Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


“Osmanlı Sultanı Abdülaziz Han Hazretlerini Paris’te görmek ve ağırlamakla büyük şeref duyacağımızı...Temmuz 1867 başlarında açılacak “Exposition” Büyük Paris Fuarını teşriflerinizi... Bu hususta vaki emir ve arzularının İstanbul sefarethanesi ne ulaştırılmasını... Yüksek takdirlerinize, daimi saygılarımızla arz ederiz... Fransa İmparatoru Napoleon III”Fransız elçisi, kraliyet davet mektubunu sunarken çok heyecanlıydı. Kont Bourrée:-Sultan hazretlerini bütün Paris ve bütün Fransa, samimi bir heyecanla beklemekte dir...diyebildi. Başmabeyinci:-Efendimize arzederiz...cevabını verdi.Üç gün sonra İngiltere Büyükelçisi de, bir Resmî Davet Mektubu” takdim etti. Kraliçe Victoria da, “Yeryüzü Müslümanlarının Halifesi”ni Londra’da ağırlamak istiyordu.Abdülaziz Han kararsızdı. Yakınlarıyla istişare etmek lüzumunu hissetti:-Bu güne kadar hiçbir Osmanlı Sultanı, Payitahtı terk eylememiştir.

Şeyhülislam açıkladı:-Cihâd-ı fi Sebilillah (Allah rızası için Muharebe)ve Sefer-i Hümâyûn’lar (Padişâhın katıldığı Harpler)dışındaSadrâzam söz istedi:-Bu seyahat dahi Cihâd niyyetiyle yapılırsa; İnd’Alah(Allah katında)ve İnşâ’Allah, Cihad sayılır... Zira günümüzde diplomasi (siyâset) yoluyla; birçok zaferler kazanılmakta dır... dedi. Hariciye Nâzırı (Bakanı) da fikrini arzetti:-Rus Çarı,Fransızları iğfâle (kandırmaya) çalışır. Tâ ki birlikte, bize karşı cenk edeler... Efendimizden Paris’i teşrifleri Devletimizi büyük bir beliyyeden (Rus-Fransız ittifakından) kurtarabilir...Hükümdar, istişareyi kâfi buldu.-Seyahat tafsilatıyla, Sadâret Makamı meşgûl olalar...buyurdu..................21 Haziran 1867, Çarşamba...İstanbul, tarihi günlerden birini yaşamakta...Dolmabahçe Sarayı önünde, Sultâniye Yatı’na binen Osmanlı Padişâhı ve maiyyeti (yanındakiler) hareket ettiler.Anadolu ve Rumeli Hisarlarından atılan, 41 pâre Top’la selamlandılar. İkindiden çıkan bütün İstanbul halkı, kıyıları doldurmuştu. Güneş batıncaya ve ‘Sultâniye’ ufukta kayboluncaya kadar; yerlerinden ayrılmadılar...Padişâha, yakınları ve önemli Devlet Adamları, refâkat ediyorlardı: Veliahd Murad Efendi (V. Murad), Veliahd’ın kardeşi Şehzade Yusuf İzzeddin Efendi (Padişahın 10 yaşındaki oğlu), Hâce-i Sultânî Akşehir’li Hasan Fehmi Efendi, Hariciye Nazırı, Divan-ı Hümayun Baştercümanı, Başmabeyinci ve yardımcıları, Hariciye Teşrifatçısı, Koruma Görevlileri... Fransız Sefirinin de birlikte seyahatine izin verilmişti.Sultaniye Yatını 3 zırhlı takibediyordu. Ertesi sabah Çanakkale boğazı geçildi. Her iki kıyıdan 4 pare top atışıyla selamladılar. Boğaz dışında Fransız Donanması “Muhteşem Misafirlerini” bekliyorlardı. Sırayla Midilli, Sakız, Girit adaları geçildi. Bütün kıyıdakiler ve denizdekiler onları alkışlıyordu. Çünkü bu, Avrupa ziyaretine çıkan ilk ve son Osmanlı Hükümdarı Sultan Abdülaziz Han idi.25 Haziran’da Sicilya göründü. 29 Haziran’da Fransa’nın Toulon limanına gelindi. Sultan Abdülaziz Han ve maiyeti, burada gemiden indiler. “En büyük askeri tören” yapıldı. O tarihe kadar, ancak Barbaros Hayrettin Paşa bu kadar heyecanla karşılanmıştı. Öğle yemeklerini burada yedikten sonra trenle Marsilya’ya hareket ettiler. Oradan da Paris’e doğru yola çıktılar. 30 Haziran 1867 sabahı... Bütün Paris ayaktaydı. Sanki rüyaları gerçek oluyordu. Kırmızı Beyaz çiçekler ve Yeşil Defne dallarıyla süslü Kraliyet Treni, saat 11’de Lyon Garı’ na girdi. Başta Fransa İmparatoru III. Napoléon olmak üzere bütün kordiplomatik temsilci ler oradaydı. İmparatorun heyecanı açıkça belli oluyordu. Abdülaziz Han vakarla, yavaş yavaş trenden indi. Napoléon koşarak yaklaştı. Bir zamanlar, kendisi gibi bir Fransa kralını esaretten kurtaran Osmanlıların bugünkü Sultanı nı kucaklamak istedi. Fakat Padişah sadece el sıkışmalarına müsaade etti.Kraliyet bandosu iki ülke marşlarını çalıyordu...Gara girebilen talihliler, Doğu’nun büyük temsilcisini çılgınca alkışlıyorlardı. Biraz sonra süslü ve açık “Saltanat Arabası” ve öteki arabalarla, uzun bir konvoy halinde “Tuilleries Sarayı”na hareket ettiler.Yol boyunca Parisliler, inanılmaz sevgi gösterilerinde bulunuyordu. Cezayir, Fas, Tunus, Libya ve bütün Afrika’dan da on binlerce Müslüman gelmişti. Halifeyi, bir kerecik olsun dünya gözüyle görebilmek için onca yol aşmışlardı. Abdülaziz Han, bilhassa bu din kardeşlerini gönülden selamlıyordu...Tuileries’de, “Sarayın ve Fransa’nın Ev Sahibesi” İmparatoriçe Egenie onları karşıladı. Abdülaziz Han ile tanıştılar...Bir masal kahramanı zannettiği, asil ve yiğit Padişahı hayranlıkla süzüyordu...Yemekten önce Osmanlılar, öğle namazını kılmak istediler. Müezzin-i Sultânî, Ezân-ı Muhammedî okudu. Herhalde bu sarayda ilk defa ezan okundu ve namaz kılındı. Avrupa sosyetesinin en seçkin Kontes ve Kontları, Amiral ve Generalleri, hayret dolu gözlerle, kılı nan bu seferi namazı seyretiler.Misafirler akşama doğru ikametlerine tahsis edilen Elysée Sarayına geçtiler.Ertesi gün Osmanlı Sultanı, dünyada yaşayan en büyük düşmanı ile tanıştırıldı. Rus Çarı II. Alexandr, çok merak ettiği Osmanlı Sultanını görebilmek için binlerce kilometre yoldan gelmişti. Sözde Paris Fuarını bahane etmişti. Abdülaziz Han asaleti, davranış ve konuşmasıyla Çarı da tesiri altına aldı. Alexandr bir ara:-“Devlet-i Aliyye” tarihteki en büyük devlettir...deyince, Padişah gayet sakin:-Büyüklük ancak Allahü Teâlâya mahsustur...diye onu susturdu.10 Temmuz’da “Cihan Hükümdarı” Paris’ten uğurlandı. Görülmemiş gösteriler arasında yola çıktılar. İmparatoriçe, Lyon Garına kadar uğurlamaya geldi. Abdülaziz Han onu İstanbul’a davet etti. Eugenie, memnuniyetle kabul ettiğini arzetti.Trenle Boulogne limanına ulaştırıldı. Sultaniye Yatı, daha önceden buraya gelmişti. Yata binerek, İngiltere’ye geçmek üzere Manş denizine açıldılar. İngiliz donanmasına ait gemiler de refakat ettiler. Dover’de karaya ayak bastıklarında, bura da kendilerini Veliahd Galler Prensi ve müstakbel Kral VII. Edward karşıladı. Buradan trenle Londra’ya geldiler ve ikametlerine tahsis edilen Buckingham sarayına geçtiler.Kraliçe Victoria da Fransızlardan geri kalmamak için elinden geleni yapıyordu. Aslında İngilizler de, Fransızlar da kendi menfaatlerinin peşindeydiler. Çünkü zengin Müslüman memleketleri işgal etmişlerdi. Müstemlekelerinde yaşayan Müslümanlara hoş görünmek için bu ziyaret işlerine yarayacaktı. Halifenin kendi ülkelerini ziyareti, Cezayir ve Hind Müslümanlarını pek mesud edecekti.Sultan Abdülaziz Han, Londra’da 11 gün kaldılar. Büyük ilgi ve yakınlık gördüler. Kendisi gemiciliğe meraklıydı. İleri seviyedeki İngiliz tersanelerini gezdi. Donanma tatbikatı nı takip etti. Avam Kamarası müzakerelerinde bulundu.24 Temmuz 1867’de Kraliçe Victoria, şanlı misafirlerini, şanlı bir merasimle bizzat uğurladı. Gözleri, büyük bir zafer kazanmış gibi ışıklıydı!..Yine İngiliz Donanmasının refakatinde kıta Avrupa’sına çıktılar; 24 Temmuz’da Belçika’nın başkenti Brüksel’e vardılar. Kral, şereflerine büyük bir ziyafet tertiplemişti. Sultanın hürmetine, ziyafette hiç kimse içki içmedi. Biraz daha kalınması için yapılan bütün ısrarlara rağmen, Osmanlı hükümdarı ertesi gün Alman topraklarına, Prusya’nın Koblenz şehrine geçti. Kral Wilhelm ve Kraliçe, Osmanlı heyetini hararetle karşıladılar. 460 kilometre uzaktaki başkent Berlin’den, sırf bu karşılama töreni için gelmişlerdi.Bütün Avrupa krallarının tanışma şerefine eriştiği Sultan ile, Prusya’nın itibarı için buluşmaları şarttı. Daha Paris’te iken, Abdülaziz Han’ı Berlin’e davet etmişlerdi. Fakat program değiştirilmemişti. 28 Temmuz 1867...Padişah hazretleri Viyana’ya ayak bastılar. Müslümanları buraya sokmamak için çarpışan haçlılar, şimdi Padişahı karşılamak için yarış halindey diler. En başlarında Avusturya-Macaristan İmparatoru Franz Josef!.. Silahla fethedile meyen Viyana, Osmanlı efendiliği ile fethediliyordu. Ayrılırlarken, yer yerinden oynuyordu. 31 Temmuz sabahı, Macaristan’ın başkenti Budapeşte’ye vardılar. Bu eski Osmanlı topraklarında 1 gün kaldılar. Macaristan ileri gelenlerinin hepsi, eski Sultanları gibi el etek öptüler. Güzel günlerin tekrar gelmesi için dua ettiklerini ağlayarak arz ettiler.3 Ağustos 1867 günü hudutta, Sadrazam ve Serasker kendilerini karşıladılar:-Hoş geldiniz Efendimiz...dediler. Padişah da:-Vatanımızı özlemişiz...diye karşılık verdi. Viyana’dan sonra Tuna nehri küçük gemilerle aşılmıştı. Önce Vidin, sonra Rusçuk! Oradan da trenle Varna limanına ulaştılar ve burada kendilerini bekleyen Sultaniye yatına bindiler. Sultaniye, Fransa’dan sonra buraya dönmüştü.7 Ağustos 1867...Avrupa devletlerine ve milletlerine, Osmanlı’nın şeref ve itibarını, efendilik ve civan mertliğini, ahlak ve haysiyetini gösteren Osmanlı Hükümdarı ve müstakbel Padişahları, İstanbul’a avdet ettiler. Dolmabahçe’ye yaklaşırken 47 pare top atışıyla selamlandılar. Çünkü seyahatleri 47 gün sürmüştü. Sultan Abdülaziz Han gemiden inerken şunları söyledi:-Ecdad at sırtında ve fütuhat gayesiyle giderdi...Bizler ise şimdi, trenle, vapurla ve ancak Siyaset için gidebiliyoruz!...




Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim Hanın Ortadoğu’da hâkimiyetini genişletmesi; Suriye, Filistin, Arabistan Yarımadası, Mısır ve Kuzey Afrika’nın doğusuna hâkim Memlûklu Sultanı Kansu Gavri (Gûrî)yi harekete geçirip, tedbir almaya sevk etti. 23 Ağustos 1514’te Çaldıran Meydan Muhârebesinde Yavuz Sultan Selim Hana yenilip, kaçan İran Safevî hükümdârı Şah İsmâil ile ittifâk kurdu. Yavuz Sultan Selim Han, haber alma teşkilâtı vâsıtasıyla Şah İsmâil-Kansu Gavri ittifâkını öğrenince, Vezîr-i âzam Sinan Paşayı kırk bin kişilik bir kuvvetle Safevîler üzerine gönderdi. Sinan Paşanın, Diyarbekir’e giderken, Fırat’ı geçmek için Memlûklerden müsâade isteyip de iznin verilmemesi ve Kansu Gavri’nin elli bin kişilik kuvvetle Haleb’e gelmesi, harb sebebi sayıldı. Devrin âlimlerinden Zenbilli Ali Cemâli Efendinin fetvâsıyla sefere çıkıldı. Yavuz Sultan Selim Han, dâhiyâne bir siyâsetle Mısır devlet adamlarının bir kısmını ve Suriye ahâlisini kendi safına almaya muvaffak oldu.

Yavuz Sultan Selim, Kansu Gavri’ye Haleb’in kuzeyindeki Mercidâbık mevkiinde meydan muhârebesi için hazır olması haberini gönderdi. Mercidâbık’ta karşılaşan iki ordunun da kuvvetleri eşit miktarlarda olup, altmış bin civârındaydı. Osmanlılar, ateşli silahlar, teşkilât, kumanda heyeti, sevk ve idâre bakımından Memlûklardan üstündü. Memlûkların da süvârî kuvveti meşhurdu. 24 Ağustos 1516 sabahı Osmanlı ordusu hilâl şeklinde bir tertib aldı. Ordunun merkezinde Yavuz Sultan Selim Han olup, yanında Kapıkulu askeri ve önünde birbirine zincirle bağlı üç yüz top bulunuyordu. Sağ kola Anadolu Beylerbeyi Zeynel Paşa, sol kola da Rumeli Beylerbeyi Sinan Paşa kumanda ediyordu. Memlûk ordusunun merkezine, yanında Halife Üçüncü Mütevekkil olduğu halde Sultan Kansu Gavri, sağ kola Haleb Nâibi Hayırbay, sol kola da Şam Nâibi Sibay kumanda ediyordu. Memlûklerde sultanın orduya, kumandanların da Kansu Gavri’ye îtimâtsızlığı vardı. Osmanlı topçu ateşiyle başlayan muhârebeye, Memlûkler süvârî taarruzu ile karşılık verdiler. Muhârebe başladıktan iki saat sonra Memlûkler bozguna uğradı. Öğleden sonra kesin netice alınarak, Memlûk karargâhı bütün ağırlığı ile Osmanlıların eline geçti. Boğucu bir yaz sıcağında meydana gelen muhârebeden kurtulan Memlûk askerleri; Haleb, Hama, Humus ve Şam’a kaçtı. Tâkip edilen Memlûk kuvvetlerinden ele geçenler imhâ edilerek, Kuzey Suriye bütünüyle zabtedildi. Ahâlisi Ehl-i sünnet olan şehirler Yavuz Sultan Selim Hanı ve Osmanlıları dâvet ettiler. Suriye şehirleri kendi rızâlarıyla Osmanlı idâresini tercih ettiğinden, ahâliye zarar verilmedi. Memlûk Sultanı Kansu Gavri muhârebe meydanında öldü. Abbâsi halîfesi Üçüncü Mütevekkil, muhârebeden sonra Yavuz Sultan Selim Hanın yanına gelerek, sultandan çok hürmet gördü. Yavuz Sultan Selim Han 28 Ağustosta Haleb’e 27 Eylülde Şam’a gelerek Mısır’ın fethini gerçekleştirecek sefere hazırlanmaya başladı. Mercidâbık’ta kazanılan zafer Osmanlı Devletine dînî, siyâsî, askerî iktisâdî pekçok faydalar sağladı. Hilâfetin Osmanlı Hânedânına geçme yolu açıldı. Doğuda Osmanlı Devletinin son rakîbi Mısır-Memlûk Devleti ortadan kaldırılma safhasına getirildi. Suriye, Lübnan ve Filistin Osmanlı hâkimiyetine girdi. Mısır ve Arabistan Yarımadası yolu açıldı. Güneydoğu Anadolu’nun zabt edilmesiyle Anadolu Türk birliği tamamlandı.



Osmanlı Devletinde Kânûnî Sultan Süleyman Handan sonra en fazla tahtta kalan pâdişah Dördüncü Mehmed Handır. Yaratılışı icâbı mutedil, kadirşinas, vefâkâr olup, verdiği söze sâdık bir şahsiyete sâhipti. Ava, edebiyata, târihe merakı olup, sohbet dinlemeyi severdi. Dindardı, beş vakit namazını cemaatla kılardı. İçkiyi ve imâlatını yasakladı. Dîne sonradan karıştırılan bütün hususların kaldırılması için uğraştı. Kahvehâneleri kapattırıp, oyuncu ve çalgıcıları İstanbul’dan uzaklaştırdı. Sadrâzamlığı Köprülü âilesine verip, idârede serbest bıraktı. Kendisi de, savaşlardan zaman kaldıkça çok sevdiği sürek avlarına devam etti. Ava merakından dolayı “Avcı” lakabı verildi. Zamanında Osmanlı Devleti en geniş hudutlarına kavuşarak, dünyâ siyâsetinde faal rol oynadı.

Dördüncü Mehmed Han devrinde, kıymetli ilim adamları ve sanatkarlar yetişti. Her sâhada kıymetli eserler yazıldı. Mehmed Bahaî, Abdülaziz, Tulumcuzâde Abdurrahman, Memikzâde Mustafa, Hocazâde Mes’ud, Hanefî, Balizâde Mustafa, Bolevî Mustafa, Mehmed Esirî, Sunizâde Mehmed Emin, Minkarîzâde Yahya, Çatalcalı Ali, Ankaralı Mehmed Emin, Debbağzâde Mehmed Efendiler şeyhülislâmlık yaptılar. İçlerinde kıymetli eserler yazıp, talebeler yetiştiren şahsiyetler vardır. Seyyid Feyzullah, Ayşî Mehmed, Hıbrî Ali efendiler, fıkıh, edebiyat, lügat ve diğer ilimlere âit eserler yazdılar. Peçevî İbrahim, Kâtib Çelebi, Karaçelebizâde Abdülaziz, Vecihî, Hezarfen Hüseyin, Ebû Bekr bin Behram Dımışkî, Ömer Avni, Rodosizâde Abdullah efendiler: Târih, teşkilât, coğrafya ve seyahatnâme sahasında; Kavalalı Abdulhalim bin Abdullah, Cerrah Mehmed bin Murâd, Mehmed bin Ali, Talatî Çelebi, Sâlih bin Nasrullah, Ebî Bekr-i Rasî, Hayâtizâde Mustafa Feyzi, Abdullah Ahmed bin Beşir efendiler tıbba dâir; Molla Mehmed, Mustafa bin Yusuf, Kâtibzâde Mustafa bin Mehmed matematik sâhasında; Cevrî İbrahim, Nâilî-i Kadim, Neşatî Ahmed Dede, Fasih Ahmed, Mezakî Süleyman efendiler edebiyata dâir; Derviş Ali, Tenekecizâde İbrahim, Hâfız Osman, Beyazizâde Ahmed, Dukakinzâde Derviş Mehmed, Şeyh Sunullah, Nefeszâde Seyyid İbrahim ve Tokatlı Ahmed efendiler hattatlıkta kıymetli eserler meydana getirdiler. Dördüncü Mehmed devrinde inşâası tamamlanıp, ibâdete açılan Yeni Câmi, Osmanlı mîmârîsinin şaheserlerindendir. Yeni Câmi yanındaki Mısır Çarşısı, bu câmiye vakıf olarak yapılmıştı.



Azîz Mahmûd Hüdâyî hazretleri bir gün Ahmed Hanı ziyârete gitmişti. Pâdişâh; "Efendim! Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin, kıyâmet günü talebelerine ve pekçok günahkâr mümine şefâat edeceği hakkında rivâyetler var. Bu rivâyetlerin doğruluğu hakkında ne buyurursunuz? diye suâl eyledi. Azîz Mahmûd Hüdâyî hemen cevap vermedi. Bir müddet murâkabe hâlinde kaldıktan sonra; "Bu söz doğrudur." buyurdu. Sonra Padişâh; "Efendim! Acabâ zât-ı âlinizin bizlere bir vâdiniz ve müjdeniz yok mudur?" diye sorunca, Mahmûd Hüdâyî ellerini kaldırarak: "Yâ Rabbî! Kıyâmete kadar bizim yolumuza katılan, bizi sevenler ve ömründe bir kere türbemize gelip rûhumuza fâtiha okuyanlar bizimdir. Bize talebe olanlar denizde boğulmasınlar. Ömürlerinin sonlarında fakîrlik görmesinler. Îmânlarını kurtararak gitsinler ve ölecek lerini bilip haber versinler." diye duâ eyledi. (Âlimler ve evliyâ bu duânın kabûl olduğunu, bu yola mensup kimselerin hiç denizde boğulmadıklarını ve pekçok kimsenin de vefât günlerine yakın, öleceklerini haber verdiklerini bildirdiler.)

Nitekim Ahmed Han da öleceğini bilip haber verdi. Şânı yüce pâdişâh 1617 senesinde hastalandı. Sırtında bir yara çıkmıştı. Mâbeynci Mustafa, Sultânın vefâtından bir gün önce huzûrunda iken, Ahmed Hanın odada sâhibini göremediği kimselere dört defâ; "Ve aleyküm selâm." dediğini işitti. Sebebini sorduğunda, Sultan Ahmed Han; "Şu anda yanıma hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk, hazret-i Ömer, hazret-i Osmân ve hazret-i Ali geldiler. Bana; "Sen dünyâ ve âhiretin sultanlığını kendinde toplamışsın. Yarın Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimizin yanında olacaksın." buyurdular." cevâbını verdi. Hakîkaten ertesi gün vefât etti. Cenâzesinin yıkanması için hocası Azîz Mahmûd Hüdâyî hazretleri dâvet edildi. Ancak o; "Sultânımı çok severdim. Şimdi dayanamam. İhtiyâr lığım sebebiyle beni mâzur görün." buyurdu ve talebelerinden Şâban Dede'yi gönderdi.



7 yaşındayken (8 Ağustos 1648) sultan olan tek Osmanlı padişahıdır. Sultan Dördüncü Mehmed Hanın çocukluğundan, devlet kademelerindeki nüfuz sâhipleri istifâde etti. Bunlardan bâzılarının kötü idâreleri ve ehil olmayanların işbaşına getirilmeleri neticesi devletin mâlî, mülkî ve askerî durumu sarsıldı. Saltanatının ilk yıllarındaki iç ve dış hâdiseler, 15 Haziran 1656 târihinde Köprülü âilesinden Mehmed Paşanın sadrâzamlığa tâyinine kadar devam etti. Köprülü Mehmed Paşanın sadârete (başbakanlığa) gelmesiyle, Dördüncü Mehmed Han devrinde esaslı ıslâhâtlar yapılıp, İstanbul’da ve ülke içinde asâyiş sağlandı. Ordu ve donanma kuvvetlendirildi. Çanakkale Boğazı girişine kadar gelen Venedik ve diğer Hıristiyan devletlerin gemileri, 19 Temmuz 1657’de kaçırıldı. Bozcaada ve Limni düşman işgalinden kurtarıldı. Âsi Erdel prensi üzerine sefere çıkılarak, 1 Eylül 1658’de Yanova Kalesi ele geçirildi. Erdel, harp tazminâtı vermeyi ve on beş bin altınlık haracı, kırk bin altına çıkarmayı kabul etti. Kırım Hanı Mehmed Giray, Rusları 12 Temmuz 1659’da Konotop’ta mağlûb ederek, elli bin esir alıp, yüz yirmi bin Rusu imhâ etti.

Dördüncü Mehmed Han, Köprülü Mehmed Paşanın iç ve dış işlerindeki başarılı icraatlarını takdir ederek, onun vefâtından sonra oğlu Köprülüzâde Fâzıl Ahmed Paşayı, 30 Ekim 1661’de Sadrazamlığa tâyin etti. Osmanlı hududunu ihlal eden Avusturyalılar üzerine 12 Nisan 1663’te sefer açılarak, Serdar-ı ekremliğine Fâzıl Ahmed Paşa getirildi. 1663’te baylayan Avusturya harpleri, 10 Ağustos 1664 Vasvar Antlaşmasıyla neticelendi. Arâzi bakımında olduğu gibi askerî ve siyâsî yönden de kârlı çıkılan Avusturya Seferinden sonra, 1666 yılında Girid Seferine çıkıldı. Fâzıl Ahmed Paşa, Girid Adasının Kandiye Kalesini kuşatırken, fethin gecikmesi üzerine, Sultan Dördüncü Mehmed Han, 18 Ağustos 1668’de sefere çıktı. Sultan Mehmed Han Girid’e geçmek üzere Eğriboz’a giderken, Kandiye’nin fethi haberi verilince geriye döndü. Lehistan Kralının, Osmanlı himâyesini kabul eden Ukrayna Kazaklarına saldırması üzerine, Lehistan’a sefer açıldı. 4 Haziran 1672 târihinde Birinci Lehistan Seferine çıkan Dördüncü Mehmed Han, 27 Ağustos’da Kamaniçe’nin teslim alınması neticesinde Osmanlı ordusuyla birlikte süratle Podolya’ya girdi. Lehistan Kralı anlaşma istedi. 18 Ekim 1672 Bucaş Antlaşmasına göre; Podolya Osmanlı Devletine, Ukrayna Türk himâyesini kabul eden Kazak Beyine verilecekti. Lehistan, yıllık 220.000 altın haraç vermeyi kabul etti. Papa ile Almanya’nın yardım teklifi üzerine tesir altında kalan Lehistanlılar, Bucaş Antlaşmasını ihlâl ettiler. 7 Ağustos 1673’te İkinci Lehistan Seferine çıkan Dördüncü Mehmed Hanın Ukrayna’ya girmesiyle Lehliler, tekrar anlaşma istediler. 27 Ekim 1676 Zorawno Antlaşmasıyla Podolya ile Ukrayna Osmanlı Devletine bırakıldı.Sultan Dördüncü Mehmed Han, Köprülüzâde Fâzıl Ahmed Paşanın 1676 Kasım ayı başında vefâtıyla Merzifonlu Kara Mustafa Paşayı sadrâzamlığa getirdi. 1677’de Ukrayna’nın Rus istilâsına uğramasıyla, Lehistan serdârı İbrahim Paşa ile Kırım Hanı Selim Giray, Kazakların merkezi olan Çehrin Kalesini kuşattılar. 1678 baharında Rusya Seferine çıkan Dördüncü Mehmed Han, yol üzerindeki Silistre’den sonra yerine sadrıâzam Mustafa Paşayı gönderdi. İki yüz bin Rus, Alman, Kazak ve diğer milletlerden meydana gelen müttefik düşman kuvvetlerinin müdâfaa ettiği Çehrin Kalesi, Osmanlı ordusunun yaptığı şiddetli taarruzlara dayanamayarak, 1677 yılı Ağustos ayının 20/21. günü gecesi düştü. Şiddetli topçu ateşi sebebiyle kalede çıkan yangında düşman ordusu, yanarak veya can havliyle atıldıkları, nehirde boğularak yok oldu. 1680 yılında Rusların harp hazırlıkları haberi alındığında Dördüncü Mehmed Han 29 Ekim 1680’de İkinci Rus Seferine çıktı. Osmanlı seferinden çok korkan Ruslar, Sultân’ın Edirne’ye gelmesiyle, Kırım Hanı Murâd Giray vâsıtasıyla anlaşma istediler. 11 Şubat 1681’de imzâlanan Osmanlı-Rus Antlaşmasına göre; iki devlet arasında Özi Nehri hudut kesildi. Avusturya Kralının Macar milliyetçilerini imhâ hareketine karşı, Macarlar, Osmanlı lardan yardım istedi. Sultan Mehmed Han, 9 Ocak 1682’de Macar milliyetçilerinin lideri Tökeli İmre’yi Orta Macaristan Kralı tanıdı. Mehmed Han Tökeli İmre’ye mücevher bir topuz, Budin Beylerbeyliğine de Hatt-ı Hümâyun göndererek yardım edilmesini ve yeni krallığın Avusturyalılardan kurtarılmasını emretti. Budin Beylerbeyi İbrahim Paşa, Tökeli İmre’nin yardım istemesiyle, 27 Temmuz 1682’de, Orta Macar Seferine çıktı. 15 Ağustos 1682’de Orta Macaristan’ın merkezi olan Kaşa Kalesi fethedilerek, Tökeli İmre, Macar milliyetçilerinden on iki bin gönüllü askeriyle krallık tahtına oturtuldu. Yabancı devletlere karşı tavizsiz bir siyâset tâkip eden Vezir-i âzam Kara Mustafa Paşa, Fransız gemilerinin Sakız Adasında küstahca davranmasını protesto ederek, Fransa Kralından tazminât aldı. Avusturya’nın tekrar tekrar antlaşma istemesine rağmen, devamlı tecavüzkâr bir siyaset takip etmesi üzerine, Dördüncü Mehmed Han, 12 Ekim 1682’de sefere çıktı. Avusturya Seferinde Sultan’ın Belgrad’da kalmasıyla, Sadrâzam Kara Mustafa Paşaya Serdar-ı ekremlik vazifesi verildi. Papalığın Avusturya’ya yardım ederek Lehistan’la ittifak kurması üzerine, 27 Haziran 1683 târihindeki Harp meclisinde Viyana’nın fethine karar verildi. 14 Temmuz 1683’te Avusturya’nın merkezi Viyana Osmanlılarca ikinci defa kuşatıldı (Bkz. Viyana Kuşatmaları). Serdar-ı ekrem Kara Mustafa Paşanın Viyana kuşatmasını kaldırıp, geri çekilmesiyle, 15 Aralık 1683’te sadrâzamlığa Kara İbrahim Paşa tâyin edildi. Dördüncü Mehmed Han, Osmanlı Devletini en geniş hudutlara kavuşturmasın dan sonra, 1683 geri çekilişiyle mevziî harpler kazanılmasına rağmen Macaristan elden çıktı. Dalmaçya kıyıları ve Yunanistan, Venediklilerin tecâvüzüne uğradı. Avrupa devletleriyle muhârebeler, 26 Ocak 1699 târihinde imzâlanan Karlofça Antlaşmasına kadar devam etti. Antlaşmadan on iki yıl önce 8 Kasım 1687 târihinde Dördüncü Mehmed Han tahttan indirilmişti. Otuz dokuz yıl Osmanlı sultanlığı yapan Dördüncü Mehmed Han, 6 Ocak 1693 târihinde, vefâtına kadar Edirne’de oturdu. Vefât edince İstanbul’a getirildi ve Yeni Câmi yanındaki annesi Turhan Vâlide Sultanın türbesine defnedildi.



Babası Üçüncü Murâd Hanın vefatından on bir gün sonra 17 Ocak 1595 târihinde Manisa’dan İstanbul’a gelip, sultan îlân edildi. İlk icrââtı, devlet ve saltanatın emniyetini kuvvetlendirip, tâyinlerde bulunmak oldu. Ulemâdan Sadeddin Efendiyi hocalığına, Ferhad Paşayı Sadrâzamlığa, Halil Paşayı da Kaptan-ı deryalığa tâyin etti. 1593’ten beri devam eden Avusturya harpleri esnasında, papa Sekizinci Clément’in teşvik ve propagandalarıyla, ahâlisi Hıristiyan olan Osmanlı Devletine tâbi Erdel, Eflâk ve Boğdan Voyvodalıkları Türklere karşı isyân ettiler. Sadrâzam Ferhâd Paşa, Eflak Seferi için Serdâr-ı ekrem tâyin edildi. 14 Mayıs 1595’te Eflak ve Boğdan’ın imtiyazlı prenslik statüsü kaldırılıp vilâyet hâline getirilerek, vâliler tâyin edildi.

Papa’nın çağrısıyla Almanya, Avusturya, Belçika, Bohemya, İtalya, Macaristan’dan toplanan elli bin piyâde ve yirmi bin süvâriden meydana gelen Hıristiyan ordusu, Avusturyalı Prens Mansfeld emrinde yardıma geldiğini haber alan Eflak Voyvodası Mihail, binlerce Müslümanı kılıçtan geçirip, her yeri harâb etti. Prens Mansfeld, 1 Temmuz 1595’te Osmanlı idâresindeki Macaristan’ın Estergon Kalesini kuşattı. Serdâr-ı ekrem Ferhâd Paşanın ve eski Vezir-i âzam Koca Sinan Paşanın taraftarları seferde bozgunculuk yaptılar. Ferhâd Paşa vazifesinden alınarak, Koca Sinan Paşa tekrar Vezir-i âzam ve serdarlığa getirildi. birbiri ardına gelen felaketler ve ölümler sebebiyle düşman karşısında kesin zafere gidilemedi. Sadrazamlardan Ferhâd Paşanın îdâmı, Lala Mehmed ve Koca Sinan Paşaların vefatları ve 27 Ekim 1595 Köprü Faciasıyla Akıncı Ocağının çok zarar görmesi neticesinde, Estergon, Vişegrad, Tegovişte, Yergöğü düşman eline geçti. Hıristiyanlar yerli ahaliye ve esir kumandanlara insanlık dışı fiillerde bulundular. Önemli devlet adamları ile 3500 asker, Voyvoda Mihail tarafından kazığa vuruldu. Eflâk ve Macaristan cephelerinde, Osmanlı şehirlerinin düşman ordularınca yıkılıp, yakılması, ahâlinin kılıçtan geçirilmesine son vermek için Üçüncü Mehmed Han, Vezir-i âzam Dâmâd İbrahim Paşanın da tavsiyesiyle 20 Haziran 1596 târihinde Eğri Seferine çıktı. Üçüncü Mehmed Hanın, ordusunun başında bizzât sefere çıkması askerleri coşturdu. Müslümanları zulümden kurtarmak için cihâd aşkı ve şevkiyle Edirne, Filibe, Niş, Belgrad yolundan Sirem’e gelindi. 26 Ağustos 1596 târihinde Sirem’deki Salankamen Kalesindeki harp meclisinde, isyân hâlindeki Erdel üzerine mi yoksa Avusturya işgalindeki Macaristan topraklarına mı sefer edilmesi müzakeresi yapıldı. Eğri’nin askerî strateji bakımından daha fazla kıymet arz etmesinden, Avusturya Cephesi hedef tâyin edildi. 21 Eylül 1596 târihinde Macaristan topraklarındaki Eğri Ovasına gelen Sultan Mehmed Han, Otağ-ı Hümâyuna yerleşti. 24 Eylül 1596 târihinde başlatılan Eğri Kalesi kuşatmasında, 4 Ekim’de dış kalenin fethinden sonra iç kale de 12 Ekimde vire ile teslim oldu. Eğri’deki Avusturya askeri cezalandırıldı. Şehrin en büyük kilisesi câmiye çevrilerek, 18 Ekim Cumâ günü Türk-İslâm an’anesince Sultan Mehmed Han, Cumâ namazını burada kıldı. Eğri fâtihi Sultan Üçüncü Mehmed Han, 23 Ekim 1596 târihi Harp meclisi kararınca ileri harekâta devam etti. 24 Ekim 1596 târihinde, Haçova’da Alman, Avusturya, Çek, Fransız, İspanya, İtalyan, Leh, Macar, Papalık askerlerinden meydana gelen 300.000 mevcutlu Hıristiyan ordusuyla karşılaşıldı. 100-110.000 mevcutlu Osmanlı ordusu, 25 Ekim günü başlayan Haçova Meydan Muhârebesinde 26 Ekimde düşman ordusunu mağlub etti. Haçova’ da büyük bir zafer kazanılmasının ardından, 22 Aralık 1596 târihinde İstanbul’a dönüldü. İstanbul’da Eğri ve Haçova zaferleri sevinciyle, üç gün üç gece merâsim ve şenlikler yapıldı. Şâir Bâkî dâhil birçok divan şâirleri Sultan’a kasideler, manzum târihler ve zafernâmeler sundular. Avusturya cephesine Satırcı Mehmed Paşa Serdar-ı ekremliğe tâyin edildi. Osmanlı Devletinin Avrupa cephesinde harplerle uğraşmasını fırsat bilen İran Safevî Devleti Anadolu’da, önce propaganda faaliyetlerini başlatıp, isyanlar çıkarttı. Celâlî isyanları denilen bölücü ve yıkıcı faaliyetlerin ardından, Safevîler, Osmanlı Devleti hududuna saldırdı lar. Avusturya ve İran cephelerini hall etmek çârelerini araştıran Üçüncü Mehmed Han, 1603 yılında 21/22 Aralık gecesi vefât etti. Ayasofya Câmii bahçesindeki türbesine defnedildi. Sultan Üçüncü Mehmed Han çok nâzik, halîm selîm, vakûr, kerîm bir şahsiyete sâhipti. Sancakbeyliğinden saltanata gelen son Osmanlı pâdişahıdır. Bütün Osmanlı pâdişahları gibi iyi bir şâir olup şiirlerinde Adlî mahlasını kullanırdı. Beş vakit namazını dâimâ cemâatle kılardı. Devrin kaynakları dindârlığını, hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem), Dört Halife, Eshâb-ı kirâm ve âlimlere hürmetini yazar. Bunların adı bahsedildiği an hürmeten ayağa kalkardı. İçkiyi sıkı yasak edip, bütün meyhâneleri kapattı.

Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
29 Zi'l-Hicce 1438
Miladi:
21 Eylül 2017

Söz Ola
Saltanat dedikleri ancak cihan kavgasıdır Olmaya baht-ü saadet dünyada vahdet gibi Kanûni Sultan Süleyman Han
Osmanlılar Twitter