Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa der ki:-Aydın Reis, Devlet-i Osmanî’de yetişmiş olan en kıymetli denizcilerdendir.Aydın, aslen Karamanlıdır ve Kemal Reis’in yetiştirmelerindendir. Kemal Reis, Eğriboz adasını fethetmiş ve oraya yerleşerek leventler yetiştirmeye başlamıştı. Bunlardan biri olan Aydın, kısa sürede kendini ispat etmiş ve Kemal Reis’in dikkatini çekti. Ona kendi kadırgasında görev verdi.

Kemal Reis’in şöhretini duyan diğer Türk korsanları da gemileriyle birlikte ona katıldılar ve bu suretle müthiş bir korsan filosu ortaya çıktı. Bu filo, Balear adaları yakınlarında büyük bir İspanyol donanmasını mağlup etti ve Malaga şehrini basarak talan etti. Bu savaşlarda Aydın, büyü kahramanlıklar gösterdi. Tunus yakınlarındaki küçük Cerbe adasını kendisine üs yapan Kemal Reis, İtalya, Fransa ve Batı Akdeniz sahillerini vuruyordu. 1491 senesinde Cezayir’deki Becaye şehrine yaptığı baskın, ününü daha da arttırdı. Aynı yılın sonunda üssünü, Cezayir’deki Bone limanına taşıdı. Burada gemiler yaptırdı. Aynı sene sonunda Fransa ve İspanya sahillerine baskınlar yaptıktan sonra Malta’yı vurdu ve bu baskında Malta kralının oğlunu esir aldı. Avrupa ve Asya kıtalarında büyük topraklara sahip olan Osmanlı Devletinin, denizlerde Venedikliler ve müttefikleriyle boy ölçüşebilmesi için tecrübeli denizcilere ihtiyacı vardı. Sultan 2. Bayezid, Akdeniz’deki Türk korsanlarından faydalanmayı ve onları donanmanın başına geçirmeyi düşündü. Bunlardan, başarılarını yakından takibettiği Kemal Reis’i İstanbul’a davet ederek devlet hizmetine çağırdı. O da bu daveti memnuniyetle kabul etti. Kendi yetiştirdiği talebesi Aydın’a:-Üzerinde cebrim yoktur. Filomdaki istediğin gemiyi seçer, istediğin yere yelken açabilirsin. Bir denizciye lazım olacak bilgilere sahipsin ve cesursun. Ama, istersen benimle beraber İstanbul’a gelirsin, devletimizin, milletimizin ve dinimizin düşmanlarına karşı yine birlikte cenk ederiz.Aydın düşündü. Kubbesi gök olan engin denizlerde pervasızca dolaşmak kadar güzel bir şey olamazdı. Fakat Kemal Reis’den ayrılmak da çok zordu. Her şeyini ona borçluydu. Sonra, Türk donanmasında görev almak da şerefli bir şeydi.-Seninle birlikte geleceğim Reis Baba! Cevabını verdi.Kemal Reis İstanbul’a geldi, padişahtan iltifat gördü ve donanma kumandanlığına getirildi. Sultan 2. Bayezid ona, İspanya’daki Endülüs müslümanlarını hristiyan zulmünden kurtarıp Kuzey Afrika’ya getirme vazifesini verdi. Burada büyük hizmetler yaptıktan sonra 1511 senesinde İspanyollarla yaptığı bir savaş esnasında şehit düştü.Aydın Reis ise, donanmada gemi kaptanlığına kadar yükseldi. Kemal Reis’in şehadetin den sonra resmi vazifesinden ayrılıp, Cezayir’de faaliyet gösteren Oruç Reis’in emri altına girdi. 1518 senesinde Oruç Reis, İspanyollarla yaptığı Salado muharebesinde şehit düşünce kardeşi Hızır onun yerine geçti ve Aydın Reis de onun emrine girdi. Fakat kısa bir süre sonra Cezayir’den de ayrılarak Tunus açıklarındaki Cerbe adasını ele geçirdi ve burasını kendisine üs yaptı. Daha sonra buraya gelen Uluç Ali, Deli Cafer, Kara Kadı, Sancaktar, Güzelce Ahmet, Deve Hoca, Şolok Mehmet gibi ünlü Türk korsanları onun emrine girdiler. Bir süre sonra Cezayir halkı, İspanyollarla işbirliği yaparak, daha sonra Barbaros Hayrettin Paşa adıyla şöhret bulacak olan Hızır Reis’e karşı mücadeleye başladılar. Bundan çok müteessir olan Hızır Reis, müslümanlarla muharebe etmeyi uygun görmedi ve o da Cerbe’ye geldi. Bu sefer Aydın Reis ve diğer Türk korsanları onu kendilerine Reis yaparak Hızır’ın emri altına girdiler. Hızır Reis üç sene Cerbe’de kaldıktan sonra tekrar Cezayir üzerine bir baskın yaptı ve İspanyolların elinde bulunan Adakale’yi zaptederek burasını kendine üs yaptı. Aydın Reis de onunla beraber Adakale’ye geldi. Hızır Reis onu 15 parçalık bir filonun başına tayin ederek, İspanya’nın güneyinde bulunan Oliva kasabasında esir tutulan müslümanları kurtarma vazifesi verdi. Aydın Reis, Güney İspanya sahillerinde 5 büyük gemilik bir İspanyol filosuna rastladı ve kanlı bir muharebeden sonra hepsini esir aldı ve Hızır Reis’e gönderdi. Daha sonra Oliva kasabasına geldi ve burasını ateşe vererek müslüman esirleri kurtararak gemilere bindirdi. Tam bu sırada İmparator Şarlken’i Cenova’ya götürdükten sonra dönen Amiral Portundo kumandasındaki İspanyol donanması Barselona yakınlarındaydı. Oliva valisi Portundo’ya haber gönderip, Türk korsanların kasabalarını bastığını ve müslüman esirleri kaçırdığını bildirerek yardım istedi. Aydın Reis, bu haberin Amiral Portundo’ya ulaştığı sırada, Batı Akdeniz’de İspanya’ya ait Balear adalarından birisi olan Formentera’ya gelmişti. Portundo da bunu haber almış ve onu takibediyordu. Aydın Reis, gemilerdeki göçmenleri karaya çıkardıktan sonra, hiç beklenmedik bir anda İspanyol donanmasına hücum etti. Kanlı bir savaş oldu. Amiral Portundo da dahil, pek çok İspanyol kaptanı öldürüldü. Dev gibi 7 adet kalyon ele geçirdiler. İspanya’nın donanma kumandanı forsu da Aydın Reis’in eline geçti. Daha sonra karaya çıkardığı müslümanları tekrar gemilere doldurarak Cezayir’e geldi. Bu parlak zafer, Aydın Reis’e büyük bir ün sağladı. Barbaros onu, Cezayir donanma kumandan lığına tayin etti. Sonra da, Müslüman davasına hizmetlerini ve yaptığı muharebeleri anlatan bir mektubu, İspanya forsu ve daha birçok hediyeyi, Aydın Reis kumandasındaki on parçalık bir filo ile İstanbul’a, o sene yeni tahta çıkmış olan Kanuni Sultan Süleyman’a gönderdi. Her teknede 200 levent vardı. Seren direkleri baştan başa altın kaplanmıştı ki, güneş vurdukça görünen haşmeti anlatılamazdı. Bütün reisler, Barbaros’un elini öpüp yola çıktılar. Aydın Reis, mübarek bir saatte İstanbul’a vardı. bütün toplarını ateşleyip, Cihan Padişahını selamladı. Kadırgalardan 300 esir çıkarıldı. Her biri sırma cepken ve en değerli kumaşlardan yapılmış libaslar giymişlerdi. İstanbul halkı caddeleri doldurmuş, alayı seyrediyorlardı. Kanuni Sultan Süleyman Han Aydın Reis ve beraberindekileri kabul etti. Barbaros’un mektubunu aldı ve okudu. aydın Reis ve diğer kaptanlara iltifat etti. Çıkarken, Aydın’a 500, yanındaki üç reise 300’er, dokuz tane kaptana 200’er ve diğer zabitlere de 50’şer altın ihsanda bulundular. Ayrıca Aydın Reis’e çok kıymetli bir kılıç, hil’at ve dürbün verildi. Bütün leventler tersanede misafir edildi. Aydın Reis İstanbul’da bir ay kadar kaldı. Bu süre zarfında bütün vezirler ve kaptanları ziyaret ederek, faaliyetleri hakkında bilgi verdi. Ay sonunda tekrar Padişahın huzuruna kabul edildi. Kanuni, Barbaros’a verilmek üzere murassa bir hançer, sırmalı bir hil’at, altın işlemeli sancak ve iki büyük pırlantalı sorguç verdi. Ayrıca gayet gösterişli ve henüz kızaktan yeni inmiş üç parça kadırga da ihsan etti. Üstelik topları da vardı ve ağzına kadar cephane doluydu. Aydın Reis, İstanbul’dan ayrıldıktan sonra, İspanya sahillerine baskınlar yaptı. Balear adaları önlerinde büyük bir İspanyol donanmasını perişan etti ve birçok gemi ile hayli ganimet ve esirler alarak, 10 gemi ile çıktığı Cezayir’e 28 gemi ile döndü. Türk denizcilerinin Kral Karlos dedikleri, İmparator Şarlken, Cezayir’i ele geçirip, Barbaros’ları buradan atmak üzere harekete geçti ve ünlü Amiral Andrea Doria’yı kalabalık bir donanma ile buraya gönderdi. Haçlılar, Barbaros’ların üs olarak kullandığı yerin 115 km. ilerisine asker çıkardılar. Fakat şiddetli bir müdafaa ile karşılaştılar. Hızır Reis’in de hızla buraya doğru hareket ettiği haberini alınca, gemilerine binerek kaçtılar. Barbaros Hayrettin Paşa, düşman donanmasını yakalama vazifesini Aydın Reis’e verdi. O da küçük bir filo ile denize açıldı. Septe’ye kadar geldi, hatta Cebelitarık boğazını geçerek Atlas Okyanusuna açıldı. Fakat düşman donanmasına rastlayamadı. Sonra geri döndü ve Mayorka adasını vurdu, binlerce esir aldı. Bu arada büyük bir İspanyol donanması ile karşılaştılar ve hemen hücum ederek bütün gemileri zaptettiler. Böylece, kısa bir süre önce 10 gemiyle çıktıkları Cezayir’e, 55 gemi ile döndüler. Barbaros Hayrettin Paşa, o sene Aydın Reis’i tekrar İstanbul’a gönderdi. Kanuni Sultan Süleyman bizzat kendisi onu kabul etti ve kendisine:-Baka reis! Cezayir beylerbeyim Hayretttin’in işleri cümle makbulümdür. Şimdi sana beş pare kadırga veriyorum. Gemilerine ne kadar yükleyebilirsen ve denlü ihtiyacınız varsa, top, alet ve sair gemi donanımına mahsus nesneler yüklenmesini Kaptan Paşamıza irade ettim. Bilhassa yeni dökülmüş toplara ihtiyacınız vardır. Alabildiğin kadar bunlardan al. Sana birkaç topçu da vereceğim. Bunlar top imalinde mahir kişilerdir. Cezayir’deki donanmayı gayetle kudretli ve her zaman için muharebeye hazır tutun. Haber aldığıma göre Kral Karlos, Cezayir hakkında kötü niyetler beslemektedir. Zinhar tedbiri elden bırakıp gaflet üzre olmayasız!Aydın Reis, padişahın bizzat kendisine hitap etmesinden çok memnun oldu:-Hünkarımın sancaklarını yere düşürmeyeceğiz, küffara bir karış toprak bile vermeyeceğiz, dedi.Aydın Reis’in Cezayir’e dönüşü de çok parlak oldu. Yolda birçok düşman gemilerini de batırmış, birçoklarını da yakalayarak yedeğine almıştı. Daha sonra Güney İspanya sahillerine geldi ve burada perişan durumda bulunan 70.000 Müslümanı Cezayir’e getirdi.Barbaros Hayrettin Paşa, Kanuni Sultan Süleyman’ın davetiyle, 6 Nisan 1534’te İstanbul’a geldi. Kaptanı Derya rütbesini alarak Osmanlı donanmasının emir ve kumandası üzerinde olarak, Ağustos 1534’te denize açıldı. Tunus’daki Tacura’da da kendi başına bir üs kurmuş olan Aydın Reis de bu sefere katıldı. Savaşlara iştirak etti ve büyük kahramanlıklar gösterdi. Fakat birkaç ay sonra Cezayir’deki Bone limanında bir düşman baskını sırasında şehid düştü. Bütün hayatı şanlı ve şerefli zaferlerle dolu olan bu Türk denizcisine İspanyollar “Cochadiablo” (Şeytan döver) adını takmışlardı. İşte bu isim, onu tanımaya yarayacak en güzel delildir.




Osmanlılarda İslam ahlâkı hakimdi. Umumî kaideler dahil, herkes, İslam ahlâkına ve örfe uymak zorundaydı. Vatanseverlik, vakar, büyüğe hürmet, küçüğe şefkat, vefa ve sadakat, hayırseverlik, cömertlik, merhamet ve hoşgörü, namus, temizlik, hayvan ve bitki sevgisi, his, kıymet ve idealleri başlığı altında toplanabilen ahlâk ölçülerine titizlikle riayet edilirdi. Güzel ahlâk ve bu değer ölçüleri sayesinde, Türk toprakları emniyet ve huzur içindeydi ve kardeşlik havası hakimdi. II. Abdülhamid Han zamanında Osmanlı ülkesinde bulunan Edmondo da Amicis, Constantinopoli adlı eserinde:"Paşasından sokak satıcısına kadar istisnasız her Türkte vakar, ağırbaşlılık ve asillik ihtişamı vardır. Hepsi, derece farkları olmasına rağmen, aynı terbiyeyle yetişmişlerdir. Kıyafetleri farklı olmasa, İstanbul'da bir başka tabakanın olduğu belli değildir... İstanbul'un Türk halkı, Avrupa'nın en nazik ve kibar cemaatidir. En ıssız sokaklarda bile, bir yabancı için küçük bir hakarete uğrama tehlikesi yoktur. Namaz kılınırken bile bir Hristiyan camiye girip, Müslüman ibadetini seyredebilir. Size bakmazlar bile, küstahça bir bakış değil, sizinle ilgilenen mütecessis bir nazar dahî göremezsiniz. Kahkaha ve kadın sesi duyamazsınız. Fuhuşla ilgili en küçük bir olaya şahit olmak imkân dışıdır. Sokaklarda bir yerde birikmek, yolu tıkamak, yüksek sesle konuşmak, çarşıda bir dükkânı lüzumundan fazla işgal etmek, ayıp sayılır..." demektedir.



Sultan II. Abdülhamid demiryolu inşasına ehemmiyet vermişti . Toplam 33 yıl (1876–1909) padişahlık yapan Sultan II. Abdülhamid, bir hatırasında şunları ifade eder: "Bütün kuvvetimle Anadolu Demiryollarının inşasına çalıştım. Bundaki maksadımız, Mezopotamya ve Bağdat'ı Anadolu'ya bağlamak ve Basra Körfezine kadar ulaşmaktır. Alman yardımı sayesinde, buna maksat hasıl olmuştur. "Eskiden arazide çürüyen mahsülât ve hububatımız, şimdi rahatça sevkıyat bulmakta, madenlerimiz dünya piyasasına arz edilmektedir. "Hasılı, Anadolu için hayırlı, menfaatli bir istikbal hazırlanmıştır." * * * 66 yıllık Osmanlı döneminde (1856-1922) uzunluk rakamlarıyla birlikte inşa edilen demiryollarını şöylece sıralamak mümkün: * İzmir-Aydın ve şubeleri 610 km. * İzmir-Kasaba ve uzantısı 695 km. * Rumeli Demiryolları: 2383 km. * Anadolu-Bağdat DY: 2424 km. * Şam-Hama: 498 km. * Yafa-Kudüs: 86 km. * Bursa-Mudanya arası: 42 km. * Ankara-Yahşihan arası: 80 km. Yekûn: 8.600 km. * * * Burada önemli bir başka nokta da şudur: Osmanlı döneminde inşa edilen demiryolu hattının ancak 4000 kilometrelik (yarısından bile az) bölümü, misak-ı millî sınırları içinde kalabilmiş, geri kalan kısmı ise elimizden çıkıp gitmiş.



Osmanlılarda ilk önemli matematikçi ve astronom 1440’da vefat eden Bursa'lı Kadizade Rumi’dir. Musa Paşa da denen Kadızade-i Rumi, önce Bursa' da öğrenim gördü. Matematik ve astronomiyi Molla Fenari' den öğrendi. Kadızade, öğretimini Bursa’da yaptı. Kız kardeşinden başka kimseye haber vermeden Horasan’a oradan Türkistan’a giderek bilgisini artırmaya çalıştı. Timur Han’ın torunu Ulug Bey (1394-1449) zamanında Semerkand’da bulunduğu sırada, müdür Gıyaseddin Cemşid’in ölümü üzerine Semerkand rasathanesi müdürlüğüne, aynı zamanda Semerkand Medresesi baş müderrisliğine getirildi. Dört köşe olan bu medresenin dört tarafında dört sınıf vardı. Bir gün Uluğ Bey, müderrislerden birini görevden uzaklaştırdı. Kadızade, bunu protesto etmek için derslerine girmedi. Uluğ Bey, onu hastalandı sanarak ziyarete geldi. Karşısında Uluğ Bey’i gören gören Kadızade, 20. yüzyıl profesörlerine örnek olabilecek şu açıklamayı yapmış:" Biz müderrisliği, hiçbir kimseyle ilgisi olmayan bir görev zannederdik. Halbuki şimdi bunun da hüküm sahiplerinin elinde oyuncak olduğunu gördük. Öyleyse biz de dersten vazgeçtik."Bunun üzerine Uluğ Bey, görevden aldığı müderrisi eski görevine döndürdü ve bir daha bu işlere karışmayacağını açıkladı. Tarihte gerçekten büyük olan bilim adamlarının ve yöneticilerin varlığına bir örnek.



Fatih’in bilime olan hizmetlerine tanıklık eden anıtların en önemlisi, kuşkusuz camisinin etrafına yaptırdığı medreselerdir... Ancak ilk medrese eğitimi, fetihten hemen sonraki günlerde cami haline getirilen Ayasofya’da başlamış ve caminin yanındaki papaz odaları boşaltılarak öğrencilerin buralarda kalmaları sağlanmıştır. Molla Hüsrev’in başmüderrisliğe getirildiği bu ilk öğretim kurumunda, İstanbul’un ilk kadısı,Ayasofya'yı Cami olarak “tescil eden” Hızır Çelebi ’nin ilk müderrisler arasında bulunduğu görülmektedir. Bu sıralarda molla Zeyrek de müderris olarak Zeyrek camisinde derslere başlamıştır. (Türkiye Tarihi 2 s: 243) İşte İstanbul’da fetihten sonra öğretime başlayan ilk iki medrese bunlarrdır. Fatih medreselerinin yapımı bitince, Zeyrek’teki öğrenciler oraya taşınmış, Ayasofya’da ise öğretim sürdürülmüştür. Vakfiyesinde de belirtildiği üzere, Medaris-i Semaniye adı ile Fatih Camii’nin etrafında yapılmış olan bu yeni kuruluş, sekiz medrese ve her medresenin arkasında Tetimme adı verilen daha küçük sekiz medreseden oluşmaktadır. Ayrıca müderris ve öğrencilerin yararlanması için bir kitaplık, bir Darüşşifa ve bir de misafirhane bulunmakta idi. medreselerin her birinde “akli” ve “natli” bilimlerde birer müderris, Daruşşifada ise hangi ulustan olursa olsun iki hekim, bir göz hekimi, bir cerrah ve bir de eczacı görevlendirilmişti. Hekimlerin hastaları günde iki kez ziyaret etmeleri şart koşulmuştur.Fatih döneminde üzerinde durulması gereken önemli bir kuruluş da hızla geliştiği görülen bir yüksek okul niteliğindeki Enderun Okulu’dur. Bu kuruluş içinde askerlik, yöneticilik,güzel sanatlar bölümleri olduğu gibi, ayrıca bir de hastane bulunmakta idi. tanzimat dönemine kadar yaşadığı görülen Enderun Okulu’nda Galata Sarayı,Eski Saray ve Edirne Sarayı gibi sarayların orta dereceli saray okullarını bitirenler kabul edilmekte idi.



Kara Çebeş ve Menküb'ün fethinde sahte ricat taktiğinin uygulandığı görülmektedir. Kara Çebeş fethinde Orhan Gazi, kaleye bir konak mesafede askeri üç bölüğe ayırdı. Kendi komutasındaki bir bölüğü hisarın önüne yerleştirdi. Gece olunca diğer bir bölük hisarın arkasında mevzi aldı. Üçüncü bölük ise bir dere içine girdi. Kuşatma harekâtı başladıktan bir kaç gün sonra Osmanlı birlikleri geri çekilme görüntüsü veren geri harekâta başladılar. Bizanslılar, Türklerin kaçtıkları zannına kapıldıkları gibi, kale önünde yakaladıkları bir Türk askerinden de düşmanlarının kaçtığı şeklinde yanlış istihbarat aldılar. Bunun üzerine kaleden çıktılar ve pusuya düştüler. Bu suretle Kara Çebeş'in fethi mümkün oldu36. 1475-76 tarihinde Kırım'da bulunan Menkub şehri Ahmed Paşa tarafından muhasara edilmişti. Kalenin savaş yoluyla alınamayacağını gören Ahmed Paşa, burada bir miktar asker bırakarak geri çekildi. Bir kaç gün sonra buradaki askerler de çekildiler ve pusuya yattılar. Muhasara öncesinde kaleye dışarıdan bir çok insan girmişti ve uzun süren muhasarada erzak vs. sıkıntısı başlamıştı. Osmanlı askerinin geri çekildiğini görünce hemen hisardan dışarı çıkmaya başladılar. Bunun üzerine harekete geçen Osmanlı askerleri hücuma geçerek hisarın kapısını ele geçirdiler ve şehri fethettiler

Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
23 Rebiü'l-Evvel 1439
Miladi:
12 Aralık 2017

Söz Ola
Tarih milletlerin aynasıdır, her millet geçmişinde ne ekmişse, gelecekte de onu biçer
Churchill.
Osmanlılar Twitter