Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!


“Savaş, cesur milletlerin ilacı, korkak milletlerin ecelidir...”Osmanlı Sultanı III. Ahmed Han’a, Sadrazam cevap verdi:-Ne doğru söylersiniz Devletlûm... Şu Deli Petro, hakikaten eceline susamış! 1711 yılı, mübarek Ramazanın 28. günü...Topkapı sarayında Büyük Divan toplantısı yapılmakta...Bütün Devlet Ricali mevcut.Şeyhülislam Paşmakçızade Ali Efendi merak ediyordu:-Biz şimdiye kadar Padişahımızı sulh taraftarı görmüşüzdür. Muharebe için zaruret mi zuhur etti? Veziriazam Baltacı Mehmed Paşa cevap verdi:-Ruslar, Eflak-Buğdan Voyvodalarını kışkırtır...Mora’da ihtilal tertip ederler.

Reisülküttab (Dışişleri Bakanı) Kara Bekir Paşa:-Çarın tek arzusu Karadeniz’e inmektir.Sadrazam:-İşgal ettiği Azak kalesini bu yüzden canı gibi kollar. Üstelik onun yanına yeni hisarlar inşa eder.Reisülküttab:-İşte bu husus Antlaşmalara aykırıdır.Padişah:-Bizim de sabrımız bu sebeple taşar...dedi. Sonra Şeyhülislama dönerek:-Efendi hazretleri!..Rus Çarı fitneye devam eder durur. İsyanlar tertip ettirir. Asilere silah ve para gönderir. Bir cürette daha bulundular; hudutlarımızı geçtiler. Sözde İsveç kralını kovalıyorlarmış. Poltava savaşında mağlup olan İsveç Kralı Demirbaş Şarl, bizim topraklarımıza sığınınca, onlar da topraklarımıza tecavüz etmişler.-Öyleyse hadlerini bildirmek gerek!...Divan toplantısı sonunda ittifakla, Ruslar üzerine sefer edilmesi kararı alındı. 9 Nisan 1711Ordu-yu Hümayun İstanbul’dan ayrıldı. Serdar-ı Ekrem, sadrazam Baltacı Mehmed Paşa idi. Tuna nehrini geçtikten sonra Prut ırmağı boyunca kuzeye doğru ilerlediler. Bu sırada Rus ordusu da Prut ırmağının diğer sahilini takibederek, Osmanlı kuvvetleri üzerine doğru geliyordu. 18 Temmuz’da Osmanlı ordusu, Prut kıyısındaki Falçi kasabasına geldi. Aynı gün akşamı, karşı kıyıda başka çadırların kurulduğunu gördüler. Bunlar Rus öncü kuvvetleri idi. Bu durum Serdar’a bildirilince, hücum emri verildi. Nehri yüzerek geçen Anadolu sipahileri yakaladıkları Rus askerini kılıçtan geçirdiler. O gece bir harp divanı toplandı ve vakit kaybet meden düşman üzerine hücum edilmesi kararlaştırıldı. Bunu üzerine hemen faaliyete başlandı ve aynı gece Prut nehri üzerine 4 köprü birden kuruldu. Askerin yarısı karşı sahile geçti. Öncü kuvvetlerinin baskına uğradığını haber alan Deli Petro, onları kurtarmaya koştu. Fakat kendi ayağıyla kapana girdi. Çünkü 60.000 askerinin etrafı sarılmıştı. Bir tarafı bataklık, üç tarafı da Osmanlı askeriyle çevriliydi. En arkayı da Kırım Hanı tutmuş tu. Hiçbir kaçış yolu yoktu.Petro, hırsından deli gibi içmeye başladı. Körkütük sarhoş olunca herşeyi unutacağını sanıyordu. Fakat sabah çabuk oldu. Ve Yeniçeri palaları parlamaya başladı. Mareşal Şeremetev Osmanlı hücumunu geciktirmek için bütün topları ateşletti. Gerçekten de biraz zaman kazandılar. Derin siperler kazıp içine girdiler. Top sesleri arasında Petro biraz kendine geldi. Başbakan Şafirov ve metresi Katerina ile birlikte yeni çareler aramağa başladılar. Tek çare teslim olmaktı!...Baltacı Mehmed Paşaya bir sulh elçisi gönderilmesine karar verildi. Petro Moskova’ya da bir mektup yolladı. Şunları yazıyordu:“Ordumuz, kendisinden kat kat üstün Osmanlı kuvvetleriyle 4 bir yandan sarılmış durumdadır. Baltacı’nın eline geçmesin diye silah, cephane ve erzakı toprağa gömdürdüm. Askerlerim 3 gündür ağaç kabuğu ve yaprak yiyor. Daha ne kadar dayanabiliriz ki! Şayet Azizler imdadımıza yetişmezse ya parça parça edileceğiz, veya esir olacağız...”21 Temmuz sabahı yine top atışıyla başladı. Baltacı Mehmed Paşa artık bıkmıştı. Öğleye doğru kağıt kalem istedi. Ordusundaki bütün Paşalara ve Akıncı beylerine emirler hazırladı. Bu, toptan hücum emriydi. Her birlik için ayrı ayrı imzalıyordu. Rus ordusu ve Petro’nun idam fermanları bitmek üzereydi ki, iki Moskof subayı Osmanlı tarafına geçtiler. Ellerinde beyaz bayrak sallıyorlardı.Derhal Serdar’ın otağına aldılar. Hâlâ imza ile meşgul olan Baltacı, başını bile kaldırmadı. Tercüman vaziyeti anlattı. Ruslar, teslim bayrağını çekmişlerdi. Koca Baltacı bağırmaya başladı:-Bu dinsiz kafirler yalancıdır. Hile yaparlar. Çarları olacak herif dahi delidir. Bunların sözüne kanarsak, reâyâ ve berâyâ bizi lanetler. Bunları konuşturmadan hapsedesiniz.Sonra yanındaki Yeniçeri ve Sipahi ağalarına şunları söyledi:-Deli Çar hile yapar. Vakit kazanmak ister. Hiç göz açtırmadan top atışına devam oluna...Ayrıca yeni emirlerimi bekleyin!Zaman ilerledikçe Ruslar merak etmeye başladılar. Elçilerden haber gelmiyordu. Bunun üzerine ikincisini göndermeye mecbur kaldılar. Yeni elçi de derhal Serdar’ın huzuru na çıkarıldı. Bir de mektup yollanmıştı. Şunlar yazılıydı:“Devletlû Sadrazam Hazretleri..İki elçimizden bir haber alamadık. Daha fazla kan dökülmemesi için, neyi emrederseniz vermeye hazırız. Sonsuz minnet ve saygılarımızla..Başkumandan Mareşal Şeremetev”Baltacı Paşa o zaman inandı ki, Çar gerçekten sulh istemeye mecbur kalmış. Artık şöyle düşünüyordu:“-Eh!..Sulh konuşmaları yapmanın ne zararı olabilir? Anlaşmak mümkün olmazsa Yeniçeri satırı her halde meseleyi halleder.Bu fikirlerini harp divanında da aynen tekrarladı. Tek itiraz eden Kırım Hanı idi:-Moskof’un harbi zalim, sulhu kandırıcı olur...diyordu.her şeye rağmen sulh müzakereleri başladı. Çar, başbakan Şafirov’u görevlendirmiş idi. Osmanlı tarafına geçerken, Katerina bütün mücevherlerini kendisine teslim etti. Petro da:-Her şeyi, hatta yeni kurduğum Petersburg şehrini bile Baltacı’ya verebilirsin. Azak kalesini, İsveç Kralını, daha ne isterse vermekten çekinme...Yeter ki şu kapandan kurtar bizi!...dedi.Devlet-i Aliyye’nin 100. Sadrazamı Baltacı Mehmed Paşa, Rus delegesini kendi otağında kabul etti. ayaklarına kapanan Şafirov’a ilk sözü şu oldu:-Zalim Çarınız bizim ülkemizde ne arar?-Affınızı umar...Merhametinizi diler Devletlû...-Bre yalancı!...O deli herif hakikaten affedilmek dilerse, gelsin otağımızda rehin kalsın...Sulh şartları yerine getirilince serbest bırakırız.Başbakan yeri öperek:-Bundan gayri ne dilerseniz veririzi! Yeniçerilerin infialinden korkarız. Çarımıza kıyarlar diye düşünürüz! Kerem ediniz Devletlû!Baltacı daha da kızdı:-O mel’un, topraklarımıza girerken canından korkmaz da şimdi mi korkar?Bu sefer Şafirov kendisi korkmaya, yalvarmaya başladı:-Merhamet ediniz efendimiz...Ben kulunuz da, Çarımız da, karılarımız da, çocuklarımız da Padişah hazretlerinin köleleriyiz...Memleketimiz dahi sizin mülkünüzdür. Nice dilerseniz öyle olacaktır. Fakat Allah’a şükür sizler Müslümansınız. Otağdakiler şaşırmışlardı. Çünkü Rus Başbakanı ağlıyordu. Şunları ilave etti.-Herşeye rağmen bizler de sizler gibi tek Allah’a inanmaktayız. Dinsiz değiliz. Kitap sız değiliz. Üstelik boynumuza ip takıp, ayağınıza yüz sürmeye geldik. aman diliyoruz. Sizin dininizde Aman dileyene kılıç kalkar mı?Kurnaz Yahudi, Baltacıyı en zayıf yerinden vurmaya çalışıyordu. Dini hisleriyle avlamak istiyordu.Fakat Çorum’un Osmancık kasabasında gelip, Devletin en yüksek makamına yükselen Mehmed Paşa, kandırılacak gibi değildi. Kestirip attı:-Moskof Çarı yanımızda kalmalıdır. Taa ki sulh şartları yerine getirile...Şafirov hâlâ yalvarmaya devam edince, Sadrazam kılıcını göstererek bağırdı:-Defol buradan!.. Çarınız olacak deliye aynen şunları söyle; “Ya gelir, ya ölür”Rus başbakanı daha fazla dirense, kelleyi kaybedecekti. Çaresiz otağı terkederken, Viyana elçimiz Seyfullah Ağa içeri girdi. Sadrazamın çok sinirlendiğini görünce, biraz yatış tırmak istedi:-Koca Vezirim!... Bu gavurcuklar ne de olsa misafirimiz sayılır. Hiç değilse bir fincan kahve içseler!...dedi. Baltacı sakinleşti:-Kethüda çadırında kahvelerini içip defolsunlar!..dedi... Öyle oldu.Sadaret kethüdası Osman Ağanın çadırında kahve içerken, Şafirov bütün söyleyeceklerini söyledi:-Savaşı Osmanlıların kazandığı zaman ne istiyorlarsa, daha fazlasını vermeğe hazır olduklarını!...Fakat bunu Sadrazama arzedemediğini... söylüyordu.O gece harp divanı tekrar toplandı. Yeni gelişmeler, sakin kafayla gözden geçirildi. Herkes sulh taraftarıydı. Tek itiraz eden Kırım Hanı oldu:-Deli Petro ve 60.000 Moskofu derhal öldürelim!...diyordu.Sabahleyin Şafirov’u huzurundan kovan Baltacı, Kırım Hanına şu tarihi cevabı verdi:-Çarı ve 60.000 Rus’u öldürürsek, Rusların kökünü kazımış olamayız. Aksine daha çok kinlenirler. Nasıl ki, Emir Timur, bizim Yıldırım Gazi ve bir çok askerimizi telef ettiyse de, Osmanlı yok olmadı. Ondan sonraki Fatihler, Yavuzlar, Kanuniler, cihana hakim oldular. İmdi, biraz daha insaf gösterelim. Bizden Aman dileyen Moskof Çarı da olsa, silah larımızı indirelim. Çünkü daha fazla can vermekle alacağımız herşeyi, işte alıyoruz.10 saat içinde Sulh Antlaşması imza edildi. Ruslar herşeyi kabul ettiler. İmza attılar. Sulh şartları yerine getirilinceye kadar, Şafirov ve Şeremetev’in oğlu rehin kaldılar. Baltacı Mehmed Paşa, günlerdir aç olan, kanlı düşmanı Rus Çarı ve askerlerine ekmek, pirinç ve kahve gönderdi. Osmanlı Gazilerinin düşmanlığı bile işte böyle muhteşemdi.




Sultan II. Abdülhamid demiryolu inşasına ehemmiyet vermişti . Toplam 33 yıl (1876–1909) padişahlık yapan Sultan II. Abdülhamid, bir hatırasında şunları ifade eder: "Bütün kuvvetimle Anadolu Demiryollarının inşasına çalıştım. Bundaki maksadımız, Mezopotamya ve Bağdat'ı Anadolu'ya bağlamak ve Basra Körfezine kadar ulaşmaktır. Alman yardımı sayesinde, buna maksat hasıl olmuştur. "Eskiden arazide çürüyen mahsülât ve hububatımız, şimdi rahatça sevkıyat bulmakta, madenlerimiz dünya piyasasına arz edilmektedir. "Hasılı, Anadolu için hayırlı, menfaatli bir istikbal hazırlanmıştır." * * * 66 yıllık Osmanlı döneminde (1856-1922) uzunluk rakamlarıyla birlikte inşa edilen demiryollarını şöylece sıralamak mümkün: * İzmir-Aydın ve şubeleri 610 km. * İzmir-Kasaba ve uzantısı 695 km. * Rumeli Demiryolları: 2383 km. * Anadolu-Bağdat DY: 2424 km. * Şam-Hama: 498 km. * Yafa-Kudüs: 86 km. * Bursa-Mudanya arası: 42 km. * Ankara-Yahşihan arası: 80 km. Yekûn: 8.600 km. * * * Burada önemli bir başka nokta da şudur: Osmanlı döneminde inşa edilen demiryolu hattının ancak 4000 kilometrelik (yarısından bile az) bölümü, misak-ı millî sınırları içinde kalabilmiş, geri kalan kısmı ise elimizden çıkıp gitmiş.



Osmanlılarda ilk önemli matematikçi ve astronom 1440’da vefat eden Bursa'lı Kadizade Rumi’dir. Musa Paşa da denen Kadızade-i Rumi, önce Bursa' da öğrenim gördü. Matematik ve astronomiyi Molla Fenari' den öğrendi. Kadızade, öğretimini Bursa’da yaptı. Kız kardeşinden başka kimseye haber vermeden Horasan’a oradan Türkistan’a giderek bilgisini artırmaya çalıştı. Timur Han’ın torunu Ulug Bey (1394-1449) zamanında Semerkand’da bulunduğu sırada, müdür Gıyaseddin Cemşid’in ölümü üzerine Semerkand rasathanesi müdürlüğüne, aynı zamanda Semerkand Medresesi baş müderrisliğine getirildi. Dört köşe olan bu medresenin dört tarafında dört sınıf vardı. Bir gün Uluğ Bey, müderrislerden birini görevden uzaklaştırdı. Kadızade, bunu protesto etmek için derslerine girmedi. Uluğ Bey, onu hastalandı sanarak ziyarete geldi. Karşısında Uluğ Bey’i gören gören Kadızade, 20. yüzyıl profesörlerine örnek olabilecek şu açıklamayı yapmış:" Biz müderrisliği, hiçbir kimseyle ilgisi olmayan bir görev zannederdik. Halbuki şimdi bunun da hüküm sahiplerinin elinde oyuncak olduğunu gördük. Öyleyse biz de dersten vazgeçtik."Bunun üzerine Uluğ Bey, görevden aldığı müderrisi eski görevine döndürdü ve bir daha bu işlere karışmayacağını açıkladı. Tarihte gerçekten büyük olan bilim adamlarının ve yöneticilerin varlığına bir örnek.



Fatih’in bilime olan hizmetlerine tanıklık eden anıtların en önemlisi, kuşkusuz camisinin etrafına yaptırdığı medreselerdir... Ancak ilk medrese eğitimi, fetihten hemen sonraki günlerde cami haline getirilen Ayasofya’da başlamış ve caminin yanındaki papaz odaları boşaltılarak öğrencilerin buralarda kalmaları sağlanmıştır. Molla Hüsrev’in başmüderrisliğe getirildiği bu ilk öğretim kurumunda, İstanbul’un ilk kadısı,Ayasofya'yı Cami olarak “tescil eden” Hızır Çelebi ’nin ilk müderrisler arasında bulunduğu görülmektedir. Bu sıralarda molla Zeyrek de müderris olarak Zeyrek camisinde derslere başlamıştır. (Türkiye Tarihi 2 s: 243) İşte İstanbul’da fetihten sonra öğretime başlayan ilk iki medrese bunlarrdır. Fatih medreselerinin yapımı bitince, Zeyrek’teki öğrenciler oraya taşınmış, Ayasofya’da ise öğretim sürdürülmüştür. Vakfiyesinde de belirtildiği üzere, Medaris-i Semaniye adı ile Fatih Camii’nin etrafında yapılmış olan bu yeni kuruluş, sekiz medrese ve her medresenin arkasında Tetimme adı verilen daha küçük sekiz medreseden oluşmaktadır. Ayrıca müderris ve öğrencilerin yararlanması için bir kitaplık, bir Darüşşifa ve bir de misafirhane bulunmakta idi. medreselerin her birinde “akli” ve “natli” bilimlerde birer müderris, Daruşşifada ise hangi ulustan olursa olsun iki hekim, bir göz hekimi, bir cerrah ve bir de eczacı görevlendirilmişti. Hekimlerin hastaları günde iki kez ziyaret etmeleri şart koşulmuştur.Fatih döneminde üzerinde durulması gereken önemli bir kuruluş da hızla geliştiği görülen bir yüksek okul niteliğindeki Enderun Okulu’dur. Bu kuruluş içinde askerlik, yöneticilik,güzel sanatlar bölümleri olduğu gibi, ayrıca bir de hastane bulunmakta idi. tanzimat dönemine kadar yaşadığı görülen Enderun Okulu’nda Galata Sarayı,Eski Saray ve Edirne Sarayı gibi sarayların orta dereceli saray okullarını bitirenler kabul edilmekte idi.



Kara Çebeş ve Menküb'ün fethinde sahte ricat taktiğinin uygulandığı görülmektedir. Kara Çebeş fethinde Orhan Gazi, kaleye bir konak mesafede askeri üç bölüğe ayırdı. Kendi komutasındaki bir bölüğü hisarın önüne yerleştirdi. Gece olunca diğer bir bölük hisarın arkasında mevzi aldı. Üçüncü bölük ise bir dere içine girdi. Kuşatma harekâtı başladıktan bir kaç gün sonra Osmanlı birlikleri geri çekilme görüntüsü veren geri harekâta başladılar. Bizanslılar, Türklerin kaçtıkları zannına kapıldıkları gibi, kale önünde yakaladıkları bir Türk askerinden de düşmanlarının kaçtığı şeklinde yanlış istihbarat aldılar. Bunun üzerine kaleden çıktılar ve pusuya düştüler. Bu suretle Kara Çebeş'in fethi mümkün oldu36. 1475-76 tarihinde Kırım'da bulunan Menkub şehri Ahmed Paşa tarafından muhasara edilmişti. Kalenin savaş yoluyla alınamayacağını gören Ahmed Paşa, burada bir miktar asker bırakarak geri çekildi. Bir kaç gün sonra buradaki askerler de çekildiler ve pusuya yattılar. Muhasara öncesinde kaleye dışarıdan bir çok insan girmişti ve uzun süren muhasarada erzak vs. sıkıntısı başlamıştı. Osmanlı askerinin geri çekildiğini görünce hemen hisardan dışarı çıkmaya başladılar. Bunun üzerine harekete geçen Osmanlı askerleri hücuma geçerek hisarın kapısını ele geçirdiler ve şehri fethettiler



Fatih’in oğlu Sultan Cem’e, Papaların yaptıkları eziyetler, onların kendi dinlerinden olmayanlara ne gözle baktıklarının açık göstergesidir. Papa VIII. İnnocent, Saint Jean şövalyelerinden Sultan Cem’i para ile satın almıştır. Yani insan tacirliği yaptığı delilli, ispatlıdır. Papa huzuruna getirilen Sultan Cem’e, Hıristiyan olduğu takdirde, kendisini Macar kralı yapacağını vadetmiştir. Yani din değiştirmesi için, rüşvet teklif etmiştir. Cem Sultan bunu şiddetle reddettiğinde, Papa “Ben senin bizim fakir Hıristiyanlar’a bol sadaka verdiğini işittim. Hıristiyanlığı seviyorsun zannettim” deyince, Cem Sultan acıyan bakışlarla Papa’ya bakarak “İşte siz burada yanılıyorsunuz. Biz insanların inançlarına bakmaksızın, ihtiyacı olanlarına yardım ederiz. Bizim dinimiz bunu emreder” dediğinde, Papa öfkelenerek ve maalesef “Öyle ise bir köşede sinip yat” diyerek; zaten olmayan terbiyesinin seviyesini ortaya döküvermiştir. Cem Sultan’ın babası Fatih idi. Papalar onu, onaltı defa zehirletme teşebbüsünde bulunmuş ve onyedincisinde; başarılı olmuşlardır. Roma Papalarının ekserisi, insan zehirlemenin üstadıdır.

Bunlardan Cem Sultan’ı son kere satın alan Alexandr Borcia, birçok muhalifini, üstadı olduğu Tofana zehri ile ortadan kaldırmıştır. Cem Sultan’ı da Napoli Kralı’na satmadan önce, Tofana ile zehirletmiştir. Bu zehir zamanla tesirini gösterirdi. Başı, boynu, yüzü, gözü şişirerek öldürür dü. Cem Sultan da böyle oldu. Bu Papa evli olmadığı halde, çok ahlaksız bir kızı, iki de oğlu vardı? Bu kızı ağabeyi ve kardeşi ile yasak ilişkilere girmeyi normal sayardı. Papa Borcia, Cem Sultan’ı hem Napoli kralına satmış, hem de cenazesini paraya çevirmek için ölüsünü geri almaya çok uğraşmıştır. Napoli kralı ile bozuşmuştur. Papalar, siyasi sahada güçlendikçe, Haçlı seferleri tertiplemişlerdir. Bu seferlerin hedefi Türk toprakları idi. En son Haçlı seferleri de, Birinci Dünya Harbi’nde, Osmanlı devletini yıkmaya çalışan İtilaf devletleri orduları idi. Almanlar Papa’ya bağlı olmadıklarından, Papa onları da gözden çıkarmıştı.

Müstakil Bölümler
Bültene Kayıt Olun!
Bugün
Hicri:
22 Rebiü'l-Evvel 1439
Miladi:
11 Aralık 2017

Söz Ola
Padişah-ı âlem olmak bir kuru kavga imiş, bir veliye bende olmak cümleden ala imiş.
Yavuz Sultan Selim Han
Osmanlılar Twitter