul olmaz. Ana göre tedarik eyleyesüz, vesselam...-Biz dahi buna benzer bir name yazıp imzalayalım Hocam...-Ferman Sultanımızındır Devletlûm...Sultan III. Murad’ın sadık bendelerinden Turgut Çavuş, 17 gün sonra Ferman-ı Hümayunu Polonya Başbakanına teslim etti.Başbakan Zamovski, Başkent Krakovi’de Leh Diyet Meclisini topladı..Saygı ile öpüp 3 kere başına koyduğu padişah emrini yüksek sesle temsilcilere okuduktan sonra Kral Sigismond, Turgut Çavuş’un huzurunda Polonya tacını giydi. Sene 1587.İşte böyle. Osmanlı Padişahı Dünyanın 3 kıtasına hükmeden hükümdarlara, işte böyle hükmediyordu.




Zenbilli Ali Efendi başta olmak üzere, bazı İslam hu­kukçuları bu çeşit vakıfların meşrûiyet dayanağı hakkında tartışmalar yapmaya başlayınca, bunlara Büyük Hanefi Hukukçusu Seyyid Ahmed Hamevî de katılmıştır. II. Selim devrinde Mısır'da yaşayan bu âlimin, Osmanlı padişahlarının önemli tasarruflarından olan bu vakıflar hakkında yazmış olduğu "El-Es’ilet'ül-Hanefiyye Bil-Ecvibet'il-Hameviyye" [1][2] adlı eserinde bakınız neler diyor:"Şafiî hukukçusu İbn-i Ebi Asrûn, tahsisat kabilin­den vakıflara fetva vermiştir. Buna zamanındaki Malikî, Hanbelî ve Hanefî hukukçuları da muvafakat etmiştir. Bunun üzerine Eyyubî devlet adamı Nureddin Eş-Şehîd, beytülmala ait araziden bir çoğunu, Şam'da hayır cihet­lerine vakıf yoluyla tahsis etmiştir. Selahaddin Eyyubî de, Kudüs, Şam ve Mısır'da bu tür çok vakıflar yapmışlardır. Bunlara daha sonra gelen Türk ve Çerkez Sultanları tabi olmuşlardır. Nihâyet saltanat ve devlet, ZAMANIN EN ÂDİL HÜKÜMDARLARI OLAN OSMANLI PADİŞAHLARINA geçmiştir. OSMANLI PADİŞAHLARI, EHL-İ KEŞİF VE İRFANIN KİTAPLARINDA SAHABEDEN SONRA EN ÂDİL HÜKÜMLARDARLAR olarak vasıflandırılmışlardır.

Daha sonra Sultanımızın dedesi Yavuz Selim, Mısır'ı fethetmiş ve Hz. Yusuf'un koltuğuna oturmuştur. Beytülmallara ve gelir durumlarına nazar eylemiş ve bey­tülmala ait gelirlerin üçte ikisinin cami, medrese ve tekye gibi hayır cihetlerine yukarda bahsedilen yolla vakfe­dildiğini görmüştür. Devlet hazinesine üçte biri kalmış durumdadır. Bazı vezirleri, hazineye ait malların üçte bi­rinin hayır cihetlerine vakıf olmasını çok görmüş ve bir kısım İslam hukukçularının görüşleri istikâmetinde bun­ların iptal edilmesi fikrini ileri sürmüşlerdir. Böyle bir teklifi reddetmekle kalmayan Yavuz Sultan Selim, onları ayıpladığı gibi görevlerinden de uzaklaştırmış ve şu tarihî cevabını yapıştırmıştır: "Bunlar, bizden öncekilerin yaptıkları hayrattır. Bizden öncekilerin hayratını azaltmak değil, çoğaltmak bize yakışır"



II. Selim, Kıbrıs'ın fethini tamamladıktan sonra he­men, Venedikliler devrindeki şiddetli baskı idaresinin iz­lerini silmiş; araziye bağlı esaret demek olan feodalite sistemini kaldırmış ve yerli gayr-i müslimlere meşru da­irede tam bir din hürriyeti tanımıştır. Ada, Kıbrıs Eyaleti haline getirilip Tarsus, Alâiye ve İçel buraya bağlandıktan sonra, ilk Osmanlı valisi zamanında yapılan bir nüfus sayımına göre, 120.000 erkek nüfusu bulunan Kıbrıs halkı arasında hak ve adaletin tesisi için gönderi­len 23 Zilhicce 979/1572 tarihli şu ferman, Osmanlı Devleti ve Kıbrıs münasebetleri açısından tarih içinde parlayan altın bir sayfadır. Belgenin asıl metnini ve sonra da sadeleştirilmiş şeklini beraber okuyalım: Fermanın Asıl Metni:

"Kıbrıs çavuşlarından Ali'ye verildi. Fî 23 Zilhicce sene 979Kıbrıs beglerbegine ve Kadısına ve defterdârına hü­küm ki:Cezire-i Kıbrıs kuvvet-i kâhire-i hüsrevânem ile begile feth olunmuş memleket olup re‘âyâsına dahi nev‘an za‘f târi olup cezire-i mezbûre re‘âyâsına zulüm ve te‘addî olunmayup adâlet olunup, eger icrây-ı şer‘-i şerîfde ve eger tahsil-i emval-i beytülmalde ve eger sâir tekâlif-i ör­fiyye ve avârız-ı divaniyeden himâyet ve sıyânet olunub; takviyet verilmekle memleket ve vilayet eski hali üzere ma‘mûr ve âbâdân olmak mühimmâtdan olmağın buyur­dum ki;Bu bâbda her biriniz bizzat mukayyed olub tâife-i re‘âyâ beğe vedâyi‘-i hâlık-ı berâyâdır. Mehmâ emken himâyet ve sıyânet eyleyüb kimesneye zulm ve te‘addî et­dürmeyüb, eğer icrây-ı ahkâm-ı şer‘-i şerîfde ve eğer mîrî hidemâtda ve eğer beytülmal cem‘ ve tahsilinde tedrîc ve adâlet ile tutub eyleyesiz. Eyyâm-ı hümâyûn-ı adâlet-makrûnumda her biri ferâğ-ı bal ve huzûr-ı hâl ile kâr u kisblerinde olmağla cezire-i mezbûre eski hali üzere ma‘mûr ve âbâdan ve re‘âyâ ve berâyâsı emn ü emân ve refâhiyyet ve itmi‘nân üzere olması, nihâyet-i âmâl-i beh­çet-me‘âbımdır.Bu hususda gereği gibi her birinüz mukayyed olub her vechi ile şeneldüb ma‘mûr ve âbâdân olması bâbında mesâ‘i-i cemilenüz vücuda getürüb bâb-ı ikdâmda dakika fevt eylemeyesiz. fiöyle ki, re‘âyâya zulm ve te‘addî olunub fevkal-hadd tekâlif ile müte’ezzi olmağla mâbeynlerine tefrika ve ihtilâl verüldüği istimâ‘ oluna, beyân olunan gadrinüz kabul olmak ihtimâli yok­dur. Âna göre gaflet eylemeyesiz"[1][3]. Fermanın Sadeleştirilmiş fiekli"Kıbrıs beylerbeyi, kadısı ve defterdârına hüküm;Kıbrıs adası beyim vasıtasıyla fethedilmiş bir memle­kettir. Yeni fethedildiğinden ahali, kısmen zayıf düşmüştür. Ada ahalisine zulüm ve haklarına tecavüz olunmayıp adaletle hareket edilmek; ister şer‘î hükümle­rin yani İslâm hukukunun tatbikinde ve ister hazine gelir­lerinin tahsilinde azami titizlik göstermek ve gerekse örfî ve divanî vergilerden ada ahalisini muaf tutarak ahaliyi koruma yolunu takip etmekle, adanın güçlenmesine çalışmak ve adayı eski hâli üzere ma‘mûr kılmak en önemli hizmetlerdendir.Bu sebeple buyurdum ki, her biriniz azami dikkat gösterip zulüm etdirmeyesiz ve haklara tecavüze müsa­ade etmeyesiz.Gerek İslâm hukukunun hükümlerini icrada, gerek hazineye ait vergi gelirlerinin tahsilinde ve gerekse devlet hizmetlerinin görülmesinde, adalet ve tedrîcilikle hareket edip ahaliye tefrika ve ihtilal verebilecek hallerden kaçınasız.Adaletle dolu olması gereken benim saltanat günle­rimde ahalinin her ferdi, gönlü hoş ve huzurlu olarak iş ve kârına devam eyleye, eski halleri aynen koruna, ma‘mûr kalalar.Mezkûr adanın şen ve ma‘mûr, ahalisinin ise emni­yet, refah ve itminan içinde olması, en güzel emelimdir.Bu hususa gereği gibi dikkat edesiz. Her açıdan adanın şen ve ma‘mûr olması için güzel gayretler göste­resiz. Üzerinize düşeni yapmakda dakika fevt etmeyesiz. fiöyle ki, ahaliye zulüm ve haklarına tecavüz olunarak güçlerinin üstünde vergiler yüklenerek rahatsız edildik­leri ve aralarına tefrika ve ihtilal verecek davranışlara gi­rildiği tarafımdan duyula, gadr ve zulmünüzün kabul edilmesi ihtimali asla mevcut değildir. Âna göre gaflet eylemeyesiz."



Adı Soyadı: Mehmet Baba Adı: TevfikAnne Adı: RukiyeDoğum Yeri: Van-GöllüDoğum Tarihi: 1901Göllü köyündenim. Van'daki ordunun Erzurum tarafına çekilmesi üzerine Ermeniler harekete geçtiler. Analarımız, babalarımız hep Ermeniler tarafından kesildi. Benim babam da orada şehit oldu. Jandarma çavuşu idi. Mollakasım, Amik, Şeyhayne, Göllü, Hıdır, Kurtsatan, Köprüköy köylülerinin hepsi katledildiler. Bizim köyün bir kısmı Zeve'ye sığındı, orada şehit oldular. Biz zor kaçabildik. Ermeniler, hamile kadınların karınlarını süngülerle yarıp çocuklarını süngülerin ucunda çıkardılar. Bütün Müslüman köylerini basıp ateşe verdiler. Kadın-erkek, genç-yaşlı demeden birçok insanı katlettiler. Adını saydığım köylerden kaçıp kurtulan Müslüman halk, Zeve'den Van gölüne dökülen Ablengez suyu üzerinde bulunan köprüden karşıya geçerek kurtulmaya çalışıyorlardı. Annem, ben ve iki kızkardeşim geçtikten sonra baktık ki, Ermeniler köprüyü yıktılar. Esirleri öldürüp Ablengez suyuna attılar. Cesetleri, baharda kar sularının taşırdığı Ablengez suyu göle götürdü. Ben, annem ve iki kızkardeşim, gündüzleri ekinlerin arasında derelerde sürüne sürüne ilerliyor, geceleri dağlarda kalıyorduk. Ermenilerin eline geçersek öldürüleceğimizi biliyorduk. Diyarbakır'a kadar kaçtık. O kaçış sırasında annem öldü. Sonra iki kızkardeşimi de kaybettim. Yapayalnız kaldım.



Yardım, şefkat ve sevgi hissinin ebedileşmesi arzusundan doğan ve bunların müesseseleşmiş şekli olan vakıf müesseselerimiz sâyesinde cemiyetimizin yıllarca huzur içinde varlığını devam ettirmek için, insanı hayretler içinde bırakan çok enteresan vakıflar vardı. Bunlardan bazıları şunlardır: Kışın aç kalan kuşların ve yabani hayvanların beslenmesi, Bayram günlerinde şehir ve kasabalarda çocukların sevindirilmesi, Koyun cinsinin ıslah edilmesi,t Et fiyatlarının kış aylarında yükselmemesi için tedbirlerin alınması, Hasta ve garip göçmen leyleklerin bakım ve tedavi edilmesi,  Câmi ve türbe duvarlarındaki ot ve yosunların temizlenmesi,  Ramazan ayında, câmilerde hurma, zeytin gibi iftâriyeliklerin dağıtılması,  Köy ihtiyarlarına elbise temini,  Hamalların sırtlarındaki yükleri, üzerine koyup dinlendikten sonra kimsenin yardımına muhtaç olmaksızın sırtlanabilmeleri için mola taşları dikilmesi, Çalışan kadınlara süt anne bulunması, Hac yolunda parasız kalanlara para dağıtılması, Yüksek dağ ve geçitlerde kar ve tipiden korunmak için sığınak yapılması,  Yaz aylarında sıcaktan bunalanlar için gölgelik yapılması ve icabeden yerlere su küplerinin konulması...



Kızı Hundi Fatıma Sultan’ın Emirsultan ile nikâh haberi Edirne'ye ulaşınca, Yıldırım Bâyezîd, Kapıkulu askerlerinden kırk askeri Süleymân Paşanın emrine vererek, Emîr Sultan'ın ve Hundî Hâtun'un başlarını getirmesi için Bursa'ya gönderdi. Süleymân Paşa Bursa'ya gelince, Vâlide Sultandan onları istedi. Vâlide Sultan vermeyince, kırk asker, Vâlide Sultan'ın sarayına saldırdı. Vâlide Sultan, onların bu saldırısından korktu. Emîr Sultan onun bu hâlini görünce, ona; "Bu dehşet ve korkunuz nedir? Allah aşkına söyleyin." dedi. Sonra Vâlide Sultan'a "Şu yayı alın ve oku gerin. Ben bakayım siz atın." dedi. Vâlide Sultan; "Ben ok atamam." deyince, Emîr Sultan; "Siz oku takın, o kendiliğinden gider." dedi. Bunun üzerine Vâlide Sultan, pencereden askerlere karşı oku kirişe koyup, bıraktı. Yeşil ok, parlayarak gidip kırkına saplandı. Askerler derhâl kaçtılar. Vâlide Sultan; "Yâ Emîr Sultan! Niye oku sen atmadın da bize attırdın?" diye sorunca, Emîr Sultan; "Eğer oku biz atmış olsaydık, hem o askerlerin, hem de Osmanoğullarının nesilleri helâk olurdu. Onun için bu işi size yaptırdık." dedi

Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
28 Safer 1439
Miladi:
18 Kasım 2017

Söz Ola
Her kim Al-i Osman'dan dua alırsa , şüphesiz tutuğu iş kolay gelir... Zira Onlar bir ulu ocaktır. Kim onlara yan bakarsa başı aşağı olur
Barbaros Hayreddin Paşa
Osmanlılar Twitter