Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa der ki:-Aydın Reis, Devlet-i Osmanî’de yetişmiş olan en kıymetli denizcilerdendir.Aydın, aslen Karamanlıdır ve Kemal Reis’in yetiştirmelerindendir. Kemal Reis, Eğriboz adasını fethetmiş ve oraya yerleşerek leventler yetiştirmeye başlamıştı. Bunlardan biri olan Aydın, kısa sürede kendini ispat etmiş ve Kemal Reis’in dikkatini çekti. Ona kendi kadırgasında görev verdi.

Kemal Reis’in şöhretini duyan diğer Türk korsanları da gemileriyle birlikte ona katıldılar ve bu suretle müthiş bir korsan filosu ortaya çıktı. Bu filo, Balear adaları yakınlarında büyük bir İspanyol donanmasını mağlup etti ve Malaga şehrini basarak talan etti. Bu savaşlarda Aydın, büyü kahramanlıklar gösterdi. Tunus yakınlarındaki küçük Cerbe adasını kendisine üs yapan Kemal Reis, İtalya, Fransa ve Batı Akdeniz sahillerini vuruyordu. 1491 senesinde Cezayir’deki Becaye şehrine yaptığı baskın, ününü daha da arttırdı. Aynı yılın sonunda üssünü, Cezayir’deki Bone limanına taşıdı. Burada gemiler yaptırdı. Aynı sene sonunda Fransa ve İspanya sahillerine baskınlar yaptıktan sonra Malta’yı vurdu ve bu baskında Malta kralının oğlunu esir aldı. Avrupa ve Asya kıtalarında büyük topraklara sahip olan Osmanlı Devletinin, denizlerde Venedikliler ve müttefikleriyle boy ölçüşebilmesi için tecrübeli denizcilere ihtiyacı vardı. Sultan 2. Bayezid, Akdeniz’deki Türk korsanlarından faydalanmayı ve onları donanmanın başına geçirmeyi düşündü. Bunlardan, başarılarını yakından takibettiği Kemal Reis’i İstanbul’a davet ederek devlet hizmetine çağırdı. O da bu daveti memnuniyetle kabul etti. Kendi yetiştirdiği talebesi Aydın’a:-Üzerinde cebrim yoktur. Filomdaki istediğin gemiyi seçer, istediğin yere yelken açabilirsin. Bir denizciye lazım olacak bilgilere sahipsin ve cesursun. Ama, istersen benimle beraber İstanbul’a gelirsin, devletimizin, milletimizin ve dinimizin düşmanlarına karşı yine birlikte cenk ederiz.Aydın düşündü. Kubbesi gök olan engin denizlerde pervasızca dolaşmak kadar güzel bir şey olamazdı. Fakat Kemal Reis’den ayrılmak da çok zordu. Her şeyini ona borçluydu. Sonra, Türk donanmasında görev almak da şerefli bir şeydi.-Seninle birlikte geleceğim Reis Baba! Cevabını verdi.Kemal Reis İstanbul’a geldi, padişahtan iltifat gördü ve donanma kumandanlığına getirildi. Sultan 2. Bayezid ona, İspanya’daki Endülüs müslümanlarını hristiyan zulmünden kurtarıp Kuzey Afrika’ya getirme vazifesini verdi. Burada büyük hizmetler yaptıktan sonra 1511 senesinde İspanyollarla yaptığı bir savaş esnasında şehit düştü.Aydın Reis ise, donanmada gemi kaptanlığına kadar yükseldi. Kemal Reis’in şehadetin den sonra resmi vazifesinden ayrılıp, Cezayir’de faaliyet gösteren Oruç Reis’in emri altına girdi. 1518 senesinde Oruç Reis, İspanyollarla yaptığı Salado muharebesinde şehit düşünce kardeşi Hızır onun yerine geçti ve Aydın Reis de onun emrine girdi. Fakat kısa bir süre sonra Cezayir’den de ayrılarak Tunus açıklarındaki Cerbe adasını ele geçirdi ve burasını kendisine üs yaptı. Daha sonra buraya gelen Uluç Ali, Deli Cafer, Kara Kadı, Sancaktar, Güzelce Ahmet, Deve Hoca, Şolok Mehmet gibi ünlü Türk korsanları onun emrine girdiler. Bir süre sonra Cezayir halkı, İspanyollarla işbirliği yaparak, daha sonra Barbaros Hayrettin Paşa adıyla şöhret bulacak olan Hızır Reis’e karşı mücadeleye başladılar. Bundan çok müteessir olan Hızır Reis, müslümanlarla muharebe etmeyi uygun görmedi ve o da Cerbe’ye geldi. Bu sefer Aydın Reis ve diğer Türk korsanları onu kendilerine Reis yaparak Hızır’ın emri altına girdiler. Hızır Reis üç sene Cerbe’de kaldıktan sonra tekrar Cezayir üzerine bir baskın yaptı ve İspanyolların elinde bulunan Adakale’yi zaptederek burasını kendine üs yaptı. Aydın Reis de onunla beraber Adakale’ye geldi. Hızır Reis onu 15 parçalık bir filonun başına tayin ederek, İspanya’nın güneyinde bulunan Oliva kasabasında esir tutulan müslümanları kurtarma vazifesi verdi. Aydın Reis, Güney İspanya sahillerinde 5 büyük gemilik bir İspanyol filosuna rastladı ve kanlı bir muharebeden sonra hepsini esir aldı ve Hızır Reis’e gönderdi. Daha sonra Oliva kasabasına geldi ve burasını ateşe vererek müslüman esirleri kurtararak gemilere bindirdi. Tam bu sırada İmparator Şarlken’i Cenova’ya götürdükten sonra dönen Amiral Portundo kumandasındaki İspanyol donanması Barselona yakınlarındaydı. Oliva valisi Portundo’ya haber gönderip, Türk korsanların kasabalarını bastığını ve müslüman esirleri kaçırdığını bildirerek yardım istedi. Aydın Reis, bu haberin Amiral Portundo’ya ulaştığı sırada, Batı Akdeniz’de İspanya’ya ait Balear adalarından birisi olan Formentera’ya gelmişti. Portundo da bunu haber almış ve onu takibediyordu. Aydın Reis, gemilerdeki göçmenleri karaya çıkardıktan sonra, hiç beklenmedik bir anda İspanyol donanmasına hücum etti. Kanlı bir savaş oldu. Amiral Portundo da dahil, pek çok İspanyol kaptanı öldürüldü. Dev gibi 7 adet kalyon ele geçirdiler. İspanya’nın donanma kumandanı forsu da Aydın Reis’in eline geçti. Daha sonra karaya çıkardığı müslümanları tekrar gemilere doldurarak Cezayir’e geldi. Bu parlak zafer, Aydın Reis’e büyük bir ün sağladı. Barbaros onu, Cezayir donanma kumandan lığına tayin etti. Sonra da, Müslüman davasına hizmetlerini ve yaptığı muharebeleri anlatan bir mektubu, İspanya forsu ve daha birçok hediyeyi, Aydın Reis kumandasındaki on parçalık bir filo ile İstanbul’a, o sene yeni tahta çıkmış olan Kanuni Sultan Süleyman’a gönderdi. Her teknede 200 levent vardı. Seren direkleri baştan başa altın kaplanmıştı ki, güneş vurdukça görünen haşmeti anlatılamazdı. Bütün reisler, Barbaros’un elini öpüp yola çıktılar. Aydın Reis, mübarek bir saatte İstanbul’a vardı. bütün toplarını ateşleyip, Cihan Padişahını selamladı. Kadırgalardan 300 esir çıkarıldı. Her biri sırma cepken ve en değerli kumaşlardan yapılmış libaslar giymişlerdi. İstanbul halkı caddeleri doldurmuş, alayı seyrediyorlardı. Kanuni Sultan Süleyman Han Aydın Reis ve beraberindekileri kabul etti. Barbaros’un mektubunu aldı ve okudu. aydın Reis ve diğer kaptanlara iltifat etti. Çıkarken, Aydın’a 500, yanındaki üç reise 300’er, dokuz tane kaptana 200’er ve diğer zabitlere de 50’şer altın ihsanda bulundular. Ayrıca Aydın Reis’e çok kıymetli bir kılıç, hil’at ve dürbün verildi. Bütün leventler tersanede misafir edildi. Aydın Reis İstanbul’da bir ay kadar kaldı. Bu süre zarfında bütün vezirler ve kaptanları ziyaret ederek, faaliyetleri hakkında bilgi verdi. Ay sonunda tekrar Padişahın huzuruna kabul edildi. Kanuni, Barbaros’a verilmek üzere murassa bir hançer, sırmalı bir hil’at, altın işlemeli sancak ve iki büyük pırlantalı sorguç verdi. Ayrıca gayet gösterişli ve henüz kızaktan yeni inmiş üç parça kadırga da ihsan etti. Üstelik topları da vardı ve ağzına kadar cephane doluydu. Aydın Reis, İstanbul’dan ayrıldıktan sonra, İspanya sahillerine baskınlar yaptı. Balear adaları önlerinde büyük bir İspanyol donanmasını perişan etti ve birçok gemi ile hayli ganimet ve esirler alarak, 10 gemi ile çıktığı Cezayir’e 28 gemi ile döndü. Türk denizcilerinin Kral Karlos dedikleri, İmparator Şarlken, Cezayir’i ele geçirip, Barbaros’ları buradan atmak üzere harekete geçti ve ünlü Amiral Andrea Doria’yı kalabalık bir donanma ile buraya gönderdi. Haçlılar, Barbaros’ların üs olarak kullandığı yerin 115 km. ilerisine asker çıkardılar. Fakat şiddetli bir müdafaa ile karşılaştılar. Hızır Reis’in de hızla buraya doğru hareket ettiği haberini alınca, gemilerine binerek kaçtılar. Barbaros Hayrettin Paşa, düşman donanmasını yakalama vazifesini Aydın Reis’e verdi. O da küçük bir filo ile denize açıldı. Septe’ye kadar geldi, hatta Cebelitarık boğazını geçerek Atlas Okyanusuna açıldı. Fakat düşman donanmasına rastlayamadı. Sonra geri döndü ve Mayorka adasını vurdu, binlerce esir aldı. Bu arada büyük bir İspanyol donanması ile karşılaştılar ve hemen hücum ederek bütün gemileri zaptettiler. Böylece, kısa bir süre önce 10 gemiyle çıktıkları Cezayir’e, 55 gemi ile döndüler. Barbaros Hayrettin Paşa, o sene Aydın Reis’i tekrar İstanbul’a gönderdi. Kanuni Sultan Süleyman bizzat kendisi onu kabul etti ve kendisine:-Baka reis! Cezayir beylerbeyim Hayretttin’in işleri cümle makbulümdür. Şimdi sana beş pare kadırga veriyorum. Gemilerine ne kadar yükleyebilirsen ve denlü ihtiyacınız varsa, top, alet ve sair gemi donanımına mahsus nesneler yüklenmesini Kaptan Paşamıza irade ettim. Bilhassa yeni dökülmüş toplara ihtiyacınız vardır. Alabildiğin kadar bunlardan al. Sana birkaç topçu da vereceğim. Bunlar top imalinde mahir kişilerdir. Cezayir’deki donanmayı gayetle kudretli ve her zaman için muharebeye hazır tutun. Haber aldığıma göre Kral Karlos, Cezayir hakkında kötü niyetler beslemektedir. Zinhar tedbiri elden bırakıp gaflet üzre olmayasız!Aydın Reis, padişahın bizzat kendisine hitap etmesinden çok memnun oldu:-Hünkarımın sancaklarını yere düşürmeyeceğiz, küffara bir karış toprak bile vermeyeceğiz, dedi.Aydın Reis’in Cezayir’e dönüşü de çok parlak oldu. Yolda birçok düşman gemilerini de batırmış, birçoklarını da yakalayarak yedeğine almıştı. Daha sonra Güney İspanya sahillerine geldi ve burada perişan durumda bulunan 70.000 Müslümanı Cezayir’e getirdi.Barbaros Hayrettin Paşa, Kanuni Sultan Süleyman’ın davetiyle, 6 Nisan 1534’te İstanbul’a geldi. Kaptanı Derya rütbesini alarak Osmanlı donanmasının emir ve kumandası üzerinde olarak, Ağustos 1534’te denize açıldı. Tunus’daki Tacura’da da kendi başına bir üs kurmuş olan Aydın Reis de bu sefere katıldı. Savaşlara iştirak etti ve büyük kahramanlıklar gösterdi. Fakat birkaç ay sonra Cezayir’deki Bone limanında bir düşman baskını sırasında şehid düştü. Bütün hayatı şanlı ve şerefli zaferlerle dolu olan bu Türk denizcisine İspanyollar “Cochadiablo” (Şeytan döver) adını takmışlardı. İşte bu isim, onu tanımaya yarayacak en güzel delildir.




Kanuni Sultan Süleyman, Macar Kralı İkinci Lajos'a, gönderdiği elçiye yapılan kötü muameleden dolayı sefer açılmasına karar verdi. Rumeli Beylerbeyi Ahmed Paşayı Sabach zaptına, Semendre beyi Hüsrev Beyi Belgrad'ın ablukasına gönderdi. Kendisi de o tarafa doğru 18 Mayıs 1521 günü İstanbul'dan hareket etti. Ayrıca Karadeniz Tuna yoluyla bir donanma sevkedilmişti. Kanuni Sultan Süleyman ordusu ile Belgrad yakınlarına ulaşıp Zemun yakınlarında yüksek bir yere otağını kurdurup, muhasara emrini verdi. Günlerce süren şiddetli ateşten ve çarpışmadan sonra Osmanlı kuvvetleri 8 Ağustos, Ramazanın beşinci günü dış kaleye girdi. İç kalenin fethi ise biraz daha uzadıysa da Ramazan'ın 26. Kadir gecesi orası da alındı (29 Ağustos 1521). Fethin ertesi günü Belgrad'a giren Kanuni Sultan Süleyman kiliseden çevrilen camide Cuma namazını kıldı. Kale halkından Macaristan'a gitmek isteyen lere müsade edildi. Cizye vermeyi kabul edenler ise yerlerinde bırakıldı.

Tuna ile Sava'nın birleşme noktası olan Belgrad'ın Osmanlılar eline geçmesi ile, Macar Ovası Türklere açılmış oluyordu. Belgrad'ın düşmesi ile etrafındaki bütün kale, palan ka ve kasabalar teslim olup, Osmanlı Devletine katıldılar. Belgrad'ın fethi, Avrupa'da büyük yankılar yaptı. Çünkü burası Hıristiyanlık aleminin ele geçirilemez kalelerinden biri kabul ediliyordu. Avusturya elçisi bu fetihten otuz sene sonra şunları yazmıştır: "Belgrad'ın alınışı, Macaristan'ın daha sonra içine düştüğü acı durumun başlangıcı olmuştur."Gerçekten de birkaç sene sonra Kanuni yeniden Macaristan üzerine yürüdü, Hıristiyanlar bir defa daha yenildiler ve Macaristan ortadan kalktı.



Kenan Paşa, Şeyh Muhammed Aynî hazretlerini ziyâret maksadıyla Siirt'e oradan da Aynî köyüne gitmişti. Askerleriyle birlikte Aynî köyüne varınca, câminin avlusunda bir hasır üzerine oturdu. Paşa için yemek hazırlamak istediler. Şeyh hazretleri; "Bu hususta tekellüfe girmeyi niz, kendinizi zorlamayınız." dedi. Evinde arpa unundan yapılmış iki yufka ve iki gün önce pişirilmiş et yemeği vardı. Bunları yedirmek bizim için ar olur dedilerse de, Şeyh hazretleri; "Bunlar yemek olarak kâfidir. Mevcud olan bunlardır. Bunları ikrâm etmekte bir mahzur yoktur." dedi. Sonra kendisi Kenan Paşanın yanına gitti. Paşa onu görünce ayağa kalkıp hürmetle elini öptü ve duâ istedi. Sofrayı getirmelerini söyleyince, Paşanın önüne iki yufkayı ve et yemeğini koydular. Bunları yedi. Sonra kalkıp Şeyh Muhammed Aynî hazretlerinin elini tekrar öptü. Teşekkür ederek müsâde isteyip ayrıldı. Dönerken yolda adamlarından biri, Şeyh'in huzûrunda ne yemeği yediğini sorunca; "Arpa ekmeği ve bayat et yemeği yedim. Yemin ederim ki ömrümde böyle lezzetli yemek yemedim." dedi.



Osmanlı Sultanı Yıdırım Bayezid Han, Anadolu beyliklerini hakimiyeti altına aldığı zaman bu ülkelerin beyleri, o zaman batıya doğru gelmekte olan Timur Han’a sığınmışlardı. Ayrıca Timur’dan kaçan Karakoyunlu Hükümdarı Kara Yusuf ile Tebriz hükümdarı Ahmed Celayiri de, Yıldırım’a iltica etmişti. Bu beyler her iki Türk sultanını birbiri aleyhine kışkırtı yorlardı. Neticede bu kışkırtma ve tahrikler, sünni iki Türk hükümdarını 28 Temmuz 1402 günü Ankara’ nın Çubuk Ovasında karşı karşıya getirdi.Osmanlı sultanının güç ve kuvvetini iyi bilen, Maveraünnehr’deki en kudretli ve zırhlarla mücehhez kuvvetlerini getiren Timur’un ordusu yüz altmış bin idi. Ayrıca 32 fili vardı. Buna karşılık Osmanlı ordusunun mevcudu yetmiş bin idi. Timur’un kuvvetleri adedce Osmanlılardan çok fazla olduğu için, Yıldırım Bayezid Han ordu kumandanlarına muvaffak olmak için fedakarane gayrette bulunmalarını söyledi.

Osmanlı ordusunun merkezinde padişah ve vezir-i azam ile şehzadeleri Mustafa, Musa ve İsa çelebiler bulunuyorlardı. Sağ kolda Anadolu kuvvetleri, Kara Tatarlar ve onların sağında okçular, sol kolda Rumeli kuvvetleri ve Sırp birlikleri ile ihtiyatta Amasya sancak beyi Şehzade Mehmed’in kuvvetleri yer alıyordu. Timur’un ordusunun sağ kanadında iki oğlu Miranşah ve Emirzade Mehmed ve emirler, merkezde hükümdarın kendisi, sol kanatta ise diğer iki oğlu Şahruh Bahadır ve Halil Sultan ile diğer emirler yer almışlardı.Savaş Timur ordusunun saldırısıyla başladı. Başlangıçta savaşta üstün görünen taraf Osmanlılardı. Bilhassa yeniçeriler ile Osmanlı sağ kolunda timarlı sipahilerin üstün gayretleri üzerine Timur Han bu mevkilere tekrar kuvvetler sevketti. Ancak bu sırada Osmanlı ordusu iki ihanet ile karşı karşıya kaldı. Sol kolda yer alan ve daha önceden Timur’la anlaşan Kara Tatarlar, Osmanlı kuvvetlerini arkadan vurmaya başladılar. Sağ koldaki bir kısım timarlı sipahiler de bu sırada Timur’un ordusunda çarpışan beylerini görerek karşı saflarda yer aldılar. Bu gelişmeler üzerine Osmanlı ordusunun sağ ve sol kanadı çöktü. Şehzade Süleyman, Çelebi Mehmed ve Sırp despotu kuvvetlerini toplayarak geri çekilmeye başladı. Yanındaki şehzadeleri ve yeniçerilerle akşama kadar muharebeye devam eden Yıldırım Bayezid ise, çekilmeye çalışırken esir düştü.Timur Han, kendisini iyi karşıladı ve tesellide bulundu. Bir Osmanlı padişahına yaraşır şekilde, izzet ve ikram eyledi. Ancak esaret zilletini çekemeyen Yıldırım Bayezid Han, kederinden ve nefes darlığından, 44 yaşında vefat etti(l403). Kabri Bursa’dadır. Timur Han, ölüm haberini alınca “Yazık oldu, büyük bir mücahidi kaybettik.” dedi.



Osmanlı Devletinde 7 yaşındaki çocuklara “elif-ba” ve ahlak bilgilerinin öğretildiği ilk mektebe başlatılırken yapılan merasimdir. Bu merasimin bir kandil günü olmasına bilhassa dikkat edilirdi. Bu mümkün olmazsa, pazartesi veya perşembe günleri yapılırdı.Merasime bir gün önceden evin temizliğiyle başlanırdı. Ayrıca ailenin mensupları Kapalıçarşı’ya giderek, okula başlayacak çocuğa ve mahalledeki fakirlerin çocuklarına gerekli eşyaları alırlardı. Bundan başka aile yadigarı rahle de cilaya verilirdi.Amin alayı yapılacağı gün, sabah namazından sonra çocuğa yeni elbiseleri giydirilir, hazırlık tamamlanınca ailece Eyüb Sultan’a gidilir ve burada dua edilirdi. Eve dönüldükten kısa bir süre sonra, okul çocukları ile ilahiciler gelirdi. Her okulun ayrı bir ilahicisi vardı. Semtte, amin alayı bir seyir vesilesiydi. O gün sokaklarda bir bayram havası ve görülmedik bir kalabalık olurdu.

Mektebe gidecek çocuk, evinin kapısında göründüğü anda ilahiciler ilahi okumaya başlarlar ve ilahilerin uygun yerlerinde alayda hazır bulunan Aminciler de “amin! amin!” diye nakarat yaparlardı. İlahi sona erince mahallenin hocası duaya başlar, çevrede bulunanlar büyük bir huşu içinde, çömelerek duayı sessizce dinlerdi. Hocanın duası sona erince, ilahiler okunmaya başlanır, amin nidaları göğe yükselirdi. Bu sırada mahallenin bekçisi, çocuğu hazırlanmış olan midilliye bindirir, yedeğine geçer, okulun kalfası ve müzakerecisi de atın iki tarafına geçerek alay hareket ederdi.Amin alayı belirli teşrifat kaidelerine bağlıydı. En önde giden, atlas yastık üzerindeki sırmalı kesesiyle elif-bayı taşırdı. Onun arkasından, başının üzerinde rahle ve çocuğun okulda oturacağı minderi götüren uzun boylu birisi giderdi. Bunu okula gidecek çocuk takib ederdi. Çocuğun arkasında okulun hocasıyla ilahiciler, aminciler bulunurdu. Amincilerin arkasında da ikişer ikişer el ele tutuşan mekteb talebeleri gelirdi. Alayı çocuğun babası, davetliler, akrabalar ve yakın dostlar tamamlardı.Yolda ilahiciler okumaya devam eder, aminciler de münasip yerlerde “amin” derlerdi. Bu topluluk sonunda okul kapısına varır; çocuk hemen içeri girmez burada zamanın padişahına dua edilir ve gülbank okunurdu. Gülbank’ı müteakip hoca tekrar dua eder, nihayet çocuğun bir elinden okul kalfası, diğer elinden de kapıcı tutar ve doğruca hocanın yanına çıkarlardı.Çocuk hocanın önüne geldiğinde elini öper, karşısında diz çökerdi. Bu arada, kalfa da elif-ba cüzünü rahleye açardı. Daha sonra hoca Besmele-i şerif’i takiben Elif harfini gösterir ve ilk dersini verirdi.Amin alayları eski devirlerde kısaca böyle olur ve çocuk ilk dersi bu şekilde alırdı.



Rus Çarı II. Petro’yu öldürterek, onun yerine tahta çıkan eşi Çariçe II. Katerina da amansız bir Osmanlı düşmanıydı. Bilhassa Ortodoksların Hamisi olduğunu ileri sürerek Rum ve diğer Ordtodoks azınlıkları ayaklandırmak için faaliyete başladı. Kocasını öldürmesinde kendisi ne yardım eden sevgilisi Prens Orlof kumandasında bir donanmayı İngiltere’ye gönderdi ve İngilizlerin himayesine sığındığını, eğer onlar da yardım ederlerse Osmanlıları birlikte yok edebileceklerini söyledi. Daha sonra bu donanma bir İngiliz amiralinin kumandasında Akdeniz’e açıldı ve Mora sahillerine geldi. Daha önceden Papazoğlu isimli bir Rum tüccarı para vadederek elde etmişlerdi. Bu adam, bütün Mora’yı dolaşarak bölgedeki papazlara Rusların göNderdiği hediyeleri dağıttı. Papazlar da halkı Osmanlı Devletine isyan etmeğe çağırıyorlardı. Fakat buna rağbet eden pek olmadı.

Bu arada Papazoğlu da Arnavut eşkıyalar tarafından yakalanarak öldürüldü. Nihayet İngilizlerin kumanda ettiği Rus donanması Mora’ya asker çıkardı. Bunlar, da ha önceden elde ettikleri Rumlara, getirdikleri silahları dağıttılar ve Müslüman köylerine Sal dırmaya başladılar. Binlerce silahsız Müslüman erkeği şehid ettiler, çocukları minarelerden attılar, kadın ve kızlara tecavüz ettiler. Bu sırada Mora’daki küçük bir Osmanlı müfrezesi ha dise yerine yetişince kaçıp, yarımadanın batısındaki silahsız ve korumasız durumdaki Navarin kalesini ele geçirip buraya sığındılar. Arkalarından isyana katılan yerli Rumlar da oraya geldiler, fakat Ruslar onları kaleye almadılar. Osmanlı kuvvetlerinin onları imha etmesini zevkle seyrettiler. Daha sonra kaleyi kuşatan Osmanlı kuvvetlerine kaleyi teslim edip, gemi lerime binerek kaçtılar. Ama ne kaçış... Ertesi gün önlerine çıkan küçük bir Osmanlı deniz kuvvetini görünce, İngiliz amiralin savaş emri vermesine rağmen onu dinlemeyerek selame ti kaçmakta buldular. Rus kuvvetlerinin başındaki Prens Orlof: “Nereden şu Akdeniz’e geldik, Kahrolsun Çar Petro’nun vasiyeti” diye bağırıyordu. Öylece Çariçe Katerina’nın rüyası kâbusa dönüyordu.

Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
26 Zi'l-ka'de 1438
Miladi:
19 Ağustos 2017

Söz Ola
Osmanlı padişahlarının hepsi dindar insanlar idi. Dini muhafaza ettiler. Dinin direği idiler. İçlerinde bir tane kötü yoktur. Ama aralarında derece farkı vardır.
Seyyid Abdülhâkim Arvasî Hz. “Kuddise Sirruh”
Osmanlılar Twitter