Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


“Osmanlı Sultanı Abdülaziz Han Hazretlerini Paris’te görmek ve ağırlamakla büyük şeref duyacağımızı...Temmuz 1867 başlarında açılacak “Exposition” Büyük Paris Fuarını teşriflerinizi... Bu hususta vaki emir ve arzularının İstanbul sefarethanesi ne ulaştırılmasını... Yüksek takdirlerinize, daimi saygılarımızla arz ederiz... Fransa İmparatoru Napoleon III”Fransız elçisi, kraliyet davet mektubunu sunarken çok heyecanlıydı. Kont Bourrée:-Sultan hazretlerini bütün Paris ve bütün Fransa, samimi bir heyecanla beklemekte dir...diyebildi. Başmabeyinci:-Efendimize arzederiz...cevabını verdi.Üç gün sonra İngiltere Büyükelçisi de, bir Resmî Davet Mektubu” takdim etti. Kraliçe Victoria da, “Yeryüzü Müslümanlarının Halifesi”ni Londra’da ağırlamak istiyordu.Abdülaziz Han kararsızdı. Yakınlarıyla istişare etmek lüzumunu hissetti:-Bu güne kadar hiçbir Osmanlı Sultanı, Payitahtı terk eylememiştir.

Şeyhülislam açıkladı:-Cihâd-ı fi Sebilillah (Allah rızası için Muharebe)ve Sefer-i Hümâyûn’lar (Padişâhın katıldığı Harpler)dışındaSadrâzam söz istedi:-Bu seyahat dahi Cihâd niyyetiyle yapılırsa; İnd’Alah(Allah katında)ve İnşâ’Allah, Cihad sayılır... Zira günümüzde diplomasi (siyâset) yoluyla; birçok zaferler kazanılmakta dır... dedi. Hariciye Nâzırı (Bakanı) da fikrini arzetti:-Rus Çarı,Fransızları iğfâle (kandırmaya) çalışır. Tâ ki birlikte, bize karşı cenk edeler... Efendimizden Paris’i teşrifleri Devletimizi büyük bir beliyyeden (Rus-Fransız ittifakından) kurtarabilir...Hükümdar, istişareyi kâfi buldu.-Seyahat tafsilatıyla, Sadâret Makamı meşgûl olalar...buyurdu..................21 Haziran 1867, Çarşamba...İstanbul, tarihi günlerden birini yaşamakta...Dolmabahçe Sarayı önünde, Sultâniye Yatı’na binen Osmanlı Padişâhı ve maiyyeti (yanındakiler) hareket ettiler.Anadolu ve Rumeli Hisarlarından atılan, 41 pâre Top’la selamlandılar. İkindiden çıkan bütün İstanbul halkı, kıyıları doldurmuştu. Güneş batıncaya ve ‘Sultâniye’ ufukta kayboluncaya kadar; yerlerinden ayrılmadılar...Padişâha, yakınları ve önemli Devlet Adamları, refâkat ediyorlardı: Veliahd Murad Efendi (V. Murad), Veliahd’ın kardeşi Şehzade Yusuf İzzeddin Efendi (Padişahın 10 yaşındaki oğlu), Hâce-i Sultânî Akşehir’li Hasan Fehmi Efendi, Hariciye Nazırı, Divan-ı Hümayun Baştercümanı, Başmabeyinci ve yardımcıları, Hariciye Teşrifatçısı, Koruma Görevlileri... Fransız Sefirinin de birlikte seyahatine izin verilmişti.Sultaniye Yatını 3 zırhlı takibediyordu. Ertesi sabah Çanakkale boğazı geçildi. Her iki kıyıdan 4 pare top atışıyla selamladılar. Boğaz dışında Fransız Donanması “Muhteşem Misafirlerini” bekliyorlardı. Sırayla Midilli, Sakız, Girit adaları geçildi. Bütün kıyıdakiler ve denizdekiler onları alkışlıyordu. Çünkü bu, Avrupa ziyaretine çıkan ilk ve son Osmanlı Hükümdarı Sultan Abdülaziz Han idi.25 Haziran’da Sicilya göründü. 29 Haziran’da Fransa’nın Toulon limanına gelindi. Sultan Abdülaziz Han ve maiyeti, burada gemiden indiler. “En büyük askeri tören” yapıldı. O tarihe kadar, ancak Barbaros Hayrettin Paşa bu kadar heyecanla karşılanmıştı. Öğle yemeklerini burada yedikten sonra trenle Marsilya’ya hareket ettiler. Oradan da Paris’e doğru yola çıktılar. 30 Haziran 1867 sabahı... Bütün Paris ayaktaydı. Sanki rüyaları gerçek oluyordu. Kırmızı Beyaz çiçekler ve Yeşil Defne dallarıyla süslü Kraliyet Treni, saat 11’de Lyon Garı’ na girdi. Başta Fransa İmparatoru III. Napoléon olmak üzere bütün kordiplomatik temsilci ler oradaydı. İmparatorun heyecanı açıkça belli oluyordu. Abdülaziz Han vakarla, yavaş yavaş trenden indi. Napoléon koşarak yaklaştı. Bir zamanlar, kendisi gibi bir Fransa kralını esaretten kurtaran Osmanlıların bugünkü Sultanı nı kucaklamak istedi. Fakat Padişah sadece el sıkışmalarına müsaade etti.Kraliyet bandosu iki ülke marşlarını çalıyordu...Gara girebilen talihliler, Doğu’nun büyük temsilcisini çılgınca alkışlıyorlardı. Biraz sonra süslü ve açık “Saltanat Arabası” ve öteki arabalarla, uzun bir konvoy halinde “Tuilleries Sarayı”na hareket ettiler.Yol boyunca Parisliler, inanılmaz sevgi gösterilerinde bulunuyordu. Cezayir, Fas, Tunus, Libya ve bütün Afrika’dan da on binlerce Müslüman gelmişti. Halifeyi, bir kerecik olsun dünya gözüyle görebilmek için onca yol aşmışlardı. Abdülaziz Han, bilhassa bu din kardeşlerini gönülden selamlıyordu...Tuileries’de, “Sarayın ve Fransa’nın Ev Sahibesi” İmparatoriçe Egenie onları karşıladı. Abdülaziz Han ile tanıştılar...Bir masal kahramanı zannettiği, asil ve yiğit Padişahı hayranlıkla süzüyordu...Yemekten önce Osmanlılar, öğle namazını kılmak istediler. Müezzin-i Sultânî, Ezân-ı Muhammedî okudu. Herhalde bu sarayda ilk defa ezan okundu ve namaz kılındı. Avrupa sosyetesinin en seçkin Kontes ve Kontları, Amiral ve Generalleri, hayret dolu gözlerle, kılı nan bu seferi namazı seyretiler.Misafirler akşama doğru ikametlerine tahsis edilen Elysée Sarayına geçtiler.Ertesi gün Osmanlı Sultanı, dünyada yaşayan en büyük düşmanı ile tanıştırıldı. Rus Çarı II. Alexandr, çok merak ettiği Osmanlı Sultanını görebilmek için binlerce kilometre yoldan gelmişti. Sözde Paris Fuarını bahane etmişti. Abdülaziz Han asaleti, davranış ve konuşmasıyla Çarı da tesiri altına aldı. Alexandr bir ara:-“Devlet-i Aliyye” tarihteki en büyük devlettir...deyince, Padişah gayet sakin:-Büyüklük ancak Allahü Teâlâya mahsustur...diye onu susturdu.10 Temmuz’da “Cihan Hükümdarı” Paris’ten uğurlandı. Görülmemiş gösteriler arasında yola çıktılar. İmparatoriçe, Lyon Garına kadar uğurlamaya geldi. Abdülaziz Han onu İstanbul’a davet etti. Eugenie, memnuniyetle kabul ettiğini arzetti.Trenle Boulogne limanına ulaştırıldı. Sultaniye Yatı, daha önceden buraya gelmişti. Yata binerek, İngiltere’ye geçmek üzere Manş denizine açıldılar. İngiliz donanmasına ait gemiler de refakat ettiler. Dover’de karaya ayak bastıklarında, bura da kendilerini Veliahd Galler Prensi ve müstakbel Kral VII. Edward karşıladı. Buradan trenle Londra’ya geldiler ve ikametlerine tahsis edilen Buckingham sarayına geçtiler.Kraliçe Victoria da Fransızlardan geri kalmamak için elinden geleni yapıyordu. Aslında İngilizler de, Fransızlar da kendi menfaatlerinin peşindeydiler. Çünkü zengin Müslüman memleketleri işgal etmişlerdi. Müstemlekelerinde yaşayan Müslümanlara hoş görünmek için bu ziyaret işlerine yarayacaktı. Halifenin kendi ülkelerini ziyareti, Cezayir ve Hind Müslümanlarını pek mesud edecekti.Sultan Abdülaziz Han, Londra’da 11 gün kaldılar. Büyük ilgi ve yakınlık gördüler. Kendisi gemiciliğe meraklıydı. İleri seviyedeki İngiliz tersanelerini gezdi. Donanma tatbikatı nı takip etti. Avam Kamarası müzakerelerinde bulundu.24 Temmuz 1867’de Kraliçe Victoria, şanlı misafirlerini, şanlı bir merasimle bizzat uğurladı. Gözleri, büyük bir zafer kazanmış gibi ışıklıydı!..Yine İngiliz Donanmasının refakatinde kıta Avrupa’sına çıktılar; 24 Temmuz’da Belçika’nın başkenti Brüksel’e vardılar. Kral, şereflerine büyük bir ziyafet tertiplemişti. Sultanın hürmetine, ziyafette hiç kimse içki içmedi. Biraz daha kalınması için yapılan bütün ısrarlara rağmen, Osmanlı hükümdarı ertesi gün Alman topraklarına, Prusya’nın Koblenz şehrine geçti. Kral Wilhelm ve Kraliçe, Osmanlı heyetini hararetle karşıladılar. 460 kilometre uzaktaki başkent Berlin’den, sırf bu karşılama töreni için gelmişlerdi.Bütün Avrupa krallarının tanışma şerefine eriştiği Sultan ile, Prusya’nın itibarı için buluşmaları şarttı. Daha Paris’te iken, Abdülaziz Han’ı Berlin’e davet etmişlerdi. Fakat program değiştirilmemişti. 28 Temmuz 1867...Padişah hazretleri Viyana’ya ayak bastılar. Müslümanları buraya sokmamak için çarpışan haçlılar, şimdi Padişahı karşılamak için yarış halindey diler. En başlarında Avusturya-Macaristan İmparatoru Franz Josef!.. Silahla fethedile meyen Viyana, Osmanlı efendiliği ile fethediliyordu. Ayrılırlarken, yer yerinden oynuyordu. 31 Temmuz sabahı, Macaristan’ın başkenti Budapeşte’ye vardılar. Bu eski Osmanlı topraklarında 1 gün kaldılar. Macaristan ileri gelenlerinin hepsi, eski Sultanları gibi el etek öptüler. Güzel günlerin tekrar gelmesi için dua ettiklerini ağlayarak arz ettiler.3 Ağustos 1867 günü hudutta, Sadrazam ve Serasker kendilerini karşıladılar:-Hoş geldiniz Efendimiz...dediler. Padişah da:-Vatanımızı özlemişiz...diye karşılık verdi. Viyana’dan sonra Tuna nehri küçük gemilerle aşılmıştı. Önce Vidin, sonra Rusçuk! Oradan da trenle Varna limanına ulaştılar ve burada kendilerini bekleyen Sultaniye yatına bindiler. Sultaniye, Fransa’dan sonra buraya dönmüştü.7 Ağustos 1867...Avrupa devletlerine ve milletlerine, Osmanlı’nın şeref ve itibarını, efendilik ve civan mertliğini, ahlak ve haysiyetini gösteren Osmanlı Hükümdarı ve müstakbel Padişahları, İstanbul’a avdet ettiler. Dolmabahçe’ye yaklaşırken 47 pare top atışıyla selamlandılar. Çünkü seyahatleri 47 gün sürmüştü. Sultan Abdülaziz Han gemiden inerken şunları söyledi:-Ecdad at sırtında ve fütuhat gayesiyle giderdi...Bizler ise şimdi, trenle, vapurla ve ancak Siyaset için gidebiliyoruz!...




Zenbilli Ali Efendi başta olmak üzere, bazı İslam hu­kukçuları bu çeşit vakıfların meşrûiyet dayanağı hakkında tartışmalar yapmaya başlayınca, bunlara Büyük Hanefi Hukukçusu Seyyid Ahmed Hamevî de katılmıştır. II. Selim devrinde Mısır'da yaşayan bu âlimin, Osmanlı padişahlarının önemli tasarruflarından olan bu vakıflar hakkında yazmış olduğu "El-Es’ilet'ül-Hanefiyye Bil-Ecvibet'il-Hameviyye" [1][2] adlı eserinde bakınız neler diyor:"Şafiî hukukçusu İbn-i Ebi Asrûn, tahsisat kabilin­den vakıflara fetva vermiştir. Buna zamanındaki Malikî, Hanbelî ve Hanefî hukukçuları da muvafakat etmiştir. Bunun üzerine Eyyubî devlet adamı Nureddin Eş-Şehîd, beytülmala ait araziden bir çoğunu, Şam'da hayır cihet­lerine vakıf yoluyla tahsis etmiştir. Selahaddin Eyyubî de, Kudüs, Şam ve Mısır'da bu tür çok vakıflar yapmışlardır. Bunlara daha sonra gelen Türk ve Çerkez Sultanları tabi olmuşlardır. Nihâyet saltanat ve devlet, ZAMANIN EN ÂDİL HÜKÜMDARLARI OLAN OSMANLI PADİŞAHLARINA geçmiştir. OSMANLI PADİŞAHLARI, EHL-İ KEŞİF VE İRFANIN KİTAPLARINDA SAHABEDEN SONRA EN ÂDİL HÜKÜMLARDARLAR olarak vasıflandırılmışlardır.

Daha sonra Sultanımızın dedesi Yavuz Selim, Mısır'ı fethetmiş ve Hz. Yusuf'un koltuğuna oturmuştur. Beytülmallara ve gelir durumlarına nazar eylemiş ve bey­tülmala ait gelirlerin üçte ikisinin cami, medrese ve tekye gibi hayır cihetlerine yukarda bahsedilen yolla vakfe­dildiğini görmüştür. Devlet hazinesine üçte biri kalmış durumdadır. Bazı vezirleri, hazineye ait malların üçte bi­rinin hayır cihetlerine vakıf olmasını çok görmüş ve bir kısım İslam hukukçularının görüşleri istikâmetinde bun­ların iptal edilmesi fikrini ileri sürmüşlerdir. Böyle bir teklifi reddetmekle kalmayan Yavuz Sultan Selim, onları ayıpladığı gibi görevlerinden de uzaklaştırmış ve şu tarihî cevabını yapıştırmıştır: "Bunlar, bizden öncekilerin yaptıkları hayrattır. Bizden öncekilerin hayratını azaltmak değil, çoğaltmak bize yakışır"



II. Selim, Kıbrıs'ın fethini tamamladıktan sonra he­men, Venedikliler devrindeki şiddetli baskı idaresinin iz­lerini silmiş; araziye bağlı esaret demek olan feodalite sistemini kaldırmış ve yerli gayr-i müslimlere meşru da­irede tam bir din hürriyeti tanımıştır. Ada, Kıbrıs Eyaleti haline getirilip Tarsus, Alâiye ve İçel buraya bağlandıktan sonra, ilk Osmanlı valisi zamanında yapılan bir nüfus sayımına göre, 120.000 erkek nüfusu bulunan Kıbrıs halkı arasında hak ve adaletin tesisi için gönderi­len 23 Zilhicce 979/1572 tarihli şu ferman, Osmanlı Devleti ve Kıbrıs münasebetleri açısından tarih içinde parlayan altın bir sayfadır. Belgenin asıl metnini ve sonra da sadeleştirilmiş şeklini beraber okuyalım: Fermanın Asıl Metni:

"Kıbrıs çavuşlarından Ali'ye verildi. Fî 23 Zilhicce sene 979Kıbrıs beglerbegine ve Kadısına ve defterdârına hü­küm ki:Cezire-i Kıbrıs kuvvet-i kâhire-i hüsrevânem ile begile feth olunmuş memleket olup re‘âyâsına dahi nev‘an za‘f târi olup cezire-i mezbûre re‘âyâsına zulüm ve te‘addî olunmayup adâlet olunup, eger icrây-ı şer‘-i şerîfde ve eger tahsil-i emval-i beytülmalde ve eger sâir tekâlif-i ör­fiyye ve avârız-ı divaniyeden himâyet ve sıyânet olunub; takviyet verilmekle memleket ve vilayet eski hali üzere ma‘mûr ve âbâdân olmak mühimmâtdan olmağın buyur­dum ki;Bu bâbda her biriniz bizzat mukayyed olub tâife-i re‘âyâ beğe vedâyi‘-i hâlık-ı berâyâdır. Mehmâ emken himâyet ve sıyânet eyleyüb kimesneye zulm ve te‘addî et­dürmeyüb, eğer icrây-ı ahkâm-ı şer‘-i şerîfde ve eğer mîrî hidemâtda ve eğer beytülmal cem‘ ve tahsilinde tedrîc ve adâlet ile tutub eyleyesiz. Eyyâm-ı hümâyûn-ı adâlet-makrûnumda her biri ferâğ-ı bal ve huzûr-ı hâl ile kâr u kisblerinde olmağla cezire-i mezbûre eski hali üzere ma‘mûr ve âbâdan ve re‘âyâ ve berâyâsı emn ü emân ve refâhiyyet ve itmi‘nân üzere olması, nihâyet-i âmâl-i beh­çet-me‘âbımdır.Bu hususda gereği gibi her birinüz mukayyed olub her vechi ile şeneldüb ma‘mûr ve âbâdân olması bâbında mesâ‘i-i cemilenüz vücuda getürüb bâb-ı ikdâmda dakika fevt eylemeyesiz. fiöyle ki, re‘âyâya zulm ve te‘addî olunub fevkal-hadd tekâlif ile müte’ezzi olmağla mâbeynlerine tefrika ve ihtilâl verüldüği istimâ‘ oluna, beyân olunan gadrinüz kabul olmak ihtimâli yok­dur. Âna göre gaflet eylemeyesiz"[1][3]. Fermanın Sadeleştirilmiş fiekli"Kıbrıs beylerbeyi, kadısı ve defterdârına hüküm;Kıbrıs adası beyim vasıtasıyla fethedilmiş bir memle­kettir. Yeni fethedildiğinden ahali, kısmen zayıf düşmüştür. Ada ahalisine zulüm ve haklarına tecavüz olunmayıp adaletle hareket edilmek; ister şer‘î hükümle­rin yani İslâm hukukunun tatbikinde ve ister hazine gelir­lerinin tahsilinde azami titizlik göstermek ve gerekse örfî ve divanî vergilerden ada ahalisini muaf tutarak ahaliyi koruma yolunu takip etmekle, adanın güçlenmesine çalışmak ve adayı eski hâli üzere ma‘mûr kılmak en önemli hizmetlerdendir.Bu sebeple buyurdum ki, her biriniz azami dikkat gösterip zulüm etdirmeyesiz ve haklara tecavüze müsa­ade etmeyesiz.Gerek İslâm hukukunun hükümlerini icrada, gerek hazineye ait vergi gelirlerinin tahsilinde ve gerekse devlet hizmetlerinin görülmesinde, adalet ve tedrîcilikle hareket edip ahaliye tefrika ve ihtilal verebilecek hallerden kaçınasız.Adaletle dolu olması gereken benim saltanat günle­rimde ahalinin her ferdi, gönlü hoş ve huzurlu olarak iş ve kârına devam eyleye, eski halleri aynen koruna, ma‘mûr kalalar.Mezkûr adanın şen ve ma‘mûr, ahalisinin ise emni­yet, refah ve itminan içinde olması, en güzel emelimdir.Bu hususa gereği gibi dikkat edesiz. Her açıdan adanın şen ve ma‘mûr olması için güzel gayretler göste­resiz. Üzerinize düşeni yapmakda dakika fevt etmeyesiz. fiöyle ki, ahaliye zulüm ve haklarına tecavüz olunarak güçlerinin üstünde vergiler yüklenerek rahatsız edildik­leri ve aralarına tefrika ve ihtilal verecek davranışlara gi­rildiği tarafımdan duyula, gadr ve zulmünüzün kabul edilmesi ihtimali asla mevcut değildir. Âna göre gaflet eylemeyesiz."



Adı Soyadı: Mehmet Baba Adı: TevfikAnne Adı: RukiyeDoğum Yeri: Van-GöllüDoğum Tarihi: 1901Göllü köyündenim. Van'daki ordunun Erzurum tarafına çekilmesi üzerine Ermeniler harekete geçtiler. Analarımız, babalarımız hep Ermeniler tarafından kesildi. Benim babam da orada şehit oldu. Jandarma çavuşu idi. Mollakasım, Amik, Şeyhayne, Göllü, Hıdır, Kurtsatan, Köprüköy köylülerinin hepsi katledildiler. Bizim köyün bir kısmı Zeve'ye sığındı, orada şehit oldular. Biz zor kaçabildik. Ermeniler, hamile kadınların karınlarını süngülerle yarıp çocuklarını süngülerin ucunda çıkardılar. Bütün Müslüman köylerini basıp ateşe verdiler. Kadın-erkek, genç-yaşlı demeden birçok insanı katlettiler. Adını saydığım köylerden kaçıp kurtulan Müslüman halk, Zeve'den Van gölüne dökülen Ablengez suyu üzerinde bulunan köprüden karşıya geçerek kurtulmaya çalışıyorlardı. Annem, ben ve iki kızkardeşim geçtikten sonra baktık ki, Ermeniler köprüyü yıktılar. Esirleri öldürüp Ablengez suyuna attılar. Cesetleri, baharda kar sularının taşırdığı Ablengez suyu göle götürdü. Ben, annem ve iki kızkardeşim, gündüzleri ekinlerin arasında derelerde sürüne sürüne ilerliyor, geceleri dağlarda kalıyorduk. Ermenilerin eline geçersek öldürüleceğimizi biliyorduk. Diyarbakır'a kadar kaçtık. O kaçış sırasında annem öldü. Sonra iki kızkardeşimi de kaybettim. Yapayalnız kaldım.



Yardım, şefkat ve sevgi hissinin ebedileşmesi arzusundan doğan ve bunların müesseseleşmiş şekli olan vakıf müesseselerimiz sâyesinde cemiyetimizin yıllarca huzur içinde varlığını devam ettirmek için, insanı hayretler içinde bırakan çok enteresan vakıflar vardı. Bunlardan bazıları şunlardır: Kışın aç kalan kuşların ve yabani hayvanların beslenmesi, Bayram günlerinde şehir ve kasabalarda çocukların sevindirilmesi, Koyun cinsinin ıslah edilmesi,t Et fiyatlarının kış aylarında yükselmemesi için tedbirlerin alınması, Hasta ve garip göçmen leyleklerin bakım ve tedavi edilmesi,  Câmi ve türbe duvarlarındaki ot ve yosunların temizlenmesi,  Ramazan ayında, câmilerde hurma, zeytin gibi iftâriyeliklerin dağıtılması,  Köy ihtiyarlarına elbise temini,  Hamalların sırtlarındaki yükleri, üzerine koyup dinlendikten sonra kimsenin yardımına muhtaç olmaksızın sırtlanabilmeleri için mola taşları dikilmesi, Çalışan kadınlara süt anne bulunması, Hac yolunda parasız kalanlara para dağıtılması, Yüksek dağ ve geçitlerde kar ve tipiden korunmak için sığınak yapılması,  Yaz aylarında sıcaktan bunalanlar için gölgelik yapılması ve icabeden yerlere su küplerinin konulması...



Kızı Hundi Fatıma Sultan’ın Emirsultan ile nikâh haberi Edirne'ye ulaşınca, Yıldırım Bâyezîd, Kapıkulu askerlerinden kırk askeri Süleymân Paşanın emrine vererek, Emîr Sultan'ın ve Hundî Hâtun'un başlarını getirmesi için Bursa'ya gönderdi. Süleymân Paşa Bursa'ya gelince, Vâlide Sultandan onları istedi. Vâlide Sultan vermeyince, kırk asker, Vâlide Sultan'ın sarayına saldırdı. Vâlide Sultan, onların bu saldırısından korktu. Emîr Sultan onun bu hâlini görünce, ona; "Bu dehşet ve korkunuz nedir? Allah aşkına söyleyin." dedi. Sonra Vâlide Sultan'a "Şu yayı alın ve oku gerin. Ben bakayım siz atın." dedi. Vâlide Sultan; "Ben ok atamam." deyince, Emîr Sultan; "Siz oku takın, o kendiliğinden gider." dedi. Bunun üzerine Vâlide Sultan, pencereden askerlere karşı oku kirişe koyup, bıraktı. Yeşil ok, parlayarak gidip kırkına saplandı. Askerler derhâl kaçtılar. Vâlide Sultan; "Yâ Emîr Sultan! Niye oku sen atmadın da bize attırdın?" diye sorunca, Emîr Sultan; "Eğer oku biz atmış olsaydık, hem o askerlerin, hem de Osmanoğullarının nesilleri helâk olurdu. Onun için bu işi size yaptırdık." dedi

Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
28 Safer 1439
Miladi:
18 Kasım 2017

Söz Ola
Her kim Al-i Osman'dan dua alırsa , şüphesiz tutuğu iş kolay gelir... Zira Onlar bir ulu ocaktır. Kim onlara yan bakarsa başı aşağı olur
Barbaros Hayreddin Paşa
Osmanlılar Twitter